Altunköprü Katliamı (26 Mart 1991)

Belgede Irak'taki Türkmenlerin sosyo-kültürel ve siyasi yapısının incelenmesi (sayfa 121-125)

4. IRAK TÜRKLERĐNĐN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI SORUNLAR

4.2. Asimilasyona Maruz Kalması

4.2.2. Irak Türklerinin Maruz Kaldığı Başlıca Katliamlar

4.2.2.7. Altunköprü Katliamı (26 Mart 1991)

Koalisyon güçlerinin müdahalesinden sonra Saddam’ın Kuveyt’i işgali sona ermiş, Saddam ordusunu Kuveyt’ten çekerek Müttefik Kuvvetlere teslim olmak zorunda kalmıştı. Ancak Irak’ın sıkıntıları savaşın sona ermesiyle bitmemişti. Çünkü BM tarafından ağır tazminat ödemek zorunda bırakılmış, uygulanan ambargo

nedeniyle de ülkedeki kriz son haddine ulaşmıştı. Aslında Saddam’ın hatalarının faturasını, yönetimden çok sivil halk ödemekteydi. Bu nedenle ülkenin çeşitli kesimlerinde ayaklanmalar olmuş; kuzeyde Kürtler, güneyde Şiiler olaylar çıkarmışlardı.210

Kerkük ve çevresinde çatışmalar devam ederken, burayı korumakla görevli olan askerler, Bağdat yönetiminden gelen emirle şehri terk etmişlerdi. Bundan yararlanan Kürtler, 18 Mart 1991 tarihinde Kerkük’e girerek öncelikle, Baas partisinin önde gelen üyelerini hedefleyen bir saldırıya başlamışlardı. 26 Mart’a kadar süren bu saldırılarda birçok partili öldürülmüş, evleri ve işyerleri yağmalanmıştı. Parti merkezini, nüfus ve tapu dairelerini basan Kürt peşmergeler, buralardaki arşivlere el koymuşlardı. Türkler ise, oldukça tedbirli davranıp, olayların gidişatını tahriklere kapılmadan izlemekle yetinmişlerdi.

Irak hükümetinin Kürtleri bastırması için yolladığı askeri güçler 26 Mart’ta önce Türklerin yaşadığı ilçelerden, Tuzhurmatu’ya daha sonra Tazehurmatu’ya ulaşarak buralarda birçok masum Türkü katlettiler. Irak hükümeti savaşta uğradığı hezimetin acısını Türklerden çıkarıyor gibiydi. Saddam’ın askerlerinin Kerkük’e doğru geldiğini duyan Kürtler şehri terk ettiler. Aynı gün Saddam’ın askeri güçleri Kerkük’ü top ateşine tutmuş, sivil halkı rasgele öldürmeye başlamıştır. Kentin varoşlarında yaşayan halk ise daha da çaresiz savunmasız durumda kalmıştır. Bağdat’tan gelen Cumhuriyet Muhafız Birlikleri’nin vahşeti Türkleri topraklarını terk edip, kuzeye doğru kaçmak zorunda bırakmıştır. Ordunun bir kısmı kentteki Türkleri katletmeyi sürdürürken; diğer kısmı ise, Altunköprü ve Erbil’e doğru kaçmaya çalışan Türkleri izlemiştir. Karadan ve zaman zaman helikopterlerin katılımıyla havadan da süren bu takip Türkleri oldukça zor bir durumda bırakmış; birçok masum insan bu yollarda can vermiştir.211

Irak Ordusu 28 Mart 1991’de Altunköprü’ye ulaştı. Bir Türk bucağı olan Altunköprü, Kerkük-Erbil karayolu ile demiryolunun üzerinde; Kerkük’ün 44 Km. kuzey batısında, Erbil’in ise 50 km uzağında bir kasabadır. Saddam’ın Cumhuriyet Muhafız Birlikleri buraya girer girmez, dışarıda gördükleri herkese ateş açıp evleri basmışlar ve adeta taş üstünde taş bırakmamışlardır. Rasgele evlerde buldukları erkekleri, çocuk, genç ve yaşlı demeden toplayıp götürmüşlerdir. Bu masum insanların

210

SAATÇĐ, Suphi, a.g.e., s.248-249,

211

çoğu Ramazan ayı olduğu için oruçtular ve oruçlarını bile açmamışlardır. Katledilen Türklerin yakınları ise bu katliamın haberini haftalar sonra alabilmişlerdir. Daha sonra, Altunköprü’ye yakın Dibis kazası civarında, Kayabaşı olarak anılan yerde açılmış bir çukurda üst üste yığılmış ve çürümüş cesetler bulunmuştu. Aileleri yakınlarının cesetlerini ancak giysilerinden teşhis edebilmişlerdir. Irak hükümeti bu katliama gerekçe olarak, ayaklanmalarını göstermiştir. Oysa öldürülen bu Türklerin arasında Kerkük’ten kaçarak Altunköprü’deki akrabalarının yanına sığınmış olanlar, 15–17 yaşlarındaki gençler ve 60 yaşını aşmış olan yaşlılar da bulunmuştur. 212

Irak rejimi, Türklere reva gördüğü bu zulüm yetmiyormuş gibi, olayı da üstlenmemiş ve maktulleri de asi olarak adlandırmıştı. Öldürülenlerin aileleri yetkili makamlara başvurduklarında ise ilginç bir teklifle karşılaşmışlardı. Yetkililer katledilen Türklerin ailelerine, yakınlarının Kürtler tarafından öldürüldüklerine dair yazılı yemin verdikleri takdirde, onları şehit sayabileceklerini söylemişlerdi. Ailelerse, gözleri önünde öldürüldüklerini bildikleri yakınlarını, Kürtler öldürdü diyerek yemin etmeyi kabul etmediler. Böylece bulunan cesetlerin tümü Altunköprü’nün Selahi semtinde bir yere ve bir arada asker nezaretinde defnedildi. Buraya Altunköprü Şehitliği adı verildi ve o günden beri rejim açısından bir insanlık ayıbı ve haksızlığın anıtı olarak orada durmaktadır.213

Yapılan saldırı ve soykırım sonrasında; binlerce Türk ve Kürt Türkiye ve Đran’a doğru kaçmaya başlamıştı. Soğuk ve yağmur altında dağları zorlukla aşan Türklerin 17 bin kadarı ile Halepçe katliamı ve Araplaştırma politikaları sonucunda Saddam’la ters düşen Kürtlerden de bir grup Türkiye sınırlarına ulaşabilmişti. Sınıra ulaşabilen sığınmacıların durumu tam bir insanlık dramı idi. Bunun üzerine; Türk hükümeti onları topraklarına kabul etti. Türkiye, bir yandan sınırlarındaki bu insanlara gıda ve sağlık hizmeti ulaştırmaya çalışıyor, diğer yandan BM Güvenlik Konseyi’ne çağrı yaparak, konunun görüşülmesi talebinde bulunuyordu. BM Güvenlik Konseyi toplanarak; 5 Nisan 1991 de tüm üye devletlerin ve tüm insani örgütlerin yardıma katkıda bulunması kararını aldı. Sınırdaki sığınmacıların sayıları 500.000’lere ulaşmıştı. Türk Hükümeti hava şartları, açlık, yorgunluk ve hastalık durumlarını göz

212

KÖPRÜLÜ, Sadun, ‘’Altunköprü Katliamı’’, Altunköprü Dergisi, yıl:3, sayı:12, Mart 2005, s.14,

önüne alarak, fiilen sınırlarını açmış ve yüz binlerce sığınmacı Hakkari ve Şırnak illerinin civarına yerleştirilmişti.

Sınırda yaşanan bu dram bir aydan fazla sürmüştü. Birçok ülkeden temsilciler, uluslararası kuruluş yetkilileri gözlem için Türkiye’ye gelmişlerdi. Ancak geçici yardımlar sorunu gidermek için yeterli değildi. Bu soruna köklü bir çözüm getirmek amacıyla Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal; Irak toprakları içinde bir Güvenlik Bölgesi oluşturulması ve bu sığınmacıların uluslararası güvence altında tutulacak bir bölgede barındırılmaları önerisinde bulundu. Turgut Özal’ın bu teklifi başta A.B.D. olmak üzere birçok devlet tarafından benimsenerek, Irak’ın kuzeyinden geçen 36’ncı paralel ile Türk sınırı arasında kalan alanda, söz konusu Güvenlik Bölgesi (Tampon Bölge) oluşturuldu. Daha sonra Mayıs ayından itibaren Türk sınırındaki yüz binlerce sığınmacı gerek Türkiye’nin gerekse diğer ülkelerin sağladıkları imkanlarla Güvenlik Bölgesine yerleştirildiler.214

Türklerin I. Körfez Savaşı ve sonrasında maruz kaldıkları baskı ve zulümler Türkiye’de yaşamakta olan Irak Türklerinin de büyük tepkisini çekmişti. Yer yer protesto gösterileri ve yürüyüşler yapılmaktaydı. Bir grup Iraklı Türk 5 Nisan 1991 tarihinde, Đstanbul’daki Irak Başkonsolosluğu önünde toplanarak; yapılan baskı ve zulmü protesto etmek istemişlerdi. Ancak konsolosluk binasından Irak Türklerinin üzerine otomatik silahlarla ateş edilmiş; bir Irak Türkü olay yerinde, bir diğeri de tedavi edilirken hayatlarını yitirmişlerdi. Olay Türk kamuoyunda büyük yankı bulmuştu. Türk güvenlik güçleri, Türk göstericilerin üzerine ateş edenleri teslim etmesi için, Irak Başkonsolosluğu’nu uyarmıştı. Ancak Iraklı yetkililer tarafından reddedilen bu istek üzerine, Konsolosluk binası ablukaya alınmış, giriş ve çıkışlar yasaklanmıştı. Abluka on beş gün sürmüştü ve Irak Başkonsolosluğu katilleri teslim etmeyi reddetmişti. Bunun üzerine Türk güvenlik güçleri yeni bir süre daha tanıyarak, bu sürenin bitiminde katiller teslim edilmezse binaya zorla girileceğini ihtar etmişlerdi. Nihayet 25 Nisan 1991 de Türkleri şehit eden Iraklı katil, silahıyla birlikte güvenlik güçlerine teslim edilmişti.215

Olayda şehit edilen, Necdet Esat BAKKALOĞLU ve Yılmaz Sait HACIOĞLU binlerce kişinin katıldığı bir cenaze töreniyle Topkapı Şehitliği’nde toprağa verildi.

214

KÜÇÜKKARAGÖZ, Đsmet, a.g.e., s. 109,

215

Cenazeler Fatih Camii’nden defnedilecekleri yere doğru ilerlerken; sağanak yağmura rağmen yeni katılımlarla kalabalık artmaya devam ediyordu. Bu olay Irak Türklerinin yanı sıra Türkiye Türklerinin de büyük tepkisine neden olmuştu.

Belgede Irak'taki Türkmenlerin sosyo-kültürel ve siyasi yapısının incelenmesi (sayfa 121-125)