• Sonuç bulunamadı

Recaizade Mahmud Ekrem Bey’den Samipaşazade Sezai’ye Üç Mektup Etrafında Düşünceler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Recaizade Mahmud Ekrem Bey’den Samipaşazade Sezai’ye Üç Mektup Etrafında Düşünceler"

Copied!
22
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ETRAFINDA DÜŞÜNCELER

İsmail Alper Kumsar

*

THOUGHTS ON THREE LETTERS FROM

RECAIZADE MAHMUD EKREM BEY TO SAMI PASAZADE SEZAI ÖZ: Şair ve yazarların mektupları; özel hayatları, edebî çevreleri ile temasları hakkında diğer türlerdeki yazılarına göre daha samimi ve özel bilgiler içerir. Bu anlamda bahsi geçen mektuplar edebiyat tarihi açısından büyük önem taşır. Bu mektuplar aracılığı ile kimi zaman edebiyat tarihindeki yerleşik bilgilerin tam tersini tespit edebilmek mümkün olduğu gibi kimi zaman da tanıdığımızın tam tersi bir kişiliğe sahip bir yazar ve şairlerle karşılaşmak mümkündür. Bu yazıda da Recaizade Mahmud Ekrem Bey tarafından Sami Paşazade Sezai’ye yazılmış üç mektup ele alınmıştır. Bu mektuplar, iki edibimiz arasındaki ilişkiye dair önemli ipuçları sunduğu gibi dönemin meşhur bir tartışma konusu olan Talim-i Edebi-yat meselesinin arka planına da ışık tutmaktadır. Mektuplarda bahsi geçen kişi, olay ve tartışmalara dair açıklamalar yapıldıktan sonra mektupların yeni harfl ere aktarılmış biçimleri ve orijinalleri ek olarak verilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Recaizade Mahmud Ekrem Bey, Sami Paşazade Sezai Bey, Elhac İbrahim Efendi, Kemal Paşazade Said, Ahmed Cevdet Paşa, mektup, Talim-i Edebiyat.

ABSTRACT: Rather than their other literary works, letters of poets and authors comprise more intimate and private information about their private lives and contacts within their literary milieu. In this sense letters are very valuable sources

Yeni Türk Edebiyatı, Sayı 21, Nisan 2020, s. 51-71. * Dr. Öğr. Üyesi, Düzce Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü,

(2)

for history of literature studies. Through these letters in some cases it is possible to face with diverse information against the common knowledge or an entirely different portrait of an author from the customary interpretations. In this article three letters written by Recaizade Mahmud Ekrem Bey to Samipaşazade Sezai are examined. These letters give important hints about the relation between these signifi cant authors and they also reveal information about the background of the famous controversy about Talim-i Edebiyat. In the article letters are presented with explanations about the persons, events and discussions. The article contains the Latinized versions of the letters and lastly original texts in Ottoman Turkish are added to the study.

Keywords: Recaizade Mahmud Ekrem Bey, Sami Paşazade Sezai Bey, Elhac İbra-him Efendi, Kemal Paşazade Said, Ahmed Cevdet Pasha, letter, Talim-i Edebiyat.

...

Mektup türü, mesajın yazı dışında semboller kullanılarak iletildiği epistolelerden1

başlayarak çivi yazısıyla kil tabletler üzerine yazılmış Asur metinlerine, Mısır fi ra-vunlarının diplomatik mesajlarına, Eski Yunan ve Latin’deki örneklere kadar uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. Mektubun tarihi, Türk kültür hayatında da dünyadaki köklü geçmişe paralel olarak çok eskidir. Türklerin İslamiyet’i kabul etmeden önce bir iletişim vasıtası olarak mektubu kullandıkları bilinmektedir. İslamiyet’in kabulünden sonra “inşa” olarak isimlendirilip “münşeat” kitaplarında toplanan metinler de mektup türünün örnekleridir.

Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet edipleri de edebiyatımızda bu türün gelişi-mine katkıda bulunarak binlerce mektup yazmışlardır.2 Edebiyatımızda özel

mektup-ların herhangi bir yazı veya kitap içinde toplu olarak yayımlanması ise Batılılaşma süreciyle başlamıştır. Bu anlamda, Ebüzziya Mehmed Tevfi k’in Numûne-i Edebiyat-ı Osmaniye’sindeki Âkif Paşa’nın Şeyh Müştak’a, Şinasi’nin Paris’ten annesine ve Nâmık Kemal’in değişik kişilere yazdıkları, edebî bir değer atfedilerek veya belge kabul edilerek yayımlanan ilk özel mektuplar olarak anılabilir.3

Bu ilk örneklerden sonra, pek çok edebiyatçımızın mektupları çeşitli kitapların içinde veya müstakil bir kitap olarak yayımlanmıştır. Mektup türüne ait kitapların bu denli artmasına rağmen Recaizade Mahmud Ekrem Bey’e ait mektuplar epeyce sınırlı kalmıştır. Çağdaşlarının ona yazdığı mektuplara, bahsi geçen külliyatlar içinde

rastlan-1 Epistoleler hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: Metin Kayahan Özgül, “Çıkın-Mektup Yahut Bir Maniniz

Yoksa...” Hece, Mektup Özel Sayısı, S. 114-115-116, ss. 7-20.

2 Türklerde mektubun tarihi gelişimi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: Ömer Çakır, Türk Edebiyatında Mektup, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 623 s. 3 Orhan Okay, “Mektup”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C: 29, İstanbul, 2014, s. 18.

(3)

masına rağmen, kendisinin bu mektuplara verdiği cevaplardan ancak üç beş tanesi gün yüzüne çıkmıştır. Bunlardan en meşhur olanı Abdülhak Hâmid Tarhan’a yazdığı uzunca bir mektuptur. İlk kez, Süleyman Nazif’in Tarhan’ın mektuplarını derlediği kitapta kar-şılaştığımız bu mektup, daha sonra çeşitli kaynaklarda yeni harfl ere aktarılarak defalarca yayımlanmıştır.4 Ekrem’e ait bir başka meşhur mektup ise Mustafa Reşid’in Bedayiu’l

İnşa isimli eserinde görülen Sami Paşazade Sezai’ye yazdığı mektuptur.5 Bu yazı

kap-samında ele alacağımız üç mektuptan birisi Bedayiu’l İnşa’daki bahsi geçen mektup, diğer ikisi ise yine Sami Paşazade Sezai’ye hitaben yazılmış olan Taha Toros arşivinde rastladığımız daha önce yeni harfl ere aktarılmadığını düşündüğümüz iki mektuptur.

Yaklaşık on aylık bir zaman diliminde yazılmış bu üç mektupta birbirinden farklı meselelere temas edilmekle birlikte hepsinde bir şekilde Talim-i Edebiyat’ın yayım-lanma süreci ve yayımlandıktan sonraki akisleri hakkında bilgiler görülmektedir. Sami Paşazade Sezai’nin bu mektuplara verdiği cevaplar elimizde olmadığı için onun mektuplarının içeriğini de ancak Ekrem Bey’in cevaplarından hareketle tahmin ede-bilmekteyiz. Ele alacağımız mektuplardan ilki 21 Nisan 1882 tarihini taşımaktadır. Bu mektup, Sami Paşazade Sezai’nin 26 Şubat 1882 tarihli mektubuna cevap niteliğindedir. Ekrem Bey mektubuna, Talim’i Edebiyat’ı baskıya verdiğini ve onun düzeltmeleriyle meşgul olduğunu, bu nedenle cevap yazmakta geciktiğini ifade ederek başlar.6 Ekrem

Bey’in bu mektupta asıl üzerinde durduğu konu, Sami Paşazade Sezai’nin yazma kudretindeki terakkidir. Sezai’nin mektubundaki dil ve anlatımının Şir7 ve Çamlıca8

4 Süleyman Nazif, Mektuplar, Matbaa-i Amire, İstanbul 1334/1918, C.1, ss. 151-181. Bu mektup, Fevziye

Abdullah Tansel tarafından yeni harfl ere aktarılarak yayımlanmıştır: Tercüme -Mektup Özel Sayısı-, 1964, S. 77-80, ss. 434-445.; Aynı mektup on yıl sonra bu kez Cevdet Kudret tarafından sadeleştirilerek ve kısaltılarak yayımlanmıştır: Türk Dili –Mektup Özel Sayıs–, 1974, S. 274, ss. 144-146. Bahsi geçen mektubun bir diğer neşri ise şuradadır: Mehmet Kaplan v.d., Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi IV, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1997, ss. 69-79.

5 Mustafa Reşid, Bedayiu’l İnşa, Kısm-ı Evvel Cüz: 1, Matbaa-i A. K. Tozlıyan, İstanbul, 1302/1886, ss.

29-33. Bu metnin yeni harfl ere aktarılmış biçimi sonradan şu kitaplarda yer almıştır: Mehmet Kaplan v.d.,

a.g.e., ss. 63-64.; Zeynep Kerman, İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Metinleri 3 / Nesir 1 (1860-1923),

Dergâh Yay., İstanbul, 2011, ss. 294-296. Bahsi geçen mektubun Taha Toros arşivindeki orijinali ile diğer neşirleri arasında ufak tefek farklılıklar bulunmaktadır. Bu yazıda mektubun orijinali esas alınmıştır.

6 Bahsi geçen neşir, Talim-i Edebiyat’ın 1882’deki ikinci baskısıdır. Talim-i Edebiyat’ın ilk baskısı

1879’da litografya usûlüyle yapılmıştır. Kâzım Yetiş, “Talim-i Edebiyat”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C: 39, İstanbul, 2010, s. 515.

7 Sami Paşazade Sezai, Şir, Mihran Matbaası, İstanbul, 1879, 125 s.; Sami Paşazade Sezai, “Şir”, Bütün Eserleri 1, (Haz.: Zeynep Kerman), TDK Yayınları, Ankara, 2003, ss. 359-407.

8 Sami Paşazade Sezai, “Çamlıca”, Hazine-i Evrak, 1 Mayıs 1297 / 12 Mayıs 1881, S. 3, ss. 40-44.; Sami

Paşazade Sezai, “Çamlıca”, Bütün Eserleri 1, (Haz.: Zeynep Kerman), TDK Yayınları, Ankara, 2003, ss. 292-295.

(4)

gibi önceki metinlerine nispeten çok güçlü olduğunu, Talim-i Edebiyat’ın müntehabat kısmına bu mektuptan bazı parçalar koyacağını söyler:

Mektubun şöylece çırpıştırılıvermiş bir şey olduğuna göre yanında müsveddesi olmayacağı gibi münderecatı da şayet hatırından çıkmış ise haber et. Yakında bazı parçalarını Talim-i Edeb’in müntehabat kısmında görür ve o zamansa hakkım var mı yok mu sen de anlarsın. Muhakkak bil ki (ama gençlik saikasıyla gurur getirip de sa’yine halel vermemek şartıyla) muhakkak bil ki bu terakki ile on seneye (yok ziyade söyledim) altı seneye kalmaz asrın en büyük üdebasından madud olursun!9

Birinci mektuptan yaklaşık altı ay sonra yazılan, 30 Ekim 1882 tarihli ikinci mektup, edebiyat tarihimiz açısından daha kıymetli bilgiler içermektedir. Bu mektubun yazıldığı sırada Talim-i Edebiyat yayımlanmış ve beraberinde şiddetli tartışmaları da getirmiştir. Talim-i Edebiyat tartışmalarının arka planına ışık tutan bu metinden anlaşıl-dığına göre Ekrem Bey, bu tartışmalardan dolayı son derece yorgun ve mutsuzdur: “... pek yorgunum. Vakıa yazıca o kadar meşgul değilsem de fi krim perişan. Hiç sevmediğim hâlde mahut mübahasat (mübahasat değil a âdeta rezalet) meydana çıktı çıkalı bir ya birkaç saatim Tercüman Matbaası’nda geçiyor. Hasbihale muhtacım, hâlbuki ona da vakit bulamayacağım.” Talim-i Edebiyat tartışmalarını Londra’dan takip eden Sezai Bey, Talim-i Edebiyat’a yapılan hücumlara son derece sinirlenmiş ve münekkitlere cevap veren “kocaman bir makaleyi” mektubun eki olarak Ekrem Bey’e göndermiştir. Ekrem Bey, mektubunda bu makaleden duyduğu memnuniyeti ifade etmekle birlikte bahsi geçen makalenin ne zaman yayımlanacağını şu sözlerle bildirir:

Benim gayretli biraderimin ihtiyarı, sabr u sükûnu kalmamış. Geçenki şamardan hâsıl olan sersemliğini henüz def edemeyen Elhac Efendi Hazretlerine bir sille-i tedib daha gön-dermeyi istemiş. Derhal bir risale yavrusu makale yazmış. Bu leff için ikinci mektubu da tahrir etmiş. Var ol Sezai. Milletin medar-ı iftiharı, ümid-i istikbali olacak gençler var ise o da Hamid’le Sezai’dir. Koca Hamid! Koca Sezai! Hamid’den de iki şamar geldi. Birisi yarınki (18 Teşrinievvel 1298) Pazartesi Tercüman’ında çıkacak. İkincisi de belki ertesi günü çıkar. Senin makale ise tarihçe onlardan muahhar olduğu için bittabi sonra çıkacak.

9 Talim-i Edebiyat’ta, Sami Paşazade Sezai’den alınan tek örnek “vasf-ı tahsini”nin anlatıldığı bölümdeki

şu metindir: “İnsânın en dakîk hissiyyâtı, efkârın en ulvî derecâtı teşrîhâtıyla, tafsîlâtıyla, kemâliyle

tiyatro kitâblarında görülür. Efkâr-ı şâ’irâne ve iktidâr-ı edibanenin en ziyâde mahâret-nümâ-yı kemâl olduğu yerler tiyatro risâleleridir. İçinde öyle feyzâ-feyz bahârlara tesâdüf olunur ki heyecan ile çır-pınır bir gönül o temâşâ-yı rûh-efzânın karşısına geçip de saatlerce lezzetlere safalara gark olmamak mümkün değildir. Edebiyyât-ı cedîde bir nâzenîn dil-rübâdır ki Garbın kemâlât-ı edebîsi üstâd-ı hikmeti ve Garbın himmet ve fesâhatı müşâta-ı hüsn ü ânıdır.” Recaizade Mahmud Ekrem, Talim-i Edebiyat,

(Haz: Murat Kacıroğlu), Asitan Yayıncılık, Sivas, 2011, s. 337.; Recaizade Mahmud Ekrem, Talim-i

(5)

Bu cümlelerde ismi geçen Elhac İbrahim Efendi, dil ve edebiyat bahislerinde pek çok çağdaşı ile tartışmalara girmiş bir isimdir.10 Talim-i Edebiyat’a karşı ilk eleştiriler,

İbrahim Efendi’den gelmiştir. İbrahim Efendi’nin Talim-i Edebiyat’a dönük eleştirileri temelde dört noktada toplanır: ıstılahlar ve ifade şekillerine dönük eleştiriler, kimi tanım-lara dair itirazlar, örneklerin yanlış açıklanması ve isabetsizliğine dair tenkitler, Ekrem Bey’in genel tavrına dair tenkitler.11 Mektupta bahsi geçen Tarhan’ın yazısı,

söylendi-ği gibi 18 Teşrinievvel 1298 [30 Ekim 1882]’de Tercüman-ı Hakikat’te yayımlanır.12

Tarhan’ın bu yazısı, hem Elhac İbrahim Efendi’ye hem de Ekrem’in bir diğer muhalifi olan Kemal Paşazade Said’e (Lastik Said 1848-1921)13 bir cevap niteliği taşır. Tarhan, bu

yazısında Ekrem Bey’in Talim-i Edebiyat’ını henüz görmediğini söylemekle birlikte “O pek güzel bir eserdir.” hükmünü verir. Bu hükmüne gerekçe olarak da “müşarünileyhin uluvv-i iktidar-ı edebiyesine” vâkıf oluşunu gösterir. Ayrıca Talim-i Edebiyat hakkında yapılan tartışmaları takip ettiğini belirterek asıl meseleye giriş yapar. Said Bey’in Talim-i Edebiyat’ın değerini belirlemek üzere bir encümen teşkil edilmesi yönündeki teklifi ni eleştirerek reddeder. Said Bey’in “Frenk kafi yesi” kullandıkları yolundaki eleştirilerine cevap verir. Tarhan’ın bu yazısına karşılık Said Bey, “Abdülhak Hamid Bey’e Cevap” başlığı ile altı sayı devam eden bir yazı yayımlar. Bu yazıda edebiyatımızın yenileşmesini anlatarak Tarhan’ın bu yenileşme içinde bir yeri olmadığını söyler.14 Tarhan’ın cevabi

10 Ayrıntılı bilgi için bkz.: Hulusi Kılıç, “Hacı İbrahim Efendi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C: 14, İstanbul,

1996, ss. 481-482.

11 Kâzım Yetiş, Talim-i Edebiyat’ın Retorik ve Edebiyat Nazariyatı Sahasına Getirdiği Yenilikler, Atatürk

Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1996, s. 336.

12 Abdülhak Hamid, “Golos’tan”, Tercüman-ı Hakikat, S. 1311, 18 Teşrinievvel 1298 / 30 Ekim 1882. 13 Genç yaşından itibaren gazetecilikle meşgul olan Said Bey, Türkiye’de gazeteciliğin önemli

isimle-rindendir. Tasvir-i Efkâr’da, Âyine-i Vatan’da, İstanbul gazetesinde çalışmış; Filip Efendi ile beraber

Hakayiku’l-vekayi’ ve Tarik gazetelerini çıkarmıştır. Dil ve edebiyat sahasında daha çok polemikleri

ile tanınır. Arap dilinin üstünlüğünü savunan Hacı İbrahim Efendi’yle iki yıl kadar süren bir dil tartışmalarında sade Türkçe’yi savunmuştur. Ahmed Midhat Efendi ile “sanatta realizm ve ahlaki gaye” konusundaki tartışmada realizmden yana tavır koymuştur. Sarhoşluk ve fuhşiyata dair iki şar-kıyı Ahmed Mithat Efendi’ye isnad ederek nazire yazdığı için Babıali Caddesi’nde Ahmed Midhat Efendi’den dayak yemiştir. Galatat-ı Tercüme isimli eserinde tercüme yanlışlarını eleştirmiş, bu eleştiriler etrafında ciddi polemikler yaşanmıştır. Daha ayrıntılı bilgi için bkz.: Mehmet Ali Beyhan, “Bir II. Abdülhamid Devri Aydının Profi li: Lastik Said Bey” Osmanlı Araştırmaları, S. 13, ss. 167-205.; Umut Semercioğlu, “Osmanlıda İlk Çeviri Eleştirileri” Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, S. 28, ss. 28-38.; Said Bey’in yazısı için bkz.: Said, “Talim-i Edebiyat”, Vakit, S. 2483, 21 Eylül 1298 / 3 Teşrinievvel 1882.

14 İlgili yazılar için bkz.: Said, “Abdülhak Hamid Bey’e Cevap” Tercüman-ı Hakikat, S. 1316, 22

(6)

yazısı, tartışma resmen yasaklandığı için yayımlanamaz.15 Ekrem’in, Sami Paşazade

Sezai’ye yazdığı üçüncü mektuptan anlaşıldığına göre bu tartışma münasebetiyle tarafl ar mahkemelik olmuştur: “Hamid’in dava meselesi nasıl olacağı şimdilik meçhul. Bazı efkâra göre muhakeme kaybedilecek olursa artık Said’in edepsizliğine hadd ü gayet tasavvur olunamayacağından davadan sarf-ı nazar daha hayırlı görünüyor.”

Sezai’nin, mektubun eki olarak gönderdiği Talim-i Edebiyat’ı savunan yazı ise 21 Teşrinievvel 1298 / 2 Kasım 1882 tarihli Tercüman-ı Hakikat’te yayımlanır.16

Londra’dan yazıldığı belirtilmekle birlikte imzasız olarak yayımlanan yazıda Batı’daki edebî tartışmaların tarafl arının yine edebiyatçılar olduğu, edebî tartışmaya girişmek için edebî açıdan büyük bir iktidara sahip olmak gerektiği vurgulanır. Sami Paşazade Sezai, aynı yazıda İstanbul’da devam eden Talim-i Edebiyat tartışmalarının bir tarafı olan Elhac İbrahim Efendi’nin bu tartışma içinde ciddiye alınacak bir tarafı olmadığını, muahezenin adabını bilmediğini, tartışmayı suiistimal ettiğini ifade eder:

Bir müddetten beri hadd-i acizanesi dâhilinde bir inkılab-ı terakki gösteren edebiyat-ı Osmaniye muahezesi cevher-i tabiatı seng-i siyahtan bedayi-i edebiyeyi efkâr-ı amiyane-den on dokuzuncu asrı, asr-ı âdemiyetten tefrik ve temyiz edemeyen İbrahim Efendi’ye bırakmak mesela tamir ve tanzimi için mücevheratı demircilere teslim etmeye benzer.17 Mektupta dikkat çeken bir diğer ayrıntı, Ekrem Bey’in “Hazret-i üstad Kemal Bey sizden sonra bahse karışacakmış.” diyerek Talim-i Edebiyat tartışmasına Namık Kemal’in de katılacağını bildirmesidir. Ekrem Bey, her ne kadar böyle söylemişse de Namık Kemal gazeteler üzerinden bu tartışmaya dâhil olmaz. Bunun yerine Talim-i Edebiyat üzerine bir risale yazar.18 Namık Kemal’in bu tartışmaya katılacağına dair

bir bilgi de Ahmet Mithat’a yazdığı 22 Ekim 1882 tarihli mektupta görülmektedir:

Edebiyat bahsine ben de karışacağım. Allah cezanızı versin! Sen şöylesin, sen böylesin diye diye beni edebiyatça şahid-i vahid derecesine i’la ettiniz. Çaresiz hüküm yolunda bir şey yazacağım. Hepinizi tedip edeceğim; fakat edebiyat-ı cedide taraftarlarını hafi f bir 15 1882’nin Aralık ayı ortalarında Hâmid’in yazılarının neşredilmemesi konusunda Vakit ve Tercüman-ı Hakikat’te karşılıklı haberler çıkar. Vakit’teki haber şu şekildedir: “Abdülhak Hamid Bey’in makalatı

edebiyat unvanı tahtında daire-i edebi tecavüz yolunda şeyler olduğundan bundan böyle Abdülhak Hamid Bey’in hiçbir eserini derç ve neşretmemesi dünkü gün canib-i Babıali’den Tercüman-ı

Ha-kikat gazetesine ekîden tenbih buyurulmuştur.” Bu dikkat Kâzım Yetiş’e aittir: Kâzım Yetiş, a.g.e.,

s. 445.

16 Sami Paşazade Sezai, “Londra’dan Mektup” S. 1314, Tercüman-ı Hakikat, 21 Teşrinievvel 1298 / 2

Kasım 1882.

17 Sami Paşazade Sezai, “a.g.m”.

18 Necmeddin Halil Onan, Namık Kemal’in Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risalesi, Milli Eğitim Basımevi,

(7)

dokunmakla okşayacağım. Edebiyat-ı atika taraftarlarına da kalem yerine bir süpürge sapı sallayacağım. Yazacağım şey Tercüman’a gelecek ya, beğenirsen basarsın.19

Talim-i Edebiyat tartışmalarında yaşanan ilginç bir olay da Ekrem Bey’in bu mek-tubuna yansır. Tartışmanın en hararetli zamanında Elhac İbrahim Efendi, Tercüman-ı Hakikat’te kendisini destekleyen imzasız mektuplar yayımlar. 6 Teşrinievvel 1298 / 18 Ekim 1882 tarihli yazısında da mektubun yazarını “...hilye-i ilm u edep kendisine mahsus bir şiar-ı mesadet-medar olan sıddık-ı müşfi kimiz ki hubb-ı vatan ve hubb-ı terakkide muvafıkımızdır.” cümlesi ile tanıtır.20 Mektupta Ekrem ve taraftarlarına

dönük “lisanı, vaz-ı aslî ve tabiisinden çıkarmak”, “garp taklitçiliği yapmak” gibi suçlamalar görülmektedir. Bu mektubun yazarı, edebiyat âleminde merak konusu olur. Mektubun Cevdet Paşa’ya ait olduğu yönünde dedikodular çıkar. Cevdet Paşa mek-tubun kendisine ait olduğunu yalanlamasa da oğlu Ali Sedad, Tercüman-ı Hakikat’e bu mektubun babasına ait olmadığını belirten bir yazı gönderir.21 Ekrem Bey, iki gün

sonra yayımladığı “Tashih-i İsnad” başlıklı bir yazıda22 Ali Sedad’a hitaben

“müste-rih olunuz” diye hitap ederek gayet kesin bir dille Cevdet Paşa’nın bu yazıyı yazmış olabileceğine inanmadığını söylese de bu yazının konusu olan mektupta –üstelik o günün gecesinde yazılmış– Sami Paşazade Sezai’ye şunları söyler “Ha gerçek, bizim eserin birinci düşmanı Cevdet Paşa imiş. Edilen imalardan fi landan da anlaşılıyor ya. Meğer İbrahim’in “hilye-i ilm ü edep kendisine mahsus bir şiar-ı mesadet-medar” olan zattan olduğunu beyan ile neşrettiği mektuplar o taraftan yazılırmış.”23

Bu yazı kapsamında ele aldığımız üçüncü ve son mektup, 16 Şubat 1883 tarihlidir. Bu mektubun yazıldığı dönemde Talim-i Edebiyat tartışmaları sıcaklığını yitirdiği için bu tartışmaya dair sadece Said Bey’le Abdülhak Hamid Tarhan arasındaki davaya

19 Fevziye Abdullah Tansel, Namık Kemal’in Hususi Mektupları, TTK Yayınları, Ankara, 2013, C: 3, s.

169. (Zikreden: Kâzım Yetiş: a.g.e., s. 500.)

20 Elhac İbrahim, “Arz-ı Nedamete Cevap”, Tercüman-ı Hakikat, S. 1305, 6 Teşrinievvel 1298 / 18 Ekim

1882.

21 Ali Sedad, “Varaka”, Tercüman-ı Hakikat, S. 1310, 16 Teşrinievvel 1298 / 28 Ekim 1882. 22 Recaizade Mahmud Ekrem, “Tashih-i İsnad”, S. 1311, 18 Teşrinievvel 1298 / 30 Ekim 1882. 23 Kâzım Yetiş, Ekrem’in bu ikircikli tavrına ilişkin Edirne Valisi Kadri Paşa’ya hitaben yazılmış 5

Teşrinievvel 1298 /17 Ekim 1882 tarihli bir başka mektubu daha delil gösterir. Ekrem Bey, bahsi ge-çen mektupta şu cümleleri kurar: “İbtida takriz edip –Cevdet Paşa Talim-i Edebiyat’a takriz yazmıştır. K.Y– de sonra münderecatı içinde şöhret-i ilmiye ve kalemiyesine rekabet edebilecek şeylere tesadüf ettiğinden dolayı ihtiyarı elinden giderek hâsidane ve bedhâhane tarizat-ı şedideye kıyam ile hem telifi hem de müellifi efkâr-ı umumiye karşısında ithama çabalamak gibi bir hâl, haysiyât-ı izafi ye ve meratib-i resmiyece ne kadar büyük bir adama raci’ olursa olsun küçüklüktür.” Kazım Yetiş, a.g.e., s. 340, 24 numaralı dipnot. Bu mektup Utarid mecmuasında yayımlanmıştır: Recaizade Mahmud Ekrem, “Edirne Valisi Sadr-ı Esbak...”, Utarid, S. 2, 13 Kanunusani 1335 / 13 Ocak 1919, s. 21.

(8)

değinilir. Onun dışında mektubun ele aldığı dikkat çekici bir diğer mesele Sami Paşa-zade Sezai’nin Tarhan’ın bir şiirine nazire yazma çabasıdır. Ekrem’in de beğendiğini söylediği metin “pek severim” redifl i “Bir Şairin Hezeyanı” isimli şiirdir. Ekrem Bey, Sezai Bey’in naziresi hakkında söyle bir değerlendirme yapar:

Ah Sezai niçin şu evzanı merak etmezsin? O senin için bir saatlik iş. Bilirsin ki ben hil-katen mevzun olan bir sözü bizim efail ve tefaile muvafık olmadığı için şiiriyetten ıskata kail olacak kadar hadsizlerden değilim. Bununla beraber hadd-i zatında ulvi olan bir şiir-i tabiinin yalnız vezinsizlik için düçar-ı tariz olmasına da razı olamam.

Bu cümleler, Ekrem Bey’in sonradan Takdir-i Elhan (1885)’da veciz biçimde ifade edeceği şu sözleri anımsatmaktadır: “Her mevzun ve mukaffa lakırdı şiir olmak lazım gelmez. Her şiir mevzun ve mukaffa bulunmak iktiza etmediği gibi.”24

İçerikleri hakkında değerlendirmeler yaptığımız mektupların yeni harfl ere akta-rılmış biçimleri ve orijinalleri aşağıdaki gibidir:

1 Londra’da Sezai Beyefendi’me Sezâ-yı hürmet, biraderim Efendim

14 Şubat 1297 (26 Şubat 1882) tarihli mufassal bir mektubunu yine Şubat içinde almıştım. Bugün Nisan’ın dokuzu hesapça bir buçuk aydır muntazır olduğun cevabı işte bugün yazmaya muvaffak oluyorum. Bu tehirin sebebini söylersem taaccüp edersin. Meşguliyet-i kalemiye, yazı yazmaya meydan vermiyordu! Bu mazeret tuhaf değil mi? Tuhaf ama hakikat. Talim-i Edebiyat’ı tab’a verdiğimi bundan evvelki mektupta söylemiş-tim zannederim. İşte o vakitten beri bizim biçare kalem, kitabın tertib-i tashihatına vakf-ı vücut etti. Tertip tashihi ne demek olduğunu elhamdülillah bittecrübe bilenlerdensin. Sana yazılacak cevabınsa öyle kısacık bir şey olmasını ne sen istersin ne de ben. Nihayet dün kapıda Necip Paşa biraderinle25 lakırdı oluyordu. Kendisine yazdığın bir kâğıtta benden

mektup alamadığından bahisle “Ekrem’e bir mektup yazmıştım cevap alamadım. Acaba

24 Recaizade Mahmut Ekrem, Takdir-i Elhan, (Haz.: Hakan Sazyek v.d.) Umuttepe Yayınları, Kocaeli,

2014, s. 14.

25 Ahmed Necib Bey: Sami Paşazade Sezai’nin kardeşi, 1856 Mart’ında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. On

sekiz yaşında iken Hariciye Nezaretinde göreve başlamış; 1876’da, Paris sefaretinde elçi kâtipliği görevine atanmıştır. 1877’de Hariciye Nezareti Mektubi Kaleminde görevlendirilmiş, 1879’da Sultan Abdülmecid’in kızı Mediha Sultan ile evlenerek II. Abdülhamid’in eniştesi olmuştur. Necib Paşa, Mediha Sultan ile evlen-dikten dört sene sonra yaklaşık on gün süren bir hastalık sonucunda, 21 Nisan 1885’te vefat etmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Özge Kahya, Sultan Abdülmecid’in Kızı Mediha Sultan’ın Hayatı (1856-1928), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2012.

(9)

mektubum varmadı mı ne oldu?” yollu istifsarlarda bulunduğunu söylediler. Vicdan mahkemesi önünde muahezeye uğramış mücrimler gibi hem fevkalade müteessir hem de ziyadesiyle mahcup oldum. Kendi kendime: “Ne olursa olsun bir cevap yazar, haftaya yetiştiririm.” dedim. Onun için şu kâğıdı yazabildim.

Şimdi beni dinle: hani yukarıda bahsettiğim mufassal mektubun yok mu? İşte o mektup şimdiye kadar yazdığın şeylerin hiçbirisine nispet kabul etmez derecede güzel. Fakat istidadından her vakit ümit ettiğim surette mükemmel bir tasvir-i edebi olduğu için geldiği zaman birkaç kereler okudum. Her okuyuşta sana dualar ettim, babana rahmetler okudum. Ciddi söylüyorum: Terakkiyatını tebrik ederim. Sen şim-di şim-diyebilirsin ki: “İki ay içinde bir insan için ne terakki mümkün olabilir ki bugün yazdığım bir şey mesela üç ay evvelki eserlerimle mukayese kabul etmeyecek kadar fevkalade addolunsun?” Hâlbuki senin gibi barika-i zekâ ashabının terakkisi yıldırıma benzediği için zamani değil anidir. Öyle barikalar için ise Londra’nın buhar içinde bulunan havası bulut hükmünü alır. Ne hacet senin de temyizin var, yazdığın şeylerin mahiyetini benim kadar değil benden âlâ takdir edebilirsin. İnsaf et de söyle. Nazar-ı şairanede bir genç edibin bir vatanperver şair-i garibin bulunduğu âlem-i ümranın her türlü bedayi-i kemalini doğduğu memleketin ise her cihetle noksan hâlini bin şevk bin teessürle düşünüp dururken fırtına vukuunu gösterir bir gurub levhasına rekabet edercesine bin türlü tatlı renkler bin türlü hail şekiller içinde kalan mütehayyilesinin akkasesi26 demek olan o mektup mesela Şir gibi Kemallere, Hamidlere

benzeyece-ğim diyerek icbar-ı tabiat, tazyik-i fi kr, taktir-i hissiyat ile yazdığın tiyatroya veyahut Hazine-i Evrak’a dercinden dolayı âlem görecek de bir şey diyecek diye son derecede bir itina aşırı bir tekellüf ile kaleme aldığın Çamlıca tarifi ne mi benzer?

Mektubun şöylece çırpıştırılıvermiş bir şey olduğuna göre yanında müsveddesi olmayacağı gibi münderecatı da şayet hatırından çıkmış ise haber et. Yakında bazı par-çalarını Talim-i Edeb’in müntehabat kısmında görür ve o zaman hakkım var mıymış yok muymuş sen de anlarsın. Muhakkak bil ki (ama gençlik saikasıyla gurur getirip de sa’yine halel vermemek şartıyla) muhakkak bil ki bu terakki ile on seneye (yok ziyade söyledim) altı seneye kalmaz asrın en büyük üdebasından madud olursun! Yeni edebiyat yolunda ihraz ettiği mevki-i müstesna ile meslek-i kudemada üdeba-yı zamanın pişvası olan Sami Paşa’nın hayrü’l-halefl iğine asilane ve alicenabane ispat-ı liyakat eden Sezai mekarim-i ulviye ve müessir-i kalemiyesiyle ukbada babasına bais-i sürûr ve ibtihac olduğu kadar dünyada dahi diğer bir valide-i müşfi kası olan vatanına medar-ı iftihar olsa sezadır!

Bakındı bir kere! İbtida aldığım zaman günlerce elimden bırakamadığım gecelerce tefekkür-i mealiyle gönül eğlendirdiğim mektubunu –iktiza eden fıkralarına cevap vermek için– şimdi bir kere daha gözden geçiremeyeceğim! Ne yapayım? Amâ târî

26 Eskiden yazma kitaplarda kullanılacak kâğıtları göze güzel görünmesi için kenarları koyu, yazı kısmı

(10)

olmuş gözlerde bıraktığı hayal-i bîmisali Milton’un Paradise’si27 gibi iremler tasvirine

kâfi olan dünyevi bir fi rdevs-i saadetin eşvak ve ezvakına meluf ve hususiyle evkatımı istediğim gibi geçirebilmek hürriyetine malik olan bahtiyarlardan değilim ki senin gibi bir kardeşime istediğim zaman istediğim gibi mektuplar yazmaya muktedir olayım. Böyle bir hâlde gönlümün inbisatı fi krime yar, fi krimin küşayişi gönlüme mededkâr olsa bile vaktime mutasarrıf olamadığımdan dolayı kemal-i şevk ile başladığım şu müsahabet-i vicdaniyeyi işte böyle birdenbire kesmeye mecbur oldum. İleride yine tatlı tatlı konuşuruz. Baki Hüda’ya emanet ol kardeşim, iki gözüm efendim.

9 Nisan 1298 (21 Nisan 1882) Birader-i Acizin Ekrem İstanbul

2 Seza-yı hürmet biraderim, efendim!

Bu hafta iki mektubunu birden aldım. Biri muhtasar fakat Talim-i Edebiyat mu-ahiz veyahut onların tabirlerince münekkitlerine karşı yazılan kocaman bir makaleyi muvassal diğeri mufassal olmakla beraber nur-ı ayn, iftiharım, birader-i can-beraberim, Sezai’min bir resmini hâmil idi. Galiba tarihçe de birbirinden az farklı idi. Galiba birincisi yazılmış, postaya verilmiş. Derken İstanbul’un müzahrefat-ı şuununu havi paçavralar yani gazeteler gelmiş. Bir de kardeşim görmüş ki İbrahimler falanlar tara-fından Talim’e hücum olunmuş ve olunuyor. Benim gayretli biraderimin ihtiyarı, sabr u sükûnu kalmamış. Geçenki şamardan hâsıl olan sersemliğini henüz def edemeyen Elhac Efendi Hazretlerine bir sille-i tedib daha göndermeyi istemiş. Derhal bir risale yavrusu makale yazmış. Bunu leff için ikinci mektubu da tahrir etmiş. Var ol Sezai. Milletin medar-ı iftiharı, ümid-i istikbali olacak gençlerimiz var ise o da Hamid’le Sezai’dir. Koca Hamid! Koca Sezai! Hamid’den de iki şamar geldi. Birisi yarınki (18 Teşrinievvel 1298) Pazartesi Tercüman’ında çıkacak. İkincisi de belki ertesi günü çı-kar. Senin makale ise tarihçe onlardan muahhar olduğu için bittabi sonra çıkacak. Ne deyim bilmem ki edepsizlerin o derece tecavüzat ve taaruzatı üzerine gerek Hamid’den gerek senden o suretle zuhur eden imdatlar ki birer iane-i gaybiyedir, yalnız bana değil bütün terakki gayretkeşlerine teceddüt taraftarlarına ait olduğu için yine yalnız beni değil onların cümlesini pek samimi pek ihtiramkârane teşekkürata mecbur ve hakika-ten minnettar eylemiştir. Yine söyleyeceğim sahihan ve cidden Hamid’le seni vatana tebrik ederim. Vatan sizlerle ne kadar iftihar etse sezadır. Kardeşim, mektuplarında ve makalende mucib-i bahs birçok mütalaatın var. Onlar üzerine fi krimi yazmak

is-27 Dilimize Kayıp Cennet ismiyle çevrilen bu eserin İngilizce orijinal adı Paradise Lost’tur. 17. yüzyıl

(11)

terim. Fakat pek yorgunum. Vakıa yazıca o kadar meşgul değilsem de fi krim perişan. Hiç sevmediğim hâlde mahut mübahasat (mübahasat değil a adeta rezalet) meydana çıktı çıkalı bir ya birkaç saatim Tercüman matbaasında geçiyor. Hasbihale muhtacım, hâlbuki ona da vakit bulamayacağım. Şimdi gece. Saat de beş geçiyor. Eğer yatıp biraz rahat edemezsem yarın ders günü sersemlik çekilmez. Bu defalık bu kadarla iktifa et. Müsaadenle yatayım. Yarın erkenden İstanbul’a inmeyecek olsam biraz daha yazardım. Terakkiyat-ı fi kriye ve kalemiyenin hayranı oldum. Sezai, Allah’ın ne büyük bir bahşayişine mazhar olduğunu bil, temyizime itimadın olmalıdır. Yalan söylemek, riya etmek size karşı ise hiçbir vakitte elimden, dilimden daha doğrusu dilimden gelmeyeceğini de bilmek gerek ki ben söyleyim sen dinle. Hamid bir dahiye sen de öylesin. Bu gece ikinizin de yazdığınız şeyleri okudum. Mukayese ettim. İkisi de güzel fakat ikisi de başka. İkisi de ulvi, yine ikisi de başka. İkisi de harikulade, yine ikisi de başka. Hamid’in hayalini senin timsalini gözümün önüne aldım. Bir ona bir de sana baktım. İkinizin de çehrenizde leme’an eden şey nur-ı zekâ ikisi de lem’a. Fakat subhâne men tahayyera fî sun’ihi’l-ukûl.28 İkisi de başka birer reng-i ulvide.

İşte böyle iki barika-i zekânın pertev-i teveccühünü celp ve cezbetmeye muvaffak olduğundan dolayı Talim-i Edebiyat müellifi de nihayet-i ömrüne kadar değil öldükten sonra da iftihar etse beca değil midir? Ha gerçek, bizim eserin birinci düşmanı Cevdet Paşa imiş. Edilen imalardan fi landan da anlaşılıyor ya. Meğer İbrahim’in “hilye-i ilm ü edep kendisine mahsus bir şiar-ı mesadet-medar” olan zattan olduğunu beyan ile neşrettiği mektuplar o taraftan yazılırmış. Neyse zarar yok. Artık müsaadenle, söze hitam veriyorum. Eğer benim kusuruma bakmaz da yine mektup yazarsan teşekkür ederim. Baki hezar iştiyak, hezar tahassür efendim, biraderim.

İstanbul 18 Teşrinievvel 1298 (30 Ekim 1882) Pazartesi gecesi Birader-i Acizin Ekrem

Makalenin bazı yerlerini kısaltma, tebdil veya bütün bütün tayyolunmuş görürsen ilcaat-ı mevkiye ve zamaniyeden bilerek elbette gücenmezsin değil mi?

Bir tahşiye daha

Londra Müzesi için istediğin kitapları göndermek benim de arzuma muvafıktır. Fakat bir mektup da yazmalı yani yazdırmalı. Binaenaleyh emrimi de bıraktım. Hazret-i üstad Kemal Bey sizden sonra bahse karışacakmış.

(12)

3

Nûr-ı aynım biraderim, Sezayi-i edîbim, efendim!

20 Kanunusani 1291 tarihli mektubunu alalı beş gün oluyor. Bu müddet içinde cevap yazamadığımdan dolayı gönlümde bir hiss-i elim olduğunu anlıyordum. Hele bugün vazife-i mukâbeleyi îfâya vakit buldum. Şükürler olsun! Ah, bilmezsin insan bazen en hasis en denî birtakım umûr u husûsât için hayatın -mesela gece yarısı gibi seher gibi ulvi ulvi tefekkürata latif latif hissiyata masruf olması lazım gelen en rûhânî en mukaddes zamanlarını da sarf u istihlâke veya daha doğrusu ihlâke mecbur oluyor ki ben de bir iki haftadır böyle bir mecburiyet-i müellime hâlinde bulundum da maşuka-i vicdanım olan edebiyat ile iştigale fırsatyab olamadım. Ve hatta seninle müsahabet en çok lezzet aldığım şeylerden iken onu da böyle günlerce tehir ettim. Bu lütufnamen benim resim gönderdiğim mektubun cevabıdır. Resm-i hakîrânem senin gibi fi kri âlem-i şemse gıpta-resân olmaya layık, namütenahi parlak kalbi rûhaniyet-i mehtâba reşk-endâz olmaya şâyân namütenahi saf ve tabnak olan bir edib-i hasîb ü nesîbin mazhar-ı iltifât u ağrâzı olmuş. Kendisi için ne şeref! Sahibi olan bu fakir için ne iftihar! Hiçbir şey olmadığım hâlde bir şey olmaya uğraştığımdan dolayı ebnâ-yı nev’imin birçoklarından görmekte olduğum tahkirleri, teşnileri bazen düşünür de ben ne kadar bedbaht bir adamım derim. Hâlbuki beni bir cihetle bedbaht gösteren bir maz-hariyetin diğer cihetle en ziyade bahtiyar insanlar sırasında bulundurduğunu tahattur edemem. Hakikat-i hâlde Kemal’in, Hamid’in, senin indimde en büyük mazhariyet-lerden olan münasebetiniz iktisabım ve o münasebetler içinde her birinizden daima taltifata nailiyetim elbette o benim bir şey olmaya uğraştığımın semeresi değil midir? İnsan olana göre benî nevi içinde pek nadir olarak nur-ı irfan ve tahâret-i vicdan ile tahayyüz ve temâyüz etmiş zevatın muhabbetine nailiyetten büyük, ondan şerefl i daha ne tasavvur olunabilir? Var olun, cümleniz var olun! Hamid’in Tercüman’da neşrolunan şiirleri için ne güzel ne mutabık bir vasıf bulmuşsun: “orijinalite poetik”. Filhakika öyledir. Ben bunun Türkçesini aradım aradım da bulamadım. Şiirleri beğenmişsin. Bunların içinde en ziyade beğendiğin de “Pek Severim” redifi nde olan manzume ol-duğunu anlıyorum. Bu ittihad-ı zevkten dolayı teşekkür ve tefahhur ederim. Hamid, şiirinin meziyetini ibtida inkâr ediyordu. Şimdi ikrar ediyor. Fakat o da senin dediğin gibi “Bizde kim anlayacak?” diyor. Neme lazım kim anlarsa anlasın kim anlamazsa anlamasın. Senin bir köyden avdet esnasında vagon içinde kurşun kalem ile yazdığın nazire de pek latif hele bunlardan:

Andırır hele zevalinde Âlemin hazin baharında Bir güzelin ihtisarında Dolaşan tebessüme cemalinde Ben hele sonbaharı pek severim

(13)

Fıkrası ne deyim bilmem işte tasvir ettiği hâl, yok yok teşhis ettiği mütehazzin cemal kadar güzel. Ah Sezai niçin şu evzanı merak etmezsin? O senin için bir saatlik iş. Bilirsin ki ben hilkaten mevzun olan bir sözü bizim efail ve tefaile muvafık olmadığı için şiiriyetten ıskata kail olacak kadar zahir-pesendlerden değilim. Bununla beraber hadd-i zatında ulvi olan bir şiir-i tabiînin yalnız vezinsizlik için düçar-ı tariz olmasına da razı olamam. İşte şiirin şu cüzi tebdilat ile hem mevzun hem de mukaffa oluyor:

Seherin bir garip hâlinde /yahut/ “İnfi lak-ı seher hilâlinde” Bir kızın hîn-i irtihalinde

Dolaşan handeyi cemâlinde Andırır halet-i zevalinde Ah ben sonbaharı pek severim

Vezin malum a (Fe’ilâtün mefâilün fe’ilün) takti‘i de şöyle: “dolaşan han” feilâtün, “deyi cema”, mefâiün, “linde” fe’ilün. Benim de bir nazirem var. Fakat henüz bitmedi. Sekiz fıkra söyleyebildim. Aynını leffederim. Hamid’in dava meselesi nasıl olacağı şimdilik meçhul. Bazı efkâra göre muhakeme kaybedilecek olursa artık Said’in edep-sizliğine hadd ü gayet tasavvur olunamayacağından davadan sarf-ı nazar daha hayırlı görünüyor. İstanbul’un hâli tahmin ettiğin gibi. Geceleri sakin bir zulmet, muzlim bir sükûnet içinde. Mezara benzetmek layık değil. Çünkü mezar hiç olmazsa mülhim-i ulviyat, nâşir-i ruhaniyattır. Bunun manzarasından gönüllere kasvet târî oluyor. Hele o bozacılarla mısır-buğdaycıların kulak tırmalayan feryatları sinirlere pek fena dokunuyor. Victor Hugo’nun vaad ettiğin resminden dolayı teşekkür ederim. Paul ile Virginie için celb edeceğimiz resim şimşirleri kullanılmış olursa ne beis var? Biraz fena çıkacakmış hiç mani değil. Daha vaktimiz var. Paris’e gidersen onu da ekleyiverirsin. Baki kemal-i iştiyak ile gözlerinden öperim efendim, biraderim.

4 Şubat 1298 (16 Şubat 1883) Cuma sabahı Birader-i Muhteremin M. Ekrem İstanbul

KAYNAKLAR

Abdülhak Hamid, “Golos’tan”, Tercüman-ı Hakikat, S. 1311, 18 Teşrinievvel 1298 / 30 Ekim 1882. Ali Sedad, “Varaka”, Tercüman-ı Hakikat, S. 1310, 16 Teşrinievvel 1298 / 28 Ekim 1882. Beyhan, Mehmet Ali, “Bir II. Abdülhamid Devri Aydının Profi li: Lastik Said Bey”, Osmanlı

Araştırmaları, S. 13, (Haziran 1993), ss. 167-205.

Çakır, Ömer, Türk Edebiyatında Mektup, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayım-lanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2005.

Elhac İbrahim, “Arz-ı Nedamete Cevap”, Tercüman-ı Hakikat, S. 1305, 6 Teşrinievvel 1298 / 18 Ekim 1882.

(14)

Kahya, Özge, Sultan Abdülmecid’in Kızı Mediha Sultan’ın Hayatı (1856-1928), Marmara Üniver-sitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2012. Kaplan, Mehmet v.d., Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi IV, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat

Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1997.

Kerman, Zeynep ve Enginün, İnci, Yeni Türk Edebiyatı Metinleri 3 / Nesir 1 (1860-1923), Dergâh Yayınları, İstanbul, 2011.

Kılıç, Hulusi, “Hacı İbrahim Efendi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C: 14, İstanbul, 1996. Mustafa Reşid, Bedayiu’l İnşa, Kısm-ı Evvel Cüz: 1, Matbaa-i A. K. Tozlıyan, İstanbul, 1886. Okay, Orhan, “Mektup”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C: 29, İstanbul, 2014.

Onan, Necmeddin Halil, Namık Kemal’in Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risalesi, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1950.

Özgül, Metin Kayahan, “Çıkın-Mektup Yahut Bir Maniniz Yoksa...” Hece, Mektup Özel Sayısı, S. 114-115-116, (Haziran-Temmuz-Ağustos 2006), ss. 7-20.

Recaizade Mahmud Ekrem, “Edirne Valisi Sadr-ı Esbak...”, Utarid, S. 2, (Ocak 1919), s. 21. , Talim-i Edebiyat, Mihran Matbaası, İstanbul, 1883.

, “Tashih-i İsnad”, S. 1311, 18 Teşrinievvel 1298 / 30 Ekim 1882.

, Talim-i Edebiyat, (Haz: Murat Kacıroğlu), Asitan Yayıncılık, Sivas, 2011. , Takdir-i Elhan, (Haz.: Hakan Sazyek v.d.) Umuttepe Yayınları, Kocaeli, 2014. Said, “Abdülhak Hamid Bey’e Cevap”, Tercüman-ı Hakikat, S. 1316, 22 Teşrinievvel 1298 /

3 Teşrinisani 1882.

, “Talim-i Edebiyat”, Vakit, S. 2483, 21 Eylül 1298 / 3 Teşrinievvel 1882.

Sami Paşazade Sezai, Bütün Eserleri 1, (Haz.: Zeynep Kerman), TDK Yayınları, Ankara, 2003. , “Çamlıca”, Hazine-i Evrak, S. 3, (Mayıs 1881), ss. 40-44.

, “Londra’dan Mektup” Tercüman-ı Hakikat, S. 1314, 21 Teşrinievvel 1298 / 2 Kasım 1882. , Şir, Mihran Matbaası, İstanbul, 1879.

Süleyman Nazif Mektuplar, Matbaa-i Amire, C: 1, İstanbul, 1918.

Tansel, Fevziye Abdullah, Namık Kemal’in Hususi Mektupları, TTK Yayınları, Ankara, 2013, C: 3, s. 169.

Tercüme –Mektup Özel Sayısı– (1964), S. 77-80, ss. 434-445. Türk Dili –Mektup Özel Sayısı– (1974), S. 274, ss. 144-146.

Semercioğlu, Umut “Osmanlıda İlk Çeviri Eleştirileri” Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, S. 28, (Aralık 2010), ss. 28-38.

Yetiş, Kâzım, “Talim-i Edebiyat”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C: 39, İstanbul, 2010.

, Talim-i Edebiyat’ın Retorik ve Edebiyat Nazariyatı Sahasına Getirdiği Yenilikler, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1996.

(15)
(16)
(17)
(18)
(19)
(20)
(21)
(22)

Referanslar

Benzer Belgeler

Yüksekkaldırım İstanbulun en eski bir yeri olduğu için onu öylece mu­ hafaza edelim. Fakat basamakları tamir etmek, onu zamana uydurmak

Türkeş’ Sema Bingöl ECER - Zeynep ÇETİNKAYA MHP Lideri Alpars­ lan Türkeş’in Yaşar Kemal’i “PKK’ya arka çıkmakla” suçlaması ka- moyunda yeni bir tartış­

Ama bu kuşağın İz­ lenimci görüşten etkilenerek bir tür akademik ve yerel niteliğe dönüşen ve geniş bir sanat­ çı kesiminin somut bir görünüşe, figüre bağ­ lı

• stanbul Radyosu sanatçısı Alaettin Aday'ın radyoda- ■ ki işine son verilm esi üzerine İstanbul Radyosu sa- * n a t ç ıla r ı kendi aralarında imza

Merkezden binlerce kilometre uzak vilâyetlere malik olan Osmanlı İmpara­ torluğu için demiryolları, bunlar üzerinde gerek hâkimiyeti temin ve gerek daimî

Ertesi gün toplu bir halde Beyoğlu Belediye bina­ sında İstanbul kumandanı Refet Paşa' ya mülâki olduktan sonra hep bir ara­ da Topkapı sarayına geçerek

Kalbin asli görevlerinden olan tefekkür ve teslim sonucu oluşan manevî arınmadan uzak kalan kimselerin sahip olduğu bu olgu, bir anlamda aklın işlevini yitirmesi sonucu ortaya

Bu çalışmada muteallakın sadece öne geçmesi durumu incelenmiş, mu- teallakın haberden sonra gelme durumu ise ele alınmamıştır.. Esas olan kullanım ise, habere