Bilgin Sananım aramdan...
Ö
lümanlamsızdır, onu anlamlı kılan ardından kalan yaşamdır” derler. Prof. Ragıp Sanca’nın ölümünü de sıradışı kılan, ona büyük bir anlam boyutu yükleyen işte bu ardında bıraktığı ve tümüyle “özerk üniversite” ile “yargının üstünlüğü”ne adanan yaşamıdır. Ancak bu yaşamın, kamuya ilişkin yıllarının başlangıcından sonuna kadar “talihli” bir çizgi izlemiş olduğu da söylenemez.Sarıca’nın Mekteb-i Sultani’den sonraki yüksek öğrenimine bakacak olursak görürüz ki Darülfünun’da başlamış ve 1933 reformuyla gerçekleştiren “üniversite”de tamamlanmış. Sonra Bilge Onar’ın yanında asistanlık, üniversiteye yasal
“muhtariyet” kazandıran 1946
kanunu, umutlan yeşerten 14 Mayıs 1950 siyasal devrimi ve sonunda savaşıma dönüşerek
1960 mayısına götüren bir süreç.
Anayasa ile en güçlü
güvencesine kavuşan “bilimsel ve yönetsel” anlamda “özerk” üniversitenin düşünsel ve yasal temellerinde Sanca’nın ne kadar büyük bir emeği ve harcı olduğu dost düşman herkesçe bilinir.
“Yargının üstünlüğü” de öyle. “Tek parti”, “ Milli Şef’ İkinci Dünya Savaşı arasında yaşanan bir gençlikten sonra
1946-1950 arası, 14 Mayıs demokrasi devriminin verdiği coşku, fakat daha sonra 28 Nisan olaylanna kadar götüren bunalımlı yıllar. Bunu izleyen ve 27 Mayıs’ı sıradan bir olay olmaktan çıkanp neredeyse “devrim”e dönüştüren bir
anayasanın İstanbul’da ve kurucu meclisteki
hazırlanmasında büyük katkı. Sonuç, “İdarenin her türlü işlem ve eyleminin denetimi”ni anayasal güvenceye
kavuşturan bir düzenin kurulduğunun samlması ile başlayan adeta bir “mutluluk sarhoşluğu” . Ama “özerk üniversite” konusunda yaşanan dramın hukuk devleti alanında da yinelenmesi. Değil “hükümet tasarrufları” , uyarma ve kınama cezalan gibi en sıradan işlemleri bile yargı denetimi bağışıklığı zırhına büründüren yasal düzenlemeler ve 1982 Anayasası.
Fransa’daki 1789 öncesi “ Ancien regime”den de geri bu “Yeni Düzen”de yargının üstünlüğüne vurulan darbeleri izlemenin bile mümkün olmadığı 1982’den93’ünilk ayma kadar süren ve 9 ocak sabahı noktalanan onurlu bir yaşam. İşte bilgin Sanca’nınki bu.
I
k
„ TT-S// 7-17.
Sonuç olarak Ragıp Sanca, özerk üniversite ve yargının üstünlüğü savşamının coşkusu içinde mutlu başlayan ve kederli biçimde sonuçlanan bir kamusal yaşamın başrol oyunculanndan biri oldu diyebilir miyiz? Kuşkusuz evet. Yalnız şurasını da hemen vurgulamamaz gerekir ki umutsuz değildi ve çaresizlik içinde ölmedi. Kendisinin özenle yetiştirdiği öğrencileri ve manevi mirasını bıraktığı, aralannda bu satırlann yazan da olan, İstanbul İdare Hukuku “Okulu”nun mensuplannın hiç yılmayacak çabalan ile hem “özerk üniversite” hem de “yargının üstünlüğü”ne dayalı hukuk devletinin yeniden
kurulacağına inancı vardı ve bunda yanılmıyordu. Bir gün mutlaka.
Prof.Dr. İlhan Özay
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi