• Sonuç bulunamadı

yaşını idrak eden mimarlar : 6 Meslek öyküsüyle Kemali Söylemezoğlu Mimarlık Hocası Behçet Ü n s a I

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "yaşını idrak eden mimarlar : 6 Meslek öyküsüyle Kemali Söylemezoğlu Mimarlık Hocası Behçet Ü n s a I"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

yaşını idrak eden mimarlar : 6 M e s l e k ö y k ü s ü y l e K e m a l i S ö y l e m e z o ğ l u M i m a r l ı k H o c a s ı B e h ç e t Ü n s a I

Bakmayın siz onıın soydan gelen Söylemezoğlu adına; Kemali- güzel söy-ler. Bu sonbaharın kapalı bir gününde yaptığımız söyleşide onun aydınlık söz-lerini bulacaksınız.

İ s t a n b u l m i m a r l ı k o k u l u — Kemali dedim, senin iki mimar-lık diplomasına sahip bir özelliğin de var, bunun ilginç bir öyküsü olmalı, an-latınınsın nasıl olduğunu?

— «G.S.A. de son mimarlık proje-lerine çalıştığımız yılda, atölyeye Sabri Oran geldi bir gün. Stuttgart Okulunda-ki şehircilik, çevre ve komşu problem-leri, sarih plan ve cepheler ile oluşan çalışmalarını gösterdi. Bu beni çok etki-ledi. Bundan 45 yıl önce idi. O yıl, 'diplo-ma projesi aldık. ıKonu: Karaköy'de bir Belediye Sarayı. Karaköy'de konuya uy-gun bir yer bulmak zor. Bunun için bir çok yer yıkılacak, açılacak. Bir problem ki, doğrusu boş birşey değil. Bundan ben

pek memnun olmadım. O kadar ki, bir ara bırakacağım geldi. Yaptık ama be-ğenerek değil. Stuttgart'a gitmeyi aklı-ma koymuştum; Bonatz'ın öğrencisi ola-caktım. Bir burs buldum, önce Berlin'e gittim. Almanca'yı geliştirmek için (1936) ve üç ay sonra Stuttgart TH. Mimarlık Bölümü'nde öğrenciliğe başladım yeni-S t u t t g a r t m i m a r l ı k o k u l u

— Pekiy, dedim, oraya nasıl girdin; ne buldun, ne gördün, öğretim nasıl, biz-den farkı ne? Bonatz mimarlık öğret:, •minde nasıldı?

«Önce TH. ya girmek için 6 aylık bir pratik ve sonra bir yıllık bir büro ça-lışması zorunluluğu vardır. Benim G S A. deki gördüğüm derslere baktılar, intiba-kımı yaptılar. Serbest resim, mimarlık taribi, yapı ve şehircilik derslerin müf-redatının aykırılığı nedeniyle bu derslere devam etmemi istediler. 3 yıl Bonatz No çalıştım. Profesör Alman klasik mimari-sinin özünü güdüyordu; fakat, A. Speer gibi değil, ona karşıydı. Bu iam bir kla-sik değildi ama, onun havasını kapsayan modern bir mimari idi. Orada 40 öğrenci idik, Alman azdı, isveçli ve No.veçll bir de ben Türk olarak çoğunlukta idik. Ya-bancı öğrencilerin kendi memleketindeki mimarlığa göre çalışmaları serbestliği vardı. Ben mesela eli böğründe bir Türk

Hâmit Kemâli Söylemezoğlu Kahvesi projesi yaptım Konstanz'da; pek beğenildi. Diploma projesi olarak Tuna üzerinde bir anıt konusu verilmişti. İkin-ci Dünya Savaşı nedeniyle memlekete dönmek zorunruğu doğdu; diploma proje-mi İstanbul'da tamamlayarak gönderdim böylece ikinci kez mimar diploması al-dım.» devamı (102) sayfada

(2)

H. Kemâli Söylemezoğlu'nun tatillerini geçirdiği Marmara adasından bir sulubo-ya çalışması

baştarafı (93.) sayfada) — Kemali,clğim, bitiyorsun o yıllar-da bizde doktora çalışmaları yoktu; ama, orada doktora yapılıyordu değil mi?

— Evet, dedi, dönüşte G S A. de asistan oldum (1939); Orada iken dok-tora tezi için Türk Hanları'nı konu edin-miştim. Harb nedeniyle yalnız doktora çalışmaları yarıda kalanlara Türkiye'den çıkma izni veriliyordu. Tekrar Stuttgart'a gittim. Orada bana şimdi doktora yap-maya harb havasının müsait olmadığını söylediler. Bonatz, mezun olan iyi öğren-cilerini bürosuna alırdı. Ben de profesö-rün mimarlık bürosunda çalışmaya baş-— Bu büronun kuruluşu nasıldı. O yılların politikası içinde çalışmak zor bir iş olmalı. Yeni Alman mimarlığı gör-kemli yapılardan oluşmanın daha ötesin-de ağır bir historismus bağnazlığı içine gömülmüştü. Senin mimarlık görüşün ile bir uyuşmazlık içinde kaldın mı? dedim. — Profesörün bir politik tarafı var-dı; ama Nazi değildi. Bu ona Hitler za-manında öğretimde kalmasını sağlamıştı. Biliyorsun, Bonatz'ın evvelce yaptığı bir iki binası ve yeni köprüleri var o kadar; ona hocalık kalıyordu. Bürosu ise, başta köprüler olmak üzere uygulama ve rışma bölümlerinde çalışıyordu. Ben ya-rışma kısmında çalıştım, yaya-rışma de-dimse, bu proje yarışmasından ziyade Münih ve Berlin'de yapılacak yeni bina •projeleri için karşı teklifler (Speer'e kar-şı) mahiyetinde oluyordu. Yani yeni Al-man mimarlığına ılımlı bir klasik hava,

daha ziyade bir modernlik sağlamak için çalışılıyordu. Ben büronun üst katında kalıyordum, geceleri esince atölyeye inip eskizler çiziyordum ve 400 DM. aylık alı-yordum. 6 - 7 mimardan üçü yabancı idi büroda. Yıl (1940-41) sonları. Dönüşte, evvelce verilen izin gereği, vatani göre-vimi yapacaktım; öyle de yaptım. T ö m . y a p ı i ş l e r i b ü r o s u

Yıl 1943 oldu. Mecburi hizmetim vardı. M.Eğ.Bk. Teknik Öğretim Müste-şarlığı Yapı işleri Bürosu'nda görev ve-rildi. Ben mimarlık çalışmalarını yürütü-yordum. Ankara'da büronun, o zamana göre yüklü, 80 milyonluk bir iş hacmi vardı. Teknik Öğretim'e alt bütün Sanat ve Ticaret Okulları, Enstitü binalarının projelerini yapıp uyguluyorduk. Müsteşar Rüştü Uzel büroya Bonatz'ı getirelim, ona bir mektup yaz dedi. Profesör daha önce Anıtkabir yarışmasındaki jüri çalış-masından, Ankara'ya getirilen Alman Mi-marlığı sergisi komiseri olarak ve Türk öğrencileri nedeniyle oldukça iyi izlenim-ler bırakmıştı Türkiyede. Mektubuma şöyte bir karşılık verdi: Ben müşavir ola-rak gelirim, bina yapmak ve genç Türk mimarları İle rekabete girmek istemem. Vb...

Rüştü Uzel işlerin çabuk çıkmasını İster, bizim etüdlere fazla zaman har-cadığımızı söyler dururdu; onunla tartış-malı oluyorduk. Büroda bir yıldan fazla kalamadım. 1944 de iller Bankası Şehir-cilik Bürosu'na geçtim.»

— Kemali, dedim, İzninle senden bir-şey öğrenmek istiyorum; Bonatz hem bu-rada bina yapmak istemediğini söylüyor, hem Saraçoğlu Mahallesi ve Ankara Ope-ra binasını yapıyor ve de bir Türk mima-rının güzel bir yapıtı olan Sergievi'ni ta-dil etmekten çekinmiyor bu iş için?

— Profesör olmaz demezdi kolay ko-lay. Kompromilere evet diyen bir kişi; bi-raz evvel dediğim gibi politik yanı olan bir kişiydi. Onu zorlayan M.Eğ.Bk. Hasan Âli oldu; Ankara planına göre Opera bi-nasının yeri İtfaiye Meydanı (eski Herge-le Meydanı) üzerindeydi. Fakat istimlak-lar falan çok para gider, bu harp zama-nında böyle masraflara girilemez diye-rek bu öneriyi yapmıştı H.Â. Yücel. İyi olmadı tabiî. Ama Emlak ve Kredi Banka-sı'nın Ankara Saraçoğlu mahallesi için yaptığı teklif ise onu çekti galiba.» B ü r o d a n ö ğ r e t i m ü y e l i ğ i n e

— Kemal'i, sen adeta hoca olarak ya-ratılmış gibisin, nitekim 35 yılını başarılı bir öğretim üyesi olarak geçirdin. Nasıl başladığını merak ediyorum; Dedim.

— Evet, dedi, Akademi'ye ( G S A ) girmek istiyordum. Teknik Müsteşarlığı Yapı Bürosu'nda iken mimar Harika ile tanışmıştım. Bürodan ayrıldıktan sonra evlendik. Harika'nın tanıdığı Güzel Sa-natlar U. Md. Tevfik Beyin yardımıyla Akademi'ye hoca olarak tayinim çıktı (1944). O sıralardaki Mimarlık Bölümü Şefi, Ankara Palas'da bir yemeğe beni de çağırdı, kendisine yardımcı olarak

(3)

çalış-mamı istöii. Yapı dersi uygulamasını yaptır yeter, dersi ben yürütürüm, diyor-du. Halbuki ben mimari proje ve mimari tarihi hocası olmak istiyordum. Bu anlaş-mazlığı müdür B. Toprak çözümledi. Ama ben bir yıl sonra ayrılmayı düşünmeye başladım. Örneğin serbest resim dersi-ne ihtiyaç yok, diyorlardı. Oysa Stuttgart'-da buna önem veriyorlardı, ve ben bu dersi tekrarlamak zorunda kalmıştım. Bu-nun gibi sürtüşmelerden rahatsızdım. Birgün Ankara'da Süreyya'da yemektey-dik: Bonatz, Emin Onat ve ben. Emin, profesörün İstanbul Teknik Üniversite'de hoca olmasını telkin ediyordu. Profesör Teknik Büroda zaten böyle bir şey .yap-tığını söyîüyor; fakat Emin de İsrar edip duruyordu. Ben de yardımcınız olurum deyince, ıEmin kendine özgü konuşma-sıyla, paşacığım tamam dedi. Ekim 1946 da Bonatz T. Ünlversite'ye geldi, ben de doçenti oldum 3. Bina Kürsüsünde.»

—• 'Kemali sen ve ben Gayrı Menkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu ilk üyeleri arasında idik, orada beraberce yönetim kurulunda da çalıştık. Sen emek-li oluncaya kadaı 'kurulda kaldın. Kurula ait görüşlerinin bir değer taşıyacağı ka-nısındayım bir, bir de sen Teknik Üniver-site temsilcisi İdin, senin seçilişinin bir dayanağı olmalı. Anlatımlısın?

«Ben ve Harika iki mimar hayatımı-zı birleştirmemizden birgün sonra Erzu-rum'a yollandık. Balayı, Erzurum Çifte Minare ve Ulu Cami'de rölöve yaparak geçti; bizimle birlikte rahmetli Ali Sami Ülgen'de vardı. Parti'ce görevlendirilmiş-tik (1944). Daha önce, öğrenciliğim sıra-sında A. Gabrlel'in Anadolu Türk Anıtları yapıtının resimlerini hazırlamıştık Adnan Kuruyazıcı ile. Sonra da mimarlık tarihi hocalığı yaptım. Daha sonra ise İslâm Dini ilk Camiler ve Osmanlı Camileri di-ye yazdığım bir kitapla noktalandı bu tut-ku.

Doğrusu Yüksek Kurul başlangıçta daha iyi idi. O zaman Kurul üyelerinin yarısına yakın üyesi eski eseroi mimar idi. Ve alınan kararların ve yapılan araş-tırmaların bir ciddiliği vardı, şimdi maa-lesef yok. Bürokratlar ve Profanlar çoğal-dı. idarelerin suyuna giden kimseler has-talıklı kararlar alıyorlar. İlk kanununa göre Kurul'un bir özelliği, bir değişmez-liği vardı, ufak ve özgür bir bürosu var-dı. Şimdi Kurulun Bürosu istanbul Rölöve Bürosuna bağlandı, Ankara'daki ikinci bü-royu Bakanlığa bağladılar. Velhasıl komp-romilere evet deniliyor artı'k.»

— Değiştirilsin mi? Yeniden mi ku-rulsun, dedim.

«Güldü, ve, aslına uygun bir düzene getirilmeli, dedi. Devam ederek. Batıda-ki emsali gibi, diye noktaladı.

M i m a r l ı k e ğ i t i m i ü z e r i n e — Ona dedlmki. Kemali sen içte ve dışta mimarlık öğrencisi oldun, usta mi-marlarla çalıştın. Akademik kariyerde profesörlüğe kadar yükseldin, UİA top-lantılarına ve kongrelere katıldın, hatta misafir profesör olarak dış ülkede öğre-tim yaptın. Senin edindiğin kanılar, de-neyler sonucunda mimarlık eğitimi için birçok fikirler belirmiştir kafanda; diye-ceklerin vardır. Bir de öğrenciyi profesö-rünün benzeri olmaktan kurtarmak yeya profesörün benimsediği tarzın esiri olma-ması için ne yapmalı acaba? Mesela İs-tanbul Radyo Evi ve Çanakkale Anıtı'nin gerisinde Bonatz'ı görür gibi oluyoruz.

•Önce şunu söyleyeyim, eğitim hu-susunda düşündüklerimi ne Akademide, ne Üniversite'de pek yaptırmak mümkün olmadı. Kurullara kabul ettirmek çok zor oluyordu. Kanımca her iki okulda da Ya-pı ve Şehircilik alanında verHen bilgiler yerinde değil. Stuttgart'da gördüğüme göre Yapı Bilgisi'nde temel alfabeyi öğ-retiyorlardı; taş ile ahşab yarıyana nasıl gelir, nasıl gelmez onu gösteriyorlardı. Yapı Kürsüsünde uygulamadan gelen mi-marlar bu bilgileri aktarıyorlardı. Hele Bi-zim Üniversite'de tasarı geometrl'nin kal-dırılması anlaşılır gibi değildi. Bizde aka-demik eleştiri kabil, ama ne yeterli ne de geçerli, henüz serbest eleştiriye alı-şık değil sanat toplumu ve ortamı.

Bence proje hocası öğrencisini ser-best bırakmalı, etkilememen; Hoca de-ğil, öğrenci kararlı olmalı, araştıııcı olma-lı ve kişiliğini ortaya koymaolma-lı. Ve bana göre proje yaparken daima komşu yapı-lara saygılı olmalı, özellikle eski eserler yanındaki ve çevresindeki yapıları iyi gözetmeli, yerleşme meselesine önem veımelidir. Ben böyle göstermiş, böyle yapmışımdır hep. Ve de başka yerlerde-ki 6 aylık önpratik ile bir yıl büro çalış-ması var ya, o çok yararlı oluyor; mimar adayını cetvel mimarı olmaktan ziyade yapıcı olmaya, toprağa ve - hayata

bağlı-— Sizin İkizler ne yapıyor. Mimar ana ve babanın çocukları olarak onlar da mimarlığa mı yöneldiler acaba? dedim

«Vallahi, İki üç proje yapıp uygula-dım. Boğaziçi'nde iki yalı yaptım ki mal sahibi işbirliği ile tamamlandı. Kazandı-ğım ya da kaybettiğim birçok konkura girdim, ama, 'üzülerek çıktım. Mal sahibi veya otoritelerle uğraşıp bir iş yapmak mes'ele. Çocuklar sıkıntılı mimar olarak bizi gördüler; onlara bir etkimiz olmadı doğrusu.

Elif, Resim ve Sanat Tarihi, Ali de İstatistik ve Ekonomi yaptı.»

Kemali ve ailesine mutluluk ve esen-likler dileklerimle söyleşimiz sona erdi.

(başterafı (87.) sayfada) P r o j e d ü z e n l e m e e s a s l a r ı

1 — Yoğun yerleşimin getirdiği sa-kıncaları gidermek amacıyla projelendir-mede daireler sahile 45 derece açıyla ve kaydırılarak yerleştirilmiştir. Böylece tüm dairelerin deniz görmesi sağlanmış-tır.

2 — Daireler 90 mJkare olarak plan-lanmış 2 oda, 1 salon, mutfak, banyo ile yazlık yaşam yönünden 16 M. karelik bal-kon düşünülmüştür.

3 — Balkonlar yaşama alanının en önemli unsuru olarak planlanmış, her balkonda pişirme ocağı, teras bahçesi, çiçeklikler yerleştirilmiştir. Detayda çi-çeklik üstüne yerleştirilen mermer kap-lama 30 cm. genişlikteki yatay banttan servis masası ve tezgâh olarak faydala-nılma düşünülmüştür. Balkonlara ilave e-dilen eğik saçaklar, güneş kontrolü ama-cına yönelik olup, güneşin en etkili saat-lerde diz hizasında gölge alınmasını sağ-lamaktadır.

4 — Mutfaklarda standart ahşap ce-viz kaplama tezgâh dolapları -kullanılmış, mutfak ile salon arasında duvar yapılmı-yarak mermer tezgâh konmuştur. Bu tez-gâh salona servis kolaylığı sağlamakta olup, aynı zamanda aile yemekleri ve kahvaltılar için masa olarak kullanılmak-tadır.

5 — Yatak odaları dairenin en loş •kısımlarında yer almış, böylece dinlen-me saatlerinde aranan gölge ve serinlik sağlanmıştır.

S o s y a l t e s i s l e r 84 dairelik sitenin bahçe ve saha düzenlemesi yapılarak, mini golf sahası, çocuk bahçesi, dinlenme terasları, gü-neşlenme terasları düzenlenmiş, iki ka-demeli yüzme havuzuyla büyükler ve kü-çükler için dalgalı havalarda yüzme im-kânı getirilmiştir.

(Y) şöklinde ahşap kaplama beton-arme iskele yapılmış, buradan ayrı grup-ların ayrı alanlarda güneşten ve deniz-den istifade edebilecekleri düşünülmüş-tür.

Sitede günlük ihtiyaçları karşılamak üzere 4 butik yer almaktadır.

Referanslar

Benzer Belgeler

5. Başvuruda bulunacak çalışanın e­başvuru sistemini kullanımında oluşabilecek problemler, sistemsel

Üniversitemiz Teknoloji Fakültesi Dekanlığı’nın, Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, İnşaat Mühendisliği ve Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümlerine