D. Türkçede Çatı

2. Geçişlilik-Geçişsizlik

2.2. Sözlüksel Edilgen Çatı

“Yusuf ve Muazzez gibi iki insanın uzun zaman bu teessürlerden kendilerini kurtaramamaları beklenirdi.” (s.164)

Yusuf ve Muazze) kendilerini (Yusuf ve Muazzez’i) kurtaramaz Özne nesne yüklem

“Sabahları kalktığı zaman kendisine böyle kahvaltı hazırlayacak veya sadece kolunu mavi yorganın üzerine uzatıp uyuyacak bir kadın yerine, herhangi bir köy odasının isli, kalaslı tavanını görmek Yusuf’a bir an için pek acı geldi.

Sonra bu gibi düşünceleri kafasından uzaklaştırmanın lüzumunu kendine telkin ederek doğruldu ve giyindi.” (s.176)

Örnek cümlede verici, telkin et- eylemiyle kurgulanan yan cümlede dönüşlü çatı ulamını yansıtabilmek için söz diziminde kendi sözcüğünü işaretlemiştir. Zira cümlede eylemi gerçekleştiren öge (özne) ile eylemden ikinci derece etkilenen, ikincil nesnenin, aynı sözcükle (Yusuf) karşılanmaktadır. Söz konusu eylemin biçim birimsel yolla eylemde gösterilememesi nedeniyle sözlüksel yöntem devreye girmiştir. Bu durum, Türkçenin duygu ve düşünceleri ifade etme yollarını ve zenginliğini göstermektedir.

“O (Yusuf) bu gibi düşünceleri kafasından uzaklaştırmanın lüzumunu kendine telkin etti.”

Yusuf kendine (Yusuf’a) telkin etti.

özne nesne yüklem

Cümlede geçen “çakıl döşeli yol” ifadesinde edilgen çatı ulamının varlığı görülmektedir.

Zira döşe- eylemini gerçekleştiren özne cümleden belirsizdir. Söz konusu çatı ulamının en işlek kullanım alanlarından biri olan “Öznenin bilinmesine gerek görülmeyen genel söylemler” için böyle bir kullanımın makul ve yerinde olduğu söylenebilir (Üstünova, 2016: 37-43). Çakıl taşlarını yola döşeyen bir özne mutlaka vardır ancak bu bilgi alıcı için gereksizdir. Bu nedenle öznenin sistemden çıkarılması için edilgen çatıya başvurulmuştur.

çakıl döşeli yollar>çakıl döşenmiş yollar

Bu tarz yapılarda döşe- eylemine {-(l)I} ekinin getirildiği düşünülebilir. Ancak eylemden ad yapan böyle bir ek bulunmamaktadır. Bu ekin eylemden eylem yapan türetme eki olduğu bilindiğine göre ad yapan ekin {-(l)I} değil, {-I} eki olduğu söylenebilir.

Dolayısıyla eylemin {-l} ekli gövde yapısında olduğu, ardından eylemden ad yapan ek aldığı görülmektedir. Muharrem Ergin bu durumu söyle açıklar:

“…Buradaki ek bu şekilde sıfat eki olarak kabul edilirse o zaman daya (<

taya-ġ), döşe (< töşe-g), kapa (< qapa-ġ) isimlerine getirilmiş olduğu düşünülebilir. Fakat bu kelimelerin mânâsı isimden yapılmış ismi değil, fiilden yapılmış ismi andırmaktadır. Fiil kökü düz geniş vokalle bitmeyen misallerde ise ekin -lı, -li, lu, -lü olmayıp, -ı, -i, -u, -ü olduğu daha açıktır.

Onun için bütün bu çeşit isimlerin -l-'li fiil gövdelerinden -ı, -i, -u, -ü ile yapılmış kelimeler olduğundan şüphe etmemek lâzımdır. Bu isimlerin mânâları da fiil kökünden değil fiil gövdesinden yapıldıklarını göstermektedir. Bazı misallerde -l-‘li fiil gövdeleri kullanılmayabilir. Bu şekilleri diğer misallerin sürüklediği anlaşılmaktadır.” (2004: 255)

Ergin’in görüşlerine göre gövde durumundaki döşel- eylemine eylemden ad yapan ekin getirildiği söylenebilir. O halde döşe- eylemine gelen {-l} ekinin de edilgen çatı eki olduğu düşünülebilir. Öyle dahi olsa eylemin söz konusu çatı ulamıyla yansıtılma biçiminin günümüzde döşe-n- şeklinde olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla eski kullanım biçimini kaybeden bu eylemin kullanıma çıktığı bu şekliyle edilgen çatı ulamı yansıttığını söylemek mümkündür. Benzer bir durum “kurulu” sözcüğünde de görülmektedir. Bu durumu Ergin, “Fakat Eski Türkçede görülen qur-u-ġ-luġ «kurulu, kurulmuş» gibi misaller bu şekillerin menşeinin -ġ, -g isimden isim yapma eki ile -lıġ, -lig, -luġ, -lüg sıfat

eki olduğunu gösterecek mahiyettedir. Menşei böyle de olsa bunun sonradan unutulduğu ve yeni misallerin belirttiğimiz şekilde yapıldığı anlaşılmaktadır.” sözleriyle açıklar (2004: 255-256). Yukarıdaki örneğin (çakıl döşeli yollar) sıfat göreviyle söz diziminde yer alması bu görüşü destekler niteliktedir.

“Havalar soğuk olduğu için, kepenklerinin yarısı kapalı duran şu karşıki dükkânın önünde, biraz sonra dünyanın en büyük fenalığını yapacağı insanla beraber oturduğu yaz günlerini hatırladı.” (s.80)

Benzer bir durum bu örnekte de görülmektedir. Kapa- eylemi, sırasıyla {-l} ve {-I}

eklerini alarak söz diziminde zarf göreviyle yer almıştır. Ancak sözcüğün köküne ve cümle içerisindeki anlamsal işlevine dikkat edildiğinde edilgen çatı ulamı belirginleşmektedir. Zira yukarıdaki ifadeden “kepenkleri kapanmış duran dükkân”

çıkarımını yapmak mümkündür. Kapa- eylemini gerçekleştiren ögenin (özne) sistemde işaretlenmemesi bir önceki cümleyle aynı nedene, “öznenin bilinmesine gerek görülmeyen genel söylemler” ya da “en az çaba ilkesi” ile ilgili bir durumdur. Kepenkleri dükkân sahibinin kapadığı yine çıkarım yoluyla kolaylıkla anlaşılabilir. Ancak verici böyle bir “gereksiz” bilgiyi sistem dışına itmiştir.

Kepenklerinin yarısı kapalı duran şu karşıki dükkânın önü > Kepenklerinin yarısı kapanmış dükkânın önü

“Yeni Kaymakam gözlerini odanın duvarlarında gezdirdikten, kenarda dayalı duran birkaç büyük ve eski deftere şöyle baktıktan sonra: ‘Haydi bakalım, oturun yerlerinize!’ diyerek çıktı gitti.” (s.166)

Cümlede geçen “dayalı” sözcüğü kurgulanış ve anlamsal işlev açısından yukarıdaki örneklerle benzerdir. Eylem soylu sözcüğe getirilen {-l} ve {-I} ekleriyle adlaşmış ve çıkarım yoluyla edilgen çatı ulamını yansıtmıştır. Zira ifade, kenarda dayanmış/dayandırılmış duran birkaç büyük ve eski defter” biçiminde düşünüldüğünde söz konusu çatı ulamı belirginleşmektedir. Daya- eylemine konu olan öge cansız bir nesne olduğu için dışarıdan bir etkiyle gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Defteri kenara dayama işini yapan/eden bir öge (özne) mutlak surette bulunmakla birlikte verici tarafından söz diziminde kestirilmez kılınmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta böyle bir kurgunun/çıkarımın her zaman edilgen çatıyı yansıtmıyor oluşudur. Eğer daya- eyleminden etkilenen unsur (nesne) canlı bir varlık olsaydı söz konusu yapı dönüşlü çatı

ulamını da düşündürebilirdi. “Ağaca dayalı duran çocuk gelen geçeni izliyordu*38.”

cümlesi aynı çıkarımla, “Ağaca dayanan çocuk gelen geçeni izliyordu.” biçiminde kurgulandığında edilgen değil, dönüşlü çatı ulamını sunar. Dolayısıyla her “eylem+{-l}+{-I} kurgusuna sahip yapıların peşin hükümle edilgenlik anlattığını söylemek yanlış olacaktır. Zira bu yapılar edilgen çatı ulamını yansıtabileceği gibi farklı anlamsal işlevleri belirtmek için kullanıldığı durumlar da bulunmaktadır.

Kenarda dayalı duran birkaç büyük ve eski defter>Kenarda dayanmış duran birkaç büyük ve eski defter

“Atlar bağlı oldukları ağaçlara başlarını sürtüyorlardı; ayaklarının altındaki kuru çam iğneleri kırıldıkça çıtırdıyor ve aşağı doğru kayıyordu.” (s.129)

Atlar bağlı oldukları ağaçlara başlarını sürtüyorlardı> Atlar bağlandıkları ağaçlara başlarını sürtüyorlardı

Bu tarz yapılarda öznenin niteliği önemlidir. Zira bağla- eylemi canlı ve irade sahibi bir özne tarafından gerçekleştiğinde edilgen çatı ulamının dışında başka anlam ilgilerini yansıtabilir. Örnek cümlede öznenin (atlar) kendi kendine bağlanamaması -bilinen ya da bilinmeyen- bir öznenin varlığını zorunlu kılar. Ancak burada verici özneyi yüzey yapıya çıkarmaya gerek görmemiş, bilinmez kılmıştır. Dolayısıyla edilgen çatıdan yararlanarak özneyi sistem dışına itmiştir.

Belgede SABAHATTİN ALİ’NİN KUYUCAKLI YUSUF ADLI ROMANINDA BİÇİM BİRİMSEL, SÖZLÜKSEL VE SÖZ DİZİMSEL ÇATI (sayfa 77-80)