3.1. MUSTAFA ŞEKİP TUNÇ’UN HAYATI

3.1.1. Çocukluğu, Eğitimi ve Memuriyetleri

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

MUSTAFA ŞEKİP TUNÇ VE TERAKKİ FİKRİ

Türk Fikir Hayatının önemli isimlerinden biri olan Mustafa Şekip Tunç 1886’da İstanbul’da doğmuştur.321 Babası nüfus nazırı Yusuf Besim Bey’dir. Yusuf Besim Bey aslen Nevşehirlidir ve Hendeklioğlu ailesine mensuptur. Ancak Mustafa Şekip Tunç 1934’de aile ismi meselesi çıkınca bu ismi terk ederek Tunç soyadını almıştır. Annesi ise Bulgaristan göçmenlerinden olan Sabire Hanım’dır. Mustafa Şekip Tunç İlk tahsilini kısmen Halep’te kısmen de Manastır’da yapmıştır. Ortaokulu da Manastır’da okumuştur.

Bir müddet askeri bir okula da devam etmiştir. Lise tahsilini İstanbul’da bugünkü Vefa Lisesi’nde (o zamanki ismi Vefa İdadisi) yapmıştır.322 Buradan mezun olduktan sonra resme olan eğiliminden dolayı resim akademisine girmeyi arzulamış ancak babasının telkinleri ve o dönem resme olan ilginin azlığından dolayı Mülkiye Mektebi sınavlarına girmiştir. Bu sınavlarda Tunç, 240 kişi içinde yedinciliği kazanarak mülkiyeye girmiş ve mülkiyeyi 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından bir gün önce bitirmiştir. Tunç Mülkiye’deki öğrenimi hakkında şunları söylemektedir:

Yedincilikle girdiğim Mülkiye’den otuz yedincilikle çıktım. Çünkü bütün kuvvetimi Fransızcaya vermiştim. Bunun için de genç yaşta okunması lazım gelen Türkçe klasik eserleri vaktinde okuyamamıştım. Fransızcayı ben de babamın öğrendiği aynı kitaptan öğrendim. Hatta kitabın kenarına yazdığı yazılar bile olduğu gibi duruyordu. Bu metod ağır ve güç olmasına rağmen bulunduğum şartlarda aynı yoldan çalışmakta tereddüt etmedim ve filhakika çok zahmet çekmekle beraber muvaffak olmuştum.323

Tunç’un Mülkiye öğrenimi boyunca fikri gelişmesinde ve Fransızca dilini öğrenme çabasında babasının telkinleri ve etkisi olduğunu söylemek gerekmektedir. Mülkiye’den mezun olur olmaz Eylül 1908’de Kosova vilâyetine maiyyet memuru (kaymakam yardımcısı) olarak görevlendirilmiş, 1910 yılı Eylül ayına kadar bu görevde kalmıştır.

Bununla birlikte buradaki görevine ek olarak 1909 yılında kısa bir süreliğine Kosova’nın Palanga kazası kaymakamlığına da vekâlet etmiştir.324 Mustafa Şekip Tunç bu görevleri yürüttüğü süreç içerisinde memleketin temel meseleleri üzerinde düşünme imkânı yakalamış ve idealist kişiliğinin ortaya koyduğu şekliyle temel meselenin idari olmaktan ziyade “ideal bir dünyanın inşası açısından ‘eğitim meselesi’ olduğunu” düşünmüştür.325

321 Resmi evraklarda doğum yılı 1883 olarak geçse de, esasen bu yaşını büyütmüş olmasından kaynaklanmaktadır. (Yıldız, Mustafa Şekip Tunç ve Felsefi Görüşleri, s. 11).

322 Hayrani Altıntaş, Mustafa Şekip Tunç, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989, ss.1-3.

323 S. Türkmen, “Mustafa Şekip Hayatını Anlatıyor”, Prof. Mustafa Şekip Tunç Jübilesi (Jübile Yazıları, Araştırmalar, Resim Sergisi), İstanbul: Maarif Matbaası, 1944, s.14.

324 Altıntaş, Mustafa Şekip Tunç, ss.3-4.

325 Yakup Yıldız, Mustafa Şekip Tunç ve Felsefi Görüşleri, (Doktora Tezi), İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2010, ss.13.

Bu yüzden görevde kaldığı süre boyunca idari işlerden ziyade eğitim meselesiyle ilgilenmiştir. Öyle ki içindeki hocalık arzusuyla Üsküplü gençlerin kurduğu Şübhan-ı Vatan isimli kulüp çatısı altında kurulan özel bir okulda birinci sınıf öğrencilerine alfabe okutmayı kendine görev edinmiştir. Tunç bu konu hakkında şöyle söylemektedir: “İlk sınıftan başlayarak alfabe okutmayı büyük bir şevkle fahri olarak üzerime aldım. İlk hocalık tecrübem burada başlar”.326 Öte yandan 1910 yılında kısa bir süreliğine de olsa fahri okul müdürlüğü görevini de ifa etmiştir. Bu yüzden o dönemde “Hoca Kaymakam”

olarak anılır olmuştur.327

Eğitim ve öğretimle ilgili yeni usullerin uygulandığı bu okul Mustafa Şekip’in aynı zamanda ilk hocalık tecrübesini de ihtiva etmiştir. Bu hocalık tecrübesi “ona hocalık hayatı ile ilgili büyük ümitler vermesine rağmen bu alandaki eksikliklerini kısa sürede fark eden ve eğitimin ancak ‘insan ruhuna ilmi bir surette nüfuz etmekle’ mümkün olacağını anlayan Tunç, bu hususta esaslı bir tahsil görme ihtiyacı duymuş” ve Avrupa’da bu türden bir eğitim görme umuduyla memuriyet görevlerinden ayrılmaya karar vermiştir.328 Ancak Tunç İstanbul’a geldiğinde ailesi gitmesine izin vermemiş ve maddi imkânsızlıklar da baş gösterince eski görev yeri olan Üsküp’e geri dönmek zorunda kalmıştır. Ancak Üsküp’e geldikten bir müddet sonra kendisinin hiç haberi olmadığı halde vali tarafından o zamanlar yeni kaza olan Firzovik’e kaymakam olarak tayin edilmiş, fakat çok geçmeden içindeki hocalık yapma arzusu sebebiyle kaymakamlıktan 1910’da istifa ederek Üsküp’e dönmüş ve Üsküp’teki Muallim Mektebinde hocalığa başlamıştır. Bu görevi Balkanların OsmanlI’dan koptuğu tarih olan 1912’ye kadar devam etmiştir. Bu istifa ediş ve hocalığa dönüş hakkında şöyle demektedir:

Kaymakamlık teşkilatını dört ay zarfında kurduktan sonra mektepçilik arzularıma burada da mukavemet edemedim, idarecilikten ziyade mektep işleriyle uğraşmaya başladım. Bu halimi gören mutasarrıfım bana arkamdan ‘Hoca kaymakam’ diyordu. Artık idarecilikten ayrılmak, bütün hayatımı hocalığa bağlamak istiyordum. Bunun için Üsküp muallim mektebinde hocalık etmek üzere kaymakamlıktan telgrafla istifa ettim.

Firzovik’ten trene binip de Üsküp’e döndüğüm gün duyduğum sevinç ve ferahlığı ömrümde bir daha duymadım. Artık istemediğim bir meslekten kurtulmuş ve istediğim bir meslekte kalmak kararını kati olarak vermiştim.329

326 Türkmen, “Mustafa Şekip Hayatını Anlatıyor”, s. 14.

327 Altıntaş, Mustafa Şekip Tunç, s. 4; Türkmen, “Mustafa Şekip Hayatını Anlatıyor”, s. 10.

328 Yıldız, Mustafa Şekip Tunç ve Felsefi Görüşleri, s. 13.

329 Türkmen, “Mustafa Şekip Hayatını Anlatıyor”, s. 15.

Kaymakamlık onun için hocalığa bir vasıta olmuştur. Üsküp Muallim Mektebi’ndeki hocalığı Balkan Bozgununa kadar sürmüştür. Tunç buradaki hocalığı esnasında okulun müdürü Sabri Cemil Bey (1882-1957) ile birlikte muallimler için ayda bir olmak üzere “Yeni Mektep” (1911) adıyla bir meslek mecmuası çıkarmıştır. Tunç’un ilk yazıları, yani yazı hayatı ile ilk teması bu mecmua ile başlamıştır. Bu mecmuadaki yazılarının çoğu psikolojik pedagojik, yine aynı sahalarda tercümeler, lisan, çocuk şiirleri ve çocuk oyunları mevzularındadır.330

Tunç Rumeli’nin kaybedilmesinden sonra Anadolu’ya gelerek Balıkesir Lisesi’nde edebiyat hocalığı yapmıştır. Burada birkaç ay süren bir hocalıktan sonra da Milli Eğitim Bakanlığı’nın Avrupa’ya tedrisata göndermek istediği on beş hoca içinde yer alarak İsviçre’ye gönderilmiştir. Cenevre’deki Jean Jacques Rousseau Enstitüsü’nden diploma ve Cenevre Üniversitesi’nden de Psikoloji sertifikası alarak memlekete dönmüştür. Bu İhtisastan sonra Milli Eğitim Bakanlığı onu Çapa’daki (o zamanki adı Darülmuallimatı Aliyye olan) Öğretmen okuluna “terbiye ve ruhiyat” hocası olarak tayin edilmiştir. Bu hocalık esnasında Nafi Atuf Beyin (1890-1949) idaresinde çıkan “Terbiye” mecmuasında pedagoji ve psikolojiye ait neşrettiği yazılar Darülfünun’daki hocaların bilhassa Ziya Gökalp’in dikkatini çekmiştir. Nitekim Çapa Öğretmen Okulunda iki sene kadar hocalık yaptıktan sonra Mehmed Emin Erişirgil (1891-1965), İsmail Hakkı Baltacıoğlu (1886­

1978) ve Ziya Gökalp’in (1876-1924) Mustafa Şekip Tunç’un Üniversite’ye müderris muavini alınması için yaptıkları teklif kabul edilmiş ve Mustafa Şekip Tunç 1918-1919 ders yılında darülfünuna müderris muavini yani doçent olarak alınmıştır.331 Tunç’un gayesi de “ilmi bir müessesede çalışmak” olduğu için diğer bütün işlerini terk ederek Darülfünuna girmiştir.332 Tunç bu süreci şöyle anlatır:

Nafi Atuf Bey’in idaresinde çıkan Terbiye mecmuasında terbiye ve ruhiyata dair neşrettiğim yazılar bunlarla alakadar olan Darülfünun hocalarının ve bilhassa Ziya Gökalp’in dikkatini çekmiş, benden terbiye müderris muavinliği kabul etmeyi arzu edip etmediğimi sordurmuştu. Bu esnada aynı zamanda Maarif Nezareti orta tedrisat birinci şube müdürlüğünü yapıyordum. Umumi müdür müderris Baltacıoğlu İsmail Hakkı Beydi. Bu vazifeyi onun ve Maarif nazırının ısrarları üzerine kabul etmiştim. Esasen idealim ilmi bir müessesede çalışmaktı. Teklif vaki olunca diğer bütün işlerimi terk ettim. Edebiyat Fakültesi Meclisi, Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Beylerin kabulüm için yaptıkları teklifi tasvip etmişti.333

330 Yıldız, Mustafa Şekip Tunç ve Felsefi Görüşleri, s.24; Altıntaş, Mustafa Şekip Tunç, s.4.

331 Altıntaş, Mustafa Şekip Tunç, ss.5-6.

332 Yıldız, Mustafa Şekip Tunç ve Felsefi Görüşleri, s.16.

333 Türkmen, “Mustafa Şekip Hayatını Anlatıyor”, s.16.

Mustafa Şekip Tunç daha sonrasında 1918’de İstanbul Üniversitesi Terbiye Profesör muavinliğine, 1919’da bir derece terfi ettirilerek ruhiyat muallimliğine, 1924’te Umumi Ruhiyat Profesörlüğüne, 1934 üniversite ıslahatında da psikoloji ordinaryüs profesörlüğüne yükselmiştir. Üniversitedeki hocalığı sırasında 1949-1953 yılları arasında

“Muallimler Birliği”nin başkanlığını yapmış, yine bu tarihlerde “Felsefe terimleri Komisyonu” ismindeki dil komisyonunda çalışarak dilimize yeni felsefi terimler ilave etmiştir. 1937 senesi yazında Paris’te Descartes şerefine yapılan dokuzuncu Beynelmilel Felsefe Kongresi’nde Türkiye’yi temsil etmiş, kongreye “Türkiye ve Descartes” isimli bir tebliğ sunmuştur. Türk üniversite ve kültür hayatına yaptığı 25 yıllık hizmet ve çalışmadan ötürü, 1944'te kendisi için Eminönü Halkevinde bir jübile yapılmış ve bu jübile ile ilgili olarak bir kitap yayınlanmıştır.334

Mustafa Şekip Tunç 1953 senesinde 70 yaşını doldurduğundan emekliye ayrılmış ve 17 Ocak 1958’de kalp yetmezliğinden dolayı yattığı İstanbul Gureba Hastanesi’nde vefat etmiştir. Tunç, iki defa evlenmiştir. İlk hanımı Mediha Tunç’tan bir kızı (Sumru) ve bir oğlu (Şaman) oldu. Oğlu Şaman Teknik Üniversiteyi bitirdiği sene hastalanarak ölmüş ve bu ölüm hadisesi Tunç ailesinde büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Mustafa Şekip ve Mediha Hanım birbirlerinden çok memnun oldukları halde Mediha Hanım artık sadece ölen oğlu Şaman’ın hatırasıyla yaşamak ve başka hiçbir şeyle ilgilenmemek istediği için ayrılmışlardır. Bu ayrılıktan birkaç sene sonra Mustafa Şekip Tunç 1952’de fakültedeki talebelerinden ressam Rana Ergüz ile evlenmiştir.335

Belgede TÜRKİYE’NİN MODERNLEŞMESİ BAĞLAMINDA POZİTİVİST OLMAYAN İLERLEME DÜŞÜNCESİ: MUSTAFA ŞEKİP TUNÇ’TA TERAKKİ FİKRİ (sayfa 94-98)