• Sonuç bulunamadı

HANYALI NÛRÎ OSMAN’IN SÂKÎ-NÂMESİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "HANYALI NÛRÎ OSMAN’IN SÂKÎ-NÂMESİ"

Copied!
26
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

HANYALINÛRÎ OSMAN’IN SÂKÎ-NÂMESİ

The Sâkî-nâme of Hanyalı Nûrî Osman

Abdullah AYDIN*

ÖZET

Divan şiiri, konusunu genellikle “rezm ile bezme” yani savaş meydanları ile eğlence meclislerine ait unsurlardan almaktadır. Bezmin konu olarak seçildiği durumlarda sâkî, kadeh, meykede, pîr-i mugan başta olmak üzere sembolleşmiş kelimeler çokça kullanılır. Zamanla -gerek dünyevi gerekse tasavvuf içerikli olsun- eğlence meclislerinin vazgeçilmez ögesi olan sâkîyi merkeze alan sâkî-nâme denilen şiirler kaleme alınmıştır. Bu türdeki önemli eserlerden biri Hanyalı Nûrî Osman ’a aittir.

Girit’teki şairlerden ve yaşam tarzından bizi haberdar eden Hanyalı Nûrî Osman’ın divanı üzerine yaptığımız incelemede şiir çeşitliliği dikkatimizi çekmişti. Bu şiirlerden biri de sâkî-nâmedir. Bu çalışmada kurgusuyla türündeki diğer eserlerden farklılık gösteren bu şiir; şekil ve muhteva bakımından incelenmiş, alıntı yapılan şairler hakkında özet bilgiler verilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Girit, Hanya, Nûrî, Divan, Sâkî-nâme. ABSTRACT

The theme o f Divan poem is usually between “rezm and bezm” that is between war places and entertainment counsils. When bezm is preferred as a theme the symbolized words primarily such as sâkî, wine glass, meykede, pir-i mugan are used predominantly. In the course o f time the poems (Whether in world content or the hereafter) called sâkî-nâme have been written that focus on sâkî,who is the indispensoble element o f entertainment counsils. One o f the considerable works such kind belongs to Hanyalı Nûrî Osman.

Poem variation has drawn our attention in our examination on Hanyalı Nûrî Osman ’s Divan that informs us about the poets in Girit and their life style. One o f these poems in called sâkî-nâme. This poem wich is different from its sorts by its setting is examined in the way o f form and content and summarised informations are given about the poets who are quoted.

Key Words: Crete, Hania, Nûrî, Divan, Sâkî-nâme.

Giriş

Sâkî-nâme; su veren, su dağıtan, kadeh ve içki sunan anlamlarına gelen sâkî ile kitap, mecmua, sevgiye ve aşka dair yazılmış mektup

Bingöl Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi. [email protected].

(2)

anlamlarındaki name kelimelerinden oluşan birleşik bir isimdir1. Terim olarak içkiden, içki çeşitlerinden, işret meclislerinden, sevgiden ve sevgiliden bahseden edebî türdür2. Bununla birlikte tasavvufî karakter taşıyan sâkî-nâmeler de kaleme alınmıştır3.

Arap ve Fars edebiyatlarında da örnekleri bulunan sâkî-nâmelerin Türk edebiyatındaki durumu üzerine birçok araştırma yapılmış olmakla birlikte metinleri henüz ele geçmeyen sâkî-nâmeler de vardır4. Bu yazıda, yapılan çalışmalara katkıda bulunmak amacıyla Hanyalı Nûrî Osman’ın sâkî-nâmesi ele alınacaktır.

A. Hanyalı Nûrî Osman’ın Hayatı

Nûrî Osman, H. 1172/ M. 1758-1759 senesinde Girit adasının Hanya şehrinde doğmuştur5. Doğum yerinin Hanya olduğu eserlerinde belirtilmektedir:

Hanyavî olduguma şâhiddir Zeylimin târîhidir nazm-ı Girid6

Nûrî, elli sekiz yaşında, 18 Safer 1230/ 30 Ocak 1815 Pazartesi günü Hanya’da vefat etmiştir. Vefatına Hanyalı Vehbî aşağıdaki tarihi düşmüştür:

Seb„a-i seyyâreveş geldi mücevher târîhi Lücce-i nûra garîk ola o rûh-ı enveri

Fî 17 Safer Sene 12307

1 Ferit Devellioğlu, O sm a n lıca - Türkçe A n s ik lo p e d ik L û g a t, Ankara 2000, s.804, 915. 2 Ahmet Mermer, Neslihan Koç Keskin, E s k i T ü rk E d e b iy a tı T erim leri S ö zlü ğ ü , Ankara

2005, s. 89.

3 Mustafa İsen vd., E s k i T ü rk E d e b iy a tı E l K itabı, Ankara 2005, s. 262.

4 Rıdvan Canım, T ü rk E d e b iy a tın d a S â k în â m e le r ve İşretn â m e, Ankara 1998; Sadık Yazar, “XVII. Asır Şairlerinden Allâme Şeyhî, Divanı ve Bir Kasidesi”, T urkish S tu d ie s / T ü rko lo ji A ra ştırm a la r ı, Volume 2/3, Summer 2007, s. 586-605; Sait Okumuş, “Benlizâde İzzet Mehmed Bey’in Sâkînâmesi”, T urkish S tu d ies / T ürkoloji A ra ştırm a la rı, Volume 4/2, Winter 2009, s. 900-910; Ayşe Büyükyıldırım, “Kâşif ve Sâkî-nâme’si”, A . Ü. T ü rk iy a t A ra ştırm a la r ı E n stitü s ü D erg isi, S. 39, Erzurum 2009, s. 763-776; Erdoğan Uludağ, “Dîvân Edebiyatı Türlerinden Sâkînâmeler ve Seyhülislâm Bahâyî’nin Sâkînâmesi”, A .Ü . T ü rkiya t A ra ştırm a la r ı E n stitü s ü D erg isi, S. 9, Erzurum 1998, s. 49-64.

5 Barbaroszâde Şakir, C â m i-i T â rîh -i G irid S a h ib -D îvâ n G irid î H a n y a v î N û r î B e g E fe n d i n in T ercem e-i H â li, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, TY. 205, v. 148b.

6 Nûrî Osman Hanyavî, T ezyîl-i L u g a t-ı M a n z û m e -i N ûriye, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 209/2, v. 34b.

7 İsmail Yakıt, T ü rk İslâ m K ü ltü rü n d e E b c e d H e sa b ı ve Tarih D ü şü rm e, İstanbul 2003, s. 239.

(3)

Kaynaklarda Nûrî’nin ailesi hakkında detaylı bir bilgi yoktur. Sadece babasının Kolağası Ahmed Bey olduğu belirtilmiştir8. Nûrî’nin vefatlarına tarih düştüğü Emetullah, Hamide ve Ahmed Said Bey olmak üzere üç kardeşi vardır. Dolayısıyla hayatta olan ve Nûrî’den sonra vefat eden kardeşlerinin de olma ihtimali vardır. Yine kaynaklarda Nûrî’nin evlendiği ama hiç çocuğu olmadığı kaydedilmiştir.

Hakkında yazılan iki terceme-i hâl, Nûrî’nin öğrenim durumu hakkında bilgi verirken onun çok iyi yetiştiğine değinmişlerdir9.

Nûrî’nin mesleği kaynaklarda yeniçeri kâtipliği olarak geçmektedir10 11. Aynı zamanda kendisine zeamet olarak verilen ve Kandiye’nin Moros köyünde bulunan çiftlikle de meşgul olmuştur11.

Nûrî, Celvetiliğe Şeyh Salacızade Mustafa aracılığıyla intisap etmiş ve kendisinden hilafet almıştır12. Nûrî’nin, içerisinde şairler de bulunan, tarikat silsilesi ise şöyledir: Hz. Pîr Aziz Mahmud Hüdâyî13, Şeyh Fenâyî Cennet Mehmed Efendi14, Şeyh Veliyyüddin Mücâhid, Şeyh Hamîd Moravî, Pîr-i Sânî Şeyh Yusuf Bandırmavî, Şeyh Seyyid Hâşim Mustafa Üsküdârî15, Şeyh Salacızade Mustafa16. Nûrî mensup olduğu tarikatı divanında değişik yerlerde belirtmektedir:

Bu sırrı mürşidim pîrim Salâcı-zâde keşf etdi Ki mutlak kıble-i ehl-i fenâdır Hazret-i Hâşim17

8 İn tib a h G a zetesi, Girit, 21 Ramazan 1298/ 5 Ağustos 1881, No: 33; Mehmed Nâil Tuman, T u h fe-i N âilî, D iva n Ş a irlerin in M u h ta s a r B iyo g ra fileri, (Haz.: Cemâl Kurnaz, Mustafa Tatcı), C. II, Ankara 2001, s. 1110 (Bu kaynakta Giritli ve Hanyalı olmak üzere, Nûrî maddesi iki defa işlenmiştir.); Bursalı Mehmed Tahir, O sm a n lı M ü ellifleri,

(Haz. Cemâl Kurnaz ve Mustafa Tatcı), C. II, Ankara 2000, s. 462; İbnülemin Mahmut Kemal İnal, S o n A s ır T ü rk Şairleri, C. III, İstanbul 1988, s. 1244; “Nûrî Osman Bey”,

T ü rk D ili ve E d e b iy a tı A n sik lo p e d is i D e v ir le r / İs im le r /E s e r le r / Terim ler, C.7, İstanbul 1990, s. 86.

9 Orhan Kurtoğlu, G ir it Şairleri, Ankara 2006, s. 98; Kâmî Yahya Efendi, T ercem e-i H â l-i S a h ib -D iva n N ûrî, Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 2113, v. 237a-237b; Kâmî Yahya Efendi, A h v â l-i N û r î O sm an H a n y e v î, Almanya Milli Kütüphanesi. Türkçe Yazmaları, Ms.or.quart.1500, v.106b-111b; Barbaroszâde Şakir, age, v. 148b. 10 Kurtoğlu, age, s. 16; İnal, age, s. 1244; Tuman, age, s. 1110; Filiz Kılıç, “Giritli Divan

Şairleri”, H a c ı B e k ta ş Veli A ra ştırm a D e rg is i, S.32/ Kış, Ankara 2004, s. 290. 11 Kâmî Yahya Efendi, age, 19 Hk 2113, v. 238a.

12 Cemâl Kurnaz vd, G iritli S a la cıo ğ lu M u s ta fa ve M e s n e v ile ri, Ankara 2001, s. 9. 13 Hasan Kâmil Yılmaz, A z iz M a h m u d H ü d â y î H a ya tı, E serleri, T a rika tı, İstanbul 1999. 14 Abdullah Aydın, Ü sküdarlı F e n â y î C e n n e t M e h m e d E fe n d i ve D iv â n ı, İstanbul 2004. 15 Kurnaz vd, age, 2000, s. 14-15.

16 Kurnaz vd, age, 2000, s. 53-54.

(4)

Nûrî, elli sekiz yıllık ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. Divan18, Tezkîre-i Şu’arâ-yı Cezîre-i Girid19, Tuhfe-i Nûriyye20 21 22 23, Tezyîl-i

2i 22 23

Nûriyye , Tarîkü’l-ihtisâr , Târîh-i Girid adlı üçü manzum üçü de mensur altı eserinin nüshaları tespit edilmiştir.

B. Sâkî-nâme

Hanyalı Nûrî’nin “Sâkî-nâme” başlıklı şiiri, sadece içerisinde en fazla şiir bulunduran İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi T. 326’daki nüshada yer almaktadır24. Bu eserin sâkî-nâme türünde yazılan şiirlerden ayrılan en önemli özelliği diğer şairlerden alıntı yapmasıdır25. Hanyalı Nûrî, terkîb-bent nazım şeklinde kaleme aldığı şiirinin her bendinin vasıta beytini bir şairden almış, bu şairlerin isimlerini de yine her bendin üçüncü beytinin ikinci mısraında vermiştir. Şair alıntı yaptığı beyit ile kendi şiirinin kurgusunu başarılı bir şekilde işleyerek hem anlam hem de şekil bakımından şiirine bütünlük kazandırmıştır.

18 Abdullah Aydın, H a n y a lı N û r î O sm an ve D îv â n ı, GÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara 2009; Nûrî Osman Hanyavî, D ivâ n , Bodleian Library University of Oxford, MS Turk. E. 24; Nûrî Osman Hanyavî, D iv â n , Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 2113; Nûrî Osman Hanyavî, D ivâ n , İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, T. 356; Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326.

19 Kurtoğlu, age, 2006; Nûrî Osman Hanyavî, T ezkîre-i Ş u ’a râ -yı C ezîre-i G irid, Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 2113/2; Nûrî Osman Hanyavî, D üstûr,

Almanya Millî Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Ms.or.quart.1500, s. 80b-106a; Marinos Sariyannis, “A Source of Cultural Life of Eighteenth-Century Ottoman Crete”, A ria d n i,

(Girit Üniversitesi Felsefe Fakültesi Dergisi), S. 13, Girit, 2007, s. 79-99 (Makale Yunanca’dır.); Marinos Sariyannis, “The Düstûr of Hanyevî Nûrî ‘Osman As A Source for The Cultural Life of Eighteenth-Century Ottoman Crete”, (Aslı İngilizce olan bu makale henüz yayınlanmamıştır. E tu d e s B a lca n iq u es, C a h iers P ie rr e B e lo n adlı bir dergide yayınlanacağı yazarı tarafından belirtilmiştir.).

20 Nûrî Osman Hanyavî, L u g a t-ı M a n z û m e -i N û riye B e râ y -ı L is â n -ı R û m iye, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 209/1; Nûrî Osman Hanyavî, L u g a t-ı M a n z û m e -i N û riye B e râ y -ı L is â n -ı R û m iye, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 193; Nûrî Osman Hanyavî, L u g a t-ı N ûrîye, Mısır Millî Kütüphanesi, Lugatı Türkî Talat 39.

21 Nûrî Osman Hanyavî, Tezyîl, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 193/2; Nûrî Osman Hanyavî, age, 209/2; Nûrî Osman Hanyavî, T u h fe tü n -N û riy y e ,

Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 1876/2.

22 Nûrî Osman Hanyavî, T arîkü ’l-ih tisâ r, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 209/3, v. 36a-36b.

23 Nûrî Osman Hanyavî, T â rîh -i G irid, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, TY. 205.

24 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v. 5 4b-5 6a; Aydın, age, 2009, s. 480-485. 25 Canım, age, s. 49.

(5)

Hanyalı Nûrî, divanında yetmiş sekizi Osmanlı, on üçü Fars ve üçü de Arap olmak üzere toplam doksan dört şaire yer vermiştir. Çok sayıda şairden istifade etmiş olması itibariyle Nûrî’nin şair ve şiirle ilgili edebî değerlendirmeleri önemli ve isabetlidir. Bu yönüyle Hanyalı Nûrî, sâkî- nâmede yer verdiği şairlerde seçici davranmıştır. Bu şairler; Âgâh, Arpaemîni-zâde Mustafa Sâmî, Belîğ, Fehîm-i Kadîm, Hâtem, Kânî, Nâbî, Nahifî, Nedîm, N ef î, Sâbit, Sâlik, Servet, Şeyh Gâlib ve Yüsrî’dir. Bunlardan Belîğ, Fehîm-i Kadîm, N ef î ve Şeyh Gâlib divanlarında da sâkî-nâme türünde şiirler bulunmaktadır. Fakat Hanyalı Nûrî iktibas ettiği beyitleri bu şairlerin sâkî-nâmelerinden değil de diğer şiirlerinden almıştır.

1. Sâkî-nâme’nin Şekil Özellikleri

Hanyalı Nûrî eserini terkîb-bent nazım şeklinde kaleme almıştır. Bu şeklin temel özelliği kafiye düzeni gazel biçiminde olan şiir parçalarının vasıta adı verilen ve sürekli değişen bir beyit ile birbirine bağlanmasıdır. Her şiir öbeğine hane veya terkib-hane adı verilir. Bir hanedeki beyit sayısı ise değişiklik gösterebilir26.

Sâkî-nâme, her birinde dört beyit olan on beş bentten oluşmaktadır. Şiirde toplam altmış beyit vardır. On beş beyti yani her bendin diğer şairlerden alıntı yapılan vasıta beyitleri çıkarıldığında Hanyalı Nûrî’nin kırk beş beyit yazdığı görülmektedir. Bentlerdeki kafiye düzeni ise şöyledir:

1. bent: a - a, a - a, a - a, b - b 2. bent: c - c, c - c, c - c, d - d

Sâkî-nâme’nin sekiz bendinde redif kullanılmıştır. Bunların üçü “et-, olma-, eyle-” fiillerinden, biri “-ınım senin” şeklinde ek ve kelime birleşiminden, diğerleri ise eklerden meydana gelmiştir. Hanyalı Nûrî, genellikle iki ses benzerliğine dayanan tam kafiyeyi tercih etmiştir. Kafiye ve redif uyumlarında başarılı olan şiirin dördüncü bendinde “hasteyim - hasteyim, besteyim - resteyim, besteyim - teşneyim” kelimeleri kullanılmıştır. Görüldüğü üzere son kelimedeki kafiye sesi öncekilere uymamaktadır.

Sâkî-nâme, aruz vezninin “M e f ' y l ü f  ' i l  t ü m e f  ' i l ü f  ' i l ü n ” kalıbıyla yazılmıştır. Muzârî bahrinin bu kalıbı, içerisinde

26 Halil Erdoğan Cengiz, “Divan Şiirinde Musammatlar”, T ü rk D ili D e rg is i T ü rk Ş iiri Ö zel S a yısı I I (D ivan Ş iiri), Sayı. 415-416-417/ Temmuz-Ağustos-Eylül 1986, s. 395; İbrahim Yavuz, T ü rk E d e b iy a tın d a T erkîb -i B e n d ve T ercî-i B e n d le r (X V II-X IX .yy.), Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Muğla 2006, s. 11.

(6)

1152 şiir bulunan Hanyalı Nûrî Divanı’nda 177 şiirde kullanılmıştır. En fazla yer verilen bu kalıbın tüm şiirler içerisindeki oranı ise %

15,36’dır27.

Türkçeyi vezne uydurmada çok başarılı olan Hanyalı Nûrî bu şiirinde sadece “bî-rengî (VII/3)” ve “âhû (IX/2)” kelimelerinde zihaf yapmıştır.

2. Sâkî-nâme’nin Muhteva Özellikleri

Sâkî-nâme türü genellikle şarabın övüldüğü şiirlerdir. Hanyalı Nûrî ise şiirine saki övgüsüyle başlanmıştır. Sâkî hakkında söz söylemiş şairleri kurmaca bir meclis etrafında toplayarak her birine sâkînin bir özelliğini söyletmektedir. Bilindiği gibi meclislerde genellikle irfan sahipleri bulunur. Konu sâkî ve onun özellikleri olunca Hanyalı Nûrî, meclisine bu konunun uzmanlarını yani şairleri dâhil etmiştir.

Hanyalı Nûrî, sâkîye hitap ederek kaleme aldığı şiirinde sâkî- nâmelerde bulunan unsurları tasavvufî olarak işlemiştir28. Bu unsurlar aşağıda Hanyalı Nûrî’nin yüklediği anlam ifadeleriyle ayrı ayrı değerlendirilecektir. Diğer taraftan şair “zühd, kalender, kevser, ashâb-ı hayret, uzlet-nişîn, vahdet-güzîn, Kâf-ı kanaat vd.” tasavvufî ifadelere de sıkça yer vermiştir. Özellikle ikinci ve on ikinci bentlerde mutasavvıfların hâlleri, altıncı bentte dünyanın vefasızlığı, geçici olduğu ele alınmıştır.

a. Şahıslar 1. Sâkî

Su veren, sulayan, içki sunan anlamlarına gelen sâkî, tasavvufî olarak bütün feyz ve sevginin kaynağı olan Allah’ı bazen de o feyzi müride ulaştıran mürşid-i kâmili karşılamaktadır. Hanyalı Nûrî’nin sâkî- nâmesinde işlediği sâkî; mürşid-i kâmil, bazı bentlerde de şeyhin yanında hizmet eden müritlerden biridir. Zira şair, sâkîye öğüt verir. Meclistekilerin mürşide öğüt vermesi gelenekle uyuşmamaktadır.

Hanyalı Nûrî, şiirinin tüm bentlerine “sâkî” kelimesiyle başlamaktadır. Tüm bentlerde sâkîye seslenmekte, ondan istekte bulunmaktadır. “İnayet et, münevver et, söndür, yetiş, tegafül eyleme, getir şarabı, sabuhu sun, gözet, etme yeter nihan, yeter” kelimeleriyle sâkîden genellikle yardım isteyen şair bazen de “dünyanın vefası yok ” diyerek sâkîye öğüt vermektedir.

Sâkî olmazsa âlem âşığa dar gelir. (XIII. Bent) Genç olduğu için tecrübesizdir. Dünya, felek ise vefasız ve aldatıcıdır. Bu sebeple şair, feleğin özelliklerini anlatarak sâkîye dikkatli olmasını söyler. (VI. Bent)

27 Aydın, age, 2009, s. 68-69. 28 Canım, age, s. 12.

(7)

a. Vücut özellikleri

Güzelliğiyle dillere destandır. Şairler arasında onun güzelliğini anlatan gazelhanlar vardır. (X. Bent)

Başkalarını sarhoş eden sâkînin kendisi de mestanedir. (II. Bent) Yüzü temizdir, güneş gibi parlaktır. Nuruyla meclisi aydınlatır. (XIII. Bent) Yanağı lal-gûn yani kırmızı renklidir. (I. Bent)

Dudağı mezedir. Aynı zamanda şeker gibi tatlıdır ve buradan şerbet verir. (V., XV. ve III. Bentler) Burada dudağın şeklî güzelliğinden çok oradan çıkan sözlerin tatlılığından ve kıymetinden söz edilmektedir.

Acı sözler söylediği için ağzı tuzluğa benzemektedir. (X. Bent) Bakışları sarhoş gibidir, mahmurdur. Bir bakışıyla hayret sahiplerini mest eder. (III. Bent)

Gamzesi fitneci ve kan dökücüdür. (X. Bent)

Siyah zülüflerinin sevdası, siyahlığı âşığın gönlüne sıkıntı ve ıstırap verir. (V. Bent)

Aslında sâkînin her uzvu çok değerlidir. Onun incik kemiği bile gümüş kadar güzel ve kıymetlidir. (III. Bent)

b. Görevleri

Sâkî; piyaleleri doldurur. Meclistekilere mey verir. O istemezse ondan ayak almak pehlivanlık ister, zordur. (I. ve V. Bentler)

Sunduğu şarapla meclistekilerin aklını fikrini alır, onları sarhoş eder. (VII. Bent)

Asıl görevi mey sunarak sarhoş etmek olan sâkî bazen de sarhoşluktan ayakta duramayan ve hasta olanlara yardım eder. (IV. Bent)

Mecliste ney çalar. (VII. Bent)

Bir şeyler anlatarak meclistekileri meşgul eder. Mecliste aşka, badeye dair şiirler okur bazen de Kevser sâkîsinin hâlini nakleder. (II. ve III. Bentler) Buradaki “Kevser sâkîsi” ile hikmet, ilim, Kur'an, tevhit, ilm-i ledün, marifetullah anlamlarına gelen “Kevser”i sunan Hz. Muhammet veya mürşid-i kâmil kastedilmektedir.

Sâkî, meclise layık olmayanları içeri almaz. Münkirlerin, dış görünüşe ve şekle önem veren zahitlerin meclis içinde yaşananlardan, âşıkların hâllerinden haberdar olmasını engeller. (XII. Bent)

Bir görevi de âşığı vuslata erdirmemek, mutsuz ederek kederler içerisinde bırakmaktır. (V. Bent)

2. Sevgili

Şiirde sâkî aynı zamanda sevgilidir. Yukarıda sâkîye ait olarak zikredilen vasıflar ve görevler sevgili için de geçerlidir. Hanyalı Nûrî, IX. ve XI. bentlerde sevgili ile sâkîyi birbirinden ayırmıştır. Sâkîye hitap ederek ondan sevgilinin ne olduğunu sormaktadır. Sevgiliyle ilgili olarak burada verilen bilgiler şunlardır:

(8)

Sevgili, sâkî ile âşığın kurduğu tuzağa düşmesi beklenen, korkmuş, ürkmüş, çekingen bir ahudur. (IX. Bent)

Sevgilinin dudağı gonca, yanağı güldür. (XI. Bent)

Âşıkların gönülleri sevgilinin yanağının zikriyle coşar. Âşıkların bu tespihinden melekler sessiz kalır. Burada âşıkların hem sayıca çokluğu hem de yaptıkları zikrin çokluğu anlaşılmaktadır. (XI. Bent)

3. Âşık

Klasik edebiyatımızda çoğulu olan uşşak veya âşıkîn kelimeleriyle de yer alan âşık, aynı zamanda şairin kendisidir. Tasavvufî olarak Allah’ı çok seven, onu hakkıyla tanımaya çalışan müridi, saliki karşılamaktadır.

Âşık aşüftedir, aşkından çıldırmıştır. (I. Bent)

Âşıkların gönlü, devamlı cevreden sevgilinin cefasından, gamzesinden, bakışından yaralıdır. Bu sebeple âşıklar için ecel merhametli, şefkatli, sevimli ve güler yüzlüdür. (X. Bent)

Sâkî olmayınca âşığa âlem dar gelir. Âşık, sâkîsiz işret edemez, safa süremez. (XIII. Bent)

Devamlı ağladığı için artık âşıkta gözyaşı kalmamıştır. Gözlerinden sadece kan gelir. (XIII. Bent)

Ehil olmayanların, münkirlerin bezme girmesi âşıklar için afettir, beladır. (XII. Bent)

4. Zahit

Zahit, dünyaya rağbet etmeyen, kendini tamamen ahirete adayan, mala mülke önem vermeyen anlamlarındadır. Fakat bilindiği gibi divan şiirimizde bu anlamlarının dışında kullanılmaktadır. Divan şiirinde zahit ham sofu, dinin özünden habersiz, şekilci ve zahire bakan kişidir. Âşık veya arif olmadığı için hakiki aşkı bilmemektedir.

Zahitler, işret meclisinde bulunanlara karşı kin beslerler. (II. Bent) Münkir ve soğuk tabiatlı oldukları için onların varlığı bezme ağırlık, kasvet verir. (XII. Bent)

5. Muğbeçe

Muğbeçe, Mecusi çocuğu demektir. Fakat divan edebiyatında mürit, işret meclisinde sâkîlik yapan güzel anlamlarında kullanılmaktadır.

Hanyalı Nûrî, sâkîye seslenerek bir muğbeçe ile ülfet eylediğini söylemektedir. (XIV. Bent)

c. Bezm ile ilgili Unsurlar 1. Bezm

Bezm âşıkların işret ettiği, sevindiği, mutlu olduğu yerdir. (IV. Bent) Bazen züht ehlinin gelişiyle bezmin havası ağırlaşır, âşıklara sıkıntılı gelir. (XII. Bent)

(9)

İşret meclisi şarabın ışığı ile aydınlanır. (II. Bent) Bezmde meyhaneci ve sâkîye hürmet edilir. (XIV. Bent) 2. İçki

Sâkî-nâmede geçen başlıca içecekler; mey, bade, arak ve punçtur. Edebiyatımızda şarabın rengi sevgilinin yanağıyla benzerlik kurulabilmesi için genellikle kırmızıdır. Hanyalı Nûrî, meyin kırmızılığını yakut-fâm ve lal-gûn diyerek belirtmektedir. (I. Bent)

Şarabın ışığı, nuru âşıklar meclisini aydınlatır. (II. Bent)

Mecliste âşıklar kadehi elden bırakmaz, devamlı bir şeyler içilir. (IX. Bent)

Geceyi içerek geçiren âşıklar, sabah ayılmak için yine şaraba müracaat ederler. (VIII. Bent)

Şarap anlamına gelen bade, ilahî aşkı karşılamaktadır. (IX. Bent) Kevser, cennetteki ırmağın adıdır. Sâkî-nâme’de şarap âşığa can verici, ayrılık ateşiyle yanan gönlü teskin edici yönüyle Kevser’e benzetilmiştir. (X. Bent)

Hanyalı Nûrî’nin ismini zikrettiği diğer bir içecek ise araktır. Aynı zamanda ter anlamındaki arak tevriyeli olarak kullanılmaktadır.

Sevgilinin yanağındaki terler elmas gibi değerlidir. (I. Bent)

Bir bentte de keyif verici özelliği olan punç adlı bir çeşit şerbet geçmektedir. Punç aynı zamanda harareti giderici özelliğe sahiptir. (III. Bent)

3. Kadeh

İçkinin sunulmasında kullanılan bardaktır. Câm, piyale, ayak, sagar gibi değişik adlarla anılır.

Kadeh, sâkî tarafından sunulurken tamamen doldurulmalıdır. (I. Bent)

Ayak da denilen kadeh, sâkînin elinde olunca mübarektir. O mübarek ayağı almak ise pehlivanlık ister, zordur. (XV. ve V. Bentler.)

Kadeh, yapılış maddesi cam olduğu için cihanı gösteren bir aynaya teşbih edilmiştir. (VIII. Bent)

Dünyanın geçici lale bahçeleri ancak içilmiş bir kadeh kadar değerlidir. Şair burada kadeh ile lale arasında şekil bakımından bir benzerlik kurmuştur. (VI. Bent)

Şarap şişesi demek olan mina ise içi yakut gibi değerli kırmızı şarapla doludur. (II. Bent)

d. Diğer Unsurlar 1. Dünya

Sâkî-nâmenin VI. bendinin tamamında dünya ele alınmıştır. Bu bende göre; felek yayından âşığa cefa okları atan dünya vefasızdır, bir

(10)

kararda durmaz, bazen sıcak bazen soğuk olur. Aslında kendi de konuk olan dünya kalıcı değildir, geçicidir.

Bir diğer bentte ise; sâkînin güneş gibi parlak olan yüzünün dünyayı aydınlattığı belirtilmiştir. (XIII. Bent)

2. Yiyecek

Sâkî-nâme’de mey meclisinde tüketilen yiyeceklere değinilmemiştir. Üç bentte yiyecek adı vardır. Bunlar da teşbih unsuru olarak yer almıştır:

Âşıkların gönülleri kebap gibidir, aşk ateşiyle kızarmıştır. (IV. Bent)

Kebabın bir çeşidi olan büryan da susuzluktan yanan âşığın benzetilenidir. Şair bu hararetin giderilmesi için sâkîden Kevser şarabı istemektedir. (X. Bent)

Âşıklar için, mecliste, meze olarak sâkînin dudakları yeterlidir. (V. Bent)

3. Müzik Aletleri

Sâkî-nâme’de müzik aleti olarak def ve rübap geçmektedir. Bu aletler, meclistekilere Şeyh Galip’in beytini söylemektedir. (V. Bent)

e. Kurmaca Mecliste Bulunan Şairler 1. Âgâh (Ö. H. 1141/ M. 1728)

Semerkantlı Hafız Hacı Mehmed Bulak’tır. “Mürettep Türkî divanı ve Farisî eş’ârı vardır.” Diyarbakır’da metfundur29.

Hanyalı Nûrî, Âgâh’ın beş beyitlik bir gazelinin matla beytini iktibas etmiştir:

Ol denli bezm-i yârda germ-ülfet olmuşuz Gûyâ ki tab„-ı bâdede keyfiyyet olmuşuz30

2. Arpaemîni-zâde Mustafa Sâmî (Ö. H. 1146/ M. 1733)

Edebiyatımızda Sebk-i Hindî akımının temsilcileri arasındadır31. Sâkî-nâmeye aşağıdaki beyti alınmıştır:

29 Cemal Kurnaz, T ü rkiye-O rta A s y a E d e b î İlişkileri, Ankara 1999, s. 166; Ali Emirî Efendi, E s â m î-i Ş u ’a râ -yı A m id , (Haz: Galip Güner, Nurhan Güneri, Ankara 2003, s. 10; Şerife Akpınar, “Hacı Hâfız Mehmed Bulak Âgâh ve Dîvânı” Ç. Ü. S o s y a l B ilim le r E n stitü s ü D erg isi, C. 15, S. 2, Adana 2006, s.429.

30 Şerife Akpınar, Â g â h D iv â n ı ve İn c e le n m e si, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Konya 2006, s. 343.

31 Fatma Sabiha Kutlar, “XVIII. Yüzyıl Divan Şiirinde Bir Sebk-i Hindî Şairi: Arpaemini- zade Sami”, H a cette p e Ü n iversitesi E d e b iy a t F a k ü lte si D erg isi, C. 13, S. 1-2, Aralık 1996, s. 125-140.

(11)

Vahdet-güzîn-i gûşe-i Kâf-ı kanâ„at ol ‘Ankâ gibi güşâde-per-i evc-i şöhret ol32 3. Belîğ ( Ö. H. 1174/ M. 1760)

Mora Yenişehirli Mehmed Emin Efendi’dir33. Belîğ Divanı’nda her biri beş bentten müteşekkil on üç bentlik bir sâkî-nâme bulunmaktadır34. Belîğ Divanı’nı istinsah ettiğini belirten Hanyalı Nûrî, iktibas ettiği beyti sâkî-nâmeden değil de yedi beyitlik bir gazelden almıştır.

Ey Mesîhâ-dem eyâ âsaf-ı Mûsâ-haslet Etdirip bendene dîvân-ı Belîgi terkîm35 Cevlâna başlayıp yine sâkî-i sîm-sâk Pür-neş’e etdi meclise geldi ayak ayak36 4. Fehîm (Ö. H. 1057/ M. 1647)

Asıl ismi Mustafa’dır. Çok genç yaşta ölmesine rağmen XVII. yüzyılın önemli şairleri arasına girmiştir. Divanı yayımlanmıştır37.

Hanyalı Nûrî padişahlarla dönemlerinde yetişen şairleri eşleştirdiği bir şiirinde IV. Murat döneminde yaşayan şairler anasında Fehîm’i N ef î ile beraber üstat olarak nitelemiştir:

N ef î ammâ vü Fehîm-i nâ-şâd Hak budur fenn-i şi„irde üstâd38

Hanyalı Nûrî, sâkî-nâmesine Fehîm’in aşağıdaki beytini almıştır: Diller ki zikr-i la„li ile pür-hurûş olur

Tesbîhden gürûh-ı melâ’ik hamûş olur39

32 Kemal Kahramanoğlu, S â m î H a ya tı, E serleri, E d e b î K işiliğ i ve D iv a n ı’nın T enkitli M etn i, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Konya, 1995, s.

392.

33 İskender Pala, “Beliğ, Mehmed Emin”, T D V İs lâ m A n siklo p ed isi, C. 5, İstanbul 1992, s. 417.

34 H. Gamze Demirel, 18. Y ü zyıl Ş a irlerin d en B e liğ M e h m e d E m in D iv a n ı (İncelem e, T en kitli M etin , Tahlil), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Elazığ, 2005, s 390-398.

35 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 179a; Aydın, age, 2009, s. 931. 36 Demirel, age, s. 241.

37 Tahir Üzgör, F e h îm -i K a d îm H a ya tı, Sanatı, D iv a n ı ve M e tn in B u g ü n k ü Türkçesi,

Ankara 1991; Özgen Felek, F e h îm -i K a d îm D îv â n ın ın Tahlîli, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Elazığ, 2007.

38 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 52b; Abdullah Aydın, age, 2009, s. 509. 39 Üzgör, age, s. 422.

(12)

5. Hâtem (Ö. H. 1168/ M. 1754)

Mora yakınlarındaki Akova’da doğduğu için Akovalızade denmekle meşhurdur. Tahsilini İstanbul’da tamamlamıştır. Çeşitli sebeplerle Mısır, Mekke, Keşan, Turhal ve Yenişehir’de bulunmuştur.

Hanyalı Nûrî, divanında Hâtem’i Sultan I. Mahmut zamanının en büyük şairi olarak göstermektedir:

Hazret-i Hâtem hatmü’ş-şu‘ârâ Tâc-ı pîrâ-yı gürûh-ı ‘urefâ40

Sâkî-nâmede iktibas edilen beyit aşağıdadır: Leb-beste-i şeker midir âyâ zebânımız Memhûrdur ‘akîde-i misâl dehânımız41

6. Kânî (Ö. H. 1206/ M. 1792)

XVIII. yüzyıl şair ve nasirlerinden Tokatlı Ebubekir Kânî Efendi’dir. Zarif ve nükteli söyleyişi dolayısıyla devrinde mizah üstadı olarak ün kazanmıştır42. Divanı ve mektuplarını topladığı münşeatı vardır43. Sürgün edildiği Limni’de mahrumiyet içinde yaşamış, ömrünün sonlarına doğru affedilerek İstanbul’a gelmiştir. Hanyalı Nûrî, tezkiresinde Lebîb Efendi biyografisini verirken, Kânî’nin H. 1170/ M. 1756-1757 tarihinde Girit’e de sürgün edildiğini kaydetmiştir. Yine burada Kânî “Melikü’ş-Şuarâ” olarak nitelenmiştir44.

Hanyalı Nûrî Divanı’nda pek çok yerde ismi geçen Kânî, büyük divan şairleriyle bir tutulmuştur.

Çâr imâmân-ı ma„ârif k ’anda medfûn oldular Ya„nî N ef î Bâkî vü Nâbî vü Kânî rûhları45

Hanyalı Nûrî, kendi ile Kânî arasında benzerlik kurmaktadır. Tokat’ın Kânî’yle Hanya’nın da kendisiyle övünmesi gerektiğini belirtmektedir:

40 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 52b-53a; Abdullah Aydın, age, 2009, s. 510. 41 Mehmet Celal Varışoğlu, H â te m H a ya tı, E d e b î Ş a h siyeti, D iv a n ı’n m T en kitli M e tn i ve

İn celem esi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, Erzurum, 1997.

42 İsa Kayaalp, “Kânî”, T D V İs lâ m A n sik lo p e d is i, C. 24, İstanbul 2001, s. 306-307. 43 H. Dilek Batislam, K a n i’nin M e n s u r L e ta ifn a m e si ve H e zliy a tı, Çukurova Üniversitesi

Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Adana, 1997; İlyas Yazar, K â n î D iva n ı (İncelem e- M etin ), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, İzmir 2006; Muhittin Eliaçık, T okatlı K â n î D iv a n ın ın T en kitli M etn i, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1992.

44 Kurtoğlu, age, s. 81; Kâmî Yahya Efendi, age, v. 227b.

(13)

Tokad ederse eger Kânî ile fahr etsin Seninle ede Giridin de Nûrî Hanyası46

Hanyalı Nûrî, sâkî-nâmesine Kânî’nin aşağıdaki beytini iktibas etmiştir:

Bir derde düş ki hâcib ü der-bânı olmaya Bir derde düş ki hâcet [ü] dermânı olmaya47 7. Nâbî (Ö. H1124/ M. 1712)

Urfalı olan şairin ismi Yusuf tur. Divan edebiyatının büyük şairleri arasında yer alan Nâbî, IV. Mehmet zamanında İstanbul’a gelmiştir. Divanıyla birlikte dokuz eseri vardır.

Nâbî, Hanyalı Nûrî’nin kendisinden etkilendiği ve divanında çok söz ettiği şairlerden biridir. Hanyalı Nûrî onu “Melikü’n-Nazm” olarak nitelemektedir. Gazeller içerisinde bulunan methiyede de Nâbî’ye şairliğinden dolayı bir kutsiyet atfetmektedir:

Felek-i ma„rifetin meh-tâbı Melikü’n-nazm cenâb-ı Nâbî48 Olmasa hatm-i rüsül derdim ben Şi‘rine Rumda bir şer„-i kadîm Olmadın ise nebî Nâbîsin sen Eser-i tuhfe sana nazm-ı kerîm49

Hanyalı Nûrî sâkî-nâmede bir beytine yer verdiği Nâbî’nin beş gazelini tahmis etmiş, bir gazeline de nazire yazmıştır. Yine divanında bulunan tek tesbi örneğinin zemin beyti de Nâbî’nindir. Sâkî-nâmeye, Nâbî Divanı’nda yer alan beş beyitlik bir gazelin matla beyti alınmıştır:

Mevc-i murâd bâde-i cân-perverimdedir Harf-i neşât-ı zîr-i sâgarımdadır50 8. Nahîfî (Ö. H. 1151/ M. 1738)

İstanbullu Süleyman Nahîfî Efendi’dir. Divan sahibi olan şair asıl ününü Mevlânâ’nın Mesnevisi’ni tercüme ederek kazanmıştır51.

Hanyalı Nûrî Divanı’nda ismi sadece Sâkî-nâmede geçmektedir. Hanyalı Nûrî burada şairin bir beytini iktibas etmiştir:

46 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 204b; Aydın, age, 2009, s. 910. 47 Yazar, age, s. 522.

48 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 52b; Abdullah Aydın, age, 2009, s. 510. 49 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 170a; Abdullah Aydın, age, 2009, s. 786. 50 Ali Fuat Bilkan, N â b î D îvâ n ı, İstanbul 1997, C.1, s. 501.

(14)

Sensiz cihânda ‘âşıka ‘işret revâ mıdır Sensiz safâ-yı ehl-i mahabbet revâ mıdır52 9. Nedîm (Ö. H. 1143/ M. 1730)

İstanbullu şairin asıl adı Ahmet’tir. 1730’da Sekban Ali Paşa Medresesi müderrisi iken Patrona Halil isyanı patlak verir. İsyandan sonra Nedîm’in akıbeti hakkında ise değişik bilgiler vardır.

Divanında Nedim’e çok yer veren ve onun bir gazelini tahmis eden Hanyalı Nûrî “Gazel-i Nedimâne” başlıklı şiirine ondan bir mısra almıştır:

Bir nîm neşve say bu cihânın bahârını Bir sâgar-ı keşîdeye tut lâle-zârını53

Sâkî-nâmede Nedim’in aşağıdaki beyti iktibas edilmiştir: Görmedi Nûrî o kâfir gibi bir dil-ber gözüm

Kâtil-i ‘uşşâk u ‘akl alıcı îmân hırsızı54 10. Nef’î (Ö. H. 1044/ M. 1635)

Divan edebiyatında kaside ve hiciv şairi olarak tanınan Nef’î de sâkî-nâme yazan şairler arasındadır. Divanında her biri sekiz beyitten müteşekkil beş bentlik bir sâkî-nâme vardır55.

Hanyalı Nûrî, kasideleriyle meşhur olan N e fî’yi sâkî-nâmede gazelhan olarak nitelemiştir. İktibas ettiği beyti NefTnin sâkî- nâmesinden değil de Vezir-i Azam Murat Paşa hakkındaki methiyesinden almıştır:

Gamzen ne dem ki tîg çekip hûn-feşân olur ‘Uşşâk-ı dil-figâra ecel mihr-bân olur 56 11. Sâbit (Ö. H. 1124/ M. 1712)

Asıl adı Alâeddin’dir. Bosna’nın Uziçe kasabasında doğmuştur. Öğrenimini ilerletmek için İstanbul’a gitmiştir. Çorlu, Burgaz gibi küçük kazalarda kadılık yapmıştır.

Hanyalı Nûrî Divanı’nda ismi çok geçen şairlerden biri de Sâbit’tir. Hanyalı Nûrî, onu şiir mülkünün sultanı olarak görmektedir:

52 A. İrfan Aypay, N a h ifi S ü leym a n E fe n d i (H ayatı, E serleri, E d e b i K işiliğ i ve D iva n ın ın T en kitli M e tn i), (2 cilt), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, İzmir 1992.

53 Muhsin Macit, N ed îm D ivâ n ı, Ankara 1997, s. 360.

54 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 202b; Aydın, age, 2009, s. 904. 55 Metin Akkuş, N e f ‘îD iv a n ı, Ankara 1993, s. 261-264.

(15)

Sâbitin dahı olunmaz inkâr Oldugu husrev-i mülk-i eş‘âr57

Hanyalı Nûrî, Sâbit’in bir gazelini tahmis etmiş, bir gazelinde diğerlerinden farklı olarak makta beytinden sonra Sâbit’in bir matlaını alarak gazel nazım şeklinin bilinen kafiye örgüsünün dışına çıkmıştır.

O semen pîrehene uymuş o fetvâyî kabâ Şâh-ı hûbân-ı cihândır u ‘aleyhi’l-fetvâ58

Hanyalı Nûrî, sâkî-nâmesine ise aşağıdaki beyti almıştır: Yâdımdadır o çeşme-i cânın mesîresi

La„lin çıkardı tâze benefşe hamîresi59 12. Sâlik (Ö. ?)

Tuhfe-i Nâilî’de Sâlik mahlaslı sekiz şair bulunmaktadır. Hanyalı Nûrî’nin sâkî-nâmesinde bir beytini iktibas ettiği Sâlik’in hangisi olduğu tespit edilememiştir60:

Bu şeb harîm-i yâri makâm etdim ittihâz Bezm-i safâmı beyt-i harâm etdim ittihâz 13. Servet (Ö. H. 1180/ M. 1766)

Pazarbaşızâde Osman Servet Efendi’dir. İstanbullu olan şair Enderun’da yetişmiştir. Darüssaade yazıcılığı yapmıştır61.

Servet, Hanyalı Nûrî Divanı’nda özellikle îcazlı söyleyiş özelliğiyle zikredilmektedir. Hanyalı Nûrî, Anadolu’daki şiirin gelişmişliğine delil olarak Servet Divançesi’ni göstermektedir:

57 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 52b; Aydın, age, 2009, s. 510. 58 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 118a; Aydın, age, 2009, s. 592-593. 59 Turgut Karacan, B o sn a lı A la a d d in Sabit, D ivan, Sivas, 1991, s. 516.

60Hanyalı Nûrî, Sâlik'in aşağıdaki gazelini tahmis etmiştir: YÂrin nihÂl-i uaddi âanavber degil midir

Gülden murÂd „Âri0-ı dil-ber degil midir DÂm-ı belÂ-yı 'ışua giriftÂr eden dili OÂl-i siyÂh u zülf-i mu'anber degil midir ÂfÂü-ı oüsne ryy-ı müniri o mehveşin

İnâÂf edince mihr-i münevver degil midir PervÂne gibi yanmada dil syz-ı 'ışu ile NÂr-ı maoabbet içre semender degil midir DÂ'im âadÂ-yı S  l i k-i rÂh-ı maoabbete Oüsn ü cemÂl mürşid ü reh-ber degil midir

Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 89a-89b; Aydın, age, 2009, s. 452-453.

(16)

Mu‘ciz idigin bilmez idim şi‘rini Rumun Dîvânçe-i Servet elime girmese Nûrî62

Hanyalı Nûrî bir gazelini tahmis ettiği Servet’in bir beytini de sâkî- nâmesine almıştır:

Hûn-âbeler şerâb idi diller kebâb idi Yapılmışım bu mertebe hâlim harâb idi 14. Şeyh Gâlib (Ö. H. 1213/ M. 1799)

Asıl ismi Muhammet Esad’dır. Yenikapı Mevlevîhânesi çevresinde yetişmiştir. Daha sonra Galata Mevlevîhânesi’nde şeyhlik yapmıştır. Divanıyla birlikte dört eseri vardır.

Şeyh Gâlib’in, Hanyalı Nûrî için çok ayrı bir yeri vardır. Giritli olmadığı hâlde onu Girit Şairleri tezkiresine almıştır63. Divanında da edebiyatımızdaki diğer şairlerle kıyaslayarak onu üstün tutmuştur:

Bilmezem Tâlib ü Sâ’ib Râgıb Nazarım Mevlevî-i Gâlibedir64

Şeyh Gâlib Divanı’nda da her biri dört beyitten müteşekkil altı bentlik bir sâkî-nâme vardır65. Fakat Hanyalı Nûrî, bu şiirden değil de Gâlib’in on beyitlik bir gazelinin matla beytini iktibas etmiştir:

Mey-hâne sadrına geç otur kâm-rân isen Sâkînin al ayagını ger pehlevân isen66 15. Yüsrî (Ö. ?)

Tuhfe-i Nâilî’de Yüsrî mahlaslı beş şair bulunmaktadır. Hanyalı Nûrî’nin sâkî-nâmeye beytini aldığı şairin hangisi olduğu ise tespit edilememiştir:

Câm-ı şerâba zâhidi tergîb eder miyiz Erbâb-ı bezm-i ‘işreti ta‘zîb eder miyiz

3. Metin

S A u ı - n  m e

M e f ' y l ü F  ' i l  t ü M e f  ' l l ü F  ' i l ü n

62 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 211b; Aydın, age, 2009, s. 961. 63 Kurtoğlu, age, s. 61-65.

64 Nûrî Osman Hanyavî, age, T. 326, v 147b; Aydın, age, 2009, s. 702. 65 Muhsin Kalkışım, Ş eyh G âlib D îvânı, Ankara 1994, s. 177-178. 66 Kalkışım, age. s. 351

(17)

I 1 S  u i ' i n  y e t e t m e y - i y  u y t - f  m ı â u n L e b - b e r - l e b e t p i y  l e l e r i v e r a m  n b e ş o n 2 O a d d i n g i b i u a d e o l e r o l a c ü m l e l a ' l - g y n E l m  s - p  r e - i ' a r a u - ı r y y ı s i l b ü t ü n 3 D e s t y r o l u r s a '  ş ı u - ı  ş ü f t e s ö y l e s i n B i r m a ü l a ' ı n ı « A b i t 'i n  r  y i ş e y l e s i n 4 " Y  d ı m d a d ı r o ç e ş m e - i c  n ı n m e s i r e s i L a ' l i n ç ı u a r d ı t  z e b e n e f ş e o a m i r e s i " II 1 S  u i f ü r y â - ı m e y l e b u b e z m i m ü n e v v e r e t M i n  l a r ı ş e r  b i l e y  u y t - ı a o m e r e t 2 Z ü h h  d - ı k i n e - c y y ı ş a ş ı r d ı p u a l e n d e r e t M e s t  n e l i k l e k e ş f - i r u m y z  t - ı O a y d a r e t 3 M e r d  n a n a u l - i o  l e t - i s  u i - i k e v â e r e t NAbi E f e n d i b e y t i n i m e c l i s d e z i v e r e t 4 " M e v c - i m u r  d b  d e - i c  n - p e r v e r i m d e d i r O a r f - i n e ş  u z i r - i l e b - i s  â a r ı m d a d ı r " III 1 S  u i b i r i k i p u n ç i l e s ö n d ü r o a r  r e t i S ü k k e r l e b i n d e n a z k e r e m e t l a ' l - i ş e r b e t i 2 E y l e ' a r a u - f e ş  n - ı m e y e r b  b - ı ' i ş r e t i M e s t e y l e b i r n i g  h i l e a â o  b - ı o a y r e t i 3 M e d o i n d e d i r o u u b u l a m e c l i s o a l  v e t i B e y t - i B e l i â- i m u ' c i z e - s e n c - i b e l  â a t i 4 " C e v l  n a b a ş l a y ı p y i n e s  u i - i s i m - s  u P ü r - n e ş ' e e t d i m e c l i s e g e l d i a y a u a y a u " IV 1 S  u i y e t i ş m e d e d - r e s i m o l g e l k i o a s t e y i m D ü n d e n b e r i o u m  r i l e ö l d ü m k i o a s t e y i m

(18)

2 D i v  n e y i m k i s i l s i l e - i z ü l f e b e s t e y i m Û a y d - ı „ ı u  l - ı „ a u l u o p a r d ı m k i r e s t e y i m 3 B e z m - i u a r a b d a n a â m e - i c  n - s y z - ı b e s t e y i m s e r v e t 'l e e ğ l e n i p ş u [ a j r a c ı u d a t e ş n e y i m 4 " Ö y n -  b e l e r ş e r  b i d i d i l l e r k e b  b i d i Y a p ı l m ı ş ı m b u m e r t e b e o  l i m o a r  b i d i " V 1 S  u i t e â  f ü l e y l e m e a o b  b a v e r ş e r  b N u u l - i l e b i n l e t  z e l e n e t  k i b u o a r  b 2 S e v d  - y ı z ü l f - i o a m - b e - o a m ı n v e r d i p i ç ü t  b V a â l ı n l a e y l e b e n d e - i n  - ş  d ı k  m - y  b 3 G y ş e t k i z e m z e m e y l e n e s ö y l e r d e f [ ü ] r ü b  b a A l i b 'd e n e y l e m i ş b u s ö z i ş i m d i i n t i o  b 4 " M e y - o  n e â a d r ı n a g e ç o t u r k  m - r  n i s e n S  u i n i n a l a y a â ı n ı g e r p e h l e v  n i s e n " VI 1 S  u i c i h  n d u y a m a z a n ı n [ ç ü n ] v e f  s ı y o u B i r o  l i l e d e g i l a n a m e y l e t m e h e y ç o c u u 2 G  h i â ı c a u a n ı n y e r i g  h i o l u r â o v u u S e n d e b i r i k i c  m u a p ı ş d ı r a r a m a ç o u 3  o i r a t a r k e m  n - ı f e l e k d e n s a n a b i r o u N a o m - ı N e d im 'd e n a n l a k i d ü n y  d a u o n u u 4 " B i r n i m n e ş v e â a y b u c i h  n ı n b a h  r ı n ı B i r s  â a r - ı k e ş i d e y e u u t l  l e - z  r ı n ı " VII 1 S  u i g e t i r ş e r  b ı d a h e p „ a u l u h y ş a l B e n d e n b e n i i l e t y e m - i o a y r e t - m e d  r a â a l

(19)

2 â a l Û ı l ş ü s t ü ş y ş e r  b i l e d e r y  - y ı m a o v a M i n - b a ' d s e n d e '  l e m - i  b a b o y u n c a ü a l 3 D ü n y  d a n e l ç e k '  l e m - i b i - r e n g i i ç r e u a l F e t v  - y ı b e y t - i KAni i l e ö e v u ü n  y ı ç a l 4 " B i r d e r d e d ü ş k i o  c i b ü d e r - b  n ı o l m a y a B i r d e r d e d ü ş k i o  c e t [ ü ] d e r m  n ı o l m a y a " 1 VIII S  u i â a b y o ı â u n k i e r i ş d i d e m - i â a b  o R  o a t - r e s o l a t  k i d i l - i k e m t e r i y e r  o 2 C  m - ı c i h  n - n ü m  y ı g e t i r i s t e m e m m e r  o ' U z l e t - n i ş i n o l u p i k i m i z b ö y l e d i r â a l  o 3 B i r s  d e s ö z l e d i n l e â a t a y ı m b i r ı â ü ı l  o B u b e y t - i S A m i'y i i ş i t o l u  b i l - i f e l  o 4 " V a o d e t - g ü z i n - i g y ş e - i Û Â f - ı u a n  ' a t o l ' A n u  g i b i g ü ş  d e - p e r - i e v c - i ş ö h r e t o l " 1 IX S  u i p ü r o l d ı p  r e - i v a â l i l e c  m ı m ı z ' A â y  r a i ' t i b  r d e ğ i l d i r m e r  m ı m ı z 2 B  z i l e d i r d e m -  - d e m - i ş ü r b ü ' l - m ü d  m ı m ı z O l  h y - y ı r e m i d e o l u p ş i m d i d  m ı m ı z 3 T e b l i â e t '  ş ı u  n - ı u a d i m e s e l  m ı m ı z AgAhv e ş b u b e y t i l e f e h m e t k e l  m ı m ı z 4 " O l d e n l i b e z m - i y  r d a g e r m - ü l f e t o l m u ş u z G y y  k i ü a b - ı b  d e d e k e y f i y y e t o l m u ş u z " 1 X S  u i ş e h i d - i â a m z e - i f e t t  n ı n ı m s e n i n L e b - t e ş n e - i z ü l  l - i n e m e k - d  n ı n ı m s e n i n

(20)

2 T i â - i n i g  h ı n i l e k i u u r b  n ı n ı m s e n i n Û a n d ı r ş e r  b - ı k e v â e r e b i r y  n ı n ı m s e n i n 3 S e r - g e r m - i t e ş n e - i m e y - i i o s  n ı n ı m s e n i n N e f 'i g i b i c i h  n d a â a z e l - o i  n ı n ı m s e n i n 4 " â a m z e n n e d e m k i t i â ç e k i p o y n - f e ş  n o l u r ' U ş ş  u - ı d i l - f i g  r a e c e l m i h r - b  n o l u r " XI 1 S  u i n i c ' o l d ı o l g ü l - i z i b  - y ı â o n ç e - l e b K i m e y l e d i f i r  u ı a n ı n r y z u m u z ı ş e b 2  y  b u i f t i r  u a n e o l m u ş ' a c e b s e b e b Ş i v e n - u a0 y ı o a s r e t o l u p b e z m i p ü r -ü a r a b 3 O l d u u o a r i u - i  t e ş - i h i c r  n - ı t  b u t e b G e l d i F e h i m 'd e n d i l e b u b e y t - i b ü ' l - ' a c e b 4 " D i l l e r k i ö i k r - i l a ' l i i l e p ü r - o u r y ş o l u r T e s b i o d e n g ü r y h - ı m e l  ' i k o a m y ş o l u r " XII 1 S  u i g ö z e t k i b e z m d e b i r â ı u l e t o l m a s ı n E r b  b - ı z ü h d v  u ı f - ı k e y f i y y e t o l m a s ı n 2 M ü n k i r l e r '  ş ı u  n a m e d e d  f e t o l m a s ı n O l b  r i d  n m a o r e m - i g e r m i y y e t o l m a s ı n 3 Y  r  n - ı n ü k t e - p e r v e r e h e m - o  l e t o l m a s ı n Y ü s r i s ö z ü n o u u k i v a r ı p ' i ş r e t o l m a s ı n 4 " C  m - ı ş e r  b a z  h i d i t e r â i b e d e r m i y i z E r b  b - ı b e z m - i ' i ş r e t i t a ' ö i b e d e r m i y i z " XIII 1 S  u i c e m  l - i p  k i n i e t m e y e t e r n i h  n O u r ş i d - i ü a l ' a t ı n l a m ü n e v v e r o l a c i h  n

(21)

2 V e r s i n f ü r y â - ı n y r r u o u n b u o a u i r - i c  n S e n o l m a y ı n c a t e n g o l u r '  l e m b a n a h e m  n 3 S e n s i z s i r i ş k - i d i d e l e r i m o l d ı s  d e u a n E t d i m N a o i f i b e y t i n i  r  y i ş - i z e b  n 4 " S e n s i z c i h  n d a '  ş ı u a ' i ş r e t r e v  m ı d ı r S e n s i z â a f  - y ı e h l - i m a o a b b e t r e v  m ı d ı r " XIV 1 S  u i â a f  - y ı m e y k e d e y e n i y y e t e y l e d i m ' A z m - i s e r - i m a o a l l e - i k e y f i y y e t e y l e d i m 2 T a ' o i m - i m e y - f ü r y ş i d ü b e n o ü r m e t e y l e d i m B i r m u â - b e ç e y l e h e m - d e m o l u p ü l f e t e y l e d i m 3 İ o r  m a g i r d i m i ş t e s a n a â o o b e t e y l e d i m S A l i k 'd e n i ş b u b e y t i a l ı p o ü c c e t e y l e d i m 4 " B u ş e b o a r i m - i y  r i m a u  m e t d i m i t t i o  ö B e z m - i â a f  m ı b e y t - i o a r  m e t d i m i t t i o  ö " XV 1 S  u i y e t e r ç e k i m d i m ü b  r e k a y a â ı n ı Û a l d ı r y e r i m d e n e v v e l o u a s u u a r a â ı n ı 2 N y r i- i b i - d i l e â u n o s ü k k e r d u d a â ı n ı Ç ö z b a ' d - e z - i n ş u r a d a m u u a d d e m u u ş a â ı n ı 3 B i - c y d o l u p d i l e v e r e l i m g e l f e r  â ı n ı OAteml e y i p u u u u - y ı d e h  n ı n uapaâırn 4 " L e b - b e s t e - i ş e k e r m i d i r  y  z e b  n ı m ı z M e m h y r d u r ' a u i d e - i m i â  l d e h  n ı m ı z " Sonuç 67

(22)

Girit’teki şairlerden ve yaşam tarzından bizi haberdar eden Hanyalı Nûrî Osman’ın divanı üzerine yaptığımız incelemede şiir çeşitliliği dikkatimizi çekmiştir. Bu şiirlerden biri de sâkî-nâmedir.

Bilindiği gibi Divan şiiri, “rezm ile bezme” yani savaş meydanları ile eğlence meclislerine ait unsurları işlemektedir. Zamanla -gerek dünyevi gerekse tasavvufi içerikli olsun- eğlence meclislerinin vazgeçilmez ögesi olan sâkîyi merkeze alan sâkî-nâme tütünde şiirler kaleme alınmıştır.

Hanyalı Nûrî Osman’ın sâkî-nâmesi türündeki diğer eserlerden farklılık gösterdiği için bu çalışmanın konusu olmuştur. Bu şiir; şekil ve muhteva bakımından incelenmiş, tespit edilen özellikler listelenmiş, alıntı yapılan şairler hakkında özet bilgiler verilmiştir.

KAYNAKÇA

AKKUŞ, Metin, N ef‘i Divanı, Ankara 1993.

AKPINAR, Şerife, Âgâh Divânı ve İncelenmesi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Konya 2006.

AKPINAR, Şerife, “Hacı Hâfız Mehmed Bulak Âgâh ve Dîvânı” Ç. Ü.

Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C. 15, S. 2, Adana 2006.

Ali Emin Efendi, Esâmî-i Şu ’arâ-yı Âmid, (Hzl.: Galip GÜNER, Nurhan GÜNERİ, Ankara 2003.

AYDIN, Abdullah, Hanyalı Nûrî Osmân ve Dîvânı, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara 2009.

AYDIN, Abdullah, Üsküdarlı Fenâyî Cennet Mehmet Efendi ve Divânı, İstanbul 2004.

AYPAY, A. İrfan, Nahifi Süleyman Efendi (Hayatı, Eserleri, Edebi

Kişiliği ve Divanının Tenkitli Metni), (2 cilt), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler

Enstitüsü Doktora Tezi, İzmir 1992.

Barbaroszâde Şakir, Câmi-i Târîh-i Girid Sahib-Dîvân Giridî Hanyavî

Nûrî Beg Efendi’nin Terceme-i Hâli, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe

Yazmalar, TY. 205, v. 148b-150a.

BATİSLAM, H. Dilek, Kânî'nin mensur Letaifnamesi ve Hezliyatı, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Adana 1997.

BİLKAN, Ali Fuat, Nabî Divânı, İstanbul 1997.

Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, (Hzl.: Cemâl KURNAZ, Mustafa TATCI), C. II, Ankara 2000.

BÜYÜKYILDIRM, Ayşe, “Kâşif ve Sâkî-nâme’si”, A.Ü. Türkiyat

Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 39, Erzurum 2009, s. 763-776.

CANIM, Rıdvan, Türk Edebiyatında Sakinameler ve İşretname, Ankara 1998.

(23)

CENGİZ, Halil Erdoğan, “Divan Şiirinde Musammatlar”, Türk Dili

Dergisi Türk Şiiri Özel Sayısı II (Divan Şiiri), S. 415-416-417/ Temmuz-

Ağustos-Eylül 1986, s. 291-429.

DEMİREL, H. Gamze, 18. Yüzyıl Şairlerinden Beliğ Mehmed Emin

Divanı (İnceleme, Tenkitli Metin, Tahlil), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler

Doktora Tezi, Elazığ 2005.

DEVELLİOĞLU, Ferit, Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara 2000.

ELİAÇIK, Muhittin, Tokatlı Kânî Divanı’nın Tenkitli Metni, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 1992.

FELEK, Özgen, Fehîm-i Kadîm Dîvânı’nın Tahlîli, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Elazığ 2007.

İNAL, İbnülemin Mahmut Kemal, Son Asır Türk Şairleri, C. III, İstanbul 1988.

İntibah Gazetesi, Girit, 21 Ramazan 1298/ 5 Ağustos 1881, No: 33.

İSEN, Mustafa vd., Eski Türk Edebiyatı El Kitabı, Ankara 2005.

KAHRAMANOĞLU, Kemal, Sâmî Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve

Divanı’nın Tenkitli Metni, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora

Tezi, Konya 1995.

KALKIŞIM, Muhsin, Şeyh Gâlib Dîvânı, Ankara 1994.

Kâmî Yahya Efendi, Ahvâl-i Nûrî Osman Hanyevî, Almanya Milli Kütüphanesi Türkçe Yazmaları, Ms.or.quart.1500, v.106b-111b.

Kâmî Yahya Efendi, Terceme-i Hâl-i Sahib-Divan Nûrî, Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 2113, v. 236b-241a.

KARACAN, Turgut, Bosnalı Alaaddin Sabit, Divan, Sivas 1991.

KAYAALP, İsa, “Kânî”, TDVİslâm Ansiklopedisi, C. 24, İstanbul 2001, s. 306-307.

KILIÇ, Filiz, “Giritli Divan Şairleri”, Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, S.32/ Kış, Ankara 2004.

KURNAZ, Cemâl, Mustafa TATCI ve Yaşar AYDEMİR, Giritli

Salacıoğlu Mustafa ve Mesnevileri, Ankara 2001.

KURNAZ, Cemal, Türkiye-Orta Asya Edebî İlişkileri, Ankara 1999. KURTOĞLU, Orhan, Girit Şairleri, Ankara 2006.

KUTLAR, Fatma Sabiha, “XVIII. Yüzyıl Divan Şiirinde Bir Sebk-i Hindî Şairi: Arpaemini-zade Sami”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, C. 13, S. 1-2, Aralık 1996, s. 125-140.

MACİT, Muhsin, Nedîm Divânı, Ankara 1997.

MERMER, Ahmet, Neslihan KOÇ KESKİN, Eski Türk Edebiyatı

Terimleri Sözlüğü, Ankara 2005.

“Nûrî Osman Bey”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi Devirler/

İsimler/Eserler/ Terimler, C.7, İstanbul 1990.

Nûrî Osman Hanyavî, Divân, Bodleian Library University of Oxford, MS Turk. E. 24.

(24)

Nûrî Osman Hanyavî, Divân, Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 2113.

Nûrî Osman Hanyavî, Divân, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, T. 356. Nûrî Osman Hanyavî, Divân, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, T. 326. Nûrî Osman Hanyavî, Tezkîre-i Şu ’arâ-yı Cezîre-i Girid, Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 2113/2.

Nûrî Osman Hanyavî, Düstûr, Almanya Millî Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Ms.or.quart.1500, v. 80b-106a.

Nûrî Osman Hanyavî, Lugat-ı Manzume-i Nûriye Berây-ı Lisân-ı Rûmiye, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 209/1.

Nûrî Osman Hanyavî, Lugat-ı Manzume-i Nûriye Berây-ı Lisân-ı Rûmiye, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 193.

Nûrî Osman Hanyavî, Lugat-ı Nuriye, Mısır Millî Kütüphanesi, Lugatı Türkî Talat 39.

Nûrî Osman Hanyavî, Târîh-i Girid, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, TY. 205.

Nûrî Osman Hanyavî, Tarîkü’l-ihtisâr, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 209/3.

Nûrî Osman Hanyavî, Tezyîl, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 193/2.

Nûrî Osman Hanyavî, Tezyîl-i Nûriye, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, Yz. A 209/2.

Nûrî Osman Hanyavî, Tuhfetü’n-Nûriye, Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 1876/2.

OKUMUŞ, Sait, “Benli-zâde İzzet Mehmed Bey’in Sâkî-nâmesi”,

Turkish Studies / Türkoloji Araştırmaları, Volume 4/2, Winter 2009, s. 900-910.

PALA, İskender, “Beliğ, Mehmed Emin”, TDVİslâm Ansiklopedisi, C. 5, İstanbul 1992, s. 417.

SARIYANNIS, Marinos, “A Source of Cultural Life of Eighteenth- Century Ottoman Crete”, Ariadni, (Girit Üniversitesi Felsefe Fakültesi Dergisi), S. 13, Girit, (2007, s. 79-99 (Makale Yunanca’dır.).

SARIYANNIS, Marinos, “The Düstûr of Hanyevî Nûrî ‘Osman As A Source for The Cultural Life of Eighteenth-Century Ottoman Crete”, (Aslı İngilizce olan bu makale henüz yayınlanmamıştır. Etudes Balcaniques, Cahiers

Pierre Belon adlı bir dergide yayınlanacağı yazarı tarafından belirtilmiştir.)

TUMAN, Mehmed Nâil, Tuhfe-i Nâilî, Divan Şairlerinin Muhtasar

Biyografileri, (Haz.: Cemâl KURNAZ ve Mustafa TATCI), C. II, Ankara 2001.

ULUDAĞ, Erdoğan, “Dîvân Edebiyatı Türlerinden Sâkînâmeler ve Seyhülislâm Bahâyî’nin Sâkînâmesi”, A.Ü. Türkiyat Arastırmaları Enstitüsü

Dergisi, S. 9, Erzurum 1998, s. 49-64

ÜZGÖR, Tahir, Fehîm-i Kadîm Hayatı, Sanatı, Divanı ve Metnin

Bugünkü Türkçesi, Ankara 1991.

VARIŞOĞLU, Mehmet Celal, Hâtem Hayatı, Edebî Şahsiyeti, Divanı’nın

Tenkitli Metni ve İncelemesi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

(25)

YAKIT, İsmail, Türk İslâm Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme, İstanbul 2003.

YAVUZ, İbrahim, Türk Edebiyatında Terkîb-i Bend ve Tercî-i Bendler

(XVII-XIX.yy.), Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans

Tezi, Muğla 2006.

YAZAR, İlyas, Kânî Divanı (İnceleme- Metin), Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, İzmir 2006.

YAZAR, Sadık, “XVII. Asır Şairlerinden Allâme Şeyhî, Divanı ve Bir Kasidesi”, Turkish Studies / Türkoloji Araştırmaları, Volume 2/3, Summer 2007, s. 586-605.

YILMAZ, Hasan Kâmil, Aziz Mahmud Hüdâyî Hayatı, Eserleri, Tarikatı, İstanbul 1999.

(26)

Referanslar

Benzer Belgeler

Roma’dan gelen Papanın §ahsi temsilcisi Augustîn Cardinal Bea/dün sabah Rum Ortodoks Parti rî ği Athenagoras'ı ziyaret etmiştir. C a r ­ dinal Bea,Partrik

Bu çılgın te­ şebbüs güzelliğe, tabiatın huku­ kuna, zemine ve semâya hepsine karşı öyle ahmak bir cinayettir k i...” biçiminde sözlerle ulasal bilince

A/S was subject to degradation by light source, solvent polarity, oxygen content in the solution, container material, and pH but not affected by ionic strength. The results

The results of kinetic studies imply that a free radical reaction was very likely involved in the photolytic process of

To this end, I will attempt to demonstrate how Bürûc-ı Fünûn aimed to help members from the Mavrocordatos family, a candidate to the position of the grand dragomanate

However, while Omer Shifaî tried to synthesize Eastern alchemical medicine and Western iatrochemical medicine from a perspective that leaned more towards alchemy, the approach

Amaç: Genç erkek popülasyonunda serumen prevalansını ve serumenin dış kulak yolunu oblitere etme derecesini tespit etmek. Yöntem ve Gereçler: Haziran-Ağustos 2012

Combined STM/NC-AFM data sets simultaneously recorded in the dynamic STM mode on surface-oxidized Cu(100) have been presented in conjunction with ab initio simulations of