Boğaziçi’nin
her iskelesi
bir köydü eskiden..
Bugün
bir uçtan bir uca
koskoca bir şehir
oldu o doğal
güzelliklerle dolu
Boğaziçi...
Arnavutköy vapur iskelesi (üstte) ve Akıntıburnu'nda yeni boğaz yolu (aşağıda)..
18
Boğaziçi kıyıları boyunca ser p ilm iş köylerin o mütevazi kah vehanelerinin yerlerini b irb irin den lüks restoranlar, iç k ili ga zinolar aldı. Her yönüyle, her
yanıyla turistik» hüviyete bü
ründü o güzeller güzeli Boğaz iç i...
Turizm , bugünün dünyasında
«Bacasız sanayi»; turizm , bu günün dünyasında en geçer ak çe. Turizm , bir devlet için en
önemli g e lir kaynağı. Bütün
bunlar inkâr kabul etmez ger çeklerin ta kendisi.
Ancak turizm demek, h içb ir za man doğal gü zellikleri ç irk in
leştirm ek, yok etmek demek
de ğildir. T urist, o doğal güzel lik le ri görmek, o sakin havayı yaşamak için gelir. T u ris tik te sis yapma uğruna o doğal
gü-İstanbul o la n c a dağdağası ile, sakin bir d iyar olan B o ğ aziçi’ni yuttu sanki..
BOĞAZ A NOSTALJİ BİLE
STRESS OLDU BUGÜN...
Yazı: Cem ATABEYOĞLU Fotoğraflar: Kerem ATABEYOĞLU HAYAT koşullarının günümüz
insanına g e tird iğ i iki önem li i l let var. B irisi, «stress», diğeri ise onun g e tird iğ i gerginliği g i derm e ihtiyacı içinde bu ille tin
henüz tanınm adığı günlere
«n ostalji»...
Günümüzün «stress» dolu ya şamı içinde «nostaljtanin öne mi öylesine artıyor ki; o da b ir ille t halini alıp ayrı «stress» lere yol açıyor.
Eskiden de insanları bindebir yoklayan b ir ge rg in lik vardı. O zaman bunun adı «ruhum s ık ıl dı» veya «hafakan bastı» id i. Vapura binip b ir Boğaz'a g it mek; doğanın eşsiz gü zellikleri
ve o tertem iz hava ile çevreyi saran derin sükûnet sıkılan ruh lara da, basan hafakanlara da bire bir ge lird i.
Gelin görün ki günümüzde şu stress denilen ille ti insanın ü
zerinden alıp götürecek b ir Bo ğaziçi de kalmadı ne çarel Züm rüt m isali koruluklar, yüz yıllara gölgesini serm iş ağaçlar büyük bir katliam a uğrayıp yok e d ild i. Yerlerine, çirkin beton
yığınları halinde binalar fış k ır
dı. Boğaz'ın kıyılarını nadide
taşlardan yapılm ış kolyeler g i bi saran yalılar ya yılla rın acı masız tahribatı, ya da hain el ler tarafından yıkılıp yakıldılar. Bu âfetlerden nasılsa kurtulab i lenler, o eski güzel kolyenin
kopuk taneleri gibi dağıldılar
âdeta.
Boğaziçi'nin her iskelesi bir
köydü eskiden. Vaniköy, Arna
vutköy, O rtaköy, Çengelköy,
Yeniköy, Boyacıköy bugün Bo ğaziçi'nin sadece isim leri «köy» olan köşeleri kaldılar. Bir uç tan bir uca, koskoca b ir şehir oldu tüm Boğaziçi artık. Şehir, olanca dağdağası ile bu sakin diyarı yuttu sanki.
Boğaziçi'nde y e ş ili bulamayan İstanbullular, denizin mavisi ile teselli buluyorlar.
ile b irlik te her b iri b ir tepsi kadar olan kalkanları da «terk-i derya» eyled ile r zahir.
Sarıyer ve çevresinin o b irb i rinden güzel sularının gürül gü rül aktığı çeşmeler de kurudu g itti. A nadolu'nun bilm em ne resinden p lastik şişeler içinde gelen sular iç iliy o r bugün Sarı yer'de.
Boğaz'ın koyları yaz aylarında doğal birer plâjd ı. Semt sakin leri buralarda denize grier, yü- zerlerdi. Gem ilerden akan ma zot artıklarından, denize dökü len çöplerden, lâğım lardan k ir içinde kaldı koylar. K ıyılar ken tin en işlek caddeleri oldu. ( l i ralardan denize nasıl g irile b ilir, sürat m otörlerin in caka yarışı yaptıkları sularda nasıl yüzüle- b ilir k i....
Bunlar, Göksu deresinde «A-
lem -i ab» eylenen, kıyılarda
saltanat kayıklarının dolaştığı;
yalıların kafesleri arkasından
m usiki fasıllarının yükseldiği; Ü sküdar'daki fe s li, kolalı
göm-Günümüzde artık çok azalmış olan eski Boğaziçi evleri'nden bazıları..
zellikler yok edilirse, tu ris t neyi görmeye ge lir ki?..
A rnavutköy'ün o pembe beyaz, m isk kokulu Osmanlı çileği de, Çengelköy'ün o kabukları so yulm adan kıtır k ıtır yenen u-
facık boylu badem salatalığı
da, A nadoluhisarı'nın sütlü süt lü mısırı da, Beykoz’ un dille re destan olm uş o ir i ir i cevizleri
de, B oğaziçi'nin türlü öze llik leri ve güzellikleri gibi yok o l dular sessizce. Onların hayat buldukları o bereketli topraklar da bugün apartm anlar, tu ris tik tesisler yükseliyor artık. Peki, ya Em irgân'ın o «tavşan kanı» çayı, K anlıca'nın o kaymak gibi yoğurdu, Beykoz’ un meşhur pa çasına ne oldu? O nlar da lez
zetlerini y itird ile r. Buna ne de m eli?
A rnavutköyün Akıntıburnunda,
deniz kenarındaki dem ir korku luklar üzerine dizilen dizi dizi o sapsarı İstakoz sepetleri bile tarihe karıştı. Denizde İstakoz kaldı mı ki, avlamak için de nizin dibine sepet salına?
Beykoz'un meşhur dalyanları
Arnavutköy’ün
o misk kokulu
Osmanlı Çileği gibi,
Çengelköy’ün ünlü
badem salatalığı,
Anadoluhisar’nın
sütlü mısın ve
Beykoz’un o iri iri
Cevizleri de
Boğaziçi’nin
diğer güzellikleri gibi
yok olup gittiler
sessizce...
le k li, eli bastonlu «Kâtipsin üzerine yanık türkülerin yakıld ı ğı devirlerdeki Boğaziçi'ne a it anılar, görüntüler değil. Daha dün denecek kadar kısa b ir sü re öncesinin; pikaplarda Zeki M üre n'in 4 5 'lik plâklarının ça- lındıığ yılla rd a ki B oğaziçi'nin g ü zellikleri ve öze llikle riydi.
O günlerde Boğaziçi'ne b ir u- zanmakla, sıkılan ruhlar ferah lar, basan hafakanlar yok olur du. Bugün ise akşam üzeri E- m inönü'nden kalkan b ir otobü se binip de Sarıyer'e kadra u- zanmak, başlı başına bîr stress vesilesi.
Bu öylesine lahmacun kokulu arabesk b ir stress ki, nostaljiye dalm ak dahi insana ayrı b ir stress v e riyo r...
19
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi