17. yüzyıl Galata ve İstanbul şer`iyye Sicilleri`nde Bey`bi`l-istiğlal akitleri

171  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İKTİSAT ANABİLİM DALI İKTİSAT TARİHİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL GALATA VE İSTANBUL ŞER‘İYYE SİCİLLERİ’NDE BEY‘Bİ’L-İSTİĞLAL AKİTLERİ

Yüksek Lisans Tezi

MEHMET BERKUN DENLİ

İstanbul, 2018

(2)

T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İKTİSAT ANABİLİM DALI İKTİSAT TARİHİ BİLİM DALI

17. YÜZYIL GALATA VE İSTANBUL ŞER‘İYYE SİCİLLERİ’NDE BEY‘Bİ’L-İSTİĞLAL AKİTLERİ

Yüksek Lisans Tezi

MEHMET BERKUN DENLİ

Danışman: PROF. DR.EROL ÖZVAR

İstanbul, 2018

(3)
(4)

GENEL BİLGİLER

Adı ve Soyadı : Mehmet Berkun DENLİ Anabilim Dalı : İktisat

Programı : İktisat Tarihi

Tez Danışmanı : Prof. Dr. Erol ÖZVAR

Tez Türü ve Tarihi : Yüksek Lisans- Haziran 2018

Anahtar Kelimeler : 17. Yüzyıl, Şer’iyye Sicilleri, Bey‘bi’l-istiğlal akitleri

17. YÜZYIL GALATA VE İSTANBUL ŞER‘İYYE SİCİLLERİ’NDE BEY‘Bİ’L-İSTİĞLAL AKİTLERİ

Osmanlı araştırmalarında birincil kaynaklardan birisi olma özelliğini taşıyan şer‘iyye sicilleri; toplumsal, iktisadi ve hukuki alanlarda önemli bilgiler içerir. Bu çalışmada Osmanlı yaşamına ilişkin çok değerli bilgiler içeren bu kayıtlar üzerinden 17. yüzyıl Galata ve İstanbul sicil defterlerinde geçen bey‘bi’l-istiğlal akitleri hakkında bilgi sahibi olmak amaçlanmıştır.

Bu amaç doğrultusunda ilk olarak İslâm hukukunda ribâ, karz ve hîle konuları açıklanmış daha sonra bey‘ul-îne, muâmele-i şer‘iyye, bey‘i-bât, bey‘bi’l-vefâ, bey‘bi’l-istiğlal akitleri hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bilgiler verildikten sonra 17. yüzyılda mahkeme defterlerinde geçen bey‘bi’l-istiğlal akitleri; tarafların kimlik bilgileri, akitlerin geçtiği mahalleler, tarafların din ve cinsiyet açısından değerlendirilmesi, akde konu olan mebî türleri, kira oranları, para birimleri ve mahkemelerdeki anlaşmazlıklar başlıkları tahlil edilmiştir.

(5)

GENERAL KNOWLEDGE

Name and Surname : Mehmet Berkun DENLİ Field : Economics

Programme : History of Economics Supervisor : Professor Erol ÖZVAR Degree Awarded and Date : Master – June 2018

Keywords :17th Century, Qadi court’s records, Bay‘bi’l-istiglal contracts

ABSTRACT

BAY‘BI’L-ISTIGLAL CONTRACTS IN 17th CENTURY ISTANBUL AND GALATA QADI COURT’S RECORDS

Qadi court’s records, which are one of the primary sources of Ottoman Studies, include important information related to social, economic and legal issues. In this study it is aimed to have information through these records, which contain unsubstituted information about the Ottoman life, about the bay‘bi’l-istiglal contracts mentioned in 17th century Galata and Istanbul courts registration. For this purpose, firstly, usury, loan and hîle (a way of getting around the law) issues have been explained according to the Islamic law, secondly information was given about bay‘al-inah (sale and buy-back), muâmele-i shariah (sale and buy-back), bay‘i-bât (sale), bay‘bi'l-vefâ (sale with power of redempti), bay‘bi'l-istiğlal (sale on the condition that the property becomes owners again after the seller fully paid back its price in rent to the buyer) contracts. Thirdly, the bay‘bi'l-istiğlal conventions mentioned in the court books in the 17th century has been analyzed under the headings: identities of contracting parties, the address of the property subject to contract, contracting parties, religion and gender of the parties, mebî (sold, offered for sale) kinds, rental rates, currency units, disagreement in the contracts.

(6)

İÇİNDEKİLER

Sayfa No.

TABLO LİSTESİ ………i

GRAFİK LİSTESİ……….iii

KISALTMALAR ………..iv

GİRİŞ………..………...……….1

BİRİNCİ BÖLÜM OSMANLI HUKUKUNDA BEY‘Bİ’L-İSTİĞLAL AKİTLERİ

1.1. İslâm Hukukunda Ribâ, Karz ve Hîle ……….…...………….9

1.2. Muâmele-i Şer‘iyye ve Hukuki Dayanağı ……..……….…...………....13

1.3. Bey‘i-bât………..…………..19

1.4. Bey‘bi’l-vefâ………..………20

1.5. Bey‘bi’l-istiğlal…..……….………...………..……….26

İKİNCİ BÖLÜM GALATA ŞER‘İ MAHKEMESİ VE İSTANBUL ŞER‘İ MAHKEMESİ’NDE BEY‘Bİ’L-İSTİĞLAL AKİTLERİ (1602-1697)

2.1. Tezde Kullanılan Galata ve İstanbul Şer‘iyye Sicilleri ……….………...28

2.2. Galata Şer‘iyye Sicillerinde Geçen Bey‘bi’l-istiğlal Akitleri ………...……....34

2.2.1.Tarafların Kimlik Bilgileri.…………..………35

2.2.2. Akitlerin Geçtiği Mahalleler ve Kazalar...…………...………..39

(7)

2.2.3. Akitlerde Tarafların Din ve Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi..………….43

2.2.4. Akitlerde Rehin Olarak Verilen Mebîler ………..………….52

2.2.5. Akitlerde Kira (Muamele, Ribh) Oranları ve Kira Süreleri ……….…….52

2.2.6. Akitlerde Tercih Edilen Para Birimleri……….………..53

2.3. İstanbul Şer‘iyye Sicillerinde Geçen Bey‘bi’l-istiğlal Akitleri ………..………..55

2.3.1. Tarafların Kimlik Bilgileri ….………....56

2.3.2. Akitlerin Geçtiği Mahalleler ve Kazalar..………...60

2.3.3. Akitlerde Tarafların Din Ve Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi………..….65

2.3.4. Akitlerde Rehin Olarak Verilen Mebîler ………..………..77

2.3.5. Akitlerde Kira (Muamele, Ribh) Oranları ve Kira Süreleri ..…...………..77

2.3.6. Akitlerde Tercih Edilen Para Birimleri ……….………78

2.4. Galata ve İstanbul Şer‘iyye Sicillerinin Mukayesesi ………..…….………..…..79

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM BEY‘Bİ’L-İSTİĞLAL DAVALARI VE ÇÖZÜMLERİ

3.1. Osmanlı Hukuk Sistemi………...……83

3.2. Bey‘bi’l-istiğlal Davaları ve Çözümleri …………..………...…85

3.2.1. Hüccet Belgesi………85

3.2.2. Şahitlik………86

3.2.3. Yemin………..…86

3.2.4. Keşif ve Mesâha………..86

3.3. Galata Şer‘iyye Sicillerindeki Davalarda Taraflar ……...………...……..…..87

3.4. İstanbul Şer‘iyye Sicillerindeki Davalarda Taraflar ………...………..…..89

SONUÇ ………...………...…….…..…...93

EKLER ……….………...100

KAYNAKÇA ……….………...…150

(8)

i TABLO LİSTESİ

Tablo 1: Mahkeme Defterleri, Bey‘bi’l-istiğlal Sicil Kayıt Sayıları, Oranları ve

Tarihleri……….32

Tablo 2: Galata Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akdi Kuruluş, Fek ve Dava Sayıları ………...35

Tablo 3: 20 Yıllık Dönemlerde Galata Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akdi Kuruluş ve Fek İşlemi Yapan Tarafların Unvanları ………..………...38

Tablo 4: Galata Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akitlerinde Akde Konu Olan Mahalleler ve Kayıt Sayıları ……….…….….…….40

Tablo 5: Galata Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akitlerinde Borç Alanların Din ve Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi ……….….………...44

Tablo 6: Galata Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akitlerinde Borç Veren Vakıflar ve Mütevellileri ……….46

Tablo 7: Galata Şer‘iyye Sicillerinde Tercih Edilen Para Birimleri……….………...55

Tablo 8: İstanbul Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akdi Kuruluş, Fek ve Dava Sayıları ………...56

Tablo 9: 20 Yıllık Dönemlerde İstanbul Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akdi Kuruluş ve Fek İşlemi Yapan Tarafların Unvanları ……….…….…58

Tablo 10: İstanbul Şer‘iyye Sicillerinde Bey‘bi’l-istiğlal Akitlerinde Akde Konu Olan Mahalleler ve Kayıt Sayıları ………..………..60

Tablo 11: İstanbul Şer‘iyye Sicillerinde Borç Alanların Din ve Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi………..…………66

Tablo 12: İstanbul Şer‘iyye Sicillerinde Borç Veren Vakıflar ve Mütevellileri ….…….…...68

Tablo 13: İstanbul Şer‘iyye Sicillerinde Tercih Edilen Para Birimleri………79

Tablo 14: Bey‘bi’l-istiğlal Akdi Kuruluş Akitleri Zaman Aralığı ………...80

Tablo 15: Bey‘bi’l-istiğlal Fekk-i Rehin Akitleri Zaman Aralığı………...81

Tablo 16: Bey‘bi’l-istiğlal Akdi Davaları Zaman Aralığı……….………..82

(9)

ii Tablo 17: Galata Şer‘iyye Sicillerindeki Davalarda Tarafların Dini Bileşimi…..….…..…...88 Tablo 18: İstanbul Şer‘iyye Sicillerindeki Davalarda Tarafların Dini Bileşimi………..91

(10)

iii GRAFİK LİSTESİ

Grafik 1: Mahkemelerdeki Bey‘bi’l-istiğlal Akdi Yüzdesel Dağılımı ………..……….31

Grafik 2: Galata Şer’iyye Sicillerinde Muamele (Kira/ Ribh) Oranları ……….53

Grafik 3: İstanbul Şer’iyye Sicillerinde Muamele (Kira/ Ribh) Oranları ………...…78

Grafik 4: Galata Şer’iyye Sicillerinde Davaların İspatlanma Yolları ……….89

Grafik 5: İstanbul Şer’iyye Sicillerinde Davaların İspatlanma Yolları………...……92

(11)

iv KISALTMALAR

b. : bin başkl. : başkaları Bknz. : bakınız c. : cilt

c.c celle celelüh çev. : çeviren ed. : editör Fk. : fakülte haz. : hazırlayan

IIUM : International Islamic Universty Malaysia

ISRA : International Shariah Research Academy for Islamic Finance İ.Ü : İstanbul Üniversitesi

md. : madde

M.Ü : Marmara Üniversitesi ö. : ölümü

s. : sayfa

s.a.v : sallallahü aleyhi ve sellem s.s. : sayfa sayısı

sy. : sayı

T.D.V : Türkiye Diyanet Vakfı

(12)

v T.T.K :Türk Tarih Kurumu

U.Ü. : Uludağ Üniversitesi vr. : varak

yay. : yayınları

(13)

1

GİRİŞ

İnsanoğlu geçmişten günümüze kadar hayatını idame ettirebilmek için bazı gereksinimlere ihtiyaç duymaktadır. Elinde olan araç-gereçleri kullanabilirken, elinde olmayanları ise başka yollardan temin etmeye çalışmaktadır. İhtiyacı olan bu araç-gereçler de başkasının tasarrufunda veya mülkünde olabilmektedir. İhtiyaçlarını karşılıklı rıza ile birlikte meşru bir zeminde temin edebilir. İslâm dini insanlığın ihtiyacı olan gereksinimleri elde etmesi için bazı hukuki ve meşru yollar belirlemiştir. İslâm, elinde sermayesi olmayan ve sermaye gereksinimlerine ihtiyacı olanlar için toplumsal dayanışmayı perçinleyen “karz-ı hasen” kurumunu insanlığın hizmetine sunmuştur. İslâm dini bu kurumu teşvik etmiş ve bu yolla borç vermenin faziletlerinden bahsetmiştir. Hadis-i şeriflerde borç vermenin sadakadan daha iyi olduğu aktarılmıştır.1 Borç alanlar açısından değerlendirildiğinde toplumsal dayanışma ve paylaşım çok fazla güçlenmiştir. Fakat daha sonra karşılıksız borç verme işlemi şu sebeplerden dolayı azalma göstermiştir:

a) sübjektif nedenler (dini ve ahlaki yapının zayıflaması),

b) ekonomik nedenler (zenginleşen İslâm dünyasında sermayenin daha az kişide toplanması bu kişilerin karşılıksız borç vermek istememesi ve gerçek kişilerin artan kredi talepleri), c) hukuki nedenler (İslâm hukukunda hîle ile borç alıp verebilmenin kapısının açık olması) Borçlanma ve kredi ihtiyacı, farklı isim ve şekillerde yüzyıllar boyunca ekonomi içinde ve insanlar arasında var olagelmiş bir olgudur. Tarihten günümüze farklı yöntemlerle bu ihtiyaca cevap verilmeye çalışılmıştır. Benzer şekilde kendilerince ve kendilerine2 göre Müslüman bir devlet olan Osmanlı Devleti, ekonomik düzeni içerisinde de bu ihtiyaca karşılık verme yolları aramıştır. Bir yandan şer‘i hükümleri temel referans kabul ederek, diğer taraftan ise örfü ve dönemin şartlarını göz önünde tutarak toplumun ihtiyacı olan krediyi temin etme yolları aranmış, bu kapsamda kurumlar ihdas edilmiş ve işletilmiştir. Kredi temin amacı ve alacağı garanti altına almak için İslâm hukuku içerisinde geliştiren akit türleri mevcuttur. Bu akitler sayesinde karşılıksız karz vermek istemeyen kimseler, belli menfaatler karşılığında kredi vermeye olumlu olarak bakmışlardır. Bey‘ul-îne akdi, bey‘bi’l-vefâ akdi, bey‘bi’l- istiğlal akdi bu akit türlerindendir.

1 Hadis-i Şerif: “Yerine sarf edilmek üzere verilen borç para sadakadan daha iyidir.” İbn Mâce, Sadakât 19, Aktaran: Ahmet Tabakoğlu, İslâm İktisadı, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2016, s.110.

2 Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet Ve Ekonomi, İstanbul: Ötüken Yay. 2000, s.79.

(14)

2 Hz. Muhammed (s.a.v) zamanında görülmeyen fakat gelecekte vuku bulacak bir hadiste3 geçen, kişinin malı belirli bir fiyat karşılığında vadeli olarak satıp, aynı malı daha düşük bir fiyattan geri alması manasında olan bey‘ul’îne akdi, karşılıklı borç verme konusunda geliştirilmiş olan bir akit türüdür. Bu akdi M. 11 yüzyılda bey‘bi’l-vefâ akdi izlemiştir.4 Bey‘bi’l-vefâ akdi “herhangi bir malı karar verilen zaman içinde malın bedelini iade ederek geri alım şartı ile yapılan satış manasına gelmektedir.”5 “Malı satıcısına kiralama şartı ile yapılan bey‘bi’l-vefâ” akdine bey‘bi’l-istiğlal akdi denir.6 Bey‘bi’l-istiğlal akdi borç vermek isteyen kişinin alacağını garanti altına almak ve vermiş olduğu karzdan bir fayda (nema, ribh, güzeşte) beklemesinden dolayı, İslâm ve Osmanlı hukuk sistemi içerisinde geliştirilmiş, ulema tarafından dikkate alınmış, fıkhi yönleri tahkik edilmiş, tartışılmış ve ihtilaflarla birlikte sistem içerisinde kendine yer bulmuştur. Özellikle 16. 17. ve 18. yy.

dönemlerinde kredi ihtiyacını karşılamak için kullanılmış akit türlerinden birisidir.

Bu çalışma, 17. yüzyıl Osmanlı ekonomik düzenindeki borçlanma ve kredi ilişkileri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunu yaparken de Galata ve İstanbul şer‘iyye sicillerinde yer alan defterler temel alınmıştır. Dönemi kapsayan literatür de göz ününde bulundurularak, ilgili siciller üzerine yoğunlaşılmıştır. Editörlüğü “Timur Kuran” tarafından yapılmış 10 ciltlik

“Mahkeme Kayıtları Işığında 17. Yüzyıl İstanbul’unda Sosyo-Ekonomik Yaşam”7 adlı eserlerdeki kayıtlardan veriler elde edilerek analiz ve yorumlar yapılmıştır. Çalışma, şer‘iyye sicillerinden seçilen defterlerde (Galata 24, Galata 25,Galata 27, Galata 41, Galata 42, Galata 130, Galata 145, İstanbul 1,İstanbul 2, İstanbul 3, İstanbul 4, İstanbul 9, İstanbul 16, İstanbul 22, İstanbul 23) geçen bey‘bi’l-istiğlal kayıtlarının incelenmesinden oluşmaktadır. İncelenen defterler 1602-1697 yıllarını kapsamaktadır. İncelenen defterlerin tutulduğu yılların, 1620 ile 1660 yılları arasını kapsamamasından dolayı bu tarihler arası hakkında çalışma yapılamamıştır.

3 “Îne yoluyla alışveriş yaptığınız, öküzlerin kuyruğuna yapıştığınız, tarımı seçtiğiniz ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet musallat eder ki dininize dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız.”(Haz.

Necati Yeniel, Hüseyin Kayapınar, Sünen-i Ebu Davud, Tercüme ve Şerhi, c.12, İstanbul: Şamil Yayınevi 1991 s.553.)

4 Abdülaziz Bayındır, “Bey‘bi’l-vefâ”, T.D.V İslâm Ansiklopedisi, c.6, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yay.

1992, s.20.

5 Mecelle md.118 (Ahmed Akgündüz, Karşılaştırmalı Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, İstanbul: Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yay. 2013, s.68. )

6 Mecelle md.119 (Ahmed Akgündüz, Karşılaştırmalı Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, s.68.)

7 Ed. Timur Kuran, Mahkeme Kayıtları Işığında 17.Yüzyıl İstanbul’unda Sosyo-Ekonomik Yaşam, c.1-10, İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2010-2014.

(15)

3 Arşiv kayıtlarından elde edilen veriler, içerik ve özgünlük açısından Osmanlı iktisat tarihi çalışmalarında birincil kaynak değerinde olduğundan bu çalışmada, ağırlıklı olarak

“Osmanlı Hukuk Düzeni” içerisinde üretilmiş şer‘iyye sicilleri ele alınmıştır.

Mahkeme kayıtlarından elde edilen bilgiler, kronolojik olarak tasnif edilmiş ve veri setleri oluşturulmuştur. İncelenen defterler Galata ve İstanbul şer‘iyye sicil defterleri olarak iki bölüme ayrılmıştır. Galata sicilleri ve İstanbul sicillerinde geçen bey‘bi’l-istiğlal akitleri tespit edilmiş ve kronolojik olarak sıralanmıştır. Bey‘bi’l-istiğlal akitlerinin kuruluş türleri tespit edilmiştir. Kuruluş türlerine göre mahkeme defterlerinde yer alan kayıtlar bey‘bi’l- istiğlal kuruluş akdi, bey‘bi’l-istiğlal fekk-i rehin akdi ve bey‘bi’l-istiğlal davaları şeklinde tasnif edilerek analizler yapılmıştır.

Defterlere kaydedilen bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde tarafların kimlik bilgileri hakkında bilgi sahibi olmak için bey‘bi’l-istiğlal akdi ile borç veren ve borç alan kesim olarak ikiye ayrılmıştır. Sicillerde borç alan ve veren kesimin unvanına, mesleğine cinsiyetine, dinine göre tasnif edilmiş. Bu şekilde borç alan ve verenlerin kimler olduğu bilgisine ulaşmak hedeflenmiştir.

Bey‘bi’l-istiğlal yöntemi ile rehin olarak verilen mebî (teminat, gayrimenkul) bilgisi hakkında bilgi sahibi olmak için sicillerdeki kayıtlarda geçen mebî türleri analiz edilmiş bu mebîlerin kimlere ait olduğu bilgisine ve mebîlerin satış değerlerine ulaşılmıştır. Ayrıca bu mebîlerin kayıtlarda geçen satış değerleri, kira miktarları ve kira sürelerine ulaşılarak bey‘bi’l-istiğlal akitlerindeki kira (ribh) oranlarına ulaşılmıştır.

Akde konu olan mebîlerin nerede olduğuna bakılarak en fazla bey‘bi’l-istiğlal yolu ile borç veren mahalleler ve kazalar hakkında bilgi sahibi olunmuştur.

Akitlerde kronolojik olarak tasnif edilmiş bu sayede parasal değişimler ve akitlerde hangi para birimlerinin tercih edildiği bilgilerine ulaşılmıştır.

Yukarıda anlattığımız yöntem ve kapsam dâhilinde bu tezin amacı, “17.yy Osmanlı Hukuk ve Ekonomik Düzeninde” bey‘bi’l-istiğlal akitlerinin meşruiyeti, sistem içerisindeki büyüklüğü, önemi, belirlediği ekonomik ilişkiler, davalara konu oluşu, ne tür problemler içerdiği ve bu problemlere ne tür cevaplar verdiği araştırılmıştır. Bu doğrultuda;

· Sicillerdeki kayıt sayısı

· Toplam mahkeme kayıtları içinde geçen bey‘bi’l-istiğlal akitlerini sayısı ve oranı

· Defterlerin tutulduğu tarihler

(16)

4

· Sicillerdeki defterlerde geçen bey‘bi’l-istiğlal fek, kuruluş, dava sayıları

· Bey‘bi’l-istiğlal akdini hangi kesimin daha çok tercih ettiği, (Müslüman, Gayrimüslim, cinsiyet açısından değerlendirilmesi)

· Bey‘bi’l-istiğlal akdi ile borç verelerin kimler olduğu ve toplam yekûn içerisinde ne kadar yer tuttuğu

· Hangi mahalle ve kazada kaç tane bey‘bi’l-istiğlal akdi yapıldığı

· Borç veren kesimin kimler olduğu, borç veren vakıflar içindeki dağılım (Para vakfı ve diğer vakıfların sistem içindeki yeri)

· Rehin olarak verilen mebî türlerinin neler olduğu ve bu mebî türlerinin kimlere ait olduğu

· Bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde görülen muamele oranlarının ne seviyelerde olduğu

· Bey‘bi’l-istiğlal akdi ile verilen borcun kira süresinin kısa vadeli mi, yoksa uzun vadeli mi olduğu

· Bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde niye farklı para birimlerinin tercih edildiği, bundaki sebebin iç faktörlerden mi yoksa dış faktörlerden mi kaynaklandığı bilgisi

· Dönemler itibari ile sicil defterlerinin mukayesesi

· Bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde davaların sebeplerinin neler olduğu, nasıl çözüme kavuşturulduğu, akitlerde tarafların (din ve cinsiyet açısından) kazanma oranları, gibi sorular sorulmuş ve aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.

1602-1697 yılları arasında toplam 15 defterden 7’si Galata, 8’i İstanbul sicilleri olmak üzere, 10.080 adet hüküm incelenmiştir. Bey‘bi’l-istiğlal akdi ile alakalı hükümler analizimize konu edilmiştir. İncelenen defterlerin 1620 ile 1660 yılları arasını kapsamamasından dolayı bu tarihler arası analize konu edilmemiştir. İncelenen defterlerde, Galata sicillerinde 4.147 kayıttan 162 tanesi (%3,9) bey‘bi’l-istiğlal akdi kaydından, İstanbul sicilleri 5.993 kayıttan 246 tanesi (%4.16) bey‘bi’l-istiğlal akdi kaydından oluşmaktadır.

Galata sicillerinde en az bey‘bi’l-istiğlal kaydı Galata 24 numaralı defterde 5 adet olarak görülürken, İstanbul sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal kaydı İstanbul 4 numaralı defterde 4 adet görülmüştür. Galata sicillerinde en fazla bey‘bi’l-istiğlal kaydı, 35 adet ile Galata 35 numaralı defterde, İstanbul sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal kaydı 73 adet ile İstanbul 1 numaralı defterde görülmüştür.

(17)

5 Galata sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal akdi borç alanlar arasındaki unvanlara bakıldığında 48 kişi ile “zımmî” kesim karşımıza çıkmaktadır. İstanbul sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal akdi borç alanlar yine bu unvan ile 44 kişi ile “zımmî” kesim olmuştur.

Galata sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal akdi yapan Müslüman erkek sayısı 49 kişi (%45), gayrimüslim erkek sayısı 59 kişidir (%55). Bey‘bi’l-istiğlal akdi yapan Müslüman kadınların sayısı 22 kişi (%67), gayrimüslim sayısı ise 11 kişidir (%33). Din ayrımı yapılmaksızın kadınların bey‘bi’l-istiğlal akitlerine katılma oranı %23 erkeklerin katılma oranı %77’dir.

İstanbul sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal akdi yolu ile borç alan Müslüman erkeklerin sayısı 98 kişidir (%63). Gayrimüslim erkeklerin sayısı ise 57 kişidir (%37). Yine bu yolla borç alan Müslüman kadın sayısı 52 (%83) kişi, gayrimüslim kadın sayısı ise 11 kişidir (%17). Cinsiyet ayrımı gözetmeksizin Müslümanların bey‘bi’l-istiğlal akdi ile borç alma oranı %69 gayrimüslimlerin %31’dir.

Dönemsel olarak değerlendirme yapıldığında 1600-1620 yıları arasında Galata sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal akdi ile en fazla borç verme işlemi, 102 adet ile Müslümanların kurmuş olduğu vakıflar tarafından verilmektedir. İstanbul sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal akdi ile borç veren kesim 145 adet ile Müslümanların kurmuş olduğu vakıflardır. 1660-1700 yılları arasında İstanbul sicillerinde en fazla bey‘bi’l-istiğlal yolu ile Müslüman erkek vakıf mütevellileri tarafından verilmiştir. Galata ve İstanbul sicillerinde incelen defterler itibari ile 1620-1660 yılları arasında değerlendirme yapılamamıştır. 1680-1700 yılları arasında bey‘bi’l- istiğlal akdi ile Müslüman erkeklerin mütevelli olduğu vakıflar tarafından 23 adet borç verilmiştir.

Rehin olarak verilen mebî türlerine bakıldığında ise Galata sicillerinde, bey‘bi’l- istiğlal yolu ile müstakrizler, tarafından mukrizlere 128 adet ev, teminat olarak verilmiştir. 68 adet ev Müslüman müstakrizlere, 60 adet ev, gayrimüslim müstakrizlere aitten, rehin olarak mukrizlere verilmiştir. İstanbul sicillerinde, bey‘bi’l-istiğlal yolu en fazla verilen mebî türü, 198 adet ile evdir. Bu evlerin 141 tanesi Müslümanlara, 57 tanesi gayrimüslimlere ait olup, bey‘bi’l-istiğlal yolu mukrizlere rehin olarak verilen teminat türleri arasındadır.

Galata sicil defterlerinde incelenen bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde görülen en yüksek kira oranı 1617 yılında, Karaköy Mahallesi’nde %25 olarak görülmüştür. En düşük bey‘bi’l- istiğlal kira oranı yine 1617 yılında, Boyacızade Mahallesi’nde %4.86 olarak karşımıza çıkmıştır. Galata sicillerinde bey‘bi’l-istiğlal ortalama kira oranı %11.22’dir. Galata sicil defterlerinde en fazla görülen kira süresi 127 akitte 1 yıldır. İstanbul sicil defterlerinde en düşük kira oranı Konstantıniyye Mahallatı’nda (…) mahallesinde %5 olarak görülmüştür. En

(18)

6 yüksek kira oranı Sarı Nasuh Mahallesi’nde, 1661 yılında %30.76 olarak görülmüştür.

İstanbul sicillerinde incelen defterlerdeki bey‘bi’l-istiğlal ortalama kira oranı %13.25’tir.

İstanbul sicillerinde 176 akitte kira süresi 1 yıl olarak görülmüştür.

Galata sicil defterlerinden bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde en fazla tercih edilen para birimleri; 101 akitte akçe8 ile 35 akitte esedi kuruş şeklindedir. İstanbul sicillerinde, en fazla tercih edilen para birimleri, 169 adet akitte akçe9 ile, 22 akitte riyâli kuruş ile, 18 akitte esedi kuruş ile yapılmıştır.

Galata sicillerinde, incelenen defterlerin tutulduğu 40 yıllık dönemde bey‘bi’l-istiğlal akitleri ile alakalı 21 adet dava görülmüştür. Anlaşmazlık durumlarında davaların çözüm şekli; en fazla “davalının, davacının savını kabul etmesi” 6 kere (%29) ve 6 kere (%29)

“şahitler” iledir. Bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde görülen anlaşmazlıkların çözümünde, en az rolü 2 kere ile (%9) “mahkemeye sunulan hüccetler” oynamıştır. İstanbul sicillerinde 60 yıllık dönemde bey‘bi’l-istiğlal akdinden kaynaklı 24 adet dava görülmüştür. Bu davalar içinde en fazla ispatlanma yolu, 10 adet ile (%42) mahkemeye hüccet sunumudur. Davalar içinde en az ispatlanma yolu ise, 1 kere ile mahkemeye “hüccet sunumu, şahitler ve yemin” şeklindedir.

1600-1620 yılları arası Galata sicillerinde geçen bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde davalar tarafından incelendiğinde; Müslüman davacı ile Müslüman davalılar arasında 9 adet davaya görülmüştür. 6 davayı Müslüman davacılar kazanırken, 3 davada taraflar anlaşmıştır.

Müslüman davacılar ile davalı Hıristiyanlar arasında 4 adet dava görülmüş olup, 3 davayı davacı Müslümanlar kazanmış, 1 davayı davalı Hıristiyan, Müslüman davacıya karşı kazanmıştır. 2 adet dava, davacı Hıristiyanlar ile davalı Müslümanlar arasındadır. 1 davada taraflar karşılıklı anlaşırken, 1 davada Hıristiyan davacı, Müslüman davacıya karşı kazanmıştır.

1600-1620 yılları arasında İstanbul sicillerinde, Müslümanların kendi aralarında 6 adet dava görülmüştür. 4 davada, davacılar kazanırken, 1 davada davalı taraf kazanmış, 1 davada, taraflar karşılıklı mahkemede anlaşmıştır. Müslüman davacı ile Hıristiyan davalı arasında; 2 adet anlaşmazlık görülmüş olup, 1 davada taraflar anlaşmış, 1 davada Müslüman davacı kazanmıştır. 1 dava ise davacı Müslüman ile davalı Yahudi arasındadır. Davacı Müslüman, davayı Yahudi davalıya karşı kazanmıştır.

8 Bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde 101 adet kullanılan akçenin, 81 adedi Arapça kayıt edilmesinden dolayı dirhem şeklinde (dirhemen fıddıyyen râicen fî’l-vakt lafzı ile ) kaydedilmiştir.

9Bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde 167 adet kullanılan akçenin, 146 adedi Arapça kayıt edilmesinden dolayı dirhem şeklinde (dirhemen fıddıyyen râicen fî’l-vakt lafzı ile) kaydedilmiştir.

(19)

7 1620-1660 yılları arasında incelenen defterlerin bu dönemi kapsamamasından dolayı bu tarihler arasında inceleme yapılamamıştır.

1660-1680 yılları arasında İstanbul sicillerinde, Müslümanlar arasında 4 adet dava görülmüştür. 3 davayı Müslüman davacı, 1 davayı Müslüman davalı kazanmıştır. 2 dava, davacı Hıristiyan ile davalı Müslümanlar arasındadır. 1 tanesini davacı Hıristiyan kazanırken, diğerini davalı Müslüman kazanmıştır.

1680-1700 yılları arasında Galata sicillerinde Müslümanlar arasında 2 adet dava görülmüştür. 2 davayı davacılar, davalılara karşı kazanmıştır. 2 dava davacı Müslümanlar ile davalı Hıristiyanlar arasında geçmiş olup, 2 davayı da davacı Müslümanlar, davalı Hıristiyanlara karşı kazanmıştır. Hıristiyanları kendi aralarında 2 adet dava görülmüş olup, davayı, davacı Hıristiyanlar kazanmıştır.

1680-1700 yılları arasında İstanbul sicillerinde 6 anlaşmazlık Müslümanlar arasında olup, 4 davada taraflar anlaşmış, 2 davada ise davacılar kazanmıştır. 2 dava ise davacı Müslümanlar ile davalı Hıristiyanlar arasında olup, 2 davada da taraflar anlaşmıştır. 1 dava ise davacı Hıristiyan ile davalı Müslüman arasında görülmüştür, bu davayı davacı Hıristiyan, Müslüman davalıya karşı kazanmıştır.

Ulaşılan sonuçlardan sonra tezin muhtevası hakkında bilgi vermek gerekirse; yapılan çalışmanın birinci bölümü “Osmanlı Hukukunda Bey‘bi’l-istiğlal Akitleri” başlığında incelenmiştir. Bu başlık altında İslâm hukukunda karz, faiz yasağı ve âlimlerin görüşleri aktarılmış, muamele-i şer‘iyye ve hukuksal dayanağı olan bey‘ul’îne akdinin tanımı verilmiştir. (Hamza Efendi’ye ait olan Bey ve Şira risalelerin şerhlerinde muamele-i şer‘iyye’nin diğer adının bey‘ul-îne akdi olduğu görüşü temel kabul edilmiştir.) Bey‘ul’îne akdi ile alakalı Hz. Muhammed’in (s.a.v) hadis-i şerifi, sahabelerin, mezheplerin ve ulemanın îne hakkında görüşleri aktarılmıştır. Muamele-i-şer‘iyye’nin ne şekilde yapılabileceği hakkında örnekler verildikten sonra bey‘ akdinin, bey‘bât akdinin, bey‘bi’l-vefâ akdinin ve bey‘bi’l-istiğlal akdinin tanımlamaları yapılmıştır. Bey‘bi’l-vefâ akdi hakkında ulamanın hükümleri (rehin akdi, satım akdi, mürekkep ve müstakil akit) açıklanmıştır. Bu hükümler açıklandıktan sonra hükümlere göre sonuçları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Bu akitler bey‘bi’l-istiğlal akdinin temelini oluşturması hasebi ile açıklanma ihtiyacı duyulmuştur. Tezin konusunu oluşturan bey‘bi’l-istiğlal akitlerinin tanımı verilmiş ve sonradan çıkan bir akit olmasından dolayı ulemanın görüşleri aktarılmaya çalışılmıştır.

(20)

8 Çalışmanın ikinci bölümü “Galata Şer‘i Mahkemesi ve İstanbul Şer‘i Mahkemesi’nde Bey‘bi’l-istiğlal Akitleri (1602-1697)” başlığı altında incelenmiştir. Burada teze kaynaklık eden “Mahkeme Kayıtları Işığında 17. Yüzyıl İstanbul’unda Sosyo-Ekonomik Yaşam”

külliyatı hakkında bilgi verilmiştir. Külliyatı oluşturan Galata sicilleri ve İstanbul sicillerinden elde edilen bey‘bi’l-istiğlal kayıtları bazı başlıklar altında incelenmiştir. Bu başlıklar şunlardır; tarafların kimlik bilgileri, akitlerin geçtiği mahalle ve kazalar, akitlerde tarafların din ve cinsiyet açısından değerlendirilmesi, akitlerde rehin olarak verilen mebî türleri, akitlerin kira (ribh, muâmele) oranları, akitlerin kira süreleri, akitlerde borç alan ve borç verenlerin unvanlarının dönemsel olarak değerlendirilmesi ve akitlerde kullanılan para birimleri başlıklar altında tahlil edilmiştir. İkinci bölümün son başlığını oluşturan “Galata ve İstanbul Şer‘iyye Sicillerinin Mukayesesi” başlığında; defterlerde geçen bey‘bi’l-istiğlal akitleri yirmişer yıllık periyotlar halinde; kuruş, fek, dava sayıları ve toplam defterlerde geçen kayıtlar verilerek yıllar itibari ile bey‘bi’l-istiğlal akitleri hakkında bilgi sahibi olunmaya çalışılmıştır.

Çalışmanın üçüncü bölümünü oluşturan “Bey‘bi’l-istiğlal Davaları ve Çözümleri”

başlığında Osmanlı hukuk sistemi içinde yer alan şer’i ve örfi hukuktan bahsedilmiş, kadılık kurumu ve kadı yardımcıları (Nâibler, Şühûdü’l-hâl, Kassâmlar, Kâtipler) hakkında kısaca bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın araştırma alanına giren bey‘bi’l-istiğlal akitlerinde kadı huzurunda davalı ve davacının, davayı ispat yolları hakkında bilgi verilmiştir. Verilen bilgiler ışığında Galata ve İstanbul sicillerinde dava ispat yolları tablo ve şekiller yardımı ile açıklanmaya çalışılmıştır. Galata ve İstanbul sicillerinde davacı ve davalı tarafın dini bileşimi tablolar halinde ifade edildikten sonra, davayı oluşturan konular hakkında bilgiler verilmiştir.

Yapılan çalışmanın son bölümünde yer alan ekler kısmında ise, Galata ve İstanbul sicillerinde yer alan davaların transkripsiyonlarının özeti verilmiştir. Özetin içerisinde davanın hangi tarihte geçtiği, davanın konusu, akde konu olan mebî ve bu mebînin yeri, kullanılan para birimi, davacı ve davalı tarafın kimlikleri ve son olaraktan davanın sonucu aktarılmıştır.

(21)

9

I. BİRİNCİ BÖLÜM

OSMANLI HUKUKU’NDA BEY‘Bİ’L-İSTİĞLAL AKİTLERİ

1.1. İslâm Hukukunda Ribâ, Karz ve Hîle

Ribâ sözlükte “artma, büyüme, ekleme,” anlamlarına gelmektedir.10 Türkçe’de bu terim daha çok fâiz olarak kullanılmaktadır. İslâm’dan önce Arap Yarımadası’nda fâiz yaygın olarak insanlar arasında tercih edilmekteydi. Fakir kimselerin fâizsiz borç alabilmeleri mümkün olamamaktaydı. Borç aldıkları durumlar ise şayet borçlarını ödeyemediklerinde vade uzatılmakta fakat ödenecek olan fazlalık fâiz arttırılmaktaydı. Bu şekilde bileşik fâiz yürütmek örf ve âdet olarak topluma yerleşikti.11 Ayrıca Araplar ribâ ile ticari olan kârı bir tutmuşlardır yani ödünç vermede ortaya çıkan fâiz ve zaman farklılığından ortaya çıkan fâiz ticari kar gibi görülmüştür.12 İslâm’ın gelmesi ile birlikte fâiz yasaklanmıştır. Fâiz yasağının amacı hem mikro hem makro seviyede, zulmün izale edilmesi ve adaletin tesis edilmesidir.13 İslâm dini iki14 ribâyı yasaklamıştır. Yasaklanan ribâ çeşitleri şunlardır: Ödünç, kredi (ribe’n nesîe) ve fazlalık (ribel-fadl) ribâsı.

Ödünç ribâsı (nesîe ribâsı): Herhangi iki cinsten ribevî malı yek diğeri ile değiştirirken bunu tamamlamakta bir gecikme olduğu zaman bir artış veya kâr olmasa bile ribâ ortaya çıkar.15 Her çeşidi âyetler ile yasaklanmıştır.16

10 Tarek El Dıwany, Faiz Sorunu, (çev. Mehmet Saraç), İstanbul: İz Yay. 2011, s.195.

11 Ahmet Tabakoğlu, İslâm İktisadına Giriş, s. 120.

Taberi, tefsirinde İbrahin en-Nehai’den “Cahiliyede bir kimse malını arttırmak amacıyla akrabasına verdiği”

aktarılmaktadır. Rum suresi 39. Ayette geçen “İnsanların malları artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz “ ibaresinde kastın bu olduğu söylenmektedir. (Faruk Bal, Arap Yarımadası’nda Ticaret Hz.

Peygamber ve Dört Halife Dönemi, İstanbul: Beka yay. 2015 s.192.

12 Ahmet Tabakoğlu, İslâm İktisadına Giriş, s.121.

13 Sabri Orman, İslâmî İktisat, Değerler ve Modernleşme Üzerine, İstanbul: İnsan yay. 2014, s.85.

14 Burada Hanefi ekolüne göre açıklama yapılmıştır. Şafilere göre ribâ çeşidi üç türlüdür: Fazlalık ribâsı (ribel- fadl), Kredi ribâsı, Sahiplik ribâsı. Hanefiler sahiplik ribâsını kredi ribası (ödünç) içinde kabul eder. (Vincent J.Cornell, "Tesniye'nin Gölgesinde Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta Faize (interest) ve Aşırı Faize (usury) Dair Yaklaşımlar", Ed. Abdulkader Thomas, Ribâyı Anlamak İslam İktisadında Faiz. (Çev. Zeyneb Hafsa Orhan) İstanbul: İktisat Yay. 2017. s.52.)

15Emad H.Khalil, "Ribânın Şeriat Tarafından Yasaklaşına Dair Genel Bir Değerlendirme", Ed. Abdulkader Thomas, Ribâyı Anlamak İslam İktisadında Faiz. (Çev. Zeyneb Hafsa Orhan) İstanbul: İktisat Yay. 2017.

s.101.

16 “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Eğer Allah’a gerçekten inanıyorsanız, faizden doğan, ancak henüz tahsil etmediğiniz kazançları almaktan vazgeçin”.(Bakara 278), Eğer faizcilikten vazgeçmezseniz, artık Allah ve Rasûlü’ne karşı savaş açtığınızı, onların da size savaş açtığını bilin. Eğer tevbe ederseniz anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Bakara 279), Ömer Çelik, Hakk’ın Dâveti Kur’ân-ı Kerîm Meâli ve Tefsîri, c.1,İstanbul: Erkam Yay. 2013, s.356.

(22)

10 Fazlalık ribâsı (ribel-fadl): Ribevi malın aynı cins ribevi malla haksız bir fazlalık karşılığında değiş tokuşunda ortaya çıkan fâiz uygulamasıdır.17 Hadiste bu ribâ türü yasaklanmıştır.18

Müslümanlara faiz yasağı hicretin üçüncü yılında ‘katlanmış faizin yasaklanması’ ile başlamıştır.19 Daha sonra Hayber’in fethedildiği yıl inen Bakara suresi 275-279 arasındaki ayetlerde faize karşı olan uygulama genişletilmiştir.

Raşid Halifeler döneminde de fâize karşı mücadele devam etmiştir. Müslüman olmayanlar arasında olan ve fâiz ile işlem yapan Necran halkı Hz. Ömer tarafından sürgün edilmiştir.20

İmam Gazali, ribânın zulüm oluşunu parayı tedavül dışı bıraktığı gerekçesine dayandırmaktadır.21 Gazali ayrıca muhtesibin görevinin insanlar arasında yaygın olan fâizli sözleşmeleri yaptırmaması gerektiğini de belirtir.22

Muhammed Hamidullah’ın fâiz meselesine yaklaşımı; ticari kazanç ve faiz yolundan kazanılan kazanç arasında soyut ilişki olduğudur. Hamidullah, Keynes’ten örnek verir;

medeniyet seviyesi arttıkça fâizin düşeceğini ve hatta ideal cemiyette bunun sıfır olması gerektiğini aktarır.23

Ribâ yasağı sadece İslâm toplumunda yasaklanmış bir olgu değildir. Sokrat’ın öğrencisi olan ve ömrünü ideal bir devletin nasıl kurulacağına adayan Eflatun, fâizi zenginin fakir kimseleri sömürge aracı olarak görmüş ve faizin yasak edilmesini istemiştir.24 Aristo

17 Emad H.Khalil, "Ribânın Şeriat Tarafından Yasaklaşına Dair Genel Bir Değerlendirme" Ribâyı Anlamak İslam İktisadında Faiz s. 100.

18 Hadis-i Şerif: “Altınla altın gümüşle gümüş, buğdayla buğday, arpa ile arpa, hurma ile hurma, tuzla tuz misli misline peşin olarak satılır. Her kim fazlalık verir veya alırsa muhakkak ribâ yemiş olur. Alanla veren bu hususta eşittir. (Müslim, Musakat 82; Nesai, Büyû 43,44 Aktaran: Cengiz Kallek, Asr-ı Saadet’te Yönetim Piyasa İlişkisi, İstanbul: İz Yay. 1997, s.66.

Hadis-i Şerif: “Misli misline olmadıkça altına altınla satmayın, misli misline olmadıkça gümüşü gümüşle satmayın. (Peşin olarak) altını gümüşle, gümüşü de altınla nasıl isterseniz öyle satın.”(Buhari, Büyû 77,81;

Müslim, Musakat 88; Nesai, Büyû 50 Aktaran: Cengiz Kallek, Asr-ı Saadet’te Yönetim Piyasa İlişkisi, s.66).

19 “Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Âli İmrân 130), Çelik, c.1, s.467.

20 Fuad Abdullah El-Omer, İslam İktisat Tarihine Giriş, (çev. Adem Esen), İstanbul: İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi, 2017, s.148.

21 Sabri Orman, Gazâli’nin İktisat Felsefesi, İstanbul: İnsan yay. 2014, s.164,

22 El-Omer, s.149.

23“… Ticari kazançlar ile faiz yolundan gelen kazanç arasında esaslı bir fark yoktur ikisi de kazançtır. Bu durum tamamen bir heykel karşısında ancak ferdin ruhi seviyesi ile alakalı olarak duyulabilen iki ayrı hisse benzer. Bir fert o heykelin sadece kıymetini takdir ettiği halde diğer biri ona tapabilir. Duyulan bu hislerden ilki normaldir, hâlbuki ikincisi anormaldir, yanlıştır.” Bknz. Muhammed Hamidullah, Modern İktisat ve İslâm, ( Çeviren:

Salih Tuğ), İstanbul: Yağmur Yayınları, 1963, s.34.

24 Erol Zeytinoğlu, “İslâm’da ve Diğer Sistemlerde Faiz”, Para, Faiz ve İslâm, ( Haz. İsmail Kurt ), İstanbul:

Ensar Yay. 2015, s.145.

(23)

11

“Politika” adlı eserinde en çok nefreti hak eden şeyin faizcilik olduğunu belirtir.25 Ayrıca Aristo paranın, nemalanması için değil sadece değişim amacı ile kullanılması gerektiği beyan etmiştir.26 İlk dönem Romalılar arasında Seneca ve Cicero ribâya karşı çıkmışlar, ilk dönem Hıristiyanları arasında Nysennas, Augustinus, Aquinas’ta fâize karşı çıkanlar arasındadır.27

İslâm dini ve ahlakı Müslümanları karşılıklı olarak problemlerini ve sıkıntılarını gidermelerini ve dayanışma içinde olmaları gerektiğini öğütlemektedir. İslâm dini toplumdaki haksızlıkları bertaraf etmeyi ve insanların ihtiyaçları için bazı alternatifler sunmuştur. Bu sunulan uygulamalardan biride karz müessesidir.

Konumuz olan karz (karz-ı hasen, kiraz) işleminin tanımı sözlükte, “sözlükte kesip koparmak, karşılık vermek” manalarına gelmektedir, ıstılahı manası ise geri ödenmek üzere verilen mal veya birine borç vermek demektir.28 Karz veren kimseye mukriz, karzı alana müstakriz, bu verilen borç işlemine mukrâz adı verilmektedir.29 Karz verecek ve alacak olan kimse tam ehliyetli ve reşit olması gerekir. Karz akdi, icap ve kabul ile birlikte sahih olur.30 Karz akdi misli mallar için yapılabilir.

İslâm hukukunun din eksenli bir hukuk sistemi olduğu için müeyyideleri hem dünyevi hem uhrevi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bundan dolayı bu hukuka uymak isteyen kimseler hareketlerinin “kitapta yerinin bulunmasını” ister.31 Böylelikle kanun koyucuya karşıda meşru ve haklı işler yapmak istemektedir. Fakat içinde yaşamış olduğumuz dünya, insanı bazı tasarruflar yapmaya zorlamaktadır. Bu tasarruflar din ve hukuk kurallarını çiğnemek veya günaha bulaşmak olabilir. Bu durumlarda İslâm hukuku, insanı bu müşkül durumlardan kurtarmak için mahrec-i şer’i ismini verdiği hile-i şer’iyye usulü ile kişinin müşkülatını ve helâl dairede kalmasına yardımcı olmaktadır.32

Hile sözlükte “aldatacak tarz, tedbir, sahtekârlık” manasında, Arapça’da “çare, kurnazlık, mahâret” gibi manalarda da kullanılmaktadır.33 İncelediğimiz akitlerin meşru zemini olan Hile-i şer‘iyye ise amelleri dış görünüşü itibari ile fıkha uygun düşürmek, İslâm’da yasak olan davranışları görünüş itibari ile meşru yapabilmek için bulunan yollar,

25 Süleyman Uludağ, İslâmda Faiz Meselesine Yeni Bir Bakış, İstanbul: Dergâh Yay. 2010, s.285.

26 Abdullah Mesud Küçükkalay, İktisadi Düşüncede Faiz Antik Yunan’dan Monetarizme, Konya: Çizgi Kitabevi, 2018, s.s. 39-40.

27 Küçükkalay, s.s.43-44.

28 H. Yunus Apaydın, “Karz”, T.D.V İslâm Ansiklopedisi, c.24, İstanbul: Diyanet Vakfı Yay. 2001, s.520.

29 Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kâmusu, c.6, İstanbul: Bilmen Basımevi, 1970, s.13.

30 Ekrem Buğra Ekinci, İslâm Hukuku, İstanbul: Arı Sanat Yayınları, 2016. s.534.

31Ekinci, İslâm Hukuku s.142.

32 Ekinci, İslâm Hukuku, s.142.

33 Hamdi Döndüren, “Hile”, Şamil İslâm Ansiklopedisi, C.2, İstanbul: Şamil Yayınevi, 1990,s.438.

(24)

12 çareler, çıkış yolları olarak tanımlanmaktadır.34 Çoğulu hıyelü’ş-şer’iyye olarak adlandırılmıştır.35 İslâm hukukunda hîle, şer‘i ve batıl olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Şer‘i hîle yani hîle-i şer‘iyye; İslâm hukukunda verilen hükümlere riayette bir engel ile karşılaşıldığında ihtiyaten yine hukukun gösterdiği şekilde başka yollara başvurmaktır.36 Hile-i bâtıla ise verilen hukuki hükümleri akıl eksenli kullanıp, bir başkasının hakkına girerek, hukukun emirlerini yerine getirmek, yasakladıklarından yüz çevirmeyi ifade etmektedir.37 Hile-i bâtıla, sözlükteki manası ile kanuna karşı hileye tekabül etmektedir. Hile-i bâtılaya örnek vermek gerekirse; Kur’an Kerim, Kalem sûresinde38 yoksulların payını vermemek için, gündüz yerine sabahın erken saatinde hasat yapan kişilerden olumsuz olarak bahsedilmesi örnek verilebilir. Ayrıca bu konuda hukuklarında hîle olmamasına rağmen Yahudilerin cumartesi yasağını delmeleri örnek gösterilmektedir.39

Osmanlı tatbikatından geniş bir yer tutan muamele-i şer‘iyye, hile-i şer‘iyye vasıtası ile geniş bir kullanım alanı bulmuştur. Şekil olarak hukuka uygun bir işlem ile yasaklanan sonuçlara ulaşmak için elde edilmeye çalışılan “muamele” olarak tanımlanan hile-i şer‘iyye, bazı konular üzerinde uygulanmaktadır.40 Konumuzun kapsamı gereği bey‘ul-îne akdi hakkında bilgiler verilecektir. Bey‘ul-îne akdini de meşru yollar kullanılarak, meşru olmayan sonuçlara ulaşmak olarak gören âlimler olmuştur, bu sebeple bu yöntem fıkıh âlimleri tarafında görüş farklılıklarına sebebiyet vermiş olup, tartışmalıdır.

34 Hamdi Döndüren, “Hile-i Şer’iyye”, Şamil İslâm Ansiklopedisi, C.2, İstanbul: Şamil Yayınevi, 1990, s.439.

34 Mustafa Baktır, “Hile-i Şer’iyye”, İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, c.2, İstanbul:

M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2006, s.796.

35 Baktır, s.796.

36 Ekinci, İslâm Hukuku, s.143.

37 Ekinci, İslâm Hukuku s.143.

38 “Şüphesiz biz, böyle nimetler vermek suretiyle insanları sınılıyoruz. Tıpkı bir zamanlar şu bahçe sahiplerini sınayıp belâya uğrattığımız gibi: Hani onlar, sabah olur olmaz bağlarının ürününü toplayacaklarına dâir yemin etmişlerdi. “Allah dilerse” diyerek bir istisnâ da yapmamışlardı. Onlar henüz uykudayken Rabbin katından gelen kuşatıcı bir âfet o bahçeyi sarıverdi. Sarıverdi de, bahçe tamamen yanarak simsiyah bir kül yığını hâline dönüverdi.” (Kalem 17-20) Çelik, c.5, s.206.

39“Cumartesi çalışmalarının yasak olması sebebi ile Yahudiler kendileri adına Yahudi olmayan kimseleri (İsrail’de Filistinli kimseleri) çalıştırmaktadır.” (İsrail Shahak, Yahudi Tarihi Yahudi Dini, (çev. Ahmet Emin Dağ), İstanbul, Anka Yay.2002. )

40 “Buna göre dört tasarruf şekli hiyel kapsamında mütalaa edilmiştir.

1. Nikâh, alışveriş ve ruhsatlar gibi meşru vasıtaları kullanarak meşru sonuçlara ulaşmak.

2. Namaz kılmamak için içki içip namaz vaktinde sarhoş bulunmak gibi gayri meşru vasıtalarla gayri meşru sonuçlara ulaşmak.

3. Başkasının bıçağını çalmak veya gasp etmek suretiyle kendi hayvanını kesmek gibi gayri meşru vasıtalarla meşru sonuçlara ulaşmak.

4. Bey‘u’l-‘îne, hülle gibi meşru vasıtaları kullanarak gayri meşru sonuçlara ulaşmak.

Yukarıda ifade edilen muameleler hukuki açıdan değerlendirildiğinde; birinci durumda caiz, ikinci durumda caiz olmayan, üçüncü durumda ise ilk aşamada caiz olmayan, ikinci aşamasında caiz olan bir davranış söz konusudur.

Ancak ileri dönemlerde “hile-i şer‘iyye” tabirinin dar anlamına tekabül edecek olan dördüncü muamelenin hükmü konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Çünkü ortada görünüş ve şekil bakımından hukuka uygun bir işlem mevcuttur. Ancak bununla hukukun yasakladığı bir sonuca ulaşma amacı söz konusudur.” (Saffet Köse,

“Hiyel”, T.D.V İslâm Ansiklopedisi, c.28, İstanbul: Diyanet Vakfı Yay.1998, s.170-171.)

(25)

13 Hîlenin meşruluk temellerine bakıldığında Kur’an-ı Kerim’de hîle sözcüğü açık olarak Nisa sûresi 98. ayette geçmektedir.41 Burada kurtuluş yollarını ve çarelerini ifade etme manasında kullanılmıştır.42 Sâd sûresi 44. ayette, hanımının işlediği kabahat dolayısı ile yemin eden Hz. Eyüp aleyselama gösterilen çareyi bildirmektedir.43 Yine Yusuf sûresi 70 ve 76. âyetler ve Kehf sûresi 69. âyetler delil olarak gösterilmektedir. Hîle ile alakalı hâdisler olumlu ve olumsuz manalarda kullanılmıştır.44 Fıkıh kitaplarında hîle ile alakalı şu hadise aktarılmaktadır: Azâdlı köleye Berîre’ye sadaka olarak verilen etten Hz. Peygambere de ikram edilmiş, sadaka, zekât alması ve adak yemesi câiz olmayan Hz. Peygamber, Berîre (azatlı köle) için sadaka olduğunu, kendisi için ise hediye olduğunu söylemiştir.45 Bey‘ul’îne konusundaki olumsuz manadaki hadis ise ileride aktarılacaktır. Mezhepler açısından değerlendirildiğinde; Hîle; Hanefi ve Şafiler tarafından haramdan korunmak için câiz görülmüştür, Maliki ve Hanbeli ekolü ise bu yolu seddü’z-zerâyi46 olarak görüp, câiz olmadığını beyan etmiştir. Hîle konusunda en çok çalışma yapan ekol; Hanefi mezhebidir, fakat bu ekolde, gayrimeşru neticeye götüren hîlelerin câiz olmadığını belirtmiştir. Konu ile alakalı yazılan ilk eseri; Hanefi mezhebinden İmam Muhammed Şeybâni’ye ait olan Kitâbu’l Hiyel’dir.47 Hanefi hukukçusu Hassâf’ın (ö. 261/874) hîle konusu ile alakalı el-Hîyel isminde eseri mevcuttur. Yine bu konuda, “Mebsût” isimli kitabında bölüm ayıran Şemsüleimme Serahsi’de hileyi iyi bir şey olarak anlatmıştır.48 Hanefi fıkıh kitapları arasında yer alan Fetâvây-ı Hindiyye’de hîle ile alakalı örnekler mevcuttur.

1.2. Muamele-i Şer‘iyye ve Hukuki Dayanağı

Muamele-i Şer‘iyye’nin hukuki dayanağı bey‘ul-îne akdidir. Îne sözlükte bir şeyin en iyisi, borç veren kimseye çıkar sağlamayan borç, ribâ anlamlarına gelir.49 İslâm hukuk ıstılahında îne, birkaç manaya gelmekle birlikte genel kullanımı şu şekildedir; kişinin malı belirli bir fiyat karşılığında vadeli olarak satıp, aynı malı daha düşük bir fiyattan geri alması

41 Faruk Çaykara, İslâm Hukuk’unda Hile-i Şer‘iyye’nin Mahiyeti ve Hile’de Gözetilen Gayeler, Ankara:

Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1994, s.6.

42 “Ancak hiçbir çareye gücü yetmeyen ve hicret için bir yol bulamayan gerçekten âciz ve zayıf erkekler, kadınlar ve çocuklar bunun dışındadır.” ( Nisâ-98), Çelik, c.1, s.637.

43 “Eyyûb’un yemini vardı. Ona: ‘Eline bir demet sap al, onunla hanımına vur da yemini bozma’ dedik Gerçekten biz onu sıkıntılara karşı sabırlı bulduk. O ne güzel bir kuldu. Doğrusu o, tam bir teslimiyet ve samimiyetle sürekli Allah’a yönelir dururdu”, (Sâd 44), Çelik, c.4. s.290.

44 Çaykara, s.9.

45 Ekinci, İslâm Hukuku, s.145.

46 Sedd-i zerâyi: Kötülüğe giden yolları kapamak manasına gelir. Mâlikiler ve Hanbeliler seddü’z-zerâyi’i çokça kullanırlar ve hüccet olarak kabul ederler. (Fahrettin Atar, Fıkıh Usûlü, İstanbul: M.Ü İlâhiyat Fakültesi Vakfı Yay.2013, s.139.)

47 Ekinci, İslâm Hukuku s.145.

48 Serahsi, Mebsût, C.30, Ed. Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit, İstanbul: Gümüşev Yayınları, 2008, s.274.

49 H. Yunus Apaydın, “Îne”, T.D.V İslâm Ansiklopedisi, c.22, İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2000, s.283.

(26)

14 manasındadır.50 Fıkıh kitaplarında muamele-i şer‘iyye akdi, bey‘ul-îne akdi olarak geçmektedir. Osmanlı Devleti’nde bey‘ul-îne akdi yerine muamele-i şer‘iyye ismi kullanılmıştır.51 Hamza Efendi’ye ait olan Bey ve Şira risalelerin şerhlerinde muamele-i şer‘iyye’nin diğer adının bey‘ul-îne akdi olduğu da ifade edilmektedir.52 Muamele-i şer’iyye dini esaslara uygun işlem manasına gelmektedir.53 Osmanlı Devleti’nde fâizin yasak olması itibari ile bazı muamele yöntemleri; bağış, kira sözleşmesi, geçici satış kullanılarak fâize karşı muamele işlemleri gerçekleştirilmiştir ki bu yapılan işlemler “muamele-i şer’iyye” olarak tanımlanır. Fazlalık ödenen kısımlara “ribh-ı şer’î, murabaha, nema, güzeşte” gibi kavramlar da kullanılmaktadır. Bu kullanılan yöntem Osmanlı Devleti’nde karşılıksız borç vermek istemeyen sermaye sahipleri veya para vakıfları tarafından uygulanan bir yöntemdir.54

Hz. Muhammed (s.a.v.) zamanında, îne akdine rastlanmazken Abdullah b. Ömer’den nakledilen hadiste îne akdi ile alakalı gelecekten bahseden bir hadis olduğu anlaşılmaktadır.55 Îne satışı Hz. Peygamber zamanında görülmemiş, hicri ilk yüzyılda Hz. Peygamberin vefatından sonra görülmüştür. İlk olarak Amr b. Osman b. Affân’ın bu yola müracaat ettiği belirtilmektedir. Amr vekilini çağırarak borç almasını tembihlemiş, o da tüccarların ona borç vermeyeceğini söylemesi üzerine, Amr onlara istedikleri kadar kâr vermesini söylemiş vekili de önce 8 bin dirhem, sonra 10 bin dirhem borç almıştır. Îne akdinin müctehid imamlar zamanında yaygınlaştığı bilinmektedir.56

Sahabelerden İbn Abbas’a göre îne satımı mekruhtur. İbn Abbas’a göre taraflar fâize niyet etmişler, fakat araya bir mal sokarak çözüm arayışına girmişlerdir. Îne akdinden sakınmayı ve araya ipek (mal) sokarak dirhemi dirhem ile satmamayı öğütlemiştir. Enes bin Mâlik’e göre îne satışı haramdır ve kendisine sorulduğunda Allah’ın aldatılamayacağı ve Allah’ın haram kıldığı şeylerden olduğunu aktarmıştır. Hz. Âişe’nin îne akdi üzerine

50 H. Yunus Apaydın, “Îne”, s.283.

51 Tahsin Özcan, Osmanlı Para Vakıfları Kanunî Dönemi Üsküdar Örneği, Ankara: T.T.K, 2003, s.54.

52 Tarikatçı Emir, Tebyînü’l-merâm vr. 74a; Seydişehri Şerh-i Bey’ ve Şira vr.136b Aktaran; Süleyman Kaya, 18. Yüzyıl Osmanlı Toplumunda Nazari Ve Tatbiki Olarak Karz İşlemleri, İstanbul: Yayınlanmamış Doktora Tezi, M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007, s.15.

53 İshak Emin Aktepe, Fâiz ve Finansman Hadisleri, İstanbul: Yedirenk Yay. ,2010 s.52

54 İbn Rüşd el-Hafîd, Ebu’l-Velîd Muhammed İbn Ahmed (ö. 520/1126), Bidâyetü’l-Müctehid ve Nihâyetü’l- Muktesid, Beyrut 1987.C.II, ss.123-124, Aktaran: Hamdi Döndüren, Osmanlı Tarihinde Bazı Faizsiz Kredi Uygulamaları ve Modern Türkiye’de Faizsiz Bankacılık Tecrübesi U.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi C.17 sayı:1, 2008 s.s.8-24, Bilmen c.6, s.s.47-48.

55 “Îne ile satım yapar, sabanın peşine düşer ziraate razı olup cihâdı terk ederseniz Allah (c.c) üzerinize bir aşağılık musallat ede ki tekrar dininize dönünceye kadar onu çekip almaz” Hadisin diğer rivayeti şu şekildedir; “ İnsanlar dinar-dirhem ile meşgul olur, îne satımı yaparlar ve öküzün kuyruğuna yapışarak Allah yolunda cihâdı terk ederlerse Allah onlara bir bela indirir ve dinlerine dönünceye kadar da onu kaldırmaz” (haz. Necati Yeniel- Hüseyin Kayapınar, Sünen-i Ebu Davud, Tercüme ve Şerhi, c.12, İstanbul: Şamil Yayınevi, 1991, s.553.)

56 Mehmet Fatih Serenli, İslâm Hukukunda Bey‘ul-Îne Akdi, İstanbul: Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, M.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997 s.14.

(27)

15 söyledikleri bazı mezhep imamlarına göre tartışmalı (isnadı zayıf ve senedi kopuk) olmasına rağmen şu şekildedir; Zeyd b. Erkam’ın ümmü veledi57 olan cariyesi ona 800 dirheme köle satmış daha sonra Zeyd b. Erkam paraya ihtiyaç duyduğu için aynı köleyi 600 dirheme satın almıştır. Kadın olayı Hz. Aişe’ye anlatır. Hz. Aişe kadına kötü bir satım yaptığını ve Hz Zeyd’in tövbe etmedikçe, Hz. Peygamber ile olan cihâdını iptal ettiğini söyler. Kadın, Hz.

Zeyd’den “600 dirhemi alayım gerisinden vaz mı geçeyim?” diye Hz. Âişe’ye sorduğunda, Hz. Âişe; Bakara58 275 bir rivayete göre 279 ayetini okumuştur. 59

Hanefi mezhebine göre îne satışı ile alakalı farklı görüşler mevcuttur genel kanı caiz olduğu yönündedir. Ebu Yusuf ve Ebu Hanife’ye göre caizdir. Ebu Yusuf’ a göre haram olan fâizden kaçınma olduğu için sevap niteliği vardır.60 İmam Muhammed’e göre bu akit mekruhtur.61

Şâfi mezhebine göre herhangi bir malın satıcısına geri satılmasında bir beis yoktur, malın başkasına satılmış gibi olduğunu beyan ederler. Geri satış önceki bedelle olursa bunun satışı bozmak olduğunu belirtirler. İkinci satışın ilk satıştan az veya çok olması durumunda veya değişik bir cinsten olması durumunda satışın normal olacağını söylerler. Muamele-i şer‘iyye ile alakalı Hz. Aişe’nin rivayet ettiği Zeyd b. Erkam ile alakalı olan hadisede sözün sabit olmamasından dolayı reddederler.62 Muamele-i şer‘iyyenin caiz olduğu ile alakalı Şafiler, Hayber hurmaları ile alakalı geçen hadiseyi delil göstermektedirler. Şâfiler bey‘ul-îne akdinin fâize sebep olduğu görüşüne katılmazlar. Haramdan alıkoyan şeylerin mendup olduğunu belirtirler.63

Maliki mezhebine göre bu işlem görünüş itibari ile caiz, fakat fâiz yasağının işlenmesine neden olduğu için alım satımı yasaktır. İmam Malik bey‘ul-îne ile alakalı olarak Allah’ın aldatılamayacağını ve Resulün bunu haram kıldığını söylemiştir.64 Malikler sedd-i

57“Ümmü veled efendisinden çocuk doğurmuş olan cariyedir. Bu cariyeler satılamaz ve efendileri ölünce hür olurlar.” Abdülaziz Bayındır, Ticaret ve Faiz, İstanbul: Süleymaniye Vakfı Yayınları, 2016, bknz. 67. dipnot, s.227.

58 “… Her kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir …”.

(Bakara 275), “… Eğer tövbe ederseniz, anaparanız sizindir ...” (Bakara 279) , Çelik, c.1, s.s.351,356.

59Serenli, s.s.39-40.

60 Bayındır, Ticaret Ve Faiz, s. 207.

61 “Bu satım kalbimde dağlar gibidir, onu fâiz yiyenler icat etmiştir”. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr ‘ale’d- Dürri’l-muhtâr, (çev. Ahmed Davudoğlu.), c.5, İstanbul: Şamil Yayınevi, 1984, s.326).

62 Bayındır, Ticaret Ve Faiz, s.s: 217-218.

63 “Hz. Peygamber’in Hayber’e atamış olduğu vali dönüşünde Peygamberimize iyi hurma getirmiştir. Hz.

Peygamber ‘Hayber’in bütün hurmaları böyle midir?’ diye sormuş. O kişide ‘Hayır yâ Rasûlallah! Biz bunları 1 ölçeğini 2 ölçeğe, 2 ölçeğini de 3 ölçeğe alıyoruz’ demiş Hz. Peygamber ‘Öyle Yapma! Bayağı hurmayı sat, sonra bu para ile kaliteli hurma satın al!’ demiştir. ( Serenli s.55.)

64 Saffet Köse, İslâm Hukukunda Kanuna Karşı Hile, İstanbul: Yayınlanmamış Doktora Tezi, M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1993 s.374.

(28)

16 zerai delili ile bu yasağı uygularlar ve muamele-i şer‘iyye’nin bütün çeşitlerini yasaklarlar.

Şafilerin muamele-i şer‘iyye delil olarak Hayber hurmaları ile ilgili hadisi Malikiler usul açısından eleştirmektedirler. Hadiste geçen ifade Malikilere göre mutlak olduğu belirtilir. 65

Hanbeli mezhebi de Maliki mezhebi gibi sedd-i zeria delilini göstererek bu akdi ret eder. Hilenin her türlüsünün haram kabul eder. Înenin yasak oluşu ile alakalı Peygamberin bir satımda iki satışı yasaklayan hadisini delil gösteriler.66

Îne konusuna en çok yer ayıran Şeyhülislâm İbn Teymiye ve öğrencisi İbn Kayyım’a göre îne satışı haramdır. İbn Teymiye bey‘ul-înenin hadislerce de yasaklandığını bildirmektedir.67

Muamale-i şer‘iyye’nin cevazı yönünde âlimler arasında farklı görüşler mevcuttur.

Ulema içinde bu akdi haram, tahrimen mekrûh (harama yakın mekrûh), mekrûh, helal, olarak görenler vardır. Osmanlı uleması da bey‘ul-îne akdi konusunda ortaya net bir tavır koyamamıştır. Dönemin Şeyhülislâmlarından İbn Kemal, muamele-i şer‘iyye68 akdinin yapılış şeklini anlattıktan sonra bu işlemin karz-ı hasenden yüz çevirmek olduğu için mekruh olarak görmüştür. Bu işlemi haramdan kaçınmak için kullanılmasına güzel olarak atfetmekle birlikte, taraflardan birine zarar vermesi durumunda; fetvada caiz olsa dahi, diyâneten caiz olmayacağını vurgular. Ayrıca muamele-i şer‘iyyeyi hîle69 olarak görenlere karşı çıkmakta ve aleyhte fetva vermektedir.70

Suriye üzerine çalışan Abdul Karim Rafeq’e göre; muamele-i şer‘iyye ile alakalı çeşitli fermanlar ve fetvalar olmasına rağmen Suriye ve Arap nüfusunun olduğu yerlerde bu

65 Serenli s.52, Malik Bin Enes, Muvatta Tercümesi (Çev. Doç Dr. Abdülvehhab Öztürk ) İstanbul: Kahraman Yay. 2018, s.s.8-53.

66 Hadis-i Şerif “Kim bir satımda iki satım yaparsa onun için ya iki satımdan düşük olanı yâda ribâ vardır.”(Serenli, s.59.)

67 Serenli s.52.

68 “Zeyd Amr’a bin akçeye bir kaftan bey eylese kable nakdi’s-semen Amr, o kaftanı yine Zeyd’e bin yüz akçeye bey eylese bu surette şer’an bey-i sâni sahih midir? Cevap: Caizdir.” (Ahmet İnanır, İbn Kemal’in Fetvaları Işığında Osmanlı’da İslâm Hukuku, Ankara: Gece Kitaplığı, 2015, s.240).

“Zeyd vakfın mütevellisinden vakıf akçe aldıkta muamele etmek için mütevelli Zeyd’e bir nesne bey edip, o mecliste Zeyd yine mütevelliye bey edip ya hile eylese, mütevelli mebîyi asla bu surettte muamele sahih olup ribh lazım olur mu? Cevap: Olur.” (İnanır, s.240.)

“Zeyd Amr’dan bir miktar akçe alır oldukta “muamele-i şer‘iyye olmadan ribhimi al” diye bir miktar akçe verip helal eylese, şer’an helal olur mu? Cevap: Olmaz hürmet-i ribâ Zeyd’in helal etmesi ile gitmez.”( İnanır, s.242)

69 “Bir kimse ‘muamele-i şer‘iyye hiledir, Hak Teâla’yı aldatmaktır. Bundan hâsıl olan ribh haramdır ve caiz değildir” derse şer’an ne lazım olur? Cevap: Kâfirdir, ol itikaddan dönmez ise katli lazım olur”.( İnanır, s.244

70 Tahsin Özcan, “Vakıf Medeniyeti ve Para Vakıfları”, İstanbul: Türkiye Finans Katılım Bankası Kültür Yayınları, , 2010, s.112.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :