D
Ü
N
Y
A
.
" 5 5 £ } S* M E P Adres : Dünya . İst. T e l « 24515 - 26808 V A T A N H E P H A L K İ Ç İ NPerşembe 10 Kasım 1955 15 Kr. ¿ i f i i ”A X *
at
İ Î
Y IL SO N U N D A
2 BAHÇELİ EV
50.000 LİRALIK
Muhtelif Para ikramiyeleri Hesap açınız
D O Ğ U B A N K
Cumhuriyetçiler ki artık ne çocukturlar, hatta
ne gençtirler, orta yaşlı ve yaşlıcadırlar
onlar hu yas gününde Atatürk'ün kendilerine
nasıl ümit bağlamış olduğunu hatırlamalıdırlar
Yazan : Falih Rıfkı Atay
CELAL BAYAR
A ııkaraya döndü
CUMHURBAŞKANININ ÜRDÜN'E TEMİNAT
VEREN DEMECİNİN AKİSLERİ DEVAM EDİYOR
A N KARA, 9 (Telefonla) — Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’m son Ürdün seyahati sırasında Orta Doğu Güvenliği ile ilgili olarak verdiği demecin ve bu arada Ürdüne bir tecavüz vukuunda Türki ye’nin askeri yardımda bulunacağını
bildirmesinin akisleri devam etmek tedir. Bayar’m beyanatım resmi çev reler, Türkiye'nin son yıllarda Orta Doğu’da tertip ettiği siyasete ve bu
y<-nun ilk tecellisi olan Bağdat Paktı nın gayelerine uygun olarak vasıf landırmışlardır. Ancak beyanatın ba zı yerli ve yabancı çevrelerde bir sürpriz tesiri uyandırdığı anlaşılmak tadır. Nitekim beyanatın hemen a kabinde baş vurduğumuz Türk hari ciyesinin yetkili şahısları herhangi bir yorumda bulunmaktan çekinmiş îerdir. Ürdün'de yayınlanan gazete ler İse, Ürdün’ün Bağdat paktına gir meye henüz hazır olmadığını ileri sürmüşlerdi. Buna mukabil İrak bu teminattan son derece memnun oldu ğunu belirtmiştir.
İsrail ile geniş ve açık bir hududa sahip olan Ürdün, Şimdiye kadar Türk _ İrak paktına katılmak huşu, sunda mütereddit davranmakla be raber Mısır — Suriye — Suudi Ara bistan blokundan ziyade Irak'a m il teveccih bir tavır takınmaktaydı. Lübnan gibi Ürdün'de Arap bloku.
(Devamı Sa. 11 Sü. 5 de)
C
UMHURİYETİN daha ilk yıllarında Atatürk’ün bir kalb krizi geçirdiğini haber almıştık. Canımız, dudaklarımızın ucuna geldi. Çün kü "hepsi” ve “ herşey” yalnız O’na bağh idi E s- ki devir henüz butun kadroları ile yaşıyor ve memleketin her köşesinde “ mırıldanıyordu". Sonradan hastalığın kalbden gelmediği meydana çıktı. Bununla beraber arkadaşlarından biri da- yanamıyarak : —---— Kendine bak. Çünkü ya şamağa mecbursun, öldüğü nün ertesi günü heykellerini kırarlar ve ne yap tınsa topu nu bîrden yıkarlar, demişti.
Hüzünle başım eğip düşün düğünü hatırlıyorum. Bu ka dar iğreti ve temelsiz bir ese. rin kahramanı olmak da sanki pek şerefli bir şey miydi? Atatürk eğer millet kurtul mama, memleket kurtuluşu nun geçici bir avunmadan ibaret kalacağım biliyordu, Osmanlı saltanatının çöküş ça ğında istilâları durduran kah ramanlar çıkmıştı. Zaferler millî kaderin artık değiştiği sevincini vermişti. Bunların hepsi kısa sürdü. Büyük top luluk vicdan ve tefekkür kö leliğinden, ortaçağ gelenek ve göreneklerinin, geri ve kör karakuvvetin tahakkümünden kurtulamıyondu.
Aradan yıllar geçti. Cumhu riyet 29 Ekim geçit törenle rindeki çocuklarla beraber bü yüyordu. Bunlar ilk geçit tö renlerinde seyirci sıralarında ki analarının kucaklarında idi ler. Sonra ilkokul yavru kurt ları, ortaokul izcileri, Use ve yüksek mektep delikanlıları arasında Atatürk’ü selâımhya- rak geçtiler. 19 Mayıs törenin de Türk şehirlerinin spor meydanlarını onbinlercesi kap lıyordu. işte bu törenlerden bi rinin akşamı yine Atatürk’e : — Siz yaşamalısınız, diyen lere, Atatürk :
— Mustafa Kemaller yirmi yaşındadırlar, cevabını ver mişti.
Cumhuriyet günü henüz doğmamış olanlar bile artık otuz yaşlarını bitirmişlerdir. Mustafa Kemal 30 yaşında Rumeli’de ordunun en iyi kı talarım yetiştiriyor, eski ko mutanların başedem edikleri tehlikeli isyanları bastıran hareketlerde askerî dehâsını gösteriyordu.
ölüm yatağında iken cum huriyetin onbeşinci yıldönümü şenlikleri başlamıştı. Boğaziçi vapurlarından birini tutan gençler Dolmabahçe sarayının önünde ‘ ‘Dağ başını duman al. mış” türküsünü çağırıyorlar dı. Atatürk kesik nefesli sesi ile pencereye gitmek istediğini anlattı. Kollarına girerek g ö türdüler ve bir koltuğa oturt, tular. Genç neslin türkülerini ve marşlarım dinlerken!
— Bu bayramlar ve yarın lar sîzindir, güle güle.» diye mırıldanarak ölüm yatağına dönmüştü.
Cumhuriyetçiler, ki artık ne çocukturlar, hattâ ne gençtir ler, orta yaşlı ve yaşhcadır- Iar, onlar bu yas gününde Ata türk’ün kendilerine nasıl ümit bağlamış olduğunu hatırlama lıdırlar. Çünkü birkaç yıldan- beri gerilemeler olmuştur, zâ lim politikacılar menfaat uğ runa ideal satıcılığı yapmış, laı-dır, cumhuriyetçiler Ata türkçülük savaşının hâlâ bir ölüm - kalım savaşı karakte rinde olduğunu unutmamak, dırlar.
Falih Rıfkı A T A Y
T a k ı n t ı l ı
öğrenciler
Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulu, bunların üst sınıfa devam edebileceklerine dair
bir karar aldı
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fa kültesi Yönetim Kurulu tehir edi len toplantısını dün yapmıştır.
Geçen yıl eski ve yeni talimat namelerin çatışmasından dolayı intikal! devre öğrencisi oldukları için 400 e yakın talebeye Kurulca eski talimatname tatbik edilmiş ti. Yönetim Kurulunun dün aldığı karar neticesinde bu öğrencilere cüz’l bir farkla tekrar eski tali matname tatbik edilerek bir üst sınıfa devamları sağlanmıştır.
Ancak geçen yıl lisan takıntıla rı dolayısiyle bu avantajdan isti fade edemiyen 100 ü mütecaviz öğ, renci, bu yıl lisan muafiyetini ka. zandıklan halde aynı hak tanın mamıştır. Bu öğrenciler yönetim kurulunun bu beklenmedik kararı (Devamu Sa. 11 Sü. 3 de)
E. HAYRI ÜSTÜNDAĞ ŞEH RİMİZDE — İspatçı 20’lerden Dr. Ekrem Hayri Üstündağ, dün şehrimize gelmiştir. Re simde Ekrem Hayri Üstündağ, vapurdan çıktıktan sonra, Ga lata rıhtımında görülmekte dir. (F o to : Dünya - R.H.)
Isp atçılar
17 önerge
hazırladı !
Park Oteldeki toplantı salo. nuna tesadüfen gelen CelâJ Fuat Türkgeldi gazetecilere:
“ Aman beni böyle işlere karıştırmayın” dedi
İspat hakkı taraftarlarının yeni kurulacak olan partinin hazırlıkları ile ilgili temasları şimdilik sona eı iniştir. Dün Burdur'a giden Fethi Çe likbaş ile Behçet Kayaalp’ten sonra bugün de diğer milletvekilleri oto- -mobille Ankara’ya döneceklerdir.
Ispatçılar İstanbul'da umdukların dan fazla maddî ve manevî yardım sağladıklarım memnuniyetle ifade et mislerdir.
Dün İskenderun vapuru He İzmir’ den şehrimize gelen Ekrem Hayri üstündağ rıhtımda arkadaşları tara fmdan karşılanarak Park Oteldeki toplantıya katılmıştır.
Görüşlerini yeter derecede açıkla mış olduğunu, basın mensuplarına söyleyen Ekrem Hayri Üstündağ; bunlara yeni birşey ilâve etmiyece-
(Devamı Sa. 11 Sü. 5 d e)
Molo to v'ırn (i“
>İm
aT;a
y eÜ£în) nutku
Ceneyrede hayret uyandırdı
Foster Dulles: Bu nutuk, Sovyetler Birliği ile itimada dayanan münase
betlerin geliştirilmesi imkânlarına
a ğ ı r bir darbe in d irm iş tir,, d e d i
PARKOTEL’DE TOPLANTI — ispatçı 20 milletvekili, şehrimizde Parkotel’de sık sık toplantı lar yapmaktadırlar. Resimde, (Soldan sağa) Muhlis Bayramoğlıı, Ragıp Karaosmanoğlu, Ekrem Hayri Üstündağ ve Fevzi Lûtfi Karaosmanoğlu, Parkotelde, bir arada görülmektedirler. (F oto :
DÜNYA — Remzi HAKKAN).
Iran Şahı tarafından en büyük nişanla taltif edilen
Hürriyet mücahidi bayan
Mukaddem şehrim izde
İran’ın hürriyet mücadelesinde ya rarlık gösteren Victoria Mukaddem şehrimizde bulunmaktadır.
Siyah gözlü, siyah saçlı ve gayet sempatik bir kız olan Mukaddem Cumhurbaşkanının tavassutu ile Tür kiye Kadınlar Birliğinin dâvetlisi o- larak memleketimize gelmiştir.
İngilizce, Fransızca, Almanca ve Türkçeyi iyi bilen ve 1944 yılında daha 16 yaşında iken Şah tarafından
memleketinin en büyük kahraman
lık nişanı ile taltif edilen Victoria Mukaddem İran’ın hürriyet mücade leşi zamanında gösterdiği yararlıkla rı şöyle anlatıyor ;
"Bundan on iki sene evvel sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi İran’da bir hürriyet mücadelesi vardı. Bu mücadelede komünistler baş rolü oy nuyorlardı. Vatanım kadar sevdiğim babam bu mücadelede öldü. Ailede benden büyük olmadığından Bira
bana gelmişti. Ben de vazifemi yap
tim. İşte yararlık ve
bu vazifemi yapmamdan doğuyor.” Büyük bir kahramanlık nişanı ila taltif edilen bu mütevazı kızdan kah ramanlıkları hakkında ancak bu ka dar malûmat alabildik.
Aslen Azarbeycanlı Türklerden o- lan Victoria memleketimizde gördü
ğü misafirperverlikten sitayişle bah setmektedir. O kadar ki "Kendi va tanımdan Türkiye’yi ayrı tutmuyo-
(Devamı Sa, 11 Sü. S d e)
CENEVRE, 9 (A .A . - A P ) — Dert Devlet Dışbakanı Konfe ransının 9 uncu toplantısı bugün saat 16 da Fransız Dışbakanı K n ay’ın Başkanlığında açılmıştır. Sovyet Dşişleri Bakanı Molotov, birleştirilecek Almanya’nın komü
nist hâkimiyeti altında olmasını istiyerek Dört Büyükler konferan sını hayretler içinde bırakmıştır. Mac Millan, Dulles ve Pinay
Rus-karşı: “Bu nutuk Sovyetler Birli, ği ile itimada dayanan münasebet lerin geliştirilmesi imkânlarına a- ğır bir darbe indirmiştir.” demiş- ya’yı ağır sözlerle tenkid etmişler-. tir. Bu esnada Molotov acele ace- dir. Dulles, Molotov’un beyanatına | (Devamı Sa. 11 Sü. 1 de) |llllll!lll!IIIIIUIIIIIIIIIIIIIIII!lllllllllinilllltll!llllllllllflllllHIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIII!IUUUWI!IIIIIIIIIJ
j Atatürk’ün Türk j
| Gençliğine hitabesi I
“ Ey Türk Gençliği !,
Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ile - = ğ lebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu = §= temel senin en kuvvetli hazinendir, istikbalde dahi, seni, bu ü ş§ hâzinenden mahrum etmek istiyecek dahilî ve harici bedhah- = |j larm olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa = j§ mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için, içinde buluna- = §§ cağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmiyeceksin. Bu im - ğ Ü kâaı ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. = = istiklâl ve Cumhuriyetine kasdedecek düşmanlar, bütün dün- ğ Ş yada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.=
Cebren ve hile ile aziz vatanının bütün kaleleri zaptedil- İE 5 miş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve §= Ü memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu j§ = şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin = M dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ = ş hiyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî = = menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilir- = Ü l«r. Millet, yoksulluk içinde, zaruret içinde harap ve bîtap ş Ü dtişmiiş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı !
işte bu ahval ye şerait içinde dahi vazifen, Türk istik- jjg s lâlini ve Türk Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğum ğ 5 kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
İIWinHIIIIIIHIIIIIIIUIIUIHIUIUIH
1
UİH
1
IIIIUIIIIIIIIIIIIIipillUIİIIIIIIIIII]IIIINIIIlllllHIIIIHİItlllllf’
DULLES _ M AREŞAL T i- TO BÎR A R A D A — Foster Dulles’ ın, Belgrad’ a uğra yarak Mareşal Tito ile uzun görüşmeler yaptığını bildir m iştik. Resim, Dulles üe Mareşal Tito’yu, son gö rüşmeleri esnasında, bir a - rada göstermektedir. (F o to : DÜNYA — A P ) ■■ ■■ ■■
Inonunun
10 Kasım
mesajı
Atatürk’ün yıldönümü dü şündürücü ve toplayıcı tesir leri ile müstesna bir hususî lik taşır. Batmış bir devletin canlı bir hamle ile dirilmesi ni, ümitsiz bir cemiyetin bü tün engelleri deviren iradeli bir millet haline gelmesini, Atatürk gününde, gurur ile hatırlarız. Zaman geçtikçe A- tatürk daha yükseliyor, daha kıymetleniyor, eserlerini vic danları ile anlayanlar ve yü reklerinin bütün imam ile ko ruyanlar daha çoğalıyor. Bu mücahitlere minnetlerimizi söylemek boreumuzdur.Büyük idealler yolunda ça lışma kararımızı ruhumuzda tazeleyerek Atatürk'ün kutsal hâtırasını saygı ile anıyoruz.
İnönü — 1952
B u g ü n k ü
anm a
lo ren leri
Yurdun her tarafında oldu ğu gibi şehrimizde de Büyük Kurtancı’nın ebediyete inti.
kalinin yddöniimü büyük törenlerle anılacak
Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün ö- lümünün 17. yıldönümü münase betiyle bugün şehrin muhtelif yer. lertade anma törenleri yapılarak, aziz hâtırası hürmetle anılacaktır. Sabah saat 9.05 de, bütün şehir,
d« vapur ve vasıtaların verecekle- (Devarnı Sa, 11 Sii, 3 d e)
Belediye sesimi için
P r o p a g a n d a
m ü d d e t i
s o n a e r d i
Vali, Milletvekilleri, kayma, kam ve muhtarlar dün bir
toplantı yaptılar
önümüzdeki pazar günü yapıla cak olan Belediye seçimleri müna. sebetiyle, Seçim Kanununun aday lana tanıdığı propaganda müddeti dün akşam sona ermiştir.
Bu münasebetle dün şehrimizde muhtelif toplantılar yapılmış ve hazırlanan seçim beyannameleri halka dağıtılmıştır.
Saat 17 de, İstanbul MÜletvekiL leri, D. P. 11 ve İlçe idare kurulu üyeleri, kaymakam ve şehir içi ma halle muhtarlarının iştirakiyle Liman Lokantasında bir toplantı tertip edilmiştir. Bu toplantıda Va 11 Gökay, yapılan 5 yıllık isleri say mistir. Gece de Vali tarafından radyoda bir konuşma yapılmıştır.
Ayrıca siyasî partiler lokallerin. (Devamı Sa. 11 Sü. 6 d a )
M
D Ü N Y A
10 Kasım 195#
.#■S Mİİ R 1H A B E R L E R İ
Kahve dağıtımı için
yeni şekil aranacak
Kuyruk yapmanın önüne geçilecek
Gümrüklerden çekilen kahve, terden kurukahveçilere verilen miktarın halka dağıtımı sona er miştir. önümüzdeki günlerde ye niden kuru kahvecilere tevziat yapılacağı bildirilmektedir. Hâlen Migros’dan başka doğrudan doğ ruya halka kahve satışı yapıla mamaktadır.
Vali ve diğer alâkalılar dükkân lar önünde kuyruk yapılmasını doğru bulmamakta ve buna bir gara bulunması üzerinde durul maktadır. Geçen sene olduğu gibj
İthal ettiği teneke ve sacları tevzi etnıiyen firma
Çok miktarda teneke ve sac İt hal ettiği halde bunları tevzi etmi. yen bir firma hakkında İktisadi Teıtklk ve Kontrol Heyeti Müfet tişleri. takibat açmışlardır.
Bildirildiğine göre, bu firma hak kında geçen yıl da aynı suçtan do layı soruşturma yapılmıştır.
Bir gıda ve çiftçilik uzmanı gelecek
Birleşmiş Milletler Gıda ve Çift çilik Organizasyonuna mensup bir uzman memleketimize davet edil, mistir.
Uzman, memleketimizde hangi sebzelerin hangi şartlar altında ve hafigi bölgelerde yetiştirilece ğini ınceliyeeek ve bu hususta Ta. nm Bakanlığına bir rapor vere cektir.
kahvenin mahalle bakkalları va- sıtasiyle halka tevzi edilmesi, veya karne usulü ile herkese ayda mu ayyen nisbette kahve verilmesinin uygun olacağı İleri sürülmektedir. Bu suretle halk nereden ve ne za. man ne kadar kahve alacağını bilecektir.
Palamut dün 40
kuruşa satıldı
Balıkhaneye dün çok miktarda balık gelmiştir.
Tutulan 60 bin çift torik ve 160 bin çift palamut fiyatların bir mik tar düşmesine sebep olmuştur.
Dün palamutların çifti toptan 45 kuruştan, perakende olarak da teki 40 kuruştan satılmıştır. Torik perakende 150 kuruşa kadar düş. müştür.
Ticaret Bakanlığı İstanbul bürosu yakında açılıyor
Ticaret Bakanlığının şehrimizde açmaya karar verdiği büronun ha zırlıklan .tamamlanmıştır.
Tevzi ve tahsis işleriyle meşgul olacak olan bu büronun yıl sonun, da faaliyete geçeceği ve bundan böyle iş takibi için Ankara’ya gi den' tüccar ve firmaların İstekle rini burada cevaplandıracağı bil- dirilmektedir.
*•— —
M E V L U T
ÜROLOG OPERATÖR DOKTOR
Mehmet Ali O M A ’nın
vefatının sekizinci yıldönümüne tesadüf eden 11 Kasım 1955 Cuma günü ikindi namazını müteakip Kadıköy Osmanağa camii şerifinde Mevlûdu nebevi okunacaktır. Akraba ve dost larımızla din kardeşlerimizin ve merhumu sevenlerin teşrif leri rica olunur.
L
E s i
M. İhsan O M A ™
İstanbul Türk Ocağından:
Ocağımızın İki »enedik mutad (Umumî Heyet) toplantımız 6 Kasım 1955 tarihinde ekseriyet temin edilemediğinden 13 Kasım 1955 Pazar günil saat 14 de Aksaraydaki Ocak Mer kezinde yapılacaktır. i
Sayın âzalanmızin teşriflerini saygılarımızla rica ederiz. İstanbul Türk Ocağı
İdare Heyeti
AYDA
. ASGARİ
600 URA KİRA
İKİŞER DAİRELİ - BODRUMLU
5 Aparlman
(DAİRESİ DEĞİL... TAMAMI)
Ayrıca bahçeli 3 EV, 1 adet 100.000
lira — 2 adet 25.000 lira — çok
zengin para İkramiyeleri — 30 Aralık
ta cem'an 700.000 liralık ikramiye
b
TÜRKİYE > BANKASI
S
p a r a n ı z ı n . . . i s t i k b a l i n i z i n e m n i y e t i 0 - 2 0 2
her 150 liraya 1 kur’a numarası
5 8 0 0 taksi
Lâstik bekliyor
Vali, umumî nakil vasıtala rına yardımcı olan otomobil lere lâstik işleri ile alâkalanacağını söyledi. İstanbul Şoförler ve Otomo bilciler Cemiyeti Başkam ve İdare heyeti üyeleri Vali ve Belediye Başkan Vekili Gö- kay’ı Vilâyette ziyaret ederek otomobillerin lâstik meselesi etrafında alâka ve yardımım İstemişlerdir. Cemiyet Başka nı He arkadaşları kamyonla rın lâstik İhtiyaçlarının gide rildiğini, fakat umunt nakil vasıtası hizmetini gören ve şehrin münakale İhtiyacının giderilmesinde büyük rolleri olan taksilerin lâstik sıkıntı larının devam ettiğini, bu du rum karşısında birkaç ay son ra çoğu taksilerin İslemez hâ le geleceklerini bildirerek, a- lftkalı makamlara dileklerinin duyurulması hususunda yardı mını temennj etmişlerdir.
Dün Cemiyet Başkanı Hak kı Erdemir Gökay ile temasla rı hakkında demiştir k i: "Vali dileğimizle çok yakından alâ kalandı. Şoförlere lâstik te mini konusunda tavassutta bu lunacağına dair söz verdi. Tak siler, bilhassa dolmuş yapan lar belediye nakil vasıtalarına yardıma olduklarından Gökay hem bu bakımdan, hem bin lerce şoförün issiz kalmaması bakımından lâstik temini ile alâkalanmaktadtr.”
Bir batı tarihçisine göre
AtatUrk
A
T
A
T
Hususî bir otomobil soyuldu
Emniyet Müdürlüğü karşısına bırakılan özel bir otomobil, polis lerin gözleri önünde soyulmuştur. Haber Gazetesi sahibi Haşan Rasim Us, evvelki gece saat 17.30 sıralarında 30269 plâkalı otomobi lini Emniyet Müdürlüğü binasının bulunduğu sokağa park etmiş ve bir arkadaşı ile akşam yemeği için lokantaya gitmiştir. Otomobilin sahibi dönüşünde, bir iki saat ön ce aldığı 350 lira değerinde giyecek eşyasını otomobilde bulamamıştır.
Polis, hırsızlığı yapan şahsı dün geoe geç vakte kadar bulamamış tır.
M
e d e n i y e t l e r i n doğ ma, gelişme ve çökmele rini tek bir sebep ve pren sipe değil, fakat çeşitli unsur lara ve tesirlere bağlayan Toyn bee, tek taraflı İzahların zorla- yıcılık ve suniliğinden kurtula bilmiş, bunun için de insanlık tarihini mümkün olduğu kadar renkli ve canlı bir bütün ola rak kavramayı başarmıştır. Bu bakımdan kendinden önceki fl- losof tarikçilerin hiçbirine ben- zemlyen Toynbee, bütün eser lerinde OsmanlI ve Türk tari hine sık sık temas eder ve Ata türk’ün liderliğiyle gerçeklesen "Batılılaşmış yeni Türkiye” yi en ilgi çekici bir tarih olayı o - larak çeşitli yönlerden inceler. Bu yazımızda biz, büyük İngiliz tarihçisinin "Study of History” adlı dev eseri, "Civilization on Trial” adlı geniş incelemesi ve "The World and the West” adı altında verdiği konferanslardan faydalanarak Atatürk ve Ata türk’ün tarihi rolü hakkındaki düşüncelerini özetlemeye çalışacağız. .
Toynbee’ye göre iki medeni yet dünyası birbiriyle rekabet ve çarpışma halinde bulunduğu zaman ¡kİ sonuç beklenebilir: yeni gelişmekte olan ve taze kuvvetlere sahip bulunan mede niyet, bu dış tazyik karşısında kırbaçlanır, büsbütün gayrete gelir ve gelişme temposu hız lanır. Osmanlı imparatorluğu nun ilk devrede Hıristiyan dün yası ile kiriştiği kuvvet müca delesinin Osmanlı - Türk împa ratorlugunu büsbütün şahlan dırması bunun tipik bir örneği dir.
Fakat dinamizmi ve yaratıcılı gını, kendine inancım kaybeden ve içine kapanıp kendi kendini tekrara başlayan bir medeniyet, değişik silâhlar ve taze kuvvet lerle karşısına çıkan bir mede niyet önünde ister istemez bo yun eğer. Sonunda mutlaka mahvolur mu? Olabilir de, ol- mıyabilir de. Cumhuriyet Tür- kiyesl, mahvolmaktan kurtulu şun en iyi ölmeklerinden biridir. Yeni çağ Avrupa tarihinde kaybeden tarafta olup da, diğer milletlerin dikte etmek istedik leri yeni nizamı pasif olarak kabul etmiyen ve şeref verici bir kurtuluş savaşına kalkışan tek millet, Atatürkün liderliği altındaki Türkiye olmuştur. Toynbee aynen şöyle diyor : "Bu beş millet arasında tekrar silâhlan ele alarak, galiplerin zorla kabul ettirmek istedikleri andlaşmayı reddeden biricik halk topluluğu Türklerdir. Böy le yaparak Türkler, yeniden gençleşti ve kaderlerini değiştir diler. Artık onlar “decadent" bir Ormanlı Hanedanının idare sj altında eski sınırlarım
koru-Sıhhatli günlerinde Boğaziçi gezisinde çok sevdiği tstanbu- lu seyrederken
mak için savaşmıyorlardı. Fa kat Sultan Osman gibi, şahsi meziyetleri dolayıslyle başları na geçirdikleri Mustafa Kema lin liderliği altında
anavatan-siyakl korunma yoludur ve mah volmakla neticelenir. Aktif ve müsbet korunma yolu ise, düş manın karşısına aynı silâhlarla çıkmak, aynı zırha
bürünmek-Derllyen
M U Z A F F E R
A Ş K I N
lannı ve milli varlıklarını ko rumak için döğüşüyorlardı. Te kerlek devrini tamamlamıştı ve Türkler 600 yıl önce OsmanlIla rın İse başladığı yerde tekrar varlık sahasına çıkıyorlardı.”
A
Y
ABANCI bir medeniyetin tehdidi altında bulunan bir medeniyetin takmaca gı tavır nedir? Ya ona karşı sim sıkı kapanmak, kj Gandi böyle yapmıştır, veya kapılarım ardı na kadar açarak onu aynen be nimsemek, o kültürün tehditle rine ondan aldığı silâhlarla mu kabele etmek. Toynbee’ye göre asıl devlet adamlığı, bu İkinci yolu seçebilmektedir. Zira bu yolu seçmek, tabiî insiyaklara karşı bir zaferdir. Tabii insi yak, tehlike karşısında kaçma yı icap ettirir, istiridye kabuğu nu kapatır, kaplumbağa kabu ğu içine çekilir, kirpi toprağın içine saklanır, devekuşu başını kuma gömer. Bu, menfî vein-tir. Kültür mücadelesinde bu, kendinden kuvvetli olan yolu be nimsemek şeklinde tecelli eder. Türkiye tarihinde Mustafa Ke mal, insiyaki ve pasif korunma yolunu terkedip, bir irade zafe riyle aktif mücadele ve korun ma yolunu seçen ilk adamdır.
Mustafa Kemal’den önce de Türklyede ıslahatçılar vardı. Fakat onlara göre Batı mede niyetinin üstünlüğü s a d e c e harb sanatı ve askeri silâhların da bulunuyordu. Bu silâhlarla orduyu teçhiz etmek ve asker leri Batı metodlarına göre ye tiştirmek, "Batı Meselesi” nl hal letmeye kâfi gelecekti. Halbuki her medeniyet bir bütündür, harb sanatı Batı kültürünün sa dece bir cephesi, Batı kültürü nün ayrılmaz bir parçasıdır. O bütünü aynen almadıkça, onun bir parçası ve neticesi olan harb sanatım kavramaya ve us talıkla kullanmaya imkân yok tur. Onun için ilk ıslahatçıların
R K
"Batı medeniyetinden ne kadar mümkünse o kadar az şey al mak” prensipi, hakiki bir hal çaresi olamazdı, işte Mustafa Kemal, bu yarım tedbirler yü zünden Birinci Dünya Savaşı nın sonunda tam batmak üzere olan Türklyenin başına geçmiş ve mutlak otoriteyi eline alarak memleketin kaderini değiştirmiş tir. Mustafa Kemal, parçacı ted birlerin felâketten başka bir sonuç vermiyeceğinl kavramış ve biricik kurtuluş çaresinin Batılı yaşayış tarzını aynen be nimsemekte bulunduğunu gör müştü. Bu yüzdendir ki çok kı sa bir zaman içerisinde, şimdi ye kadar hiçbir memlekette eşi görülmemiş şekilde plânlı ve sistematik bir devrim progra mım tatbik sahasına koydu.
★
M
USTAFA Kemâl ve onun izini koğuşturanlar, ken di İslâmî dünyalarında tam bir Batılılaşma programı nı tatbik etmişlerdir. Kendi me deniyetlerlnin g e l e n e k l e r i n e inançlarını kaybetmişler ve bunun sonucu olarak eski me deniyetin taşıyıcı vasıtası olan edeb» “medium” u terketmişler- dir. Nasıl ki aynı sebeple eski Mısır hiyeroglifi terketmişti, bu gün de Japonya ve Cinde "Sinic” yazıyı terketme lehinde kuvvetli bir cereyan belirmiştir. Mustafa Kemal ölmüş Osman lı medeniyetini bir tarafa attık tan sonra, tarih! bir kök bula bilmek için, tıpkı Norveçliler, İrlandalIlar, Yunanlılar ve Si yonist Yahudilerin yaptıkları gibi, Türkiyenin eski devirleri ne döndü, saf bir milli dile va rabilmek İçin arkaik Türk dil lerinden faydalanmaya çalıştı. Böylece konuşulan dildeki arap- ca ve farsca kelimeleri atıp, hal kın dilini alıştığı kelimelerden amansızca mahrum ederek, on ların tembelleşen zihinlerini ha rekete getirmek ve halka entel- lektüel bir hamle vermek iste mişti.
Toynbee Atatürk’ün bu arka izminin, beğeniimiyen halden sıyrılmak için, yepyeni bir gele ceğe atılış demek olan bir fütü- rizm’le tamamladığına jşaret et mektedir (1). Büyük Petro Rus yası ve bugünkü Islâm dünyası nın birçok yerlerinde olduğu gi bi, fütürizmin başlıca sonuçla rından biri, dış görünüşte deği şiklik yapmaktır. Nasıl Büyük Petro sakalları kesti ve Moskof kaftanlarını yasak ettiyse, 19 uncu yüzyılın son çeyreğinde bu kıyafet devrimi nasıl bapon- yaya sirayet ettiyse, Mustafa Kemal de fes, peçe ve çarşafı yasak etti. Mazi ile ilişiği ko parmak gayesini güden fütür- izm hareketi, kendisini yalnız (Devamı 4 üncüde)
yayınları
B a b a n ız
A t a t ü r k
Çocuklarımıza Atatürk üzeri ne temiz tilrkçe ve iyi niyeti# yazılmış kitaplar vermeğe ne kadar muhtaç idik. Gerçi bu ko nuda çeşitli kitaplar yayınlan mıştı. Fakat bunlar ya dil ba kımından özensiz veya öz ba kımından yetersizdi. Onlara Cumhuriyetimizin ve devrimle- rimizin babasını en büyük ör« nek olarak tanıtmak zorunda idik.AtatUrkt'en başka kim Türk çocukları için irâde, başarı ve zafer sembolü olabilirdi?
Bu sembol sadece savaş kah ramanı değil, aynı zamanda medeniyet kahramanı idi.
Gözleri ileride, düşünceleri İleride, İçinde hayat pınarları kaynayan, yalnız bugünün de ğil yarınların adamı...
Bir kısmı bu Büyük Adamı, ancak -kendi- seviyeleri, anlayış ları ve kudretleri ölçüsünde ta kip edebilmişlerdir.
Büyük önder’l "bütün” ü ile hem de en doğru şekilde anla yıp anlatan Falih Rıfkı’dır. A- tay gibi yetkin bir kalemin Türk çocuklarına Atatürk'ü arı ve duru bir türkçe ile sun ması ne kadar iyi olacaktı.
işte Doğan Kardeş yayınlan arasında çıkarılan "Babanız Atatürk” isimli eser, böyle bir boşluğu tamamen doldurmuş tur. Kitapta Atatürk çeşitli yön leriyle özlü bir şekilde İncelen mektedir. Bu kıymetli eser, ön sözden sonra 15 bölüme ayrıl mıştır. Bunlar sırasiyle: Çocuk luğu, Gençliği, Hürriyet yolun da, Kanad yarası, Dağılmağa doğru, Karanlıkta bir yıldız, Im paratorluğun sonu, Kara gün ler,. Liderliği, Kader dönümü, Kurtancı, Cumhuriyetçi, inkı lâpçı, Atatürk ve ölümü gibi kısımlardır.
Eser, çocuğun hiç yadırgamı yacağı temiz, cana yakın bir türkçe ile kaleme alınmıştır. Meselâ istirahat yerine "rahat lama” matemli yerine "acılı” gibi kelimeler kullanılmıştır.
Kitap baştan sona İşitilmemiş canlı hâtıralar, ve meraklı fık ralarla bir kat daha çekici hale getirilmiştir. En meraklı bir ro man kadar cazibeli, en ibret ve rici bir tarih kadar fayda sağ layıcı. Okunan her sahife, bir sonrakini mutlaka davet edi yor. Son sahifeden sonra hâfı- zalarda kalan; en büyük Tür kün insanın içine güven ve ay dınlık dolduran hayat hikâyesi. Çocuklar için yazılan bu eser her yaştaki b ü y ü k l e r i n « de e l l e r i n d e n bıra- kamıyacaklan bir özellik taşı maktadır. Falih Rıfkı, kalite den fedakârlık yapmadan çocu ğu saran ve büyüleyen bir dil kullanmak gibi çok güç bir işi başarmıştır.
Yazıyı uzatmaya ne hacet, e- serden rastgele aldığımız kü çük bir parça dediklerimizi doğrulamıya herhalde yeter ka nısındayız ;
"irade ve çalışma kudreti biz etrafındakiler! daima şaşırtmış tır. Atatürk Anafartalar’da ra hatsız Birinci Dünya Harbi cep belerinde çok defa hasta, Sam sun'a çıktığı vakit 6 saatte bir sıcak banyo almazsa yürüyeml yecek kadar ıstıraplıydı. Sakar ya’nın başında kaburga kemiği kırılmıştı. Fakat iradesi ve gö nül ateşi onu dimdik ayakta ve hizmette tutmuştur. Karar verdi mi, hastalığı değil, ölümü önünden kaçırırdı. Kemiği kırıl dığı vakit ona uzun boylu din lenmek ve yatmak tavsiyesin de bulunan hekime :
"— Maksat bizim yaşamaklı- ğımız değil, maksat milletin ya gamasıdır, demişti.” (sahife 80).
işte her evin ve okulun kitap lığında bulunması gereken en güzel ve en faydalı demirbaş kitap.
Mustafa H A Y D A R
iiııiiiiiıııııııııııiiiıııııııııiiiııııiıııııiiiııııiiiiıiiıiifiıiiiiiiiııııııııiıııiıııııııiııiiiıııiiııiııııiııııııııııııııiiiıııınıııııııııiıııııı^^
millini,ıııııiiinıııuıııııınıııııııııııııııııııııiiiıiiiiıııııııııııııııııııııııııınııiHiıııııııııııııııııiüiiHiıııınınııııı
Kahvaltı yapıyorduk. Hiz metçimiz Jane’i atları nalban- ta götürmesini söylemek için Thomson’® gönderdim. Pence remizden güneş ışığı altında pırıl pırıl parlayan kiremit damları ve tepedeki ormanı görebiliyorduk. Babamın yü zünde yumuşak Ve hafif bir gülümseme gözüme çarpmıştı. Belki ormanın üzerinde uçu şan parıltılar ona bir gökyü zü dünyasının kubbelerini ha tırlatmıştı.
— Bugün dışarı çıkmasam da olur
baba-— Öyle mi, çok iyi olur John. Ama bakalım seni evde bırakacaklar mı?
Tam o sırada kapımızın zili çaldı ve biraz sonra Jane elin de bir pusula ile geldi.
— Bayan Marsak gönder miş efendim. Cevap bekliyor lar.
Babam pusulayı açtı ve o- kudu.
— Pekâlâ Jane- Hemen ge leceğimi söyle.
Jane gitti, ben önce baba mın konuşmasını bekledim. Fakat o birşey söylemedi ve pusulayı çay fincanının yanı na bıraktı.
— Ciddî birşey mi baba? — Evet, ama ne olduğunu
söylemiyor. *
Birden içime Ur korku
düş-M
ik
kanttan vardır
Wcirwıcl<, DeepiruTin bîr romum
Çeviren : Muzaffer AŞKIN
tü. Acaba Sibilla-.? Yoksa ih tiyar Cartwright yeni bir pa tırdı mı çıkarmıştı?
— Bayan Marsak’m kendisi için mi çağırıyorlar?
— Hayır John, zannederim ki kızı için.
Ağzımdaki lokmayı güçlük le yuttum.
— Gidecek misin?
— Elbette John. Ama pek korkulu bir şey olduğunu san mıyorum.
Çıkıp hastalarıma sabah zi yaretlerimi tamamladıktan sonra, ellerim donmuş, kulak larım buz kesilmiş bir halde eve dönene kadar hiçbir ha ber alamadım- Hastalarıma bakarken dikkatimi toplamak için bütün gayretimi sarfedi- yor, fakat ruhumun gerisinde bir hayalet gibi dikilen kor kuyu bir türlü atamıyordum. Babamı çalışma odasında bul dum. Olup bitenleri bana
he-men anlatmasını istiyor, fakat heyecanımı belli etmemek için bir şey soramıyordum. El lerimi ısıtmak için ateşin ba şına gittim.
— Neyse ben işlerimi bitir dim. iyi ki sen dışarda fazla kalmadın baba, bu kadar so ğuğu az
gördüm-Bunları söylerken babama değil, ateşe bakıyordum. Fa kat babam ne diye anlatmaya başlamıştı sanki?
Rastgele birşey soruyormuş gibi yaparak nihayet sözü ben açtım.
— Bayan Marsak’m nesi varmış?
Sandalyesinde kımıldadı •• — Bir nevi takdir-i ilâhı John.
— Bayan Marsak için 'mi? — Hayır, Bııckvell’in evin de.-.
—- Yine bir aksilik mi?
— Hayır, hor şey normal,
Tefrika No, 35
sadece çocuk...
— Döndüm ve kendisine bakarak:
— Y a n i.?
— Korkunç şekilde sakat bir çocuk, hem de kız. Zavallı nın yarı suratı, kalın ve kır mızı bir ben tabakasıyla ör tülü.
— Çok yazık!
Facia, gözlerimin önünde bütün dehşetiyle canlanmıştı. Bahamın niçin bu hâdiseden bir “ takdir-i ilfthi” olarak bahsettiğini şimdi anlıyor dum. Buckvell bir oğlan ço cuğu istemiş, halbuki Allah onun gururuna bir tokat in dirmek istiyormuş gibi, kendi sine sakat bir çocuk vermişti- Kaderin ne müthiş istihzası! Fakat... Ya Sibilla? O bunu nasıl karşılayacaktı?
Ateşe doğru bakarak sor dum:
— Bayan Marsak gördü
— Evet, onu da oraya çağır mışlardı:
— Peki ya anne?
Babam tereddüt geçirdi. ■ — O mu?-. O henüz bilmi yor.
— Ya Buckvell?
— Hırsından deliye dönmüş tür zannederim. Bayan Mar- sak’a "kızınızın ya çocuğunu düşürmek, yahut ucûbeleı- do ğurmaktan başka birşeye ka biliyeti yokl” diye bağırmış.
— Aman Allahım, sahi öy le mi söyledi? İmkânı yok!
— Bayan Marsak anlattı, kadtn ne diye yalan söylesin!
tnsanm içinde ne garip he yecan çatışmaları olur! Bir taraftan Buckvell’in hiddetten deliye dönmesine müthiş se viniyor, bir taraftan korkunç vahşiliği için kendisinden nef ret ediyor, Sibilla için üzülü yor, zavallı çocuk içiıı de müp hem bir merhamet duyuyor dum. Kendini beğenmiş cana vara tabiat ne müthiş bir o- yun oynamıştı! Fakat ancak Sibilla’yı daha çqk düşünme ye başladıktan sonradır ki bu sakat doğum beni üzüntüye, acınmaya, şevketti- Zira hiç şüphe yoktu böyle bîr çocuk dünyaya gelmesinin bütün ıs tırabı. acılığı, Sibilla’mn üze rin# yüklenecekti ¡(Devam ı var)
Tütüncüler Birliği Ankara, ya heyet gönderecek
İstanbul Tütüncüler Birliği Ge. nel kurulu dün bir toplantı yap- mistir.
Bu toplantıda tütün ihracatçı larının içinde bulundukları durum gözden geçirilmiş ve bazı kararla ra varılmıştır. Toplantıda lisans taleplerinin süratle tamamlan ması için Ankara'ya bir heyet gön derilmesi uygun görülmüştür. Rebiül evvel
2 4
HİCRİ 1375 PER ŞEM BE10
K A S I M V A K İ T L E R VASATI EZANİ Güneş 6 42 1.46 Öğle 11.58 7.02 ikindi 14.39 9.43 Akşam 16.56 12 00 Yatsı 18.30 1.34 imsak 5.01 12.04t
19 Kanım 1055 D Ü N Y A Ü Ç
Hadisenin
ıç yuzu
A
rap dilinde El Oca, İsrail lisanında NiUana denilen yerde İsrail ve Mısır ordu ları arasında geçen günlerde ce reyan eden hâdise hakkında ilk gelen haberlerin bazı yanlıkları olduğu anlaşılmı; bulunuyor- Ev velâ bu kasaba Mısır toprakla rında değil 1949 da İsrail ile Mısır arasında Birleşmiş Millet lerin tavsiye ve karariyle ihdas edilen gayri askerî bölgededir ve bu bölge tamamen Israile ait topraklar üzerinde kurulmuştur.Nitzana’nın hususî bir durumu vardır. Oradan biri Kudüse, biri Gazze’ye, biri Akaba istikameti ne, ikisi SUveyşe doğru beş der miryolu geçer. Yani çok mühim bir demiryolu kavuşağıdır. Bir leşmiş Milletler mütareke komis yonunun kontrolü altında bulu nan bölgenin asayişi İsrail polis kuvvetleri tarafından temin olu nur, bütün bölgede askerî kuvvet yoktur.
Yetkili bir kaynaktan aldığı mız ve doğruluğuna inandığımız bilgilere göre, Mısır askerî kuv vetleri 26 Ekimde Sina çölünde ki Mısır - İsrail hududunu aşa rak hu gayri askerî İsrail top' raklarına girmişler ve bu toprak larda bir takım tahkimat işlerine girişmişlerdir ve İsrail hüküme ti hâdise hakkında General Bur- nes’in başkanlığındaki mütareke komisyonunun dikkatini çekmiş ve işe müdahale etmesini, yani, İsraile ait topraklardan Mısır kuvvetlerinin çıkarılmasını iste miştir. Bu müracaat beş defa tekrar olunmuş, fakat bir netice çıkmamıştır. Ve aksine olarak, Mısır kuvvetleri bu defa Nitza- nadaki İsrail polis karakoluna hücum ederek üç İsrail polisini öldürmüşler, üçünii de esir etmiş lerdir.
Bunun üzerinedir ki İsrail as kerî birlikleri harekete geçiril miş, gayri askerî bölgedeki Mı sırlılar, İsrail topraklarından Mı sır hududu gerisine çekilmeğe mecbur edilmiştir. Bu sırada ce reyan eden çarpışmalarda kırk Mısır askeri ölmüş, elli kadar Mısır askeri de İsrail birlikleri tarafından esir edilmiştir. Hâlen gayri askerî bölgeye dahil İsrail topraklarında Mısır kuvvetleri kalmamıştır.
Biz, hâdisenin bu tarzda cere yan ettiğine inanıyoruz: Aksini isbat karşı tarata düşer: Bam
rejimlerin tehlikeli bir zaafı var d ın Herhangi bir İÇ hoşnutsuzu-
ğıı, umumî efkârı bir dış tehlike
ile işgal ederek önlemek... Kahire
idarecilerinin Sovyet blokundan
silâh alması, ticareti genişletme
si, dostluğu koyulaştırması. Misi r»n uzak görüşlü, uyanık çevre
lerinde Sovyet siyasî taarruzu nun zahmetsizce Süveyşe ulaş ması, Bab’ülmendeb’e yaklaşma sı, Fırat vâdisine yerleşmesi de mek olduğu kanaatini uyandır mış ve derin bir endişe yaratmış tır. Bu endişenin ihtilâl hüküme tini rahatsız ettiği muhakkak tır. Bu rahatsızlığı bertaraf et menin en kısa yolu da bütün A- rap efkârım İsrail taarruziyle yeniden harekete getirmek oldu ğuna şüphe yoktur.
İlk yazımızda belirttiğimiz gi bi, taarruz Israilden gelmiş ise onu haksız bulmakta devam ede ceğiz. Fakat hâdisenin îsraile ait topraklarda cereyan etmesi ve Mısır topraklarına tek bir İsra il askerinin geçtiği iddia edilme mesi meselenin mahiyetini değiş tiriyor- Taarruz tsrailden geldi ise, velev gayri askerî hale ge tirilmiş olsun, İsrail toprakla rında Mısır askerî birliklerinin ne işleri vardı?
Arap - İsrail ihtilâfı, yalnız bu memleketleri alâkadar eden bir mesele olmaktan çıkmış. Orta Doğu barışını tehdit eder bir ma hiyet almıştır. Başkan Eisenhove rin şiddetle reddettiği “ önleyi ci harp,” fikri bazı Orta Doğıı çevrelerinde tekrarlanan bir dü şünce halindedir. Halbuki, Birle- (Devamı: 11 incide)
Pakistan - Afganistan
sınırında çatışmalar
Çatışmalar sonunda 5 kişi öldü
KARAŞt, 9 (A .A .) — Bugün Karaşi’de öğrenildiğine göre Pakistan - Afganistan »miri boyun da Patanlann oturduğu bölgelerde “ muhasım kabilelerle” Pakistan emniyet kuvvetleri arasında çar pışmalar olmuştur. Peşaver’in 1800 kilometre kadar güneyinde bulunan Vszirlstan bölgesinin ku zeyinde “Muhasım bir kabile” ile
mahalli emniyet kuvvetleri arasın, da çatışmalar olmuştur. 5 ölü var dır. Pakistan Dışişleri Bakanlığı nın sözcüsü bu "kabile" nin Afga- nistandan gelip gelmediğini kesin olarak söylemenin mümkün ola- mıyacagını bildirmiştir.
Diğer taraftan Hayber geçidi bölgesinde bir mahalde de bir Pa kistan karakoluna ateş açılmıştır.
İzmir’de elektrik cereyanı arızalan arttı
İZMİR, 9 (Telefonla) — Izmlr- de elektrik cereyanının takati 40 bin kilovata çıkarıldığı dünden be rı Arızalar artmış, bu gece basta Güzelyalı, Karantine ve Karaka? semtleri olduğu halde şehrin mü him bir kısmı uzun ştıüddet karan lıkta kalmıştır. Bu yüzden troley büsler de çalışmamış, seyrüsefer aksamıştır.
SEVDİĞİ İNGİLİZLE EVLENEBİLMEK
B ir Türk kı zı
Hristiyan
A N K A RA , 9 (Telefonla) — Hirfanlı barajında sekreter ola rak çalışan Emîr Nur Seber adında 22 yaşlarında güzel bir Türk kızı, aym barajda çalışan Bili Hepbum ismindeki İngiliz sevgilisi ile evlenebilmek İçin evvelki gün
İstanbul'da hiristiyan olmuştur. B a rai İnşaatına başlandığından beri *e vişen gençler nihayet evlenmeğe ka rar vermişler, fakat İngiliz genel or taya bir şart koyarak, sevgilisinin hl rlstlyan olmasını İstemiştir.
oldu
Emir Nur Seber bu işe derhal razı olmuş Ve Bili Hepbum’la beraber 2 gün evvel İstanbul'a giderek papaz önünde din değiştirmiştir.
İki sevgili yakında evlenerek İn giltere’ye gideceklerdir.
Hâdise Hlrfanh'da türlü
dediko-i l
Hasırcılar
1
^ ş u b e m
i
Y A R I N
S [ h i z m e t e a i r i n o r 1 iutla
b a n k a m u a m c l e l e t iA» 1 5 .0 0 0
L i r a l ı k h u s u s i k e ş i d e[ • tOOO L ira ve daha
\ fazla para yahran
^lara haftalık
K e ş i d e >f . . 1 A y r ıc a . A parh m an daireleri ve para ikramiyeleri keşideleri-
Her 150 liraya bir kura numarası
dulara yol açmıştır. Ban kimseler İse bu işle ilgili şu olayı anlatmak- tadırlar :
Bili Hepburn’un baban bir müd det evvel Türkiye'de bulunmuş ve kızı bir Türk gencine Sşık olduğun dan, kızının müslüman olmasını ön lemek İçin Türkiye'yi terk etmiştir.
NEW-YORK BELEDİYE
SEÇİMİNİ DEMOKTAT
ADAYLAR KAZANDI
NEW-YORK, 9 (A.A.) — Dün yapılan mahalli seçimlerde De mokratlar kat'î bir üstünlük te- •mln etmişlerdir. Parti liderleri ge
lecek yıl yapılacak umumi seçim de, Beyaz Saray’a tekrar Demok. rat bir Cumhurbaşkanının yerleşe ceğinden emniyetle bahsetmekte, dirler.
New-York eyaletinde beş beledi ye Başkamnın Demokratlar ara sından seçilmesi üzerine. Demok rat Parti merkez komitesi âzaia- rından birisi, "1952 den beri De mokratların gittikçe fazla oy topla ması, 1956 seçimlerini kazanaca ğımıza kâfi teminattır” demiştir.
KIrklareli ve
Lüleburgaz'ın
K u r t u l u ş u
KIRKT.ARELÎ, 9 (A .A .) — Kırk lareli Vilâyetinin düşmandan kur tulusunun yıldönümü bugün coş kun bir şekilde kutlanmıştır. Halk sabahın erken saatlerinde mera sim (mahallini doldurmuş ve şehre giren askerleri heyecanla karşılı- yarak çiçek yağmuruna tutmuş tur. Yapılan geçit reeml çok par lak olmuştur.
LÜLEBURGAZ, 9 (A.A.) — Ka zamızın düşman istilâsından kur tuluşunun 33 üncü, yıldönümü, ci var kaza ve köylerden gelep çok
kalabalık bir halk topluluğunun iştiraki ile heyecanla kutlanmış tır.
Bu münasebetle bir merasim ya pilmiş, ve günün mâna ve ehem mlyeti belirtilerek şiirler okunmuş tur.
-o » o
---Silvonda bir
soygun vakası
Şakiler, kamyona ateş attı lar. Bir yolcu kulağından
yaralandı
DİYARBAKIR, 9 (Telefonla) — Şehrimizden Kozlu’ya gitmekte o lan tüccar eşyası yüklü Dlyarba kır 396 plâkalı şoför Ramazan Turhan idaresindeki kamyon yol da silâhlı ve maskeli iki kişi tara fından soyulmak istenmiştir.
Silvan ilçesine bağlı Kurt! köyü yakınlarında hüviyeti meçhul bu iki şahıs tarafından durdurulmak istenen kamyonun şoförü, durumu sezmiş ve arabasını süratlendir miştir. Kamyonun durmadığını gö. ren soyguncular, ateş ederek ara. banın cam ve kapılarım delik de şik etmişlerdir. Bu arada kamyon, da bulunan bir yolcu da atılan kur şunlarla kulağından yaralanmış tır. Hâdiseyi haber alan şehrimi» Valisi ve Jandarma Alay Komuta nı vak’a yerine gitmişlerdir. Meç hul iki şahıs aranmaktadır.
İiııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııiiHiııııııınmHnııuuaııııııumıımmııııımHimıiHiımiiiııııiiiıııımııııiiiıııııııiiiiiiıııııııııııııııııııiiiiiiiiiiiııııiiH
! j ı p 0
S \ ; - t
fyRKİiCARET BANKA*1.
Ankara Barosu Başkanı S. Dora hastahaneden çıktı
ANKARA, 9 (Telefonla) — 29 günden beri tansiyon düşüklüğüj- den rahatsız bulunan Ankara Ba rosu Başkanı Avukat Saim Doca, bugün tedavi edilmekte olduğu Nü mune Hastahanesinden çıkmıştır.
1 9 5 5 Y I L I İÇ İN D E
Y4PI
VB
GÜN ZARFINDA B Ü T Ü N ŞU BE V E A JA N S L A R IM IZ D AAçtıracağınız en az 150.— liralık bir hesapla
Ankara Şubemizin
BAHÇELİ EVLERDE
6
D A İR E L İ A B A R T IM A N K E ŞİD E L E R İN E Katılırsınız H E S A P L A R IN IZ D A K İ H E R 150— L İR A Y A BİR K U R ’ A N U M A R A SIİ S T A N B U L B A N K A S I
KREDİ
BANKASI
Şimdiye kadar
12 B ah çe li E v A A p a rtım a n d a ire si v e 4 4 0 . 0 0 0 Lira P a ra ik ram iye si h e d iy e etti,Aralık ayı sonunda
18
Âpariıman
d a i r e s i ve 555 T alih liye150.000 Lira
P a r a İ k r a m iy e s i h ed iye -edecek12
Kasım
Cumartesi günü öğleye kadar <
Yeniden cüzdan alanlarla eski cüzdan sahipleri bu büyük çekilişe girerler.
Mevduatınız arttıkça kazanma talihiniz de artar:
Her 100 liraya 10 kura numarası Fazla tafsilât şubelerimizde.
MI
0
ATATÜRK GÜNÜ MÜNASEBETİYLE
% 5 0 TENZİLAT
1 0 L İ R A L I K
5
K İ T A P5
L İ R A .n flA lT M T T N D A N fİL Ü M Ü -Atatürk’ün safha safha bütün hayatına ait 400 den fazla N E K A D A R A T A T Ü R K g ü lm e m iş resmi bir arada. Mat, : 300 kuru,. Tenzilât-
A L B Ü M Ü 1» s 150 kuru,.
ÜÇ BÜYÜK CİLT : Atatürk’e dair bugüne kadar hiçbir yerde neş-
N Ü K T E V E F I K R A L A R -redilmemiş fıkralar. Her kitapta 200 fıkra. Ayrıca Çizgiler. S ld- L A A T A T Ü R K tap 450 kuruş. Tenzilâtlı 150 kuruş.
. ... . . ... , v Avrupa’da Atatürk’e dair neşredilen ve TUrkiyede neşir hakkı
ta-( Y a b a n c i g ö z ü y le A t a t ü r k ) rafımıadan gaUn ahnan 210 sayfalık muazzam eser. Atatürk’ün K U R T V E P A R S doğumundan ölümüne kadar biitiin hayatı, zaferleri ve inkılâpları. M U S T A F A K E M A L Fiatı s 250 kuruş. Tenzilâtlı : 125 kuruş.
B Ü T Ü N O K U L L A R V E T A L E B E L E R B U G Ö R Ü L M E M İ Ş T E N Z İL A T T A N
İ S T İ F A D E E D İ Y O R L A R
Bu beş kitap 5 liralık posta pulu veya posta havalesi gönderenlerin adreslerine derhal eevkedtltr.
ödem eli isteyenlere sevk ücreti bize ait olmak üzere 6 liraya gönderilir.
MÜHİM NOT t Parasını peşin gönderenlerden fazla sipariş verenlere beher W takımda 2 takım hediye edilir.
İDAREHANE • İstanbul Ankara caddesi No. 42/1 Sabrl Ozakar.
¥ W*
/-ta’sınt kaybe- ğden gençlik, O’na =gon ihtiram vazi- esini yapmak U- Şzere gözyaşları =arasında Dolma<- Ebahçedeki kata- = faikı ziyarete = giderken
10
Kasımda
(sönen deha!
¡Mustafa KemaLgayesini önceden tâyin eden, is
(tediğini. hududunu bilen, olacağı önceden söyli
¡yen, politikada olanlara tenezzül etmiyen adam
I C
emiyet ve bilhassa po litika hayatında “ DÂ Hİ” yi "SERGÜZEŞT
Çİ” den ayıran başlıca farklar
gayenin seçilmesi ve buna var inak için tutulan yoldur.
Dâhi, gayesini evvelden ta yin eder ve hayatı boyunca karşısına çıkan fırsatı aldan, ancak gâyesine varmak için faydalı olanları - tereddüt et meksizin - kullanır.
Sergüzeştçi ise, muayyen bir gayesi olmadan, fırsattan fır sata gâye edinen, hattâ gâye değiştiren “ HERCAİMEŞREB” dir.
Sergüzetşçi için “ ŞANS” asildir. Dâhi, gayesine var mak için karşılaştığı fırsatla rın müsaadesi nisbetinde “ ŞANSLI” dır.
Tarihe “ DÂHİ” olarak geç miş devlet adamlarının hayatı gözden geçirilecek olursa, bun 1 ardan ancak birinin, A TA - TÜRK’tln gerçekten “ DEH” sahibi olduğunu görürüz. Ata türkle, hayatlarının benzeyişi itibarile mukayeseye değer tek büyük adam olan Napol- yon ise, bütün muvaffakiyet lerine rağmen “ SERGÜZEŞT Çt” olmaktan kurtulamamış tır.
İkisi de askerdi. Hem de çok büyük askerdi. İkisi de mutlak bir istibdat altında yetişmiş lerdi. İkisi de genç yaşta as kerî şöhreti muharebe meydan larında kazanmışlardı. İkisi de ihtilâl çocuğu idi ve niha yet İkisi de birer devlet reisi oldular. Fakat, aralarındaki bütün benzerlikler, bundan iba rettir. Aslında, her ikisinin karakteri ve şahsiyeti taban tabana zıddır.
Mustafa Kemal, giyesim tâ gençliğinde seçmiş ve bu gâ- yeye varmak için eline ge çen bütün fırsatlardan istifa de etmiştir. Nayoipon ise, poli
i
tika hayatına başkalarının âlai
ti olarak karışmış, şansınıni
önüne çıkardığı fırsatlarla ! yükselmiş ve her yükselişten I sonra hudutsuzlaşan yeni ga- ! yelerinin uçurumuna yuvarla ; narak mahvolup gitmiştir. I Mustafa Kemâlin hayatına | ald bir kaç hâtıra, “ Dâhi” ile İ "Sergüzeştçi” arasındaki far- : kı belirtmeğe kâfi gelecektir. [ 1908 Meşrutiyetinden önce, : Selânik... Genç bir Subay, dev = letin gidişini şiddetle tenkid ; eder ve işleri ilerde nasıl ve İ hangi arkadaşım kullanarak = düzelteceğini çekinmeden an- \ latırdı. Şimdiden böyle vazife İ 1er dağıtacağını bildiğine gö | re, kendisinin ne olacağım so fi fanlara, verdiği cevap şu olur- ş du§ “ Bu vazifeleri dağıtan ne | olursa, ben de o olacağım” İ Onbeş yıl sonra bu subay | Türkiye Cumhuriyetinin Dev- İ let Başkanı olmuştu.
| Mustafa Kemâl, gayesini I önceden tayin eden adamdı.
• • *
| 8. Ağustos 1915... Çanakka = ledeki ordu kumandanlığının | Erkânıharbiye Reisi, Conbayı- = n ve Anafartalardaki durum = hakkında 19 cu fırkanın genç | kumandanından telefonla iza- = hat istiyor. Fırka; kumandam i durumun çok nfızik, hattâ cid = dİ olduğunu ifade ediyor. Er- I kânıharbiye Reisi tekrar soru i yor:
| — Çâre kalmadı mı T | Cepheyi gösteren haritadan
gözünü ayırmayan genç Mira lay öbür yakadan cevap veri yor:
— Bütün kuvvetleri benim kumandam altına vermekten başka çâre kalmamıştır.
Karargâh bir ez müstehzi:
— Çok gelmez m i? diye soruyor.
Karşıdan çelik gibi ses ce vap veriyor:
— A z geliri ve telefon ka paıııyor.
İki saat sonra, 19 cu fırka kumandamı Anafartalar Grubu Kumandanlığına tayin edilmiş ve iki gün sonra da Corikbayı
Behçet CEM AL
UIIIIIIIIIIIIIİIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIUIIIH n alınarak tehlike atlatılmış tu
Mustafa Kemal istediğini bilen adamdn
• • •
22 Haziran 1919 da Anado- lunun bağrından bir see yük seldi:
“ Vatanın temamiyeti, mille tin istiklâli tehlikededir. Mü letin istiklâlini, yine milletti» azmi kurtaracaktır.
13. Ağustos 1919 da ayna ses Erzurumdan şöyle eeelend yordu:
“ Milli kuvvetleri âmil, mfl- li irâdeyi hâkim kılmak esas- dır. Vatanın ve istiklâlin mu hafazasına merkezî hükümet
muktedir olamazsa, yeni bir hükümet kurulacaktır.”
ti itimadımı, yüksek hey’etl nize, bütün millete ve bütün âleme karşı ilân ederim.”
Başkumandan on emirle 20. <ri asrın “ Topyekûn harb” esas larınj koyub tatbik etti. Millet Ordulaşmıştı.
23. Ağustosta başlayan Yu nun taarruzu, yepyeni bir tak tikle karşılandı:
“ Hattı müdafaa yoktur, sat İhı müdafaa vardır. Bu sathı ; bütün vatandır.”
Yeni taktik düşman taarruzu! nu onbeş günde durdurdu. Or- j dulaşmış hillet taarruza geçtik ten yedi gün sonra, 22. Eylül 1921 de Sakaryanın doğusun da. Yunandan yalnız esir o Lam- j lar kalmışta.
Bir yıl sonra Başkumandan, ordusunun başında kasırga gibi İzmire giriyor.... ve bu kasırgayı millî hudut boyunda durdurmasını biliyordu.
Mustafa Kemâii, hududunu hilem adamdı.
• • •
20. Ekim 1923 de Cumhuriyet ilâ« edildi. Bir kısım politika cılar bunu bir olup bitti say dılar ve bu “ k eyfi hareketin” lüzumunu sordular.
Halbuki daha 18. Eylül 1920 de Büyük Millet Meclisi,
Atatürk Sivas Kongresi günlerinde sivil) kıyafetiyle (Yanında Rauf Orbay) 3
23. Nisan 1920 de Ankarada Büyük Millet Meclisi toplan mış ve yeni hükümet kurul muştu.
Mustafa Kemâl, olacağı ön cedeh söyleyen adamdı.
25. Temmuz 1921 de Türk ordusu Sakaryanın doğusuna çekilmişti. Yunan ordusu son taarruzuna hazırlanıyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 5. Ağustos 1921 de bir Başku mandan seçerek kendisine hu dutsuz selâhiyetler verdi. Baş kumandan, Meclis kürsüsün den şu beyânatta bulunuyor du:
“ Zavallı milletlinizi esir et mek isteyen düşmanları be- hemhal mağlûb edeceğimize dair olan emniyet ve itima dım bir dakika olsun sarsıl mamıştır. Eu dakikada hu
ka-Mustafa Kemâlin bir kanun projesini müzakereye başla mıştı. 20. Ocak 1921 de kanun laşan bu projenin 1. d madde sj şöyle diyordu
“ Hâkimiyet bilftkaydüşart milletindir. İdare usuU, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idftre etmesi esasına müatenid dir.”
Bu madde, “ DEMOKRA TİK CUMHURtYET’in tari finden başka birşye değildi. Cumhuriyetin ilânı Ud yaşın daki çacuğun, gecikmiş bir ad koyma merasiminden başka bir şey değildi.
Mustafa Kemâl, politikada olup bittilere tenezzül etme yen adamdı.
5. Şubat 1937 da Türkiye Büyük Millet Meclisi "Cumhu rlyetçillk, Milliyetçilik, Halk (Devamı 10 uncuda)