N E Ş R E D İ Y
Oí
R U Z
cümenini temsil eden Konya mebusu Yalvaçlı denmekle mâruf Ömer Vehbi Hoca «Saltanatsız hilâfet olam az!» âvazesiyle ortalığı çınlatıyor ve diğer sarıklı arkadaşlarını tereddüde düşü rerek reye iştiraklerine mâni olmak is tiyordu.
Tam bu esnada müzakereleri dinle mekte olan Gazi Paşanın sesi yükse lerek Vehbi Hoca'ya şu yolda cevap ve rd i:
__ Evet Hocaefendi, saltanatsız hi lâfet olamaz. Yalnız birkaç kafa kopa rılınca saltanatsız hilâfet de oluvere- cek.
Bunun üzerine işin vahametini kav- rıyan Ankara mebusu Beynamlı Musta fa Hoca hemen ortaya atılarak ve Veh bi Hoca'ya hitaben :
__ Niçin bu kadar ısrar eder durur sun bebirader, Cihârı Yârı Güzin Efendilerimiz saltanat mı sürdüler ? Onlar cemaatin ârâsiyle halifelik yap madılar mı ?
Diyince Vehbi Hoca'nın sesi kısıldı ğı gibi on beş üyeden müteşekkil ko misyonun on dördünün müspet reyle riyle hilâfetin saltanatsız olarak ipka sı kararlaştı ve mazbatası hemen umu mi heyete sevkedilerek burada dahi kahir ekseriyetle tasvip ve tasdik edil di. Sonra on beş kişiden mürekkep ve kur'a ile mentehap bir heyetin İstan bul'a gönderilip Halife Abdulmecit'e biat edilmesine karar verilerek kur'a 'çekilmeğe geçildi. İlk çekilen isimler arasında benim de ismim okundu ve bu suretle teşekkül eden heyet arka daşları ile birlikte İstanbul yolunu tut tuk. Yolculuğumuz da ayrı bir macera oldu.
Ankara istasyonunda hususi surette hazrılanmış — derme çatma — trenle hareket ettik ve Karaköy'e kadar gel dik. Buradan itibaren Vezirhan istas yonuna kadar olan şimendifer hattı düşman tarafından tahribedilmiş ve he nüz tamir edilmemiş olduğu için, aske rî kamyonlarla Bilecik'e hareket edildi. O zamanki Karaköy-Küplü yolu hem çok ârızalı, hem de çok bozuk olduğu yetişmiyormuş gibi bir de kor fırtınası başlamaz mı ? Yarı donmuş bir halde gelebildiğimiz Bileciğin Küplü köyünde biraz ısındıktan ve istirahatten sonra kamyonları terkederek yaylı arabalar la, eskiden kalma ve o güne kadar ter kedilmiş bir yoldan, bin bir müşkilâtla Vezirhan'a gelebildik ve burada hazır bulduğumuz trenle İstanbul istikameti ne hareket ettik.
Geceyi yolda ve trende geçirerek sabahleyin Gebze'ye vardık. Burası In giliz askerî işgalinde bulunduğundan bizi getiren trenden inerek sureti mah- susada çiçekler ve ağaç dallariyle süs lenmiş ve İstanbul'dan gönderilmiş hu susi trene geçtik ve derhal hareketle Haydarpaşa'ya geldik.
Bu kısım tren yolları halkla dolu ve halkın gözleri de yaşla dolu bulunu yordu. İstasyonda şehir mümessilleriy le karşılondık. İstanbul'a geçtik ve Sir keci otellerine misafir edildik. Fakat bu tarzı kabul hoşa gitmediği için otel şekline sokulan Meşihat binasına (ki bu buluşun nasıl meydana geldiğini hâ
lâ zihnen halletmiş değilim, galiba he yetimizin riyasetini yapmakta olan Bü yük Millet Meclisi Reis Vekillerinden Kırşehir mebusu Müfit Hoca'nın eseri telkini olacak ?) nakledildik. Ertesi gün toplu bir halde Beyoğlu Belediye bina sında İstanbul kumandanı Refet Paşa' ya mülâki olduktan sonra hep bir ara da Topkapı sarayına geçerek Bağdat kasrında bizi bekliyen Halife Abdülme- cit Efendi'nin huzuruna çıktık. Burada kısa bir müddet oturduktan ve iltifat gördükten sonra Kubbealtı veya Babı- hümayuna hep birlikte gelerek burada ve açık havada kurulu tahta Mecit Efendi geçti ve oturmadı.
Bu arada kapalı duran kapının ar kasından : «Padişahım mağrur olma, senden büyük Allah var» diye bağıran okağaların sesi duyuldu. Halbuki orta da ne Padişah, ne de Padişahlık vardı, öyle tahmin ediyorum ki Mecit Efendi' yi bitâhara yanlış yola sürükliyen bu ilk harekettir.
Merasimin başladığına işaret olmak üzere heyetimizin reisi Müfit Hoca iler ledi ve Haiife ile musafaha etti; onu takiben Refet P..,o ve arkasından biz- ler birer birer îlerliyerek tebrik maka mında el sıktık. Aramızdaki arkadaş lardan bazıları el öpmek suretiyle teb rikte bulundu. Bizlerden sonra, güzide bazı zevat da tebrikte bulundu. Müte akiben heyetimizle birlikte Hırkai Saa det dairesine gidilerek Emanâtı Mu- kaddesenin yerinde bulunup bulunma dığı kontrol ve ziyaret edildi.
Emanâtın bulunduğu müteaddit boh çaların açılmasına yalnız Halife ile Müfit Hoca ve Refet Paşa el sürdü. Bizler kapıdan seyrettik. Bundan son ra da kimimiz ailelerimizin yanına, di ğer kısım da Meşihat binasına gittik. Ertesi günü Fatih Camisi'nde kılınacak cuma namazına iştirak etmek üzere camide toplandık. Caminin hünkâr da iresinde Halifenin oğlu Ömer Faruk Efendi ve diğer şehzadelerle tanışıp hasbıhallerde bulunduktan sonra başta Halife olmak üzere caminin mimbere yakın bir yerinde ortaya serilen ipek bir örtü — ki büyük bir halı kadardı — üzerinde Halife, şehzadeler ve heyeti miz âzaları bir topluluk halinde na mazı kıldık.
Namaz bittikten sonra bazı dalka vuklar tarafından Halifeye karşı nahoş hareketler belirmesi üzerine zabıta müdahalede bulunarak büyümesini ön ledi. Bunu takiben Halife ile Refet Pa şa açık bir arabada oldukları halde Fatih'ten Dolmabahçe Sarayı'na avdet ettiler. Bizler de yerlerimize döndük. Bir, iki gün sonra Halife tarafından Dolmabahçe Sarayı'nda bir akşam ye meği ziyafeti verildi. Istablı Amirenin saraya mahsus arabaları ile geldiğimiz Dolmabahçe Sarayı'nın salonlarında Ve rilen mükellef ziyafetten sonra Halife ile saatlerce çok yakından müsahabe- lerde bulunduk ve geceyarısına yakın saraydan ayrıldık.
Bundan sonra arkadaşlar beş, on gün İstanbul'da kalmak istediler; ben ise henüz işgal altında bulunan şehir den âdeta kaçarak Ankara'ya döndüm.
S o n O s m a n lı p a d işa h ı Vahdettin tahta geçtiği za m a n böyle saltanat sürüyordu
M illetini ve m em leketini hiç tanım ıyan bu a d am d a im a k orkular içinde yaşadı.
V e nihayet gü n ü n b irin d e böyle, s a ra y ın arka k a p ıs ın d a n gizlice k açıp gitti..