16.yüzyılın ikinci yarısında Kırşehir merkez kazası(283/139 numaralı tahrir defterine göre)

111  Download (0)

Tam metin

(1)

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI

YENİÇAĞ TARİHİ

YÜKSEK LİSANS TEZİ

“16.YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA KIRŞEHİR MERKEZ KAZASI

(283/139 NUMARALI TAHRİR DEFTERİNE GÖRE)”

Recep GÖKÇINAR

TEZ DANIŞMANI: Prof. Dr. Ahmet GÜNEŞ

ANKARA-2007

(2)
(3)

Bu tez 283/139 numaralı 1584 (h.992) tarihli Kırşehir Mufassal Tahrir Defterinin ışığında yapılmıştır. Bu ana kaynağın yanı sıra ilgili basılı kaynaklar da taranarak tetkikler sonucunda sentez yapılmıştır.

Bu araştırmada Tahrir Defterinin tanımı, mahiyeti, Kırşehir’in coğrafi konumu, önemi, tarihi, sosyal, ekonomik ve idari yapısı incelenmiş, açıklanmaya çalışılmıştır.

Bu çalışma 16.yüzyılın ikinci yarısında Kırşehir’in idari, sosyal ve ekonomik yapısını kapsamakla birlikte, Kırşehir’in Osmanlı Devleti hakimiyeti altına girdiği yıllarından itibaren tarihi süreç içerisindeki gelişimini de konu edinmektedir. Bu çerçevede tezimiz sınırlı da olsa Kırşehir Tarihi hakkında bilgi vermektedir.

İncelediğimiz asli kaynağın mufassal defter olması ayrıntılı bilgilere ulaşmamız açısından bir avantaj sağlamıştır. Fakat tüm bu bilgileri inceleyip bir araya getirmek hem zaman açısından hem de birikimimiz açısından mümkün olmamıştır. Ama konumuzu aydınlatacak kadar bilgiye ulaşmamız mümkün olmuştur.

Kırşehir’in 16.yüzyılın ikinci yarısına kısmen ışık tutan tezimiz, daha sonraki dönemlerde yapacağımız araştırmalar için bize umut kaynağı olmuştur. Başka bir deyişle bu bilgilerin, yapılacak yeni araştırmalarda bizi daha iyi neticelere ulaştıracağını ümit etmekteyiz.

Kırşehir tarihi üzerine bundan önce bir çok araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaların çoğu Selçuklular ve Osmanlılar dönemine aittir. Bunda Kırşehir’in Selçuklular döneminde önemli bir siyasi ve kültürel merkez olması önemli rol oynamıştır. Anılan dönemde Kırşehir idari olarak önemli bir idari merkez olduğu gibi, Ahi Evran Caca Bey ve Aşık Paşa külliyeleriyle de aynı zamanda önemli bir kültür merkezidir. Bu meyanda İlhan Şahin’in “Osmanlı Devrinde Kırşehir’in Sosyal ve Demografik Tarihi” adlı çalışması ile Ahmet Akşit’in “Cacaoğlu Vakfiyesine Göre Kırşehir’de İskan ve Mahalleler” adlı çalışması zikredilmeye değerdir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında Ahi Evran’ın dergahının ve külliyesinin Kırşehir’de bulunması Kırşehir’in önemini artırmıştır. Ahilerin, esnaf teşkilatı olmasının yanı sıra, Osmanlı toplumunda, siyasi olarak önemli bir nüfuza sahip olmaları, Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında oldukça etkili olmalarını sağlamıştır.

(4)

II

Son yıllarda Osmanlı dönemi Türk tarihi üzerindeki çalışmaların Osmanlı teşkilatının temel idari birimi olan sancaklar üzerinde yoğunlaştığı gözlenmektedir. Bu açıdan Osmanlı araştırmalarının derinlik kazandığını söyleyebiliriz. Çünkü siyasi tarihin dışındaki sosyal ve iktisadi tarihin ağırlık noktasını sancaklar teşkil etmekte, temel idari birim olmaları hasebiyle de devlet teşkilatının küçük bir örneğini oluşturmaktadır.

Kırşehir Sancağına ait üç tahrir defteri (1485,1526,1584)vardır. Bunlardan 1584 tarihli olan defter konumuzun esas kaynağını teşkil etmektedir. Bununla birlikte zaman zaman diğer tahrir defterleri üzerinde yapılan çalışmalara da baş vurularak tarihi süreç içindeki değişmeler ve gelişmeler takip edilmeye çalışılacaktır. Ayrıca Kırşehir örneğinden hareketle XV.ve XVI. yüzyıl Anadolu’sunda köylerin ve şehirlerin durumları tespit edilecektir.

Özetle bu araştırmada öncelikle Kırşehir’in coğrafi konumu belirlendikten sonra 1584 tarihli tahrirden önceki durumu tasvir edilmiştir. Daha sonra sancak, kaza, nahiye köyler idari birim ve idarecileriyle ele alınmıştır. Kırşehir merkez kazasındaki iktisadi ve mali hayat, gelir ve vergi ilişkisi , para ve fiyat hareketleri bağlamında incelenmiştir. Son olarak iktisadi hayatın şekil verdiği sosyal hayat ve kültür 1584 tarihli tahrir defterinin verdiği bilgilerle bazı kıyaslamalarla anlaşılmaya çalışılmıştır.

Burada bu tezi hazırlamam esnasında vesikaların fotokopilerini teminde yardımlarını gördüğüm Tapu Kadostro Genel Müdürlüğü Arşivi memurlarını anmak isterim. Ayrıca bu tezin hazırlanma aşamasında beni sürekli daha iyiye teşvik eden ve ilk müsveddeler üzerinde önemli düzeltmeler teklif eden, danışmanım değerli hocam Prof. Dr. Ahmet GÜNEŞ’e teşekkürlerimi bildirmeyi bir borç bilirim.

(5)

İÇİNDEKİLER

SAYFA ÖNSÖZ---І İÇİNDEKİLER---ІІІ KISALTMALAR---VІ TABLOLAR LİSTESİ---VІІ

GİRİŞ---1

Kırşehir’in Coğrafi Konumu---1

Osmanlılardan Önce Kırşehir---2

Tahrir Defterleri ve Kırşehir Tahrirleri---4

BİRİNCİ BÖLÜM İDARİ YAPI---8

A-Sancak İdaresi---8

1-Sancak Beyi---9

2- Alaybeyi---10

3- Çeri Başı---10

4- Dizdar---10

5- Şehir Kethüdası---10

B- Kaza İdaresi---11

1- Kadılar---12

2- Kırşehir Merkez Kazası---15

C- İdari Birimler (Diğer)---17

1-Kırşehir’in Nahiyeleri---17

2-Kırşehir’in Köyleri---17

İKİNCİ BÖLÜM İKTİSADİ VE MALİ HAYAT A- TARIM---19

1-Toprak Taksimatı ve Tasarruf Şekli---19

a- Çiftlikler---20

b-Mezralar---20

B- VERGİLER---31

1-Öşür---33

(6)

IV

a-Buğday Öşrü---34

b-Arpa Öşrü---40

c-Bostan ve Meyve Öşrü---40

d-Bağ ve Bahçe Öşrü---40

e-Bal Öşrü---41

2- Şahsa Bağlı Vergiler---51

a- Çift Resmi---51

b-Bennak ve Caba Resmi---52

c- Mücerred Resmi---53

d- İspenç Resmi---53

3- Hayvancılıkla İlgili Vergiler---54

a- Adet-i Agnam---54

b- Yaylak ve Kışlak Resmi---54

c- Resmi Mevaşi(sığır vergisi)---54

4- Maktu Vergiler ve Mukatalar---55

a- Maktu Vergiler---55

Resm-i Asiyab(değirmen vergisi)---55

Resm-i Bezirhane---58

b- Mukatalar---58

Boyahane Mukatası---59

İhtisab Mukatası---59

5- Arızi Vergiler---60

a- Bad-ı Heva ve Resmi Arus(Gelin Resmi)---60

b- Cürüm ve Cinayet Resimleri---61

c- Tapu Resmi ve Deşt Bani---61

C-PARA VE FİYATLAR---62

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM DEMOGRAFİK YAPI VE VAKIFLAR---70

A- DEMOGRAFİK YAPI---70

1- Nüfus---70

B- VAKIFLAR---75

1-Ahi Evran Vakıf ve Zaviyesi---76

(7)

2- Şeyh Süleyman Türkmani Vakıf ve Zaviyesi---77

3- Aşık Paşa Vakıf ve Zaviyesi---78

SONUÇ---81

BİBLİYOGRAFYA--- ---83

BELGELER---85

ÖZET---101

ABSTRACT---102

(8)

VI

KISALTMALAR

age : Adı Geçen Eser agm : Adı Geçen Makale

agTTD : Adı Geçen Tapu Tahrir Defteri

BATD : Başbakanlık Arşivi Tapu Tahrir Defteri DİA : Diyanet İslam Ansiklopedisi

DTCFD : Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi İA : İslam Ansiklopedisi (M.E.B.) TTD : Tapu Tahrir Defteri

TKGA : Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi TTK : Türk Tarih Kurumu

ÇNBC : Çift, Nim, Bennak,Caba Nmr : Numara

(9)

TABLOLAR LİSTESİ

1- Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Köylerde Toprak Dağılımı(tablo 1)---20-25 2- Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Mezralar ve Gelirleri(tablo 2)---27-30 3- Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Köylerde Hububat Üretimi(tablo 3)---35-39 4- Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Köylerde Muhtelif Gelirler(tablo 4)---42-50 5- Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Köylerde Değirmen Sayısı ve Bunlardan

Alınan Vergiler(tablo 5) ---57 6- Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Köylerde Bezirhane Sayısı ve Bunlardan

Alınan Vergiler(tablo 6)---58 7- Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Köylerde Toplam hasıllar(tablo7)---64-68 8- Kırşehir Sancağı Merkeze Ait Toplam Gelirler(tablo 8)---69 9-Kırşehir Sancağı Merkeze Bağlı Vakıf ve Zaviyeler ile Gelirleri(tablo 9)---74 10-Kırşehir Sancağı Merkez Mahallelere Göre Hane Ve Mücerred Sayıları

ile Genel Toplamları(tablo10)---80

(10)

GİRİŞ

Türk tarihinin en uzun ve en istikrarlı devrini teşkil eden Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihine karşı ilgi gün geçtikçe artmakta ve çalışmalar hızla ilerlemektedir. Bunun en mühim sebepleri arasında, imparatorluğun idari teşkilatının mükemmelliği, çağını aşan bir devlet telakkisine sahip oluşu, çok çeşitli kültürleri, ırkları, dinleri ve mezhepleri bir çatı altında huzur ve sükun içerisinde yaşatması ve toplumlar arasındaki problemlere orijinal çözümler getirmesi sayılabilir. Ayrıca araştırıcıların kaynak sıkıntısını ortadan kaldıran bu devre ait arşiv malzemesinin bolluğu da dikkat çekicidir. Fakat bugüne kadar yapılan çalışmalar 623 yıllık imparatorluk ömrü ve arşiv malzemesinin zenginliği ile kıyaslandığında yetersizdir.

Çünkü istifadeye hazır vesikalar, mevcudun küçük bir dilimini oluşturmaktadır. Buna rağmen yurt içi ve yurt dışı gelişmeler ümit vericidir. Osmanlı tarihi araştırmaları geniş boyutlar kazanmaktadır. Bunun sonucu olarak imparatorluğun siyasi, iktisadi ve içtimai bünyesi ile müesseseleri ve bu müesseselerin fonksiyonları üzerindeki çalışmalar da gittikçe gelişmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun merkez teşkilatının ortaya konması çalışmaları yanında , taşra teşkilatının temel idari birimi olan sancaklar konusunda da yoğun bir araştırma faaliyeti sürdürülmektedir. Bu çalışmalar ilerledikçe imparatorluğun bütün tarihini kapsayacak iktisadi, içtimai ve siyasi cihetlerden ortaya konması daha da kolaylaşacaktır. Gelecekte bütün sancak ve eyaletler üzerindeki çalışmalar sonuçlandığı zaman, Osmanlı İmparatorluğunun sosyo-ekonomik tarihi bir bütün olarak yazılacaktır.

Kırşehir’in Coğrafi Konumu:

Kırşehir’in idari tarihçesi, ileride ele alınacağı üzere çeşitli dönemlerde değişiklikler arz etmektedir. Coğrafi konum olarak, İçanadolu’nun Orta Kızılırmak kavisinin içinde, doğusunda Nevşehir’in Kozaklı ve Hacıbektaş ilçeleriyle komşudur.

Güneydoğusunda aynı ilin Gülşehir ilçesiyle komşudur. Kırşehir’in güneyinde Aksaray’ın Sarı Yahşi, Ağaçören ve Ortaköy ilçelerinin toprakları bulunur.

Güneybatıdan batıya doğru Ankara’nın Evren ve Şereflikoçhisar, Kırıkkale’nin Çelebi ilçeleriyle çevrilidir. Kırşehir’in Kuzeybatısında Kırıkkale’nin Keskin ilçesi vardır ve

(11)

kuzeye doğru sarkar. Kuzey ve Kuzeydoğusundan ise Yozgat’ın Yerköy ve Şefaatli ilçeleri vardır. Kırşehir ili ortalama 1000-1200m. yükseklikteki bir yayla görünümündedir. Kırşehir güneyinden güneybatısına doğru Hirfanlı baraj gölü ile komşu illerin topraklarından ayrılır. Kuzeydoğusunda Kızılırmak’ın kollarından olan Delice suyu Yozgat ile arasında tabii bir sınır teşkil eder. Yöre, sert bozkır karasal iklim kuşağı içinde olup, kışlar soğuk, yazlar sıcak ve kurak geçer.1 Orta Anadolu platosu üzerinde bulunan il, 38, 49 ve39, 48 kuzey enlemleri ile 33, 25 ve 34, 43 doğu boylamları arasındadır.

İl merkezi ile Kaman ilçesi arasında uzanan ve en yüksek noktası 1808 m. olan Baran dağı en yüksek dağıdır. Çiçekdağı ilçesinin batısındaki Çiçekdağ, Seyfe gölü çöküntü alanı ile Kırşehir il merkezi arasındaki Kervansaray dağları ve Kaman’ın güney, güneydoğu yönünde yükselen Aliöllezdağı belli başlı dağlarıdır.

Hirfanlı baraj gölü ile devamı olan Kesikköprü baraj gölü, Çoğun baraj gölü , tabii birikinti olan Seyfe gölü önemli gölleridir. Seyfe gölünün doğusundan Mucura kadar uzanan Seyfe (Malya) ovası ise ilin tek ovasıdır. Merkez ilçenin doğusuna düşer. En önemli akarsuyu İçanadolu’nun kuzeydoğusundan Kızıldağ da doğup, Kırşehir il topraklarının güney- güneybatı sınırını oluşturarak akan Kızılırmak’tır. Merkez ilçesindeki Kılıçözü suyu, Aydınlar köyü dolaylarındaki dağlarla, Buzluk dağından çıkar, Kırşehir’in ortasından geçer, Taka denilen yerden Kızılırmak’a karışır.

Kızılırmak’a dökülen Sıdıklı suyu da merkez ilçe sınırlarındadır.Çiçekdağ ilçesinin kuzey sınırlarındaki Delice ırmağı, Akpınar ilçesi ile Akçakent ilçesinin batı kesiminde ise diğer Kılıçözü suyu vardır. Yine Akçakent ve Akpınar ilçeleri arasında akan Manözü, bu Kılıçözü suyuna karışır.Baran dağından doğan bazı küçük dereler Delice ırmağına dökülür. Mucur’un belli başlı akarsuyu ise Acıözdür2.

Osmanlılardan Önce Kırşehir:

Kırşehir Merkez Kazası: Kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte şehrin ortasında yer alan ve “kale” denilen yığma höyüğün mevcudiyeti burasının eski bir yerleşim yeri

1 Kırşehir İl Yıllığı,1973,s.32

2 Kırşehir il yıllığı,1973.s.32-37

(12)

3

olduğunu gösterir. Ancak bu yığma tepede herhangi bir arkeolojik bulguya

rastlanılmadığından şehrin eski dönemlerine ait ileri sürülen görüşler bir faraziyeden öteye geçmemektedir. İlk Tunç Çağının (M.Ö. 3300-1900/1800) izlerine rastlanan ve sırasıyla Hitit, Frig, Pers, Makedonya, Kapadokya kralları ile, Roma ve Bizans hakimiyeti altına giren yörede Kırşehir’in ne zaman varlığını koruduğu ve daha sonra Türk hakimiyetine geçtiği sıradaki durumunun ne olduğu hakkında kaynaklarda

herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.3 Eti devletinin merkezi olan ve Boğazköy yakınında bulunan Hatussas Kırşehir’e pek uzak değildir.4

Alan ,Kelt ve Kumanların ,dokuz ve onuncu yüzyıllardan itibaren de Oğuz ve Karluk boylarından bir çok kabilelerin gelip yerleştikleri , dört çevresini saran ve birbirlerini gözetleyen höyükler , kaleler , inler , kervansaraylar, köprüler , bu milletlere ait her yönde rastlanan sanat eserlerinden , Orta Asya menşe’li yer adlarından

anlaşılmaktadır.5

Orta Anadolu’da Kırşehir ve çevresi de oğuz boylarının gelip yerleştiği bir bölgedir.

Bu bölgenin Türkleşmesinde bu boyların önemli rol oynadıkları anlaşılmaktadır. Oğuz Boylarına ait Karlı, Bayat, Bayındır, Karkın, Kayı, Kınık, Çepni, Büğüz, Çarıklı, Özbek, Akkoyunlu, Kızılkoyunlu gibi isimlerin bu bölgede hala yer adı olarak kullanılmaktadır6.

Kırşehre dair ilk bilgiler XII. yüzyılda ortaya çıkar. Bu dönemde şehir Selçuklular ve Anadolu’daki bazı beylikler arasında birkaç defa el değiştirmiştir. Kırşehir bir ara Danişmentlilerin eline geçtiyse de hangi tarihte geçtiği belli değildir.7 Anadolu Selçuklu Hükümdarı II. Kılıçarslan döneminde Danişmendli topraklarının Selçuklulara ilhak edilmesiyle (1173) tekrar Selçuklulara geçti. Nitekim 1228’de (H.625) Mengücüklülerin Erzincan-Kemah kolunu hakimiyeti altına alan Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad, Şebinkarahisar’ı direniş göstermeksizin teslim eden Mengücük hanedanından Muzafferüddin Muhammed bin Behram Şah’a Kırşehir’i dirlik olarak vermişti.

3 İlhan Şahin, “Kırşehir maddesi” DİA,c.25,s.481

4 Cevat Hakkı Tarım, Kırşehir Tarihi Üzerinde Araştırmalar,Kırşehir 1938, s.18

5 ---, Kırşehir Ansiklopedisi,Tarih,Coğrafya,Etnografya ve Biyoğrafya,Ankara 1960,s.20

6 ---, Kırşehir Tarih ve Coğrafya Lügati,Önsöz, Kırşehir 1945, s.3

7 ---Kırşehir Tarihi Üzerinde Araştırmalar,s.21

(13)

Muzafferüddin Muhammed ailesiyle birlikte Kırşehir’e gelerek burada yaşamaya başlamıştır. Anadolu’nun 1243 Köse Dağı Savaşından sonra Moğol hakimiyetine girmesiyle Kırşehir’in daha çok Malya Ovası Moğol grupların kışlakları haline geldi.Bu arada Caca oğlu Nureddin Kırşehir emirliğine getirildi (659/1261). XIV.yüzyıl ortalarında Eretna Beyliğinin eline geçen şehir, Eretnaoğlu Mehmet Bey’in ölümünden (767/1366) sonra iç karışıklıklar sırasında en fazla zarar gören yerlerden biri oldu.

Ardından Sivas merkez olmak üzere kurulan Kadı Burhaneddin Devletinin idaresine girdi. Kadı Burhaneddin’in ölümünden sonra şehir Osmanlı Devletinin eline geçti (800/1389). Kırşehir, Ankara Savaşı’nın (804/1402) ardından Timur tarafından Karamanoğullarına verildi. Timur Anadoludan çekilirken başta Yozgat çevresi olmak üzere Kırşehir yöresindeki Moğol aşiretlerinin önemli bir kısmını götürdü ve onlardan boşalan yaylak ve kışlaklara Dulkadiroğullarına mensup konar göçer Türkmen aşiretleri gelmeye başladı. Bu durum Kırşehir’in Dulkadiroğulları’nın idaresine girmesinde önemli rol oynamıştır. Kırşehir’de dulkadir hanedanı mensupları yöneticilik yaptılar.

Fatih Sultan Mehmed döneminde Dulkadiroğlu Alaüddevle Bozkurt Bey Kırşehir’de bulunmaktaydı. Şehir muhtemelen Fatih’in hükümdarlığının son dönemlerinde kesin olarak Osmanlı idaresine girmiştir8.

Tahrir Defterleri ve Kırşehir Tahrir Defteri:

Tapu ve kadastro işlemlerinin bir milletin devlet idaresi, gelir ve giderlerinin kontrolü, kısaca hukuk ve iktisat sistemi açısından büyük önem taşır.9 Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti altında kalan ve tımar sisteminin tatbik edildiği sahalarda idari, askeri , zirai ve mali bir çok hususların tesbit ve teşkili için geniş tahrirlerin yapıldığı malumdur. Bu tahrirlerde umumiyetle sancak birimi esas alınmıştır. Bundan dolayı sancakların tarihinin muhtelif yönlerden ortaya konmasında Tapu Tahrir Defterleri’nin ehemmiyeti pek büyüktür. Anadolu ve Rumeli’nin bir çok kısımlarının XV, XVI ve XVII.yüzyıllardaki sosyal , iktisadi ve demoğrafik vaziyeti hakkında bu defterlerde bulunan bilgiler paha biçilmez değerdedir. Ayrıca herhangi bir sancağa ait sırasıyla yazılmış birkaç tahrir defteri’nin mevcut olması, o sancaktaki meydana gelen değişme ve gelişmeleri takip etmek açısından ayrı bir kıymeti haizdir.10

8 İlhan Şahin, “Kırşehir ”DİA, s.480

9 Ahmet Akgündüz,Osmanlı Kanunnameleri ve Hukuki tahlilleri, İstanbul 1990,c.I, s.10

10 Mehmet Ali Ünal,XVI.yy’da Harput Sancağı, s.1

(14)

5

Merkezi devletler halinde teşkilatlanmış tarım-temelli sanayi öncesi toplumların , şu veya bu şekilde arazi ve nüfus tahrirlerine aşina oldukları malumdur. Bu tahrir usulü Osmanlılardan önce birtakım İslam devletleri tarafından da kullanılmıştır. Benzer uygulamalara çağdaş komşu ülkelerde de rastlanmaktadır. Her halükarda Bizans Praktika’sının Osmanlı tahrir defterlerine benzer yanlarının bulunması ve bu iki kaynağın tam bir benzerlikten bahsedemezsek de karşılaştırılabilir özelliklere sahip olmaları, bize Osmanlı tahrir usulünün yakın menşelerin den birini işaret etmektedir.

Ancak, aradaki münasebetin çift yönlülüğü, yani Osmanlıların Bizansı etkilemeleri hakkında bazı deliller mevcuttur.11

Her ne kadar Osmanlıların tahrir usulünü ne zaman uygulamaya başladıklarını kesinlikle bilmiyorsak da 1431 tarihli en eski defterden ve diğer bazı

delillerden Osmanlı merkezi hükümetinin 14. yy. da defter kullandığını anlıyoruz.12 Osmanlı devleti yeni feth edilen arazilerin tapu tahririni yapma ve defterlerde tespit etme hususunda zirveye yükselmişlerdir. Fatih devri kanunları arasında zikredeceğimiz gibi sadece İslam dünyasında değil , belki de bütün dünyada ilk tapu kanunu diyebileceğimiz 22 maddelik “Kanunname-i Kitabet-i Vilayet” Fatih devrinde hazırlanmış ve sonraki bütün tapu tahrir defterleri , bu kanun namedeki esaslara göre tanzim olunmuştur.13 Merkezi hükümetin tımar sisteminin uygulandığı eyalet ve sancaklarda vergi nüfusu ve tahmini vergi gelirleri sayımı yapmasının ardındaki sebepler nelerdi? Tahrir uygulamalarının, devlete taşrayı kontrol etmek, bir eyalet ordusuna sahip olmak ve herhangi bir mali örgüt kurma zahmetine katlanmadan taşradaki gelirleri toplayıp tevzi etmek imkanını sağlayan tımar sistemiyle yakından bağlantılı olduğunu, daha doğrusu tımar sisteminin düzgün bir şekilde işlemesinin tahrir usulünün titizlikle uygulanmasına bağlı olduğunu bildirmemiz gerekir.14 Böylelikle hükümet, başlangıçta bir yerin fethinin hemen akabinde, sonraları da bazı aralıklarla eyaletlerin beşeri ve iktisadi kaynaklarını öğrenmek için bu yola baş vuruyordu. Tahrirlerin sonunda, tahrir edilen yörenin gelir kaynaklarının ne şekilde tevzi edileceği de hükme bağlanıyordu.

Tahrirlerin Osmanlı tarihini araştırmadaki önemine değindikten sonra, bu kaynakların kullanılırken herhangi bir hataya düşmemek için bazı hususiyetlere dikkat

11 Mehmet Öz, XV.ve XVI.yy da Canik Sancağı, T.T.K.1999, Ankara, s.4

12Mehmet Öz, a.g.e.bak, dip not 6, s.7.

13 Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri, c.I, s.10

14 Mehmet Öz, a.g.e.s.5.

(15)

etmek gerekir. Tahrir eminlerine verilen talimata göre, tespit ve kayıt işleri büyük bir dikkat ve hassasiyetle şu şekilde yapılırdı. Sultan itibarlı ulema ya da dürüstlüğü ve adaletiyle ünlü bürokratlar arasında işi bilen bir tahrir emini tayin eder eline (onu) gerekli her türlü yetkiyle donatan özel bir belge verir, tebaası ile kadı dahil bütün yerel makamlara da görevinin ifasında emin’e itaat edip yardımcı olmalarını emrederdi. Tahrir nişanı’nda izlenecek prosedür ayrıntılı olarak anlatılırdı. Tahrir emin’i inceleme ve araştırmalarına mahallinde, gerçek durumu bir önceki tahrir defterinde okuduklarıyla karşılaştırarak başlardı. Örneğin bir köye geldiğinde, köyün yaşlılarını, vakıf mütevellilerini ve askerileri, ellerindeki bütün belge ve senetlerle birlikte huzuruna çağırırdı. İlk olarak her köylünün elindeki toprak itibariyle statüsü gözden geçirilir ve çift resmi bağlamında ödemesi gereken vergiler saptanırdı. Tek, tek her tımar ve zeamet sahibinin, kendi bağımlı reayasını vergi mükellefi olacak konumdaki yetişkin oğullarıyla birlikte tahrir eminin önüne çıkarması gerekiyordu. Deftere yazılmaktan kaçma girişimleri hayli sık olduğundan sipahiler bu konuda uyarılırdı. Yaşı tutmayanları kaydettirdiği ya da Osmanlı tebaasından aslında vergilendirilmesi gereken herhangi birini sakladığı anlaşılan sipahiler cezalandırılıp azledilir, buna karşılık tahrir eminini ek gelir kaynaklarından haberdar eden sipahiler ödüllendirilirdi.Pratikte özellikle göçerler arasında deftere yazılmamak için kitlesel kaçış olayları görülmüştür. İsyan ve tahrir eminine saldırı örneklerine de rastlanmıştır. Arnavutluktaki uzun direniş 1431-1432 tahririnin ardından patlak vermiş ve 1468’de İskender Bey’in ölümüne kadar sürmüştü.

Orta Anadolu’daki Türkmenler 1527’de tahrir eminini öldürmüş ve Kayseri ile Ankara arasındaki geniş bir alanda ayaklanmışlardı15.

İlkin sadece bu yazılanlar, yani genel özel tespitler, çerçevesinde dahi gösterilen bütün dikkat ve hassasiyete rağmen özellikle tahrir sürecindeki (kayıt öncesi veya sırasında) şu veya bu sebeple söz konusu olan yahut olabilecek çıkar/korku gerekçeli suistimaller dolayısıyla Osmanlı tahrir defterlerinde mevcut verilerin de gerçeklik, güvenirlik ve kesinlik derecelerinin şüpheli (eksik/yanlış) olabileceği düşünülmelidir16. Kırşehir’de ilk tahrir 1485 yılında yapılmıştır. İkincisi 1526 yılında, üçüncüsü ise 1584 yılında yapılmıştır. Aynı zaman da konumuz olan 1584 (H 992) tarihli Kırşehir 139

15 Ahmet Güneş, “Osmanlı Tahrir Defterleri ve Bunların Tarih Yazıcılığında Kullanımı Hakkında Bazı Düşünceler”adlı makale,s.3

16 Güneş, a.g.m, s.4.

(16)

7

nolu mufassal tahrir defteri hakkında bilgi verelim. Defterimiz Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü arşivinde bulunmaktadır. III. Murat döneminde 26 Nisan 1584(992 zilhiccesinin sonunda) tarihinde yazılmıştır. Defter, Karaman eski defterdarı Ahmet oğlu Mustafa’nın verdiği bilgiler doğrultusunda Muhammed oğlu Kadir tarafından yazılmıştır.17

Defterde, merkezle birlikte sekiz kazanın sayımı birlikte yapılmıştır. Bunlar Hacıbektaş, Süleymanlı, Konur, Günyüzü, Dinek ve Keskin dir. Biz konumuz sadece merkez ve merkeze bağlı köyler olduğundan diğer kazalar hakkında bilgi vermeyeceğiz.

17 TTD 139,s.1a

(17)

A- Sancak İdaresi: Eyaletler sancaklardan meydana gelir. Sancaklara liva hatta vilayet adı da verilmektedir. Bu sebeple Osmanlı Devletinin son zamanlarındaki uygulama bir tarafa bırakılırsa vilayet tabirinin hem eyaletler hem de livalar için kullanıldığını görüyoruz. Sancaklar, “sancak beyi” veya “emir” adı verilen ve en az 100 bin akçelik hassı bulunan idari ve askeri bir kişi tarafından idare edilirdi.1

Osmanlı İmparatorluğu, idari bakımdan üst birim olarak eyaletlere ayrılmıştır.

Bunların sayısı Rumeli’nin fethine kadar bir, Rumeli’nin fethinden sonra ise iki idi.

XVI. yüzyıldan itibaren eyalet sayısında imparatorluğun geniş sahalara yayılmasına paralel olarak büyük artışlar meydana gelmiş ve yüzyılın sonlarına doğru sayısı 30’u geçmişti2.

Eyaletler ise, Osmanlı idari sisteminin temel birimi olan sancaklardan müteşekkildi.

Eyalet yönetiminin başında bulunan beylerbeyi, esasen Paşa Sancağı tabir edilen eyalet merkezinde oturur ve umumiyetle onun gelirini tasarruf derdi. XIV.yüzyıl boyunca merkez dışındaki taşra teşkilatının kumandanı durumunda olan Beylerbeyi’nin belli bir bölge ile doğrudan alakası yoktur3. XV. Yüzyılın ortalarından itibaren beylerbeyi, bulunduğu bölgelerdeki bütün işlerde padişahın temsilcisi durumuna gelmiştir.

Beylerbeylik divanı’nda askeri zümrenin meselelerini halletmek, bölgede asayişi sağlamak, tımarlı sipahilerin atanmaları, terakkileri ve muayyen bir miktara kadar tevcih muamelelerini yürütmek beylerbeyi’nin görev ve yetkileri arasındaydı.

İdari bakımdan eyalet, bir sancaklar federasyonu özelliği taşımaktaydı.Sancak ise idari bakımdan devletin temel yapısını teşkil ediyordu. Devlet, bazı aşiret ve oymak beylerini dahi birer idari birim kabul etmişse de, ülkenin ve devlet teşkilatının düzenlenmesinde, muayyen bir coğrafi bölgeyi kaplayan sancaklara ve onların yönetimine hususi bir ehemmiyet vermiştir. Divan-ı Hümayun’dan çıkan hükümlerin esas itibariyle sancakbeylerine hitaben yazılmış olması ve şehzadelerin devlet idaresini öğrenmek için sancaklarda bir nevi staj görmeleri bunu gösterir. Ayrıca Devletin vergi

1 Ahmet Akgündüz,Osmanlı Kanunnameleri,c.I, s.220

2 Mehmet Ali Ünal, XVI..yy.da Harput Sancağı,T.T.K.Ankara,1989s.29

3 a.g.e.bkz.122.dipnot,s.29

(18)

9

hasılatını belirlemek, asker temin etmek ve re’aya’nın toprak tasarrufunu düzene sokmak maksadıyla yapılan tahrirlerde de sancak birimi esas alınmıştır4.

Sancak, esas itibariyle tuğ ve davul ile beraber zikredilen hükümdarın hakimiyet sembollerinden biridir5. Hükümdar adına onun temsilcisi durumunda olan askeri yöneticiler; sancakbeyi ve beylerbeyiler de sancak taşıyabilirler. İşte bu yüzden, başlangıçta savaşlarda komutanlarca taşınan ve hükümdarlar tarafından verilmiş ve onun hakimiyetini simgeleyen bir alamet olan sancak, sonradan coğrafi ve idari bakımdan muayyen bir bölgeyi ifade eder hale gelmiştir6.

Öte yandan sancakların teşekkülünde coğrafi, etnik ve tarihi şartların da rolü büyük olmuştur. Umumiyetle muayyen bir zamanda, belli komutanlar eliyle fethedilmiş olduklarından Osmanlı idaresinin toleransı sayesinde bir takım mahalli özelliklerine dokunulmamıştır. Bu yüzden bilhassa Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde imparatorluğun diğer sahalarında görülmeyen imtiyazlı statülerine sahip sancaklar ortaya çıkmıştır.

Devlet, sadece bir eyalete bağlı sancaklar arasında da eskiden beri cari olan örf, adetler; coğrafi, etnik, sosyal, dini, iktisadi, ve benzeri farklılıkları nazar-ı itibara alarak bölge ve toplulukların özelliklerine göre ayrı ayrı7 kanunnameler tertip etmek yoluna gitmiştir. Bunları yaparken devletin temel ve umumi hedefi daima şer’i ve örfi kültürün öngördüğü adaletin sağlanması olmuştur. Bu yöndeki bütün faaliyetlerin tek gayesi adalet içerisinde olan bir dünya idealini gerçekleştirmektir.8

1-Sancak Beyi

İdari bakımdan sancak, devlet teşkilatının küçük bir nüvesini oluşturur.İl idaresinde sancak beyi, sancak dahilindeki bütün sivil ve askeri erkanın tabii amiri durumundadır.9

4Ünal, a.g.e.s.30

5 Aydın Taneri, Osmanlı Devletinin Kuruluşu Döneminde Hükümdarlık Kurumunun Gelişmesi ve Saray Hayatı Teşkilatı,Ankara 1978,s.224.

6 Ünal,a.g.e.dipnot 126,s.30

7Barkan, “Kanunname”İA, s.194.

8 Ünal,a.g.e.,s.30.

9 Metin kunt, Sancaktan Eyalete,1550-1650 arasında Osmanlı Ümerası ve İl İdaresi, İstanbul 1978,s.27

(19)

Öte yandan sancak beyinin iki asli görevi vardır. Bunlardan biri askeri diğeri de idaridir. Sancağındaki timarlı sipahilerin tabii amiri durumundaki sancak beyi kendi kapu halkı ve sancağındaki zaim, sipahi ve cebelülerle birlikte sefere katılmak zorundadır. İdari görevi ise kısaca re’ayanın rahat ve huzur içerisinde yaşamasını temin etmek, sancağın düzenini sağlamaktır. Aynı zamanda Şehrin düzenini sağlamak, adaletin uygulanmasını temin etmek, şer’e ve örf’e aykırı durumları önlemek hususlarında kadı ile birlikte hareket etmekte sancak beyinin görevleri arasındadır10.

Sancak beyinden sonraki hiyerarşik sıra; alaybeyi, çeribaşı, subaşı, dizdar, şehir kethüdası şeklinde devam etmektedir.Bunların hepsi gerçekte askeri komutanlardır.

Fakat görevlerinin mahiyeti farklıdır.

2- Alaybeyi

Alaybeyi bir sancaktaki timarlı sipahilerin en yüksek amiridir ve serbest dirlik tasarruf eder.Bunlar sancak sipahilerinin arzuları nazarı itibara alınarak , beylerbeyi veya sancak beyinin arzı üzerine tayin edilir. Kadı ve beylerbeyinin arzı ile görevlerinden alınmaktadır. Sancakbeyinden sonra sancaktaki en büyük askeri amirdir11.

3-Çeribaşı

Sipahi, müsellem, voynuk ve evlad-ı fatihan gibi askeri teşekküllerin zabitlerine denir. Sipahi çeribaşıları, tasarruf ettikleri dirliklerin bulunduğu sancakta otururlardı.

Çeribaşıların vazifeleri, memur oldukları yerde asayişin sağlanması, sefer halinde ve muhafaza hizmetlerinde, eşkinci (savaşçı) neferleri çıkarmak ve muharebe bittikten sonra gereken muafiyetleri tahsil etmek şeklinde hülasa edilebilir12.

4-Dizdar

Dizdar kısaca kale komutanı demektir. Görevi de kaleyi düşman saldırılarına karşı korumaktır. Kale hudut boylarında ise dizdarın sorumlulukları ve bulunduğu mevki’in ehemmiyeti daha da artmaktadır.Kendisine merkezden doğrudan hüküm gönderilebilir.13 5-Şehir Kethüdası

Her Osmanlı vilayetinde şehir halkını hükümet nezdinde temsil eden bir şehir kethüdası bulunuyordu. Selçuklularda bunlara “İğdişbaşı” deniyordu.14 Osmanlı devri

10Ünal, a.g.e.s.41

11Ünal.a.g.e.dipnot 178,s.46

12 M.Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü,I ,İstanbul 1972, s.353

13 Ünal,a.g.e.dipnot,187,s.48

14Ünal, a.g.e.s.48.

(20)

11

şehir kethüdası, Selçuklu devri İğdişbaşı kadar yetki ve itibara sahip değildi.15 Şehir Kethüdasına İstanbul’da “şehremini” dendiği müşahede olunmaktadır. Şehir Kethüdası ifa ettiği fonksiyon ve görevi itibariyle kısmen de olsa, bugünkü belediye başkanına benzetilebilir. Gerçi kadı, bulunduğu kazanın aynı zamanda bir nevi belediye meclisi başkanı durumundaysa da, pratikte şehrin işlerinin çoğunu şehir kethüdası yerine getirmektedir. Fakat bugünkü belediye başkanları gibi halkın tamamının katıldığı bir seçimle değil, şehir ileri gelenlerinin ve halkın üzerinde ittifak sağladığı bir kişinin hükümete teklif edilmesiyle iş başına geçmektedir. Halkın tercih ettiği kişi, sancak beyi tarafından merkeze arz edilmekte ve umumiyetle merkez bunu kabul ederek “Berat-ı Hümayun” göndermektedir. Ancak seçilen kişinin halk tarafından sevilen ve sayılan birisi olmasına dikkat edilmiştir. Aksi halde şehir halkı, kethüdan memnun olmadıklarını ve yerine başkasının atanmasını merkeze sancakbeyi vasıtasıyla bildirme hakkına sahiptir.16

B-Kaza İdaresi

Kaza, ticari ve kültürel üstünlüğü ile çevrenin merkezi olmuş bir kasaba veya şehir ile böyle bir topluluk merkezini çevrelemiş köylerin teşkil ettiği idari bir birliktir.

Bundan dolayı kazaların doğuşu, iktisadi, içtimai, coğrafi ve kültürel şartların belirlediği tarihi bir seyir içerisinde vuku bulmuş demektir.Bununla beraber azda olsa, bilhassa Türkmen aşiret hayatının zaruri kıldığı bazı hallerde hiçbir kasaba veya şehir olmaksızın, sadece belli bir köyler grubu halinde teşkil olunmuş kazalara da rastlanır.Fakat bunların umumi kaideyi bozmadıkları görülür. Kaza merkezi olan şehirlerin büyük çoğunluğu , Osmanlı öncesi devirlerde de bulundukları bölgenin siyasi, iktisadi ve kültürel yönden de merkezi durumunda olan yerlerdir. 17

Osmanlı İmparatorluğu adli teşkilat bakımından, bir çok kaza bölgelerine ayrılmıştır. Her kaza birimi doğrudan merkeze (Divan-ı Hümayun) bağlıdır. Bundan dolayı, “eyalet-sancak” şeklindeki askeri teşkilattan ayrı olarak tamamiyle sivil karakterli bir de “Kaza İdaresi” mevcuttur. Kaza merkeziyle beraber, çok defa sancak

15 M.Akdağ, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi,II,İstanbul 1972,s.41.

16 Ünal,XVI.yy.da Harput Sancağı(1518-1566)s.49.

17 Ünal , a.g.e.s.51.

(21)

sınırları içerisinde kalan bir de “Kaza Bölgesi” bulunmaktadır. Fakat bazı sancaklarda birden fazla kaza bölgesi de olabilirdi. Sancağa tabi bütün köyler, “idari-askeri” açıdan sancak beyine, kaza’i açıdan kadıya bağlıdır18.

1- Kadılar

Osmanlı Devletinde çok geniş yetkileri bulunan ve şer’iye mahkemelerinde yargı görevini ifa eden kişilerdir.Terim olarak kadı hüküm ve hakimlik manalarını gelir.

Osmanlı hukukçuları, kadıyı, insanlar arasında meydana gelen dava ve anlaşmazlıkları şer’i hükümlere göre karara bağlamak için devletin en yüksek icra makamı (sultanlar veya yetkili kıldığı kişiler)tarafından tayin edilen şahıs diye tarif etmişlerdir.19 Teoride ve uygulamada kadı genel olarak sivil (medeni) ve cezai dediğimiz davalara bakar. Fakat görevinin şer’i niteliği, kadının idari bir takım görevleri de yürütmesini, denetlemesini gerektirirdi. Bu nedenle camii, vakıf gibi kurumların yönetim ve denetiminden, şehir idaresi ve asayiş işlerine kadar her alanda onu baş sorumlu olarak görmek mümkündür.20 Kadı, kaza idaresinin başı olup, mutlaka yüksek dereceli bir medreseyi bitirmiş ve belli bir müddet Edirne, Konya, Sivas, Bağdat gibi büyük şehirlerde “danişment”

(stajyer) olarak hizmet görmüş kişiler arasından tayin olunurdu. Kadı, görevine ancak iki sene müddetle atanabiliyordu. İki yıl sonunda İstanbul’a giderek “mülazemette”

beklemesi gerekiyordu.21

‘Kadıların tayin işleri Kazaskerlere aitti. Anadolu yakasındaki kadıların ataması Anadolu Kazaskeri’nin, Rumeli yakasındaki kadıların ataması Rumeli Kazaskeri’nin yetkisi dahilindeydi. Kadılıklar, kadıların görev yaptıkları, kaza bölgesinin durumuna göre belli derecelere ayrılmıştı. “Kaza Kadıları” ve “Sancak-Eyalet Kadıları” .Kaza kadılıkları küçük merkezler olup, kazaskerler buralara doğrudan kadı tayin edebilirlerdi.

“Mevleviyet” sayılan İstanbul, Edirne, Bursa, Selanik, Sofya gibi büyük şehir kadılıklarına ise XVI. yüzyıl ortalarına kadar kazaskerlerce kadı tayin edilirken bu zamandan sonra şeyhülislamın sadrazam vasıtasıyla yaptığı “inha” üzerine tayin yapılmaya başlanmıştır.22 Mevleviyet olan kadılıklarda kendi aralarında, kadıların

18 Ünal, a.g.e.s.51

19 Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri,c.I,s.226

20 İlber Ortaylı, Osmanlı Kadısının Rolü,Amme İdaresi Dergisi,Ankara 1959,s.96

21 Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı,Ankara 1984,s.94.

22 Uzun çarşılı a.g.e.,s.95.

(22)

13

aldıkları yevmiyelere göre, 300 akçalı, 500 akçalı şeklinde gruplara ayrılmıştı. 23 Bunlara bağlı ayrıca kazalarda vardı ki, Molla durumundaki büyük kadılar buralara naipler yollarlardı.24

Kadıların görev yetkileri oldukça genişti. Diğer İslam devletlerinin klasik devirdeki teşkilatına kıyasla, Osmanlı kadısı gerek görev ve gerekse otorite ve yetki bakımından daha gelişkin bir yönetim ve hukuk adamı kişiliğine sahip gibi görünmektedir. Klasik hukukçuların a) muamelat b) munakebat c) Ukubat (ceza hukuku işlemleri) olarak üç kategoriye ayırdığı bu görevleri şöyle sıralayabiliriz.

1- Naib, mütevelli, imam , hatip vs. tayini

2- Noterlik görevleri, vakfiye tanzim ve tescili , vasi tayin, yetim mallarının idaresi, nafaka tayini,, alacak senedi (hüccet), ve kefalet vs. gibi senetleri tanzim etmek.

3- Miras, evlilik akdi tanzimi.

4- Tapu sicil muhafızlığı.

5- İnfaz hakimliği görevi.

6- Diğer görevler, vüzera haslarının kontrolü, narh tespiti, lonca teftişi, mukataa işlerinin kontrol ve kaydı, ordunun iaşe ve ibadesine yardım.25

Bunlar hukuki, askeri, beledi ve örfi olarak mütalaa edilebilir. Hukuki açıdan kadı, şer’i mahkemenin reisidir. Her türlü anlaşmazlıklar ve cezai müeyyideyi gerektiren suçlar “meclis-i şer’” denilen kadının başkanlık ettiği mahkemede çözümlenirdi. Her türlü alacak, borç ve miras davaları ile arazi ihtilafı, “ehl-i örf” ile “re’aya” arasındaki anlaşmazlıklar kadı tarafından halledilirdi. Esas itibariyle “ehl-i örf” kadının denetimi altındaydı. Ayrıca ilmiye zümresine mensup müderris, muallim, imam, hatip ve diğer vakıf görevlilerinin tayin ve azilleri kadının arzı ile mümkün olurdu.26

Öte yandan kadı bulunduğu şehrin belediye hizmetlerinin yürümesinden sorumlu en üst amirdi. Şehir kethüdası, çöpçübaşı, mimarbaşı, esnaf kethüdaları, pazarbaşı ve muhtesip gibi kişilerden müteşekkil bir çeşit belediye meclisinin de başkanı

23 Uzun çarşılı a.g.e.s.96.

24 Akdağ,a.g.e.s.99.

25 Ortaylı, Osmanlı Kadısının Rolü, Amme İdaresi Dergisi,s.97

26 Ünal.a.g.e.s.52.

(23)

idi27. Esnafın sattığı her türlü ticari mallara mevsimine göre muayyen fiyat vermek şeklinde tanımlanabilecek olan narh işleri de kadıya aitti28.

Askeri görevleri arasında ise, avarızhane tesbiti ve avarız bedellerinin toplanması, kürekçi bedelinin toplanması, nüzul ve sürsat zahiresi adı altında ordunun iaşe işlerinin halledilmesi de geliyordu29.

Kadının mahkeme işlerinde yardımcısı olan bir kısım memurlar da mevcuttu ki bunların başında “naip” geliyordu. Naip kendi bölgesi dahilinde kadı’nın fonksiyonlarını görür. Ancak bu konuda hiyerarşik yetki ve denetim üstünlüğünün bizzat kadıda bulunduğuna şüphe yoktur.30

Naipten başka “Müfti” de kadının mahkeme işlerinde en büyük yardımcısı durumundaydı. Kadı tereddüde düştüğü bazı durumlarda fetva için “Müfti”ye baş vuruyordu ki, bu durum kadının daha rahat karar almasını kolaylaştırıyordu. Ayrıca kadıya yine yargı işlerinde yardımcı olan muhzırbaşı ile emrindeki muhzırlar, asesbaşı ve asesler, mukayyid vs. gibi görevliler ve her duruşmada hazır bulunan ve şehrin doğruluğu ve dürüstlüğü ile tanınmış ileri gelenlerinden bir nevi “juri” mevkiindeki

“şuhudü’l-hal” mevcuttu.31

Ayrıca bunlardan başka imamlar da kadıların yardımcılarından sayılmaktadır.

Osmanlı şehirlerindeki mahallelerde, bilhassa imamlar önemli bir mevkie sahiptirler.

Mahalle halkının dini vecibelerini yerine getirmeleri yanında, aralarında tesanüdü sağlayan ve aynı zamanda kadıya karşı mahallenin temsilcisi durumunda olan imamlar, şüphesiz Kırşehir’de de bu gibi fonksiyonlara sahiptiler. Nitekim şehirde 1485’de iki imamın görev yaptığı, 1526’da mahallelerdeki toplam imam sayısının 5 olduğu32, 1584’de ise 13 imamın mukim bulunduğu görülmektedir33.

Mahiyeti gereği kullanılan kaynağımızda Kırşehir’de görev yapan kadılar hakkında bilgi bulunmamaktadır. Görev yapan kadılarla ilgili geniş bilgilere daha çok şer’iyye sicillerinde rastlanmaktadır. Kırşehir’de en erken tarihli şer’iyye sicili XIX.

27 Akdağ a.g.e.s.96.

28 Ünal,a.g.e.s.52

29 M.Z.Pakalın,Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü II.s.121,İstanbul 1972.

30 Ortaylı, Osmanlı Kadısının Rolü,Amme İdaresi Dergisi,s.98

31Ünal, a.g.e. s.54.

32 Şahin, Osmanlı Devrinde Kırşehir’in Sosyal ve Demoğrafik Tarihi,(1485-1584)s.228

33 Şahin, a.g.m.s.234.

(24)

15

Yüzyılın (1880) 34sonlarına aittir. Bu durumda konumuza yeterli derecede aydınlatıcı bilgi vermekten uzak kalmaktadır.

2-Kırşehir Merkez Kazası

Kırşehir,Anadolu Selçuklu Devleti döneminde önemli bir idari merkez durumundaydı. Adı geçen birim Osmanlı idaresinin ilk yılları olan 1485’te Kırşehir Vilayeti adı altında Rum eyaletine bağlı bulunuyordu. Buradaki vilayet tabiri muayyen bir idari bölgeyi karşılamak için kullanılmakta ve daha çok Osmanlı idaresinin yeni bir bölgedeki geçiş sürecini yansıtmaktaydı. Osmanlı idari teşkilatında Rum eyaletine tabi yerler arasında bulunan Kırşehir, 1526 da Bozok’un kazaları arasında yer alıyordu35. Muhtemelen bu yıllarda Bozok sancağının merkezi Kırşehir’di. Köylerin sayısı ise 10’du. Buna karşılık konar göçerler tarafından teşkil edilen 115 adet cemaat ve 27 adet bölük grubu vardı. Bunun yanında pek çoğu konar göçerler tarafından kullanılan ve sonradan onların yerleştikleri yerler haline gelecek olan kışlak sayısı 64, konar göçer unsurların ziraat yaptığı mezraa sayısı ise 714’tür36.

Kırşehir’in idari bakımdan bir sancak haline gelmesi ancak 1554’de (H.961) gerçekleşti.

Bu tarihte Bozok Sancağından ayrılan Kırşehir müstakil bir sancak haline getirildi.Karaman Eyaletine bağlandı.

Kırşehir ve yöresinde Osmanlı hakimiyeti altında önemli bir olay cereyan etmedi. Ancak XVI. yüzyılın ortalarından itibaren Suhte ve Celali hareketlerinden kısmen etkilendi.

XVII. yüzyılın başlarında Tavil Ahmet adlı Celali reisiyle kardeşi etrafına topladığı adamlarıyla şehri ve yöresini yağma etmişti.Bu olaylar sırasında halkın bir kısmı yerini terk etmek zorunda kaldı.37

Türk hakimiyetine geçtikten sonra Kırşehir’in oluşumu hakkında Cacaoğlu Vakfiyesinde bilgi bulunmaktadır. Vakfiyede geçen “Kırşehir’in dışarısındaki bütün hanlar”38 ifadesi mahallelerin sur içi ve sur dışı olmak üzere iki şekilde teşekkül ettiği anlaşılmaktadır. Kırşehir’in bu tarihlerde surlarla çevrili olduğunu bildiren herhangi bir kaynak mevcut değildir.Ancak bu tabirle çarşıların ve mescitlerin bulunduğu kısım

34 Rifat Özdemir, Kırşehir’de Aile’nin Sosyo Ekonomik Yapısı,Osmanlı Araştırmalar Dergisi, sayı.9(1989)

35 Şahin,a.g.m.dipnot,5,s.227

36Şahin, “Kırşehir”, DİA, s.484

37 Şahin, “Kırşehir” DİA, s.481-482

38 Bakınız, Ahmet Akşit, Cacaoğlu Vakfiyesine Göre Kırşehir’de İskan ve Mahalleler, s.119-126

(25)

şehrin içi (sur içi) Kırşehir gibi bağ ve bahçelerin bol olduğu ve daha çok yazın oturulan kısım, şehir dışı (sur dışı) olarak kabul edilmiştir. Türk-İslam şehirlerinde fiziki ve sosyal yapının vazgeçilmez unsurlarını, umumiyetle bir mescit, camii ,zaviye ve medrese etrafında müteaddit sayıda evlerden meydana gelen, birbirini tanıyan ve hatta büyük bir kısmı birbirine çok yakından veya uzaktan akraba olan, bir ölçüde birbirlerinin davranışlarından sorumlu bulunan ve sosyal dayanışma yönünden bir bütün teşkil eden toplulukların yaşadığı yerler mahalleleri teşkil etmektedir. 1526’da Kırşehir’in Camii, Nasuh Mescidi(Hacı Nasuh), Yakup Dede Mescidi, Sofular, Kuşdilli, Medrese (Cacabey Medresesi), Ahi Evran, Aşık Paşa ve Kaya Şeyhi adlarını taşıyan dokuz mahalleye sahip olması yavaş yavaş şehir hüviyetine girdiğini göstermektedir. 1584’te 17 mahalleye ulaşan şehrin nüfusunun artmasına paralel olarak, mahalle sayısında da bir artış olduğu dikkati çekiyor. Bu tarihte, daha önce mevcut olan 9 mahallenin yanı sıra Yenice, Kayabaşı, Lala Camii, Tabağıl, Alaybeyi, Şeyh Süleyman Sofu, Killik ve Şarkıyan adlarında taşıyan 8 mahallenin daha yer aldığını görmekteyiz.39 Bu mahallelerden Kayabaşı, Lala Camii ve Killik’in maruf adları yanında cedid adıyla da bilinmesi onların 1584’ten biraz daha önce ortaya çıktığını gösterir. Şehirdeki mahallelerin en önemli özelliği bir çoğunun zaviye, camii, mescid, medrese gibi tesislerin etrafında kurulması ve onların adlarıyla anılmasıdır. Şehir, kasaba ve köylerde kurulmuş olup içinde belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı gelip geçen yolcuların misafir edildikleri zaviyeler şehirlerin büyümesinde ve yeni mahallelerin kurulmasında önemli rol oynamışlardır. Şehir nüfusunun 1485’de % 28’i , 1526’da % 40’ını zaviyelerle bağlantılı kişiler oluşturmaktaydı40. Hayatı hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan fakat Moğol istilasından kaçarak geldiği tahmin edilen Şeyh Hemedani Kırşehir’de bir tekke kurmuş ve zamanla burası bir mahalle haline gelmiştir. Vakfiyede bu mahalleden Şeyh Hemedani’nin evleri41 şeklinde bahsedilmektedir ki bu aynı şahsa ait birden fazla ev, başka bir ifadeyle ona intisap eden müridleri işaret etmektedir. Yine bunun gibi Hoca Salah mahallesinin de bir tekke ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Kimliği hakkında yeterli bilgi bulunmayan Hoca Salah’ın Hacı Bektaş, Ahi Evran ve Şeyh Süleyman ile çağdaş olarak gösterilen Seyyid Salih ile aynı kişi olması kuvvetle

39 TTD 139,s.3b-10-a

40 Şahin, a.g.m.dipnot,17,s.232

41 Akşit, Cacaoğlu vakfiyesine Göre Kırşehir’de İskan ve Mahalleler,dipnot,346,s.123

(26)

17

muhtemeldir. Bu mahallenin 16. yüzyıldaki Kaya Şeyh Mahallesine tekabül ettiği anlaşılmaktadır42. Kırşehir 1834’te toplam yedi mahalleye sahipti. Şehrin artık temel ve merkezi yerleşim birimleri olan bu mahalleler Kayabaşı, Yenice, Kuşdilli, Aşıkpaşa, Medrese, Ahievran ve Nasuh Dede adlarını taşımaktaydı. Bu tarihteki mahalle sayısının XVI. yüzyıl sonlarına göre bir hayli azalmasında, zamanla bazı kenar mahallelerin başka mahallelerle birleşmesinin ve XVII. yüzyıldaki Celali hareketleriyle, tabi afetlerin rolü olduğu düşünülebilir. 1840’daki mahalle sayısı ise sonradan teşkil edildiği anlaşılan Güldiken mahallesiyle sekize yükselmiştir43.

C- İdari Birimler(Diğer) 1-Kırşehir’in Nahiyeleri

1584’te müstakil bir sancak olan Kırşehir, Merkez Kırşehir olmak üzere sekiz nahiyesi vardı. Bunlar, Hacıbektaş, Süleymanlı, Konur, Günyüzü, Dinek, Keskin ve Çiçekdağı’dır. Karaman eyaletine bağlı sancaklık statüsünü uzun süre devam ettiren Kırşehir, Tanzimat’ın ilanıyla birlikte oluşturulan ve 1841’de kaldırılan muhassıllık uygulaması esnasında Konya eyaletine bağlı kaldı. Bu uygulama ile ilgili kayıtlarda Kırşehir’in bir ara Niğde muhassıllığına bağlı olduğu, bir arada muhassıllık haline getirildiğinden bahsedilir.44 1867 Vilayet Nizamnamesine göre Konya vilayetinin Niğde sancağına bağlı kaza idi. Daha sonra sancak haline getirildi. Konya vilayetinden alınarak Ankara vilayetine bağlandı. 1877’de sancağın merkez Kırşehir’le birlikte Avanos, Keskin ve Mecidiye (Çiçekdağı) adlı dört kazası vardı. 1892 yılında Kırşehir sancağı bu dört kazadan başka Hacıbektaş ve Mucur nahiyelerine de sahip oldu. 1914’te merkez Kırşehir kazası ile birlikte Mucur, Keskin, Mecidiye ve Avanos kazalarından ibaret olan Kırşehir sancağı 1919’da yine Ankara vilayetinin sancakları arasında yer almaktaydı.

Cumhuriyet döneminde de vilayet merkezi oldu45.

Daha sonraları şehrin idari olarak değişikliğe uğraması nahiyelerin de değişmesine başka sancaklara bağlanmasına sebep olmuştur.

2-Kırşehir’in Köyleri

42 Akşit, Cacaoğlu Vakfiyesine Göre Kırşehir’de İskan ve Mahalleler,s.123

43Şahin, “Kırşehir”, DİA, s.482

44 Coşkun Çakır,Tanzimat Dönemi Osmanlı Maliyesi,İstanbul 2001,s.47

45 Şahin, “Kırşehir”, DİA, s.484

(27)

XVI. yüzyılda , diğer Osmanlı sancaklarında olduğu gibi Kırşehir Sancağında da içtimai ve iktisadi hayatın temelini köyler teşkil ediyordu. Halkın geçimini genellikle tarım yoluyla temin etmesinden dolayı , nüfusun çoğunluğu köylerde toplanmıştı. Bu yüzden devletin mali gücünü sağlayan vergiler için en verimli kaynak köylerde meskun olan re’aya sınıfı idi46.

Diğer taraftan incelediğimiz dönem köylerin bir önceki dönemlere göre iktisadi ve nüfus açısından sürekli geliştiğini görmekteyiz. 1526 yılındaki tahrire göre nüfusun çoğunluğunu köylerde oturanlar ve konar göçerler oluşturmaktaydı. Aynı tarihte Kazada vergi mükellefi ve vergiden muaf olan erkek nüfusu toplam 922247dir. Bu tarihte köy sayısı on olarak tespit edilmiştir. 1584 tahririnde köy sayısı ve buna bağlı olarak da nüfus artmıştır. Bu tarihte Kırşehir Merkeze bağlı köy sayısı 116 olarak tesbit edilmiştir.

Bu 116 köyde toplam hane sayısı ise yaklaşık olarak 350048 dür. Köylerde nüfusun bu kadar yoğun olmasının sebebi ise , Kırşehir sancağının tarım alanının geniş olması özellikle, hububat ekiminin daha fazla yapılmasını sağlamıştır. Bunun sebebi de Osmanlı toplumunun çoğunluğunun tarım toplumu olmasındandır. Sanayinin gelişmemiş olması, el zanaatlarıyla uğraşanların da az olması ve şehirde ikamet etmeleri, köylü nüfusun daha yoğun olmasına sebep olmuştur.

Ayrıca köylerin bu kadar çok çoğalmasının sebebi, mezraaların bir hane ile de olsa iskan edildiği zaman mezralıktan çıkartılıp karye olarak kaydedilmeleridir. Bu yüzden bir yerleşim merkezinin köy sayılabilmesi için alt limit bulunmamaktadır. Bir veya birkaç vergi mükellefinin mevcudiyeti bir yerin köy sayılabilmesi için yeterli olmaktadır.49 Köylerin dışında kırsal kesimde önemli bir konar-göçer unsur bulunmaktaydı. Varsak Türkmenleri adıyla bilinen bu unsurlar daha çok Kırşehir’in kuzeyindeki Malya Ovası ile kuzeybatı taraflarına doğru yayılmışlardı.Bunların bölük veya cemaat adı altındaki grupların sayısı 120 civarındaydı. Aralarında daha sonraki yıllarda yerleşerek bugünkü Kaman kazasının vücut bulmasında önemli rol oynayacak olan Kaman adlı konar göçer bir grup da vardı50.

46 Ünal, a.g.e.s.64

47 Şahin, “Kırşehir”, D.İ.A.s. 484.

48 TTD 139,s.12a-50a

49Ünal, a.g.e.s.64

50 Şahin, “Kırşehir”, DİA, s.484

(28)

İKİNCİ BÖLÜM

İKTİSADİ VE MALİ HAYAT

A-TARIM

1-Toprak taksimatı ve tasarruf şekli

Osmanlı Devletinde toprak genel olarak üç kısma ayrılmıştı. Bunlar : Mülk, Vakıf, ve Miriydi. Mülk arazi, mülkiyeti şahsa ait olan arazidir. Tasarrufu ise bazen şahıslara bazen de devlete ait olabilirdi. Tasarrufu devlete ait olduğu hallerde, mülk sahibi, toprağın şer’i vergilerini almakla yetinirdi. Vakıf arazide ise toprağın tasarrufu ve gelirinden faydalanma vakfedilen maksada aitti1.

Miri arazi rejiminin uygulandığı yerlerde ise toprakların mülkiyeti devlete ait olmakla beraber, tasarruf hakkı, tapu bedeli veya tapu resmi denilen peşin bir kira bedeli alındıktan sonra daimi ve irsi bir nevi kiracılık sözleşmesiyle onları işleyecek olan köylülere bırakılmıştı2. Köylü, kiracısı bulunduğu bu toprakları işleyerek elde ettiği mahsülden devlete veya devletin tayin ettiği sipahiye “öşür” denilen ve nisbeti bölgelere göre 1/10 ile 1/2 arasında değişen vergiyi ödemekle mükellefti. Re’ayanın toprağı tasarrufu hususunda da diğer bazı kayıtlar konulmuştu. Buna göre re’aya sipahinin izni olmadan toprağı üç yıldan fazla boş bırakamazdı. Aksi takdirde toprağı elinden alınarak yine tapu bedeli mukabilinde sipahisi tarafından başka bir ra’iyyet’e verilebilirdi3. Ayrıca re’aya köyünü terk edip, ekip biçtiği yeri boş bırakarak gidemez, başka bir sanatla meşgul olamazdı. Böyle bir durumda ektiği yerden elde edilen mahsulün öşür bedeli ile çift resmi’ni sipahiye “çift bozan akçesi” adı altında sadece bir defaya mahsus olmak üzere ödemesi gerekirdi. Aksi halde sipahi re’ayayı gittiği yerden köyüne dönmeye mecbur edebilirdi4. Oğlu kızı ve baba bir erkek kardeşi olmayan ra’iyyet öldüğünde tasarruf ettiği çiftlik, sipahi sahibi arz tarafından başka bir çiftçiye tapu bedeli karşılığında verilirdi. Ancak bu konuda akrabaya öncelik tanınırdı. Sipahi re’aya çiftliğini mirasçının akrabaları olduğu halde başkalarına tapuya verse akrabalar duruma itiraz edebilirlerdi5.

1 Mithat Sertoğlu, Osmanlı İmparatorluğu Devrinde Toprak Dirliklerinin Çeşitli Şekiller,VI.TTK.s.282,Ankara ,1967.

2 Barkan, “Çiftlik”, İA, c.III, s.392.

3 Barkan, 1528 Tarihli Aydın Livası kanunu,s.7.

4 Ünal, XVI.da Harput Sancağı, 295 nolu dipnot.

5 Ünal, XVI.Yüzyılda Harput Sancağı,296nolu dipnot,s.89

(29)

a-Çiftlikler: Köylünün elindeki topraklar, bir çiftçi ailesinin işleyebileceği büyüklükteki parçalara ayrılmıştır. Bu parçalara çift veya çiftlik deniliyordu. Çiftlik ziraat yapılan yer anlamında ve umumiyetle bir çift öküzün işleyebileceği arazi olarak tanımlanmıştır6. Fakat resmi tanıma göre bir çift arazi bulunduğu mahalle ve toprağın yetiştirme kabiliyetine bağlı olarak değişmek üzere verimli yerden 60-80, orta halli yerden 80-100, kıraç yerden 100-150 dönüm arası olarak belirlenmiştir7. Bu ölçüler içerisinde yer tasarruf eden re’aya tahrirlerde bütün çift , yarısı kadar yer tasarruf eden de nim çift tabir edilmiştir. Ayrıca çiftlik tasarruf eden re’aya’nın evli olması şarttı8.

1584 tahririnde Kırşehir merkez kazanın köylerinin toplam sayısı 1169 dır. Viran olan köyler ve mezralar buna dahil değildir. Toplam 116 köyün, 280’i tam çift, 1413’ü nim, 851’i bennak, 934’ü caba dır10. Bu da toplamda nüfusun % 50 ye yakını çift ya da yarım çifttir. Kırşehir arazi yapısı olarak düz ve tarım için oldukça uygundur. Osmanlı devletinde nüfusun çoğunluğunun köylerde yaşadığı düşünülürse, bu sayı tarımla uğraşanlar açısından düşünüldüğünde biraz az gibi görünmektedir. Bu durum şöyle izah edilebilir. Mevcut çift ve nimlere, 851 bennak sayısı da eklendiğinde toprağı olanların oranı % 80’e ulaşmaktadır. Çünkü çift sahibi ya da nimler öldüklerinde, sipahi tapu resmini aldıktan sonra bu toprakları çocuklarının üzerine kayıt etmektedir. Topraklar çocuklar arasında bölündüğü zamanda nimden daha az olduğu için bennak olarak kayıt edilmekte ve böylece çift ve nim sayıları mevcut nüfusa göre azalmaktadır 11.

Kırşehir Sancağındaki toprak dağılımı Osmanlı Devletinin tarımla uğraşan bölgeleriyle benzerlik göstermektedir. Genelde Osmanlı toplumu tarımla uğraştığından nüfusun büyük bir kısmı tarım alanlarında yoğunlaşmaktadır.

b- Mezralar: Mezra, ziraat yapıldığı halde nüfus barınmayan geniş arazilere den- mektedir. Türkçe tam karşılığı ekinliktir. Bunlar umumiyetle evvelce meskun iken zamanla ahalisi perakende olmuş yerlerdir12.

Mezralardan elde edilen gelirler de diğer gelirler gibi sipahi timarı içerisinde yer almaktadır. Mezranın bulunduğu yerdeki köyün hasılını (vergi geliri) tasarruf eden sipahinin dirliği içerisinde çok defa mezra geliri de bulunmaktadır.

6 İnalcık, Osmanlılarda Raiyyet Rüsumu,BelletenXXIII/92 s.582.

7Barkan, “Çiftlik”, İA, s.393.

8 Ünal, a.g.e.s.90

9 T.T.D.139,s.12a-50a

10 T.T.D.139 s.12a-50a.

11 Ünal, XVI. Yüzyılda Harput Sancağı, s.92

12 Ünal,a.g.e. s.92,dipnot.313

(30)

21 TABLO 1

1584 TAHRİRİNE GÖRE KIRŞEHİR SANCAĞI MERKEZ KAZAYA BAĞLI KÖYLERDE TOPRAK DAĞILIMI

NO KÖY ADI ÇİFT NİM BENNAK CABA DİĞER TOP.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23

Ağız İni Akça Viran Ahi Bozlar Dat Ağıl Akpınar Aköz Akviran Cemele Alama Aypınar Alamülk

BaranlıBüzürük Baranağıl

Bazartaş Bekir Viranı Beşağıl Beyce Bozviran

Boğaz Çanakçı Burhan Viran Budak Fakih Büğdüz İni Camiyye

--- --- --- 8 4 1 --- 14 --- --- 1 5 --- 1 5 --- 1 --- 4 --- --- 22 2

8 5 22 32 16 3 10 22 4 47 9 16 --- 6 8 --- 9 4 6 16 10 17 3

3 --- --- 16 9 1 --- 53 --- --- 19 16 --- 5 14 --- 11 --- 2 24 --- 13 3

2 --- --- 20 7 3 --- 22 1 --- 12 10 --- 5 --- --- 6 --- 6 35 --- 16 5

--- 102 2 --- --- --- 46 --- --- --- --- --- 22 --- --- 9 --- --- --- --- 8 --- ---

13

107

24

74

36

8

56

111

5

47

33

47

22

17

27

9

27

4

18

75

18

68

13

(31)

NO KÖY ADI ÇİFT NİM BENNAK CABA DİĞER TOP.

24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46

Çakırlar Çatal Meşhed Çarık

Çaylak Çetekin Çekek

Çuğun-ı Büzürü Çuğun-ı Küçük Çokça Kavak Çukurtarla Elçi Viran Aklıkça Erevik

Gökçeöz Başı Gökçeöz Gökçeözlü Gökçehöyük Göynücek Hankışla Hankışlak Duzla Hacı Bekir İkioluk

5 2 3 --- --- 2 4 5 3 4 5 1 31 --- --- --- --- 3 9 5 --- --- 3

23 9 13 --- 6 4 14 17 10 12 18 6 23 13 19 28 14 8 16 15 --- 4 16

3 21 10 --- 7 7 8 12 4 --- 7 2 33 --- --- --- --- 8 9 5 --- --- 7

2 19 15 --- 10 5 16 16 18 --- 13 7 40 --- --- --- --- 3 14 10 --- 2 16

7 --- --- 8 --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- 20 36 9 --- --- --- 25 --- ---

40 51 41 8 23 18 42 50 35 16 43 16 128 13 39 64 23 22 48 35 25 6 42

(32)

23

NO KÖY ADI ÇİFT NİM BENNAK CABA DİĞER TOP.

47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69

İkisu Pınarı İkisu Arası Karsalar Kara Yusuf Karabacak Karviran Kaya Önü Karakoç Kara Katar

Karaca Şeyh Kamış Ağıl Karataş Kara Halil Karasamut Kari Deresi Karakışla Karakule Karakaya Kadban Karayusuf

KayafakihKışlası Kerem

--- --- 7 6 4 2 1 --- 1 1 1 3 1 8 7 1 --- 1 1 --- --- --- 16

2 2 6 21 10 9 6 9 9 11 9 9 5 15 13 9 3 4 4 11 3 11 19

8 --- 6 14 16 2 2 2 4 13 8 3 13 14 15 11 --- 8 8 1 --- --- 25

8 1 8 33 12 5 3 8 2 8 8 7 12 21 16 4 --- 4 2 2 --- --- 19

--- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- 1 --- 14 ---

18 3 27 74 42 18 12 19 16 33 26 22 31 58 51 25 3 17 15 15 3 25 79

(33)

70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92

Keklik Kerpiç Ağıl Kızılca Karani Kılıçlar Kızılca İn Kızılca Kışla Kızılca Kışlak Kızılkaya Kıztaş

KızkapanViranı Kılıç

Kızılca Kışla Kızıl Viran Kızıl

Karaca Kozcuvaz Köbük Kaya Köşmelik Külercik Kuruağıl Kulpak Kuyucak

--- --- 13 --- --- --- 3 2 5 2 2 3 3 --- --- --- --- --- --- --- --- 14 ---

17 28 23 11 11 5 11 14 9 4 14 2 8 13 1 13 9 3 4 11 5 18 10

--- --- 21 7 12 7 15 4 20 --- 11 7 9 --- 1 --- 15 4 --- 10 4 16 ---

--- --- 22 11 8 3 24 9 18 2 10 9 3 --- 3 --- 6 5 --- 15 --- 30 ---

34 --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- --- 25

51 28 79 29 31 15 53 29 52 8 37 21 23 13 5 13 30 12 4 36 9 78 35

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :