• Sonuç bulunamadı

Fatoş Güney, Yılmaz Güney gerçeğini Cumhuriyet'e anlattı - 3:Sinema onu hep anımsayacak

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Fatoş Güney, Yılmaz Güney gerçeğini Cumhuriyet'e anlattı - 3:Sinema onu hep anımsayacak"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

t o ' / i . ... J

Fatoş Güney, Yılmaz Güney gerçeğini Cumhuriyet’e anlattı - 3

Eleştirmenlerin ve gazetelerin en sağcısı ve tutucusu bile: Bu adam bir büyücü,

etkisinde kalmamak imkansız 9 diyordu. Duvar Cannes da bomba etkisi yaratmıştı

Sinema onu hep anımsayacak

F

ilm, büyük bir coş­kuyla karşılanmıştı. Herkes merak ediyor­ du. Filmdeki yoksul, perişan, ezik, ama onurlu kahramanların yaratıcısı kimdi?

Nasıl bir ruh taşıyordu? Böy- lesi, siyasal, toplumsal, feodal içerikli ve bütünlüklü sanatsal bir olay, nasıl böylesi ince bir süzgeçten geçirilmişti?

Kimdi bu, yaşamı tam göbe­ ğinden kavrayan ve gözlemcili­ ğini, tanıklığını büyüyle birleşti­ ren adam?

“Hangi sinema okullannda okudunuz; senaryo yazmayı na­ sıl, nerede öğrendiniz” soruları­

na gülümsüyordu Yılmaz...

“Çıraklıktan” diyordu, anla­

tıyordu da, zor anlıyorlardı...

“Kahramanlarımın hepsi; sancılar içindeki ülkemin, çare­ sizlik içinde çırpınan, baskılara rağmen, insan olmanın onuruy­ la direnen gerçek kahramanlar­ dır...

Ve onlar, orada zor şartlar al­ tında, acılı ama inançlı bekliyor­ lar” diyordu.

Ve yüzlerce kez her seferinde ekliyordu:

“ Ben yalnızca senaryo yazdım; bu filmin hayata geçiricileri, ar­ kadaşlarım, yönetmeni ise Şerif

Gören’dir.

Ve şu ânda filmin oyuncularıy­ la birlikte, bu filmi çektikleri için vargı önündedirler...

Onun için burada bulunamı­ yorlar...

Esas olarak bu başarı onlartn-

dır...” diyordu...

Yılmaz’m yarattığı kahraman­ ların ağıtları, tüm dünyadan ora­ ya toplanmış olan insanları etki­ ledi, yüreklerinden sarstı.

Acılarını paylaşmak için onla­ rı “altın bir palmiyeyle” ödüllen­ dirdiler...

Ayrıca, tüm ulusların sinema eleştirmenlerinden bir jüri oluş­ turulmuştu.. Dünyada örnek bir hümanizmi sergileyen bu filmi onlarda, ikinci bir kez daha ödül­ lendirdiler. Bir başka jüri ise,

“Special Mehtion” özel anma

ödülü veriyordu. Üç tane ödülle Paris’e dönerken Yılmaz’ın yü­ reğinin bir köşesinde, ülkesinden uzak oluşunun ve bu başarıyı fil­ me emeği geçenlerle ve halkıyla paylaşamamanın burukluğu, di­ ğer bir köşesinde de ülkesinin so­ runlarına ve insanlarına duyduğu sorumlulukla yarınlarda neler yapması gereklililiğinin tedirgin edici duygusu vardı...

Paris Havaalanı’ndan evimize dönmek için taksi parasını, tercü­ manımızdan borç olarak aldık...

On sene boyunca kollarına ve kamerasına takılan zinciri kır­ mış; ilk kez özgür yaratma orta­ mında çalışma olanağını ona

“Cactüs Film” değil de, Marin Karmitz sunabilmişti. Ve o, on

yıl boyunca içinde yoğrulduğu bir ortama, oradaki yüzlerce, bin­ lerce isimsiz dostun dünyasına, soğuk ve karanlık bir kapının ar­ kasındaki bir dünyaya, demiri ve betonu delerek ışık tutmak iste­ di...

Hapishaneyi, oradaki çocukları, kadınları, bilinçli siyasileri ve kader mahkumlarını an­ latmak istedi.

İnsan onurunu aşağılayan her türlü işkence ve baskıya karşı bir tepkinin filizlendiği

“Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun”, diğer

adıyla “Duvar” filmiydi bu...

Filmin çekimi bir savaş alanıydı... Alman­ ya’nın sokaklarından toplanıp getirilmiş yüz­ lerce çocuk, hayatlarında kamerayı ilk kez gö­ rüyorlardı..

Tuncel Kurtiz ve Ayşe Emel Mesci dışında

tüm oyuncu kadrosu amatördü.

Yardımcıları bizler. ilk kez bir film çalışma­ sında bulunuyorduk, acemiydik. Filme ve Yıl­

“Camlan Kınn Kuşlar Kurtulsun”, diğer adıyla “Duvar” insan onurunu aşağılayan her türlü işkence ve baskıya karşı bir tepkinin filizlendiği bir filmdi. Yol fil­ mindeki başarısı için kendisini kutlayanlara, “Ben yalnızca senary o yazdım; bu filmin hay ata geçiricileri, arkadaşlarım, yönetmeni ise Şerif Gönen’dir. Ve şu anda filmin oyuncularıyla birlikte, bu filmi çektikleri için vargı önündedirler... Onun için burada bulunamıyorlar” diyordu.

maz’a elimizde olmayan nedenlerle çoğu za­ man zarar veriyorduk...

Bir Fransız kasabasında, eski bir manastırı hapishane haline getirmişti... Etrafına, ortası­ na duvarlar örmüş, duvarları eskitmiş, teller germiş, kulübeler, gözetleme kuleleri dikmiş, inşaatında yüzlerce işçiyle bizzat kendisi ça­ lışmıştı.

Yüzlerce çocuğu ve koca bir ekibi, sanki küçük bir orduyu idare ediyordu Yılmaz. Ka­ merayı hayatlarında ilk kez gören çocuklardan oyun almak için çeşitli yöntemler uygulamak zorunda kalıyordu...

Hapishane binasını yaratmak, oyuncuları havaya sokmak gerekiyordu...

Türkiye’de binlerce, on binlerce insan, film­

de katlanılan zorlukları çok uzun yıllar ya da bir ömür boyu yaşıyorlardı...

Film bittiğinde sevgili Yılmaz Ahi’lerinden ayrılırken ağlayan çocuklar için. Türkiye'de gazete ve televizyonlar, Yılmaz’ın onlara uy­ guladığı “işkcnce”yi(!) haykırıyorlardı...

Yılmaz ın. “Yönettiğim en başarılı film” de­ diği “Duvar” için eleştirmenlerin ve gazete­ lerin en sağcısı ve tutucusu bile:

“Bu adam bir büyücü, etkisinde kalmamak imkansız” diyordu. “Duvar”, katıldığımız

Cannes Film Festivali’nde de bomba etkisi

bir anlayışa damgasını basıyor­ du.

“Duvar”, Yılmaz’m sinema­

cılığının doruk noktasıydı. Ve o, görevini yerine getirmiş, ödevini yapmış bir öğrenci ra­ hatlığıyla, yeni plan ve projeler üzerine eğilmişti.

Yılmaz’ın bir sanatçı için ev­ renselleşmenin öneminden ha­ reketle yapmak istedikleri, La­ tin Amerika'dan Güney Afri­ ka’ya, İran Kürdistanı’ndan Yunanistan’a kadar geniş bir çerçeveyi kapsıyordu.

Hastalığı, tam da bu dönem­ de patlak verdi. Acil ameliyata alınması gerekmekteydi. Sekiz saat süren ameliyatını yapan doktor. Fransa’nın en iyi cerra­ hıydı. Bana “çok geç kalındığı­

nı, iş işten geçtiğini” söyledi.

Tüm midesini almıştı ve du­ rumu umutsuzdu. Hastalık sıç­ rama yapmıştı, kurtuluş yoktu.

“Bir sene belki yaşar” diyordu.

Ona. “Yılmaz’ın son derece

güçlü bir kişiliğe sahip olduğu­ nu, ancak durumunu kendisine asla açıklamamasını istediği­ mi” söyledim. Böyle bir acıyı

tatmamalıydı. Profesör beni dinledi; “Tedavi gerekecek” dedi.

“Biz, demir ve betonları de­ lip çıktık, bu işin içinden de çı­ karız” dedim.

Acıyarak baktı.

Daha sonraları tedavisini ya­ pacak diğer doktorları gidip buldum. Ona durumuyla ilgili hiçbir şey açıklamamalarını, sağladım.

Her ay bir haftamız hastane­ de geçiyordu. Geriye kalan za­ manlarda defalarca Ispan­ ya’ya. Yunanistan'a gidiyor­ duk. “Boğa’nın Ölümü” ve

“Yunan Bıçağı” diye iki hika­

ye tasarlıyordu. Her iki ülkede de prodüktörler hazırdı, senar­ yonun tamamlanmasını bekli­ yorlardı. Bu arada, Fransız te­ levizyon kanallarından biriyle altı dizilik bir film için anlaş­ ma yapılmış, parasının ilk kıs­ mı alınmıştı.

Paris’te oluşturulan birekip. diziler konusunda, Yılmaz’ın direktifleriyle araştırmalar ya­ pıyordu.

Ayrıca, tedavi bittikten son­ ra, İran Kürdistanı'yla da ilgi­ li bir film hazırlığı için, İran Kiirdistan Demokrasi Partisi Başkanı Abdurrahman Ka- sımlı ile ilişkiler sürmekteydi.

Bu arada “Yol” filmi, Ame­ rika'da en çok ilgi gören on beş yabancı filmin içinde baş şıra­ larda yer alıyordu. Mutlaka Yılmaz’ın Amerika’ya gitme­ si gerekiyordu. Colombia şir­ keti kendisi ile ilişki kurmak istiyordu.

Tedavi süresi bitmek bilmi­ yordu; altı ay denmiş, üç ay da­ ha uzatılmasına karar verilmiş­ ti. Uygulanan tedavi, kanser te­ davilerinin en ağırıydı, hayati tehlikesi vardı. Hastaneden çıkmasına kolay kolay izin ver­ miyorlardı.

Yılmaz, insanüstü bir çaba gösteriyordu. Başını yastıktan kaldırır kaldırmaz, 12 Eylül rejiminden yaka­ sını kurtaran siyasi ilticacıların yanına koşu­ yor; Türkiye’nin demokrasiye bir an evvel ge­ çebilmesi için var güçle mücadele etmek ge­ reğine inanıyor ve bu uğurda her şeyi göze

alı-“Duvar” filmini Yılmaz, hayatındaki en yapmıştı. Festivalin en ilgi çeken ve besteni- yor, sağlığını hiçe sayıyordu.

Birgazeteçıkar-önemli filmlerden biri olarak değerlendiriyor­ du.

Ancak, inanılmazlık yaratır düşüncesiyle birçok olayı hafifleterek gösterdiği halde, film, zor seyredilebilir bir film olmuştu.

Eğlenmek ve hoş vakit geçirmek için sine­ maya giden seyirciye ters düşecek bir filmdi. Yani “iş” filmi hiç değildi.

Oysa film her bakımdan mükemmeldi...

len filmleri arasındaydı. Ancak iki yıl üst üs­ te bir yönetmenin ya da filminin ödül aldığı hiç görülmemişti. Ayrıca Yılmaz’ın üst üste gelen başarılarından ve “Duvar” filminin ya­ pıntına. Fransız Kültür Bakanlığı’nın destek olmasından ötürü sinema çevrelerinde rahat­ sızlıklar ve kıskançlıklar söz konusuydu.

Birdenbire bir “adam” çıkageliyor, sinema dünyasını sarsıyor. Dünya sinemasına, yeni

mayı düşünüyor, partileşmenin gerektiğine inanıyor, koşullarını araştırıyor, bir radyo is­ tasyonu kurmayı düşünüyordu.

Ama vakit çok dardı. Diğer düşmanlarından çok daha amansız bir düşman, hiç olmadık bir zamanda, onu en olmadık bir biçimde “için­

den” vuracaktı.

FATOŞ GÜNEY 29 Eylül 1994

t

Referanslar

Benzer Belgeler

Honlama işlemi sırasında oluşan anlık ısıdan dolayı malzemenin sertliğinde çok az bir kayıp söz konusu iken, ezme işleminde ise sertlik değerleri tüm

Two patients’ hearing losses were bilateral; so 30 ears of 28 patients were included in the study.. The degree of hearing loss ranged from mild to profound at the first

Yüksek polifenollü zeytinyağı, metabolik sendroma sebep olan risk faktör- lerinin ortaya çıkışında etkisi olduğu bilinen genlerin ifadesini olumlu yönde etkileyerek

İçerisinde küf mantarları bulunan bazı peynir türleri ile soya sosu gibi gıdaları sağlık tehdidi olmaksızın tüketme- miz küflü ekmek yemenin de zararsız

Bence Naşit, vezni bozuk, zev­ ki bozuk bir çok şiirler söyliye- rek, arada da âdeta mesel halin­ de kalacak pek parlak mısralar yumurtlayan, bunlarla

Merkür, sabah gökyüzünde ve ay bafl›nda Günefl’e çok yak›n görü- nür konumda.. Do¤u ufku üzerinde bu- lunan gezegen, ilerleyen günlerde Gü- nefl’ten

Svres ayral bütün bu antla~malar ya birer zaferin veya kar~~~ yan için çok y~prat~c~~ kar~~~ koymalarm ve dostlar~m~z veya öyle say- d~klanrruzla da çok çetin tart~~malar~n

Büyük çanak yapmak gibi bir derdim yok, büyükle küçük arasında bir fark gözetmiyorum, büyük çanak ne kadar hey- kelimsi özellik taşırsa, bu küçük için de