Muhammed Şeybânî’nin ve Ashâbının Hadislere Vukûfiyeti

Belgede Muhammed Şeybânî'nin muvatta'da mâlik'e yönelttiği tenkidler (sayfa 95-98)

2.2. KÛFE’DE EHL-İ REYİN ÖNCÜLERİ

2.2.13. Muhammed Şeybânî’nin ve Ashâbının Hadislere Vukûfiyeti

Bununla ilgili olarak, bir kimsenin içtihad derecesine ulaşması ve müçtehid olduğunun diğer âlimler tarafından kabul edilebilmesi için en başta kendisinde bulundurması gereken şart, o kimsenin hadisler üzerinde geniş bir şekilde vukûfiyetinin bulunmasıdır. Bu bütün imamların üzerinde ittifak ettikleri bir şarttır. Meselâ Ahmed, bu alanda müçtehid bir kimsedir. Aynı şekilde Mâlik, Şafiî ve – bazı kimselerin onun hakkında şüpheci ve itham edici yaklaşımlar sergilemiş olmalarına rağmen – Ebû Hanîfe de ümmetin icmâıyla mutlak müçtehitlerdendir.

Muhaddisin öncelikli şartı, hadisi şeyhlerinden ‘‘tahammül’’ yoluyla almasıdır. Sonra da bunu başkalarına rivâyet etmek sûretiyle aldıklarını ‘‘eda’’ etmiş olmasıdır.

1 İbn Kuteybe, Abdullah b. Müslim, Te’vilu Muhtelifi’l-Hadis, Beyrut, 1972, s. 51,52; Şehristânî,

Muhammed b. Abdilkerîm, el-Milel ve’n-Nihal, (tyk. Abdulemir Alî Mehnâ), Beyrut, 1990, 246; Bedrân,

79 Hadisleri çoğalınca, insanlar onun hadislerinin az veya çokluğuna delâlet eden rivâyetlerine ve rivâyetlere vukûfiyetine sahip olmuş olurlar. Lâkin bir kimsenin ‘‘semâ’’ yoluyla aldığı hadisleri rivâyet etmekle meşgul olmadığı durumda, bazı vesilelerle başkalarına nispeten daha az rivâyet etmiş olduğu, hadislerden yola çıkılarak onun tahammülünün ve semâının azlığına delâlet etmez. Niketim Hz. Ebûbekir ilk müslüman olan, Hz. Peygamber’le (s.a.v) en çok mesaisi bulunan ve sahâbînin şehadetiyle, Hz. Peygamber’in (s.a.v) en âlim sahâbîsidir. Buna rağmen eldeki tahammül ve semâ verilerinden yola çıkılacak olsa, Hz. Ebûbekir’den bize, onun sahabenin en âlimi olduğu şöyle dursun, diğer âlim ve râvî sahâbîlerden biri olduğuna işaret etmesi bile mümkün olmayacak derecede az rivâyeti intikal etmiştir.1 Aynı şeyi

tâbiî ve tebe-i tâbiî âlimleri için söylemek de mümkündür. Bizzat ehl-i hadisin öncüsü olarak kabul edilen Mâlik’in bile hadis rivâyetleri azdır. Hâlbuki öğrencisi Şâfiî onun hadiste şöhretini ‘‘iş hadise gelince, İmam Mâlik bu ilmin yıldızıdır. O bize kendi eliyle yüzbin hadis yazdığını nakletmiştir’’2 sözleriyle ifade etmiştir. ez-Zurkânî de, Muvattâ

şerhinin mukaddimesinde Mâlik’in yüzbin hadis rivâyet/tahammül ettiğini nakletmiştir.3İbn Hacer, Leys b. Sa’d’ın biyografisinde: ‘‘Şuayb b. Leys, Leys b. Sa’d’a

şöyle demiştir: ‘‘Biz senden kitaplarında hiç görmediğimiz birçok hadis işitiyoruz’’. Leys cevaben; ‘‘Tahammül ve semâ yoluyla ezberlediğim bütün hadislerim kitaplarımda olsaydı bu gemiye sığmazdı’’ dedi.4 Aynı durum Şâfiî için de geçerlidir. Onun kaleme

aldığı kitaplarındaki hadisler, hadis ilminde imam oluşuyla ve bu alandaki şöhretleriyle münâsip çoklukta değildir. İmam Mâlik ve Şâfiî’nin rivâyetlerinin az olmasının nedeni onların fıkha, içtihada, istinbat ve fıkhî kaidelerin tespitine, hadis rivâyetinden daha çok zaman ayırmış olmalarıdır. Yoksa bu durum kesinlikle onların hadislere vukûfiyetlerinin az olmasından kaynaklanmamıştır. Bilakis onlar çok hadis tahammül etmiş, fakat az rivâyet etmişlerdir.

Ebû Hanîfe ve talebesi Muhammed Şeybâbî için de aynı durumdan bahsedilebilir. O da çok hadis tahammülünde bulunmuş fakat az rivâyet etmiştir. Ebû Hanîfe’nin

1 Hz. Ebûbekir’in rivâyet ettiği hadislerinin sayısının 142 olduğu söylenmiştir. Belki de bunun birçok

nedeni olabilir, ancak onları ele almak apayrı bir mevzudur. Öteyandan bakıldığında Hz. Ömer, Hz.

Osman ve Hz. Ali’nin hadis rivâyetleri Hz. Ebûbekir’in rivâyet sayısından çok farklı değildir. Hz. Ömer’in 539, Hz. Osman’ın 146, Hz. Ali’nin 586 hadisi vardır. Nevevî, Ebû Zekeriyya, Tehzîbu’l-Esmâ, II. 181,II. 3, I. 321, I. 344.

2Kâdî İyaz, Tertîb, I, 121-124.

3 Zurkânî, Şerhu’z-Zurkânî, I, 7.

80 azımsanmayacak kadar çok hadis tahammülünde bulunduğuna açıkça işaret eden birçok rivâyet vardır. Bunlardan yalnızca bir kısmını nakletmekle yetinmek istiyoruz: Zebîdî (ö. 1205/1791), Ukûdu’l-Cevâhiri’l-Münîfe adlı eserinde şöyle rivâyet etmiştir: Yahya b. Nasr şöyle demiştir: ‘‘Ebû Hanîfe’nin yanına girdim. Evi kitaplarla dolu idi. Bunlarda ne var’’ dedim, ‘‘bunların hepsi tahammül yoluyla aldığım hadislerimdir, bunlardan ancak, pek azını rivâyet ettim’’ dedi.1 Aliyyü’l-Kârî de (ö. 1014/1605) el-

Cevâhiru’l-Müdiyye’ye mülhak edilerek basılmış olan Menâkıbında Muhammed b. Semâ’a’dan: ‘‘Ebû Hanîfe’nin eserlerinde yetmiş bin küsür hadis zikrettiğini ve ‘‘el- Âsâr’’ adlı eserini kırk bin hadisten seçerek meydana getirdiğini’’ zikretmiştir.2

Ebû Hanîfe ve Muhammed Şeybânî’nin ilmi sadece Kûfe şehrinin hadisleriyle münhasır değildir. Şeybânî’nin bildiği bütün hadisleri eserlerinde kaydetmediğini kabul etmek gerekmektedir. Birçok örneklerde de görüldüğü gibi o, bir eserinde zikretmediği veya sadece atıfta bulunduğu bir hadisi diğer bir kitabında rivâyet etmiş; gerekli gödükçe ve ihticac makamında bildiği hadislerden bazılarını seçerek eserlerine almıştır.3 Ebû Yûsuf da, Evzâi’ye karşı cevaplarında zaman zaman ilgili konuda bildiği

birçok hadis olduğunu ve kendine Hz. Peygamber’den birçok rivâyet ulaştığını söylemekte, bunlardan yalnızca bir kısmını zikrederken bazılarını da eserin hacmini büyütmemek için terk ettiğini bizzat tasrih etmektedir.4 Bütün bunlardan fukahânın

istidlal etttiği hadislere öncelik verdiği, bunun için de bildiği bütün rivâyetleri nakletmediği anlaşılmaktadır.5 Üstelik Ebû Hanîfe ve talebesi Muhammed Şeybânî,

Hicazlıların rivâyetlerine de tamamen muttali idi.6 Şeybânî hocası Mâlik’e gittiğinde

Hicazın rivâyetlerine muttali olurken, Ebû Hanîfe ise; Yezid b. Ömer b. Heyre’nin (ö. 132/750), istemediği halde onun zorla kadılık vazifesini ısrarla reddetmesi neticesinde Kûfe’den ayrılıp Mekke’ye yerleştiğinde muttali olmuştur. Onun Mekke’ye geliş tarihi h. 130 yılıdır. Halife Ebû Ca’fer el-Mansur h. 136 da başa geçinceye kadar Kûfe’ye

1 Zebîdî, Ukûdu’l-Cevâhiri’l-Münîfe s. 32.

2 Aliyyü’l-Kârî, el-Mulhak bi Cevâhiri’l-Müdiyye, II, 474.

3Mesela Şeybânî, Hücce, I, 222.

4 Ebû Yûsuf, er-Red, s. 31.

5 Zaten bu anlayışın bir sonucu olarak özellikle hicrî üçüncü asırda fukahânın istidlal ettiği hadisleri

biraraya getirmek gayesiyle sünen türü eserler meydana getirilmiştir.

6Burada Schacht’ın iddia ettiği gibi bir hadisin ikinci asırdaki bir musannifin eserinde bulunmaması, o

hadisin o dönemde mevcut olmadığı ve sonradan tâbiûn tarafından uydurulduğu anlamına gelmemektedir. (bk. Ensârî, “Hadis Araştırmasında Joseph Schacht’ın Metodunun Tenkidi”, s. 524).

81 dönmemiştir.1 Bu müddet, bir müctehidin hayatında ve Mekke gibi, her sene hacca

gelen âlimlerin ve muhaddislerin melcei olan ilmi bir muhit için, hiç de kısa sayılamaz. Buna, onun menâkıbiyla ilgili biyografi eserlerinde zikredildiğine göre, ellibeş defa haccettiği de ayrıca ilâve edilmelidir.2 Her seferinde Ebû Hanîfe, Medine, Mekke ve

diğer İslâm beldelerinden gelen âlimlerle biraraya geliyordu. Nitekim Sâlihî’nin Ukûdu'l-Cuman’da; onun şeyhleri arasında zikrettiği Mekke’li, Medîne’li ve diğer İslâm beldelerinden pekçok âlim muhaddis isimlerine rastlanır.

2.2.14. Muhammed Şeybânî ve Kûfeli Hocalarının Elimize Ulaşan Eserlerinin

Belgede Muhammed Şeybânî'nin muvatta'da mâlik'e yönelttiği tenkidler (sayfa 95-98)