TÜRK EDEBİYATI
Âkif ve İkbâl
AHMET KABAKLI
D
evlet Başkanı Sayın Evren'in Pakistan seyahati dolayısiyle bu ülkenin millî şairi Muhammedikbâl ve ölümünün 45. yıldönümü
sebebiyle (27 aralık 1936-27 Aralık 1981) Mehmet Âkif, en fazla konuşulan iki şair oldular.
Pakistan'da Muhammed İkbâl,
hem millet hem de devlet şairi
olarak taçlanıyordu. Bizde ise "istiklal Marşımızın" şairi Mehmet Âkif, yalnız milletimizce okunup seviliyor, devletimiz katında, garip bir unutkanlık seziliyordu.
Evren Paşa ve yanındaki Türk heyeti Pakistan'ın kurucusu M.Ali Cinnah'ınkiyle beraber M.ikbâl'in de türbesini, enstitü'sünü ve üs'- lerini ziyaret ettiler.
Buna karşılık, Pakistan'dan veya başka bir müslüman, hırısti- yan ülkeden bize gelecek yabancı lara gösterebileceğimiz bir "Âkif müzesi veya enstitüsü" olmaması, büyük bir boşluktur. TÜRK EDEBİ YATI VAKFTmız Sayın Evren'e ve yetkililere sunacağı teşebbüslerle bu noksanı gidermeye çalışacaktır.
, kif ve ikbâl'i Türkiye ile Pakis- tan'ın ruhça ve fikirce ikiz kardeşleri gibi yan yana getiren bu son aylar "aktüalitesi", iki "İslâm şairi" arasındaki bazı benzerlikler üzerinde durmamızı gerektiriyor. Bu yazıda onu yapmaya çalışaca ğız:
isimler arasındaki benzerliğe ve bu benzerliğin hedefi olan ebed ezel Mürşidine dikkat: Muhammed
(Mehmed) Âkif, Muhammed İkbâl
Gerçekten bu her iki şair-mü- tefekkir, ömürleri boyunca Hz. Muhammedin'in ayağı tozundan
başka bir iz izlemediler, insanları onun gibi sevdiler, köleliğe, kötü lüğe, putçuluğa onun gibi isyân ettiler, yenilikte, adalette, kurtuluş "ide"sinde , O'nun Yüce'den getir diklerini, yine ona bağlı samimi yetle ümmete ve insanlara anlat maya çalıştılar.
Âkif İstanbul'da ikbâl de Pen- cab'ın Siyalkut şehrinde olmak üzre, aynı yıl, 1873'de doğmuşlar. Birincisi 1936'da, İkincisi 1938'de vefat etmiş. Yani hem çağdaş hem de yaşıtlar.
Her ikisinin karşısına, Haçlı âlemi, sömürgeci olarak, 'tek dişi
kalmış canavar" çehresiyle dikil
miş. Bu sömürgecilik, misyoner karalığını, İngiliz çıkarcılığı ile de birleştirerek İkbâl'in vatanı (O zamanki Hindistan) ve milletini çoktan ezip tüketerek) köle haline getirmiş. Akif'in vatan ve milletini ise boğmak ve esir etmek üzre önce Çanakkale'ye sonra Sakarya'ya ka dar saldırmış.
Âkif, bu saldırıya karşı Türk Milli Mücadelesinin zaferini gör müş bir bahtiyardır. İkbâl ise, ancak gelecekteki hür Pakistan'ın ümidi ve rüyası içinde ölmüştür.
A
kif'le İkbâl, ömürlerinde tanış madılar M.Âkif 6 Mart 1925'te, Mısır'dan Hafız Âsım'a yazdığı bir mektupta;İstanbul'da iken, iki üç Hindli ile M.ikbâl'e iki takım "Safahat"
gönderdiğini, H ind istan'dan da kendisine ikbâl'in "Peyam-ı Maşrık"
ve "Esrâr-ı Hodi" adlı şiir kitapları nın geldiğini ama "Üzerinde imzası
bulunmadığını" anlattıktan sonra: "Ben bu şairin ufak bir risale sini Ankara'da görmüş ve sahibini kendime benzetmiştim. Şark'ta ye tişen urefâ-yı sofiyenin bütün eserlerini okuduktan sonra Alman ya'ya giderek Garb felsefesini adamakıllı hazmeden İkbâl, haki
katen yaman şair. Zaten Hind müslümanları arasında ismini bil meyen, şiirini ezberlemiş olmayan yok... Urdu lisanında yazmış olma sı tabiîdir. Ancak benim gördükle rim farisî. Mevlânâyı çok okumuş, çok sevmiş. Ona "mürşidim" diyor
(D
Mehmet Akif'in İstanbul'da ölmesi üzerine, Kahire'de "El Risa
le" dergisinde, arapça bir makale
neşreden, Mısırlı dostu, (Halvan' daki komşusu) Abdülvahab da, onun son yıllarında, İkbâl'in şiirle rine olan tutkunluğunu, dile getir mektedir:
".... Toplantılarımızın en gü zelleri Muhammed İkbâl'in şiirleri ni okuduğumuz zamanlardı, ikbâl'i bana tanıtan da o idi. "Peyâm-ı Maşrık" adlı şiir kitabını bana vermiş, o sayede İkbâl'i okumuş ve sevmiştim.
Vakit buldukça İkbâl'in kitap larından birini alır, ben okurdum; o da beni hem dikkat hem de istiğrak içinde dinlerdi. Arada bazı beyit lerin tekrarını isterdi. Beğendiği beyitler üzerinde durur, bunları takdir eder, yahut bazı beyitleri içini çeke çeke dinlerdi.
TÜRK EDEBİYATI
Sh: 2
İkbâlin şiirleri bazan ona heyecan verir, bazan içine serinlik serper, bazan da hüzün ve ıstırap verirdi, ikbâl'in "Esrâr-ı Hodi" eserini de birlikte okumağa başla mış birkaç celsede bitirmiştik. Daha sonra yine onun "Rumûz-ı Bihodi" sini de aynı şekilde okuduktan sonra tekrarına karar vermiştik"?
İkbâl'in, Mehmet Akif hakkın- daki kanaatlerini bildiren bir vesika elimizde yoktur. İyi bir araştırma, bu hususu ortaya çıkarabilir. Çünkü İkbâl'in Türk istiklâl Harbi ile, kendi millî gaza ve mücahede'leri gibi gönülden ilgilendiğini biliyo ruz. Akif'in en gür ve ölümsüz destanını verdiği Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarımız üzerine bir çok şiirleri ve yazıları olan ikbâl'in, Akif'e ait şiir, duygu ve düşüncele rini tanıyıp takdir etmemiş olması mümkün değildir.
Birbirlerini tanısınlar tanıma sınlar, İslâm âleminin ve mazlûm milletlerin şairleri olarak düşünce leri, duyguları, imân ve ilhamları bunalış ve sevinçleri aynı burgular dan geçmekte, ayni ufuklara açıl maktadır.
Her ikisinin dirilen ve "Asr-ı
saadet" saflığı taşıyan bir İslâmiyet
uğruna yazdıklarını; her ikisinin peygamberi örnek alarak, zulme, köleliğe, haksızlığa, geriliğe savaş açtıklarını; ve yine Sonsuzluklar Elçisi'nin peşinde, insanlığa İslâm adaletini, İslâm şefkat ve huzurunu getirmek için âyet âyet yükseldikle rini görüyoruz.
Akif de İkbâl de "Batı'nın yalnız ilmine" din ve milletlerimizin ise "Faziletine" sarılmamız ge rektiğini, "ilim, Islâmın kay bolmuş malıdır" hadîsi üzre müdafaa ettiler. Her ikisi, hurefe- lere, yanlış anlaşılan tevekküle, miskinliğe, dinin hatalı ve sahte yorum lanm asına karşı çıktılar. Ruhu ve maddeyi dengede tutan Islâmın bize buyurduğu "gayret, mücadele, çalışm a, u y a n ık lık " umdelerini ömürleri boyunca, bık madan öğütlediler. Kur'ân-ı Kerim in ışığında ümit, irade, hürriyet, istiklâl, ahlâk, cesaret, zulme köleliğe baş kaldırmak sömürme mek ve sömürülmemek gibi ilahi ve İnsanî görüşleri ıstırap çeken mil letlerin nesillerine şifâlar gibi sun dular. (1) M e h r n e d A k i f , E ş r e f E d l b , S e b i- lü r re ş a d y . 1 9 6 2 , S a y f a : 2 4 0 ( 2 ) A y n i eser, s a y f a 2 3 8 . --- V
RAUF TAMER
CİDDİYETE DAİR
Ne söylendiyse olmuyor. Fakat söylenmeyenler teker teker oluyor. Mesela atlı arabalar kalkacak dendi, kalkmadı. Buna mukabil zavallı tranvay birdenbire kalkıverdi. Dolmuşlar kalkacak diye vaaz verildi, kalkmadı. Buna mukabil 110 volt sessiz sedasız 220'ye çıkıyor.
En iyisi bu devlet susmalı. Hiç konuşmamalı.
O zaman daha iyi çalışıyor.
ikidebir arıza yapıp yolları tıkayan bu troleybüsleri vaktiyle kim aldı?. Sormak gerek. Manzarası, Belediye'ye haysiyetsizlik getiriyor.
Çöp kamyonları geliyordu. Ne oldu? Geldi mi? 15 metre arayla dikilen şu trafik lambalarının hesabını kim yaptı? Bunu da sormak gerek. Çünkü bu zıkkım, trafiği tıkamak için dikilmez. Rahatlatmak için dikilir. Lambalar çoğalırsa komisyon artar. Ama işte caddelerin de canına okunur.
Sonra, bir aylıkken daha, delinmeye başlayan asfalt yolların müteahhidi hangi hırsızdır?
Haliç Köprüsüne bağlanan iki uç, evet bari iki uç acilen • ışıklandırılacak,, yayalar ölümden-kurtulacaktı ne oldu? Asma köprü kulübelerine birer soba konacaktı, ne oldu? Kazılmış çukurlar doldurulacaktı, su derdi 1973'de sona erecekti. Haydi uzatmayalım, saymakla bitmez de en mühimmini sorayım. Güya kanunlaşmıştı da; şu sahil yağması edebiyatındaki 100 metre masalı ne oldu? Uygulanıyor mu, uygulanabilecek mi? Cevap isterim. Ama müsteşar beyin ki gibi atmasyon değil.
Velhasıl zannedersiniz ki iki ayrı devlet var.
Biri durmadan konuşuyor, bol keseden' vaadlerde bulunuyor ama hiçbir iş yapmıyoı. Diğeri susuyor, takat'çalışıyor. KARA YOLLARI İkincisine mensup olmalı.. Yıllardır aksatmadan yürüttüğü faaliyetlere bakarsanız gerçekten Türk ciddiyetini, Türk mizacını aşmış bir teşkilat bu...
Büyük işler, vatandaşı ırgalamıyor. NATO'dan çıkmışız, Kızıl Çini tanımışız, yok efendim Avrupa konseyinde yerilmişiz de Nobel e namzet yazar imal etmişiz. Kimin umurunda? Vatandaş bakıyor, acaba karakolda dayak yiyecek mi? Acaba Hastanede torpilsiz yatak bulacak mi? Acaba çocuğunu mektebe sokacak mı?
Bırakın Aliahaşkına.
Yine saymaya başlamayalım. Burada kesiyorum.