19. ve 20. Yüzyıllarda Türklerin neler düĢündüğü sorusunu ele almak için önce birtakım kavramlara bakmak gerekir. Bu dönemi incelediğimiz ana hat için “çağdaĢ Türk düĢüncesi” diyebiliriz. ÇağdaĢ kavramının iki ayrı anlamı bulunur. Ġlki; değer yüklü Ģekilde kullanımdır. Normatif içerikli – modern, modern insan, modern kıyafet gibi olandan çok olması gerekene atıf için kullanılır. Bir diğer anlamı ise “contemporary”

kelimesinden de anlayabileceğimiz aynı anda ve bir arada bulunan demektir. Bunu eĢ zamanlı Ģekilde birlikte olan diye de açıklayabiliriz. Kronolojik Ģekilde 19. yüzyıl ortasından 20. yüzyıl sonuna doğru olan bir dönemden söz ederken, hayatta olan düĢünürlerin olduğu da unutulmadan, bu dönem içerisinde yer alan düĢünürleri ve düĢüncelerini müzakere etme diye tanımlayabileceğimiz bir hal ortaya çıkar.

Aslında Türk derken kastettiğimiz; etnik köken vb. söz konusu değil. Esas olan Türkçe okuyan ve yazanlar. Osmanlı düĢüncesiyle kısmen bir ortaklık da bulunuyor. Bu topraklar da ortaya çıkmıĢ, kullanıldığı dilden bağımsız olarak da yine kabul görürler (Arapça veya diğer diller).

Ġnsan baĢta kendini bilemedikten sonra, toplum içerisinde de ne yaptığını, rolünü bilemez. Kendini bilen bir insan kendi toplumunda neler yapmasının lazım geldiğinin farkına varır. Asıl önemli olan husus da bilgiyi / ilmi yani aslında düĢünceyi nasıl kullanmak gerektiğidir. Yararlı diyebilmek için, toplumda öne çıkan birtakım sorunlara çözüm üretmeli, eksikleri kapatmalı, toplumun kendi içerisinde barındırdığı iĢleyiĢe, yaĢam biçimine müdahil olmadan ona yardımcı olabilmelidir. Bir toplumun içinde

6

yaĢamak, kiĢinin aslında o topluma karĢı bir sorumluluğu olduğu anlamına da gelir.

Hangi toplum olursa olsun, kendi içinde barındırdığı farklı faktörler vardır; ahlak, bilim, teknoloji, eğitim vb. Bu faktörlerin içeriklerine hâkim olabilmek için onları bilmek gerekiyorsa, onları bilebilmek içinde kiĢinin önce kendisini bilmesi gerekir. Kendini bilmeyen kiĢi, neyi nasıl bileceğini de bilemez. O halde bilmek, kiĢinin düĢünmesine de olanak sağlar.

“Evvela neyiz ve nelerimiz var? Bunu bilmenin ihtirasını duyalım. O zaman hatta mevcudiyetinden bile haberdar olmadığımız hazineler üzerine oturduğumuzu göreceğiz. O zaman birdenbire bugünün yoksulluğu içinde, kahramanları, hatıraları, efsaneleri, büyük mimari abideleri, nesillerin sükûn ve ruhaniyet ihtiyaçlarını tatmin etmiĢ aydınlık peyzajlarıyla bütün bir alem, Ģiiriyle, musikisiyle, küçük büyük diğer sanatlarıyla olgun ve tam zevkin, hâkim bir dünya görüĢünün, tamamiyle bize mahsus bir zaman tasarrufunun hüküm sürdüğü yekpâre bir âlem meydana çıkacaktır.”1

Türkler neyi nasıl hatırlarlar? KarĢı karĢıya kaldıkları sorunları nasıl çözmüĢler? Sahip olunan bilgi birikimi, ilimler karĢılaĢılan sorunların çözümlenmesi için kat edilen yolda büyük önem taĢır. ĠĢte bu da kendilik kavramını ele aldığımızda elde edebileceğimiz kültür ve toplum meselelerine bizi götürür. Müfredatların toplum içerisindeki yerini en güzel Ģekilde, kendi içlerinde oluĢturdukları bu değerli Ģeyler ile düĢünmek gerekir. O halde birbirinden farklı düzenlere sahip toplumların, bir diğerine katkıda bulunabildiği, bir toplumun içindeki aydınların kendi milleti için düĢüncelerini savunduğu durumların tarih içerisinde yer bulması durumu da ele alınmalıdır. Siyasi olaylar, toplumların geliĢmeleri, kültür, din ve dil gibi unsurlarında etkilediği bu düĢünce durumu yüzyıllar geçse dahi kendine yer edinmeyi baĢarır.

“Filhakika herhangi bir dilin edebi mahsüllerinin o dili kullanan cemaat için milli mahsuller olmasındaki tabiilik ve hatta zaruret düĢünülecek olursa, böyle bir suali ve meseleyi vazedebilmek için evvel

1 Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler. (Ġstanbul: Dergâh Yayınları,2018),93-94

7

edebiyatımızın bir marazına, bir nevi eksikliğine inanmıĢ olmanız lazım gelir.”2

Nasıl düĢüncenin oluĢumunda tarihi kenara bırakamıyorsak toplum için de bu geçerlidir.

YaĢadığımız topraklar, o topraklarda bizden önce yaĢanılanlar, sahip olduğumuz tarih olgusunun içerdikleri, fertlerin yaĢantıları, dini ve milli değerler, bunların hepsi düĢüncenin içerisinde yer alır. Bir konu hakkında kavramlar ortaya çıkarıp bir düĢünceyi meydana getiriyorsak, bunun arka planı göz ardı edilemez.

Türklerin ĠslamlaĢması, Orta Asya‟dan garba doğru, dört asırdan fazla süren parça parça bir akıĢla ve bütün Müslüman Orta Asya tarihini yazan büyük birleĢmeler, çoğu istikrarsız siyasi teĢeküllerle olur.3

Toplumun merkezinde olan dinin, aĢamaları sürdürerek teĢekkül eden bir medeniyette yerini farklı kültürlere sahip olan milletlerden alması da yine bir etken olmuĢtur.

Coğrafi olarak gerçekleĢtirilen taĢınmalar, yeni komĢular, bunlardan kazanılan edinimlerin de farklı sonuçları zuhur etmiĢtir. Kültür merkezlerinin değiĢimi, siyasetin bundan etkilenmesi ve fertlerin diğer kültürlere, inanıĢlarına ve siyasi anlayıĢlara sahip fertler ile münasebetlerine bakılarak da ele alınması gereken mühim noktalara mevcuttur. Tüm bunlar Türk düĢüncesi tarihinde özellikle Tanzimat‟a kadar muayyen bir halde diyebileceğimiz bir ikiliği doğurmuĢtur. Bunlar da iĢte bir dil ve üslup meselesini ortaya koyar.

Dilin bünyesine bu kadar yabancı bir aletin ona bu tarzda hâkim oluĢu, yavaĢ yavaĢ milli zevki benimsemesi veya kendi etrafında zamanla kökleĢecek ve tesir dairesini zamanla geniĢletecek bir zümre zevki ve dili yaratması, Ģiir tarihinin çok dikkate değer bir vakıasıdır.4

2 Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler. (Ġstanbul: Dergâh Yayınları,2018),90

3 Ahmet Hamdi Tanpınar, Haz., Abdullah Uçman, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi. (Ġstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2007),19

4 Ahmet Hamdi Tanpınar, Haz., Abdullah Uçman, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi. (Ġstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2007),20

8

Tanpınar ile düĢünce kavramını ele aldığımızda, Tanpınar‟ın edebi eser diye düĢündüğümüz her eserinde dile getirdiği Ģeylerin bir düĢünceyi de dile getirmek olduğunu bilmemiz gerekir. Eserlerini incelediğimiz vakit, dile gelen Ģeylerin aslında felsefi değerlere sahip olduğunu görebiliriz. Bütün felsefelere atıflar bulabileceğimiz gibi felsefi düĢünceyi önceleyen ve onda bulacağımız kaygı halini görmüĢ oluruz.

Kaygıyı dile getirebilmek için düĢünceyi sanata yormak da mümkündür.

Tanpınar‟ın eserlerini ne zaman yazdığı mühim bir sorudur. Dönemin, düĢüncenin oluĢumuna etkisi yadsınamaz. Bir cihetten irtibat kurabilmek adına, düĢüncenin kökenine inmek gerekir. Tanpınar‟ın düĢüncesine göre sanatı siyasete veya benzer bir güce bırakmaktansa, sanatın fikriyatın sunumu için kullanılması meselesi önemlidir.

Tanpınar‟ın kaleme aldığı Ģiirlerinden de yola çıktığımızda, varoluĢ kaygısındansa huzursuzluğu ele aldığı görülür. Bu duygu yüklü ele alıĢ biçimi, belki de durumdan yabancılaĢtığını ve içsel huzursuzluğunun önüne geçemediğini, bunu da eserlerine yansıttığını düĢündürür konumdadır.

Belgede T.C ĠSTANBUL 29 MAYIS ÜNĠVERSĠTESĠ EDEBĠYAT FAKÜLTESĠ FELSEFE BÖLÜMÜ. AHMET HAMDĠ TANPINAR DA TÜRK DÜġÜNCESĠ KAVRAMI (Lisans Bitirme Tezi) (sayfa 13-16)