Gürültünün Özel Eğitim İhtiyacı Olan Çocuklar Üzerine Etkileri

Belgede Okuldaki gürültü kirliliği: Nedenleri, etkileri ve kontrol edilmesi (sayfa 53-57)

Çevresel koşulların öğrenme ve davranış bozukluğu olan çocuklar üzerine etkilerini inceleyen araştırmalar mevcuttur. Hiperaktif, zihinsel engelli ve öğrenme güçlüğü olan çocuklarda (a) dikkat gerektiren görevler gerçekleştirilirken veya (b) herhangi bir görev yapılması gerekmediğinde, düşük seviyede işitsel uyarımın genel olarak faydalı olduğu görülmektedir. Alışıldık görevler esnasında, yüksek sayıda işitsel uyarıcıya maruz kaldıklarında, normal IQ’ya sahip öğrenme güçlüğü olan çocuklar daha az aktivite sergilemişlerdir (Rugel, Cheatam & Mitchell, 1978). Benzer biçimde, müzik, insan sesi, sınıf sesleri görece anlamlı uyarıcılar, görev performansı sergilenmesi gerekmediği zaman,

33

zihinsel engelli, hiperaktif çocukların aktivitesini azaltabilir (Zentall & Shaw, 1980). Kontrol gruplarıyla kıyaslandığında, yeni, oyun tipi görevler esnasında hareketli müzik dinletildiğinde, hiperaktif çocukların görevden daha az koptukları ve sözel olarak daha az saldırgan fakat daha gürültülü ve yüksek enerji ile “beklenmedik” hareketler sergilemeye daha meyilli oldukları görülmüştür (Whalen vd., 1979).

Aynı şekilde, herhangi bir görevin yerine getirilmesi gerekmediği sırada yüksek yoğunluklu olmayan gürültü, zihinsel engelli ve normal grupların bazı aktivite çeşitlerinde artışa sebep olabilir (Levitt & Kaufman, 1965; Steinschneider, Lipton & Richmond, 1966). Yapılan aktivitenin sağa sola sallanmak gibi tekrar eden bir yapıda olduğu görülmektedir. Yani, işitsel yolla yaratılan uyarım sadece dikkatin odaklanmasına değil, görev yapılmadığı sırada, yüksek yoğunluklarda olduğunda, sürekli tekrarlayan davranışsal tepkilere yol açıyor gibi görünmektedir. Böylesi tepkiler, otistik çocuklarda normal uyarımlı ortamlarda görülmekte, bu da otistik çocukların bu çeşit uyarıcılara karşı fizyolojik olarak daha hassas oldukları fikrini güçlendirmektedir. Otistik çocukların kesintisiz sese tepki olarak, normal çocuklardan daha yüksek seviyede fizyolojik uyarılma gösterdikleri (Hermelin & O’connor, 1968) ve normal zekâya sahip otistik çocukların, ortalamadan düşük zekâya sahip otistik çocuklara göre gürültüye daha fazla hassasiyet gösterdikleri (Bartak & Rutter, 1976) yönündeki bulgular da varılan bu sonucu desteklemektedir. Otistik çocukların işitsel uyarımı azaltmak amacıyla sergiledikleri davranışlar, genelde uyarımın görmezden gelinmesi olarak yorumlanan pasif davranışsal tepki ve tıklama gibi tekrarlayan seslere yönelik aşırı seçici dikkat olarak sıralanabilir. Bu çeşit davranışsal belirtiler kulak tıkacı (Fassler & Bryant, 1971) veya sakinleştiriciler kullanılarak azaltılabilir (Campbell, Anderson, Small, Perry, Green & Caplan, 1982; Connell, 1966).

Aktif, fakat otistik olmayan, sıra dışı çocuklar için, basit görevler sırasında veya bir görev yokken düşük seviyede normal sınıf ortamına ait işitsel uyarım her ne kadar faydalı olsa da, karmaşık görev performansı açısından bu uyarımın genel olarak zararlı olduğu görülmektedir. Zentall ve Shaw (1980, s. 831), hiperaktif, öğrenme engelli, öğrenme güçlüğü bulunan, beyin hasarlı ve zihinsel engelli çocuklarda çeşitli tip ve seviyedeki işitsel uyarımın etkileri üzerine gerçekleştirdikleri bir incelemede, işitsel dilsel uyarımın (konuşma) dilsel olmayan uyarıma göre daha zor göz ardı ediliyor olabileceği sonucuna varmışlardır. Yüksek seviyede sınıf ortamı gürültüsünün (konuşma dâhil) etkilerine dair müteakip bir araştırmada, aksatıcı etkilerin görev zorluğuna bağlı olduğu da ortaya konmuştur (Zentall & Shaw, 1980). Hiperaktif çocukların yaparken daha çok zorlandıkları görevler esnasında, bu çocukların kontrol grubuna kıyasla, yüksek gürültülü ortamda düşük gürültülü ortamlara göre daha çok

34

performans eksikliği gösterdiği gözlemlenmiştir. Ancak, daha önce de bahsedildiği üzere, normal çocuklar da zor görevler gerçekleştirirken, gürültülü ortamlarda, sessiz ortamlara göre daha çok hata yapmaktadırlar.

35

3. GEREÇ VE YÖNTEM

Bu çalışma, nicel yöntemler ve nitel yöntemleri bir arada barındırdığı için çalışmanın veri toplama ve veri analizi süreçleri gibi tüm aşamalarında “Karma Yöntem Araştırmaları” kullanılmıştır. Karma yöntem araştırması; araştırma ekibinin, anlama ve doğrulamanın genişliği ve derinliğini sağlamak ve arttırmak amacıyla, nitel ve nicel araştırma yaklaşımların bileşenlerini (nitel ve nicel bakış açıları, veri toplama, analiz ve çıkarım tekniklerinin kullanımı) birleştirdikleri bir araştırma türüdür. Karma yöntemi, “görmenin birden fazla yolu” olarak tanımlamak, bu yöntemi sadece bir araştırma yöntemi olarak kullanmanın ötesinde geniş bir uygulama alanı ortaya çıkarmaktadır. Karma yöntemin temel öncülü, nitel ve nicel verilerin birlikte kullanımı olup, araştırma probleminin tek başına kullanılan herhangi bir yöntemden çok daha iyi bir şekilde anlaşılmasını sağlamaktır. (Creswell & Plano Clark, 2007, s. 5) Creswell ve Plano Clark’a göre karma yöntemde araştırma ekibi bazı prosedürleri yerine getirmek durumundadır. Bu araştırma projesinde; araştırma sorularına dayalı olarak hem nicel hem nitel veriler, ikna edici ve titiz bir şekilde toplanmış ve ve veri yapısının gerektirdiği biçimde analiz edilmiştir. İki farklı veri türü birbiri içine bağlamak kaydıyla harmanlanmış, problemin grift yapısı dolayısıyla veri türlerinden ikisine de öncelik verilmiş, bu prosedürleri bir çalışma programı içerisinde ve bu programın birden fazla aşamasında kullanılmış ve bu prosedürler felsefi dünya görüşleri ve kuramsal bakış açıları kapsamında çerçeve içine alınarak çalışma yürütme planını yönlendiren uygun araştırma deseni ile birleştirilmiştir. (2007, s.6)

Karma yöntem içerisinde başlıca 6 desenle karşılaşılmaktadır. Bunlardan 4 temel karma yöntem deseni; yakınsayan paralel desen, açımlayıcı sıralı desen, keşfedici sıralı desen ve iç içe karma desendir. Ayrıca, ana karma desenleri içeren bu listede, çoklu desen bileşenlerini bir araya getiren diğer iki tür olan Dönüştürücü desen ve Çok aşamalı desen de yer almaktadır. Karma yöntemde desen seçilirken; etkileşim, öncelik, zamanlama ve birleştirmeyi ortak bir paydada yansıtabilen deseni seçmek temeldir. Bu araştırma yürütülürken karma desen gerekçelerinden iki tipoloji esas alınmıştır. Bunlar Creswell & Clark’ın da (2015, s. 70) yer verdiği üçgenleme ve tamamlayıcılıktır. Üçgenleme, farlı yöntem sonuçlarının birbirine yakınsanmasını, birbirini doğrulamasını ve birbirleriyle uyuşmasını amaçlarken tamamlayıcılık, bir yöntem sonuçlarıyla diğer yöntem sonuçlarını ayrıntılandırma, genişletme ve açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın geniş kapsamında bakıldığında araştırma sorularının farklı veri toplama süreç ve yöntemlerini gerektirmesi nedeniyle bu iki yaklaşım benimsenmiş ve uygulanmaya çalışılmıştır.

36

Belgede Okuldaki gürültü kirliliği: Nedenleri, etkileri ve kontrol edilmesi (sayfa 53-57)