CIMVlltUKlYEÏ
i
| İ Ç T İ M A İ B A H İ S L E R İ
-
« —
■
~
~
—
T
Bizim de almamız lâzım gelen
d e m o k r a s i d e r s l e r i
Geçenlerde «20. asır» dergisin- I de S. L. Tozan’ın «Bugünkü İngiliz ! Hariciye Nazın MacMillan» başlık lı bir yazısını okudum. Bu yazı, İn- gilterede bir devlet adamının ye tişme tarzını göstermesi bakımın dan üzerinde düşünülmeğe değer. Yazar, bize İngiliz devletinin bün j yesini izah ederken Türk - İngiliz | kültür münasebetlerinin de mem- | İeketimizde esaslı ve şuurlu bir ter j biye cerevanına inkılâb etmesini ' temenni ediyor. Sayın Tozan, üstadı ' Sabahaddin Bey ve bütün «Science | Sociale» çiler gibi İngiliz terbiye J sisteminin hayranı ve müdafii ola-
j
rak görünüyor ve İngiliz sosyal j yapısını bu İçtimaî mektebin görü şü İçinde inceliyor.Ne garibdir ki, memleketimizde ve hattâ okullarımızda bir çok ter- , biye sistemleri denendiği halde İngiliz kültür ve terbiyesi sadece bir fikir cereyanı olarak kalmıştır Zaman zaman okullarımıza ve hat tâ gündelik hayatımıza nüfuz eden Alman ve Fransız tesiri, politikaya ^ağlı bir moda cereyanı olmaktan öteye geçememiştir. Gerçi Fransız terbiyesinin tesirlerini inkâr ede meyiz. Ama, o memleketimizde bir
terbiye cerevanı yaratamamıştır. Bununla beraber fikir tarihimizde köklü bir ge'“neği mevcııddur tl- zun zaman, Türk aydını Avrupa denince bundan Fransayı anlamış tır. Fransız kültürünün bu üstün tesiri nereden geliyor? Bunu sade ce sivasî münasebetlerin doğurduğu bir hâdise olarak düşünmeğe im kân yoktur. Biz batı medeniyetine yöneldiğimiz zaman Fransız ihtilâ linin Avrupa memleketlerine yav- dığı rüzgâr hâlâ devam edivordu. Cesidli memleketlerin aydınları için Fransa, hürriyetin ve inkılâbın bir kâbesi idi. Avrupa kavimlerin- de dahi Fransanm hususi bir cazi besi vardı. Az çok her batı memle keti aynı tesire maruzdu. Bu ba kımdan Fransız kültürünün mem leketimizdeki tesiri ondakl inkılâb- eı vasile alâkalı idi. Biz ise tvemive timizde bir yenilik, bir değişme yap m~k istiyorduk. Kısacası, Avrupalı olmağa, onun kültür ve medeniye tini benimsemeğe karar vermiştik. Eski âdetlerimizi, doğu medeniyeti ne bağlı düşüncelerimizi bırakmak mnırviavdık Bizi bu ham'eve teş vik edecek ancak Fransız kültürü idi. Çünkü .ancak bu kültür eski İle h'>snb’’ 'm -ğa müsaade edivor du. tşte Fransız kültürünün 'iklr bayatımıza nüfuzu bundandı. Yok sa kültürün millî mizacımızla en çok uzlaştığı meselesi bahis konu su değildi. Fakat, batı ile bu temas hâdisesi, bir hakikati meydana koy du. O da. Türk cemiyetinin ger çekten değişme temayülü .Fransız kültürü buna, cevab veriyordu. Bu kültür, iyi kötü memleketimizde vayıldı ve fikir hayat’mıza bir hay li tesir etti Okullarımıza hâkim ol du. Buna Fransız kültürünün ras yonalist ve snekiüâtif karakterini de ekleyebiliriz. Bizim eski med rese kültürü do k’h kırk yaran Mı rasyonalizme önem vermişti. Bu da
r
L
YAZAN :
CÂMSD TANYOL
1
i
Fransız kültürüne adapte olmamızı kolaylaştırıyordu.
İngiliz kültürüne gelince, bu
da-heyle bakar. Yalnız akla İnanır. Tanrının varlığını bile ona bağlar. Bacon’a geline^, tecrübelerimize ha fazla bir terbiye cereyanı ve Siren dünya esastır; prensipi, tabi- içtimaî reform endişesile müdafaa i 8te hâkim olmaktır. Onun için bil- edildi. Fakat nedense devlet bir \ K* hayata hâkim olmak İçin bir fi
lettir. İşte İngiliz ve Fransız terbi ye sistemi bu iki filozofun düşünce sinde özünü bulur Kim demiş dü şüncenin milliyeti olmazmış ve fel sefe üniversel bir dünya görüşü imiş?
Yalnız şu noktayı belirtmek lâ zımdır ki Anglo-Sakson ahlâkının bu kendine yeten ve kendine gü venen karakterini övmek ve ger çekleştirmek hususunda modern medeniyet sözbirüğl etmektedir ve hattâ milletlerin yasama ve başa rı gücü buna bağlıdır Doğrusunu söylemek lâzımsa, gerçek demokrasi ancak ferdlerin kendilerini biir ve müstakil hissetmelerde mümkün dür. İngilterede cumhurivet yoktu, ama her memleketten önce orada demokrasi vardı. Zaman zaman İn giliz demokrasisinden örnekler gös terilerek bunların bizde olmadığına teessüf edilir; ve meselâ. Chur- chill’in bilmem hangi seyahate çık tığı zaman kendisine refakat eden karısına devlet bütçesinden para ayrılmadığı zikredilerek bizde de bunların olmasını temenni ederieı olmayınca da üzülenler çok olmuş- yerinde j tur. Halbuki, bu hareketler, de
mokrasinin bir icabı olmaktan zlya-çok terbiye cereyanlarını okulları
mızda denediği halde İngiliz ter biyesini ve ona hâkim olan ferdei zihniyeti bir metod olarak benim*
siyemedi. Bu belki güedü. Çünkü, İngiliz terbiyesi ferdi, devletin ö- nünde görüyordu. Meşhur «Ro- benson Kruzoe» romanı bize İngiliz karakterini ve onun hayat anlayı şını en güzel şekilde hikâye eder. Romanın özü «insanın kendi ken dine yetmesi» dir. Anglo-Sakson ırkının bu vasfı, şüphesiz ki üstün lüğünün en büyük amili olmuştur. Amerikanın keşfi İngilizler tarafın dan yapılmış değildir. Portekizler, İspanyollar, İtalyanlar ve daha bir cok Avrupa kavimleri Amerikaya »- km etmişlerdir. Fakat yalnız An glo-Sakson kültürüne ve Anglo- Sakson terbiyesine sahih olanlar bugünkü başdöndüriieü Amerikan medeniyetini kurdular. Gerçi, bu gün Birleşik Amerikada çeşidli ırk lar meveuddür. Fakat kü'tür ve «ahsî teşebbüs terbiyesi Anglo-
S-kson ırkının damgasını taşımak tadır. Günev Amerikanın bir çok yerleri ise İspanyol. Fransız ve İtal yan kültürlerinin tesirile
saymışlardır.
Fransız ve İngiliz kültürlerinin de bir ahlâk ve terbiye anlayışının başında iki dev adam oturur. Des- neticesidir. Filozof olsun, politikacı cartes ve Bacon. Biri matematikçi- olsun, hepsinde müşterek olan bir dir; tabiate ve fizik hâdiselere şüp-zihniyet vardır; hepsi kendi güçle
ri ve kendi meziyetlerlle kendlle rine bir mevk yapmışlardır. S. L. Tozan, yukarıda adı geçen maka lesinde MocMillan’dan bahsederken şöyle diyor: «Avrupai manada ör nek bir devlet adamı tipi olan Mac Millan .bize İngiliz devlet ananesi nin müşahhas bir tefsirini vermek tedlr. İngilizlerln karakteristik vas- fı endlvidüalist olmalarıdır. Yani ora
da insanın gerçekten bir değeri vat dır. Bu değer, ferdin şahsî kudreti ve başarısüe ölçülür. Meselâ bir in san, devletin başında bulunanları nın ne kadar sempatisini kazanır sa kazansın, sırf bu sempati yü zünden ona değerinden daha üstün bir mevki verilemez. Deha açık bir tabirle, İngilterede kraliçeye veya başvekile hulul etmek, hulûs çak mak veya sadakat göstermek sure- tile bir insanın siyasi mevkilerden birini işgal etmesine imkân yoktur; ve hattâ böyle br şeyin olabileceği ne bir İngllizin aklı yatmaz.»
Şimdi gelin de bunu İngiliz de mokrasisine hâkim plan siyasî par tilerin tüzüklerde ve İngiliz ana yasasına hâkim olan kanunları ka hin etmek suretile bir anda gerçek leştirin... Bu imkânsız .. Biz her meseleyi kanunlarla halledeceğimi zi sanıyoruz. Halbuki kanunlar bir takım ölü kalıplardır. Onlar insanla rı sevket.mezler: insanlar onun içini doldururlar. Biz ise aklımızı ka nunla bozmuşuz. Onları her derde de” a görüyoruz.
Önemli olan bir rejimin şekli de ğil zihniyetidir. O da. yeni bir ter biye sistemde yaratılır. Memleketi mizde demokrasiyi kökleştirecek bir terbiye cereyanı henüz meveud de ğildir. Bu olmadıktan sonra elbette ki hie bir rejim derdimize deva ol maz. Bakınız, İngilterede bir insan nasıl haricive nazın oluyor:
«.. MaeMdlan bugünkü İngiliz kabinesinde, sanayi ve toprak aris tokrasisi karsısında «entellektüel aristokrasi (1)» yi temsil ediyor. Entedektiieilerin, İngiliz kabine sinde citikçe nüfuz kazanması, çağ daş dünyanın zihniyetine avak uy- durmamn onlar tarafından kolaylık la mümkün olmasından deri gelmek tedir. Fikrin, e'bett» ki servet ve en düstri karsısında daha üstün bir suplesl var İkinci Dünva Harbinden sonra nasyonalist ve egoist fikirle rin verini, daha geniş bir dünya birliği anlayışı fikri aldıktan sonra er.tel!cktüel'»r;n devlet idaresinde
önemli vazifeler alması, dünva rea litesi bakımmdan zarurî idi. Tek bir dünva fikri ve onun menfaat leri nasyonalist bir dünya anlayışını eskitmisti... Milletlerin menfaat an eak bu volda müştereken koru
nabilir düşün resi İnciliz politika sının belkemiğini teşkil etmişti... Bu dünva anlavısı hükümetin bün yesindeki nezaretleri birbirinden avn hü"reVr olmrktan çıkarmış ve icice bir mekanizma haline getir mişti... Entellektüel muhitten gelen Mr. MaeMdlan gerek eserlerde ve gerekse siyasî faaliyetlerde bu fi kirleri çok daha önceden sezmiş ve müdafaa etmişti. Bundan dolay MaeMdlan Churchill’in îstikbaldek adamı olarak görünüyordu (21.»
Şu kısa tasvir bile bize İngdtere- da bir inşanın rap diye bir günde herhangi bir nezaret sandalyesin1 isval edemiyeceğlnl ve bunun an cak uzun bir hazırlık ve kendisini kabul ettirme devresi sonunda mürr kün olacağını gösteriyor. Yani ora da, insanlar dün bir meçhul iker ertesi gün malûm olmuyor.
Bu geleneğin köküne bizde de rastlanır Fakat, bu Fatih gibi, Sul tan Selim gibi gerçekten büyük pa dişahlarda. Fatih büyük veziri Çandarlı Halil Paşaya kızgındı. İs tese tahta geçer geçmez onu azle- dehüirdi Zağanos Paşa, çok yakını olduğu halde, Çandarlıyı maka mında tuttu. Çünkü İstanbul fet hinde onun müdebbir zekâsından faydalanmak istiyordu Aynı şev: Sadna7am Mahmud Paşa İçin de yaptı. Sultan Selim için de söyle bir vaka hikâye ederler: İhtivaı Vezir Piri Paşa bir gün padişahm huzuruna 'gelerek kendisini veza- retten affetmesini söyler Padişah sebebini sorunca. Piri Paşa: «Padi şahım, bu makamda oturanların hepsi idam edildi, sıranın bana gel mesinden korkuyorum» diye cevab verir. Bunun üzerine padişah: «H» ni aklımdan geçmiyor da değil ama yerine koyacak adam bulamıyo rum.» Bu sözün altında insanın kendisine izafe edilen değerle de ğil ancak kendi değerile yaşıyabi- lecpğl hakikati var.
Yeni nesillere, insanın ancak ken di değerile tutunabileceği hakikati ni aşılayabilirsek, demokrasinin kanunlarda değil, insanların omuz larında gerçekleştiğini daha iyi a n layacağız sanıyorum.
(1) MacMillan dünyanın eri di kitablannı neşreden m MacMillan tabı evinin sah Aynı zamanda İngiliz içtim bilhassa endüstri ve işçi hayat kında çeşidli kitablar vayır bir politika mütefekkiridir.
(2) S. L. Tozan: Adı geçen kale.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi