• Sonuç bulunamadı

Gerçekçi edebiyatın öncülerinden gazeteci yazar Suat Derviş yaşadı mı?

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Gerçekçi edebiyatın öncülerinden gazeteci yazar Suat Derviş yaşadı mı?"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SA YFA CUM HURİYET

______

'«T 5 ^ 1 'S

23 TEM M U Z 1994 CUM ARTES

14

KULTUR

‘Gerçekçi edebiyatın

öncülerinden ’gazeteci ve yazar

Suat Derviş yaşadı mı?

SENNUR SEZER

Suat Derviş (1905-23 Temmuz 1972). R om ana ve gazeteci. Prof. Dr. İsmailI Derviş’in kızı, Reşit Fuat Baraner’in eşi. öğreniminin bir bö­ lümü özel. Bir bölümü Berlin Kon- servatuvan ve Edebiyat Fakültesi­ nde. Atilla özkırımlı onu, “Yaşadığı dönemde, bir kadın olarak bütün ‘ilk’- leri gerçekleştirmek görevini yüklen­ miştir. Avrupa’ya muhabir olarak gi­ den ilk kadın gazetecidir. Refet Pa- şa’nın, Ankara temsilcisi olarak İstanbul'a ilk gelişinde (1922) kendi­ siyle görüşmeyi yapan odur. Bir gün­ lük gazetede (İkdam, 1926) ilk kez ‘Kadın sahifeleri hazırlayan ve sahi- fe modasını çıkaran ilk gazeteci’ yine ondan başkası değildir” diye anlatı­ rken gazeteciliğinin yazarlığındaki önemini vurgulamak ister: “(...) Ya­ zarlığı halkının mutluluğuna adanmış gerçek anlamıyla bir düşünce sa­ vaşçısıdır. (...) Onu hayatın gerçekle­ riyle gazeteciliği yüz yüze getirir.” (Cumhuriyet), 24/7/1976)

Suat Derviş, elimizde kendisiyle il- ili iki önemli kaynak olmasına arşın bütünüyle kavrayamadığım yazarlardan biri. Kaynaklardan biri Zihni T. Anadol’un Gerçekler Pos- tası’nın 11-12. sayısında yaptığı ko­ nuşma. 1967 yılında Gerçekler Pos- tası’nda yayımlanan bu konuşmayı, İbrahim S u n Topçuoğlu’nun Savaş Yarası’ (Am II), 1978 tarihli kitabı­ nda da bulabilirsiniz. Kitapta Suat Derviş’in ‘öikeli İmam’ adlı bir öy­ küsü de yer alıyor. Bu kaynağa para­ lel bir kaynak Refika Taner-Asım Bezirci nin ‘Seçme Romanlar’ı. ‘An­ kara Mahpusu' romanının sonunda yer alan ‘Dış Basında Suat Derviş’ bölümünden alıntılar. İkinci ve önemli bir kaynak, Behçet Necati- gil’in bir mektuplaşma sonucu, Ne­ sin Vakfı Edebiyat Yıllığı 1976’ya yazdığı ‘Suat Derviş Üzerine Notlar’.

Suat Derviş bir kadın olarak birçok ’ilk’e imzasını

attı. Sadece bir gazeteci olarak değil

aynı zamanda da bir yazar olarakta birçok

eser vermekle beraber kitapları arasında bir tek

‘Fosforlu Çevriye’ hatırlanır.

Kavrayamadığım, Suat Derviş için yazılanların olumlu yanlarına karşın yalnızca tek romanının hatırlanışı: Fosforlu Çevriye. Romanı anımsa­ tan şarkıdan dolayı mı acaba?

“Suat Derviş’te yeni olan.

M urat Uraz, Kadın Şair ve M u­ harrirlerimiz adlı inceleme/güldeste- sinin 1941 tarihli baskısında, Refik Ahmet SevengH’in şu yargısına yer verir: “Suat Derviş Hanım, edebi­ yatımıza karanlık ve karışık dehliz­ lerden, çıtırdayan eski tahtaların se­

sinde durup, boşlukta korkunç akis­ lerle halkalanan ayak seslerini dinle­ yerek, ruhunda bir ürperiş ve gözle­ rinde titreyen bir karartıyla geldi. Onda yeni olan, edebiyatımızın bir eksiğini tamamlayacak olan bu korkudur.”

M urat Uraz, bu yargının “Fatma'­ nın Günahı” adlı romanının ilk yayı- mlanışında, 1921 yılında verildiğini söylüyor. Kitap olarak 1924’te yayı­ mlanan bu roman, 1921 ’de tefrika edilmişti belki. 1905 doğumlu Suat Derviş’in edebiyata, ‘Hezeyan’ adlı mensur (düzyazı) şiiriyle, 13-14 yaş­

larında girdiğini biliyoruz. Aile dost­ larından Nazım Hikmet, ‘Hezeyan’ı beğendiği için Yusuf Ziya O rtaç’a vermiş, o da Alemdar gazetesinin ‘edebi nüsha’smda yayımlamış. İlk romanlan Kara Kitap (1920), Ne Bir Ses Ne Bir Nefes (1923), Hiç Biri (1923) Ahmet Ferdi (1923), Behire’- nin Talipleri (1923) tarihlerini taşı­ yor ve çok genç bir yazan gösteriyor. M urat Uraz’ın Suat Derviş için yargısı da bize genç bir tefrika ro- manasm ı nitelemekte: “Büyük Harp’ten sonra yetişen ve gazete­ lerdeki yazıları, roman ve hikayele­

riyle tanınmış olan Bayan Suat Der­ viş, yazılarının bir kısmı piyasa işi ve alelacele yazılmış, hatta yakın za­ manlara kadar ifadesinde bazı ak­ saklıklar görülmüş olmasına rağmen sevilerek okunmuş bir muharrinlir.”

(Kadın Şair ve Muharirlerimiz, 1941) M urat Uraz, Suat Derviş’in çalışarak ‘edebiyatımızın en işlek’ öğelerinden biri durumuna geldiği­ ni, bütün yazdıklarının kadın konu­ sundan kaynaklandığını, yazdıkları­ na kadın duygulanımlarının egemen olduğunu ekliyor. Suat Derviş’in yazdıklarını beğenip onun gazete ya­

zarlığına zaman harcamasına hayı- flananlardan biri Vasfı Mahir Koca-

türk. Yeni Türk Edebiyatı adlı ki­

taptan alıntı da yine ‘Kadın Şair ve

Muharrirlerimiz’de “Üslupta Halide Edip’ten daha objektif ve daha mo­ dem olan bu hikayeci derildik bakımından da pek aşağı kalmıyor. Küçük hikayede çok muvaffak olu­ yor. Fakat bu güzel eserlerin sahibi Amerikan usulü gazetecilikten hoş­ lanıyor galiba.” Bu yargıların verildi­

ği günlerde, antolojide yer alan kadın yazarların adlarını saymak (gazeteciler dışında), genel durumu yansıtabilir: Fatma Aliye, Güzide

Sabri Aygün, Halide Edip, Müfide Ferid, Suat Derviş, Muazzez Tahsin Berkant, Mebrure Sami Koray, Nur Tahsin, Mükerrem Kamil Su, Fahike O dm an, Melek Hiç, Cahit Uçuk, Pe­ ride Celal, Leman Berçmen, Muaz­ zez Kaptanoğlu, Kerime Nadir.

Suat Derviş, 1940-1941 tarihleri arasında dergicilikle uğraşıyor, Yeni Edebiyat adlı sanat-edebiyat-fıkir gazetesinin künyesi şöyle: Sahibi Ne­

riman Hikmet, Yayın M üdürü, M.

Çetin, Çıkaran Suat Derviş. Yeni Edebiyat (5 Ekim 1940-15 Kasım 1941), sosyalist sanat anlayışım sa­ vunan, on beş günlük bir dergidir. Yazarları arasında Abidin Dino, Nazım Hikmet (M azhar Lütfü tak­ ma adıyla), Kenan Hulusi, Hüsamet­

tin Bozok, F. Ceialettin ve ilk şiirle­

riyle Orhan Kemal, Attila İlhan, A.

Kadir, H. İzzettin Dinamo vardır.

Suat Derviş’in etkin gazeteci- yazarlığı bir iki yıl içinde takma ad­ lar kullanma zorunluluğuyla gölge- lenmeye başlayacaktır.

1943-44’ten sonra..

Suat Derviş, siyasal kişiliği yüzün­ den, imzası m kullanamadığı zaman da yaşamım yine kalemiyle ka­ zanmış: “ 1943-44’ten sonra (...) rad­

yo skeçleri, radyo piyesleri de yazdım, sahne piyesleri de. Kendi im­ zamla bunları oyna tam adun. Bundan yakındığım bazı dostlarım benden bu piyesleri satın aldılar, radyoda kendi imzalarıyla oynattılar. (...) Piyes ya­ zarlarımız arasında ilk piyesini yazmış olduğum bile vardır zannedi­ yorum. Kendisi daha iyi bilir. (...) Ço­ cuklara yazdığım dev masallarında imzamın bulunmasını engelleyenler (...) demek paramı kazanmamı ve İs­ mimi en verimli çağımda memleke­ timdeki okuyucularıma duyurmama mani olanlar, şimdi benim binbir tak­ ma ismimin peşine düşsünler” (Zihni

T. Anadol’la yaptığı konuşmadan). Bu süreci, 1953’te eşinin tutuklan­ ması izleyecektir. 1953-1963 yıllan arasında Fransa’da kızkardeşinin yanında yaşayan Suat Derviş, yem­

işinin F r den yazacak, kızkardeşinin l-ransı- zcaya çevirdiği bu roman, Fransa’da yayımlanan ilk Türk romanı ola­ caktır: Ankara Mahpusu.

Suat Derviş, yirmi iki yıl önce öldü. Avrupa’da yankılansa da, Türkiye’de gerekli ilgiyi gördüğü söylenemez yazdıklarının. Bu duru­ mu Atilla özkm m lı “(...) siyasal

baskılar nedeniyle yurdundan uzak­ laşmak zorunda kalınca unutturul-

ması kolaylaşır. Döndüğünde boy-

kulağı geçmiştir” (24/7/1976

Cumhuriyet) (üye özetler. Bir açıdan doğrudur. Ama Türk edebiyatının okurunun toplumcu gerçekçi edebi­ yattan pek hoşlanmadığı da söy­ lenmeli bence. Türk edebiyatının ad­ ları bir yana Amıa Segbers’i bile pek tanımaz okurumuz.

O zaman, ‘gerçekçi edebiyatın ön­

cülerinden’ Suat Derviş’in yaşadığı­

na inanabilir miyiz?

İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

AraĢtırma sonuçlarına göre, ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenler örgütsel desteği en yüksek düzeyde öğretimsel destek boyutunda, en düĢük düzeyde

Beyoğlu değil, B alat, Hasköy, Cibali, Kuledibi ile Tarlabaşı, Beşiktaş ve Kurtuluş cihetinden gelenler bu salonda dans rekoru­ nu kırmaya çalışırlardı..

İki ecnebi dilini çok iyi bilen ho­ cam temiz üslûbu ve çok veciz tak­ rirlerini dinliyen talebelerini büyük bir vecd içinde sürükler götürür, onlara

Sanırım yedikle­ rimiz denli, bizi eski-püskU bir yalının terasında hemen denizin üstünde yemek ye­ mek memnun etmiş olmalıy­ dı.. Bir şişe şarabı da

Oysa ilerde tarih, o günü insan öyküsünün en önemli dönüm noktalarından biri olarak nitele- yecekti.. Ama acaba Fransız Devrimi gerçekten o gün

Bundan sonra içine ilâç doldurulan te ker­ leklere, herkesin gözü önünde, çe­ kiçle 10-15 santim uzunluğunda çi­ viler çakılmış, lâstiklerde en ufak bir

Rahmi Oruç Güvenç explains that his clinical studies o f music therapy have been a valuable experience, proving its benefits in the field ofper­ sonality development,