• Sonuç bulunamadı

Danişmendzade Şevket Gavsi’nin Gülzar-ı Şebab’ının transkripsiyonu ve incelenmesi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Danişmendzade Şevket Gavsi’nin Gülzar-ı Şebab’ının transkripsiyonu ve incelenmesi"

Copied!
245
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)T.C. SAKARYA ÜNøVERSøTESø SOSYAL BøLøMLER ENSTøTÜSÜ. DÂNøùMENDZÂDE ùEVKET GAVSÎ'NøN GÜLZÂR-I ùEBÂB'ININ TRANSKRøPSøYONU VE øNCELEMESø. YÜKSEK LøSANS TEZø Tu÷ba BøRDAL. Enstitü Anabilim Dalı : Türk Dili ve Edebiyatı Enstitü Bilim Dalı : Eski Türk Edebiyatı. Tez Danıúmanı: Doç. Dr. Ozan YILMAZ. MART - 2013.

(2)

(3) BEYAN Bu tezin yazılmasında bilimsel ahlak kurallarına uyuldu÷unu, baúkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunuldu÷unu, kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapılmadı÷ını, tezin herhangi bir kısmının bu üniversite veya baúka bir üniversitedeki baúka bir tez çalıúması olarak sunulmadı÷ını beyan ederim.. Tu÷ba BøRDAL 06/03/2013.

(4) ÖNSÖZ 19. yüzyıl Osmanlı Devleti'nin hakimiyetinin sarsıldı÷ı pek çok konuda di÷er devletlerden geri kaldı÷ı, siyasi üstünlü÷ünün zayıfladı÷ı bir dönemdir. Siyasi hayattaki sıkıntılar do÷al olarak sosyal ve kültürel alanlara da yansımıútır. Devleti yeniden eski gücüne ulaútırmak için muhtelif çareler aranmıú, devletin tekrar ileri bir seviyeye gelmesi adına Batı'nın teknolojisinden ve biliminden yararlanılması kararlaútırılmıútır. Bu sebeple Avrupa'ya devlet adamları ve ö÷renciler gönderilmiú, bu ö÷rencilerin orada e÷itim almaları sa÷lanmıútır. Çeúitli bilimleri ö÷renen aynı zamanda da Batı edebiyatından etkilenen bu gençler, yurda döndüklerinde yeni bir edebiyat vücuda getirmeye çalıúmıúlardır. Edebiyatımızda eski ve yeni çatıúmasının öne çıktı÷ı bu dönemde bazı úairler eski edebiyata sıkı sıkıya ba÷lı kalmıú, bazıları ise yeni bir edebiyat oluúturmak için klasik edebiyatı görmezden gelmeye çalıúmıúlardır; ancak yüzyılların birikimini ihtiva eden klasik edebiyattan kopmak kolay olmamıútır. 19. yüzyılın ikinci yarısında yaúamıú olan ùevket Gavsî de klasik edebiyata gönül veren ve bu yönde úiirler kaleme alan; ancak daha çok Mevlevîli÷i ve musikiúinaslı÷ıyla tanınan bir sanatkardır. Klasik edebiyatta döneminde adı duyulmuú veya duyulmamıú, edebî açıdan incelenmeye de÷er pek çok úair ve eser bulunmaktadır. Gülzâr-ı ùebâb'ı tez konusu olarak seçmemizin nedeni de zamanında adından söz ettirmiú olmasına ra÷men tespit edebildi÷imiz kadarıyla bugüne kadar üzerinde herhangi bir çalıúmanın mevcut olmadı÷ı eseri günümüz edebiyat dünyasına kazandırarak kültürümüze katkıda bulunmaktır. Çalıúmamızın baúında yaptı÷ımız araútırmalar sonucunda Gülzâr-ı ùebâb'ın Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde ve øSAM'da tıpkıbasımlarını tespit ettik ve edebî yönden de÷erli gördü÷ümüz bu eseri çalıúmaya karar verdik. Çalıúmamız dört bölümden oluúmaktadır. Birinci bölümde ùevket Gavsî'nin hayatı, edebî kiúili÷i, eserleri hakkında bilgiler verdik. Muhtelif kaynaklardan yararlanıp aynı zamanda da eserden edindi÷imiz bilgilerle hayatı ve tarikatı hakkında çıkarımlarda bulunduk. Kaynaklarda ekseriyetle musikîúinas olarak geçen ùevket Gavsî'nin edebî yönü ve úairli÷i ile bilgileri eserden hareketle oluúturduk. økinci bölümde eserin tür ve.

(5) úekil yönünden incelemesini yaptık. Nazım úekilleri, nazım türleri, vezin, kafiye- redif, dil-üslup, atasözleri ve deyimler gibi unsurları ele aldık. Üçüncü bölümde eserin muhteva yönünden incelemesine yer verdik. Önemli buldu÷umuz dinî ve tasavvufî kavramlar ile birtakım beúerî unsurları ele aldık. Çalıúmamızın son bölümünde ise metnin transkripsiyon ve imlasında izlenen yol, transkripsiyon tablosu ve Gülzar-ı ùebâb'ın çeviriyazılı metnine yer verdik. Bu bölümde Arapça ve Farsça ibarelerin, hadislerin tercümelerini dipnot ile gösterdik. Bu çalıúmamda, bana her daim vakit ayırarak hoúgörüyle yol gösteren, desteklerini benden esirgemeyen; metnin okunmasında, tamirinde ve bu hale gelmesinde büyük pay sahibi olan, saygıde÷er hocam ve tez danıúmanım Doç. Dr. Ozan YILMAZ'a, lisans ve yüksek lisans döneminde kendilerinden çok úey ö÷rendi÷im, tez çalıúmam boyunca karúılaútı÷ım zorlukların aúılmasında bana yardımcı olan saygıde÷er hocalarım Doç. Dr. Bayram Ali KAYA, Yard. Doç. Dr. Mehmet Emin ERTAN ve Yard. Doç. Dr. Selçuk Kürúad KOCA’ya, benden desteklerini esirgemeyen sevgili arkadaúlarım Arú. Gör. Gülúen CANDAN, Arú.Gör. Gülay AÇAR, Arú. Gör. Elmas FERøK'e ve Nagihan ÇETøN'e, varlıkları yaúam sevincim olan aileme, hususiyetle de annem Necla BøRDAL'a teúekkürü bir borç bilirim.. Tu÷ba BøRDAL 06/03/2013 .

(6) øÇøNDEKøLER KISALTMALAR LøSTESø ........................................................................................... iv TABLOLAR LøSTESø .................................................................................................... v ÖZET............................................................................................................................... vi SUMMARY ................................................................................................................... vii . GøRøù ............................................................................................................................... 1 BÖLÜM 1: DÂNøùMENDZÂDE ùEVKET GAVSÎ'NøN HAYATI, KøùøLøöø, BAöLI OLDUöU TARøKAT, MEVLEVøLøöø VE MUSøKøùøNASLIöI .............. 6 1.1. Hayatı ......................................................................................................................... 6 1.1.1. Do÷um Tarihi ve Yeri, E÷itim Durumu ........................................................... 6 1.1.2. Kiúili÷i.............................................................................................................. 6 1.1.3. Ölüm Tarihi ve Yeri ......................................................................................... 7 1.2. Edebî Kiúili÷i ............................................................................................................. 7 1.2.1. ùairli÷i .............................................................................................................. 7 1.2.2. Mahlası ........................................................................................................... 12 1.2.3. Musikiúinâslı÷ı ............................................................................................... 12 1.2.4. Dil ve Üslûp Özellikleri ................................................................................. 13 1.2.5. Nazire Yazdı÷ı ve Etkilendi÷i ùairler ............................................................ 17 1.3. Eserleri ..................................................................................................................... 20. BÖLÜM 2: DÂNøùMENDZÂDE ùEVKET GAVSÎ'NøN GÜLZÂR-I ùEBÂB'ININ ùEKøL YÖNÜNDEN øNCELENMESø ....................................................................... 21 2.1. ùekil Özellikleri ....................................................................................................... 21 2.1.1. Kasideler ........................................................................................................ 23 2.1.2. Tarihler ........................................................................................................... 26 2.1.3. Gazeller .......................................................................................................... 28 2.1.4. Terbî ............................................................................................................... 29 2.1.5. Tahmîs............................................................................................................ 30 2.1.6. Müstezâd ........................................................................................................ 31. i .

(7) 2.1.7. Murabba ......................................................................................................... 32 2.1.8. Mesnevî .......................................................................................................... 32 2.1.9. Kıt'a ................................................................................................................ 33 2.1.10. Tercî-i Bend ................................................................................................. 34 2.2. Kafiye-Redif............................................................................................................. 34 2.2.1. Kafiye ............................................................................................................. 34 2.2.2. Redif ............................................................................................................... 35 2.3. Edebî Sanatlar .......................................................................................................... 37 2.3.1. Teúbih ............................................................................................................. 37 2.3.2. østiare.............................................................................................................. 37 2.3.3. Tenâsüb .......................................................................................................... 37 2.3.4. Tezat ............................................................................................................... 37 2.3.5. Leff ü Neúr ..................................................................................................... 38 2.3.6. Tekrir.............................................................................................................. 38 2.3.7. Mübala÷a........................................................................................................ 38 2.3.8. østifham .......................................................................................................... 38 2.3.9. Hüsn-i Ta'lil ................................................................................................... 39 2.3.10. Cinas ............................................................................................................ 39 2.3.11. øútikâk ........................................................................................................... 39 2.3.12. Telmîh .......................................................................................................... 39 2.4. Deyimler................................................................................................................... 39. BÖLÜM 3: GÜLZÂR-I ùEBÂB 'IN MUHTEVÂ YÖNÜNDEN øNCELENMESø 42 3.1. Din ve Tasavvuf øle ølgili Kavramlar ....................................................................... 42 3.2. Din ............................................................................................................................ 42 3.2.1. Allah ............................................................................................................... 42 3.2.2. Melekler ......................................................................................................... 46 3.2.3. Peygamberler ................................................................................................. 47 3.2.3.1. Hz. Muhammed ................................................................................. 47. ii .

(8) 3.2.3.2. Hz. øsa ................................................................................................ 48 3.3. Ahiret øle ølgili Kavramlar ....................................................................................... 49 3.4. Tasavvufî Kavramlar................................................................................................ 50 3.4.1. Kâbe ............................................................................................................... 50 3.4.2. øhlas ................................................................................................................ 51 3.4.3. Hakîkat ........................................................................................................... 52 3.4.4.ølm-i Ledün ..................................................................................................... 52 3.5. Tarihî ve Efsânevî Kahramanlar .............................................................................. 53 3.5.1. Eflatun ve øbn Sînâ......................................................................................... 53 3.5.2. øskender .......................................................................................................... 53 3.5.3. Cem ................................................................................................................ 54 3.5.4. Leyla .............................................................................................................. 55 3.6. Aúk, Âúık ve Sevgili øle ilgili Kavramlar ................................................................. 55 3.6.1. Aúk ................................................................................................................. 55 3.6.2. Âúık ................................................................................................................ 57 3.6.3. Sevgili ............................................................................................................ 60. BÖLÜM 4: METNøN TRANSKRøPSøYONUNDA øZLENEN YOL, TRANSKRøPSøYON TABLOSU, TRANSKRøPSøYONLU METøN ...................... 66 4.1. Metnin Transkripsiyonunda øzlenen Yol ................................................................. 66. SONUÇ ......................................................................................................................... 173 KAYNAKÇA ............................................................................................................... 174 EKLER ......................................................................................................................... 177 ÖZGEÇMøù ................................................................................................................. 232. iii .

(9) KISALTMALAR LøSTESø A.e.. :Aynı eser. a.g.e.. :Adı geçen eser. b.. :Beyit. c.. :Cilt. DøA. :Diyanet øslam Ansiklopedisi. G.. :Gazel. haz.. :Hazırlayan. K.. :Kaside. Kt.. :Kıta. Mes.. :Mesnevi. Muh.. :Muhammes. Mur.. :Murabba. Müst.. :Müstezat. s.. :Sayfa. sa.. :Sayı. T.. :Tarih. Tah.. :Tahmis. . iv .

(10) TABLOLAR LøSTESø Tablo 1: Transkripsiyon Alfabesi................................................................................... 67 Tablo 2: Vezinler.......................................................................................................... 169           . . v .

(11) SAÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü. Yüksek Lisans Tez Özeti. Tezin Balıı: Dâniúmendzâde ùevket Gavsî'nin Gülzâr-ı ùebâb'ının transkripsiyonu ve øncelemesi Tezin Yazarı: Tu÷ba BøRDAL. Danıman: Doç.Dr. Ozan YILMAZ. Kabul Tarihi: 06.03.2013. Sayfa Sayısı: vii (ön kısım) + 232 (tez). Anabilimdalı: Türk Dili Edebiyatı. Bilimdalı: Eski Türk Edebiyatı. Dâniúmendzâde ùevket Gavsî, Mevlevî ve musikîúinas bir úairdir. 19. yüzyılın son çeyre÷inde yaúamıú olmasına ra÷men klasik edebiyata gönül vermiú ve úiirlerinde klasik edebiyata dair unsurları ustaca kullanmıútır. Yedi eseri vardır. Bunlar; Gülzâr-ı ùebâb, Bahâr-ı Hevesim adlı iki úiir mecmuası, Kavâid-i Fârisiyye, Müntehâbât-ı Fârisiyye, Nesirlerim adlı üç risalesi, babasını konu etti÷i ùâir Dâniú Bey adlı küçük bir eseri ve manzum “Tarîh-i Enbiyâ”dır. Gavsî, úiirlerini Mevlevî kimli÷inin tesiriyle, tasavvufî neúve çerçevesinde yazmakla beraber beúerî aúka yönelik de úiirler yazmıútır. Onun úiirlerinde hicran, zamandanve felekten úikayet gibi konular sıklıkla yer alır. Bu çalıúmada onun hayatı ve edebî úahsiyeti hakkında bilgi verilmiú, Gülzâr-ı ùebâb adlı eseri önce úekil bakımından ardından da muhteva bakımından incelenmiú ve eserin transkripsiyonlu metni ortaya konulmaya çalıúılmıútır. Çalıúmamızda Gülzâr-ı ùebâb'ın edebiyat tarihimizdeki yerinin belirlenmesi amaçlanmıútır.. Anahtar Kelimeler: Gavsî, Gülzâr-ı ùebâb, ùiir. vi .

(12) Sakarya University Institute of Social Sciences. Abstract of Master’s Thesis. Title of the Thesis: Dâniúmendzâde ùevket Gavsî and one of his works: Gülzâr-ı ùebâb Author: Tu÷ba BRDAL Supervisor: Assoc. Prof. Dr. Ozan YILMAZ Date: 03.06.2013. Nu. of pages: vii (pre text) + 232 (main body). Department: Turkish Language and Subfield: Classical Turkish Literature Literature Dâniúmendzâde ùevket Gavsî is a musician and Mevlevian poet. Although in the last quarter of the 19th century lived in he devoted to classical literature and he skillfully used the elements of classical literature in his poems. the He has seven works: Gülzâr-ı ùebâb (poem collection), Bahâr-ı Hevesim (poetry collection), Kavâid-i Fârisiyye (about Persian grammar), Müntehâbât-ı Fârisiyye (selected Persian poems), ùâir Dâniú Bey (about his father’s life) and Târih-i Enbiyâ (the history of prophets in verse). His poems under influence of his Mevlevian identity are related to sufic topics and humanistic love. His poems usually contain topics such as separation, complaint from time and destiny. In this study, firstly, Dâniúmendzâde ùevket Gavsî’s life and literary identity were introduced. After, Gülzâr-ı ùebâb, one of his works, in terms of form and context was analyzed. Then, the text of Gülzâr-ı ùebab was transcribed. Purpose of our study is determination of Gülzar-ı ùebâb in the Classical Turkish Literature.. Keywords: Gavsî, Gülzâr-i-ùebâb, Poetry . vii .

(13) GøRøù Çalımanın Amacı Çalıúmamızın amacı 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın ilk yarısında yaúamıú olan Dâniúmendzâde ùevket Gavsî ÖZDÖNMEZ'in ''Gülzâr-ı ùebâb'' adlı eserini çeviriyazıya aktararak gün yüzüne çıkarmaktır. Dîvân edebiyatı, 13. yüzyılda baúlamıú, 16. yüzyılda en verimli devrini yaúamıú 19. yüzyılda ise son devrini sürmüú olarak tasavvur edilir. Biz de 19. yüzyıl Dîvân edebiyatı alanına ıúık tutması için bu asırda yaúamıú, Mevlevîlik tarikatına mensup ùevket Gavsî'nin eserini incelemeye çalıútık. Çalımanın Önemi Osmanlı Devleti, hakimiyetinin son dönemlerinde sosyal ve siyasal buhranlar içinde kalmıú ve bu yıllarda hemen her konuda oldu÷u gibi edebiyat alanında da eski-yeni çatıúmalarına sahne olmuútur. Çalıúmamızın önemi, Tanzimatla gelen yeni edebiyat akımı karúısında Klasik edebiyat gelene÷ini sürdüren, kullandı÷ı mazmunlar, sanatlar ve nazım úekilleriyle Klasik edebiyata dair bir eser olan ve úimdiye kadar kimse tarafından çalıúılmayan. ''Gülzâr-ı ùebâb '' adlı eserin Latin harflerine aktarılarak gün ıúı÷ına. çıkarılması, bu minvalde tarihimize ve kültürümüze katkıda bulunulmasıdır. Çalımanın Konusu Çalıúmamızın konusunu 19. yüzyılın son çeyre÷inde yaúamıú ve eser vermiú olan Dâniúmendzâde ùevket Gavsî ve onun eseri olan Gülzâr-ı ùebâb oluúturmaktadır. Ele aldı÷ımız bu eserin daha iyi anlaúılması adına eserin yazıldı÷ı yıllarda Osmanlı Devleti’nin içinde bulundu÷u sosyal, kültürel ve siyasi yapı ile Dîvân edebiyatının genel durumu hakkında bilgi vermeyi gerekli buluyoruz: 19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin varlı÷ını sürdürebilmek adına Avrupa medeniyetini örnek almak mecburiyetinde kaldı÷ı bir asırdır. Bu, aynı zamanda yer yüzündeki di÷er Türkler için hazin ve amansız bir ça÷dır. (Banarlı,1971:804) Osmanlı pek çok alanda etkisini yitirmekte, eski gücünü giderek kaybetmektedir. Bunun engellenmesi için çare arayıúlarına girilmiú, muhtelif çıkar yollar düúünülmüútür. 17. yüzyılda baúlayan duraklamanın ardından 18. yüzyılda da süren askerî, teknolojik ve ekonomik gerileme, devletin Batı karúısında kendini yenilemesini zorunlu kılmıú, bu u÷urda pek çok yenilik. 1 .

(14) yapılmıútır. lk etapta askeri e÷itim müesseseleri kurulmuú, bu ö÷retim kurumlarında okutulacak ders kitaplarının hazırlatılması amacına yönelik olarak Encümen-i Dâniú, e÷itim-ö÷retim iúleriyle do÷rudan ilgilenmek içinse Maârif-i Umûmiyye Nezâreti kurulmuútur. Baúta gazetecilik olmak üzere yayın hayatına canlılık gelmiú bu çabalar yenileúme hareketinin güçlenmesinde önemli bir etken olmuútur. (Ünver, 1988: 131) Tüm çabalara ra÷men, önceki yüzyıllarda baúlamıú olan Osmanlı Devleti’nin çöküúü, 19. yüzyılda da olanca hızıyla sürmüú ve devleti yönetenler bu duruma son vermek adına Batı dünyasıyla iletiúim kurmanın ve Batının tekni÷inden yararlanmanın gere÷ine iyiden iyiye inanmıúlardır. mparatorlu÷un 19. yüzyılın baúındaki padiúahı III. Selim'dir. Yüzyılın di÷er padiúahları ise IV. Mustafa, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad ve II. Abdülhamid'dir. Bu asırda dıú güçlerin Osmanlı Devleti üzerindeki saldırgan emelleri devam etmiú ve devlet yıkılma tehlikesiyle karúı karúıya kalmıútır. (Mengi, 1999: 227) Aynı zamanda devlet, içerideki tehlikelerle de u÷raúmıútır. Fransız htilali'nin ardından Osmanlı Devleti içinde milliyetçilik akımı güçlenerek toplum bütünlü÷ünü tehdit eder duruma gelmiú, çıkan isyanlar zaten sıkıntıda olan Osmanlı Devleti’ni iyice zor duruma düúürmüútür. Yapılan yenilikler kolay kabul edilmemiú, zaman zaman engellerle karúılaúmıútır. Bu engellerin baúında Yeniçeri Oca÷ı gelmektedir. III. Selim bir türlü ıslah edilemeyen bu oca÷a karúı, Nizâm-ı Cedîd adı verilen yeni bir ordu kurmuútur. Bu orduya tamamen Fransız harp bilgileri ö÷retilmiú, harp usullerine dair Fransızca eserlerin tercümesine davam edilmiútir. (Banarlı, 1971: 814) II. Mahmud döneminde Yeniçeri Oca÷ı ortadan kaldırılmıú, bu sayede yenilikler karúısındaki büyük bir engel yok olmuútur. Yeniçerili÷in kaldırılması ve Tanzimat'ın ilanı, askerî ve siyasi hayata yönelik reformların iki önemli unsurudur. Toplumda çeúitli alanlarda yapılmaya çalıúılan yenilik hareketlerine paralel olarak 19. yüzyıl Türk edebiyatında da edebî türler ve içerik açısından yeni bir edebî anlayıúın ortaya çıkmaya baúladı÷ı görülmektedir. Yenilik hareketlerinin, toplumun asırlardır süren alıúkanlıklarını birden bire de÷iútirmesi oldukça zor bir durumdur. (Ünver, 1988: 131) Bu nedenle edebiyat alanındaki de÷iúiklikler di÷er alanlardaki gibi keskin olmamıútır. Köklü bir geçmiúe sahip olan Dîvân edebiyatı bütün hayata yansımıú, úairler bu gelenek çevresinde yetiúmiú, estetik zevk anlayıúları Dîvân edebiyatına göre. 2 .

(15) úekillenmiútir. Hâl böyle olunca yeni ortaya çıkan edebiyat eskiden tamamıyla kopmamıú, özellikle úiirde eskiyle yeni arasında mühim bir farlılık olmamıútır. Muhteva dıúındaki unsurlar, dil, vezin, nazım úekilleri önemli ölçüde aynıdır. Yenili÷i savunan pek çok úair, Klasik úiirin kaidelerine ba÷lı kalarak eserler vermiútir. Banarlı'nın bildirdi÷ine göre bu úairler bir taraftan yeni edebiyatı kurmak ve yaúatmak için çalıúmıúlar; fakat bir taraftan da gönüllerinde derin, hatta sevgili bir yeri olan eski edebiyattan, bilhassa eski úiirden ve onun dilinden, zevkinden ve ananesinden bir türlü kopmamıú hatta kopamamıúlardır. (Banarlı, 1971: 972) Batı edebiyatını örnek alarak yeni bir edebiyat anlayıúı vücuda getirme çabalarının yanı sıra, Klasik edebiyatın usta úairlerini örnek alarak eski úiire yeniden hayat verme çalıúmaları bu yüzyılda Dîvân úiiri açısından çok mühim bir adımdır. (Mengi,1999:229) 1861 yılında kurulan Encümen-i ùuarâ adındaki edebî topluluk çalıúmalarını 1862 yılına kadar özenle, aksatmadan sürdürmüútür. Ortak zevki paylaúan, bir yerde toplanıp úiir ve edebiyat sohbetleri yapan, Klasik úiirin yeniden canlanması için ''Sebk-i Hindî'' akımını benimseyen, tasavvufa yeni bir soluk getirmeye u÷raúan úairler toplulu÷u içinde Leskofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet, Osman ùems Efendi, Halet Bey, Recaizâde Celal Bey, Yeniúehirli Avni, Üsküdarlı Hakkı vardır. Daha sonra Namık Kemal ile Ziya Paúa da bu toplantılara katılmıú, úiirle ilgili eleútiri ve tartıúmalara dahil olmuúlardır. Arif Hikmet hem toplulu÷un hem de son dönem Dîvân úiirinin en önemli temsilcisi olarak nitelendirilmektedir. (Tanpınar, 1997; 261; Kaya, 2007: 20) Bu topluluk içinde Klasik úiiri birtakım yönleriyle eleútirenler hatta tahkir edenler, eski úiire ''nev-zemin'' bir yol açmaya çalıúanlar, aruzun yanında hece veznini, halk úiirini ve sade Türkçe'yi benimseyenler, gazellerine gelenekten farklı olarak baúlık koyanlar, yeni söyleyiú tarzları deneyenler, yeni temalar arayanlar da yok de÷ildir. ùiirin sözlük ve içeri÷inde bazı yenilikler yaptıkları görülen topluluk mensuplarının Klasik úiir esteti÷ine fazla zarar vermeden yenileúmeyi denedikleri söylenebilir. (Kaya, 2007: 21) Bu úairler kendilerinden sonra gelen úairleri de etkilemiúlerdir. 1862 senesi baúlarından itibaren sıklıkla görülen ve ço÷u kiúisel nitelikte olan muhtelif olaylar sebebiyle toplulu÷un faaliyetleri aksamaya baúlar ve akabinde Encümen-i ùuarâ toplulu÷u da÷ılır. Bu devirde Mahallileúme akımını sürdüren úairler de bulunmaktadır. Mahallileúme, Türk edebiyatının kendi içinden yerlileúmesi ve yeni vatanla, bu vatanda yaúayan. 3 .

(16) milletle, onun Türkçesi ile onun adet gelenek görenekleri ile kendi içinden bir edebiyat vücuda getirmek demektir. (Banarlı, 1971:955) 15. yüzyılda úair Ahmed Paúa'nın ve ça÷daúlarının úiirlerinde Dîvân edebiyatına nüfüz etmeye baúlamıú olan bu akım 18. asırda Nedîm'de en güçlü temsilcisini bulmuútur. 19. yüzyılda ise mühim oranda gerilemiútir. Bundan öteye yaratıcı olamayan úairlerin, taklitle yetindikleri görülmüútür. (Kabaklı, 2002: 393) Bu gruba dahil olan úairler arasında Enderunlu Vâsıf, Hızıra÷azâde Sa'îd ve Fatîn Efendi sayılabilir. Dîvân edebiyatının hemen her döneminde dinî-tasavvufî úiirlerin hatrı sayılır bir a÷ırlı÷ı olmuútur. Bu yüzyılda da, bu dönem úairleri arasında herhangi bir tarikatın mensubu olmayan úair yok gibidir. Dolayısıyla her úairin eserinde tasavvufî úiirler görülebilir. Tasavvufun telmih ve mecazlarından, tasavvufî terimlerden sıklıkla yararlanmıúlardır. Buna ra÷men daha önceki dönemlerde görülen muvaffakiyete bu dönemde ulaúılamamıútır. Genellikle úairler, eskiyi tekrarlamıú, orijinal bir söyleyiúe vâkıf olamamıúlardır. (Ünver, 1988: 136 ; Kaya, 2007; 20) Dîvân úiirine olan ba÷lılıktaki kırılma noktasının ileri safhaya geldi÷i bu dönemde kaside nazım úeklinin içerikle ilgili yönlerinin ortadan kalkmaya baúladı÷ı, nesipsiz kaside yazımının yaygınlaútı÷ı ve mahlassız kaside örneklerinin kaleme alındı÷ı görülmektedir. (Andı,1997: 104-105; Kaya, 2007: 23) Mesnevî bu asırda en az kullanılan nazım úekli olurken, gazel muhtevadaki faklılıklara ra÷men en çok tercih edilen nazım úekli olmuútur. Daha önceki devirlerde binlerce beyitten oluúan mesnevîler bu yüzyılda pek yazılmamıú, yazılanlar da çok kısa tutulmuútur. Dönemin mesnevî örnekleri arasında Keçecizâde zzet Molla'nın ''Mihnetkeúan'' ve ''Gülúen-i Aúk'' adlı mesnevîleri, Mehmet zzet Paúa'nın Yusuf u Züleyha'sı, Ziya Paúa'nın Harabat Mukaddimesi, Osman Nevres ve Gavsî'nin eserlerindeki küçük mesnevîler sayılabilir. ( Andı, 1997; 46; Özgül, 2000; 6; Kaya, 2007; 24) Ayrıca gazellere baúlık konulması, mahlassız gazellerin yazılması, nâ-tamâm gazellerin yazılması bu dönemde gazel nazım úekli üzerindeki de÷iúiklere örnek olarak gösterilebilir. Bu yüzyılda itibar edilen di÷er nazım úekilleri terkib-i bend, terci-i bend, úarkı ve tarih kıtalarıdır. Özellikle tarih kıtalarının sayısında mühim bir artıú görülmektedir. 19. yüzyılın bir hayli hareketli olan sosyal ve siyasi olaylarının edebiyata aksetmesiyle 4 .

(17) úairler oldukça fazla sayıda tarih düúürmüúlerdir. ùarkılar da oldukça fazla ilgi görmüú, sadece aúk ve sevgili üzerine de÷il, çeúitli konularda da úarkılar yazılmıútır. Matbu dîvânlarda önemli yer tutan úarkılar, genellikle bestelenmiútir. 19. yüzyıl edebiyatımızda bir geçiú dönemi olarak nitelendirilebilir. Siyasi ve sosyal açıdan yaúanan pek çok de÷iúikli÷in edebiyata da yansıdı÷ı âúikârdır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren edebî tür ve úekillerde yer ve mahiyet de÷iúimi oluúmaya, Klasik úiirimizi o zamana kadar idare eden tabular hemen her sahada yıkılmaya baúlamıútır. Bunun do÷al bir sonucu olarak da edebî türlerin tümünde gelenekten yer yer uzaklaúmalar, birtakım de÷iúiklikler görülür. Bazı úairler yeni úiir arayıúlarına girmiúlerdir; ancak bu sürecin de temelinde Dîvân úiiri gelene÷i vardır. Yüzyılların birikimi onlar için zemin oluúturmuú ve bu dönemde keskin ayrımlar olmamıútır. (Tanpınar, 1997; 79; Andı , 1997;15, Kaya, 2007; 24). 5 .

(18) BÖLÜM 1: DÂNøùMENDZÂDE ùEVKET GAVSÎ'NøN HAYATI, KøùøLøø, BALI OLDUU TARøKAT, MEVLEVøLøø VE MUSøKøùøNASLII 1.1. Hayatı 1.1.1. Do÷um Tarihi ve Yeri, E÷itim Durumu Dâniúmendzâde ùevket Gavsî 1290/1873 yılında Silistre muhafızı ve úehit Müúîr Musa Paúa'nın torunu, Mudanya kaymakamlı÷ında bulunan Hasan Dâniú Bey'in o÷lu olarak dünyaya gelmiú, Edirne Askerî Rüúdiyesi'ni bitirdikten sonra stanbul'da bir süre Mülkiye Mektebi'nde e÷itim görmüútür. lk ve orta ö÷retimden sonra okumamıú, genç yaúında. harbiye. Nezâretine. ba÷lı. ''Bâb-ı. Seraskeriyye. Levâzım. Dairesi. Mümeyyizli÷i''nde memuriyete baúlamıútır. (nal, 1958; 275; Özalp, 1986: 89) Gavsî, Harbiye Nezâreti'nin muhtelif dairelerinde yirmi sekiz yıl görev yapmıú; fakat 1908 yılında uygulanan genel memur tasfiyesinde kadro dıúı bırakılmak suretiyle emekli edilmiútir. Bundan sonra hayatını ö÷retmenlik mesle÷iyle kazanan Gavsî, kırk iki yıl bu mesle÷i yapmıútır.. (nal,1958; 275; Kaya, 2012; 312) Aynı zamanda musiki. çalıúmaları ile de meúgul olmuútur. 1.1.2. Kiilii bnülemîn Mahmut Kemal'in bildirdi÷ine göre maddi imkanlarının iyi oldu÷u dönemlerin kıymetini bilmedi÷inden hayatının son zamanları pek iyi geçmemiú olan úair, müsriflik derecesinde cömertli÷iyle ve düúkünlere yardım çok sevmesiyle tanınır. Hayatının. son demleri, yalnızlı÷ın ve yoksullu÷un bütün acılarını uzun beyaz. sakallarının altında gizlemekle geçer. (nal, 1988: 131) Karamsar ve melankolik bir kiúili÷e sahip olan Gavsî'nin bu durumu eúinin genç yaúta ölümüyle de iyice artmıú,úair ölümü isteyecek kadar hayattan vazgeçmiútir. Gülzâr-ı ùebâb'ın son kısmında bulunan mesnevîde eúinin ölümünden sonra duydu÷u acı ve ızdırabı, dünyada yaúamanın onun için anlamsız oldu÷unu, bu dünyanın ona dertten baúka bir úey vermedi÷ini úu úekilde dile getirir:. 6 .

(19) ùX\HUGHNLEHQjDUuELPH\Y¬K 'Q\¬GDGHJLOPLGLUIHQ¬J¬K  %HQJLWPHOL\LPR\¬UHEuúHN /¬]ÕPPÕEXGHUGLGHKULoHNPHN  $OF¬QÕPÕH\øODKÕq¬OHP %Xy¬OHQDmÕOD\DQVXQ¬GHP . 0DyYL\\HWLoLQGHELUHVuUL ÏLNPHWQH\DúDWPDGD. GLQLUPL  *HUGHQGH>EX@yNPL~XGUHWLP¬K %uU¹yGDoHNGLU>PH@VLQ$OO¬K. . . .  0HV

(20) . 1.1.3. Ölüm Tarihi ve Yeri 1954 yılında vefat etmiú, Edirnekapı'da defnolunmuútur. (nal, 1958: 275) 1.2. Edebî Kiilii 1.2.1. ùairli÷i Büyük mutasavvıf ve düúünür Mevlânâ'nın e÷itim sistemi üç esas üzerine kurulmuútur: ''ùiir, semâ ve musiki.'' Mevlânâ, duygu ve düúüncelerini insanlara úiirle duyurmuútur. Onun bütün eserleri, özellikle Dîvân-ı Kebîr ve Mesnevî'si, Osmanlı aydınını etkiledi÷i gibi, úairlerini de etki altına almıútır. Osmanlı úairlerinin bir kısmı Dîvân gelene÷i içersinde Mevlânâ'dan etkilenmiú, bir kısmı ise, Mevlevî kültürünü merkez tutarak Dîvân edebiyatı gelene÷inden yararlanmıútır. (Mermer,vd., 2009: 13) ùevket Gavsî de Mevlevî kültürüyle yetiúmiú, Mevlevîli÷i ve musikiúinaslı÷ı ile bilinen bir úairdir. Dîvân edebiyatının son dönemlerinde yaúamıú olmasına ra÷men Klasik edebiyata gönül vermiú, bu yönde eserler kaleme almıú, Dîvân edebiyatının mazmunlarını, hayallerini ustalıkla kullanmıútır. ùiirlerinin bir kısmında beúerî, bir 7 .

(21) kısmında da Mevlevî olmasının da tesiriyle tasavvufî unsurlar yer almaktadır. Ona tam bir mutasavvıf demek mümkün de÷ildir; ancak tasavvufu, tasavvufî aúkın luzumlarını layıkıyla bilir. Mevlevîli÷i ve musikiúinaslı÷ı pek çok kaynakta zikredilen Gavsî, Yenikapı Mevlevîhânesi derviúlerinden olup on sekiz yıl burada Mesnevî okutmuútur. ùiirlerinde 'semâ, semâzen' vb. kelimeler sıklıkla geçmekle beraber, úair aúa÷ıda verilen beyitte Mesnevî okudu÷unu zikreder: *OVLW¬QÕ0HnQHYuGHQE¹\ÕPDqQ¬úHPPLGS %OEOLEuGLOPLn¬OLqDúNLOHROGXIXp¬G. . . . *

(22) . Semâ, dönmek, semâ eylemek gibi terimlerden sıklıkla yararlanan úair, birçok beyitte bu kelimeleri zikreder. ùairin aúkla yanan gönlü, adeta bir Mevlevî derviúi gibi aúkın semâsına çıkmıú, semâ eder: 2P¬KÕxyDYOLz¬OLQGHG|QHUVH\\¬UGÕUJ|xOP 6HP¬\ÕqDú~DoÕ~PÕúGÕUVHP¬qÕQH\OL\RULFU¬. . . *

(23) . Mahmut Kemal nal'ın nakletti÷i bir gazelinde, aúa÷ıda verilen dizelerle Mevlevîli÷ini ve aúk üzerine görüúünü samimi bir üslûpla anlatmaktadır: Vâkıf-ı sırr-ı süveydâ olmadan dânâ-yı aúk Zevk-i sevdâyî-i iclâl eylemiú Mevlâ-yı aúk. Âúık u ma'úûk mazmun ile nâsûtilere Feyz-i lâhûtiyi tazmîn eyliyor ma'nâ-yı aúk. Eylemiú ervâh-ı illiyyîni ser-mest-i müdâm Neúve-i vecd-âverine cür'a-i sahbâ-yı aúk. Mebde'-i ilm-i yakîn ü menba'-ı ilm-i ledün Pür-maâlîdir ser-â-ser kenz-i lâ-yefnâ-yı aúk. 8 .

(24) ùâhid-i ismet-serây-ı manevîdir masdarı Tıynet-i pâk-i beúer olmuúsa da me'vâ-yı aúk. Atf-ı çeúm-i ibtisâr it çâr bâ÷-ı 'unsura Cezbe mâhiyyâta vermiú çehre-i zibâ-yı aúk. Kâinâtı etmiú esrâr-ı tevellâ Mevlevî Nâle-senc olmakda bezm-i evliyâda nây-ı aúk. Mesnevî-hân oldu tûbâ üzre murg-ı bâ÷-ı huld Vâlih-i esrâr-ı aúk oldukda Mevlânâ-yı aúk. Aúk tahsîl eylemek müúkildir ey sûret-perest Âh [kim] bir bahr-i mevc-â -mevc imiú deryâ-yı aúk. Âúık-ı nâliúgerim firkatde Gavsî el-gıyâs Vakf-ı sahrâ-yı cünûn itdi beni Leylâ-yı aúk. 1308 (nal, 1958; 143). Yukarıdaki mısralar Gavsî'nin Mevlevî tarikatına intisap etti÷ini göstermekle birlikte, tasavvufî neúve çerçevesinde dile getirilmiú ifadeler olarak da de÷erlendirilebilir. ùiirlerinde geçen birtakım ifadelerler de buna delil olarak gösterilebilir. Devrin edebî hayatının etkisiyle, o devirde yaúayan pek çok úairin bir tekkeye yahut bir tarikata ba÷lı oldu÷unu daha evvel de zikretmiútik. Bu sebeble Gavsî'nin bazı úiirlerini de tasavvufî yönden de÷erlenmenin do÷ru olaca÷ını düúünmekteyiz. Gavsî de ça÷daúları gibi zaman zaman tasavvufu bir sı÷ınak olarak görmüú, gönül kırıklıklarını bu yolda teselli etmeye çalıúmıú olmasına ra÷men, onda tasavvuf düúüncesi çok derinlere inememiútir. ùiirlerinin büyük bir kısmında rind-meúrep tavırlar sergileyen úairin dizeleri beúerî aúk üzerinde de÷erlendirilse de onun úiirlerinde tasavvufî terimlerin varlı÷ını ve tasavvuf düúüncesini yadsımanın do÷ru olmayaca÷ı kanaatindeyiz. Gavsî, kendisinden çok etkilendi÷i Muallim Naci'ye yazdı÷ı bir naziresinde, úiirlerindeki ıúık saçan bir feyzden bahseder. Tasavvuf felsefesinde feyz, Allah'tan gelen bir lütuf olarak, Allah'ın tecellisinin zuhuru úeklinde ifade edilir. Gavsî'nin úiirlerinde. 9 .

(25) feyz kelimesi sıklıkla geçer, úair, kendini Allah'ın feyziyle dolu hisseder. Onun sözü tasavvurlarının ıúı÷ının yansımasıdır: )LNULPLxUDzú¬QOÕjÕQqDU¡H\OL\RUiDYnuV|]P 2OPDGDúLqULPGHELUIH\¡LPFHOO¬PHYFPHYF. . . . *

(26) . ùairli÷iyle övünen Gavsî, ''Tefahür'' adlı gazelinde Mesnevîden etkilendi÷ini, onun manasını idrak edip dilsiz bülbül gibi aúkla doldu÷unu söylerken, kendini Mesîhâ-ruh olarak tasavvur eder, feyzinin sözlerini mana vadisinden taúmıú su gibi kalemine yansımıú olarak ifade eder: )H\¡LILNULPF¹úÕDEqÕPH\OHGLNFHL]GL\¬G ϬOHWLVHzz¬UuLz¬PHPGHLWGLLúWLG¬G. . . . 9¬GuLPDqQ¬GDDúPÕú¬EÕúLqULz¬PH]¬G. . .  %LU0HVLy¬U¹yXPH\iDYnuROXULy\¬QLn¬U . *

(27) . Gavsî, bazı beyitlerinde kalemini kusursuz olarak tasavvur ederken bazılarında ise kalemini duygularını ifade etmekte yetersiz görür, kaleminin hata etti÷ini dile getirir. Özellikle tasavvufî mana taúıyan beyitlerinde bu durum gözlenebilir. Sevgiliyi anlatmada, onun yüceli÷ini vasfetmede kalem aciz kalır: <R~\R~LGL\RUzD¬EXz¬PHP 7DzUuUHGHJLOVH]¬EXz¬PHP. . . . . . 0HV

(28) . Gavsî, úiirlerinde kalemini bir takım terkiplerle sıfatlandırır. O, adeta hayal kalemiyle yazar, ne vakit sevgiliyi ansa, sevgilinin hayali zuhur etse, onun aúkı úairin kaleminde can bulur: 9HFKLxLWDmYuULGHUNHQROXU =OIxHGuOEHVWHEXNLONLzD\¬O. (G.24-3). 10 .

(29) ùair yaúadı÷ı sıkıntıların da etkisiyle keder, acı, ölüm gibi kavramları úiirlerinde ekseriyetle iúler. Kalemini de kederli sözlerin yazarı olarak tasavvur eder: 0¬OuPHp¬OLy]QLOHNLONLNHGHUVzDQ <R~GXUIXp¬GÕxROGÕjÕELUODy{¬U¹\ÕúHQ. . . . . (G.27-1). Gavsî'nin yazdı÷ı úiirler, onun yaúadı÷ı dönemde de ilgi görmüú ve takdire úayan bulunmuútur. Gülzâr-ı ùebâb'ın takrîzler bölümünde yer alan úiirler de Gavsî'nin, döneminde takdir edildi÷ini göstermektedir. Muallim Feyzi, úiirin ve úairli÷in önemini zikretti÷i dizelerinde, úiirin âlemlere hayat kayna÷ı ve kiúiyi ölümsüz kılanın da bıraktı÷ı eserlerin varlı÷ı oldu÷unu dile getirirken bu genç úaire ö÷ütler vermektedir: ùLqULOHQ¬PÕQÕLE~¬\DoDOÕú =LQGHGLUúLqULOHG¬qLPHEU¬U 9DUPÕGÕUNÕ\PHWLF¬QVÕ]FHVHGLx &HVHGLq¬OHPHF¬QGÕUHúq¬U . . . . 0XqDOLP)H\]L. Muhammed Celâl, Gülzâr-ı ùebâb'ı adeta taze bir güle benzetmiú, Gavsî'nin úiirlerindeki ahenk ve musiki unsurunu hissettirmiútir: 5HQJLQR~DGDUNLGHQVHO¬\Õ~ *O]¬UÕùHE¬EDW¬]HELUJO ÈKHQJLOHDOGÕNLONLiDYnu *O]¬UÕùHE¬EDNDUúÕEOEO. . . . 0XKDPPHG&HO¬l. Halil Edip'in yazdı÷ı dizeler, bu eserin ve Gavsî'nin ne kadar takdire úayan oldu÷unu dile getirmektedir: 7DquULGL\RUE¹\ÕPHú¬PÕGLOF¬QÕ *O]¬UÕùHE¬EÕxQH~DGDUJ¬OL\HV¬GÕU (\ú¬qLULQHYUHVWHEXPHFP¹qDxÕHOyD~ (UN¬QÕVzDQH\OHVHWD~GuUVH]¬GÕU . . . . +DOtO(GtS. bn Ömer Cevdet ise yazdı÷ı uzun takrizde Gavsî'ye övgülerini úu úekilde dile getirir:  0HVWuLyD~u~DWH~DUuQVLQ. 11 .

(30) %LUú¬qLULyLNPHW¬IHUuQVLQ . . . . . øEQgPHU&HYGHW. 1.2.2. Mahlası Dâniúmendzâde ùevket Gavsî, kaynakların bazılarında sadece Gavsî Bey olarak geçer. ùiirlerinde Gavsî mahlasını kullanan úairin mahlası, sürdü÷ü hayatla paralellik gösterir. Gavs sı÷ınma, iltica etme anlamlarına gelir. Kendisine sı÷ınıldı÷ı zaman ''kutba'', gavs denir. Sûfiler darda kaldıkları zaman '' yetiú ya gavs, medet ya gavs, imdat ya pîr'' diye feryat ederler. Bu úekilde kutbun manevi himayesine iltica ederler. Çeúitli tarikatlara göre faklı kiúiler bu úekilde anılmıútır. (Uluda÷, 2001: 144) ùevket Gavsî de yaúamı boyunca elinden geldi÷i kadar düúkün gördü÷ü kimselere yardım etmiútir. Daha önce de zikredildi÷i gibi bazı kaynaklarda gere÷inden fazla cömert olarak geçer. Bu özelli÷i yaúlılık hayatında onu zor duruma soksa da Gavsî, etrafındakilere elinden geldi÷ince yardım etmeye devam etmiútir. Hâl böyle olunca sı÷ınacak bir liman arayan úairin, bu mahlası almıú olabilece÷ini düúünmekteyiz. 1.2.3. Musikiinâslıı Mevlevî musikisinin bu asırda bu denli inkiúafında musikiúinas Osmanlı hükümdarı III. Selim ve musikiye vâkıf olan II. Mahmud'un büyük tesirleri olmuútur. Sûzidilârâ terkibiyle bir Mevlevî âyini besteleyen Selim, Mevlevîlere daima teveccühkâr davranmıútır. stanbul'daki Mevlevîhanelere ekseriyetle devam etmiú, buralardaki faaliyetlerin artmasına vesile olup de÷erli bestekârların, kudümzenlerin ve neyzenlerin yetiúmelerini sa÷lamıútır. 20. yüzyılın ilk yarısında 19. yüzyılda oldu÷u gibi büyük bir hareketlilik gösterememiú ancak sekiz âyin bestelenmiútir; fakat âyinlerin notaya alınması ve bunların stanbul Konservatuarında neúredilmesi önemli bir durum olarak göze çarpmaktadır. (Ergun, 1942: 405-406) ùevket Gavsî bazı kaynaklara göre orta derecede, bazı kaynaklara göre ise üstâdâne ney üfler. Aynı zamanda bazı kaynaklarda ''Neyzen ùevket Gavsî'' olarak yer alır. (Özalp, 1986: 89, 90) Yenikapı Mevlevîhanesi Neyzenbaúısı Hilmi Dede'den ney dersleri almıútır. Bütün Mevlevî dergâhlarının içinde bulundu÷u hafta âyinlerine neyi ile iútirak. 12 .

(31) ederken aynı zamanda peúrev ve semâiler de bestelemiútir. Eserinde ahenk unsurlarını ustalıkla kullanmasında da musikiúinaslı÷ının etkisi büyüktür. Ruhi ÜNGÖR'ün '' Güfteler Antolojisi''nde Gavsî'nin nihavent makamında besteledi÷i bir úarkı bulunmaktadır: Vuslatınla kâmiyab ettin beni Bahtiyarım çünkü sevdim ben seni Aúkına vakfeyledim cân u teni Bahtiyarım çünkü sevdim ben seni (Üngör, 1981: 815) Son devrin ünlü neyzenlerinden Mehmet Emin Yazıcı'ya alafranga notayı ö÷reten ùevket Gavsî'nin (Ergun, :669; Kaya, 2012: 312) Peyam gazetesinde musiki üzerine yazılmıú makaleleri ve bunların yanında úiirleri de vardır. (ùahin, 2000: 19) ''Edebiyat-ı Musikiyye: Mûsîkimiz ve Taksimler'' adlı makalesine Yard. Doç. Dr. Erol BAùARA tarafından bir makale çalıúması yapılmıútır. Di÷er makaleleri: Adâib-ı Musiki, Peúrevler, Beste, Osmanlı Musikisi ve Armoni, Nota, Musiki Savtı ve Musiki Alatı, Musiki Aleti, Sultan Selim-i Salis'dir. Ailesinde de musikiúinâslar olan Gavsî'nin kayınbiraderi musiki ve ud hocası Udî Azmi Bey'dir. (Özalp, 1986: 133) ùiirlerinde de geçen pek çok makam adı, çalgı ismi ve musiki teriminden hareketle onu musikiúinas bir úair olarak adlandırmak do÷ru olacaktır: dDOVXQROPXULEDUDEODUEH]PHEDzúLWVQKHP¬Q 6HQGDzÕúDU~ÕR~XXUPDDP¬QH\GHPúLq¬U. . . . (G.9-5). 1.2.4. Dil ve Üslûp Özellikleri Gavsî, Mevlevî neyzenlerindendir. Onun hayatı tıpkı ney gibi ızdıraplar içinde geçmiútir. Ney, vatanından sevdiklerinden ayrı kalmanın verdi÷i acıyla sürekli inleyiú içindedir. Gavsî de hayatındaki medcezirlerden kaynaklanan bunalımları úiirlerine yansıtmıú, genellikle karamsar melankolik úiirler yazmıútır. Harâbâtî halini sıklıkla hissettiren úairin úiirlerinde genellikle hayattan ve felekten úikayet, acı, ızdırap âh u feryatlar yer almaktadır. Asaf Halet Çelebi'nin ''Defter-i Meúâhir'' adlı eserinde yer alan 13 .

(32) ve sade dille kaleme aldı÷ı ''Efsane-i Hayat'' ünvanlı uzun manzumede, tasavvufî neúve çerçevesinde ve hikemî tarzda úu dizeleri yazar:. Bir dem ki yok idi bize bir nefes Nefes idim ozaman de÷ildim kafes mkan caddesinde çalındı ceres Koydular bu parlak eyvane beni. Dediler gördün ya uryan geldin sen Bilir misin niçün giyan geldin sen Unuttun aslını hep yan geldin sen Çektiler en sonra dîvâne beni. Bildim ki bilmek de÷il imiú bilmek lim defterini hüner imiú silmek Yaúamak demekmiú candan çekilmek Vuslatmıú götüren hicrâne beni çti÷im sularsa hep serâb imiú ùerâb dedi÷im bütün úer âb imiú Renk renk görünenler hep türâb imiú Attıran benmiúim zindâne beni Gelmiúsin madem úu gabra yüzüne Uyma nefsin her tatlı sözüne Ruhundan gelsin yükselmek özüne Erdiren bu yoldur úükrane beni. Serini ver de sırrını sakla Çıkarma kurusa a÷zında bakla Gülecek úeyler çok sen gülme asla Belledi çok kimse dîvâne beni. 14 .

(33) Muhabbet var ikeb úehvetten sakın Güzeli ruhunla sev edeb takın ùehvetine galibdir Hakka yakın Sokmasın seni, sokan kane beni Son sözüm úudur kardeúim sana Her úeyi hoú görüp yaúa pür sefa Karıúma hikmete bu dünya ru'ya Korkuyu ne hacet beyane beni. (Kara vd.,:89). Sade dille kaleme aldı÷ı bu dizelerinde dünya hayatına boúvermiúlik, Allah'a yöneliú, do÷ru yolu tercih etme gibi kavramlar yer alırken, úair ''kardeúim '' hitabıyla karilerine nasihat eder. Bu Klasik edebiyatta pek görülmeyen bir söylemdir. Nâbî'nin öncüsü oldu÷u hikemî tarzın özelliklerini di÷er úiirlerinde de görmek mümkündür. ùiirlerinde bir takım ayet ve hadislerden de yarlanan úair, kiúiyi ve toplumu olumsuz etkileyen durumlara karúı ö÷ütler vermiútir: %uúEKHDQÕJ|UURoHúP¬Q .LPQHIVLQHROPD\DQLJHKE¬Q. . . . . . 0HV

(34) . . . . . . 0HV

(35) . . . . . . 0HV

(36) . . . . . . 0HV

(37) .  0H\G¬QÕqDGHPGHJ|UPHYDUGÕU 2OQ¹UÕRGHPGHJ|UPHYDUGÕU  <R~ROYDUROXUVXQRO]DP¬QVHQ %XILNULPHJHOLQDQLQDQVHQ  dHúPLxGHNLúLUNoLUNLQLVLO *|UNHQGLxLmRxUDVHQVLQROELO. ùiirlerinde halk söyleyiúlerine de yer veren úair; gam çekmek, ah etmek, âh çekmek, dara çekilmek, dîvâna çekilmek vb. deyimlerden sıklıkla yararlanır. Tanzimat ve. 15 .

(38) Cumhuriyet devirlerinde yaúamıú olmasına ra÷men Avrupaî edebiyattan çok, Klasik edebiyata meyleden Gavsî, devrinin de÷iúen ve giderek ivme kazanan yeni úiir anlayıúına da tamamen yabancı kalamamıútır. Ça÷daúı olan bazı úairlerde de gördü÷ümüz Batı dillerinden gelen bir takım kelimelere yer verilmesi, yeni temaların kullanılması, dilde sadelik arayıúları,. gazellerine baúlıklar vermesi gibi bazı. teúebbüslere úiirlerinde rastlamak mümkündür. Gavsî, aynı zamanda úiirlerinin ço÷unda hasbihal eder gibi yazar. Sevgiliye 'siz' diye hitap eden úairin, bu tasavvuru da yenili÷in etkisiyledir: 6HEHEEXxDVL]LxH\PHKFHP¬OVHYG¬xÕ] %LOLxEXiDYnuL]¬UÕNLqDú~DROGÕUHKuQ. . . . . *

(39) . .LONLQHYVO¹EXQÕiDYnuzRúJ¹]OIxH . . . . (G.37-8).  1NWHLEuPLnOLOHWDYmuIHWDzmumH\OHPLú. A÷lama, a÷layıú gibi kelimelere eserinde çokça yer veren úair farklı bir tasavvurla a÷layıúı göz çeúmesinin muslu÷unu açmasına benzetir: 0XmOXjÕQÕDoGÕoHúPHLoHúP øFU¬\ÕGHPLWGLU¹\DSUyDúP. ( Mes.3-51). Gavsî aynı zamanda ça÷ının getirdi÷i birtakım teknolojik unsurlara da eserlerinde yer verir, bunlardan hareketle yeni tasavvurlar oluúturmaya çalıúır. Yenili÷i göz ardı etmemekle birlikte Klasik edebiyat kültürüyle yetiúmiú bir Mevlevî olan úair, Mesnevî okumasının da etkisiyle bazı úiirlerinde Farsça kelime ve tamlamalara sıklıkla yer verir, úiirlerinde aynı kelimenin farklı dillerdeki karúılıklarını da kullanır. Kilk-kalem, lebdudak, meh-ay, yol- rah, ab-su, gülüú-hande, sühan-söz, göz-çeúm vb. Kendi dönemindeki ve daha önceki úairlere nazireler de yazmıú olan Gâvsî, döneminde tam olarak herhangi bir edebî oluúumun içinde bulunmamıú, Dîvân edebiyatı tarzında úiirler yazmıú, mûsîkîúinas bir úairdir.. 16 .

(40) 1.2.5. Nazire Yazdıı ve Etkilendii ùairler Bir úairin úiirine baúka bir úairce aynı ölçü uyak ve redifte yazılan benzerine ''nazîre'' denir. Klasik Türk edebiyatının en köklü geleneklerinden biri olan nazirecilik, úairlerinin kimi zaman bir mektep, kimi zaman ise tanzir ettikleri úiirin úairine olan üstünlüklerini gösterme fırsatı olarak addettikleri bir sahadır. Yediden yetmiúe herkesin úiirle u÷raútı÷ı bir toplumda, tekkede okundu÷unda tekke sahiplerine, meyhanede okundu÷unda meyhane müdavimlerine hitap edebilecek kadar geniú bir yelpazeye sahip olan Klasik Türk úiiri nazire sayesinde daha da yaygınlaúma imkânına kavuúmuútur. ùairli÷e henüz gönül veren birinin üstat olarak kabul etti÷i bir úairin úiirinden ilham alarak onun úiirine benzeyen bir baúka úiir vücuda getirmesi bu úiirde bir usta-çırak iliúkisi ortaya çıkardı÷ı gibi úairlerin birbirlerine hünerlerini ispatlayabilmeleri için gerekli olan bir “er meydanı” hüviyetini taúımaktaydı. Nazirenin Klasik Türk edebiyatının geliúiminde büyük pay sahibi olan ran edebiyatı mahsullerinin dilimize uyarlanıúına olan katkısı düúünüldü÷ünde ehemmiyetinin ciddiyeti sarih bir úekilde anlaúılacaktır. ùevket Gavsî ''Gülzâr-ı ùebâb'' adlı eserinde eski-yeni tartıúmasının tarafları olan Muallim Naci ve Recaizâde Mahmut Ekrem'in úiirlerine nazîreler yazmıútır. Tanzimat döneminde Klasik edebiyatın savunucusu ve öncüsü durumundaki Muallim Naci'nin úiirlerine yazılmıú olan iki nazîresi vardır. Ayrıca bir nazîre Recaizâde Mahmut Ekrem'e bir nazîre de Reúit Bey Efendi'ye yazılmıútır. Muallim Naci'ye yazdı÷ı ilk nazîre ''mevc mevc'' redifli olup altı beyittir, fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbı kullanılmıútır 6¬yLOLGLOF¹\ÕR~úDUROGÕGHU\¬PHYFPHYF %¹VHouQL\HNGLJHUGUEDyUXjDEU¬PHYFPHYF . . .  G.5-1). beyti ile baúlar. kinci nazîre ''habîr'' redifli olup beú beyitten oluúur. Bu nazîre de fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbıyla yazılmıútır *LU\H]¬UÕE¬ONLFLVPLQL]¬UÕPGDQzDEuU 2OGXVuU¬EuLoHúPLoHúPHV¬UÕPGDQzDEuU . 17 . . . . (G.13-1).

(41) beyti ile baúlar. Gavsî'nin úiirlerinde Muallim Naci'nin tesiri büyüktür. ùair Muallim Naci'yi ölümüne tarih düúürecek kadar sever ve onun fikirlerine itibar eder. Onu mucize sözler söyleyen bir söz üstâdı, hikmet sahibi bir úair, yüce edebiyatçı olarak tasavvur eder. Yazmıú oldu÷u tarihte onun ölümünden duydu÷u derin üzüntüyü dile getirir: ÈKj¬pLEH\OHGLNELUI¬]OÕG¬Q¬\Õ¬K 2OPDGD\NHQPVWD¡uLúHPVLqLUI¬QÕYDDQ  ѬPHLVO¹EV¬]ÕúLqUyLNPHWOHKHP¬Q (\OL\RUGÕq¬OHPHQHúULI\¹¡ÕqLOPIHQ  5¹yÕú¬GROVXQFLQ¬QGDROHGuELDq{DPÕx 6¬\HL}¬W QQL¬~H\QuGHyDúUROVXQRWHQ  dÕ~GÕGLOGHQ. G¬O´GÕUW¬UuzLiDYnuy]QPH. *|oGLqX~E¬\D0XqDOOLP1¬FuLPXqFL]VzDQ.  (1310). (T. 20-1,2,3,4). Muallim Naci'nin úiirlerine yapılan iki terbîde de fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün veznini kullanmakla birlikte ilk terbî dokuz bend, ikinci terbî ise beú bendden oluúmaktadır. Bu úiirler; g\OHELU}HY~LOHGQDOGÕPzL¬EX¶OO¬KGDQ g\OHELUVÕUUÕFHOuJ|UGPNLW¬EX¶OO¬KGDQ g\OHELUIH\¡LQD{DUEXOGXPNLE¬EX¶OO¬KGDQ dHúPLy¬~~EuQ¬QROXUz¬NLGHULPGHQPVWHQuU . . (Terbi 1-1). . .  (KOLy¬OLPy¬OLPHqXúú¬~ÕPúW¬~H\OHULP lDYWÕ}LNULFH}EHG¬UÕP]uELHúY¬~H\OHULP 1LqPHLWHYyuGLqDNVHQG¬]Õ¬I¬~H\OHULP ÏD~~EHQLLQ¬~LGHUEHQÏD~~ÕLQW¬~H\OHULP. 18 . . (Terbi 2-1).

(42) dizeleriyle baúlarlar. Muallim Naci'ye yazılan ilk tahmîs aynı vezinle kaleme alınmıú olup yedi bendli ve ''gözlerin'' rediflidir. 6HYGLJLPOHEUu]Lú¬GuLWGLE¬OuJ|]OHULx $xODWÕUJ|xOPFHúuUuQELUPH¶¬OLJ|]OHULx dQNLROPXúQ¹UÕqXOYL\\HWOHP¬OuJ|]OHULx %LU]DP¬QGÕUROGÕF¬V¹VXpOOH\¬OuJ|]OHULx 'úPDQÕzž¬ELWGLKHUm¬yLEzD\¬OLJ|]OHULx. . . . (Tah.1-1). kinci tahmîs ''hayretde'' redifli olup mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün vezniyle yazılmıú ve beú bendden oluúmuútur: q$Y¬OLPK¹úÕV¹]¬QILNUL¬WHúE¬UyD\UHWGH 1HVÕUGÕUELOPL\RUVHzz¬UuLJIW¬UyD\UHWGH %Xy¬OLSUPHO¬OLPGHEWQHIN¬UyD\UHWGH 3HUuú¬QYDmOÕKLFU¬QÕQGDGLOGLOG¬UyD\UHWGH 'HY¬V¬]ÕQEÕUD~PÕúy¬OHWLEuP¬UyD\UHWGH . . . .  7DK

(43) . Gavsî'nin eserinde Recaizâde Mahmut Ekrem'in úiirine yazılmıú bir nazîre vardır. Sekiz beyitten oluúan bu úiir ''göster'' redifli ve mef'ûlü fâ'ilâtün mef'ûlü fâ'ilâtün vezinlidir. (\P¬KÕ¬VXP¬QLELU¬EXW¬EJ|VWHU .HúILWQL~¬EÕU¹\ÕELU¬ILW¬EJ|VWHU . . . . . (G.15-1). beytiyle baúlar. ''Çeúmin'' redifli gazeli Reúit Bey 'in aynı redifteki gazeline yazılmıú olup altı beyitten oluúur: ÏD\UHW¬P¹]ÕúXq¹UÕúXqDU¬GÕUoHúPLx ù¹ULúHQJu]LzD\¬O¬WÕGHK¬GÕUoHúPLx. . 19 . . .  (G.22-1).

(44) ùevket Gavsî'ye tesir eden di÷er bir úair de devrinin ünlü úairi ùeyh Gâlib'dir. Onun úiirlerinde Gâlib'in ve Sebk-i Hindî akımının yansımaları hissedilir. 'HU¹Q¬WHúELU¹Q¬WHúGoHúPLPPDj]XVHU¬WHú %X¬WHúzDQHLWHQGHJ|xOG]DKQLú¬QROGÕ <DQÕ~GÕU~DOELQ¬ú¬GÕPH]HOGHQ¬WHúLjDPOD .HUHP~ÕOEVEWQ\DQGÕUGÕQ¬UÕxSUILj¬QROGÕ. (Kt.1-1). 1.3. Eserleri Gülzâr-ı ùebâb stepan Matbaası'nda 1894 yılında stanbul'da basılmıú bir úiir mecmuasıdır. 110 sayfa olan bu eserin satır sayıları de÷iúiklik göstermektedir. Beyitlerin her bir mısraı alt alta yazılmıútır. Matbu olan eser, Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde K.25990, SAM’da ise NUH.158093’te kayıtlıdır. ùairin ''Bahar-ı Hevesim'' adlı bir úiir mecmuası daha vardır. 1891 yılında neúredilmiútir. Mecmuanın ayrıntılı bilgilerini yaptı÷ımız araútırmalara ra÷men tespit edemedik. Kaynaklarda sadece böyle bir eserin varlı÷ından bahsedilmektedir. Gavsî'nin di÷er bir eseri olan “Manzum Tarîh-i Enbiyâ”, peygamberler tarihini ele alır. 1895 yılında stepan Matbaasında basılmıútır ve 34 sayfalık küçük bir eserdir. Bu eser SAM’da YA.121352’de kayıtlıdır. bnülemîn Mahmut Kemal'in bildirdi÷ine göre Müntehâbât-ı Fârisiyye, Kavâid-i Fârisiyye ve Nesirlerim adlı üç risalesi ve ayrıca babasını konu edindi÷i “ùair Dâniú Bey” adlı manzum, küçük bir eseri daha vardır. (nal,131; Kaya, 313). 20 .

(45) BÖLÜM 2: DÂNøùMENDZÂDE ùEVKET GAVSÎ'NøN GÜLZÂR-I ùEBÂB'ININ ùEKøL YÖNÜNDEN øNCELENMESø Gülzâr-ı ùebâb'da takrizler kısmının ardından ùevket Gavsî'nin yazdı÷ı ''fade'' kısmı bulunmaktadır. Bu kısımda úair, eseri niçin neúretti÷ini úöyle dile getirir:. øI¬GH øI¬GH øI¬GH. *O]¬UÕùHE¬E. ÕPEDK¬UÕ]N¬JQHúLQLxQ¬PHLIH\\¬]¬QHVL\OHSHUYHULú\¬EÕEHOƗjDW ROPDGÕjÕQÕ PXµWHULILP $QFD~ VHYG¬ODU LoLQGH \DúD\DQ ELU J|xOGH Q¬]LN Q¬]LN zD\¬OOHUOH U¹KÕ LKWL]¬]D JHWLUHFHN GHUHFHGH yXm¹OH JHOHQ WHPHYYF¬WÕ QHVuPL yLVVL\\¬WÕxDFÕDWOÕJLU\HOHUGHQQHúpHWLGHQM¬OHLVLULúNLPDyDEEHWLx*O]¬UÕùHE¬EGD DoGÕUGÕjÕH]K¬UÕHúµ¬UPQWHVLEuQLHGHELxWHúYu~PD~mDGÕ\ODPQqDLIRODFD~yVQL QD{DUÕQD PD{KDU ROXUVD EXQGDQ o VHQH HYYHO QHúUHWWLJLP %DK¬UÕ +HYHVLP

(46)  GH GHGLJLP YHFK LOH ELU QPYYL W¬P YH LUWL~¬ J|VWHUPHJH JQGHQ JQH NHVEL LVWLqG¬G LGHELOHFHJLDEuquGLU. *O]¬UÕùHE¬E. ÕxLyWLY¬H\OHGLJLWDzD\\O¬WJOGHVWHOHULúN¹IH G¬QÕ ú¬qLUL\\HWLx HOY¬QÕ EHGuqDVÕQGDQ LQqLN¬V X LQWLú¬U LGHFHN RODQ E¹\Õ UDjEHWH Q¬pLOL\\HWOHUHQJSH]uULJOJ¹QHLPDyF¹EL\\HWRODFDjÕQGDQHPuQEXOXQGXjXPFLKHWOH HUE¬EÕHGHEqLUI¬QÕxHQ{¬UÕzDDEDzú¬ODUÕQDWD~GuPLQHFHV¬UHWLWGLP  . . . . . . . . . . . iDYnu. . 2.1. ùekil Özellikleri ''Klasik edebiyatımızda mürettep bir eser meydana getirilirken genel olarak öncelikle dîbâce kısmına yer verilir ve úairler bu kısımda kendi hayatlarıyla, eserleriyle úiir ve edebiyat hakkındaki düúünceleriyle ilgili bilgiler verirler. Akabinde ise úiirler belli bir düzen içinde, genellikle nazım úekilleri esas alınarak düzenlenirler. Bu düzene göre mürettep bir dîvânda úu bölümler bulunur: 1. Kasideler, 2. Terci-i Bend, Terkib-i Bendler, 3. Küçük Mesnevîler, 4. Tarihler, 5. Musammatlar 6. ùarkılar, 7. Gazeller, 8. Mukatta'ât ( Rubâi, kıt'a, dü-beyt vb.), 9. Müfredât.'' (Deniz, 2005:29; Kaya, 2007: 81). 21 .

(47) 19. yüzyılda edebiyatımızda olan bazı yenilik ve farklılıkları göz önünde bulundurdu÷umuzda inceledi÷imiz eserlerde bir takım de÷iúikliklerin olabilece÷i düúünülebilir. Gülzâr-ı ùebâb adlı eser daha çok bir mecmu'a niteli÷i taúımaktadır. Mecmua, Klasik edebiyatta seçme yazı ya da úiirlerin bir araya getirilmesiyle oluúturulmuú kitaplar için kullanılan bir kavramdır. Bu kelime, Tanzimat'tan sonra dergi anlamında da kullanılmıútır. Klasik Türk edebiyatında manzum edebî eserlerin baúında dîvânlar ve mesnevîlerin ardından mecmualar gelmektedir. Bu mecmualar devrin edebî anlayıúını úairlerin e÷ilimlerini ve birbirlerine bakıú açılarını göstermeleri bakımdan önemlidir. Aynı zamanda mecmualar dîvân tertip etme imkânı bulamamıú ya da dîvânı kaybolmuú veya kaynaklarda hakkında fazla bilgi bulunmayan úairler için de önemli kaynaklardır. Modern antolojilerin öncüsü olan mecmuaları muhtevalarına göre ikiye ayırmak mümkündür. Bunlar, nazîre mecmuaları ve úiir mecmualarıdır. Eserlerin de÷eri hazırlayanın zevki ve ilim seviyesine de÷iúir. Düzeni, sayfa sayısı, boyutu ve muhtevası bu ba÷lamda farklılık gösteren mecmualar içinde çok düzenli ve özenle hazırlanmıú olanları oldu÷u gibi, çok da÷ınık düzensiz olanları da vardır. Bizim inceledi÷imiz eser bir úiir mecmuası úekilde hazırlanmıútır.. ( Mermer vd., 2009: 22, 23). Eserin baúında takrîzler yer alırken daha sonrasında tevhid, naat ve methiye türündeki kasideler sıralanmıútır. Eserde ilk úiirler olarak '' Tevhîd'' baúlı÷ı altında bir adet münâcât ve '' Na't-ı ùerif-i Nebevî'' baúlı÷ı altında bir adet naat bulunmaktadır. Münâcât on altı beyitten oluúurken, naat murabba nazım úekliyle yazılmıú olup beú benddir. Bu úiirin ardından üç adet methiye yer almaktadır. lk methiye on dokuz beyit olup ikinci methiye on yedi beyit, üçüncü methiye '' Di÷er'' baúlı÷ı altında ve on birbeyittir. Bunların akabinde tarihler bölümü gelir, ' Vefat Tarihleri' baúlı÷ıyla tarihler bölümü iki kısma ayrılmıú, bu tarihler kime yazılmıúsa o kiúinin isim ve sıfatlarını barındıran baúlıklar verilmiútir. Tarihler kısmında otuz üç adet tarih vardır. Ayrıntılı bilgileri ''Nazım Türleri ve ùekilleri'' bölümünde verilecek olan tarihleri ''Gazeller'' izler. Eserde otuz dokuz adet gazel bulunmakla beraber bu gazellerin iki adedi noksan gazel olup di÷erlerinin beyit sayısı 5-7 arasında de÷iúmektedir.. 22 .

Referanslar

Benzer Belgeler

647 Impact of Lockdown in the FMCG sector of the Indian Stock Market – Analysis using Statistical MethodsM. Assistant Professor of

Elde edilen hasar ilişkilerine göre deprem etkisi altında birçok araştırmacı tarafından kırılganlığı en yüksek olarak değerlendirilen AC tipi borular için

This case, in which contact points of electricity are external ear ways, is also presented in order to bring in the attention of the parents that children are under risk of

[r]

Eğer benim o meşhur peşrevimi yapmış olan rahmetli Osman Bey, şimdi mezarından kalkıp benden yeni bir şarkı dinlerse: — «Vah zavallı ni- havendeik, sen ne

Ancak Cenap Şehabettin’in şiir­ lerindeki âşk tema’sı, meselâ Tev fik Fikret’e göre, pek belirli bir nitelik göstermekle beraber yine de «gerçek aşk

Selânik vilâyeti mebuslarından Rah­ mi, Mithat Şükrü, Derviş, Agâh bey­ lerle Karasu, Artas, Vlâhof, Dalçef efendiler, vali İbrahim bey, Selânik Belediye

kelimelerdir, şeklinde gruplara ayırmıştır (Aksan, 2015, s. Sırrı Paşa, Sırrı Kur’an tercümesinde isim soylu sözcükleri: “MaènÀ-yı ismiñ nefs-i tasavvuru