H - y .
S 8
OLAYLAR
HASAN PULUR
Şimdilik sekiyoruz
K
URŞUNLAR sağa, sola düşmeye başladı...
Hani kovboy filmlerinde vardır ya, haflyesi kötü adamı korkutmak İçin, ayaklarının dibine takır takır kurşun sayar, kötü adam da kızgın teneke üzerinde oynayan horoz gibi sıçrar, seker, kendisini korumaya çalışır...
Bizimki de o hesap, Azrail sağımı za solumuza ateş ediyor, bizim ne sil, birer ikişer isabet alıyor, biz ise şimdilik sekiyoruz, bakalım nereye kadar...
P
AZAR günü bizim nesil iki isabetdaha aldı: Altan Erbulak, Şem
si Kuseyri...
Altan Erbulak’ı herkes tanırdı,
dörtkol çengiydi, yazar, çizer, oynar, oynatır, tiyatro, sinema, televizyon, gazino...
A
MA Şemsi Kuseyri öyle değildi...
Bir-iki televizyon programı dışında hep yazdı, yazdığından da daha çok anlattı...
Bizim meslekte Şemsi Kuseyri kadar yaptığı işi önemseyen biri az yetişir...
Her yaptığı iş, onun için dünyanın olmasa bile, Türkiye’nin en önemli işiydi.
B
İZ İsmail Sivri’yle Vatan’da muhabiriz, Şemsi ise Son Telgraf ta Yazıişleri Müdürü...
O tarihlerde Son Telgrafın adı var, sanı yok, resmi ilan için çıkan bir gazete, belirli sayıda basılıyor, belirli yerlere gönderiliyor, resmi ilan alınıyor, devir DP devri, Son Telgraf da güya iktidar yanlısı...
Biz akşamları İsmail Sivrr’yle ga zeteden çıkıyoruz, şefimiz Allah rah met eylesin Kemal Aydar, arkamız dan mutad bağırıyor:
“ Sağa, sola bakın ha!”
Bu lafın tercümesi, “ Sağa, sola
bakın da gece birşey atlamaya lım!”
Biz kapıdan çıkar çıkmaz, birbiri mize bakıyoruz:
“ Nereye gidelim?”
Serde bekârlık var, nerede sabah, orada akşam!
“ Hadi gel Müdür Bey'e bir uğ rayalım!”
M
ÜDÜR Bey, Şemsi Kuseyri, kapıyı çalıp odasına giriyoruz, ha berlerin içinde boğulmuş ajans bül tenleri önünde, şöyle bir bakıyor:
"Kahvenizi, çayınızı söyleyin, oturun!”
Çok ciddi, önünde mizanpaj kâğı dı, sayfa çizecek...
Biz ise işin dalgasındayız, maksat biraz da onu kızdırmak:
“ Yahu sanki Hürriyet’i çıkarı yor, ya da Cumhuriyet’i, Etem İz- zet’i sen mi zengin edeceksin?”
M
ÜTHİŞ kızıyor, çekiyor Cumhuriye ti önüne, yanına da Son Telgrafı:
<?Bakm bakalım, hangimiz ha berleri daha iyi takdir etmişiz!"
Maksat Şemsi’yi kızdırmak değil mi?
“ Yahu kaç satıyorsunuz, ne bu telaş, bu fiyaka!”
Daha da kızıyor:
“ Bana bakın, iş iştir, ben bura da oturuyorsam, elimdeki imkân larla en iyi gazeteyi çıkarmaya ça lışırım!”
Gönlünü alıyoruz:
“ Yahu şaka yaptık, kızma Mü dür Bey!”
Böyle bir insandı Şemsi Kusey
ri...
Y
ILLAR sonra Şemsi Kuseyri’yiAnkara’da Meclis’te gördük... Milletvekili değildi ama, Meclis’e gide gele, sanki milletvekili olmuş tu, politikayı, sanırız en az politikacı kadar, hatta daha fazla biliyordu...
Onu Meclis kulislerinde elinde teşbihi otururken, ya da dolaşırken görenler tanımıyorlarsa, milletvekili sanabilirlerdi...
Hatta bir keresinde, seçmenin biri falan milletvekili diye ona yanaşmış, derdini anlatmış, o da hiç bozuntu ya vermeden dinlemiş, not almış, sonra asıl milletvekilini bulup, seçme nin derdini söyleyip, hallettirmiş...
Böyle anlatırlardı...
A
LTAN Erbulak ile Şemsi Ku seyri’yi yanyana koymanın imkânı yok, ikisi de çok ayrı yapıda in sanlardı, ama felek ölüm gelince bu ayrılığa bakmıyor ki!..
Altan’la iki gazetede birlikte çalış
tık...
Vatan’da o benden eskiydi, Milli y e tle ben ondan eskiydim.
Vatan’da onların bir odası vardı,
Çetin Özkırım’la birlikte otururlardı,
karşıda da Milliyet, Bedri ile Oğuz
Aral da o odadan hiç çıkmazlardı,
oda değil tekke... Hele duvarları...
Neler yazılmamış, neler çizilme miş, neler yapıştırılmamış...
İ
DARE Müdürü rahmetli “ Nuği Bey” onların bu odasına takmış,ille de temizleyecek, tertemiz yapa cak...
Onlar da, diretiyorlar:
“ Hayır, biz bu odamızdan mem nunuz, dokunmayın.”
Bir Pazar günü, nasıl olmuşsa
“ Nuği Bey” odayı boş bulmuş, he
men badanacıyı çağırmış, duvarlar da ne varsa aşağı indirilmiş, kazın mış ve bembeyaz, süt beyazı, oda tertemiz olmuş...
A
LTAN Erbulak ertesi sabah gelmiş bi r bakmış ki, oda cascavlak, kafasını usturaya vurduran bir ada mın başı gibi...
Öyle mi “ Nuği Bey” alacağın ol sun Nuği Bey!
Nuği Bey, ertesi gün bir bahaney
le odaya çağırılmış, adamcağız az kalsın kalpten düşüp ölecekmiş...
Niye mı?
Bir çift ayak yerden başlamış, düz duvara tırmanmaya, tavana gelmiş bu sefer başaşağı yürümüş, sonra öbür dar duvardan aşağı inmiş...
“ Nuği Bey” badana ettirdiği du
varların bu hale gelmesinden vaz geçmiş, şaşkınlıktan bağırır durur muş:
“ Bu adam tavana nasıl çıktı, na sıl indi?”
“ Nuği Bey” ne bilsin, ya da na
sıl akıl etsin, Altan’ın ayakkabıları nı eline geçirip, çamura batıra hatı ra düz duvara güya bir adam çıka rıp tavanda dolaştırdıktan sonra in dirdiğini...
Kim akıl eder?
Allah rahmet eylesin, Altan Erbu
lak akıl eder...
I
s
I
mı
$ $i
v ı > :İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphan« Taha Toros Arşivi