ORSAM
ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİsayı
45
ORSAM
ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ziyaretinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki Yansımaları
Türkiye ve Irak: Egemenlik ve Çatışma
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Kerkük Ziyareti ve Ankara-
Bağdat-Erbil Üçgenindeki Yansımaları
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Kerkük Ziyareti ve Ankara-Bağdat-Erbil Üçgenindeki Yansımaları
ORTADOĞU STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ
Tarihçe
Türkiye’de eksikliği hissedilmeye başlayan Ortadoğu araştırmaları konusunda kamuoyunun ve dış politika çevrelerinin ihtiyaçlarına yanıt verebilmek amacıyla, 1 Ocak 2009 tarihinde Ortadoğu Stra- tejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) kurulmuştur. Kısa sürede yapılanan kurum, çalışmalarını Orta- doğu özelinde yoğunlaştırmıştır.
Ortadoğu’ya Bakış
Ortadoğu’nun iç içe geçmiş birçok sorunu barındırdığı bir gerçektir. Ancak, ne Ortadoğu ne de halk- ları, olumsuzluklarla özdeşleştirilmiş bir imaja mahkum edilmemelidir. Ortadoğu ülkeleri, halkların- dan aldıkları güçle ve iç dinamiklerini seferber ederek barışçıl bir kalkınma seferberliği başlatacak potansiyele sahiptir. Bölge halklarının bir arada yaşama iradesine, devletlerin egemenlik halklarına, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine saygı, gerek ülkeler arasında gerek ulusal ölçekte kalıcı barışın ve huzurun temin edilmesinin ön şartıdır. Ortadoğu’daki sorunların kavranmasında adil ve gerçekçi çözümler üzerinde durulması, uzlaşmacı inisiyatifleri cesaretlendirecektir Sözkonusu çerçevede, Tür- kiye, yakın çevresinde bölgesel istikrar ve refahın kök salması için yapıcı katkılarını sürdürmelidir.
Cepheleşen eksenlere dahil olmadan, taraflar arasında diyalogun tesisini kolaylaştırmaya devam et- mesi, tutarlı ve uzlaştırıcı politikalarıyla sağladığı uluslararası desteği en etkili biçimde değerlendire- bilmesi bölge devletlerinin ve halklarının ortak menfaatidir.
Bir Düşünce Kuruluşu Olarak ORSAM’ın Çalışmaları
ORSAM, Ortadoğu algılamasına uygun olarak, uluslararası politika konularının daha sağlıklı kav- ranması ve uygun pozisyonların alınabilmesi amacıyla, kamuoyunu ve karar alma mekanizmala- rına aydınlatıcı bilgiler sunar. Farklı hareket seçenekleri içeren fikirler üretir. Etkin çözüm önerileri oluşturabilmek için farklı disiplinlerden gelen, alanında yetkin araştırmacıların ve entelektüellerin nitelikli çalışmalarını teşvik eder. ORSAM; bölgesel gelişmeleri ve trendleri titizlikle irdeleyerek il- gililere ulaştırabilen güçlü bir yayım kapasitesine sahiptir. ORSAM, web sitesiyle, aylık Ortadoğu Analiz ve altı aylık Ortadoğu Etütleri dergileriyle, analizleriyle, raporlarıyla ve kitaplarıyla, ulusal ve uluslararası ölçekte Ortadoğu literatürünün gelişimini desteklemektedir. Bölge ülkelerinden dev- let adamlarının, bürokratların, akademisyenlerin, stratejistlerin, gazetecilerin, işadamlarının ve STK temsilcilerinin Türkiye’de konuk edilmesini kolaylaştırarak bilgi ve düşüncelerin gerek Türkiye gerek dünya kamuoyuyla paylaşılmasını sağlamaktadır.
* ORSAM, The Middle East Studies Association (MESA) üyesidir.
'ÕúLúOHUL%DNDQÕ$KPHW'DYXWR÷OX¶QXQ=L\DUHWLQLQ
,UDN.UW%|OJHVHO<|QHWLPL¶QGHNL<DQVÕPDODUÕ 5HSHUFXVVLRQVRI0LQLVWHURI)RUHLJQ$IIDLUV$KPHW
'DYXWR÷OX¶V9LVLWLQ.XUGLVWDQ5HJLRQRI,UDT
7DULKVHO3HUVSHNWLI,úÕ÷ÕQGD'ÕúLúOHUL%DNDQÕ$KPHW
'DYXWR÷OX¶QXQ.HUNN=L\DUHWLYH<DQVÕPDODUÕ 7KH.LUNXN9LVLWRI)RUHLJQ0LQLVWHU$KPHW
'DYXWR÷OX,QWKH/LJKWRI+LVWRULFDO3HUVSHFWLYH
DQG,WV5HÀHFWLRQV Bilgay DUMAN
7UNL\HYH,UDN(JHPHQOLNYHdDWÕúPD 7XUNH\DQG,UDT6RYHUHLJQW\DQG&RQÀLFW
'ÕúLúOHUL%DNDQÕ'DYXWR÷OX¶QXQ.HUNN=L\DUHWLYH$QNDUD%D÷GDW
(UELOhoJHQLQGHNL<DQVÕPDODUÕ
)RUHLJQ0LQLVWHU'DYXWR÷OX¶V9LVLWWR.LUNXNDQGWKH5HÀHFWLRQVLQ
$QNDUD%DJKGDG(UELO7ULDQJOH
ORSAM KONUK / Guest
Prof. Dr. Hammam Saaed: “Ikhwan Will Continue to Boycott Elections and Current System && &&
Until its Demands Get into Effect”
''./."0#1(&)&& & -
Dr. Reyyan: Thanks to UN the Jordanian Government is not interested in Camps and Daily . . &
yyyy
"'1.1) .
.
Ershad Salihi: “Turkmens couldn’t get their due and were treated unjustly in the post-2003 .. period.”
Hassan Turan: “As Turkmen, we want to ascribe a special status to Kirkuk. This is a- Constitutional right.”
11)
Nawaf al-Bashir : “Actually the Syrian revolution is an orphan revolution, it was not acted as in other revolution”
Unbearable Gravity of Middle East in Turkish Foreign Policy
!
Turkey-China Relations: Unilateral Love?
"# " $ %
Jewish Settlements:
A Postmodern Invasion
!
29"52392 – 230"$#$2392
&' (
)
"##$"$#"%&'$("
#%%)*
+,--
! " #
Delhi Policy Group – Regional Conference on “Peace & Stabilization in Afghanistan:
What Can Neighbors Contribute?”
19-22 July 2012 Delhi - Jaipur / India
./0)12
$ % &% $ '(
6DKLEL256$0DGÕQD+DVDQ.DQERODW
Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık Hasan Kanbolat
Doç. Dr. Hasan Ali Karasar Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmençç
ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ORSAM Başkanıyy
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümüş
ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Ahi Evran Üniversitesi U.İ.B. Başkanışş
Dr. İsmet Abdülmecid Irak Danıştayı Eski Başkanı
Prof. Dr. Hayati Aktaş ORSAM Trabzon Temsilcisi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ramazan Daurov Rusya Bilimler Akademisi Doğu Çalışmaları Enstitüsü, Direktör Yardımcısı
Prof. Dr. Vitaly Naumkin Rusya Bilimler Akademisi Doğu Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Dr. Abdullah Alshamri ORSAM Danışmanı, Ortadoğu - ORSAM Riyad Temsilcisi Hasan Alsancak BP & BTC Türkiye, Enerji Güvenligi Direktörü
Prof. Dr. Meliha Benli Altunışık ODTÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahat Andican Devlet Eski Bakanı, İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Dorayd A. Noori Irak’ın Ankara Büyükelçiliği Kültür Müsteşarı Yardımcısı Prof. Dr. Tayyar Arı Uludağ Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Arslan İ stanbul Üniversitesi, Tarih Bölümü
Büyükelçi Shaban Murati Arnavutluk Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü
Başar Ay Türkiye Tekstil Sanayii İşveren Sendikası Genel Sekreteri
Hediye Levent Gazeteci (Suriye)
Prof. Dr. Mustafa Aydın Kadir Has Üniversitesi Rektörü
Doç. Dr. Ersel Aydınlı Bilkent Üniversitesi Rektör Yardımcısı & Fulbright Genel Sekreteri Yaşar Yakış Büyükelçi, Dışişleri Eski Bakanı
Patrick Seale Ortadoğu ve Suriye Uzmanı
Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ODTÜ, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Aftab Kamal Pasha Hindistan Batı Asya Araştırmaları Merkezi Başkanı
Itır Bağdadi İzmir Ekonomi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler ve Avrupa Birliği Bölümü Prof. Dr. İdris Bal TBMM 24. Dönem Milletvekili
Yrd. Doç. Dr. Ersan Başar Karadeniz Teknik Üniversitesi, Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Sami Al Taqi Orient Research Center Başkanı
Kemal Beyatlı Irak Türkmen Basın Konseyi Başkanı Barbaros Binicioğlu Ortadoğu Danışmanı
Safarov Sayfullo Sadullaevich Tacikistan Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Birinci Polis Akademisi
Doç. Dr. Mustafa Budak Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hasan Canpolat İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı
E. Hava Orgeral Ergin Celasin 23. Hava Kuvvetleri Komutanı
Volkan Çakır ORSAM Danışmanı, Afrika
Doç. Dr. Mitat Çelikpala Kadir Has Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı
Çetiner Çetin Gazeteci (Orta Doğu)
Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya YÖK Başkanı
Dr. Didem Danış ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Galatasaray Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü Prof. Dr. Volkan Ediger İzmir Ekonomi Üniversitesi, Ekonomi Bölümü
Dr. Serdar Aziz ORSAM Danışma Kurulu Üyesi
Prof. Dr. Cezmi Eraslan Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı
Prof. Dr. Çağrı Erhan Ankara Üniversitesi, Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Ahi Evran Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Amer Hasan Fayyadh Bağdat Üniversitesi, Siyaset Bilimi Fakültesi Dekanı
Dr. Farhan Ahmad Nizami Oxford Üniversitesi İslami Çalışmalar Merkezi Yöneticisi Av. Aslıhan Erbaş Açıkel ORSAM Danışmanı, Enerji-Deniz Hukuku
Cevat Gök Irak El Fırat TV Türkiye Müdürü
Mete Göknel BOTAŞ Eski Genel Müdürü
Osman Göksel BTC ve NABUCCO Koordinatörü
Timur Göksel Beyrut Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi
(GLW|U'Ro'U7DUÕN2÷X]OX
(GLW|U<DUGÕPFÕVÕ1HEDKDW7DQUÕYHUGL2<DúDU
<|QHWLFL(GLW|U7DPHU.RSDUDQ
6RUXPOX<D]ÕøúOHUL0GU+DELE+UP]O
<|QHWLP0HUNH]L
2UWDGR÷X6WUDWHMLN$UDúWÕUPDODU0HUNH]L256$0
0LWKDW3DúD&DGGHVL1R.Õ]ÕOD\$QNDUD7HO)DNV
*UD¿N7DVDUÕP
.DUÕQFD$MDQV<D\ÕQFÕOÕN0DWEDDFÕOÕN
0HúUXWL\HW&DG.Õ]ÕOD\$QNDUD7HO
ZZZNDULQFD\D\LQODULQHWELOJL#NDULQFD\D\LQODULFRP
%DVNÕ$PHV0DWEDDFÕOÕN
*HUVDQ6DQD\L6LWHVL6RN1R(UJD]L$QNDUD7HO
)RWR÷UDÀDU$VVRFLDWHG3UHVV
%XGHUJLGH\HUDODQ\D]ÕODUGDNLGH÷HUOHQGLUPHOHUDNVLEHOLUWLOPH
GLNoH256$0¶ÕQNXUXPVDOJ|UúQ\DQVÕWPDPDNWDGÕU
Doç. Dr. Nilüfer Karacasulu Dokuz Eylül Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü İsmet Karalar Edremit Belediye Başkanı Danışmanı
Prof. Dr. M. Lütfullah Karaman Fatih Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı
Yrd. Doç. Dr. Şaban Kardaş TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Doç Dr. Elif Hatun Kılıçbeyli Çukurova Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı
Prof. Dr. Aleksandr Knyazev Rus-Slav Üniversitesi (Bişkek)
Prof. Dr. Erol Kurubaş Kırıkkale Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Talip Küçükcan Marmara Üniversitesi, Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Arslan Kaya KPMG Yeminli Mali Müşavir
Dr. Hicran Kazancı Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi İzzettin Kerküklü Kerkük Vakfı Başkanı
Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu Okan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Av. Tuncay Kılıç Edremit Belediye Başkanı
Dr. Max Georg Meier Hanns Seidel Vakfı Proje Müdürü (Bişkek) Prof. Dr. Mosa Aziz Al Mosawa Bağdat Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mahir Nakip Erciyes Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi
Doç. Dr. Tarık Oğuzlu ORSAM Danışmanı, Ortadoğu - Uluslararası Antalya Üniversitesi Prof. Dr. Çınar Özen Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Murat Özçelik Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı
Muhammed Nurettin Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı
Doç. Dr. Harun Öztürkler ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Afyon Kocatepe Üniversitesi
Dr. Bahadır Pehlivantürk TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Prof. Dr. Victor Panin Pyatigorsk Üniversitesi (Pyatigorsk, Rusya Federasyonu)
Doç. Dr. Fırat Purtaş Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü, TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Suphi Saatçi Kerkük Vakfı Genel Sekreteri
Dr. Yaşar Sarı ORSAM Dan., Avrasya - ORSAM Bişkek Temsilcisi, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniv. Ögretim Üyesi Ersan Sarıkaya Türkmeneli TV (Kerkük, Irak)
Dr. Bayram Sinkaya ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlşkiler Bölümü Doç. Dr. İbrahim Sirkeci Regent’s College (Londra, Birleşik Krallık)
Dr. Aleksandr Sotnichenko St. Petersburg Üniversitesi (Rusya Federasyonu)
Zaher Sultan Lübnan Türk Cemiyeti Başkanı
Dr. Irina Svistunova Rusya Strateji Araştırmaları Merkezi, Türkiye-Ortadoğu Araştırmaları Masası Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Şahin ORSAM Ortadoğu Danışmanı, Gazi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Prof. Dr. Türel Yılmaz Şahin Gazi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü
Mehmet Şüküroğlu Enerji Uzmanı
Doç. Dr. Oktay Tanrısever ODTÜ, Uluslararası İlişkiler Bölümü
Prof. Dr. Erol Taymaz ODTÜ, Kuzey Kıbrıs Kampusü Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sabri Tekir İzmir Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Dr. Gönül Tol Middle East Institute Türkiye Çalışmaları Direktörü
Doç. Dr. Özlem Tür ORSAM Ortadoğu Danışmanı, ODTÜ, Uluslararası İlişkiler Bölümü M. Ragıp Vural 2023 Dergisi Yayın Koordinatörü
Dr. Ermanno Visintainer Vox Populi Direktörü (Roma, İtalya)
Dr. Umut Uzer İstanbul Teknik Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri
Prof. Dr. Vatanyar Yagya St. Petersburg Şehir Parlamentosu Milletvekili, St. Petersburg Üniversitesi (Rusya Federasyonu) Dr. Süreyya Yiğit ORSAM Avrasya Danışmanı
ORSAM
Değerli Okurlar,
Ortadoğu Analiz’in Eylül sayısını “Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Kerkük ziyareti ve Ankara-Bağdat-Erbil üçge- nindeki yansımaları” kapak konusuyla çıkarıyoruz. Selen Tonkuş makalesinde IKBY’nin Suriye krizine ilişkin bek- lentileri, tepkileri, politikası ile Türkiye’nin Suriye politikasına bakışını incelemekte ve IKBY’nin iç ve dış siyasetin- de izlemesi muhtemel adımlara ve ikili ilişkilerin geleceğine ilişkin öngörülere odaklanmaktadır.
Bilgay Duman Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Kerkük ziyaretini başta tarihsel olmak üzere çok boyutlu olarak incelenmeye, Türkiye-Irak ilişkilerinin geleceğini ve Türkmen stratejilerini ortaya koymaya çalışmıştır.
Burak Bilgehan Özpek makalesinde egemenlik kavramının devletlerarası ilişkileri etkileyen bir değişken olarak kabul etmenin Türkiye ile Irak arasında 2003 sonrası yaşanan inişli çıkışlı ilişkileri açıklayabileceği ve gelecek için de öngörü sağlayabileceği kabulünden yola çıkarak Türkiye- Irak ilişkilerini mercek altına almaktadır.
Tarık Oğuzlu makalesinde Türkiye’nin dış politikasını ve “komşularla sıfır sorun” politikasını mercek altına alarak son gelişmeleri değerlendiriyor. Komşularla sıfır sorun odaklı dış politika anlayışının şu an içine girmiş olduğu gir- dap ve çıkmazın mesuliyetini Türkiye’nin politikalarında aramanın yanlış olacağını ve çıkmazın bölge ülkelerdeki rejimlerin çevrelerine hala reelpolitikanın öngördüğü aşırı şüpheci ve güçler dengesi prensibini önceleyen pence- reden bakmaya devam etmesinden kaynaklandığını öne sürmektedir.
Selçuk Çolakoğlu makalesinde Türkiye-Çin ilişkilerinin tarihsel geçmişini inceleyerek Türkiye’nin Çin’le ortak stratejik hedef geliştirip geliştiremeyeceği yeniden değerlendirilmesi ve yeni bir yol haritasının benimsenmesi ge- rektiğini savunuyor.
Ali Balcı makalesinde Filistin sorununun çözümü önündeki en büyük engel olarak işaret ettiği “yerleşimler” so- rununa eğilerek yerleşimlerin tarihi, İsrail’in yerleşimler konusunda geliştirdiği çeşitli politika ve uygulamaları, yerleşimlerin Filistinliler ve dünyanın geri kalanı tarafından nasıl algılandığını ortaya koymaya çalışıyor.
Harun Öztürkler makalesinde Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ve önemli bir enerji arz ülkesi olan Katar’ın ekonomi- sinin temel yapısal özelliklerinin neler olduğunu inceliyor.
Konferans Değerlendirmeleri Serisinin Beşincisinde Tuğba Evrim Maden Delhi ve Jaipur’da gerçekleştirilen
“Afganistan’da Barış ve İstikrar: Komşularının Katkısı” Bölgesel Konferansı”nda izlenimlerini bizlerle paylaşıyor.
Bu ay Orsam Konuk köşemizde beş röportaja yer veriyoruz. Abdulgani Bozkurt’un Ürdün İhvan-ı Müslimin genel başkanı Prof. Dr. Hemmam Said ile gerçekleştirdiği röportaj Arap Baharı’nın Ürdün’e olan etkilerine ışık tutuyor.
Abdulgani Bozkurt’un Ürdün Üniversitesi Şeriat Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Muhammed Rey- yan ile gerçekleştirdiği bir diğer röportajı ise Ürdün’de bulunan mülteci kamplarına ilişkin kapsamlı bilgi veriyor.
Ayrıca bu ay ORSAM Konuk köşemizde iki önemli Türkmen ismini ağırlıyoruz. Bilgay Duman’ın Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Kerkük Milletvekili Erşat Salihi ve Kerkük İl Meclisi Başkanı Hasan Turan ile gerçekleştir- diği röportajlar Kerkük başta olmak üzere Irak’ta yaşayan Türkmenlerin durumunu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun gerçekleştirdiği Kerkük ziyaretini ve Irak siyasetini konu alıyor.
Son olarak Oytun Orhan’ın Suriye’nin En Büyük Arap Aşiretlerinden Bakkara’nın Liderlerinden ve “Özgürlük ve İnşa Bloku”nun Lideri Navaf Beşir ile gerçekleştirdiği ve Suriye’deki gelişmeleri değerlendiren röportajı beğenile- rinize sunuyoruz.
Ekim sayımızda görüşmek üzere, Keyifli okumalar,
Hasan Kanbolat ORSAM Başkanı
Kapak Konusu
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Kerkük Ziyareti ve Ankara-Bağdat-
Erbil Üçgenindeki Yansımaları
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun
Ziyaretinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki Yansımaları
Repercussions of Minister of Foreign Affairs Ahmet Davutoğlu’s Visit in Kurdistan Region of Iraq
Selen TONKUŞ
Currently the economic and political relationship between Turkey and Kurdistan Region of Iraq (IKR) is in its best term. The interruption of the common stance adopted by the two sides regarding the Syrian crisis, which carries several risks for the both sides, by the unilateral moves of IKR President Massoud Barzani in July constituted the main agenda of Turkish Foreign Minister Davutoglu’s last trip to Erbil. The visit, that has left remarkable influence on the public and political debate in the IKR, has added new dimensions both to the bilateral relations and IKR’s internal and external politics. In this study these developments will be evaluated through the expectations, reactions and policy of the IKR concerning the Syrian crisis, as well as the outlook to Turkish foreign policy towards Syrian crisis. The study will be concluded by the predictions and policy recommendations regarding the possible steps that the IKR might take in its internal and external policy realm, as well as the future of Turkey-IKR relations.
B
Başbakaan Neçiirrvan Baarzani IKKBY’ninn 77. Hüküümeti kuurupp, güüvenoyuu almasıındaan soonra ilkk resmi zziyaaretinni Türkiyye’ye geerççekleştirmişti..
Giriş
Geçtiğimiz Ağustos ayının başında Dışişleri Ba- kanı Ahmet Davutoğlu Türkiye’den Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlere bir yenisini daha eklemiş- tir. Türkiye’den IKBY’ye ilk bakanlar düzeyinde ziyareti yine Ekim 2009’da Davutoğlu gerçekleş- tirmişti. O dönemden beri Haziran 2010’da Eko- nomi Bakanı Zafer Çağlayan, Eylül 2010’da İçiş- leri Bakanı Beşir Atalay, Mart 2011’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretlerinin yanı sıra IKBY’den de Türkiye’ye düzenlenen üst düzey ziyaretler ile devam eden ikili ilişkiler günümüz- de en gelişmiş dönemini yaşamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Erbil Başkonsolosluğu’na günde 350 vize başvurusu yapılmakta, iki taraf arasın- daki yıllık ticaret hacmi 15 milyar (9 milyar dolar kayıtlı) doları aşmaktadır. Başbakan Neçirvan Barzani IKBY’nin 7. Hükümeti kurup, güvenoyu almasından sonra ilk resmi ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirmiş, bunu takiben Türkiye-IKBY ara- sında enerji işbirliği şimdiye kadar geldiği nok- tadan daha öteye taşınarak IKBY’de çıkarılan ham petrol tankerlerle Türkiye’ye ihraç edilmeye ve Türkiye’de rafine edilen petrol ürünleri yeni- den IKBY’ye gönderilmeye başlanmıştır. Böyle- ce IKBY’nin tek yanlı olarak anlaşma imzalama hakkı olmadığını, petrol kaynaklarının ancak devlete ait boru hatları üzerinden ihraç edile- bileceğini savunan Bağdat’taki merkezi yöneti- min tepkisine rağmen Türkiye ilk defa IKBY’deki enerji meselelerine doğrudan taraf olması ikili ilişkilerin ulaştığı noktayı gözler önüne sermiştir.
Hem Türkiye hem de IKBY için çeşitli riskler taşıyan Suriye krizi konusunda takınılan ortak tavır ve işbirliği de bu tablonun bir parçasını olarak yansımıştır. Ancak geçtiğimiz temmuz
ayı içinde IKBY Başkanı Mesud Barzani’nin bu tablonun dışına çıkarak attığı tek taraflı adımlar Davutoğlu’nun ziyaretinin ana gündem madde- sini oluşturmuştur. Yankıları IKBY’de Ağustos ayı boyunca süren ziyaret hem ikili ilişkilere hem de IKBY iç ve dış siyasi dengelerine yeni boyutlar eklemiştir. Bunları değerlendirmeden önce Irak Kürtleri tarafından Suriye’deki halk ayaklan- masına verilen tepkilere, Esad sonrası Suriye’ye ilişkin beklentilere ve IKBY’nin bu çerçevede- ki Suriye’ye ilişkin tutumuna değinmek yerinde olacaktır.
IKBY’de Suriye Krizine İlişkin Beklentiler IKBY’de Esad sonrası Suriye’nin Alevi, Sünni ve Kürt bölgelerine bölünmesine kesin gözüyle ba- kılırken bu bölgelerin federal mi yoksa ayrılıkçı bir siyasi yapıyı mı benimseyecekleri konusu- nun kendi tercihleri olduğu düşünülmektedir.
IKBY’de yeni Suriye’nin üniter bir yapı olması istenmemektedir, kısacası Esad sonrası Suriye’ye ilişkin temel talep ve beklenti Irak’takine benzer bir yapının oluşmasıdır.
Bu noktada Türk analizciler tarafından sıklıkla dile getirilen Suriye’deki Kürt nüfusun Irak’ın ak- sine bütüncül bir coğrafyada değil, dağınık halde bulunması nedeniyle federal bölge kurulamaya- cağı varsayımı ise IKBY’de hesaba dahi katılma- maktadır. Bu durum ise bundan 20 yıl önce ken- di bölgeleri için de gerekli siyasi tecrübe, maddi kaynak ve askeri güç olmadığı gerekçesiyle kendi kendini yönetemeyeceğine ilişkin yapılan değer- lendirmelerin bugün aksinin ispatlanmasından ileri gelmektedir. Dolayısıyla IKBY olaya toprak temelli bakarak bir kez Şam yönetimi Kürtlere özel bir bölge verdiği takdirde, zor ve çatışmalı bir süreç de gerektirse zaman içinde gerekli şart-
ların ve desteklerin sağlanabileceğine inanmak- tadır. Suriye’de Irak’ta da olduğu gibi (örneğin Kürlerin Kerkük’te 2003 sonrasında nüfuslarını arttırmaları) tarihsel açıdan Kürtlere ait top- raklara uygulanmış Araplaştırma politikalarının tersine çevrilebileceği zikredilmektedir. Buna göre Kürt bölgesinde kalmak isteyen Araplar yaşamlarına devam edebilecektir. IKBY kurula- cak Kürt bölgesinin nasıl bir yapıya sahip olabi- leceği, nereleri kapsayabileceği, nüfusu ve kim tarafından nasıl yönetilebileceği konusundaki belirsizliklere şuana ait değil, Esad sonrasına ait değerlendirmeler olarak bakmakta ve Suriye Kürtlerini o döneme taşıyacak tek stratejinin de toprak temelli yaklaşım olduğuna inanmaktadır.
Bu anlayış Barzani’nin 12 Temmuz’da PKK’nın Suriye’deki siyasi kolu PYD ile Suriye Kürt Ulu- sal Konseyi arasında sağladığı, ‘Suriyeli Kürtlere bir bölge oluşturulması’ maddesini içeren ancak Türk medyasına yansımayan Erbil Anlaşması IKBY’nin bu yöndeki iradesinin somut gösterge- sidir.1
Suriye’nin kuzeyinde oluşacak bir Kürt bölge- si IKBY için gücünü ve etkisini pekiştirmesi ve konumunu Bağdat nezdinde güçlendirmesi için eşsiz bir fırsat, hatta gerekli bir şart olarak gö- rülmektedir. Zira oluşacak bu bölgenin IKBY’ye çok yönlü avantajlar sağlaması beklenmektedir.
Bu oluşuma paralel olarak bir Alevi bölgesinin de doğacağı da varsayılmakta ve Alevi bölgesinin de her anlamda IKBY için hem bir satış hem de bir çıkış yeri olarak işlev göreceği değerlendiril- mektedir. Buna göre faydalar arasında öncelikle hem siyasi hem ekonomik anlamda Batı’ya açıl- mak için ihtiyaç duydukları kapının Türkiye’nin tekelinden ve birçok malın ithal edildiği Çin ile olan ticaretlerinin geçiş yolunun Suriye olması nedeniyle ekonomilerinin Suriye’nin tekelinden çıkacak olması, dolayısıyla siyasi ve ekonomik anlamda daha çok bağımsızlık gelmektedir. Ör- neğin IKBY’de çıkarılan petrol Suriye’deki Kürt ve Alevi bölgeleri üzerinden Batı pazarlarına ulaştırılabilecektir. Kürt bölgesi oluşumu Alevi bölgesi ile desteklenmese dahi Suriye’deki pet- rol yataklarına sahip şehirlerin Kürt bölgesinde yer alacak olması ve yine aynı bölgenin tarımsal üretim açısından zenginliği düşünüldüğünde her halükarda IKBY’nin elini güçlendireceği hesap- lanmaktadır.
Bu denklemin diğer bir parçası da Esad sonrası Suriye’de İran’ın enerjisinin daha büyük bir kıs- mını Irak ve IKBY’de üzerinde harcayacağı ve Kürtlerin işbirliğine daha çok ihtiyaç duyacağı değerlendirmesidir. Ayrıca IKBY’ye göre İran’ın Suriye’de de pozisyonunu korumaya çalışacağı için Suriye’deki Kürtlerin Alevilerle işbirliği yap- masını isteyecek olması da olasıdır. Dolayısıyla IKBY Esad sonrası yeni dönemde hem özerk bir yapı elde etmiş Suriye Kürtlerinin hem de Irak Kürtlerinin daha fazla siyasi rol oynayabilecek- leri, İran’a karşı pazarlık güçlerinin artacağını hesaplamaktadır. Aksi halde, yani Suriye’nin üniter yapısının korunması ve Sünni çoğunlu- ğun iktidara gelmesi halinde kendi bölgelerinde hâlihazırda Arap dünyasındaki gelişmelere pa- ralel olarak etkisini artıran Siyasal İslam’ın yük- selmesine imkân verebilecek ve daha önemlisi Irak’ta Kürtlerin Sünniler ile yaşadığı ihtilafları- na ilişkin çıkarlarını da tehlikeye atması gibi pek çok anlamda IKBY’nin hem Irak içindeki hem bölge siyasetindeki manevra alanını sınırlaya- caktır. Dolayısıyla bu yönde iradesini açıkça or- taya koyan tek aktör Barzani gibi görülse de bir bütün olarak Irak Kürtleri, Türkiye ya da diğer herhangi bir dış aktörün ne dediğine bakmaksı- zın IKBY’nin Suriye Kürtlerinin kendilerine ait bir bölge oluşturmalarını desteklemesi gerektiği- ni savunmaktadır.
IKBY’nin Suriye’deki Ayaklanmaya Yönelik Tepkileri ve Politikası
IKBY’de yukarıda anlatılan algının ve bu yöndeki politikanın şekillenmesi belli bir zaman almış- tır. Suriye krizine ilk aşamasından beri IKBY’nin gündeminde bir iç politika meselesi kadar geniş yer verilmiş olsa da gerek yönetim gerekse halkın ilk tepkisi herhangi bir muhalif gruba destek ver- meksizin rejim değişikliği yanlısı bir duruş sergi- lemek olmuştur. Bunun nedeni Irak Kürtlerinin Suriye’de olanları kendi deneyimlerinden yola çıkarak okumaları, yani olaylar çıktığında sadece bir halk ayaklanması olarak görmüş olmalarıdır.
Bilindiği gibi Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesinin oluşumuna giden süreç de önce bir halk ayak- lanması olarak başlamış, daha sonra bugünkü iktidar partileri tarafından sahiplenilmiş ve siya- si bir mücadeleye dönüşmüştür. Benzer şekilde
Suriye’de de Kürt partileri ilk etapta karışık, kü- çük partiler olarak görülmüş ve kimin destekle- neceği konusunda net bir fikre sahip olunama- mıştır. Fakat yine kendi deneyimlerinden ötürü Irak Kürtlerinin çeşitli kanallarla Suriye Kürtleri- ne ilettiği mesaj“bizim örneğimizi takip etmeyin, iç savaşa girmeyin” yönünde mesaj vermekten geri kalmamıştır.
Suriye’deki ayaklanmanın ilerleyen aşamaları Su- riye’deki muhalefete ilişkin Irak Kürtlerince artık Kürt siyasetinde görülmek istenmeyen bir tablo çizmiş; geçtiğimiz Ocak ayına kadar sayıları 16’yı bulan partilerin giriştikleri rekabet sonucu temel meşguliyetlerinin sadece birbirlerini zayıflatmak olduğu gözlemlenmiştir. Bu esnada Suriye’de özerk bir Kürt bölgesi oluşturulması hedefine ilk sahip çıkan hareket olarak PYD Irak Kürtle- ri nezdinde öne çıkmıştır. Dolayısıyla bu durum Irak Kürtlerince PYD’nin diğer Kürt partilerine kıyasla daha aktif ve örgütlü çalıştığı, ne istediği- ni bildiği inancının yerleşmesine ve PYD’ye sem- pati duyulmasına neden olmuştur.
Bu bağlamda krizin başından beri IKBY medya- sına bakıldığında, PYD’yi bölgesel Kürt politikası çerçevesinde kendine rakip olarak gören KDP’ye ait basın organları dâhil, PYD’ye ilişkin olumsuz bir yargıya rastlanmamaktadır. KDP’nin ise özel- likle PYD ile çatışıyor imajı vermemeye çalıştığı dikkat çekmektedir. IKBY’de faaliyetlerini sür- düren Suriyeli Kürt partilerin PYD’ye yönelttiği eleştiriler, özellikle krizin ilk aşamasında oldukça gündemde olan PYD’nin Esad rejimi ile işbirli- ği yaptığı iddiası dahi kamuoyunda olumsuz bir görü yaratmamış, aksine konuya ilişkin görüş PYD’nin “kan dökmeden taktiksel bir anlaşma yoluyla kazanım elde etmesi” olarak takdir edil-
diği yönünde olmuştur. PYD’ye verilen desteğin bir nedeninin de IKBY iç politik dengeleri ile bağ- lantılı olduğu da belirtilmelidir; Şubat 2011’den bu yana demokratik taleplerinin karşılanmadığı gerekçesiyle KDP ve KYB’ye eleştirel bakan Irak Kürtlerinin çoğunluğu bu partiler ile ilişkili olan Kürt Ulusal Konseyi (KUK) içindeki Suriye Kürt partilerine de eleştirel yaklaşmaktadır.
Kamuoyunda Suriye krizi böyle tepkiler doğu- rurken, yönetimin verdiği tepki ise ilk aşamada Kürt muhalefete yönelik söylevsel bir destek ola- rak ortaya çıkmıştır.
IKBY’nin ilk etapta Suriye’deki olaylara müdahil olmak istemeyişinin altında KDP ve KYB’nin Su- riye’deki köklü ilişkileri yatmaktadır. Her iki par- ti de Şam’da kuruldukları 1975 yılından bu yana hem parti şubeleri hem de uzantıları niteliğinde- ki partiler vasıtasıyla Suriye’de belli bir etkinliğe sahip olmuşlar ve bu durum Esad rejimi tarafın- dan tolere edilmiştir. Esad rejimi ile Irak Kürtleri arasındaki bu bir nevi sessiz anlaşma nedeniyle Mesut Barzani ve Celal Talabani Suriye Kürtle- rine, olup bitenden uzak durmalarını salık ver- miştir. Ancak Ekim 2011’deki Suriyeli Kürt Lider Meşal Temmo suikastı, bir şekilde Kürtleri aktif olarak sahneye çekmeye başladıkça IKBY de du- ruşunu değiştirme gereğini hissetmiştir.
Burada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden kastın aslında IKBY Başkanı Mesud Barzani’nin liderli- ğini yaptığı KDP olduğu hatta Barzani’nin kişisel inisiyatifi olduğu belirtilmelidir. KDP Suriye’deki olayların başından beri durumu bölgedeki etki alanını genişletmek için fırsat görerek temkinli ve dolaylı olsa da sürekli şekilde Suriyeli Kürtlere
!
kendine yakın partiler arayıcılığıyla destek ver- miştir. Bu desteği daha açık, doğrudan ve aktif bir hale getirme kararının arkasında yatan en temel neden PYD’nin, KDP ve KYB’nin uzantı- sı olan düzen partilerine karşı olan, çoğunluk- la gençlerden oluşan Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK) katılmayı reddeden Suriye Kürt muhale- feti üzerindeki artan etkinliği olmuştur. Böylece Barzani bir taşla iki kuş vurmaya soyunarak hem Suriye Kürt ulusal hareketini şekillendirmek, hem de PYD’nin etkinliğini azaltarak Türkiye’nin gözündeki konumunu güçlendirmek amacıy- la Kürt muhalefete aktif destek vermeye, bunu takiben de Kürtlerin tüm muhalif gruplarla iş- birliği yapmasını sağlamaya çalışmaya niyet et- miştir. Bu destek Mesud Barzani’nin 28-29 Ocak 2012’de PYD dışında tüm Suriye Kürtlerini bir araya getirdiği ve SUK’u destekleyecek birleşmiş bir yapı oluşturmaya çalıştığı Erbil’de düzenle- nen Kürt Milli Kongresi’nde açıkça görülmüştür. rr
Bunu takip eden süreçte Türkiye ve Barzani Su- riye krizine ilişkin ortak bir tutum sergilemişler- dir. Nisan 2012’de Mesud Barzani Türkiye’yi zi- yaret etmiş, bir yandan Türkiye’ye topraklarında faaliyet gösteren PKK’yı çevreleme ve Suriyeli Kürtlerin taleplerini ılımlılaştırma, diğer yandan da Suriyeli soydaşlarına taleplerini destekleyece- ği yönünde teminat vermiştir. Bu süreçte IKBY Başkanı en azından kendine yakın Suriyeli Kürt grupları ılımlılaştırmak, Suriye Ulusal Konseyi ile Kürt Ulusal Konseyi’ni belli ölçüde yakınlaş- masını sağlamak konusunda yol kat etmişse de hem Suriye hem Irak’taki birçok Kürt’ün olası Esad sonrası hükümetlerin Kürtlerin hakları- nı ne ölçüde vereceği konusundaki şüpheleri- ni ortadan kaldıramamıştır. Dolayısıyla Suriye krizinde Esad, muhalefet tarafından daha fazla köşeye sıkıştırıldıkça IKBY’nin Suriye’ye ilişkin Türkiye’nin çizgisiyle paralel politikası da deği- şiklik göstermeye başlamıştır. Barzani’nin tavır değişikliğinin Esad Yönetimi’nin gideceğine ke-
18 Temmmmuz 20112’de Surriye Ulussal Güvennlik Binaasınna düüzenleneen bombaalı ssaldıırıyla Esaad’ın iç halkkasınddan kayııpların yayaşşandı.
sin gözüyle bakmaya başlaması dışında başka nedenleri de vardır. Barzani’nin kendisine yakın olan siyasi partilerin aslında PYD’ye kıyasla Su- riye içinde güçlerinin son derece zayıf kaldığına ilişkin farkındalığı bunlardan biridir. Barzani’nin ayırdına vardığı bir diğer gerçek ise Esad sonra- sı Suriye’de tıpkı Saddam sonrası Irak’ta olduğu gibi Kürtlerin dengeleyici unsur olarak fark- lı gruplar tarafından ihtiyaç duyulacak bir kilit aktör haline gelecek olması nedeniyle KUK ve PYD’nin birlik olması gerekliliğidir. Bu bağlamda Barzani’nin PYD ile uzlaşı kararı almasının altın- da yatan diğer bir faktör IKBY’de son yıllarda ge- çirilen siyasi dönüşüm neticesinde oluşan genel anlayışın bir ürünüdür. Irak Kürtleri son 20 yılda barış ve istikrar ile elde ettikleri kazanımların, 90 yıllık silahlı mücadele sırasında elde ettikle- rinden çok daha fazla olduğuna kanaat getirmiş- lerdir. Hatırlanacağı üzere bu anlayış Barzani’nin Kasım 2011’deki Türkiye ziyaretinde net şekilde ortaya konmuştur. Dolayısıyla Barzani yakala- nan bu tarihi fırsatı tarihte birçok kez yaptıkla- rı gibi milli idealleri konusunda dönüm noktası olabilecek anlarda kendi aralarında mücadeleye girişmek yerine en azından bir süre birlik ola- rak değerlendirmek gerektiğini düşünmektedir.
Bir diğer faktör olarak IKBY’deki siyasi partile- rin eleştirilerine rağmen halk tarafından PYD’ye duyulan sempatinin Barzani’nin hesapları ara- sında yer aldığı düşünülebilir. Bununla bağlantılı olarak Barzani’nin bu tek taraflı adımlarını krizi fırsata çevirip, tüm Kürtlerin temsilcisi olma yö- nündeki onlarca yıllık hayali yolunda attığı ger- çeği de sıralanan tüm faktörlerden belki de en önde gelenidir. Neticede Barzani’nin nihai hedef olarak Kuzey Irak’ın bağımsızlığı için çabaladığı bilinmekteyken, hem tüm Kürtlerin lideri olma hayalini hem de IKBY siyasetindeki varlığını teh-
likeye sokacağından Suriye’deki aynı türden bir mücadeleye engel olmasının beklenmesi gerçek- çi değildir. Bu nedenle Barzani Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi Kürt bölgesi kurulmasıyla sonlana- cak ve geri alınamayacak bir sürece girildiğini ve Türkiye’nin de bunu tıpkı Irak’ta olduğu gibi eninde sonunda kabul edeceğini düşünerek, PYD ile işbirliğine girdiği gözlemlenmektedir.
Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde aslın- da PYD ile uzlaşı hamlesini Barzani’nin saf de- ğiştirmesi olarak yorumlamak yerine KDP’nin PYD’yle mevcut işbirliğinin aslında uzun süredir yürütmekte olduğu uzun vadeli Suriye politikası çerçevesinde değerlendirmek daha doğru görün- mektedir.2
Tüm bu motivasyonlar sonucunda Mesud Bar- zani 12 Temmuz’da olayların başından beri iliş- kileri çatışma eksenli yürüyen PYD ve KUK’u Erbil Anlaşması ile bir paydada birleştirmiştir.
Suriye Ulusal Güvenlik Binasına düzenlenen bombalı saldırıyla Esad’ın iç halkasından ka- yıpların yaşandığı 18 Temmuz sonrasında Esad için sonun başlangıcı olarak nitelendirilen dö- neme girilmesi de Barzani’nin hesaplarını doğ- rulamıştır. 19 Temmuz’da başlayarak Koban ve bunu takiben Afrin, Malikiye, Derik, Cevadiye diğer bazı yerleşimler Kürtlerin (PYD’nin) eli- ne geçmiş, böylece Suriye içinde uzun vadede oluşturmak istenilen bir Suriye Kürt bölgesi- nin temelleri atılmıştır. Bu gelişmeleri takiben 22 Temmuz’da Barzani El Cezire’ye verdiği rö- portajında bölgesel yönetim sınırları içerisinde Suriye güvenlik güçlerinin geri çekilmesi duru- munda, “güvenlik boşluğunu” doldurmak amaçlı Suriyeli Kürtlere askeri eğitim verildiğini kabul etmiştir.3 Barzani’nin bu son hamlesi Türkiye
içindeki terör faaliyetlerini hızlandıran PKK’nın Türkiye’nin Suriye sınırında kendisine güvenli bölge yaratma girişimleri nedeniyle büyük endi- şe duyan Ankara’yı hayal kırıklığına uğratmış ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ziyaretinin arka planını oluşturmuştur.
IKBY’de Davutoğlu’nun Ziyaretine Verilen Tepkiler
Bu arka plan üzerine gerçekleştirilen ziyare- te IKBY’de medya, kamuoyu ve siyasi partiler- ce verilen tepkiler Davutoğlu’nun Türkiye’nin Suriye’ye ilişkin kırmızıçizgilerini sunan mesajı- na karşılık, Barzani’nin Kürtlerin kırmızıçizgile- rini ne derece verebildiğine, hem Türkiye’nin ve Barzani’nin Suriye politikasına hem de Türkiye ile IKBY arasındaki ilişkilere yönelik eleştiriler olarak ortaya çıkmıştır. Genel olarak KDP med- yası hariç IKBY medyası ziyareti olumlu yansıt- mamıştır. KDP medyasında da ziyaretin Türk Dışişleri Bakanı’nın Barzani’ye mesajını iletmek için Erbil’e kadar gelmiş olması boyutuna vurgu yapılarak Barzani’nin Suriye krizinde temel aktör olmasından ileri gelen bir gelişme olarak göste- rilmiştir.4
Davutoğlu tarafından sunulan, Türkiye’nin PKK’nın Suriye’de özerk bölge kurmasına izin vermeyeceği mesajı IKBY de tüm kesimlerce beklendik bir mesaj olarak değerlendirilmiştir.
Buna göre, Türkiye’nin Suriye’deki değişime yö- nelik hedefinin hızlı ve etkin bir rejim değişik- liği ile Müslüman Kardeşler yönetiminde yeni bir Suriye yaratılması olduğu, fakat bu yöndeki çabalarının sonuç vermediği ve Türkiye’nin Su- riye politikasının yenilgiyle sonuçlandığı düşü- nülmektedir. IKBY’deki yaygın düşünceye göre Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki gelişmele- re ilişkin tepkisinin beklendik ve hatta “tipik”
olarak yorumlanmasının nedeni 2003’te Iraklı Kürtlere karşı takındığı tutumun aynısının şim- di Suriyeli Kürtlere takındığı düşüncesinden ileri gelmektedir. Bu düşünceye göre Davutoğlu’nun ziyareti Türkiye ve IKBY arasında gelişen ilişkile- re ve karşılıklı etkileşime rağmen Kürtlerle ilgili her konuda “değişmeyen Türk hassasiyetleri”ni göstermiştir. Dahası Türkiye’nin politikası çif-ff
te standart olarak görülmekte, “PYD’ye karşı- yız ama Kürtlere değiliz” yaklaşımı ise bir siya- si manevra olarak yorumlanmaktadır. Sonuç olarak Irak Kürtleri Davutoğlu’nun mesajını bir zamanlar Irak’ın kuzeyi için asker tarafından ve- rilen “Irak’ın kuzeyinde bir Kürt bölgesini tolere edilemeyeceği” mesajı bu kez Suriye’nin kuzeyi için diplomatik kanallarla verilmesi olarak yo- rumlanmıştır. Dolayısıyla Irak Kürtleri Türkiye ve IKBY arasındaki ilişkilerin evrimine bakarak Türkiye’nin radikal olarak başladığı politikasını sonradan değiştirmek yerine baştan realist bir politika gütmesi gerektiğini düşünmektedirler.
IKBY’de zaten Türkiye’nin Suriye’de bir Kürt bölgesi oluşumuyla sonlanacak bu süreçteki ro- lüne ilişkin olarak herhangi bir engelleme ka- pasitesinin olmadığı varsayılmaktadır. Bu bağ- lamda IKBY’de Türkiye’nin Suriye politikasına ilişkin ortaya atılan öneriler; Türkiye’nin Kürtler de dâhil olmak üzere Suriye’deki muhalefet ke- simlerinin hepsine eşit mesafede durması, hatta Suriye Kürtleri ile doğrudan ilişkiler kurması, SUK ile koordinasyonlarını ve oluşacak yeni si- yasal sisteme sağlıklı şekilde entegre olmalarını sağlaması, Suriye’nin içişlerine müdahale etmek- ten ve IKBY’ye bu yönde, özellikle PYD’ye baskı yapılması yönünde bir talep yöneltmekten kaçın- masıdır. Özetle Iraklı Kürtler Kuzey Irak’a karşı uygulanan “kırmızıçizgi yanlışı”nın bir kez daha tekrarlanmaması gerektiğini, aksi halde bölgele- rini Irak›ın en istikrarlı ve modern coğrafyasına dönüştürmek için Türkiye’yle güvene dayalı ya- şamsal bir ortaklık bağı kurmak yolunda attıkları adımların boşa gitmesi ve en yüksek düzeyine ulaşan ilişkilerin bozulmasından endişe ettikle- rini ifade etmektedirler.
Ziyaret sonrasında Barzani’ye yöneltilen eleştiri- ler ise Barzani’nin Suriye’de Kürtlerin mücadele- sine, dolayısıyla Kürt milli hareketine Türkiye’nin uyarılarına boyun eğerek ihanet ettiği, bunun nedenininse her zaman önceliğinin kendi ailesi- nin iktidarını sağlamlaştırmak olduğu ve bunun için de Türkiye’nin desteğini kullandığı yönünde olmuştur. Türkiye’nin ise Barzani’yi IKBY’deki tek muhatap olarak görerek bu amaca hizmet et- tiği ve Barzani’yi kullanarak bölgede hâkim güç olma emelinde olduğu vurgulanmıştır. Aynı tar- tışma Türkiye’nin IKBY politikasını yalnızca bir
parti, hatta şahıs üzerinden yani KDP ve Barzani üzerinden yürütmekte olduğu, dolayısıyla ikili ilişkilerin temelinin sağlamlığının sorgulanması- nı da beraberinde getirmiştir.
IKBY muhalif medyası, örneğin önde gelen haf-ff talık Awena gazetesi KDP ve Türkiye ilişkile- rinin git gide daha kuvvetlendiği, Türkiye’nin amacının Erbil’in Bağdat ve Tahran ile arasını açmak istediği ve en nihayetinde Türkiye’nin Barzani’den PYD/PKK ile çatışmasını isteyeceği çünkü Türkiye’nin Suriye’deki hedeflerini ancak Barzani vasıtasıyla Suriye Kürtleri arasında ça- tışma çıkararak elde edebileceğini belirtmiştir.
Davutoğlu’nun ziyaretinin Türkiye-IKBY iliş- kileri açısından IKBY’de oldukça yankı uyan-
dıran başka bir boyutu da Kerkük ziyaretiyle ortaya çıkmıştır. Davutoğlu’nun Kerkük’e sürp- riz bir şekilde Erbil’den geçmesi hem Irak hem IKBY’de değişik şekillerde algılanmıştır. Maliki son dönemde yapılan petrol anlaşmalarını da ima ederek Türkiye’nin IKBY’ye bağımsız dev- let muamelesi yaptığını iddia etmiştir. Bu du- rum IKBY tarafından ise Bağdat Yönetimi’nden farklı yorumlanmıştır. Yalnızca KDP medyasın- da, örneğin Rudaw’da, olumlu yansıtılan ziyaret için “Kerkük’e giden yolun artık Bağdat değil, Erbil’den geçtiği, Erbil’in Türkiye için Bağdat’tan daha önemli olduğu, Türkiye’nin Erbil’in Suri- ye krizine ilişkin elinde bulundurduğu kartla- rı tanıdığı” şeklinde yorumlara yer verilmiştir.5 IKBY’nin Kerkük’ün Kürt bölgesinin parçası olduğu yönündeki tezini destekleyecek mahi-
IKBY mmuhalif mmedyassı tarafınddan Kerkkük zziyarreti Barzaani’nin KKürtt çıkaarlarına ters düşeen bir ziyyarete öönayak olmasıı neddeniyyle eleştiirilmesinne yyol aççmıştır.
yetteki bu yorumlar IKBY medyasının gene- linde yer almamış, aksine ziyaretin bu boyutu Davutoğlu’nun Türkmenlere verdiği mesajların ve bir siyasi parti olarak sadece Irak Türkmen Cephesi’ni ziyaret etmesinin gölgesinde kal- mıştır. Ziyaret IKBY’nin Suriye’de Kürt bölgesi oluşumu için PYD de dâhil olmak üzere Kürt partilere verdiği desteğe bir misillime olarak yo- rumlanmıştır. Bu görüşe göre ziyaret Türkiye’nin Suriye’de Kürt bölgesi oluşumuna izin vermeye- ceğine dair Erbil’de verdiği mesajı pekiştirmiştir.
Davutoğlu’nun kendisinin de Konyalı bir Türk- men olduğuna ve Konya ile Kerkük’ü kardeş şehir yapma kararı verildiğine ilişkin sözleri, Kerkük’ün Türkmen şehri olduğu iması olarak, dolayısıyla Kerkük’teki etnik gruplar arasında çıkan herhangi bir anlaşmazlıkta Türkiye’nin bu çerçevede davranacağı mesajı olarak yorumlan- mıştır.6 Muhalif medya tarafından Kerkük ziya- reti de Barzani’nin Kürt çıkarlarına ters düşen bir ziyarete önayak olması nedeniyle eleştirilme- sine yol açmıştır.
Barzani Baskı Altında
Türkiye ile gerilen ilişkiler ve bu durumu dü- zeltmek adına Davutoğlu’nun ziyareti süresince takındığı tutum Barzani’ye gerek iç politikaya gerekse de Suriye ve Türkiye politikasına ilişkin yöneltilmekte olan eleştiri oklarına bir yeni dizi daha ekleyerek, IKBY siyasetindeki hem iktidar- muhalefet hem de KDP-KYB arasındaki gergin- liği artırmıştır.
IKBY’de Suriye Kürtlerinin kendi kendini yöne- tecekleri özerk bir bölgeye sahip olmaları için destek verilmesi konusunda her siyasi parti hem-
fikirken, bu desteğin şekli ve dozajı konusunda ortak tek bir politika bulunmamaktadır. Örne- ğin KDP’nin stratejik ortağı KYB, Suriye Kürt- leri konusunda çok daha temkinli bir politika izlemektedir. Suriyeli Kürtlerin kaderlerini ken- dilerinin belirlemesi gerektiğini savunan KYB, Türkiye’nin Barzani’yi tüm Kürtlerin temsilcisi olarak görmek istediğini, bu nedenle de IKBY siyasi partileri ile KDP arasındaki ayrılıkları kö- rüklemek amacında olduğunu Barzani’nin ise bu tuzağa düşmemek için iddialı adımlar atmadan önce, KYB ve diğer partilere danışması gerektiği- ni vurgulamaktadır. Şüphesiz ki KYB’nin tutumu KDP’yi Irak siyasetinde temel aktör olarak gör- mek istemeyişinden yani tarihsel rekabetinden ileri gelmektedir. Kuruluşundan bu yana KYB, KDP’nin Suriye’deki adımlarını takip etmiş ve önünü kesmek için karşı eylemlerde bulunmuş- tur. İslamcı partiler beklendiği üzere IKBY’nin Suriye krizinde Müslüman Kardeşler ile birlikte hareket etmesi gerektiğini savunmaktadır. KDP üzerinde hem iç hem de dış siyasetine sert tepki- ler yönelterek en büyük baskıyı oluşturan muha- lefet partisi ise Gorran (Değişim) Partisi’dir.
Gorran’ın televizyon kanalı KNN başından beri Suriye olaylarına en kapsamlı şekilde yer veren medya kuruluşu olmuştur. Buna rağmen destek- lediği belli bir figür olmayan Gorran, bir yandan Suriye’de Türkiye müdahalesine karşı bir tavır sergilerken, diğer yandan özellikle Barzani’nin Suriyeli Kürtler için açılan eğitim kampları ko- nusunda eleştirmekte, bu tür adımlarla Türkiye, İran ve Irak ile ilişkileri riske atarak bölgesel izo- lasyonun önünü açma ve son dönemde elde edi- len kazanımları kaybetme eğiliminde görmekte- dir.
Barzani, üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla Davutoğlu ziyareti öncesi bölgedeki tüm gruplar- la geniş katılımlı bir toplantı yapmış, toplantıda Irak ordusu ile peşmerge güçlerinin Rabia Sınır Kapısı’nda yaşadığı gerginlikten sonra yaşanan gelişmeler masaya yatırılmış ancak Gorran, bu tür toplantılarının anlamı olmadığını, KDP’nin sadece Bağdat ile sorun yaşadığında muhalefetle birlik olmak istediğini öne sürerek toplantıya ka- tılmamıştır. Bunu takiben Nöşirvan Mustafa’nın KNN’e verdiği röportaj Barzani üzerindeki bas- kıyı daha da artırmıştır. Röportajda Barzani ve ailesinin son 20 yıldır KBY’de güçlerini konsoli- de etmek için aşiret sistemini sağlamlaştırdığını ve KDP’ye göre Kürt milletinin birliğinin kendi emirlerini takip etmek olduğunu iddia etmiştir.
Ayrıca Mustafa, KDP hükümetinin dış tehdit yaratarak iç politika hamleleri gerçekleştirdi- ğini öne sürmüş, örnek olarak tartışmalı 2012 bütçesini geçirmek için Türkiye’ye yaptığı pet- rol sevkiyatı konusunda sorun yaşadığı Bağdat Hükümeti’ne «savaş ilanı” sözlerini vermiştir.7 Mustafa’ya göre Suriye politikasındaki radikal adımlarıyla tüm bölgesel güçleri karşısına almayı seçen Barzani, bu yolla iç politikada elini rahatla- tacak gelişmelerin önünü açmaya çalışmaktadır.
Bunlara ek olarak Mustafa sık sık petrol sözleş- melerinin gelirlerinin şeffaf olmadığına ilişkin iddiasını yinelemekte ve hükümeti mafya olarak tanımlayarak, adil bir seçim yapıldığı takdirde KDP’nin oyların yüzde 15’inden fazlasını ala- mayacağını dile getirmektedir. Barzani üzerinde baskı yaratan bir diğer gelişme ise hızla devam eden Gorran ve KYB yakınlaşmasıdır. Örneğin temmuz ayında iki parti temelde devlet başkanı- nın geniş yetkilerini sınırlamayı hedefleyen ana- yasa değişikliği için bir anlaşmaya varmışlardır.
Barzani için bir diğer baskı unsurunu da kalesi olarak gördüğü Bahdinan’da Kasım 2011’de ya- şanan Zaho olaylarının açıkça göz önüne serdi- ği gibi, bir rakip olarak yükselen ve kendisini en büyük muhalefet partisi ve Bahdinan’da da bir numaralı parti olarak tanımlayan Kürdistan İs- lami Birliği (KİB) oluşturmaktadır. Geçtiğimiz Ağustos ayında gelecek seçimlere kadar muhalif kalacaklarını, iktidara geldiklerinde ise KDP’nin aksine iç ve dış politikada bağımsız karar alacak- larını belirten KİB kendisine yakınlığı ile bilinen
muhalif siyasi dergi Levin yoluyla da Barzani’ye olan eleştirilerini ulaştırmaktadır. Nöşirvan Mustafa’nın röportajıyla eş zamanlı olarak Le- vin, Barzani’nin IKBY kurumlarına yerleştirdiği akrabalarını isimleriyle belgeleyen bir liste or- taya koymuş ve sık sık Temmuz ayında kurulan ve IKBY’deki tüm güvenlik birimlerini Mensur Barzani liderliğinde bir çatı altında toplayan Gü- venlik Konseyi’nin yalnızca Mensur Barzani’ye bir güç aracı sağlamak ve Barzani ailesinin konu- munu sağlamlaştırmak amaçlı olduğuna ilişkin makaleler yayınlamaktadır.
Barzani’nin maruz kaldığı baskı yalnızca iç po- litikadan değil, merkezi yönetim ile ilişkiler- den de kaynaklanmaktadır. Haziran ayında Irak Parlamentosu’nda Maliki’ye güvensizlik oyu ve- rerek başbakanlığına son verme girişimi önce KDP’nin gözüyle Talabani tarafından engellen- dikten sonra Barzani, sürdürmek istediği girişi- minde Irakiye Listesi ve Sadr hareketi tarafından da Irak siyasetinde yalnız bırakılmıştır. Ayrıca bu konuda KDP Maliki’nin düşürülmesi çabalarına ilişkin Irak’taki Kürt davasının bir parçası oldu- ğu söylemi de işe yaramamış, Kürt partileri de KDP’yle birlikte hareket etmemiştir.
Gerek İran’ın Irak’taki müttefiki Maliki’ye kar- şı bu girişimi gerekse de Suriye’deki müttefiki Esad’a karşı attığı adımlar nedeniyle Barza- ni İran’ın da baskısı ile karşı karşıya kalmıştır.
IKBY’de Süleymaniye’de hüküm süren etkinlik alanını Erbil’e kadar yaymak için yoğun faaliyet- ler gösteren İran’ın şimdi de Esad rejimi üzerin- deki baskıyı hafifletmek adına, Irak Kürtleri ara- sındaki ayrılıkları körükleme, özellikle KDP ile KYB arasındaki sorunlardan biri olan hâlihazırda resmi kurumların bölünmüş şekilde konumlan- dığı bölgeyi Erbil ve Süleymaniye olarak iki alana bölmek istediğine ilişkin iddialar dolaşmaktadır.
Zira son dönemde KYB KDP’yi Suriye’de tek ta- raflı hareket etmekle itham ederken, KDP’nin KYB’ye yönelttiği temel eleştiride Süleymani- ye’deki kurumların birleştirilmesine taş koyması yönünde olmuştur. Buna ek olarak Barzani’nin İran’ın sözünü dinleyerek Maliki’nin düşürül- mesine Talabani’nin engel olduğu yönündeki
fikri bilinmektedir. İran’dan Barzani’ye yönelen bir başka baskı unsuru da Amerikalı yetkililerce Suriye ve İran istihbaratı ile Iraktaki ortakları ta- rafından Barzani’ye yapılan terör saldırısı uyarısı olarak IKBY gündeminde yer almıştır.
Sonuç olarak Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğ- lu’nun IKBY’ye düzenlediği ziyaret, Suriye kri- zi boyutu üzerinden Türkiye-IKBY ilişkilerinin mevcut durumunu, IKBY’deki farklı çevrelerin Türkiye algısını, Barzani’nin hem IKBY ve Irak siyasetinde hem de bölgesel siyasi arenada yaşa- dığı zorluklar dolayısıyla IKBY’nin iç siyasi dina- miklerini gözler önüne sermiştir.
Bu tabloya göre, genel olarak Türkiye’nin IKBY ile hızla gelişen ilişkilerinin daha sağlam te- mellere oturtması, niyet ve politikalarının daha doğru anlaşılması için Barzani ve KDP dışındaki diğer siyasi aktörlerle de ilişkiler kurması gerek- liliği göze çarpmaktadır. Suriye konusu özelinde ise Iraklı Kürtler için ne PYD ile işbirliği ne de Suriye’nin kuzeyinde oluşacak bir Kürt bölgesi- nin Türkiye ile geliştirdikleri hayati ilişkilerin bir ikamesi olmayacağı açıktır. Dolayısıyla IKBY’nin ya da Barzani’nin Suriye’deki girişimlerinden vazgeçmek yerine, Suriyeli Kürtlerin taleplerini
de göz önünde bulundurarak daha yumuşak bir denge politikası sürmesi beklenmektedir. Zira bu tür bir denge stratejisi IKBY’nin için her an- lamda en akıllı seçim olarak ortaya çıkmakta- dır. Irak’ta 2011’in sonlarından itibaren Başba- kan Maliki’nin öncülüğünde başlatılan ve 2003 Amerikan işgali sonrası yerleştirilen tüm taşları yerinden oynatarak yeni bir Irak doğurmakta olan sancılı süreç boyunca Türkiye-İran arasın- da izlediği başarılı bölgesel denge politikasının son aylarda terk edilmesi Talabani’nin sağlık so- runları nedeniyle siyasi arenadaki yokluğundan kaynaklandığı gözlemlenmektedir. Aynı nedenle iç siyasette de stratejik ittifaktan uzaklaşarak tek taraflı adımlarıyla yalnızlaşan KDP’nin, gerek bu izolasyon ve baskıdan sıyrılmak gerekse Talaba- ni sonrası dönemde muhalefet tarafından daha ağır eleştirilere maruz kalma ve daha önemlisi muhtemel bir Gorran-KYB ittifakı dolayısıyla 2013 genel seçimlerinde oy çoğunluğunu alama- ma ve bölgedeki hâkimiyetini kaybetme korku- sunun önüne geçebilmek için hem KYB hem de diğer siyasi partilerle çok taraflı ve samimi bir diyalog kurması tek çare olarak görünmektedir.
Aksi halde KDP yalnız kendisine zarar vermekle kalmayacak, IKBY’nin hem Irak içinde hem de bölgede bugüne dek elde ettiği kazanımlarını kaybetmesine meydan verecektir.
1 Wladimir Van Wilgenburg, “Syrian Kurds Try To Maintain Unity”, Rudaw, 17 Haziran 2012, http://www.rudaw.net/w English/News/Syria/4964.html (Erişim Tarihi: 17Temmuz 2012)
2 Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen, “Suriye’de Kürt Hareketleri”, ORSAM Rapor No. 127, Ağustos 2012, http://www.or” - sam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/201286_127%20yeniraporson.pdf, s.36 (Erşim Tarihi: 20 Ağustos 2012) 3 Jane Arraf, “Iraqi Kurds train their Syrian brethren”, Al Jazeera, 23 Temmuz 2012, http://www.aljazeera.com/in-
depth/features/2012/07/201272393251722498.html (Erişim Tarihi: 23 Temmuz 2012)
4 Hiwa Osman, “Messages from Davutoglu’s Visit to Erbil”, Rudaw, 06 Ağustos 2012, http://www.rudaw.net/eng- lish/science/columnists/5052.html
5 Hiwa Osman, 06 Ağustos 2012
6 Raber Derayee, “Turkish FM’s Kirkuk visit: A tit-for-tat for Barzani’s efforts for a Kurdish region in Syria”, 06 Ağus- tos 2012, http://kurdishobserver.blogspot.com/2012/08/turkish-fms-kirkuk-visit-tit-for-tat_8120.html (Erişim Tarihi 10 Ağustos 2012)
7 Awene, 1 Ağustos 2012, http://kurdistantribune.com/2012/kurdistan-press-review-1st-august-2012/ (Erişim Ta- rihi: 1 Ağustos 2012)
DİPNOTLAR
O
T
Türkiye’’nin herr dönemm Kerkükk ve böölggedeki TTürkmennlerre yöönelik ilggisi üst ssevviyedde olmuşş, Türkmmennler vee Kerküük hatırddaa tutullmuştur..
Tarihsel Perspektif Işığında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Kerkük Ziyareti ve Yansımaları
The Kirkuk Visit of Foreign Minister Ahmet Davutoğlu in the Light of Historical Perspective and Its Reflections
Bilgay DUMAN
The Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoğlu paid a visit to Kirkuk on 2 August 2012, and this visit was handled as an important agenda item in both international, regional, and bilateral relations with Iraq.
Considering especially the internal politics of Iraq and Turkey-Iraq relations, the aforesaid visit might be regarded as the most important milestone of the recent period. Considering in terms of the Turkish foreign policy, it has an historical importance as it has been the first visit to Kirkuk since 1970s, while it also adds a new dimension to the relations between Turkey and Iraq during a period when the relations are tense. In addition, it would not be wrong to suggest that the visit has also affected the internal balances in Iraq. On the other hand, Turkmens attached a major importance to this visit as well. Thus, this study strives to analyze the Kirkuk visit of Davutoğlu from different dimensions, and also to put forward the future of Turkey-Iraq relations and Turkmen strategies.
Keywords: Turkey, Ahmet Davutoğlu, Kirkuk, Iraq, Turkomen.
Giriş
ABD’nin 2003’te Irak’ı işgalinin ardından kan ve gözyaşı, bu ülkeyle simgeleşmiştir. Irak’ta yaşa- nan savaşın ardından ABD ve Irak hükümetinin terör operasyonları adı altında Irak halkına ver- diği zarar, mezhep çatışmaları, çeteler, güç mü- cadelesi ve insanların yaşam savaşı halen devam etmektedir. Irak’a yapılan müdahalelerle ülkenin genleriyle oynanmış ve doğası bozulmuştur. Bu ortam içerisinde halk güven duygusunu kay- betmiş ve karşı tarafa potansiyel tehdit gözüyle bakmaya başlamıştır. Bu durum Irak’taki bütün alanları etkilemiş durumdadır. Özellikle siyasi platformda yaşananlar göz önünde bulundurul- duğunda bu durum daha da net bir biçimde an- laşılmaktadır. Irak’taki ayrışma en net biçimiyle Kerkük’te vücut bulmaktadır. 2005’te Irak’ta ka- bul edilen anayasa’da Kerkük için bir yol haritası ortaya konsa da Kerkük’te özellikle siyasi gruplar arasında bir uzlaşma kültürünün oluşmaması, hem sosyal tabanı hem de Irak’ın genel politi- kasını içinden çıkılmaz bir sorunları yumağına sürüklemektedir. Bugün Irak’taki siyasal süreç içerisinde tartışılan konular göz önünde bulun- durulduğunda düğümün Kerkük’te oluştuğu gö- rülmektedir. Kürt Bölgesi ile merkezi hükümet arasındaki iktidar mücadelesinde petrol gelirleri- nin paylaşımına, peşmerge güçlerinin statüsün- de federalizm uygulaması ve seçimlere kadar he- men hemen bütün siyasi konular Kerkük üzerin- de kilitlenmektedir. Buradan yola çıkarak klasik tabirle “Kerkük’ün Irak’ın bir minyatürü”, olarak ifade edilmesi anlam kazanmaktadır. Öte yandan Kerkük sadece Irak’taki gelişmeleri değil bölgesel ve hatta uluslararası politikayı da etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Bu etki kapasitesinden
en çok etkilenecek ülkelerden biri de Türkiye’dir.
Nitekim Türkiye’nin Kerkük hakkındaki hassa- siyetleri de üst seviyedir. Türkiye’nin Kerkük’e ilişkin hassasiyetlerinden birini de Kerkük’teki Türkmen varlığı oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin yakın komşularına yönelik etkin bir politika üretemediği dönemlerde (Türkiye Cum- huriyetin ilk 15 yıllık dönemi gibi) bile Kerkük ve bölgedeki Türkmenlere yönelik ilgi üst seviyede olmuş, Türkmenler ve Kerkük hatırda tutulmuş- tur. Bu noktada Kerkük’ün geçmişine ve Türk yetkililerin Kerkük’e ilişkin tarihi ziyaretlerine ışık tutmanın faydası olacağı düşünülmektedir.
Kerkük’ün Kısa Tarihi
Musul-Kerkük çevresi, ilkçağların en önemli me- deniyetlerinden Asur ve Babil devletlerinin ku- rulduğu bölge olarak bilinmektedir. Kerkük’ün şehirleşmesinin Asurlular döneminde tamam- landığı kabul edilmektedir. İlkçağ döneminde önemli bir merkez olan Musul-Kerkük bölgesi, İslam devletleri döneminde de önemini koru- yarak Emevi ve Abbasi devletlerinin belli başlı şehirleri olarak ortaya çıkmıştır.1 Emeviler ve Abbasiler döneminde küçük bir yerleşim yeri ve henüz önem kazanmamış bir şehir olarak bilinen Kerkük, 16. Yüzyılda bölgenin Osmanlı Devleti egemenliğine geçmesiyle doğudan gelecek teh- likelere karşı koyması bakımından önemli bir savunma merkezi haline gelmiştir. Yavuz Sultan Selim tarafından 1517’de Osmanlı toprakları- na katılan Musul-Kerkük bölgesinde 1920’lere kadar süren bir Türk hakimiyeti olmuştur. Mu- sul-Kerkük bölgesi, 19. yüzyıl ortalarında petrol kaynaklarının keşfinin ardından bir anda Avru- pa devletlerinin ilgi odağı haline gelmiş, 1900’lü
yılların başında İngilizler ve Almanlar bölgede kendi hakimiyetlerini kuracak girişimlerde bu- lunmuşlardır. Almanya girişimini Osmanlı yö- netimindeki nüfuzunu artırarak sürdürürken, İngiltere bölgedeki aşiret reislerini ayaklanmaya teşvik ederek Osmanlı yönetiminin halk üze- rindeki etkisini zayıflatmaya çalışmıştır.2 Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte birçok cephede müca- dele eden Osmanlı, Irak’ta da İngilizlerle savaşa girmiş, önce İngiliz kuvvetleri yenilgiye uğratılsa da Irak’taki askerlerin daha zorlu mücadelenin olduğu diğer cephelere kaydırılması nedeniyle, güçsüz kalan Osmanlı ordusu karşısında İngi- liz kuvvetleri kolayca ilerleyebilmiş ve 7 Mayıs 1918’de Kerkük İngiliz hakimiyetine girmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Mondros Mü- tarekesi ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlaması, Kerkük ve Musul’daki Türk güçlerini zayıflat-
mıştır. Anadolu topraklarında kazanılan büyük zaferlerin ardından 1922’de barış anlaşmasının imzalanması amacıyla görüşmelere başlanmış, ancak Türk temsilcilerin İngiltere ile anlaşama- ması sonucu, Irak sınırı (Musul-Kerkük mese- lesi) tartışmaları askıya alınarak 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşmasının dışında bırakılmış ve konu Milletler Cemiyetinde tar- tışılmaya başlanmıştır. Milletler Cemiyetinde, 1924 ve 1925’te Musul-Kerkük meselesi üzerine yapılan tartışmalarda, iç problemlerini halletme- ye ve sınırlarını korumaya çalışan, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti karşısında, İngilizlerin et- kinliği neticesinde Türkiye’nin aleyhine karar çıkmıştır. Milletler Cemiyetinin kararları doğ- rultusunda Türkiye, İngilizlerle anlaşma yoluna gitmek zorunda kalmıştır. 5 Haziran 1926’da Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanan ve
19911’de yaşaanan Alttunkköprüü Katliammı da Sadddaam ddöneminiin diktatöörcce u
uyggulamallarındann başşka bbir acı örrnek olarrak karşşımıza çıkkmaktaddır..