Kalkınma Kuramında Yeni YaklaĢımlar

Belgede Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınma yönetimi politikası (sayfa 94-98)

4. KALKINMA, MODERNLEġME, KALKINMA

4.2. Kalkınma Kuramları

4.2.3. Kalkınma Kuramında Yeni YaklaĢımlar

Kalkınma olgusunu belirleyen etmenlerin çeĢitli oluĢu ve karĢılıklı bağımlı oluĢları kalkınma olgusunu tek bir kuram ile açıklamayı olanaksızlaĢtırmaktadır. Kalkınma yazınına yöneltilen eleĢtiriler 1980‟li yılların baĢından itibaren oldukça farklılık kazanmaya baĢlamıĢtır.

Son yıllarda kalkınma yazınında artan tartıĢmalarla birlikte yeni kalkınma yaklaĢımları ortaya çıkmıĢtır. Bu bölümde bunlardan Ġçsel (Endojen) Kalkınma YaklaĢımı, Sürdürülebilir Kalkınma YaklaĢımı ve Ġnsan Merkezli Kalkınma YaklaĢımı (Ġnsani Kalkınma) üzerinde durulmuĢtur.

4.2.3.1. Ġçsel (Endojen) Kalkınma YaklaĢımı

P.M.Romer, R.J.Barro, R.E.Lucas ve G.Mankiw tarafından geliĢtirilen içsel kalkınma kuramı kalkınmanın kaynakları bakımından yeni bir bakıĢ açısı getirmektedir. Bu yaklaĢım teknolojik ilerleme kadar onun belirleyicileri üzerinde de durmakta, eğitim, beĢeri sermaye, Ar-Ge, teknolojik geliĢme gibi içsel kalkınmanın aktörlerini geliĢtirmeye yönelik politikalara öncelik verilmesini savunmaktadır. Solow ile birlikte baĢlayan ve teknolojik ilerlemeyi basit bir zaman trendi olarak alan neo-klasik iktisadi kalkınma yaklaĢımının aksine içsel kalkınma kuramı teknik değiĢmenin içsel belirleyicileri üzerinde durmaktadır. Yani içsel kalkınma yaklaĢımı, neo-klasik iktisadi kalkınma yaklaĢımından farklı olarak ekonomik kalkınmayı, dıĢarıdan gelen güçlerin değil; ekonomik sistemin içsel güçlerinin bir sonucu olarak görmektedir (Romer‟den aktaran Öztürk, 2005: 135-136).

Ġçsel kalkınma yaklaĢımı, önceki kalkınma kuramları tarafından ya hiç dikkate alınmayan ya da dıĢsal sayılan bilgi, beĢeri sermaye ve teknolojik geliĢmenin tıpkı emek ve sermaye faktörleri gibi içselleĢtirildiği bir kalkınma yaklaĢımıdır. Ġçsel kalkınma kuramları irdelemenin odak noktasına teknolojik sorunları koymakta, teknolojik ilerlemenin yaparak öğrenme, dıĢsal ekonomiler, beĢeri sermaye birikimi gibi boyutları üzerinde durmaktadır. Bu yaklaĢımın savunucuları yakınsama kuramını (convergence theory) reddetmekte ıraksama kuramını (divergence theory) benimsemektedir. Bu yaklaĢımın en büyük eksikliği toplumların kurumsal

özelliklerine ve sosyal farklılıklarına hiçbir biçimde yer vermemesidir (Öztürk, 2005: 136).

4.2.3.2. Sürdürülebilir Kalkınma YaklaĢımı

Sürdürülebilir kalkınma, 1987 yılında Brundtland Komisyonu olarak bilinen Dünya Çevre ve GeliĢme Komisyonunun “Ortak Geleceğimiz” adlı raporunda ilk olarak tanınmıĢ ve raporda “bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuĢakların kendi ihtiyaçlarını karĢılama kabiliyetlerinden ödün vermeden karĢılamak” biçiminde tanımlanmıĢtır.

“Ortak Geleceğimiz”28

adlı rapor oldukça geniĢ yankılar uyandırmıĢtır. Ekonomik geliĢmeyle çevreyi koruma arasındaki bağdaĢmazlığın giderilmesi yolundaki düĢünsel çalıĢmaların bu çalıĢmayla birlikte olumlu bir evreye girdiği genellikle benimsenen bir görüĢtür. “Ortak Geleceğimiz” adlı rapor ile sürdürülebilir kalkınma konusu uluslararası düzlemde önemli bir gündem maddesi veya odağı olmuĢtur. Öyle ki BM, DB, OECD, AB, gibi uluslarası ve ulusüstü kuruluĢların belgelerinde yeni kalkınma paradigması olarak sürdürülebilir kalkınma yer almaktadır. Nitekim Dünya Bankası‟nın 1992 tarihli Kalkınma Raporu‟nda Brundtlant Raporunda tanımlanan sürdürülebilir kalkınma yaklaĢımı tümüyle benimsenmiĢtir (Yıkılmaz, 2003: 114-115).

1992 yılında toplanan Rio Zirvesi‟nde de birçok ülke sürdürülebilir kalkınma kavramına destek vermiĢtir. Rio Konferansında tartıĢmaya açılan konular “Gündem 21” olarak sunulmuĢtur. Gündem 21, 1990‟lı yıllardan baĢlayarak 2000‟li yıllar boyunca çevre ve ekonomiyi etkileyen tüm alanlarda hükümetlerin kalkınma örgütlerinin, BirleĢmiĢ Milletler kuruluĢlarının ve bağımsız kesimlerin yapması gereken etkinlikleri tanımlayan bir eylem planıdır. Gündem 21 kalkınmanın sosyal,

28

Bruntland Raporu olarak bilinen raporda sürdürülebilirlik noktasında Ģu çarpıcı ifadelere yer verilmektedir: “Biz gelecek kuşaklardan çevre sermayesini ödünç almaktayız ve bunu geri ödemek

gibi bir niyetimiz de, imkanımız da yok. O kuşaklar müsrifliğimiz yüzünden bize lanet okuyabilirler ama alacaklarını bizden asla tahsil edemezler. Bizim böyle davranmamızın sebebi, bu tutum yanımıza kar kaldığı içindir. Gelecek kuşaklar oy vermezler. Üzerimizde siyasi ve mali güçleri de yoktur. Kararlarımıza meydan da okuyamazlar” (WCED, 1987: 30)

ekonomik ve çevresel yönden nasıl sürdürülebilir olabileceği üzerine bir plandır (Yıkılmaz, 2003: 116; Khator, 1998: 1781)

4.2.3.3. Ġnsan Merkezli Kalkınma YaklaĢımı (Ġnsani Kalkınma)

Geleneksel kalkınma kuramları ülkeleri kiĢi baĢına düĢen gelir düzeyinden hareketle sınıflandırmaktadır. Zamanla karĢılaĢtırma için kullanılan seriler daha da zenginleĢtirilmiĢ geliĢmiĢ ve azgeliĢmiĢ ülkeleri birbirinden ayıran kiĢi baĢına düĢen gelirden sermaye donanımı, tasarruf, yatırım, piyasa büyüklüğü gibi birçok ölçüt kullanılmaya baĢlamıĢtır. Tüm bu ölçütler ekonomik meta merkezli bir anlayıĢı temsil etmektedir. Kalkınmayı ekonomik büyüme ile özdeĢleĢtiren bu yaklaĢımlara yönelik eleĢtiriler, ekonomik büyümenin yoksulluğu azaltmadığı ve ortaya çıkan çeĢitli toplumsal sorunlara çözüm getirmediği noktalarında yoğunlaĢıyordu. IMF ve Dünya Bankasının gözetiminde uygulanan yapısal uyum programlarının insani bedellerinin çok ağır olması, ekonomik kalkınma modellerinin sorgulanmasına yol açmıĢtır. ĠĢte bu ekonomik kalkınma anlayıĢlarına tepkilerin yoğun olduğu bir dönemde BirleĢmiĢ Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Ġnsani GeliĢme Raporunu yayınlamıĢtır. Ġlki 1990 yılında yayınlanmıĢtır (Gürses, 2009: 341). Ġnsan merkezli kalkınma yaklaĢımının temelinde ise sosyal, kültürel, siyasal yönleriyle insan bulunmaktadır.

Ġnsani Kalkınma kavramı temelde Nobel ödüllü Amartya Sen‟in29

, yapabilirlik yaklaĢımına dayanır. Kalkınma kavramını üretim ya da milli gelire bağlı olarak ele alan geleneksel kalkınma kuramlarının büyüme ile kalkınmayı birbirine karıĢtırdığını belirtmekte ve kalkınmayı insana iliĢkin bir dizi özellik dolayımında tanımlamaktadır. Kalkınmanın aslında güzel bir yaĢamla ilgilendiğini, bunun da insanların oluĢturduğu yaĢamı merkez alması gerektiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, kalkınma yazınının doğrudan ortalama yaĢam süresiyle, yani yaĢam standardı ile ilgilenmesi gerektiğini ileri sürmektedir (Öztürk, 2005: 138; Gürses, 2009: 341).

29

Bunun yanında kalkınma yalnızca teknolojik sorunlara da indirgenemez. Kalkınma kültürel bir kimlik, kendine güven, büyük ölçüde bağımsızlık, kendi yanıtlarını kendi arama eğilimi, temel ihtiyaçların karĢılanması, geleceğe açıklık ve toplumun üyelerinin daha insanca yaĢama Ģeklini, kendi gayreti ve kendi araçlarıyla sürdürebileceği bir sosyal ve zihinsel değiĢimi içermektedir (Öztürk, 2005: 139).

Ġnsan merkezli kalkınma kuramları kalkınmayı ölçme ya da analiz etme gibi pozitivist bir eğilim yerine kalkınmanın ne olduğundan daha çok ne olması gerektiği üzerinde yoğunlaĢmaktadır. Toplumların yaĢam kalitesinin iyileĢtirilmesini esas alan insan merkezli kalkınma, gelirin yanında insan mutluluğu ve yaĢam kalitesini, iyi bir eğitimi, insanın her alanda yaratıcılığını kullanmasına olanak sağlayan, demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı sağlıklı ve uzun bir yaĢamı içermektedir (Öztürk, 2005: 139).

Ġnsani Kalkınmanın bakıĢ açısı kalkınmayı, toplumda varolan tüm engel ve yoksunlukları-yoksulluk, okur-yazar olmamak, sağlıksız bir yaĢam sürmek, gelir kaynaklarına sahip olmamak gibi kaldıracak bir süreç olarak görmektedir.

Kalkınmanın temel amacı birey ve toplumun iyi olma halini yaratmak olarak kabul edildiğinde; kamu politikaları oluĢturma, değerlendirme ve uygulama süreçleri de bu temel ilke doğrultusunda yeniden yapılandırılmalıdır.

BM, 1990 yılından itibaren her yıl Ġnsani Kalkınma (GeliĢme) Raporları yayınlamaktadır. Ġnsani GeliĢme, bir ülkenin, insanlarının kapsamlı özgürlükler çerçevesinde, uzun ve sağlıklı yaĢamlar sürmesine olanak sağlayacak Ģekilde, geliĢmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla, Ġnsani GeliĢme, bireylerin önlerindeki fırsatların zenginleĢtirilmesi ve kapasitelerinin arttırılması yoluyla, hayatlarını değer verdikleri Ģekilde yaĢayabilmesine ve temel insan haklarını kullanabilmesine olanak sağlayan bir süreç olarak tanımlanıyor (BM Türkiye Ġnsani GeliĢme Raporu, 2008).

Yıllık olarak yayınlanan Ġnsani Kalkınma Raporları, her yıl farklı bir kalkınma konusunu irdelemektedir. Bunlar arasında, “demokrasi ve insan hakları,

göç ve insani kalkınma, kalkınma ve kültürel özgürlükler, kadın ve kalkınma, insani yoksulluk, insani güvenlik, insani kalkınmanın kavram ve ölçüm biçimleri”

eĢitsizlikler hâlihazırda izlenen kamu politika ve kalkınma modelinin baĢarısızlıklarına iĢaret etmektedir. Kamu harcamaları ve politika seçimlerinin insani kalkınma önceliklerine göre yapılarak, izleme ve değerlendirme yöntemlerinin geliĢtirilmesi gerekmektedir.

Serbest seçimler tek baĢına demokrasiyi oluĢturabilir mi? ġeffaflık ve hesap verebilirlik kamu politikaları, güç ve erkin kötü kullanımının analizi (yolsuzluk) ve politika müdahalelerinin gereği bağımsız adalet ve yargı sistemleri insani kalkınmanın politika oluĢturma yöntem ve analizi alanına katkısının örnekleridir.

Ġnsani kalkınma da devlete önemli bir rol yüklemektedir. Bu rol, temel yapabilirliklerin ve kalkınma fırsatlarına eĢit eriĢimini sağlamak, değiĢim için yeni ortakların katılımını sağlayıcı ortamı yaratmak, yoksul, engelli ve dezavantajlı grupların toplumla bütünleĢmesini ve yapabilirliklerini artırmak için kurumsal ve kolaylaĢtırıcı politika ve toplumsal ortamı geliĢtirmek biçiminde ifade edilmektedir.

Belgede Türkiye Cumhuriyeti'nin kalkınma yönetimi politikası (sayfa 94-98)