Z iya G ö k a lp ’ in d ü şü n ce le rin i ça ğ d aş gerçe kle rin ış ığ ın d a ta rtışıp yeniden değe rlen dire n forum da (sağdan so la doğru) Prof.
Şerif Mardin,
Prof.Mehmet
Kaplan,
Prof.Tarık Zafer Tunaya
veAli Gevgilili
birarada g örülü yor...Gökalp'in tezlen ve çağdaş
★ Ali G EVGİLİLİ
— “ Z iy a G ö kalp Türk d ü şü n c e sin e ya p tığ ı katkılarla varlığını 1970’lerin d ü n ya sın d a da duyurm aya d e vam ediyor. X X . yü zyıl başlarının ç e liş k ili ve b u n a lım lı Türk toplum una ken d isin e göre bir sis te m a tik getirm ek isteyen G ö ka lp , k u şk u su z, günüm üzde başka bâ zı ö z e llik le riy le de dikkati çe k icid ir.Bunlar, belki de, kendi çağ d a şla rın ın , hattâ bizzat Gökalp'in o sırada önem ver mediği ya da birinci derecede ağırlık tanımadığı unsurlar da olabilir.
Bugünkü forumumuz, Ziya Gökal'in çağdaş sosyoloji, si yasal bilimler ve kültür açısın dan yeni bir değerlendirilmesi ni yapmak amacını taşıyor. Gökalp, bize nasıl bir miras ge tiriyor, bu mirasın olumlu ve varsa olumsuz yönleri nelerdir, buradan nereye gidilebilir, gibi sorular, bu bölümün tartışma konulan olacak.
Sayın Prof. Kaplan, Türki ye’de Cumhuriyet’in ikinci yarı yüzydı başlarken Gökalp’e y e niden baktığınız zaman onun bize nasıl bir miras devrettiğini görüyorsunuz? Gökalp'in han gi düşünceleri, ne biçimlerde y a şanan güne yansımaktadır? Kültür ve iktisat alanlannda Gökalp’in önerileri nelerdir?”
GÖKALP. İŞLENMİŞ
BİR ULUSAL
KÜLTÖJMSTİYOH
'★ Prof. K APLAN - “ Bir yazan birden anlamak çok güç. Hattâ, birkaç kere okuduktan sonra bile anlamak zordur, bü yük yazarları. Yaşanılan hâdi seler yazarlara yeni bir gözle bakmayı zorunlu kılar; âdeta hâdiseler, yazarların fikirlerini aydınlatır. Yazarlar hâdiseleri aydınlattığı gibi, hâdiseler de yazarlara yeni bir gözle bak m ayı g erek tirir. B u , Z iya Gökalp'in eserleri ve Türk cemi yetine malolmuş fikirleri için de böyledir.Gökalp'in 1970'lerin Türki- yesinde de aktüel nitelik taşı yan fik irlerin den birisi, kültür le ilgilidir. Bilindiği gi bi, Ziya Gökalp, "m illî kül tür” , kendi deyimiyle “ hars” k avram ını getirm ek le gerçekten Türk kültürüne yep yeni ufuklar açmış, yeni kay naklar getirmiştir. Ve biz halk kültüründen bol bol istifade
KATILANLAR
Prof. Dr. Mehmet K APLA N
(İs
tanbul Edebiyat Fakültesi Öğretim
Üyesi),
Prof. Dr. Tank Zafer T U
N A Y A
(İstanbul Hukuk Fakültesi
Öğretim Üyesi),
Prof. Dr. Şerif
M A R D İN
(Boğaziçi Üniversitesi
Öğretim Üyesi)
Yöneten: ALİ GEVGİLİLİ
etm işizd ir. A n ca k , Z iya fakat Gökalp bu halk kültü- Gökaİp’ in bir fikrini bu esnada rünün aranılmasını, aynı za- u n u t m u ş u z d u r . Z i y a manda da çağdaş kültürle işle- Gökalp’ te, gerçekte, çok geniş nilmesini ve yeni bir şekle so- bir halk kültürü fikri vardır; k ulm asını is tiy o r d u . H attâ
dünya kültürüyle beraber ve birarada geliştirilmesini öneri yordu. Buna da hars’tan ayn bir terim bularak “ tehzip” keli mesini kullanmıştır. Gökalp “ Türkçülüğün Esasları''nda bu konuya bir bahis ayırmıştı.
Halk kültürünün işlenip zen g in leştirilm esi T ü rk iy e'd e ihmal edilmiştir ve bugün de ihmal edilmektedir. Radyo, te levizyon ve benzerlerinde halk malzemesi hâlâ hiç işlenilme den, ham malzeme halinde or taya konuluyor. Gökalp’in is temiş olduğu bu değil... O, halk kültürünün yüksek kül türle işlenilmesini ister.
Batı’da, meselâ, Goethe’nin bir Alman masalından Faust operasın ı çık a rm a sı g ib i, Gökalp'in düşüncesi de hars'ın tehzip vasıtasıyla işlenilmesi gereğine inanır. Gökalp diyor ki:
"B iz, kendi millî kültürümüze ne kadar ehemmiyet veri y o rs a k , dü n ya m illetlerinin millî kültürlerine de aynı dere cede önem vermeliyiz, onlardan istifade etmeliyiz.”
H attâ bu am açla Z iya Gökalp’ in teklifiyle o yıllarda Türkiye’de Telif ve Tercüme Encümeni kuruluyordu. Bu en cümen bugün bizim hâlâ başa ramadığımız, hâlâ aktüalitesini koruyan şu fikre dayanır:
Batı medeniyetini yaratan milletlerin şaheserlerini, büyük eserlerini Türkçeye çevirmek ve bu suretle kendi millî kültü rümüzle dünya kültürü arasın da bir senteze ulaşmak...
1940'larda o günlerin Millî Eğitim Bakanı Haşan Ali Yü- cel’in kısmen başlatmış olduğu Batı dillerinden temel eserleri tercüme fikri, kökünde, Ziya Gökalp'ten gelmektedir. Bu fi kir bugün için de aktüeldir; he nüz Gökalp'in istemiş olduğu senteze k avu şm u ş değiliz. G ökalp... bu cephesiyle ak tüalitesini, Cumhuriyetin ikin ci yan yüzyılında da sürdürü
yor. _
__________ — __________I '
Huş tarafı İkincide
Gökalp’te, “ İktisadi Türk çülük" başlı başına bir bölüm teşkil eder ve Türkiye’ye ışık tutar. Bu bahis, "Türkçülüğün Esasları” nda dört beş sayfa olmakla beraber burada o ka dar enteresan fikirler ileri sürü lür ki, sanki Türkiye’nin bu günkü meselelerine cevap veri yormuş gibidir, o bölümler... Gökalp, eski Türklerin iktisa diyatı hakkında 1970'lerde de, geliştirilebilecek olan enteresan yaklaşım içindedir.
Gökalp, günümüzde “ Karma ekonom i" dediğimiz ekonomi nin öncüsüdür. Türkiye’de fer di mülkiyet’i inkâr etmemekle birlikte ağırlığı içtimai mülki- yet’e veriyor ve ferdi mülki- yet’le bir topluma ait ortak mülkiyet arasında son derece enteresan bir denge kuruyordu. Bir defa, eski Türklerde mülki yetin kamuya, umuma ait olduğunu söylüyor ve şahsi mülkiyet inkâr edilmemekle beraber gelecekte de, ağırlığın içtimai mülkiyet yanma kay masını istiyordu.
“ Türkçülüğün EsaslaıT’ nda, Ziya Gökalp, “ İktisadi Türk çülük" için şunları söyler:
“ Türkler, eskiden sahip ol dukları iktisadi refaha gelecek te de kavuşmalıdırlar. Hem de kazanılacak servetler, Salur Kazan’m zenginliği gibi, umu ma ait olmalıdır. Türkler, hür riyet ve istiklâli sevdikleri için, iştirakçi (komünist) olamazlar. Fakat, eşitliği sevdiklerinden dolayı, fertçi de kalamazlar. Türk kültürüne en uygun olan sistem solidarizm yani tesa- nütçülük’tür. Ferdî mülkiyet, sosyal dayanışmaya yaradığı nisbette meşrudur. Sosyalist lerin ve komünistlerin ferdî mülkiyeti ilgaya teşebbüs et meleri doğru değildir. Yalnız, sosyal dayanışmaya yarama yan ferdî mülkiyetler varsa, bunlar meşru sayılamaz. Bun dan başka, mülkiyet yalnız fer dî olmak lâzım gelmez. Ferdî mülkiyet gibi, sosyal mülkiyet de olmalıdır. Cemiyetin bir fed a k â rlığı v ey a zahm eti neticesinde husule gelen ve fertlerin hiç bir amelinden hasıl olmayan fazla kârlar cemiyete aittir.
Fertlerin bu kârları kendile rine mal etmeleri meşru değil dir. Fazla kâr’lann, plus - v a lu e ’ lerin cem iy et nam ına toplanmasıyla husule gelecek büyük kazançlar, cemiyet he sabına açılacak fabrikaların, kurulacak büyük çiftliklerin sermayesi olur. Bu umumî teşebbüsler’den husule gelecek kazançlarla fakirler, öksüzler, dullar, hastalar, kötürümler, körler ve sağırlar için hususi bakım yerleri ve mektepler açı lır. Umumi bahçeler, müzeler, tiyatrolar, kütüphaneler tesis olunur. Ameleler ve köylüler için sıhhi evler inşa edilir. Memleket, umumi bir elektrik şebekesi içine alınır. Hülâsa, her türlü sefalete nihayet vere rek, umumun refahını temin için her ne lâzımsa yapılır. Hattâ, bu sosyal servet kâfi miktara yükselince, halktan vergi almaya da ihtiyaç kal maz. Hiç olmazsa vergilerin nevi ve miktarı azaltılabilir.
Demek ki, Türklerin sosyal mefkuresi, ferdî mülkiyeti kal- dırmaksızın, sosyal servetleri fertlere kaptırmamak, umu mun m en faa tin e sarfetm ek üzere muhafazasına ve üretil mesine çalışmaktır.
KOÇOK ZANAATLERE
DE6İL, BÜYÜK SANAYİ
TAHKİYESİNE DOĞRU
Türklerin, bundan başka, bir de iktisadi mefkuresi vardır ki, memleketi b ü y ü k sanayie k avu ştu rm ak ’ tır. B azıla rı, “ Memleketimiz bir ziraat yur dudur, biz daima çiftçi bir mil let kalmalıyız. Büyük sanayi ile uğraşmaya kalkışmamalı yız” diyorlar ki, asla doğru değildir. Gerçekten, çiftçiliği hiç bir zaman elden bırakacak değiliz; fakat çağdaş bir millet olmak istiyorsak, mutlaka bü yük sanayie mâlik olmamız lâ zımdır. Avrupa inkılâplarının en ehemmiyetlisi, iktisadi inkı- lâp’tır. İktisadî inkılâp ise, ilçe iktisadı yerine, millet iktisadı nın ve küçük zanaatlar yerine büyük sanayiin konulmasın dan ibarettir.«MİLLİ İKTİSAT»
ANCAK HİMAYE
SİYASETİYLE KURULUR
Millet iktisadı ve büyük sanayi ise, ancak himaye usu lünün tatbiki ile husule gelebi lir. Bu hususta bize rehber ola cak, millî iktisat nazariyele- ri’dir. Amerika’da John Ray ve Almanya’da Frierrich List; İngiltere’de Manchester’cilerin tesis ettikleri iktisat ilminin umumi ve milletlerarası bir ilim olmayıp, yalnız İngiltere’ye
mahsus bir millî iktisat siste minden ibaret olduğunu mey-' dana koydular. İngiltere, bü yük sanayi memleketi olduğu için, mamullerini dışarıya gön dermeye ve dışarıdan iptidaî maddeler getirmeye muhtaçtır. Bu sebeple, İngiltere için fay dalı olan tek usul, “ Gümrükle rin serbest olm ası" kaidesi, ya ni “ açık kapı” siyasetidir. Bu kaidenin İngiltere’deki gibi bü yük sanayie sahip olamamış milletler tarafından kabul edil mesi, ilelebet İngiltere gibi sanayi memleketlerine iktisat ça esir k alm ası n eticesin i verecektir. İşte, bu iki iktisatçı kendi memleketleri için birer hususi “ millî iktisat” sistemi vücuda getirerek, memleketle rinin büyük sanayie mâlik ol ması için çalıştılar ve muvaf fak da oldular. Bugün, Am e rika ile Almanya büyük sanayi hususunda İngiltere ile boy ö lç ü ş e ce k bir m ertebeye yükselmişlerdir ve şimdi onlar da İngiltere’nin açık kapı siya setini takip ediyorlar. Fakat, bu devre gelebilmelerinin, yıl larca millî iktisadın himaye usullerini tatbik sayesinde ol duğunu da pekâlâ biliyorlar.
İşte Türk iktisatçılarının da ilk işi, evvelâ Türkiye’nin İk tisadî gerçeklerini tesbit, son ra da bu objektif tcdkiklerden millî iktisadımız için ilmî ve esaslı bir program vücuda ge tirmektir. Bu program vücuda geldikten sonra, memleketi mizde büyük sanayi vücuda getirmek için her fert bu prog ram dairesinde çalışmalı ve İktisat Vekâleti de bu ferdî faaliyetlerin başında umumî bir düzenleyici vazifesini görmeli dir.” ’
DÜIHDEI^BUGONE^
Bütün bu görüşler, Ziya Gökalp’in daha yaşadığı gün lerde ne kadar ilerisini gördü ğünü, aktüel meselelere ne ge niş perspektiflerle eğildiğini gösteriyor.Hiç şüphe yok, eserlerini ye niden okumak ve geliştirmek suretiyle G ökalp’te aktüel me selelere ışık tutan daha bir çok enteresan fikirler de bulunabi lir.
Çağdaş bir yaklaşımla Gök alp’in bıraktığı fikir mirası, so nuç olarak, önümüze iki temel hedefi koyuyor:
1. Türkiye'nin millî millî kül tür hâzinesini araştırmak ve bunlan daha yüksek bir sevi yeye çıkarmak için çalışacağız. Dünya kültürü karşısında millî esasa dayanan yüksek bir kül tür kurmak; millî bir edebiyat, musiki, güzel sanatlar yarat mak zorundayız.
2. Sanayileşmiş fakat Gök- alp'in dediği gibi komünist ol mayan bir Türkiye yaratmalı yız. Ferdi iktisada önem veren ancak sosyal mülkiyete daha fazla ağırlık tanıyan bir sistem geliştirmeliyiz.
özellikle sanayileşme sıra sında fertlerin hiçbir çabası ol maksızın (mesela, köprü yapı mı gibi nedenlerle arsa fiyatla rının yükselmesi ve benzeri yollardan] elde edilen fazla kârlar'ın topluma ait olması lâ zımdır. Gökalp'teki sosyal mülkiyet görüşü, bugün için de Türkiye'de aktüel olacak bir fikirdir."
GÖKALP’İN İKTİSADİ
GÖRÜŞLERİ. KÜLTÜR
KODLARIYLj^LGILİDM
G E V G ÎL ÎL İ - “ Türkiye, Cumhuriyetin ik in ci yarı yüzyılı başlarken sosyal ve po litik yapısmda sanayileşmeye bağlı olarak köklü değişiklikler geçiriyor. Bunlar yeni çelişki ler doğuruyor. O arada, doğu ve batı çelişkisi, din ile pozi tif bilimler arasındaki çelişki de sürüp gidiyor. Çağdaş sosyo loji açısından, ölümünün ellinci yılında Ziya G ökalp’in düşün celeri bu sorunlarda hangi özel likleriyle dikkati çekiyor, Sa yın Prof. Mardin? Gökalp’te karşılaşılan ekonomik, sosyal, politik düşüncelerin kökleri ne relerde bulunabilir?”★ Prof. M A R D İN - “ Ziya G ökalp’in yaratıcılığını, elbet te, kendi ortamına bağlı özel likleriyle birlikte değerlendir meliyiz. Asbnda, bizzat Ziya Gökalp bir sosyal değişme ürü nü olarak görülebilir. Oldukça çapraşık bir olaydır, sosyal de ğişme. .. G ökalp’in yaşadığı çağda sosyal değişmenin içinde yeni kurumlar ve yeni fikirler yer almaktadır. Pozitivizm ve Türkçülük burada iki önemli kaynaktı. Ancak, ' Gökalp'in fikriyatının ortaya çıkışında etken olarak üçüncü bir unsur daha görülür; buna, “ kalıcı kültür kodlan ” unsuru diyebi liriz.
Ziya G ökalp’in İktisadî dün ya görüşü, gerçekten de, çok ö- nemli bir yanı ve kendi çağının fikriyatına katkısıdır. Fakat bu görüşün içinde eski Türklerin
G Ö K A L P 'İn TEZLERİ v e Ç A Ö D A Ş T Ü R K GERÇEKLERİ
bir kültür kodunun devamlılı ğının etkisini görmek de müm kün... Türkler arasında da ü- leştirici bir geçmiş, böyle bir kültür kodu vardı. Ziya G ök alp’in bu çerçeve içine oturdu ğunu ve nitekim Gökalp’ten sonra da bugünkü sorunlarımı zın bile bazan yine aynı açıdan vazedildiğini görüyoruz. Bu, yalnız bir kişi üstünde değil; o kişinin ifade ettiği fikirler açı sından da toplumun aynı so runları tekrar tekrar az çok ay nı çerçeve içinde ele alma eğili mini yansıtır. Ziya Gökalp, İk tisadî meseleye yaklaşırken, fi kirlerini, geçmişimizden gelen değerli bir kültür koduna daya narak ifade etmiştir. Ziya G ök alp’ten sonra da İktisadî dünya görüşümüzü aynı çerçeve için de ifade etmeye devam ediyo ruz. Sosyal değişme sonucu o- larak Ziya Gökalp'in ortaya çı kan fikirlerinin bir yönüdür, bu.
DİNSEL SORUN H â li
ŞORUrOjDjYOR
Gökalp’in sentezlerinin bir başkası, dinsel içerik sorunu dur. Burada dinsel problemin öne sürülmesi de yalnız G ök alp’in fikirleriyle sınırlı değil dir. O sm a n lı İm p a ra torlu ğun un hattâ modern Türki ye'nin de önemli bir başka kül tür kodu, dinsel alandaki g ö rüşte ortaya çıkar. Gökalp'in o fikirleri ifade etti diye, bu çer çevenin içindeki içerik ortadan kalkmıyor. X X . yüzyılın yaşa dığımız kesitinde de kültürü müzün dinsel içeriği hâlâ tar tıştığımız bir konu oluyor ve bir kültür kodunun bu sorunla rı ısrarla önümüze sürmesi ba kımından mesele bugün de sü rüp gidiyor. Ziya Gökalp'in bu arada yapmaya çalıştığı sen tez, kendi bağımlı olduğu kül tür şartlarının içinde denenmiş, yapdmış bir sentezdir. Ama o kültürün ileri sürdüğü unsur lar, bu sentezden sonra da tar tışma gündeminden kalkmıyor.GÖKALP’İN EN İLGİNÇ
EKSİĞİ: TOPLUMDU
ÇATIŞMAYI
Ziya Gökalp'in dünyasında ilgi çeken nokta, çatışma fikri nin Gökalp’in dünyasında çok büyük bir yer tutm ayışı... M o dern toplumlarda ayrı ayrı grupların bazan birbirleriyle bağdaşması mümkün olmayan taleDİerinin belirebileceği fikri, teorik düzeyde bile olsa Gök- alp'te üstünde çok durulan bir yaklaşım tarzı değildir. Bu bir bakıma eksiklik teşkil ediyor. Çünkü m odem toplumlarda gruplar arasındaki İlişkilerde bir talep farklılığının doğacağı nı doğal saymak ve bunu göz önünde tutmak gerekir. Çatış maların doğacağı varsayımı hoşa gitmeyebilir. O zaman da, çatışmalara karşı getirilebile cek çözüm yollarının neler ola bileceğini araştırmak düşer ki şiye... Çatışma fikrinden kaçış da asbnda bir başka kültür ko dudur. Türkiye'de yani hem Osmanlı İmparatorluğu hem de modem Türkiye’ de çatışma fikrine çok sempatiyle bakıl- mamıştır. Çatışma ile ilgili doktrinlerin hiç bir zaman fazla kabulü olmamıştır, bu neden le... Bunun da çok geriye giden bir temeli bulunuyor. Sorunları çözerken, çatışma unsurunu bir veri olarak almıyoruz. Gökalp de bunu veri olarak almadı. Çatışma'nm düşünülmemesi, Gökalp'in en önemli eksiklikle rinden birisi sayılabilir.
Çünkü, bugünkü dünyada gözönünde tuttuğumuz önemli problemlerden birisi, toplum i- çindeki gruplar arasında zaman zaman talep farklılıklarının do ğabileceği ve bu farklılıklardan da çatışmaların ortaya çıkabi leceği gerçeğidir."
İDEOLOJİK ALANDA
60 YILDIR KAFALARA
OJjüKMEDIYOR
★ G E V G İL iL l __ “ Sayın Prof. Tunaya, Türk toplumu- nun ve siyasal yaşamının geli şimi sonucunda Ziya Gökalp’in ve daha genel bir perspektif i- çinde de İttihat Terakki’nin, Jön Türkler'in 1970’lerde nere de oldukları kanısındasınız? 1970’ler ortası Türkiye’sinde Gökalp'te en ilginç biçimlerini bulan düşünceler günün sosyal ve politik gerçekliği içinde ne derecede yaşıyor, ne derecede yenilenmeyi gerektiriyor ya da aşılıyor?”* Prof. T U N A Y A - “ Her büyük adam gibi, Ziya Gökalp de, sadece bir insan boyutla rıyla açıklanamayacak kadar büyük bir olaydır. Ziya G ök
alp’in yakın tarihimizin en et kin ve en güçlü insanlardan b i risi olduğunu kabul etmek ge rekir. İdeolojisini 1911’den iti baren ortaya koymaya başladı ğı kabul edilirse, 63 yıldır Ziya Gökalp'in koymuş olduğu ilke ler içinde yaşıyoruz. Sosyal de ğer yargılarımızın çok büyük bir bölümü, İttihat Terakki kuşağının ve o kuşağa büyük ölçüde etki yapmış olan Ziya Gökalp’in koyduğu değerlen dirmelerdir.
Bir örnek verelim:
Abdülhamit, 1970’ler Türki- yesinde bile tam olarak ince lenmiş değildir. Am a O'na “ Kı zıl Sultan” diyenler, mutlak ve mutlak, İttihat Terakki’nin y o rumları, etkisi altında, o kuşağın
vucüde getirmiş olduğu eğitim sistemi içinde yetişmek sure tiyle bu değerlendirmeye var mışlardır. Sosyal bilimler öğre timinde de öyledir. Karşısına bireyciliği savunan Le Play’ci bir okul çıktığı halde başarı ka zanamamıştır ve bütün üniver sitemiz yıllarca Ziya Gökalp’in etkisi altında Durkheim’cı sos yoloji öğretimini sürdürmüş tür. Ziya Gökalp'in etkinliği, büyüklüğü buradadır.
A n ca k , zam an ın dak i ü- niversiteyi de düşünmek gere kir. 1916 yılında Meclis'te Maarif bütçesiyle ilgili açıkla- mayapan Maarif Nazın, üni versitede basdm ış ve basıl makta olan yayınların sayısı nın 31 tane olduğunu söyler.
ÇOKTAN TEK E GİTMEK
föTİYOfll^GÖKALP
Bütün bunlar arasında Ziya Gökalp 63 yıl süresince aynı kalmış bir insan da değildir. Gökalp, kendi kendini değiştir me zorunluğunu duymuş bir kişidir. Malta'dan sürgünden dönüşünde Gökalp’i Türk dev rim hareketi içinde görürüz. Bu sefer de Halk Fırkası 'nın dokuz umde’sini kaleme alır ve onun ideoloğu durumundadır. Am a o zaman da der ki, 1913'te bir rü ya sayılabilen millî devlet işte bugün bir gerçektir.
Bu bakımdan eğer Ziya G ök alp’in bilimsel çizgisi izlenirse, v a rıla ca k n ok ta , O sm anlı İm p a r a to r lu ğ u ’ nu bile kaale almayan millî bir devlet olmalı dır. Ancak, Ziya Gökalp impa ratorluk formüllerinin hiç bi rinden v a zg e çm e d iğ i ve vazgeçemediği için sürekli ola rak kendi millî devlet formülü nü imparatorluk rejimleri için de muhafaza etmek istemiş, onlarla bağdaştırma yoluna gitmiştir. Balkan Savaşından sonra Batı parçası olan Rumeli kaybedildi. O zaman Araplar Osmanlı devleti içinde bulun duğu için İttihat ve Terakki daha tslâm ’cıydı. Fakat gerek O sm a n lı'cılıg ın gerekse Is- lâm'cüığm arasında Gökalp kendisine yeni bir formül buldu ve Türkçülüğün boyutlarını genişletti. G ökalp, Turan'cı- lığa bu yoldan varmıştır.
Ziya Gökalp, sosyolojik ya pısında, çok ’tan az’a gitmek is ter, "ittihad-ı anâsır” fikrini yani O sm a n lı İm p a ra torluğumu oluşturan unsurla rın birliği fikrini kabul ediyor; dinlerin, milletlerin bu kadro i- çinde olacağını onaylıyor; fakat ondan sonra bir tekliğe, bir’e doğru gidiyordu. Yani impara torluğun kozmopolit ve çoğul cu organizmasını tek hakanın yönetimi altında büyük bir Türk devletine doğru götürmek istiyordu ki, Gökalp’in çeliş meli yönü budur. Kendisinin çevresinde bir okul’un temel unsurları olarak toplanmış bu lunan Fuat Köprülü, Ömer Seyfettin, sonradan Tekin a- dını alan Musevi M. Kohen gi bi kişilerle bu Türkçü doktrin geliştirilmiştir. Doktrini geliş tirmenin en etkin olayı, Birinci Dünya Savaşı olmuştu.
Ziya G ölkalp’in O sm anlıcı lık ve O sm a n lı İm p a ra torluğunu yeni bir hayata kavuşturmakla ilgili fikirleri bugün için geçersizdir. G ök alp'in Türkiye'nin siyasal ve fi kir hayatına bugün için geçerli olabilecek yardımı ve katkısı, millî devlet fikrini ve "b iz " de diği, “ kollektif bilinç” i getir miş olmasıdır. Bu, o zamana kadar Osmanlı fikir hayatı i- çinde görülmemiş ve ilk defa yapılan bir deneydi. Millî bir devlet olan Türkiye Cumhuri yeti içinde Ziya Gökalp’in millî devlet kurma girişimi ve bu y ö n d ek i id e o lo jik atılım ı değerlendirilebilecek bir du rumdadır. Fakat bu da çoğul cu, demokratik bir rejim içinde yapılabilir, değerlendirilebilir.
S on u ç o la ra k , G ök alp , Türkiye’nin siyasal ve düşün sel gelişmeleri içinde bir kilo metre taşı, bir nirengi noktası değerini korumaktadır.
Dünya Savaşı, ekonomik ba kımdan da İttihat ve Terakki üzerinde çok etki yapmış bir o- laydır. Cephede çarpışan as
kerlerin ardında büyük bir ih tikâr, yiyicilik meselesi doğ muştur. Razı kişilerin karabor sa Ve ihtikâr yaptıklarını Hü seyin Cahit Bey meclis kürsü sünden yakınarak ve üzülerek anlatıyordu.
Bunlara çare bulmak için ne yapılabilirdi?
İttihatçı Maliye Nuzırı Ca- vit Bey, "B iz, umumf harpte her altı ayda bir Almanya’ya borçlanmak suretiyle yaşıyabi- liyoruz" der. Böyle bir durum karşısında, "İktisadî vatanper- perlik” ya da “ İktisadî Türkçü lü k ” fikrinin bir de bu gerçekler içinde değerlendirilir isi yapıl
mak gerekir.
Bunun yanı sıra Gökalp’in “ İktisadî vatanperperlik” ve “ İktisadî Türkçülük” konusun da bir takım çelişkilere düşüp düşmediği de araştırılmalıdır. Gökalp, Turan devleti’nin ku- kuruluş aşamalarını anlatır ken, şube devletlerin ku rulmalarını ve bu devletler i- çindeki sosyo-ekonomik siste min bolşevik sistemi olmama sını fakat ağalık da bulunma masını istiyordu. Eşrafa daya nan bir sistem istemediğini de Gökalp açıkça söylemiştir. Bu fikir daha önceleri, 191(j - 1917'devardı,G ökalp’de ama yalnız Gökalp İktisadî Türkçü lüğü izah etmiş değildir; gerek “ İk tis a t” g erek se " İ s l â m ” mecmuasında çıkmış olan ma kalelerde Muhittin Bilgen gibi başka Türkçüler de bunu orta ya koymuşlardır
İTTİHATÇI İKTİSAT
UYGULAMALARI.
G Ö K A LP T EJ^ A R K LL.
Ziya Gökalp’ in İktisadî fikir lerini ortaya atmasıyla doğru dan doğruya İttihat ve Terakki içindeki bir keşmekeş gözönüne çıkar. Cavit Bey kesinlikle (gökalp gibi düşünmüyordu. Cavit Bey; bütün parlâmento nun bir iktisat profesörü gibi, öğrenci sadakati ile dinlediği bir insandı. Cavit Bey tama men liberaldi ve tesanütçülük, akimın ucundan bile geçme miştir. Gökalp'in İktisadî fikri yatı Kara Kemal B ey’ e bağla nabilir. Kara Kemal kurduğu kırk küsur halk şirketiyle ve millî banka fikriyle Gökalp'in İktisadî Türkçülüğüne hizmet etmiş sayılabilir. Gökalp’e en yakın kişi O ’durj ancak bunda bile çok ihtiyatlı olmak gerekir. Demek ki, İttihat ve Terakki i- çinde en azından üç koldan İk tisadî ve ideolojik çeşitlenme görülüyor.
Bütün bunların yanı sıra, Gökalp'in önerdiği çeşitten dü zenleyici ve himayeci bir Bİste- min, tesanütçülük'le ne derece ye kadar bağdaşabileceğini dü şünmek zorundayız. Himaye cilik ve düzenleyicilik en libe ral rejimlerde de ortaya çıkabi len bir sistemdir. Bu sistem te- sanütçülükle nasıl bağdaşa caktır? Gökalp'te tesanütçülü- ğün fazla bir izahını da göremi yoruz. Üstelik, Osmanlı İmpa ratorluğu içinde "dış sermaye olmadan kalkmamayız” diyen öteki tezlerle G ökalp’ in düşün celeri nasıl bağdaşacaktı? Bunlar, kendi ortamı içindeki bir takım çelişmeleri ve çatış maları gösterebilir.
Ziya G ökalp'in önermiş ol- doğu fikirlerde , siyasal ba kımdan, “ millî şuur” , “ millî devlet” meseleleri bir başlangıç noktası olarak ortaya atılmış tır. O sm a n lı İm pe+atorlu- ğu'nda Ziya Gökalp B ey’in yardımıyla, katkısıyla Türk O- caklanndan, çeşitli cemiyetler den halka doğru taşan çabalar sonucunda bunlar Türklere ka bul ettirilmiş, hazmettirilmiş fik irler ve o fik irlerin d eğ eri hiç kuşkusuz çok büyüktür. Ama bunlarla herşeyin yapıl masına imkân yoktu; zaten B i rinci Savaş bu çelişmelerin i- çindeyken bitti ve tezlerin çe lişmeli kısımlarının çoğu da ta rihe karıştı. Bize kalan “ millî devlet” teziydi.
JÜN TÜRKLER VE
İTTİHAT TERAKKİ
İDEOLOJİSİ ARTIK
ULUYOR
İttihat ve Terakki sadece bir siyasal partinin adı değildir; İttihat ve Terakki bir kuşağın adıdır. A z bilim fakat çok kin’le yetişmiş olan bir kuşa ğın tarihidir. Bu kuşağın bir kısmı bir ara iktidara gelip de muhalefet kabul etmez bir şe kilde Osmanlı toplumunun ve devletinin kaderine hakim o- lunca artık bütün sosyal değer ler de partinin Merkezi Umu- mi'sinden taşmaya başladı. Ama o fikirler ne dereceye ka dar kabul edildi?
Bunu bizden sonraki kuşak lar daha iyi bilecektir.
Ne var ki birçok meselelerde İttihat ve Terakki kuşağının bize öğrettiği şeylerin adeta taklitçisi ve tartışmasız tekrar- layıcısı olmuşuzdur. Ama gü nümüzde bu akımın, isterseniz bu olayın bittiğine ya da bitmek üzere olduğunu inanı yorum artık... Jön Türklerin sonunda yaşıyoruz. İttihat ve Terakki kuşağı bugün yoktur ve İttihat Terakki kuşağına ve onun değerlerine alışmış in sanlar yen i fik irleri biraz zorlukla karşılamaktadırlar. Türkiye'deki büyük fikrî ça tışma da bundan çıkmaktadır. Türkiye’de yeni kafalar çıkmak üzeredir ve büyük bir bölümü çıkmıştır da...
Durkheim bugün Fransa'da neyse, Ziya Gökalp ondan bi raz fazla olmak üzere Türki ye’de odur. Milliyetçilik, millî devlet gibi kavramların ilk izahlarını ona borçluyuz, fakat İktisadî bakımdan hatta siya sal ve sosyal bakımdan Ziya Gökalp’i bir tarih hâzinesi ola rak, bir büyük tarihsel anıt olarak kabul etmek lâzımdır. O söyledi diye bunu yapmak değil, fakat verdiği hız ve hare ket noktasından heyecan al mak suretiyle, onu inkâr etme yerek, yeni ufuklara doğru gitmek gerekir.
O NUN İÇİN SON
YARGIYI GELECEK
KUŞAKLAR VERECEK
Ziya Gökalp aslında yargı lanmış bir insandır. Kendisini bir 27 nisan 1919 günü Divanı Harbi ö r fi karşısında bulmuş tu. O zaman Civanı Harb Reisi M u sta fa N azım Paşa, “ O sm a n lılık ta b irin i niçin kullanmıyorsunuz? Niçin Türk milleti, Türk harsı diyorsunuz? Bu başka unsurları kırmaz mı, darıltmaz mı?” dediği zaman, Gökalp, gayet güzel olarak şu nu söylüyordu:
“ Bendenizin itikadıma göre Osmanlı tabiri yalnız devletin dir, Devleti Osmaniyeye tabi y iz.”
Demek ki, Osmanlılığı sade ce siyasal bir formül olarak ka bul ediyor ve bunu millî bir varlık olarak kabul etmiyordu. İşte bu çok doğru bir fikirdi, fakat Ziya Gökalp yargılandı ve sonra Limni Adasına daha sonra da M alta'ya sürüldü. Yargılanma tamamen İttihatçı düşmanı bir mahkeme tarafın dan yapılıyordu ve Reis başta olmak üzere mahkeme üyeleri bu muhalefetlerini ve taraflılık larını açıklamakta hiçbir sakın ca görmemişlerdi.
Bu mütarekenin en kötü yö nüydü; çünkü mütareke zanne diyordu ki, bir ideoloji basit bir boşanma veya çok adî bir hırsızlık olayı gibi muhakeme edilebilir. Oysa, Ziya Gökalp’ i ancak bugünkü kuşaklar ve bizden sonra gelecek kuşaklar muhakeme edebilirler. Biz hâ lâ belirli etkiler altında kaldığı mıza göre onlar kadar tarafsız olamayacağız.
Onun tarihe bıraktığı şeyle rin değeri büyük, fakat bunlar hakkında gelecek kuşakların varacakları yargılar çok daha büyük olacaktır."
GÖKALP’İN SENTEZİ:
TÜRKLÜK. İSLAMİYET
VE ÇAĞDAŞ UYGARLIK
★ G E V G ÎL ÎL İ — “ Sayın Prof. Kaplan, Ziya Gökalp'in Türk toplumu için oluşturmaya çalıştığı sentez nelere dayanı yor? Yeni Türk toplumsal ger çekleri karşısmda Gökalp'te eksik ya da yeni bir yoruma tâ bi tutulması gereken görüşler de varsa, bunlar hangileridir?”
★ Prof. K A P L A N - "Ziya Gökalp’in ileriye yönelen bir çok fikirlerinin yanı sıra içinde yaşamış olduğu devirle de ya kından ilgili görüşleri bulunu yor. Gökalp. bugün de değerini koruyan ve daima muhafaza e- decek olan, Türkiye için redde dilmesi imkânsız temel fikirler bulmuştur: Türklük, İslâmiyet ve çağdaş medeniyet sentezi, Gökalp’in eseridir.
Gökalp, açık olarak, şunu ortaya koymuştur:
1 — Biz Türküz ve daimî o- larak Türk kalacağız; Türk dili var, Türk milleti var, Türk kültürü var. Bunlar millî dev letin de temelidir.
2 — Gökalp, “ Biz Müslüma- nız" der. Fakat Ziya Gökalp İslâmiyet’te de kendine göre bir yorum yapmıştır. Bu tavrı da yine Türk milletinin varlı ğıyla ilgilidir. Gerçekten, Türk milletine bin yıl tesir etmiş olan İslâmiyet bugün için de, yarın için de değerini muhafaza ede cek olan temel unsurlardan b i risidir.
3 — Gökalp, çağdaş medeni yet, bilim ve teknik sorunlarını
ortaya koymuştur. Ziyu G ö kalp çağdaş medeniyetten söz ederken gayet açık bir biçimde, "ilm e dayanan bir toplum” ta savvur ediyor. "K ızıl Elma” adlı uzun şiiri son derece ente resan bir fikri ihtiva eder. Ziya Gökalp o şiirinde İsviçre'de, Lozan civarında bir Türk köyü, bir bilim şehri kurar ve bütün Türk âlemine burada yetişmiş olan uzmanları gönderir. Ziya Gökalp, bilimi esas alan bir milliyetçiliğin müdafaasını ya pıyordu. Bu fikri de her zaman için değerini koruyacaktır.
GÖKALP. OSMANLI
KÜLTÜRÜNE
H A K Ş I Z U ^ ^
Gökalp’ te eksik veya yanhş bulduğumuz fikirler de yok de ğil
★ Bunlardan birisi, millî devletin temeli saymış olduğu halk kültürüne giderken Ziya Gökalp’in biraz haksız şekilde yü k sek O sm a n lı kültürünü reddetmesidir. Halbuki, eski yüksek Osmanlı kültürü de halk kültürü gibi aynı toplu mun eseridir. Gökalp’in tâbi riyle, yüksek Osmanlı kültürü, halk kültürünün, o çağın şart larına uygun olarak bir nevi tehzip edilmiş şeklidir; yüksek şekle gelmiş halidir. Yunus Emre, tasavvufu, halk seviye sinde, halk diliyle ortaya ko yuyordu. Mevlâna ise, "M es- nevi” siyle, forsça olarak yük sek tabakaya hitap ediyordu a- ma Mevlâna ile Yunus Emre'- nin dünya ve din görüşleri bir birinin hemen hemen aynıydı. Keza, Gökalp'in halk musikisi ni överken, klâsik Türk musi kisini reddetmesini doğru sa yamayız.
Eski Türk kültürü, halk kül türüyle ve yüksek kültürle be raber o çağın mahsûlüdür. Bundan dolayı eskiyi değerlen dirirken ikisini beraber değer lendirmek gerekir. Ziya G ö kalp’in bu hatâsını Yahya Ke mal düzeltmiştir. Türk aydını ma bugün hem halk kültürüne, hem de yüksek Osmanlı kültü rüne değer verdiğini görüyo ruz.
ÇATIŞMAYA YER
VERMEMEK. ÇOĞULCU
D E M O K R A S İY E JIY I^
* Gökalp’in ikinci eksiği daha önemlidir; Ziya Gökalp tesanüt fikrine birlik fikrine dayandığı için kendisinde ça tışma yoktur. Gökalp, bir ça tışmanın içinden geldiği ve kendisi karşı fikirlere cevap verdiği için sistemi içinde ça tışmaya yer vermemiştir. G ö kalp'in düşünce sistemi içine bugünkü çoğulcu demokrasi fikrini yerleştirmek biraz zor dur. Ziya G ökalp'in fikirleri tek parti’ye dayanmakta ve ce vaz vermektedir. Nitekim Halk P a r tisi'n in id e o lo jis in i Z iya Gökalp kurmuştur.
Türkiye bugün yepyeni bir safhaya girmiştir. Herşeyden önce Ziya G ökalp’in ölümün den sonra son elli yıl içinde Türkiye’de büyük bir sanayi leşme hareketi görülmüştür. Sanayileşme, kendiliğinden, yeni sosyal sınıflan ortaya çı karmıştır. Ziya Gökalp’te sa nayileşme fikri vardır ama bu bir ideal olarak vardır. G ö kalp, sanayileşmenin bütün problemlerini kendi fikir siste mi içinde ele almış değildir. Zi ya Gökalp'in sistemine göre çoğulcu demokrasiyi tesis et mek bir hayli güçtür.
Yeni düşünen Türk aydınlan için Türklük ile İslâmiyet, İs lâmiyet ile çağdaş medeniyet arasında Ziya Gökalp'in kur muş olduğu bağlantılar da üze rinde durulması gereken ente resan n o k ta la rd ır. G ök alp Türklük ile Islâmiyeti yan ya na getirdiği zaman Türklere mahsus bir İslâmiyet fikri çıkı yor. İslâmiyet niteliği gereği üniversel bir dindi, milliyeti in kâr ediyordu. Ziya Gökalp çeli şen fikirler arasında köprüler kurarken bugün de yeni şekil de araştırmayı gerektiren fikir ler ileri sürmüştür. Bazı eserle rinde şamanizme kadar gitm iş tir. Oysa Şamanizm aşılmış bir merhaledir. Keza çağdaş mede niyet ile İslâmiyet arasında yapmış olduğu köprü de yeni den gözden geçirilebilir.
GÜKALP, AŞILMAYA
AÇIK PİR DÜŞÜNÜR
Gökalp elbette ana fikirle riyle reddedilmez; fikirleri bu gün de, yarın da yaşayacak olan büyük bir fikir adamıdır. Fakat Türkiye değişiyor; yeni şartlar, yeni fikirler ortaya atı lıyor. Gökalp’ e gerçekten çok büyük saygı duymakla birlikteher meseleyi halletmiş bir fikir adamı oiurak bakamayız. M e selâ Türkiye'nin bugünkü ak tüel problemlerine, çoğulcu de mokrasi, sanayileşme ve buna benzer problemlere Ziya G ö kalp'in sisteminde cevap bul mak oldukça güçtür. Gökalp dayanılacak ve yeniden ondan hız alınarak daha da ileri gidi lecek bir atadır bizim için. On dan daha ileriye gitmek de mümkündür, bu onun hızına da uygundur. Gökalp “ Yeni H a yat” adlı kitabında, toplumun, yeni fikirlerle yeni kıymetlerle değişeceğine inanır. Açık ola rak, yeni hayatın, eski değerle ri reddetmek suretiyle tesis edileceğine kanidir. Dolay isiyle ana fikirleri dışında kendi fikir lerinin de aşılmasına prensip itibariyle cevaz vardır G ökalp' te... Böyle bir tavırla ve eğer iyi bir gözle incelenirse, her za man G ö k a lp ’ in dü şü n celeri arasında bugün yeşertilebile- cek yeni bir takım fikirler bulu nabilir.”
ÇOĞULCU DÜZENDEN
O T O R İT E O E JİM L ^
★ G E V G İL İL İ “ G ökap’e kendi çağdaşları hangi gözle bakmışlardı, sayın Prof. Tuna ya? Politik yönden Gökalp’in eksikleri sizce nelerdir?”
★ Prof. T U N A Y A - “ Ça tışma kavramı, politik yönden çok doğal ve önemli gerçekten de... İkinci Meşrutiyet 1913 yı lma kadar olağanüstü çoğulcu bir toplumdu. Bu toplumda çe şitli fikir akımları vardır ve hepsi de Ziya G ökalp’i bulsalar bir kaşık suda boğacaklardır. Sözgelişi, Celâl Nuri Bey’e göre “ bir delidir” Ziya Gökalp; tı marhaneye koymak gerekir. Babanzade Ahmet Naim Bey Gökalp’in düşüncelerine “ din sizlik” diyecek neredeyse; ls- lâmda davayı kavmiyet, yani milliyetçilik, ümmetçiliğe ve Islâmcılığa tamamen karşı ol duğu için G ökalp'in Türkçülü ğünün karşısındadır. Bir de. ferdî teşebbüs ve adem-i mer keziyetçi Prens Sabahattin Bey vardır.
Ziya Gökalp bu ortamda ül keye sosyolojinin getiricisi ve kurucusudur. Bu bilime ilm-i içtima der. Eğer şaşırarak ilm-i içtima yerine içtimaiyat de seydiniz, sizinle hayatının so nuna kadar konuşmazdı. Böyle bir durumda Ziya Gökalp’in çoğulcu bir siyasal hayat içinde çalıştığı görülür. Bu, 1913 haziranına kadar sürer ve o ta rihte Babıâli vak’ ası yapılır, Mahmut Şevket Paşa iktidara gelir ve toplumda hiçbir siyasal dernek ve fırka kalmaz. Ziya Gökalp, istese de istemese de, bir otoriter rejimin ideoloğu durumuna düşer. İşte buna çok dikkat etmek gerekir.
BOKALP'I IHTIK
AÇIKÇA TARTIŞMA
DÖNEMİNDEYİZ
İs la m cılık la G ö k a lp ’ in ilişkileri de çok ilginçtir. Çünkü Islâmcılığm bir takım ku- rum larını alm ış, T ü rk çü - Islâmcı bir akım yaratmıştır, örnek olarak erkeklerin birden fazla kadın alm asın ın h ü kümdar tarafından menedilebi- leceğini ileri sürmüştür. Bunu Gökalp ve arkadaşları “ İslâm” mecmuasında yazmışlardır. Halk sorununda da olağanüstüJ
KvASI IVI
l3/<+
buluşları vardır. “ Deha onda- dır” diyor, “ halktan alacaksı nız, ne alacaksanız... Bütün yükseliş atılmalarının kaynağı o ."
Bu Osmanlı kültürünü ve sanatını inkâr etmesine kudar gider mi? Belki... Her ideolo gun tamamen olumsuz bir ta rafı vardır ve eski deyimle reddiyecidir. Gökalp’i kendi siyle tutarsız sayamayız ama asıl tutarlı tezi, milliyetçi bir ukımı bir g erçek olarak, Osmanlı İmparatorluğumun ruhsuz havası içine getirmösi ve insanlara kendi kendilerini kabul ettirmesi, birer şahsiyet olduklarını anlatmasıdır.
Am a, ne denir, millet içinde insanların eritilmesi düşünce sine?
Ne diyecektir bizden son raki kuşaklar buna?
Onu burada tartışmıyorum. Danimarka’da Kienkegaard örneğinde olduğu gibi Ziya Gökalp de bir millî fikir kahra manıdır aynı zamanda. Ondan çok daha fazla da, eylemci... Onun için tarihte daha uzunsü- reler y a şa y a ca k , y a ş a tıla caktır.
Ne var ki, bütün eserlerinin, bütün fikirlerinin açık açık or taya konması ve tartışmaya açık bir duruma getirilmesi de artık kesinlikle zorunlu oluyor. Türkiye, Cumhuriyetin ikinci yan yüzyılına başlarken bunu bekliyor.”
YENİ TÜRKİYE
VE GÜKALP
★ G E V G İLİLİ - “ Ziya Gökalp'in ölümünün ellinci yı lında yeni Türk toplumunun gerçekleriyle Gökalp’in düşün celerini karşılaştıran forum, şunları gösteriyor:1. Çöküş sürecine girmiş olan O sm an lı İm p a ra t o r lu ğ u n d a Z iy a G ök a lp , Türklüğün millî devlet'e geçişi yolunda çok önemli bir aşama dır ve bu geçişin düşünsel çerçevelerini sağlamıştır. Eko
nomik alandaysa düzenin ge lişimi liberal - kapitalist bir sisteme doğru olduğu halde Zi ya Gökalp'te adeta kapitalizm ile s o s y a liz m i kendince bir senteze vardırmak isteyen, da ha kamusal bir ekonomik dü zen özleminin belirdiği görülür. Bolşevik sistemini önermeyen Gökalp, onun yerine, sosyal mülkiyete ağırlık tanıyan fa kat bireysel gelişime de kamu yararıyla bağlı olarak yer veren bir dü zen ön g örm ü ştü r. Gökalp'te, sanayi toplumu, uzun sürede seçilen temel he defi teşkil ediyor. Bu ana düşüncelerinin, Türk kültür kodlarının sürekliliği ile bağ lantısı olduğu da söylenebilir. Burada, bir D oğu - Batı sentezi çabasının Gökalp'e özgü bazı ipuçları da var
2. 1970’lerin önemli ölçüde sanayileşmiş, çoğulcu yapı ka z a n m ı ş T ü r k i y e ' s i n d e Gökalp'in büyük eksiği ç a tışma kavramına yer vermeyen oldukça tekçi, dayanışmacı bir d e v le t ve top lu m düzeni ön g örm ü ş olu şu d u r. O ysa , varolan düzen, talep çeşitliliği ne, fark lı s o s y a l güçlerin değişik taleplerine dayanan bir düzendir ve bu düzenin yaşama mantığı kemli içindeki çatışma ve çelişkilerle belirlenmektedir. Kendisinin de kabul ettiği gibi Gökalp, yeni hedeflere doğru a ş ıla ca k tır, C u m h u riyetin ikinci yarım yüzyılında...”
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi