• Sonuç bulunamadı

Kralları dize getiren donanma

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Kralları dize getiren donanma"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

— 1 —

Türkler

denize

çıkıyorlar

Anadoluda ya- yaşayan ufak Türk beylikleri­ nin, Bizans, Ve­ nedik ve Kata- lan korsanların­ dan çektikleri büyüktü. Marma­ ra sahillerine ulaşan bu kor­ sanlar Anadolu- i nun içlerine ka­

dar akınlar ya­ pıp Türk beylik­ lerinin varını yo­ ğunu alıp götü­ rüyorlardı. Kara ticaretinin deniz ticaretine intikal ettiği tmir, Sam­ sun, Trabzon gibi limanlar da Ve­ nediklilerin hük­ müne girdiklerin den Türkler için ticaret yapmak da, güçleşmişti,

Osmanlı Türk- leri böyle güç bir durum içinde Anadoluya gelip, ne de ni yet le rin jöçüp gittiği bu güzel topraklar­ da yepyeni, tap­ taze ve çok kuv­ vetli bir devlet kurmak istediler. Sultan Orhan,

devletin sağlam Donanma, İstanbnldan İzmite büyük bir gelin alayı tertibledi. temeller üzerine kurulabilmesi i- çok faydalı olmuştu. Karamürsel

çin, çok düşünmüş ve Anadolunun donanmasının görünmesi, korsan- tarihine kısaca bakmıştı: bu güzel iarın mücadele etmeden kaçması-topraklarda bir kaç medeniyetin

kurulmuş ve yıkılmış olması, A- nadolunun dünya içindeki ehem­ miyetini gösteriyordu. Medeniyet­ lerin yıkılmasına da kurulmasına da hep denizler âmil oluyordu. Denizlere önem vermiyen millet Anadoluda tutunamamıştı (•).

Sutan Orhan bu düşünce ile de­ nizlere atılmak istedi; ülkeyi İç Anadoludan Marmara sahillerine doğru genişletmek, hedefi idi. Ya­ kın dostu Karamürsel Bey ile şa­ yanı dikkat konuşmaları oldu. Mevzu cidden alâka çekici idi:

«Acaba evvelâ Anadoludaki u- fak Türk beyliklerini birleştirip sonra mı denize çıkmalı; yoksa evvelâ denizlere çıkıp sonra mı Anadoluda büyük Türk devletini kurmalı?»

' V K J R i x ^ , f

Orhan, derin derin düşünmeğe daldıktan sonra, dostuna Türk mil letine asırlar boyu saadet sağlıya- cak olan kararını açıkladı:

«Karamürsel Bey dedi; her şey­ den evvel kuvvetlenmemiz lâzım. Gereken kuvveti ancak denizler­ de bulabiliriz. Denize çıkarsak, ya­ bancı korsanların Türk beylikleri­ ne yaptıkları akınları durdurmak­ la kardeş milletlerin sevgi ve say­ gısını kazanırız! Sonra denize çı­ karacağımız Türk korsanlarının getireceği servetle de kuvvetlenir, kuvvetli bir millet haline geliriz.' Bundan sonra Türk milleti önünde dayanabilecek hiç bir kale kal­ maz...»

Karamürsel donanması

Bu fikir Sultan Orhanı İzmit kör fezine doğru itmiş ve Türkleri de l denizlere çıkarmıştı. İlk Türk: tersanesi Karamürselde kurulmuş ve süratle zamanın kudretli gemi­ lerinin inşasına başlanmıştı.

Karamürsel Bey donanmasının birdenbire Marmarada görünmesi, Venediklileri o kadar şaşırttı ki asırlardan sonra zamanımıza ka dar gelen ve bugün bile Italyada aileler arasında sık sık kullanılan , »Mamma i Turchi — Anneciğim j Türkler!» cümlesi daha o günden kullanılmaya başlandı. Bugün I talyan çocuklarını terbiye etmeğe ve uyutmağa yarıyan bu cümle, o günlerde de Venediklileri Marma ra denizinden dışarı çıkarmak için 1

na kâfi gelmeğe başlamıştı.

I

Türkler İstanbul önünde

Karamürsel donanmasının Mar | marada görünmesi, ordunun deni- j ze dayanan yanmı emniyete almış ' ve bu suretle Türklerin Üsküdara 1 çabuk gelmesini sağlamıştı. Fakat J Boğazdan karşı sahile atlamak ko­ lay olmıyacaktı. Boğazın her iki | sahilinde de, karşılaşılan müşkül- ■ leri düşünen ve zorlukların yenil­ me çarelerini araştıran harb mec­ lisi toplandı.

i Üsküdara gelen Sultan Orhan Boğazları, büyük bir alâka ile de­ nizleri seyrediyordu. Venedikliler bu denizlerden geçen ticaret ge­ milerinden taşıdıkları ticaret malı­ nın değerlerine yakın vergi alıyor­ lardı. Kara yoluyla Üsküdara geti rilen ticaret.malını ls*anbı>la ge­ çirmek için yalnız Venedik gemi- ı lerini kullanmak şarttı; bu geçiş de, büyük ücretle yapılıyordu. Bo ğaz demek, deniz nimetlerini böv- lece yakından gören ve bilen mil­ letler için en büyük ^ervet demek­ ti.

Fakat Boğaz nasıl geçilecekti? Bu servet nasıl Türk milletine mal edilecekti? Sultan Orhan bu mühim vazifenin yapılmasını ar­ kasından gelen nesillere bıraktı.

Karşı tarafta da Bizans İmpara­ toru Türklerin nasıl bir tehlike ol­ duklarını yakından görmüş ve ça­ reyi Sultan Orhana aile bağı kur­ makta bulmuştu. Karamürsel do­ nanması îstanbuldan İzmite doğru büyük bir gelin alayı tertipledi. Bizans İmparatoru kızını, Sarav- burnuna kadar getirmiş ve selâ- metlemişti.

Tarihin en büyük çevirme

hareketi

Denizler, Istanbulun süratle iş­ gal edilmesine engel oluyordu. Zi­ ra Bizans başşehrini besîiyen de­ nizlerden geçmek müşkül olacak­ tı. BizanslIlar, Venediklilerden büyük yardım alıyorlardı.

Sultan Murada Boğazı geçip Is- tanbulun alınmasını teklif edenler çok oldu. Fakat Sultan Murat, da­ ha derin görüşleriyle onlara cevap verdi:

«Denizlere hâkim olmadıkça, îs- tanbulu almak mümkün

olmıya-caktır. Her şeyden evvel Istanbu- lu besîiyen deniz yollarını Kesmek ve orduyu Çanakkale Boğazından karşı tarafa geçirerek Edirneyi al­ mak suretiyle, kara yollarına hâ­ kim olmak lâzımdır...»

Türkleri Istanbuldan evvel Eğri- boz adasını ve Edirneyi almağa sevkeden sebep işte bu oldu.

(T) Runciman: Türk Tarih Kon­ gresine verdiği bildiri.

İSTANBUL

7.27 Açılış — 7.30 Melodiden melodiye — 8.00 Haberler — 8.15 Türküler — 8.30 Operetlerden seçmeler — 9.00 Kapanış. 1L57 Açılış — 12.00 Şarkılar — 12.20. Sevilen melodiler — ' 13.00

Saz eserleri — 13.15 Haberler — 13.30 Şarkılar — 13.50 Dans mü­ ziği — 14.10 Türküler — 14.25 Ünlü senfoniler — 15.00

Kapa-16.57 Açılış — 17.00 Çay saati — 17.30 Yurdun sesi — 17.50 Ko­ nuşma — 18.00 Hafif melodiler — 18.15 Radyo Karma Faslı — 18.45 Haberler — 19.40 Şarkılar — 20.00 Hafif müzik — 20.15 O- laylar ve yankıları — 20.30 Ama­ törler saati — 20.45 Silâhlı Kuv­ vetlerin Sesi — 21.00 Fehmi Ege Orkestrası — 21.15 Şiir dünya­ mız — 21.30 Şarkılar — 21.50 E- ğitım saati — 22.30 Ayın sanat hareketleri — 22.45 Klâsik Türk musikisi — 23.00 Haberler — 23.15 Konserto saati — 23.40 Gece me­ lodileri — 24.00 Kapanış.

İSTANBUL IL RADYOSU 17.58 «îyi Akşamlar» — 18.00 Çeşitli orkestralar — 18.45 Sen­ foni Orkestrası — 19.15 Radyo ile Almanca — 19.30 Yemek müziği — 20.00 Piyanist Julian Von Ka- rolyi — 20.15 Plâklar arasında — 20.45 Çigan melodileri — 21.00 Bale müziği — 21.40 ispanyadan müzik — 22.00 Ünlü icracılar — 22.40 Çeşitli müzik — 24.00 «İyi Geceler».

ANKARA

6.57 Açılış — 7.00 Güngydm — 7.20 Müzikle jimnastik — 7.30 Haberler — 7.45 Türk müziği — 8.15 Solistlerimizden ikisi — 9.15 Sabah konseri — 9.45 Beraber

şarkılar — 10.00 Devamı yarın sabah — 10.20 Domenico Modug- no söylüyor — 10.30 Kapanış.

11.57 Açılış — 12.00 Orkestra­ lar — 12.30 Hüseyin Gökmen’den şarkılar — 12.50 Saz eserleri — 13.00 Haberler — 13.15 Küçük konser — 13.40 Dündar Balkan’ dan şarkılar — 14.00 Rock’n Roll’ ler — 14.15 Türküler — '.'.30 Connie Francis — 14.45 F ■■ e

Aksoy’dan y ık ılar -- ' Ka­ panış.

16.57 Açıl'ş — 17.0 Mefharet Yıldırım’dan şarkılar — 17.15 Güney Amerika müziği — 17.30 Turhan Karabulut’t-an türküler — 17.45 Tarım konuşması — 17.50 Oyun havaları — 18.00 Öğretme­ nin sesi — 18.15 Ahmet Melik’ ten şarkılar — 19.00 Haberler — 19.15 Yaşadığımız günler — 19.30 Nermin Demirçay’dan şarkılar — 19.55 Küçük dinleyicilere ma­ sal — 20.00 Erol Pekcan Caz Top­ luluğu — 20.15 Olaylar ve yan­ kıları — 20.30 Nevzat Güyer’den şarkılar — 20.50 Büyük Nutuk — 21.00 Mikrofonda tiyatro — 22.00 T.B.M.M. saati — 22.15 is­ teğinize göre — 22.45 Haberler — 23.00 Gece konseri — 23.30 Geç yatanlar için müzik — 00.30 Kapanış.

ANKARA İL RADYOSU 17.57 Açılış — 18.00 Radyo ile Almanca — 18.15 Perry Como — 18.30 Haff müzik — 18.45 Dima- ra Kardeşler söylüyor — 19.00 Orkestralar bir arada — 19.30 Se­ vilen melodiler — 20.00 Bu ak­ şamın konseri — 20.30 Karma müzik — 21.00 «Party Time» al­ bümünde Russ Conway — 21.15 Melodi yağmuru — 21.45 George Jenkins ve Orkestrası — 22.00 İzahlı müzik — 23.00 Kapanış.

(2)

VAZAU: AMİRAL AFİF BÜVÜKTUGKUL

resîmlem

.MÜNİF FBHÎM

---

2

---Büyük Fatih

Deniz hâkimiyeti

için çalışıyor

Rumelıhisarının ya­ pılması, sadece aske­ rî değil, aynı zaman­ da İktisadî maksat ta­ şıyordu. Bu sayede Boğazlardan geçen ti­ caret gemileri durdu­ rulacak ve onlardan, Türk hâzinesine ehem miyetli bir servet sağlıyacak olan ver­ giler alınacaktı. Hisa­ rın bir gece içinde ya pilmiş olması bir ef­ sane idi; fakat mu­ azzam kale, Anadolu- hisarı ile birlikte, Türk milletine çok fa ideli bir iktisat kale­ si teşkil etmişti.

Fatih Sultan Meh­ met bu kalelere rağ­ men, donanma yapma dan îstanbulun alına­ bileceğine kani değil­ di. Bundan ötürü teş­ kilâtlı bir donanma kurmak kararı bu bü­ yük ve uzun görüşlü hükümdar zamanında verildi.

Edirne camisinde o- kunan hutbe bu tari­ hi dönüm noktasının en mühim vesikası oldu. O zamana ka­ dar «Sültan - ül - Ber- reyn» diye okunan hutbe «Hakan - ül -

Bahreyn ve Sultan - Büyük hükümdarın emrinde donanma, yalnız denizleri değil, dağlan bile aşan bir kudret oldu. ül - Berreyn» diye okunmağa baş­

landı (•). Bununla Fâtih demek istiyordu; ki «İmparatorluğun ku­ rulması, yaşaması, uzun ömürlü olması denizlere bağlıdır. Denizle­ re Hâkan olmak, topraklara Sul­ tan olmağı sağlıyacaktır.

Fâtihin bu fikri, kısa zamanda, Türk milletine en büyük kuvve­ ti temin eden bir hakikat haline geldi. Donanma, yalnız denizleri değil; fakat büyük komutanın yük sek emrinde dağları bile aşan bir kudret oldu ve Îstanbulun en za­ yıf yerinden vurulmasını hazırla­ dı.

Papa denizleri taksim

ediyordu

Fâtihin donanma yapma devri, İspanyol ve Portekizlerin dünya­ nın bütün denizlerine sahip olmak uğruna yaptıkları mücadeleye rast lar. Deniz aşırı kıt'aları keşfeden bu iki millet, dünya denizlerine sahip çıkıvermişleı-di. Papa ise Hı­ ristiyan dünyanın önüne dikilen Türk tehlikesi karşısında bu iki devletin birbirine silâh çekmesine hiç razı olmuyordu. Her iki devle­ tin sefirlerini çağırtmıştı:

— «Nedir bu mücadeleniz?» diye soruyordu.

Tartışma uzun sürdü; fakat Pa­

pa hal tarzını kolaylıkla bulmuş, tu: «110 derece tul dairesinin batı­ sındaki denizler İspanyolların, do­ ğusundaki denizler Portekizlerin olacaktır!»

Papanın bu hal tarzı Ispanya ve Portekizi memnun etmişti ama; başta Ingiltere ve Holânda olmak üzere diğer Avrupa devletleri de­ nizlere böylece tek veya bir kaç devletin sahip çıkmasına razı ola­ mamışlardı. Papanın bu sakat em­ ri, korsan hareketlerinin büyüme­ sine sebep olmuş, cebinde bir kaç kuruşu olan her tüccar, korsan ge mileri meydana getirerek denizler­ de anormal servet peşinde koşma­ ğa başlamıştı (**)

Venedikliler

Mücadele endirekt olarak Akde- nize de intikal etmişti. Denizlerin böylece fethedildiğini gören Ve­ nedik Cumhuriyeti, Adriyatik de­ nizinin yalnız Venediğe ait bir de­ niz olduğunu ilân ediverdi. Bilâ­ hare Mussolini’nin «More Nos- trom — Bizim deniz» addetmesi buradan geliyordu. Adriyatik de­ nizi Venedikliler için More Nos- trom idi. Yabancı ticaret gemileri, Venedikten izin almadan, ona bü­ yük vergi vermeden bu denizde dolaşamazlardı.

Bugün dünya turistlerinin bü­ yük bir takdirle gfezdikleri ve sey rettikleri Venedik şehri esasen Türk korkusu ile nehirler üzerin­ de inşa edilmiş bir şehirdif***) Fa­ kat korsanlık ve deniz hâkimiyeti bu ufak Cumhuriyeti dünyanın en zengin memleketi haline getirmiş, şehirde milyonlar, milyarlar sar- fiyle saraylar, şatolar ve müzeler yapılmıştı.

Şehrin kurulduğu devirde Türk- ler karadan gelmişlerdi. Fakat şimdi aynı Türkler denizden doğ­ ru Venediğe yaklaşacaklardı.

Bundan ötürü Tiirklerin denize çıkmasına baş düşman Venedikli­ ler oluyordu. Onlar kolaylıkla Cumhuriyet ve servetlerinin yok olabileceğini görüyor ve tedbir dü­ şüyorlardı.

«Aman Çanakkale Boğazını geri alalım!»

«Aman Türklerle harb yapan milletlere yardım edelim!»

«Aman Akdeniz korsanlarını Tiirklere karşı besliyelim!»

Bunlar Venediklilerin günlük korkusu ve münakaşa mevzuu ve karârı idi. Boğazlar önünde asra yaklaşan uzun bir devre Türk - Venedik deniz mücadelesi olmuş, kâh Venedik kâh Türk donanması

; zarara uğramış; fakat netice Türk- ' lere gülmüştü. Artık Türkler Bo- ] gazların mutlak hâkimi idiler.

Donanma ve Boğaz

hâkimiye

Lalası, Büyük Fatihin deniz hâ- | kimiyetı peşinde koşmasına hayret etmiş ve bir gün dayanamıyarak sormuştu: «Hakanım, şu Boğazla-" rı tahkim edip kurtulmak dumur­ ken neden donanma peşinde koşu­ yorsun?»

Hükümdar buna büyük bir vu­ kufla cevap verdi: «Bana lâzım olan Boğazları kapayıp kurtulmak değildir Harbde bile Boğazları bi­ taraf ticaret gemilerine açık tu­ tarsam milletimi zengin eder ve yapacağım harbleri besliyerelr im­ paratorları dize getiririm. Donan­ ma bu maksadı sağladığı gibi, dün­ ya denizlerine adalet getirecektir. Bir taraftan hâzinemi zenginleşti* rirken diğer taraftan da Avrupa tücearlarır.m âdil T„ , ",* > 1 e* nizinde serbestçe dolaşmalarını sağlıyacaktır.

(*) Kâmil Paşa: Siyasî Tarih. (**) Fioravanza: La liberta dei mari.

(***) Guderian: Avrupa böyle müdafa edilmez.

(3)

_____

____

#

MIAU: AMİRAL AFİF BÜYÜK Tuh ft UL

e £ S ¡M L E v e u :M V N IF F B H Ib t

---

3

---Büyük Kanunî

ve

Büyük Barbaros

Türk donanması, Yavuz Sultan Selimin Mısır’ı almasında en j büyük hizmeti gördü,

j

Korsanlan uzak tut- i muş, ordunun bir kıs- 1 mı 'ile, cenge yanya- | cak para ve malzeme­ yi denizden taşımıştı. Fakat donanma en büyük kudreti Kanu­ nî devrinde gösterdi. Yavuz’un Istanbu'a getirdiği Mısır’ın dev

I let ve ilim adamları­

nı, Sultan Süleyman’­ ın iade etmesi bu nü- kümdarın dünya ça­ pında bir ün alması­ na hizmet etti. Sultan Süleyman’ın «Kanu­ nî» oluşu; sadece dev let içinde kurduğu ni zamlardan dolavı de­ ğildi. Büyük Hüküm­ dar dünyaya da ni­ zam vermeğe azimli idi. Denizleri, Papa’- nın yaptığı şekilde, muayyen milletlere^ mal olmaktan kurta­ racak, her milleti ser bestçe denizlerden fay dalandıracaktı. Bunun için de kendi kanaat­

lerine uyan bir bü­ yük denizci bulmak

ve tekmil Akdenize hâkim olmak lâzımdı.

Büyük Barbaros

Kanunî devrinde Cezayire daya­ narak korsanlık yapan büyük bir Türk denizcisi vardı. Venediklile­ rin bir seyahat esnasında, kendi gözü önünde öldürdükleri ağabeyi- sine pek üzülmüş ve âdeta bu dev­ leti haritadan silmeğe azmetmişti. Kendi emeğiyle yaptığı filolarla Akdenizde dolaşıyor; yakaladığı Venedik gemisini batırmadan ve yükünü almadan bırakmıyordu. O devirde gemiler rüzgâr kuvvetiy­ le gittiği için korsanlık yapmak şahısların ferdî imkânları dahilin­

de idi. Filolar herhangi bir de­ niz üssüne ihtiyacı olmazdı; kö­ mür ve cephane almak zorluğu

yoktu. *

Bu hal her cesaretli insanın, milletlerin menfaatine dokunsa dahi, denizden servet kazanmasını temin ediyordu. Bundan dolayı

kümetler bir araya gelerek kor­ sanlığa bir çare bulmak istiyor­ lardı. Herhangi bir devletin res­ mî tezkeresini haiz olacak filolar korsan addedilmiyecek;

olmıyan-Barbaros saraya gelirken, yirmi birinci sınıf okçu, düşmanların Istanbula soktukları casusların

suikastlefinden onu muhafaza ederlerdi...

rindeki billûr içki takımları; kö­ lelerin taşıdığı küple altınlar ta­ kip etmişti.

Bu hediyeler deniz nimetlerinin ilk akislerini Padişaha göstermiş­ ti. Kanunî bu hediyelerden deniz hâkimiyetinin devlet üzerindeki büyük yapıcı tesirini gördü. Ken­ di kendine karar veriyordu: «Mem leketin deniz vasıtaları; deniz a- damları çok büyük yetkiler veri­ lecek olan kaptan paşanın emrine verilmelidir. Kaptan paşaya sade­ ce Türk ordusunun yapacağı hare­ kâtın umumî istikametleri anlatıl­ malı; bundan sonra kaptan paşa bütün hareketlerinde serbest bı­ rakılmalıdır.»

Filhakika böyle de yapıldı. Şim di Barbaros çok muhteşem bir donanma ile denizlere açılıyor; yaptığı harekâttan dönerken de tekmil Ege adalarındaki Venedik­ lileri bastırarak onların Türk Hü­ kümdarına vermekle mükellef ol­ dukları vergileri toplıyarak îstan- bula dönüyordu.

Denizde vakalanamıyan Kaptan Paşav, suikastle şehirde öldürmek için hem Papalık, hem de Venedik

neve şehrinde muazzam saraylar vücude getirmişti 1).

Zengin heykelleri, tarihî tabola- rı, zümrüt bahçeleriyle bugün da­ hi Doria sarayı Cenevenin en zen­ gin köşesini teşkil eder.

Andrea Doria’nın Venedik ve Türk donanması olmak üzere iki mühim rakibi vardı. Türkler Bal­ kanları alıp da Adriyatik denizi­ nin kapısı olan Otranto kanalına gelince Venedik donanması bu de­ nizde hapsolmak tehlikesiyle kar­

şı karşıya kalmıştı. Bundan dola­ yı Venedik, eskisi gibi Türklere karşı şiddetli davranamıyor; za­ man zaman sulh yapmağa; zaman zaman da onlarla müttefik olma­ ğa çalışıyordu.

Bundan dolayı Andrea Doria’nın en kuvvetli rakibi Türklerdi; Türk denizcisine komuta eden Bü­ yük Amiral Barbaros’tu.

(1) İtalyan Deniz Mecmuası: La Marina Genevese.

Iarın içindekiler de deniz haydu-' üler hir çok fedaî hazırlayıp ts- du diye kabul edilip yakalandığı j tanbula göndermişlerdi. Bundan resmî donanmalar tarafından sor- 1 dolayı Kaptan Paşa da at üzerin-gusuz idam olunacaklardı.

Barbaros’un filosu esasen âdil

de Hükümdara hürmetlerini sun­ mağa ve hükümdarın ■ emirlerini esaslara göre hareket eden bir j almağa giderken çok tedbirli bu- kuvvetti. Bu yüzden Barbaros, Ve j lunuyordu. Attıkları okları iğne- nedikli, Cenevizli, Yunanlı, Ispan-i nin gözünden geçiren on, yirmi yol ve Portekiz olmak üzere bol

miktarda mürettebat da bulmuş­ tu. Denizlerde çalışmak istiyen in­ sanlar, büyük Amiralin yalnız kud reti karşısında değil, adaletli ida­ resi karşısında seve seve gelip filo ya kaydolunuyorlardı.

Âdil olmak vasfı Sultan Süley­ man ile Barbarosu çabuk birleştir­ di. Barbaros filosuyla Istanbula gelerek Hükümdarı selâmladı ve onun hizmetine girdi.

Göz kamaştıran hediyeler

Istanbulda hükümdarların en büyük ve muhteşem kabul mera­ simi yapılıyordu. İhtişam bir ta­ raftan Hükümdarın kendine hâs vakur kabul hazırlığı; diğer ta­ raftan da Barbaros’un maiyette getirdiği esir prens ve hediyeler­ den doğuyordu. Kırk esir prens birbirlerine altın zincirler­ le bağlı olarak Barbaros tarafın­ dan huzura sokulmuş; bunu kırk prensesin taşıdığı altın tepsi üze­

birinci sınıf okçu. Kaptan Paşanın atı yanında yürüyerek etrafı dik­ katle tarassut eder ve oklarını her an atmak için hazır dururlar­ dı.

Büyük Barbaros sadece cesur bir deniz adamı değildi. Harb kai- j deleri koymuş, nesillere intikal e- decek sözler söylemiş ve topve- kûn bütün insanlığa denizlere hâ- I kim olanın dünyaya da hâkim ola- | cağını öğretmişti. Bulduğu kaide- j ler yarınki yazımızda anlatılacaa I tır.

Andrea Doria

Andrea Doria Cenevizli bir de­ nizci idi; daha doğrusu bir kor-, sandı. Donanması olmıyan devlet-i ler filosuyla beraber hu zatı kira- ■ lıyor ve yaptıkları harb müddetin-' ce ondan istifade ediyorlardı. Böy­ lelikle bu büyük Cenevizli" deniz­ ci, Korsika, Fransa Kıratlığı, Pa-i pa hükümeti emrinde para ile ça -! lışmış ve kazandığı servetle Ce-!

İSTANBUL

7.27 Açılış — 7.30 Melodiden melodiye — 8.00 Haberler — 8.15 Türküler — 8.30 Ünlü besteciler — 9.00 Kapanış. 11.57 Açılış — 12.00 Şarkılar — 12.20 Sevilen melodiler — 13.00 Türküler — 13.15 Haberler — 13.30 Valsler — 13.40 Şarkılar — 14.00 1959 Holânda Festivalin­ den — 14.30 Kadın saati — 14.40 Hafif müzik — 15.00 Kapanış.

16.57 Açılış — 17.00 Diskotek­ ten mikrofona — 17.20 Caz mü­ ziği — 17.30 Yurdun sesi — 17.50 Çeşitli müzik — 18.15 Radyo Er­ kekler Faslı — 18.45 Haberler — 19.40 Radyo Salon Orkestrası — 20.00 Şarkılar — 20.15 Olaylar ve yankıları —- 20.30 Saz eserleri — 20.45 Hukuk sohbetleri — 21.00 Radyo Tiyatrosu — 22.30 Oda müziği — 22.45 Hafif müzik — 23.00 Haberler — 23.15 Dans ve caz müziği — 24.00 Kapanış.

İSTANBUL İL RADYOSU 17.58 «İyi Akşamlar» — 18.00 Sevilen sesler — 18.20 Dans mü­ ziği — 19.00 Operet melodileri — 19.30 Yemek müziği — 20.00 Kü­ çük konser — 20.20 Plâklar ara­ sında — 21.00 Çağımızın beste­ cileri — 21.30 Caz dünyasından — 22.00 Oda müziği — 22.20 Me­ lodiler ülkesinde gezi — 23.00 Çeşitli dans orkestraları — 24.00 «İyi Geceler».

ANKARA

6.57 Açılış — 7.00 Günaydın — 7.20 Müzikle jimnastik — 7.30 Haberler — 7.45 Karışık şarkılar — 8.15 Çeşitli melodiler — 8.45 Türk müziği — 9.15 Sabah kon­ seri — 9.45 Karışık şarkılar — 10.00 Devamı yarın sabah

—-10.30 10.20 Trio Los Panchos Kapanış.

11.57 Açılış — 12.00 Melodiler — 12.30 Fikret Kozinoğlu’dan şarkılar — 12.50 Saz eserleri — 13.00 Haberler — 13.1 ^ Küçük konser — 13.40 Nevin l emirdö- ven’den şarkılar — 14.00 Kitar kuarteti — 14.15 Nurettin Çam- lıdağ’dan türküler — 14.30 Fehmi Ege Orkestrası — 14.45 Sevim Sütçü’den şarkılar — 15.00 Ka­ panış.

16.57 Açılış — 17.00 Solmaz Teğmen’den şarkılar — 17.20 Çe­ şitli müzik — 17.40 Şarkılar — 19.00 Haberler — 19.15 Yaşadığı­ mız günler — 19.30 Mediha Fi- dan'dan şarkılar — 19.45 Din ve ahlâk üzerine konuşma — 19.55 Küçük dinleyicilere masal — 20.00 Hava Kuvvetleri Dans ve Caz Orkestrası — 20.15 Olaylar ve yankılan — 20.30 Kemal Ön- can’dan şarkılar — 20.50 Büyük Nutuk — 21.00 Donanma günü özel programı — 21.20 Klâsik Türk Müziği Korosu — 22.00 T. B.M.M. saati — 22.15 Bizim so­ listler — 22.45 Haberler — 23.00 Bir besteci ve eseri — 24.00 Geç yatanlar için müzik — 00.30 Ka­ panış.

ANKARA IL RADYOSU 17.57 Açılış — 18.00 Karma mü­ zik — 18.30 Bir plâk albümünden — 19.00 Hugo Winterhalter Or­ kestrası — 19.30 Melodi yağmuru — 20.00 Bu akşamın konseri — 20.30 Vic Damone söylüyor — 20.45 Maria Luisa Anido ve gi­ tarı — 21.00 Caz — 21.30 Ray Conniff ve Orkestrası — 21.45 Melodiler geçidi — 22.00 Opera­ lardan kısımlar — 22.50 Küçük konser — 23.00 Kapanış.

(4)

---Barbaros ve

Andrea Doria

mücadelesi

Cenevizli denizci Barbarosu yakalamak la büyük menfaat sağ lıyacaktı. Bunun için gece gündüz demeden denizlerde dolaşıyor. Hasmını büyük bir iştaha ile arıyordu. Fakat Boğazlara ka­ dar gelip beklemeğe ve Türk donanmasını daha denize çıkarken yakalamağa cesareti yoktu. O daha ziyade batı Akdenizde dola­ şıyor; Barbarosun bu sulara gelmesini bek­ liyordu.

Barbaros batı Ak- denize sık sık girdi. Fakat büyük bir mu­ harebe yapmadan mak şadına ulaşmak için güzel bir çare bul­ muştu. Emrine ufak ve sür’atli bir filo ver diği Turgut Reisi al­ datıcı bir hedefe sev- kederek, yakar yıkar ve Andrea Doria’ya bizzat kendisinin bu hedef civarında bu­ lunduğu kanısını ve­ rirdi. Böylelikle An­ drea Doria Turgut Re isin üzerine gidince de kendi asıl filosuy­ la Napoli, Sicilya ada­ sı ve diğer servet men baı şehirleri vurur;

topladığı servet ve in­ Girit adasında Raııdiye kalesinin fethi sanları alıp Türkiyeye getirirdi.

Bu bakımdan Amiral Turgut, Büyük Amiral Barbarosun sağ ko­ lu oluyor ve aynı cesaret ve atıl­ ganlıkla büyük hizmetler görü­ yordu. Aldığı vazifeden coşan Tur­ gut Reisi itidale sevketmek müm­ kün değildi. Bazan Andrea Doria karşısında vecde gelir, aldığı va­ zifenin düşmanı oyalamak olduğu­ nu unutur ve ufacık filosuyla mu­ azzam donanmalara taarruz eder­ di. Böyle cesur bir hareket neti­ cesinde esir düşmüş ve fakat kur tulma yolunu bularak tekrar de­ nizlerde çalışmağa başlamıştı. Cerbe adasında yine düşmana ya­ kalanmak tehlikesiyle karşılaştığı zaman, donanmasını karalardan aşırıp açık denize çıkan ve düş­ manı arkadan vuran yine Turgut Reis idi.

Türk sancağı Rodos ve diğer

Ege adalarına çekiliyor

Barbarosun Türk hizmetine gir­ mesi ve hükümdardan büyük yet­ kiler alarak Kaptan Paşalık mev­ kiine gelmesi Papayı, Hıristiyan­ ların mukadderatını alâkadar et­ mesi bakımından, oldukça fazla düşündürmüştü Daha evvel Türk- lerin, korsan yatağı olan Rodos a- dasını almış olAıaları Papayı esa­ sen üzüntüler içinde kıvrandırıp

durmakta idi. O devirde Korsanlık, âdeta milletleri yaşatan birinci â- mil olarak mütalâa edildiği için, korsan yatağı Rodosun Türkler e- line geçmesi, Papa tarafından, «Hıristiyanların Müslümanlara kar şı en son kalesi düştü» şeklinde mütalâa edilmişti.

Papa en son tedbir olarak, Türk- lere karşı denizde mücadele et­ mek şartiyle Rodos Şövalyelerine Malta adasını vermişti; ama bu çareden kendisi de memnun ol­ muyor; tekmil Hıristiyanları, Türklerin aleyhine bir ittifaka dâvet ediyordu.

Barbarostan yılan Ispanya böy­ le bir ittifaka girmeğe çok he­ veslendi. Bizzat Papalık da bir do­ nanma yapıp Andrea Doria’nın emrine verecekti. Papa Türk do­ nanmasından daha büyük bir do­ nanma yapmak suretiyle gemi sa­ yısı fazlalığının Barbaros’u yen­ meğe kâfi geleceğini zannetmişti. Fakat Venedik, barış halinde ya­ şamakta olduğu, Türklerin tekrar karşısına çıkmağa pek cesaret ede­ miyordu. Nitekim Türk deniz kuv­ vetleri Güney Italyaya çıkarma yaptığı zaman da Andrea Doria’- nın heyecanla çağırmasına rağ­ men Venedik donanması denize çıkmamış ve çıkarmaya müdaha­

le etmemişti.

Andrea Doria’nın oyunıı

Barbarosun denizde savaş kaide­ leri bulmakta gösterdiği mahare­ te karşı Andrea Doria’nın da mü- bah oljnıyan yollardan üstünlük sağlamak hususunda kendisine has bir mahareti vardı. Italyanlar bu maharete bir politika oyunu şek­ lini vermişler ve Amirallerini bü­ yük siyaset adamı olarak görmüş­ lerdi.

Andrea Doria Venediklileri ken di taraflarında harbe sokmak için çareler düşünmüştü. Fakat Türk- lerden çok yılan Venediklileri doğru yoldan karara sevketmek mümkün olamıyordu. Şu halde bii yük bir hile hazırlayıp onları kan dırmak lâzımdı;

Türklerin Venediklilere karşı haıb açmak kararında olduğuna dair Türkçe ve sahte bir mektup vazdırarak bir Ceneviz gemisine verdi. O devirde Venedik Cenevi- zin başlıca rakiplerinden biri idi. Böylece Ceneviz gemisi Veriedik filosuna yakalanacak ve sahte nıek tup Venediklilerin eline geçecek­ ti.

Venedikliler bu mektubun ifa­ desine kolaylıkla kandılar. Tesa­ düf o sırada hır Türk filosu da bir Prens tarafından komuta edilmek­

te olan Venedik filosuna rastla­ mış; deniz nizamlarının icabı ola­ rak. yelkenlerini boş bırakarak Prensi topla selâmlamak istemiş­ ti.

Kürek devrinde denizdeki se­ lâm kürekleri havaya kaldırmak suretiyle yapılırdı. Bunun mânası «Seninle muharebe yapmıyacağım, görüyorsun tekneleri durdurmak üzere kürekleri havaya kaldırdım seni selâmlıyorum!» demekti. Y e » ken devrinde de aynı mânayı ifa­ de etsin diye yelkenlerin ipleri bı rakılır ve bu suretle tekneler dur­ durulurdu. Bu hâl denizci âdeti olarak zamanımıza bile intikal et­ miştir. Harb gemilerinin kürekli sandalları, âmirlerini gördüğü za­ man küreklerini havaya kaldırır­ lar, yelkenli sandalları yelkenle­ ri boş bırakırlar; motörlü vasıta­ ları da makinelerini durdururlar. Karşı tarafın da aynı şekilde ha- rekei etmesi lâzımdır.

Fakat Venedikliler, Andrea Do- ria'ııın gönderdiği sahte mektuba kanarak, Türklerin kendilerine karşı harb açacağına inandıkları için selâma, hakiki top gülleleriy­

le mukabele edip, yelkenleri şişir­ diler ve kaçtılar. Artık Türkiye Papa, Ispanya, Ceneviz ve Vene­ dik ittifakına karşı harb halinde idi.

(5)

---

5

---Preveze

için yapılan

büyük hazırlıklar

j Türk donanmasının | batı Akdenizde ken- ! dini göstermesi Papa Üçüncü Pohl kadar îs j panya Kıralı Beşinci i Charl ve Fransa Kı- i ralı Birinci Francois’- j yı telâşa düşürmüştü. | Çünkü Akdenizde be- ' liren bu dehşetli kuv j vet sağlam sahil şeh­

ri, yüzen tüccar ge- | misi bırakmıyordu. | Türk ticaret gemileri­ nin sulhta yaşaması- I na rağmen Venedik ! filoları tarafından ya kalanması Kaptan Pa şayi daha büyük öl­ çüde misilleme hare­ ketine mecbur etmiş­ ti. Müşterek tehlike, Hıristiyan devletlerin ! kolaylıkla Papanın dâ vetine koşmalarını sağladı. Fakat Türk donanmasının Avrupa devletlerine saldığı korku içinde, açık bir politika anlaşması yapmak mümkün gö­ rülmedi. Papa, gizli gizli Ispanya ve Fran sa Kıralları ile tema- ! sa geliyor ve ittifak j esasları hazırlıyordu.

Papa, Türk hüküm- | darından nasıl kork­

mazdı. Türklerin ya­

kın bir mazide İtalyan yarımada­ sının güneyine gelip de Puglia e- i yaletindeki kaleleri yıkması ve i Napoli’ye kadar, ilerlemesi hâlâ ak ! Iında idi. Türkler bir defa da Na- j poli şehrinin kuzeyindeki Gaeta

kasabasına baskın yaparak bura­ nın servet ve prenlerini alıp gö­ türmüştü. Bugün dahi Gaeta ka­ sabasına giden meraklı turistler Türk denizcisinin bu bölgeye sal­ d ı ğ ı dehşet ve korkunun izlerini görmektedirler.

Yine Italyanlar tarafından yara­ tılan efsaneye göre Türkler bura ya çıktıkları zaman Gaeta dağı, İlâhî bir kuvvetle Türkleri mah­ vetmek üzere evvelâ ikiye ayrıl­ mış ve sonra da kapanarak içer­ deki Türk denizcilerini mahvet­ mek istemiştir. Fakat kudretli Türk eli, dağın her iki kanadını iterek denizcilerin imha olunma­ sını önlemiştir. Bu elin izleri, sey- vahlara, bugün dahi gösterilmek­ tedir.

Müşterek korku Ispanya, Fran­ sa, Papa. Venedik ve küçük Ital­ yan devletlerini kolaylıkla bir a- raya getirdi. Ispanya ve Fransa Kıralları, kendi aralarındaki mü­ cadeleyi on sene müddetle müta­ rekeye bağlıyarak, Türklere karşı cephe aldılar. Artık Türk donan­ masının Akdenizdeki satvetine karşı tarihin en büyük suikasdı hazırlanıyordu.

Tıirk donanmasının hazırlığı

Hıristiyanlar bu suretle ittifak hazırlarken Büyük Amiral Barba­ ros Istanbulda kendi görüş ve düşünüşlerine göre yepyeni bir donanma hazırlamakla meşguldü. Kaptanlarını denize çıksıarak Mı­ sıra ticaret malı götüren Türk ti­ caret gemilerini, yabancı korsan­ lara karşı himaye ettirirken, ken­ disi de bizzat inşa olunan gemile­ rin başında bulunuyor; donanma­ nın çabuk hazırlanması için sabır­ sızlanıyordu. Gemilerine büyük

Barbaros Istanbulda kendi görüş toplar koydurmuş; bunun için de büyük gemiler yapmıştı. Büyük Amiral «Büyük gemi — Büyük top» nazariyesini burada kura­ cak ve bu nazariye zamanımıza kadar deniz harbi esaslarının te­ melini teşkil edecekti.

Barbaros’un karşısında en bü­ yük mücadele vasıtası zamanın Başvekili İbrahim Paşa olmuştu. Pargalı bir gemici yamağından Sadrâzamlığa kadar yükselen bu zat, aslında Venedikli olması do- layısiyle, Barbaros’un deniz hazır­ lığından pek hoşlanmamıştı (*). Mütemadiyen:

— Ne lüzum var? diyordu. Barbaros bu soruya hiddetlen­ miş ve açık konuşmaktan çekin­ memişti.

— Asıl senin bu suali sormana ne lüzum var?

Kudretli Amiral Sadrâzamın ce vabını beklemeden devam etti:

— Venediklilerin, bizimle barış halinde yaşamalarına rağmen, Mı­ sırdaki gemilerimize saldırmaları­ na göz yumdun... Buğday almak üzere Adriyatiğe giden iki gemi- .mizin Venedikliler tarafından ya­

kalanıp götürülmelerine de aldır­ madın...

ve düşünüşüne göre yepyeni bir donanma hazırlatıyordu

Barbaros Sadrâzamı, hükümda­ ra şikâyet etmiş ve onun verdiği büyük yetki ile donanmasını Ha­ liçten çıkarmıştı. Fakat Sadrâzam, bu sçfer de Barbaros’a istediği kudretli kürekçileri vermiyordu. Kürekçi, o devirde gemilere ha­ reket ve manevra kabiliyeti veren en büyük kudretti. Bugünün maki­ nesi ne ise o zamanın kürekçisi o idi.

B*rbaros kudretli kürekçi sağla­ mak için Sadrâzam ile mücadele ederken, Mısıra giden ticaret gemi­ lerini filosuyla himaye eden Salih Reis Istanbula döndü. Salih Reis, Girit sularında rastladığı yabancı bir filoyu gözetlemiş ve bu filo­ nun Andrea Doria tarafından ko­

muta edilen bir teşekkül olduğu­ nu zannetmişti.

Salih Reis o kadar kuvvetli ko­ nuşmuştu ki; bu ifadeden Cene­ vizli denizcinin Girit sularında, Türk donanmasına karşı, âdeta tuzak kurduğu mânası çıkarılmış­ tı. Çünkü Girit adası, tam da Türk donanmasının geçeceği bir deniz geçidine hâkim yerde du­ ruyordu.

Barbarbs maiyeti ile günün me- selelerni konuşmaktan zevk alan bir Amiraldi. Galata Kethüdası İbrahim Beye sordu:

— Ne dersin?

— Kürekçilerimizi tamamlayıp

denize açılalım!

Kürekçi toplamak ve bilhassa onları büyük gemide kürek çek­ meğe alıştırmak bir zaman mese­ lesi idi. Kaptan Paşa Andrea Do- ria’nın Türk sahil ve ticaret gemi­

lerine zarar vermesinden endişe- ediyordu. Karar ve emir vermek­ te tereddüt etmedi:

— Ben kırk gemi ile derhal An­ drea Doria’nın üzerine gidiyorum. Sen en kısa zamanda kalan dok­ san gemiyi hazırla ve Girit sula­ rında bana yetiş!

(*) 350 sayılı Deniz Mecmuası: Barbaros Hayrettin — Preveze.

İSTANBUL

7.27 Açılış — 7.30 Melodiden melodiye — 8.00 Haberler — 8.15 Oyun havaları — 8.30 Sabah kon­ seri — 9.00 Kapanış.

11.57 Açılış — 12.00 Şarkılar — 12.20 Piyanist Peter Kreuder — 12.30 Küçük Orkestra — 12.50 Lâtin Amerika müziği — 13.00 Saz eserleri — 13.15 Haberler — 13.30 Hans Conzelmann Orkes­ trası — 13.40 Şarkılar — 14.00 Sevilen eserler — 14.40 Türküler — 15.00 Gençler için — 15.25 Ka­ yıp mektupları — 15.30 Şarkılar — 15.50 Hafif müzik — 16.00 Caz sanatı — 16.30 Şarkılar — 17.00 Dans müziği — 17.15 Bir varmış bir yokmuş — 17.30 Türküler — 17.50 Çeşitli müzik — 18.15 Rad­ yo Karma Faslı — 18.45 Haber­ ler — 19.40 Şarkılar — 20.00 Dans müziği — 20.15 Olaylar ve yan­ kılan — 20.30 Her zaman sevi­ len plâklar — 20.45 Ana dilimiz — 21.00 Şarkılar — 21.20 Caz mü­ ziği — 21.30 Orhan Boran ve haf­ tanın plâkları — 22.30 Saz eser­ leri — 22.45 Hafif melodiler —

ziği — 8.15 Karışık hafif müzik — 8.45 Solistlerimizden ikisi — 9.15 Sabah konseri — 9.45 Bera­ ber şarkılar — 10.00 Devamı ya­ rın sabah — 10.20 Frank Sinatra — 10.30 Kapanış.

11.57 Açılış — 12.00 Filim mü­ zikleri — 12.30 Ulviye Taşkent’ ten şarkılar — 12.50 Saz eserle­ ri — 13.00 Haberler — 13.15 Cha cha’lar — 13.30 Radyo Kadınlar Topluluğu — 14.00 Gençliğin kö­ şesi — 14.10 Kayıp mektupları — 14.15 Çeşitli melodiler — 14.40 Mustafa Sağyaşar’dan şarkılar — 15.00 Orkestralar ve solistler — 15.30 Ayten Ivigüngör’den şar­ kılar — 15.45 Aliye Akkılıç’tan türküler — 16.00 Radyo kitaplı­ ğı — 16.20 ismet Nedim’den şar­ kılar — 16.40 Radyo Öğrenci Or­ kestrası — 17.00 Çocuk saati — 18.00 Spor sayfası — 19.00 Haber­ ler — 19.15 Yaşadığımız günler — 19.30 Turhan Toper’den şarkı­ lar — 19.55 Küçük dinleyicilere masal — 20.00 Yaşar Güvenir ve Arkadaşları — 20.15 Olaylar ve yankıları — 20 3P a —ıa n,-;—

(6)

İki donanma

muharebeye

başlarken

Kaptan Paşa, Giride doğru gelirken boş durmamıştı. Süratli bir hareketle Eğedeki Venedik adalarından on üç tanesini vur­ muş; bunları Türk devletine mal etmiş ve bol miktarda ver­ gi almıştı. Bu hareket lerde Salib Reisin Kaptan Paşaya çok büyük yardımları do­ kundu. Barbaros, bir­ birinden çok uzak me safelerde bulunan bu adaları, yelken devri­ nin kısır imkânlarına rağmen, çabuk almak için filosunu ikiye böl müştü. Kendisi bir kısım adalar üzerine giderken; Salih Reis de diğer adaları almış tı,

Colas adasına geldi­ ği zaman Galata Ket­ hüdasının komuta et­ tiği 90 gemi de Barba ros donanmasına ka­ tıldı, Artık Andrea Doria’yı bulup hesap­ laşmak zamanı gelmiş ti. Fakat îbrahim Bey, Venedik asıllı Sadrıâ- zam ile mücadele et­ mek imkânını bulama dığı için, zayıf bir kü­

rekçi kitlesiyle denize çıkmıştı. Barbaros bu hali, daha îbrahim Bey filosunun kendisine yaklaş­ ması şırasında anlamıştı.

Şimdi Barbaros’un bir tarafında düşman; diğer tarafında da kü­ rekçisi zayıf bir filo vardı: İbra­ him Bey filosu. Acaba bu durum­ da gidip Andrea Doria ile muhare­ be mi yapmak; yoksa îstanbula dönüp donanmayı kuvvetlendir­ mek mi lâzımdı?

Her iki şeklin de fayda ve mah­ zurları vardı. Fakat Barbaros, Tur gut Reis, îbrahim Bey ve Salih Reis verilecek en doğru kararda ittifak ettiler:

— Giride baskın yapalım! Kara­ ya asker çıkararak adadaki kud­ retli kürekçileri toplıyalım ve vakit kaybetmeden düşman üzeri­ ne atılalım.

Karar Türk filosunu kamçıla­ mıştı. Donanma bir anda Giride

Turgut Reis, Barbarosu durmadan haberdar edince...

atıldı; adanın mühim kalelerini yıktı ve kürekçileri topladı.

Barbarosa gelen mühim haber

Büyük Amiral bu hareketi ya­ parken Turgut Reis komutasında­ ki yirmi süratli kadırgayı Andrea Doria’yı aramağa göndermişti. Tur gudun yapacağı bu keşif hareketi, aynı zamanda Giritte yapılan ka­

ra harekâtının emniyetini teşkil e- diyordu. Bu suretle Barbaros dün­ ya deniz harbi esaslarına «emni­ yet» diye bir kaide de ilâve etmiş­ ti.

Turgut Reis filosu düşmanı ya­ kalayıp Kaptan Paşaya haber ge­ tirmek için oraya buraya saldırdı. Ortalıkta Türk donanmasına tu­ zak kurmuş bir düşman yoktu. Sa dece denizde yakalanan bir tica­ ret gemisi, müttefik donanmanın Korfu adasında bulunmakta oldu­ ğunu ve muhtemelen Prevezeye 1 bir baskın yapacağını haber ver­

di.

Hem Korfu • adasının; hem de Prevezenin mühim bir stratejik mevkie sahip bulunması, Turgut Reisi, ticaret gemisi kaptanından aldığı malûmatın doğru olacağı kanaatine götürdü; yelkenlerini a- çarak gelip Barbarosu durumdan haberdar etti.

Müttefik donanma ne

yapıyor?

Müttefik donanmanın komutanla rı da değerli idi. Bütün donanma­ ya Fransa Kıralı emrinde şahsî filosuyla çalışan Andrea Doria ko muta ediyor ve bunun emrinde milli filolariyle Venedikli Amiral Capello Vincenyo, Papa hüküme­ tine mensup Amiral Marco Grima ni bulunuyorladı.

Müttefik donanmada İspanya ve Ceneve’ye mensup 130, Venedik Cumhuriyetine mensup 80, Papa hükümetine mensup 30, Napoli ve Sicilya küçük hükümetlerine men sup 50 ve Malta şövalyelerine ait 10 gemi vardı. Böylelikle müttefiK donanmayı 300 gemi teşkil ediyor­ du. Bu donanma, Türk donanma­ sından tekne olarak üç misli, top kuvvetinden yana da on altı misli üstündü.

Kara muharebelerinde dağlar, dereler, bataklıklar az kuvvetle, daha kudretli bir düşmanı .pyala- : maya büyük fayda sağlar, i Bundan '' (Sılayı bir alayift, i bir taburun düşmana ait kol- : orduları bile oyaladığı çok ol- f muştur.

; Fakat göğüs göğüse muhare­ be edilen deniz savaşlarında adet üstünlüğü ve silâh üstünlüğü mü­ cadelenin neticesine kuvvetle te­ sir eder.

Muharebeden evvel yapılan kuv vet mukayeselerinde çok defa, «ar şı tarafın adedi üstünlüğü, donan­ ma komutanlarını muharebe yap­ maktan vazgeçirir veya kuvvet e- şitliği sağlıyaeak tedbirler alma­ ğa sevkeder. Fakat Kaptan Paşa, uzun müddet Andrea Doria ile mü cadele ettiği için onun hakiki ka­ rakter ve tecrübesi hakkında tam bilgi sahibi olmuş ve emrindeki kuvvetin az olmasına rağmen, mu­ harebe yapmağa karar vermişti. Yapılacak olan bir deniz muhare­ besi idi; fakat muharebenin neti­ cesi Türk devletinin mukadderatı ile çok sıkı alâkalı olacaktı.

Andrea Doria’nm malik olduğu büyük üstünlük müttefik donan­ mayı da muharebe yapmak kara­ rına götürmüştü. Böylelikle heri iki taraf da tarihin en büyük de­ niz muharebesini yapacaktı. Filo-I

lar birbirine doğru yaklaşmak ü- zere Mesina ve Giritten hareket etmişti.

Andrea Doria menfaat

peşinde

Evvelce de belirttiğimiz gibi An­ drea Doria, âdeta, menfaat muka­ bilinde başka devletler hesabına çalışan bir müteahhit durumunda idi. Bundan dolayı aldığı vazife­ leri ve giriştiği taahhütleri kendi gemilerine mümkün olduğu kadar az zarar verdirmek suretiyle, yap. mak isterdi. Bundan dolayı sene­ lerce Barbaros’un önünden kaç­ mış ve daha fazla ticaret gemisi kafilelerine taarruz etmeyi kendi­ ne meslek edinmişti.

Cenevizli denizci yine hu düşün cenin tesiri altında yaşıyor ve ya­ pılacak muharebeden büyük men­ faat sağlamak istiyordu. Harb mec lisinde çok cesur karar ve emirler verdikten sonra kamarasına çekil­ miş ve kendi kendisiyle konuşma­ ğa başlamıştı:

«Donanmam Türk donanmasın­ dan hem sayıca; hem de tekne ve top cesameti bakımından üstün... Bu donanmanın yarısı bile Türk donanmasını yok etmeğe yeter... O halde ben bu durumdan istifa­ de edip başka türlü bir muharebe yaparım... öyle bir muharebe ya­ payım ki; neticede Türk donanma sı imha olduğu gibi Venedik do­ nanması da büyük zararlar görür ve Cenevizliler karşısında bir kud ret olmak halinden çıkar...»

Böylelikle Andrea Doria Türk­ lerle ilk önce Venedik ve Pa­ palık donanmalarını çarpıştıra­ cak; kendisi de mücadeleye seyir­ ci kalacaktı. Ancak Türk donan­ masının Venediklileri mağlûp et­ mek üzere olduğunu farkederse, o zaman koşup silâhlı mücadele­ ye katılacaktı (1).

Muharebeye çıkış

26 eylül 1538 günü müttefik do­ nanma, Preveze kalesini bombar­ dıman ederek civarda Avamavro adasına çekilmişti. Kalenin arka­ sında da Türk donanması yatıyor­ du. Andrea Doria’nm hazırladığı plâna göre müttefik donanmadan ufak bir kısım İnebahtı (Lepanto) .kalesini bombardıman etmek sure­ tiyle Kaptan Paşayı denize çık­ mağa zorlıyacak ve böylelikle Türk donanması tuzağa düşürüle­ cekti. Çünkü Cenevizli kaptan. Barbaros’un, malik olduğu pek az kuvvetle, denize çıkıp kendisiyle döğüşeceğini pek zannetmiyordu.

(1) îvazati: Andrea Doria sahi- fe: 245.

(7)

VAZAHi A M İR A L A F İF BÜYÜKTUGHUL RES

ím

l e w

.M Ü N ÍF F£H tM

--- 7

---Andrea Doria

mağlûp ve perişan

kaçmıya mecbur

k a l d ı

Barbaros, kendisinden kat kat üstün o -lan Müttefik donan ■ mayı dize getirmek i çin, ona baskın yap ■ mak zorunu duyuyor­ du. Donanmasını gece yarısı Preveze’den ha­ reket ettirdi ve Pakso adasına kadar getirdi. Daha evvel keşfine gi­ den Turgut Reis de yelkenlerini şişirerek Barbaros’un bulundu­ ğu gemiye yaklaşmış ve düşman donanma - sının tam mevcudü i- le Ayamavro adasın­ da bulunduğunu ha - ber vermişti. Barbaros tam yelkene, o tarafa doğru yol verdi. Ko - unutanlarına inanan mürettebat, düşman ne kadar üstün olur­ sa olsun muhakkak bir zafer kazanacak - larından emin idiler.

Komutanın yüksek kabiliyetine inanmak deniz harbinde, kara harbinden daha çok mühimdi. Çünkü, ka - ra harbinde subay ve er, Büyük Allah, in­ sanı sadece karalarda yaşamak üzere yarat - tığı için, kendi kader­ lerini kendileri tâyin etmek imkânlarına sa

hiptiler. Bundan başka, bölük ko­ mutanı ne kadar az kabiliyetli o - lursa olsun, icabında, alay komu­ tanı bizzat gelip bölük komutanına yardım edebilirdi. Denizde bu im­ kânlar yoktu. Bundan dolayı tâ Roma deniz an’anelerinden o g ü ­ ne gelen bir gelenek olarak devlet­ ler, donanma komutanını uzun müddet mürettebatın başında tu - tarlar ve onların kendisini yakın - dan tanımasına imkân verirlerdi.

Mürettebatı ve kaptanları, Kap­ tan Paşayı o kadar tanımışlardı ki onun peşinden gitmekte ve sonuna kadar dövüşmekte daima büyük bir hayır olduğuna candan inan - mışlardı. Buna mukabil, Barbaros da kaptanlarına büyük bir inanç içinde yaşıyordu. Baskın kararını da bu inanç içinde vermişti.

Aynı gece, Müttefik donanma da Ayamavro adasında bir harb mec­

Türk kadırgaları cesaretle düşman kalyonları üzerine atılıy or, gülleleriyle direkleri al aşağı edip teknelerde yangın çıkarıyor, kalyonları ile rampa muharebesi yaparak düşman kuvvetlerini vuruyordu.

lisi kurmuştu. İnebahtı kalesini bombardıman ederek Türk donan­ masını muharebeye icbar etmek kararı burada verilmişti. İlk evve­ lâ Venedik ve Papalık donanmala­ rı denize çıkacak; onları Andrea Doria emrindeki İspanya ve Cene­ viz donanmaları takip edecekti.

27 Eylül 1538

Daha ortalık aydınlanmadan ev­ vel sert rüzgârlar tamamiyle ke - silmişti. Türk donanması neredey­ se Ayamavro adasına yaklaşacak­ tı. Barbaros, gemilerine daha faz­ la sürat kazandırmak için hemen yelkenlerini sardırdı ve direklerin müteharrik olan üst çubuklarını a- şağı indirdi; donanma gemilerinin tekmil mürettebatı kürekbaşı et­ ti; ağızdan dolma olan toplara gül leler yerleştirildi; okçular da mev kilerini aldılar.

Ortalık aydınlanırken Türk filo- 1 Barbaros; Turgut Reis, İbrahim sunun böylece Venedik ve Papalık

donanmasının karşısına çıkıverme-| si, bu donanmaya komuta eden A- miral Capello Vincenzo’yu, bir hayli şaşkına uğratmıştı. Amiral hemen Andrea Doria’ya haber u- laştırdı: «Türkler, çok yakında; hemen donanmanızla bana iltihak ediniz!»

Cenevizli denizci, soğuk davranı­ yordu. Daha doğrusu istediği olu - yor diye sevinç içinde idi. Ona gö­ re, Venedikliler, ile Türkler çar - pışacaklar, Türk donanması imha olunurken, Venedik donanması da çok zayıf bir kuvvet haline gelecek derecede sakatlanacaktı. Andrea Doria hayallerini hakikat gibi gö­ rüyor ; daha şimdiden kendisini Akdenizin yegâne sahibi zannedi - yordu.

Kurduğu plâna uygun olarak a- ğır davrandı ve hemen Venedik donanmasının yanma gitmedi. Bu­ nunla beraber, çok yavaş bir şe - kilde Venediklilere yaklaşıyordu. Bahanesi de hazırdı: Rüzgâr din­ di, böyle oldu.

tik çarpışma

Venedik filosu ilerlerken «Vene­ dik» isimli kalyon geri kalmış ve böylece Türk taarruzuna çok mü - sait bir durum almıştı. Amiral Ca­ pello da bu geminin içinde idi. Amiral, Türk kadırgalarının kö­ pükler saçarak kendisine doğru geldiklerini gördükçe sinirleniyor ve Andrea Doria’ya çabuk yardı­ ma koşması için işaret çekiyordu. Cenevizli kaptanda ise hiçbir ha - reket yoktu.

Türk kadirgalarınıp ilk ateşi, Ve nedik kalyonunun direklerini kır­ dı. Amiral Capello, derhal bir san dala atlıyarak Doria’nın gemisine gitti. Doria’ya, yanmakta olan Ve­ nedik gemisini göstererek hiddetle çıkıştı.:

— Ne yapmak istiyorsun? Cenevizli kaptan sert şekilde I mukabele etti:

— Komutan benim, süratle ge - minize dönün ve donanmanızla be- | nim hareketlerimi takip edin.

Böylece Türklerden üç misli üs­ tün olan düşman donanması daha muharebenin başında başsız kal - mıştı. Durumu kolaylıkla farkeden

Bey ve Salih Reise filoları ile müs takilen düşmana taarruz etmek emrini vermiş; kendisi de Andrea Doria’nm peşine düşmüştü. Türk kadırgaları cesaretle düşman kal­ yonları üzerine atlıyor; gülleleriy­ le direkleri al aşağı edip tekneler­ de yangın çıkarıyor, kalyonlar ile rampa muharebesi yaparak d ü ş­ man kuvvetlerini vuruyordu.

Kaptan Paşa kaptanlarına «yaka ladığınız tek gemi ile sonuna k a ­ dar uğraşmayın; bir gemiyi batı­ racağım derken diğerlerini kaçırır siniz» demişti; «bir gemiyi hare­ ket edemiyecek hale getirdiniz mi hemen ikinci bir sağlam gemiye taarruz ediniz! Böylece çok gemi sakatlayınız... Sonra sakat gemi - leri nasıl olsa toplarız!»

Türk kadırga ve kalyonları böy­ le hareket ediyorlardı. Andrea Do­ ria ve Capello, gördükleri dehşet karşısında çareyi Puglia sahilleri­ ne doğru kaçmakta buldular; Bar­ baros da peşlerinde idi!

Ortalık karardığı zaman Mütte­ fik filo, Türk dehşetinden kurtul­ muş; fakat yek diğeri arasındaki irtibatı da kaybetmişti.

Mânevi tesir

Artık Müttefik filoda komuta di­ ye bir unsur kalmamıştı. Başını a- lan kaptan, İtalyan sahillerine doğ ru gidiyordu. Geceleyin birdenbi - re sağanaklı bir fırtına çıktı. Şim­ şekler de çakıyordu. Cenevizli kap tanın gemileri, uzaktan gördük - leri bu şimşekleri Türk kalyonla­ rının hâlâ Venedik filosu ile mu­ harebe etmesine veriyor ve heye - canlanıyorlardı. Gecenin zifiri ka­ ranlığında birbirini gören Ceneviz li gemiler de dost gemileri düş - man zannettiler; topçu ateş açarak birbirlerini sakatladılar. Artık her iki donanma da bilmeden Bar baros hesabına çalışıyor ve kendi gemilerini batırıyordu.

Türkler, bu muharebede Mütte­ fik donanmadan 7 kalyon batırmış, 29 tane de esir almıştı. Barbaros, Adriyatik sahillerindeki Türk as - j kerî nakliyatını korumak vazifesi I ile Turgut Reisi, 20 kadırgası ile Avlonya’da bıraktı; kendisi de d o ­ nanmasını tazelemek üzere Istan - bula döndü.

(8)

İmparatorluktan

Türkiye

Cumhuriyetine

Preveze muharebesi, Türklerin Akdeniz hâki­ miyetlerini perçinlemiş- ti. Papanın aleyhte bu­ lunmasına rağmen, Türk­ lerin bu hâkimiyetinden memnun olan devlet ve milletler de çoktu. Çün­ kü Akdenizin yeni hâ­ kimi devlet, kendisinden evvelkiler gibi denizler­ de dolaşan gemilerden bol miktarda vergi allıp onların mahvolmalarını hazırlamıyacaktı. Nite­ kim Türklerden evvel, denizci devletlerin insaf­ sız hareket etmeleri bir çok devletlerin tarihten silinmesine sebep olmuş­ tu.

Türkler, denizlere tam hâkim olduktan sonra, Fransa Kıralı Birinci Francois’nm yalvarma­ ları üzerine, denizleri a- şarak Tulon’a ulaştılar. Kıralı Türklere başvur­ mağa sevkeden sebep, sa­ dece Ispanyollar karşı­ sındaki zayıf durumu de­ ğildi. Türklerin, denizle­ re hâkim olur olmaz, sı- rasiyle Fransa ve îngil- tereye denizlerde istedi­ ği gibi dolaşıp serbest ticaret yapmak müsaade­ sini vermesi bütün in­ sanlığı birden Kanunl’ye bağlamıştı.

Kaptan Paşa büyük Türk donan- masiyle Tulon’a ulaştı; beraberin­ de karada çarpışacak olan levent­ leri taşıyan nakliye gemileri de vardı.

Fransaya nasıl yardım edildi?

Türk donanmasının limana giri­ şini şehir halkı sevinçle selâmlı­ yordu. Fransız Başkomutanı Kap­ tan Paşanın gemisine kadar gelerek Kaptan Paşayı selâmlarken Fran­ sız donanmasının da kendi emrin­ de olduğunu bildiriyordu. Tarihte, devletlerarası münasebetlerde ilk ve son defa olarak bir millet, mü- zakeresiz olarak, ordusunu başka bir devlet emrindeki komutana ve riyordu. Denizcilerin yaptığı kah­ ramanca dövüşmeler, böylece Türk şerefini denizleraşırı bölgelere de götürmüştü. Şerefli Türk bayrağı, Fransız topraklarına hürriyet ha­ vası getirmişti.

Kaptan Paşa karaya çıktığı za­ man, Fransız halkının tezahüratı arasında şehirden geçerek Fransız

ordusunu teftiş etti. Beğenmemiş­ ti; Fransız Başkomutanına baktı:

— Askerinizi yetiştirememişsi- niz! Bu askerle vatanınızı kurtara­

mazsınız! dedi. Kaptan Paşa, hü­ kümdarın verdiği büyük yetki ile konuşuyordu.

— Bırakın bu askeri dedi; ben leventlerimle sizin derdinize çare bulur ve milletinizi yabancı bas­ kıdan kurtarırım.

Türk leventleri, denizlerde olduğu gibi, Fransız topraklarında da cesaretle dövüştüler; Fransanın Kiralını kurtarıp memleketlerine döndüler.

İngiltere de yardım istiyor

Seneler geçmişti; İngiltere İspan yolların kendi adalarını işgal et­ mek tehlikesiyle karşı karşıya idi. Amerikayı keşfeden îspanyollar, bu kıtayı müstemleke yapmışlar ve îngilterenin Amerikan toprak­ larından faydalanmasına razı ola­ mamışlardı. İspanya Kıralı İngil­ tere anavatan adasını işgal ederek meseleyi kökünden halletmek is­ tiyordu. Hakikî şekliyle tamamen

Hamıdıye gemisi

esası İktisadî menfaat olan bu mü­ cadele, ortalığa bir «Katolik - Pro­ testan» mücadelesi halinde göste­ riliyordu.

İspanyolların donanması, İngiliz i filosundan, çok kudretli olduğu i- çin Birinci Elizabeth çareyi Türk Hükümdarı ve Kaptan Paşasına baş vurmakta buldu. Zamanın İngiliz Elçisi William Harborne, Hüküm­ dar ve Kaptan Paşayı ziyaret e- derek, Kıraliçenin Türk adaletine sığındığını bildirdi.

Türk donanması derhal Batı Ak denize hareket etti. Kaptan Paşa, Kılıç Ali, Barbaros ve Turgudun yokluğunu aratmamıştı. Onun İs­ panyol sularında gözükmesi bile Îngilterenin kurtulmasına tesir et­ ti. Bundan faydalanan îngilizlerj büyük bir donanma yaparak biz- 1

zat İspanyolları yendiler. Türk | donanması, Kıraliçenin büyük he-j diyeleriyle Istanbula döndü.

Deniz hâkimiyetinden

ne kaldı?

Donanma, Türklerin üç kıtada büyük ve adaletli bir İmparator­ luk kurmasına yardım etmişti. Bu İmparatorluğun ömrü de uzun ol­ du. Fakat denizcilerin elinde ol- mıyan sebeplerden ötürü deniz hâkimiyetinin kaybedilmiş olması yabancı kudreti anavatan toprak­ larının kapısına kadar getirdi ve İmparatorluğu ölüme mahkûm et­ ti.

İstiklâl mücadelesi Türklerin a- navatanında başladı ve Türkiye Cumhuriyeti de bu topraklarda doğdu. Barbaros torunlarının İs­ tiklâl Harbine hizmeti büyük ol­ du. Çünkü cepheleri besliyecek o- lan silâh, cephane, para ve mal­ zeme düşman ve büyük deniz dev-j letlerinin fiili kontrolunda olan ; denizlerden geçiyordu.

Türk denizcileri başlarında tek j top veya makineli tüfek olan ufa-1 cık teknelerle aldıkları büyük va­ zifeyi başarı ile yaptılar. Yalnız malzeme taşımakla kalmayıp düş-

mandan gemi bile zaptettiler.

Atatürk ve Türkiye denizciliği j

Büyük Ata, Türk denizcilerinin | yaptığı bu büyük hizmeti Millet Meclisi kürsüsünden takdir etmiş-1

ti. Cumhuriyetin muhtaç olduğu deniz menfaatlerini açıklamak i- çin Hamidiyeye kadar geldi ve bu gemi ile Mudanyadan Samsuna doğru bir seyahat yaptı. O günkü donanma da Hamidiye ve Peyk-i Şevket gemilerinden ibaretti; di­ ğer gemiler tamire muhtaç bir halde Haliçte ve İzmitte yatmak­ ta idi. Seyahat sonunda Türkiye- nin denizlerle olan münasebetle­ rine dair fikirlerini bu geminin hâ tıra defterine yazdığı gibi Büyük Millet Meclisinin 1925 - 26 açış nut­ kunda da millete ilân etti.

Büyük Ata. «Türkiye Cumhuri­ yeti donanmasız olamaz» diyordu. Buradaki donanma kelimesi sade­ ce harb gemileri olmayıp deniz ti­ caret filosu ve milletin tekmil de­ niz menfaatleri olarak ifade edil­ mişti. Hamidiyenin hâtıra defterin deki cümleler de, deniz subayla­ rına hitap etmekten, daha büyük mânalar taşıyordu. Hükümet ve parlâmento âzaları, eğitim mües- seseleri sorumluları, ferdi teşeb­ büs sahibi denizcilere, Büyük Ata, milletin geleceği için mesut yolları işaret etmişti. «Ey Türk genci, bi­ rinci vazifen Cumhuriyeti koru­ maktır» büyük emrinin içinde de denizler büyük yeri işgal ediyor­ du. Çünkü Türk milleti, deniz ni­ metlerinden faydalanmayı bilme­ dikçe, Cumhuriyetini koruyamıya- caktı. Çünkü tarih boyunca deniz­ lere ehemmiyet vermiyen, deniz ticareti ve deniz kuvveti yapamı- yan milletler bu güzel vatanda tu tunamamıştı.

Türk harb ve ticaret denizcisi, kendisine verilen mali ve idari imkânlar derecesinde, Büyük Ata­ nın arzularını yerine getirmekle iftihar eder. Bundan daha fazlası­ nı yapmak hükümet, parlâmento ve milletin yüksek irade, arzu ve emirlerine bağlıdır.

Yakın günlerde eski muharipler sınıfına geçmiş bir amiral olarak Türk milletinin çok büyük bir do­ nanmaya kavuşmasını temenni e- derken; bugün deniz savunma ve ticareti sorumluluğunu omuzların­ da taşıyan arkadaşlarıma başarı­ lar diiarim.

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha T oros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

• tasmād asaktaḥ satataṃ kāryaṃ karma samācara asakto hy ācaran karma param āpnoti

Çocuk, ergen ve genç erişkinlerde görülen madde bağımlılığı sorunu, baş- langıçta yaşanan problemler nedeniyle ortaya çıkan iç sıkıntısı ve kaygıyı azaltmak

›fl›ky›l› uzakl›kta Günefl’ten biraz daha kütleli bir y›ld›z›n çevresinde dolanan, Neptün kütlesinde üç gezegen ve bir asteroit kufla¤›n›n

Frans›zca’daki déjà (daha önceden) ve voir (görmek) fiilinin geçmifl zaman çekimi olan vu’nün birlefliminden türeyen déjà vu içinde bulu- nulan bir yeri daha

Sultan İbrahimin 486 yazısı arasında bazıları devlet umuruna, o devrin İstanbul ahvaline, kendi sıhhatine ve para işlerine aiddir.. Sadrıazamdan hazine

Sergi gibi arşivin de düzenlenmesini "müteahhit firma" olarak Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı üsüenmiş.. Projenin yöneücisi olan Eldem, bir yandan

O gün, bu gündür okulun kuruluş günü eski yeni bütün GalatasaraylI­ lar okulda toplanıp pilav ye­ meyi adet haline getirmişlerdir.' Kuruluş yıldönümlerinde

Mirza Ağa Han-ı Kirmanî gibi istibdat karşıtı “Genç İranlılar Cemiyeti” mensubu özgürlükçülerdir. Afgânî’nin İstanbul’da ikamet ettiği sırada en