266
O, yalnız kendi yüzünü aketmekle kalmadı; Şefinin, Türk milletinin, hakkın, tarihin ve insanlığın da yüzünü aketti.
(Ihsan Yardoğlu) D U M B A R TO N O A K S K O N F E RAN SI — Geçen ağustosun 21 inde Ameri
ka’da toplanan Dumbarton Oaks (Oks okunur) konferansı dünya sulhunu korumak için kurulacak yeni bir Milletler Cemiyeti proje si hazırlamıştır. Konfe
ransa bu ismin verilmesi üyelerin Vaşingtonda Dumbarton Oaks adında bir otelde toplanmış ol masındandır. Oaks İngi lizce meşe ağacı demek tir.
Harbden sonra sul hu , korumak vazifesini üzerine alacak kurumun başında tabiî olarak İn giltere, Amerika, Rusya ve Çin bulunacağından bunun esaslarını hazırla mak için iptida bu dört büyük devletin mümes sillerinin aralarında an laşması, ondan sonra yapılacak projenin yeni
Milletler Cemiyetine girecek olan büyük küçük bütün devletlerin mümessillerinden mürekkeb büyük bir konferanstan geçirilmesi muvafık görülmüştür.
Bununla beraber dört büyük devletin mümessillerini konferansta bir araya toplı- yarak müzakerelerde bulunmak mümkün ol mamıştır. Rusya, Japonya’ya karşı tarafsızlık siyasetinde kalmak için Çin ile bir konfe rans masası etrafında bulunmak istememiş, bundan dolayı konferans iki safhaya bölün müştür. Birinci safhada İngiltere, Amerika ve Çin kendi aralarında konuşmuş, ikinci saf hada Çin murahhasları müzakereden çekilerek onların yerini Sovyet murahhasları almıştır.
Konferansın birinci safhası kolay geçmiş tir; çünkü İngiltere, Amerika ve Çin arasın da bu bahiste esaslı fikir ayrılığı yoktu; an laşma çabuk olmuştur. Fakat ikinci safha ge lince, zorluklar başlamıştır; çünkü yeni Mil letler Cemiyetinin kurulmasında İngiliz - Ame rikan tezleri ile Sovyetler Birliğinin tezi ara sında önemli farklar bulunduğu meydana çıkmıştır. Uzun müzakerelerden sonra bu fikir ayrılıklarından büyük kısmı kalkmış, nihayet bir müşterek proje ortaya konmuştur.
Dumbarton Oaks konferansında dört büyük devlet murahhaslarının mutabık kal dıkları projeye göre harbden sonra kurulacak yeni Milletler Cemiyetinin adı ( B i r l e ş m i ş M i l l e t l e r C e m i y e t i ) olacaktır. Bu cemiyete temel olacak e m n i y e t s i s t e m i n i n a n a h a t l a r ı şudur: Harbden sonra bütün sulhsever devletlerin mümes sillerinden mürekkeb bir umumî meclis top lanacak; bu meclis içinde ayrıca bir idare heyeti bulunacak; bu idare heyeti beş daimî âza (İngiltere, Amerika, Rusya, Çin, Fransa) ile muayyen zamanlarda değiştirilecek diğer yedi müttefik devletten teşekkül edecek, idare meclisinden ayrı olarak Birleşmiş Mil letler Cemiyetinde Milletlerarası ihtilâfları hal ile beraber diğer bir takım tedbirler al mak yetgisi ile bir Milletlerarası Yüksek Mahkeme bulunacak.
Milletlerarası Emniyet Kurumu pro jesine göre Birleşmiş Milletler Cemiyeti ile
AYLIK ANSİKLOPEDİ
eski Milletler Cemiyeti arasındaki başlıca fark şuradadır : İdare Meclisinden ayrı ola rak bir mahkeme ihdas edilmiş olması. Anla şıldığına göre mahkeme devletler arasındaki ihtilâfları tetkik ederek hangi tarafın haksız olduğuna karar verecek; bu kararı kabul et- miyen taraf olursa bu mahkemenin kararını tatbik vazifesi idare meclisine aid olacaktır. Bu idare meclisinin emrinde Milletlerarası Emniyet ordusu bulunacaktır.
Dumbarton Oaks konferansı ağustos sonlarında başlamıştı; eylül içinde biteceği ve bu ay içinde Birleşmiş Milletlerden mü rekkeb asıl büyük emniyet konferansının toplanacağı tahmin ediliyordu. Halbuki Rusya ile Ingiltere ve Amerika arasındaki anlaşma müzakereleri o kadar uzamıştır ki konferans ancak eylül sonunda sona ermiştir. İngiltere, Amerika ve Rusya arasında müzakere edilen meseleler üzerindeki anlaşma da ancak yüzde doksan derecesinde temin olunabilmiştir. Geriye kalan yüzde on anlaşmazlığın hangi meseleler olduğu basma aksettirilmemiştir. Şu kadar ki bu anlaşmazlığın harbden sonra Milletlerarası emniyeti ve sulhu muhafaza için kurulacak Birleşmiş Milletler Cemiyeti nin teşkili tarzına aid olduğu anlaşılmaktadır. Birleşmiş Milletler Cemiyetinin küçük, büyük bütün birleşmiş milletleri sinesinde toplıyacak bir teşekkül olmasında ittifak vardır. Fakat bu teşekkülün umumî heyetinin başına asıl yürütme yetgisini elinde tutacak ve daha mahdud âzadan terekküb edecek olan kurul tarafından tecavüzî hareketlere karşı tatbik edilecek usulün tayininde ihtilâf vardır. Rusya, büyük devletlerden biri harb den sonra mütecaviz duruma girmiş olduğu farzedildiği takdirde bu kurulun kararını oybirliği ile vermesini istemiştir. İngiltere ve Amerika bu usulün kabulünün Birleşmiş Mil letler Cemiyetini eski Milletler Cemiyeti gibi hareketsiz hale getirmesinden korkmuş tur. Onun için bu noktada anlaşma olama mış ve tabiî olarak projede bu noktaya aid hiçbir kayıd konmamıştır. Bu, proje için büyük bir noksandır.
Büyük devletler tarafından noksan ol makla beraber kabul edilmiş olan Milletler arası Emniyet Projesi, bütün birleşmiş millet lere ayrı ayrı tebliğ olunmuştur. Bir taraf tan da Rusya ile İngiltere ve Amerika ara sında anlaşmazlık mevcud olan noktalar üze rinde d i p l o m a s i y o l i y l e m ü z a k e r e l e r e d e v a m e d i l m e k t e d i r . Bu mü zakereler henüz müsbet bir neticeye varmadığı için Milletlerarası Emniyet Projesini tetkik edecek olan birleşmiş milletler emniyet
kon-No. 9 ■ Ocak 1945
feransını bugüıje kadar toplamak mümkün
olamamıştır. (Asım Us)
E B Ü Z Z İY A T E V F İK — (1849-1913)
Konya’ nın Koçhisar kasabası eşrafından ve Evkaf mümeyyizlerinden Kâmil Efendi’nin oğ ludur. 1266 (1849) da İstanbul'da doğmuştur. Pek genç iken Mâliyede Sergi Muhasebesinin İrad Odasına devama başladı. Kalem arkada şı Ziya Bey (eski Maarif Nazırı Ziya Paşa) idi. Üç ay kadar buraya devam ettikten sonra Ma liye Mektupçu Odasına terfi etti. Burada ka leme devam eden büyük şair Abdülhak Hâ- mid’ le tanıştı. Kalem Şefi, Trabzon Valiliğin de vefat eden Kadri Bey, kendisine hergün Nef’i Divanından ders veriyordu. Tevfik Bey 1867 de teşekkül eden Esham-ı Umumiye E- maneti Tahrirat Kalemi müsevvidliğine tayin olundu. Genç yaşında Ruzname-i Ceride-i Hava- dis’te yazı yazmıya da başladı. Tasvir-i Efkâ rın 19 cemaziyelevvel 1282 (10 ekim 1865) tarihli sayısında Kemal Paşazade Said Bey’ in kaleminden çıkan bir istatistik fıkrasına Tev fik Bey’ in Ruzname-i Ceride-i Havadis’te iti raz etmesi üzerine Namık Kemal Tasvir-i Ef- kâr’da kendisine cevab verdi. Bu münakaşa Tevfik Bey’ in Namık Kemal ile tanışmasına vesile oldu. Büyük vatanseverle bu tarihte başlıyan arkadaşlığı saînimî bir fikir ve ülkü kardeşliği halinde hayatlarının sonuna kadar devam etti. Tevfik Bey Namık Kemal’in teş vikiyle Tasvir-i Efkâr’a yazı yazmıya başla dı ve o sırada Namık Kemal ile
arkadaşları-, Ebüzziya T evfik
Vefatından dört ag evvel çekilen bir resmi
mn memlekette meşrutiyeti tesis etmek üze re kurdukları İttifak-ı Hamiyet’e dahil oldu. Sonradan Yeni Osmanlılar adını alan bu ce miyetin faal âzasından biri de Tevfik Bey’dir. 11 zilkade 1284 (6 mart 1868) te Şûrayı Devlet Reisliğine tayin olunan Mithat Raşa, birçok değerli adamı Şûrayı Devlette top ladığı gibi Tevfik Bey’i de Şûrayı Devletin Maarif Dairesine mülâzım olarak aldı. Daire nin başında Kemal Paşa bulunuyordu. Sadul- Iah Bey (Paşa) Başmuavin, Recaizade Ekrem Bey’ Ie Dadıyan Artin Efendi Muavin, Mehmed Mansur Efendi ile (sonradan Bulgar Başvekil liğinde bulunmuş olan) Dragan Çankof Efendi de Tevfik Bey gibi mülâzım idiler. Maarif
ta-rihimizde mühim mevkii bulunan 1286 (1869) tarihli Maarif Nizamnamesini bu daire hazır lamış ve Mithat Paşa’nın takdirini kazanmış tı. Mithat Paşa’nın 15 zilkade 1285 (27 şubat 1869) Bağdad Valiliğine tayin olunması üze rine Şûrayı Devlet Reisliğine gelen Yusuf Kâ mil Paşa Şûrayı Devlette yaptığı tensikatta Tevfik Bey’i Adliye Dairesi mülâzımlığına ge çirdi. Dairenin Başmuavınliğini gene Sadullah Bey aldı. Bir müddet sonra Başmuavinliğe Kemal Paşazade Said Bey geldi. Dairede Sup hi Paşazade Ayetullah Bey de Tevfik Bey’le beraberdi. Tevfik Bey
Şûrayı Devleti devam ettiği sırada Terakki gazetesine de yazı ya zıyordu. Terakki’nin 19 safer 1286 (31 %ıayıs 1869) tarihli sayısından başlıyarak “ Adam Ye tiştirmek,, başlığı altın da bir seri makale yazdığı gibi gazetenin 31 temmuz 1869 tarih li sayısında “ Maarif-i Umumiye,, başlığı al tında Hayrettin imza- siyle çıkan bir makalede Arab harflerinin ısla hına lüzum gösterilmesi
üzerine Tevfik Bey gazetenin 2, 3, 4 ve 14 ağustos 1869 tarihli sayılarında bahse karış tı. Şinasi’nin matbaa harflerinde yaptığı tâ diller münasebetiyle onun arzusu üzerine Ha- kayikul Vakayi gazetesinin 2 kasım 1870 ta rihli sayısında « Suhulet » başlığı altında bir makale yazdı.
Tevfik Bey bir taraftan da Diyojen ad lı mizah gazetçsine yazıyordu. Hattâ Diyojen’ in 23 eylül 1871 tarihli sayısında Şinasi’nin ölü mü münasebetiyle ciddî ve mühim bir fıkra yazmıştı.
Tevfik Bey 1 8 7 2 d e k e n d i s i n i b ü s b ü t ü n g a z e t e c i l i ğ e vermek üze re Şûrayı Devletteki vazifesinden istifa etti. Namık Kemal’in Reşad ve Nuri Beylerle bir likte 7 rebiülâhir 1289 (13 haziran 1872) ta rihinde çıkardığı ibret gazetesi muharrirleri arasına iltihak etti. Bu dört arkadaş ile gaze tenin müdürü Mahir Bey tarafından imza edi len ve İbret’in ilk üç sayısının başında çıkan beyannamede “ Zaten kitabet mesleğinden yetişmiş olduğumuz gibi elimizden geldiği mertebe vatana bir hizmet etmeyi ve taay yüşümüzü dahi bu yolda aramağı arzu,, eyle dikleri bildiriliyor ve beyannameye “ En mu kaddes bildiğimiz bir vazife dahi matbuat nizamnamesinin müsaid olduğu derecede doğ ru söylemektir,, cümlesiyle son veriliyordu. Tevfik Bey’ in İbret’te çıkan yazıları arasında “ Şık beyleri müdafaa,,, “ Vazifeşinaslık,, “ Maarif ,, hakkındaki makaleleri bilhassa dik kate değer. Şinasi’nin vefatı üzerine T asvir-i Efkâr matbaası Mustafa Fazıl Paşa tarafın dan terekesinden satın alınarak Tevfik Bey’ le üç arkadaşına hediye edilmişti. Üç arkadaş da hisselerini Tevfik Bey’e hibe ettiklerinden Tasvirdi Efkâr matbaası Tevfik Bey’ e kaldı. Tevfik Bey, “ Evrak-ı Siyasiye-i Reşid Paşa,, yı ilk defa olarak bu matbaada bastı. İbret gazetesi de bu matbaada basılıyordu. Gaze te, şiddetli yazılarından dolayı hükümetçe ta til edilerek Başmuharriri Namık Kemal Geli bolu Mutasarrıflığı ile İstanbul’dan uzaklaştı rılınca Namık Kemal Tevfik Bey’i de muvak kat bir müddet için Gelibolu’ya götürdü. Çok geçmeden Gelibolu’dan dönen Tevfik Bey yal-No. 9 - Ocak 1945
nız başına. 8 ramazan 1289 (9 kasım 1872) da Hadika adlı bir günlük gazete çıkardı. Namık Kemal de Hadika’nın her sayısına yazı yetiştiriyordu. Tevfik Bey Hadika gazetesi adına memleketimizde ilk defa olarak, 1290 (1873) senesi için, bir almanak neşretti. “ Salname - i Hadika ,, adını verdiği bu esere Hadika gazetesinde çıkan ve çoğu Namık Kemal tarafından yazılmış olan maka lelerin bir kısmını doyduğu gibi o vakte ka dar memleketimizde çıkmış olan Türk gazete leri ile Avrupa ve Amerika’ da çıkan gazete ler hakkında da izahat verdi. Bunlardan baş ka 11 senelik dahilî vakaların kronolojisini ve birçok istatistikleri de ilâve etti. Tevfik Bey Hadika’yı çıkardığı sırada 1289 (1872) da Cüzdan adı altında bir mecmua neşrine başlıyarak yalnız bir sayısını çıkardı. Hadi- ka’nın kullandığı lisanı şiddetli bulan hükü met, 29 zilkade 1289 (29 ocak 1873) tarihin de çıkan 56 ncı sayısında gazeteyi kapattı. Tevfik Bey bunun yerine 16 muharrem 1290 (15 mart 1873) da Siraç adı altında başka bir günlük gazete çıkardı. Namık Kemal, İbret e yazdığı bir fıkrada Siraç’ ın çıkmasını büyük bir memnuniyetle karşıladı. Tevfik Bey de Siraç’ ta fikir arkadaşına karşı samimî bir su rette teşekkür etti. Namık Kemal’ in, kitab- ların neşirden evvel Maarif Meclisince tetki ki hakkında Maarif Nezaretince alman karar dolayısiyle İbret’te yazdığı 'şiddetli yazılara Siraç gazetesi de iltihak etti. Ş. Sami Bey de Siraç gazetesinde mütercim olarak çalışıyor du.
O zaman hükûmfit adamları arasında ol dukça revaçta bulunan “ Devlet istikrarsız yaşıyamaz ,, fikrine şiddetle hücum eden Si- raç’ ın, son nüshalarında Abdülâziz’in Viyana sergisini ziyaret edip etmiyeceği hakkında yazdığı bir fıkrada Padişah hakkında öteden- beri kullanılması âdet olan elkabı yazmıya- rak sadece “ Padişah ,, deyip geçmesi Abdül âziz’in hiddetini muciboldu. O sırada mem lekette sahne edebiyatını inkişaf ettirmek is- tiyen ve başlarında Namık Kemal bulunan muharrirler arasına Tevfik Bey de katıldı. Gedikpaşa tiyatrosunda 26 zilkade 1289 (26 ocak 1873) akşamı Ali Bey’in Molyer’den adapte ettiği Ayyar Hamza ile Tevfik Bey’ in yazdığı ve 1872 eylülünde neşrettiği Ecel - i Kaza piyesi oynandı. 1 nisan 1873 te Namık Kemal’in Vatan yahud Siüstire piyesinin tem sili sırasında halkın eseri heyecanla ve “ Ya şa Kemal 1 „ sesleriyle alkışlamaları Abdül- âziz’i çok ürküttü. İbret ve Siraç gazeteleri nin şiddetli yazıları da onu gazaba getirmiş ti. Hükümet hem İbret’i, hem Siraç’ı kapattı. Namık Kemal ile arkadaşları Tevfik Beyi, Mithat Efendiyi, Nuri ve Hakkı Beyleri 8 safer 1290 (6 nisan 1873) da tevkif etti. Na mık Kemal’i Magosa’ ya, Tevfik Beyle Mithat Efendiyi Rodos’a, Nuri ve Hakkı Beyleri de A kke’ ye nefyetti. Tevfik Beyle Mithat Efen di Rodos zindanında neşriyata devam ettiler. Mithat Efendi zindanda çocuklara bir okul açtığı gibi Tevfik Bey de zindandaki mah pusların yaptığı kaba saba tahta işlerini ele alarak bunlara çok zarif bir şekil verdi. Mahpusları istidatlarına ve maharetlerine göre iş bölümüne tâbi tutarak nezareti altın da yaptırdığı çeşidli ve zarif elişleri, memle ket içinde ve dışında büyük bir rağbet ka zandı. Hapiste bulunanlara geniş bir kazanç yolu açan bu çalışma, onların karakteri üze rinde de hayırlı bir tesir bıraktı. Tevfik Bey zindanda mahpuslar üzerinde o kadar nüfuz kazanmıştı ki bir defa yüzelli nefer prangalı
AYLIK ANSİKLOPEDİ
nın üzerine saldırdıkları taburağasının haya tını, Tevfik Beyin bir işareti kurtarmıştı. Tevfik Bey Türk nesrinin geçirdiği tekâmülü göstermek üzere 1296 (1879) da : Nümune-i Edebiyat-ı Osmaniye adı ile çıkardığı ve hayatında dört defa daha bastırdığı mühim eserini Rodos zindanında iken tertibettı. Viktor Hügo’nun «Angelo» adlı piyesinden adapte ettiği Habibe veya Semahat-ı Aşk adlı eserini de zindanda bulunduğu sırada yazdı ve eylül 1875 te neşretti. Bundan başka Tevfik Bey, zindanda Muharrir adı altında aylık bir mecmua neşrine de başladı, ilk sa yısını muharrem 1293 (28 ocak 1876) da çı kardı. Tevfik Bey zindanda iken neşrettiği eserlere adını koyamadığından bu eserlerde imzasını oğlu Ziya’ ya nispetle «Ebüzziya» di ye atardı. Ebüzziya Rodos zindanında bin yüz on beş gün kaldıktan sonra Abdülâziz in tahttan indirilmesi ve yerine Beşinci Murad ın geçmesi üzerine affedildi ve 10 haziran 1876 da İstanbul’a döndü. Ebüzziya Tevfik, Ş. Sa mi’nin Başmuharriri olduğu Sabah gazetesinin 20 cemaziyelâhir 1293 (12 temmuz 1876) ta rihli sayısında neşrettiği bir yazıda menfi bulunduğu sırada eserlerine kendi adını koy mağa imkân bulamamış olduğundan eserlerine oğlunun adına nispetle Ebüzziya diye imza koyduğunu, menfadan döndükten sonra eser lerini kendi adı ile çıkarmaya bir engel kal mamış ise de «menfi iken küçücek oğlumun namına iltica, yani kendi namımın hükmü ol madığı bir zamanda o nam ile istifade eyle- djğim halde onu terketmek, küçücek bir ço cuğa karşı büyücek bir küçüklük» olduğunu söyliyerek bundan böyle imzasını Ebüzziya Tevfik şeklinde atacağını ilân etti.
Abdülhamid, daha Şehzade iken Namık Kemal tarafından 1289 recebinde (1872 eylü lünde) kendisine takdim edilmiş olan Ebüz- ziya’ yı tahta çıktıktan sonra unutmadı ve kendisini birkaç defa saraya çağırtarak ilti fat etti. Mabeyn feriki Eğinli Said paşanın delâletiyle Abdülhamid tarafından sarayda toplanmak üzere şevval 1293 (ekim 1876) da kurulan Mütercimin Cemiyetine Ebüzziya da âza olarak alınmıştı. Fakat Abdülhamid in bu cemiyete Ali Su- avi’nin de alınması arzusunu göstermesi üzerine Namık Kemal ile Ziya ve Ebüzziya Tevfik Beyler Ali Suavi ile çalışamıya- caklarmı ileri sürdük lerinden Abdülhamid bu teşebbüsü geri bı raktı. Ebüzziya’nın yüksek zevkini takdir eden ve saraydaki merasim köşkünün bazı tezyinatını ken disine yaptırtan A b dülhamid bir aralık Beşiktaş’ta Hacı Hü seyin Bağını tanzim ettirerek bir hayvanat bahçesi tesisine altmış lira maaşla Ebüzziya Tevfik Bey’i memur etmiş, hattâ bu iş için emrine altmış bin lira tahsis eylemiş ise de Ebüzziya bunun bir ihtisas i^i olduğunu ileri sürerek kabul etmemişti.
Ebüzziya Abdülhamid saltanatının ilk günlerinde Mithat Paşa başta olduğu halde K a n u n u E s a s î i ç i n ç a l ı ş a n l a r ı'n a r a s ı n d a bulundu. Bir aralık Kosova Mektupçuluğuna tayin olundu ise de oraya
267
Ebüzziya otuzbeş yaşında
268
gitmiyerek istifa etti. 21 cemaziyelâhir 1294 (2 temmuz 1877) tarihinde Bosna Mektupçu luğuna tayin olundu. Burada iken Bosna Vi lâyeti Salnamesini tipografi baskı ile yeni bir şekilde çıkardı. Bu salnamenin tarihi 1295 (1878) tir. Çok geçmeden İstanbul’ a dö nen Ebüzziya Tevfik 1296 (1879) senesi için Salname-i Ebüzziya adiyle bir salname bas mış ise de bu salnamede kullandığı serbest
lisandan kuşkulanan Abdülhamid, eserin neş rine meydan, vermiyerek nüshalarını yokettirdi. Bugün yalnız üç nüshası elde kalan ve bir nüshası kütüphanemde bulunan bu eserde Ebüzziya, muhtelif memleketlerin durumları ve maarifi hakkında istatistik malûmatı ver dikten başka bir senelik vakalardan, o sene çıkan eserlerden bahsetmiş ve Namık Kema lin Vaveylâ’sı ile Abdülhak Hâmid’in Sahra sından bir parçayı kitaba almıştı. Ebüzziya 1297 (1880) yılı için Salname-i Kamerî adı altında bir almanak daha neşretti. Gene o seneden itibaren her sene Rebi-i Marifet adı altında nefis birer almanak çıkardı. Altıncı ve sekizinci seneleri resimli olarak basılan Rebi-i Marifet’ten sonra 1889 dan itibaren birbiri ardınca üç defa Nevsal-i Marifet ve 1894, 1898 ve 1899 seneleri nüshalarını da Takvim-i Ebüzziya adiyle neşretti ve 18P9 se nesinde ayrıca bayanlar için Takvim-ün Nisa adiyle bir almanak da çıkardı. Türk matbaa cılık tarihinde ç o k ö n e m l i m e v k i i o l a n b u n e f i s a l m a n a k l a r ı n her biri Ebüzziya’nın Avrupa’da yaptığı seyahat lerden topladığı zengin malzeme, vesikalar, çeşidli bilgiler, Türk ve ecnebi meşhur adam ların hayatı hakkında menkıbelerle dolu re simli birer hazinedir.
Ebüzziya Tevfik 15 ramazan 1297 (10 ağustos 1880) de M e c m u a - i E b ü z z i y a adı altında onbeş günde bir çıkar bir dergi neşrine başladı. 15 receb 1299 (2 haziran 1882) tarihli sayısından itibaren Galata’da Arab Camii bitişiğinde Matbaai Ebüzziya’da basılmağa başlanan mecmua 1 safer 1304 (7 ekim 1888) tarihli elli üçüncü sayısına kadar devam etti. O sırada mecmuaların basımdan önce Maarif Nezaretince tetkike tâbi tutul ması üzerine mecmuasını kendi arzusu ile ka patan Ebüzziya, Zühtü Paşanın Maarif Na zırlığında, Hasib Efendi’nin Teftiş ve Muaye ne Encümeni Reisliğinde durumu müsaid gö rerek mecmuasını 1313 şevvalinde (1896 mar tında) tekrar çıkarmağa başladı. 10 nisan 1900 de Konya’ya defyedildiği tarihe kadar çıkarmakta devam etti. Nefyinden evvel son çıkardığı doksan üçüncü sayının tarihi zilhicce 1317 (nisan 1900) dir. Namık Kemal’in birkaç eserini tefrika olarak neşreden Mec mua-i Ebüzziya, büyük vatanperverin birçok mektublarını ve Ebüzziya ile diğer muharrir lerin değerli yazılarını ihtiva etmesi ve zamanında en güzel basılan mecmua olması bakımından hem edebiyat, hem basın tarihimiz için önemli bir eserdir.
Ebüzziya 1303 (1886) te K i t a_p h a n e - i E b ü z z i y a başlığı altında bir seri faydalı kitablar neşrine başladı. Nefyolunduğu tari he kadar yüz on dört cügünü çıkardığı bu seride Namık Kemal’in Tahrib-i Harabat, Ta- kib-i Harabat, İrfan Paşaya Mektub, Mukad- dime-i Celâl, Müntahabat-ı Edebiye-i Tasvir-i Efkâr (Şinasi ve Kemal), Müntahabat-ı Si- yasiye-i Tasvir-i Efkâr (Şinasi ve Kemal), Barika-i Zafer, Devr-i İstilâ, Kanije Tarihi, Nevruz Bey, Bahar-ı Daniş ; Şinasi’nin Diva nı, Mephusetün Anha Mübahesesi ; Ziya Pa şanın Harabat Mukaddimesi, Engizisyon
Tari-AYLIK ANSİKLOPEDİ
hi, Tartüf Tercümesi, Terci ve Terkib-i Ben di ; Recai Zade Ekrem’in Kudemadan Birkaç Şair ; Muallim Naci’nin Sanihatül Acem ve Emsal-i İmam-ı A l i ; Said Beyin Fazail-i Ah lâkiye, Sefirler ve Şehpenderler; Cevdet Paşanın Kırım ve Kafkas Tarihçesi ; Etem Pertev Paşanın Itlakül E fk âr; Ebüzziya’nın Nef’i, Sururi, Ezop, Büfon, Diyojen, Şamfor, Franklen, İmparator Vilhelm, Millet-i İsraiii- ye eserlerini ihtiva ettikten başka eski eser lerden Sinan Paşanın Tazarruatı, Hüsnü Aşk, Hilye-İ Hakani, Hayriye-i Nabi, Tapsire, Ko çu Bey Risalesi, Hülâsatül İtibar,
Sefaretna-Ebüzziya altmış yaşında
Solda Talka, sağda Velid Ebüzziya
meler, Zaffername-i Sabit, Mizanül Hak ile yenilerden Ahmed Rasim, Necib Asım, Tahir Beyler’ in ve başka muharrirlerin birçok eserleri vardır.
Ebüzziya 1299 (1882) de K i t a p h a - n e - i M e ş a h i r başlığı altında meşhur adamların hayatlarını havi bir seri eser neş rine başlıyarak Gütenberk, Galile, Napolyon, Diyojen, Franklen, Haşan Sabbah, Büfon, Ezop, Bermekilerden Yahya, Harunürreşid ve İbni Sina’ya aid olanları çıkarmıştır. Ebüz ziya bunlardan başka 1305 (1888) te Namık Kemal’ in tarihini neşre başlamış ve eserin methal kısmını çıkarmış ise de Abdülhamid’in iradesiyle toplattırılmıştır. Şinasi ve Namık Kemal’in eserlerini millete tanıtmak ve onları yaymak için son derecede himmet sarfetmiş olan Ebüzziya, Namık Kemal’ in eserlerinden topladığı dikkate değer ibareleri «Cümel-i Müntahabe-i Kemal» adı altında üç defa bas tırmış ve Namık Kemal’in vefatında hayatını anlatan ayrı bir risale çıkarmıştır. Ebüzziya, Lûgâti Ebüzziya adiyle resimli ve dikkate değer bir lûgât yazarak bir kısmını bastır mış, Şinasi’nin ilk defa 1280 (1864) de, ikinci defa 1287 (1870) de bastırdığı Durub-ı Emsa l-i Osmaniye’sini birçok ilâvelerle 1302 şev valinde (1885 temmuzunda) neşretmiştir.
G ü z e l s a n a t l a r ı n h e r s a h a s ı n d a b ü y ü k b i r z e v k s a h i b i olan Ebüzziya Tevfik, 1892 de İstanbul Sanat Oku luna Müdür oldu. 1894 te Şûrayı Devlet Bi dayet Mahkemesi âzalığına tayin edildi. 15 muharrem 1305 (3 ekim 1887) te Ulâ Evveli rütbesini aldı. Abdülhamid devrinde birçok defalar hiçten sebeblerle tevkif edilerek is- ticvab edilen Ebüzziya, 10 nisan 1900 de ge ne hiçten bir sebeb yüzünden henüz Galata saray Lisesinde talebe olan onsekiz yaşında ki büyük oğlu Talha ile beraber Konya’ya nefyedildi. 1908 de meşrutiyetin yeniden
ilâ-No. 9 - Ocak 1945
nı üzerine İstanbul’a döndü. Antalya Mebus luğuna seçildi. 31 mayıs 1909 da Şinasi’nin Tasvir - i Efkâr’ını « Y e n i T a s v i r - i E f k â r » a d i y l e sekiz sahife olarak neşretme ye başladı. Basımı, tertibi, çeşidli ve ciddî münderieatı ile yayın tarihimizde önemli bir mevkii olan Yeni Tasvir-i Efkâr’ da Ebüzziya bir taraftan en değerli eseri olan “ Yeni Os- manlılar Tarihi,, nı tefrika olarak yaydığı gibi Moltke’ nin Şark Hâtıraları Tercümesi ni, Aleksandr Düma’nın Üç Tüfekçi ’sini, Ali Paşa’nın Girid’ e aid lâyihalarını, Leh ve Macar mültecilerine, Süveyş Kanalının inşası na, Mithat Paşa muhakemesine, Cavour ve Bismarks’a, İran inkılâbına, mebuslardan mü- rekkeb bir heyetle Londra’ya yaptığı seyahate aid hâtıralar ve vesikaları da tefrika olarak
neşretti. #
Ebüzziya İstanbul'a döndükten sonra Mecmua - i Ebüzziya’ yı yeniden neşre başla dı ve vefatına kadar altmış altı sayısını çı kardı. Meşrutiyetten sonra çıkardığı nefis eserler arasında kendisinin Nümune - i Ede- biyat-ı Osmaniye’sinin son tab’ı ile «Ne Edat-ı Nefyi Hakkında Tetebbüat» adlı eseri, Mehmed Galib Bey’in «Sadullah Paşa yahud Mezardan Nida» sı ve Sivas Mebusu Sayın İbrahim Âlaeddin Gövsa’nın «Çocuk Şiirleri» vardır.
Tasvir - i Efkâr gazetesi Kâmil Paşa Ka binesi tarafından 25 aralık 1912 de kapatıL dığı için yerine Ebüzziya, Intihab - 1 Efkâr
gazetesini çıkardı. 11 ocak 1913 tarihli sayı sında çıkan başmakale üzerine bu gazete de hükümetçe kapatıldı. Yerine 13 ocalf 1913 te Tefsir - i Efkâr çıktı. Fakat bu gazete de ilk sayısında tatil edildi ve matbaası kapatıl dı. Ebüzziya da tevkif edilmek istendi. Çok sert bir havada esasen rahatsız olan Ebüzzi- ya’nın Erenköy’ünden İstanbul’a kadar geti rilmesi romatizmasını şiddetlendirdi. Evinde birkaç gün istirahat etmeğe mecbur oldu. Kâmil Paşa Kabinesinin 23 ocak 1913 te isti faya mecbur olması üzerine yerine gelen Mah- mud Şevket Paşa Kabinesi, 25 ocak 1913 te Tasvir - i Efkâr’ın yenidan çıkmasına müsaade etti. Ebüzziya, yeni kabinenin yaptığı tev kifler üzerine “ Yeni Mevkuflar ,, başlığı al tında yazdığı son makalesini 27 ocak 1913 te gazete idaresine bizzat getirdi ve oğlu V e lide verdi. Evine gitmek üzere köprüden Hay darpaşa vapuruna binmiş iken vapurun hare ketinden önce kendisine bir fenalık geldi. Ve yanında bulunan Dr. Besim Ömer Paşa tara fından alınan tedbirlere rağmen hayata göz lerini yumdu.
Ebüzziya T ev fik ; Şinasi ve Namık Ke mal okulunda yetişmiş değerli bir inkılâbcı, bu ediblerin eserlerini memlekette neşir ve tamime .çalışmış ve birçok faydalı eserlerle halkın seviyesini yükseltmeğe uğraşmış değer li bir edebiyatçıdır. Yüksek zevki, güzel sa natların her şubesinde kendisine mümtaz bir mevki temin etmiştir. Küfî yazısına yeni ve güzel bir inkişaf vermişti. Arabesk tezyinat ta üstaddı. Yıldız Camiinin iç duvarlarını süs- liyen kûfi yazılı âyetler ve tezyinat onun ese
ridir. Konya’da müfti iken de orada arabesk tezyinatlı ve kûfi yazılı duvar seccadeleri işine revaç verdirmişti. Güzel yazar ve yazdığını tatlı tatlı okuturdu. Hayatında daima ileri fikirleri müdafaa etmekten geri durmamıştır. 1908 de Meclisi Mebusanda Mithat Paşanın Heykelini dikmek için verilen takriri imzalı- yanlar arasında o da başta gelmektedir. Ebüzziya Tevfik’in memlekete büyük bir hiz meti de Türk matbaacılığını garptaki