• Sonuç bulunamadı

SABiT FiYAT GEÇiCi GENEL DENGE MODELLERI 1 (*) Ufuk SERDARDGLU* *

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "SABiT FiYAT GEÇiCi GENEL DENGE MODELLERI 1 (*) Ufuk SERDARDGLU* *"

Copied!
22
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SABiT FiYAT GEÇiCi GENEL

DENGE MODELLERI 1

(*) Ufuk SERDARDGLU* *

GiRiŞ

ttisat literatürünü

karıştırdığımızda

ve ülkesel boyutta iktisat politikaları ile ilgili günlük tartışmalarda, gerek tanım gerekse politika önermeleri

bağlamında farklı görüşlerle karşılaşmaktayız. Bu görüşler arasındaki fark, aynı modelden

çıkarılan farklı önermclerclen değil, farklı mode1lerin önermelerinden kaynaklanmaktadır.

İktisat literatüründe farklı modellerin dayanağını teşkil eden pek çok farklı yaklaşımın yer almasına karşın, iktisat literatürüne piyasa ekonomisinin işleyişi ile ilgili iki temel

yaklaşım hakim olmuştur:

- Klasik Piyasa Teorisi temelinde oluşturulan genel denge modelleri, - Keynesyen gelenekteki makroekonomik modeller 1

Bu yaklaşımlar çerçevesinde geliştirilen teori ve modellerle ekonomik olguları ve

bulguları açıklama ve yönlendirme çabası, iktisatçıların temel uğraş alanı haline gelmiştir.

Şöyle ki iktisatçılar, ekonomik olguları, gerçek dünyayı daha iyi tasvir etme çabasıyla, çalışmalarını bu iki yaklaşımın yetersiz kalan yönleri üzerinde yoğunlaştırdılar. Literatürele Neoklasik, Neokeynesyen, Neoklasik Sentez vb. olarak adlandırılan bu çalışmalar ve

bunların ürünü olan modeller üzerindeki araştırmalar 20. yüzyılın ikinci yarısında önemli bir yer tuttu. İktisat literatürüne konu olan iktisadi olay ve olgular da bu yaklaşım ve modeller çerçevesinde farklı perspektiflerle ele alınıp, yorumlandı. Gerek "Klasikler"in gerekse Keynes'in ve bunları ayrı ayrı kendilerine temel alan görüşler bağlamında yapılan iktisadi tahlillerin, yaşanan olguları açıklamada yetersiz kaldığını gören iktisatçıların, 1960'\ardan itibaren bu iki temel yaklaşımı birlikte kapsayacak biçimde bir teori arayışı ve bir model geliştirme çabalarına giriştikleri göriilmektedir 2.

Sabit fiyat geçici genel denge modelleri (diğer bir deyişle dengesizlik modelleri) böyle bir arayışın temellendirdiği çalışmalann ürünü ve iktisat Jiteratüründe önemli bir aşama

*

**

Bu metin, Türkiye Için "Sabit Fiyat Geçici Genel Denge Modeli ve Işsizlik" başlıklı doktora tezinin (1987) kuramsal literatür taraması bölümünden alınmıştır. Ve uzun

olması nedeniyle 3 bölüm halinde yayınlanacaktır.

Doç. Dr. Gazi Üniv. IIBF Iktisat Bölümü Öğretim Üyesi.

Ekonomik Yaklaşım, Cilt 8, Sayı 26, Sonbahar 1997

(2)

50 Ufuk SERDAROGLU

olru·ak yerini almıştır. Son yıllarda iktisat literalliründe oldukça önemli bir yer tutan bu modeller üzerinde tartışma ve çalışmaların sürmesi, modelleri yaşanan sorunlcu~a daha uygun bir temele oturtma çabalarının ürUnleri olarak görülebilir. Ayrıca bu modellerin, öncekilere göre daha geniş bir perspektife sahip olduklarını ve pek çok yetersiz yönlerine rağmen,

belirli varsayımlar altında da olsa, son yıllarda yaşanan iktisadi krizleri açıklama açısından

önemini göstermektedir.

Sabit fiyat geçici genel denge modellerin avantajlarının ve hangi motiflerle

oluşturulduklannm anlaşılabilmesi için, bu modellere temel teşkil eden yaklaşım ve modeller üzerindeki çalışmalru·ın geçirdikleri aşamalar bağlamında tarihsel bir tanıtımınm yapılması yararlı olacaktır.

Bu anlayış bu çalışmanın planını oluşturmuştur. Bu nedenle bu çalışmada önce, iktisat literatürüne hakim olan iki anlayış ve bu görüşlerin tUrevleri olarak ortaya çıkan görüş ve modeller temel yapılarıyla kısaca ele alınacak, daha somaki bölümlerde de bu çalışma ve ütünlerin yetersizliklerinin motive ettiği araştırmaların bir aşamasının UrünU olan sabit fiyat geçici denge modelleri, konuyla ilgili iktisatçıların oluşturdukları biçimiyle tanltılmaya çalışı lacaktır.

A) KLASiK PiYASA TEORiSi TEMELiNDE

OLUŞTURULAN

MODELLER

Klasik piyasa teorisi temelinde oluşturulan Genel Denge Modelleri 3 Hteratürde, genellikle, "neoklasik yaklaşım" adı altında ele alınmaktadır 4.

Neoklasik yaklaşımda dengenin fiyat mekanizması ile sağlandığı önermesinden hareketle, öncelikle neoklasik fiyat mekanizmasının işleyişinin irdelenmesi gereği ortaya

çıkmaktadır. Bu çalışmada da literatürdeki yöntemler (AkyUz, 1984:1 1) ömek alınarak fiyat

mekanimasının işleyişi dört ana başlık altında özetlenecektir:

I- Neo-Walrasyan Model 5 (Arrow-Debreu-Mc Kenzie Modeli-ADM)

II- Walras, Arrow-Debreu-Mc Kenzie Modeli çerçevesinde geliştirilen Zamanlmarası Genel Denge Modeli.

III- Geçici Genel Denge Modeli (Marshall ve Hicks).

IV- Non-tatonuement Modelleri.

/. Neo-Walrasyan

Yaklaştm

(Arrow-Debreu-Mc Kenzie Genel Denge Modelij

Walrasyan dengenin varlığını kanıtlama arrıacıyla 1950'Ier.de ortaya çıkan Arrow- Debreu-Mc Kenzie (ADM) modeli, doğal olmak, tanımsal ve varsayımsal bazda Walras modeli ile bcıızcşmektedir. ADM modeli, Walras'ın sabit katsayılı teknoloji ve marjinal fayda fonksiyonlarının yerine, üretim kUmesi ve tercilıleri getirmiştir ve bu çalışma Neo-

(3)

Walrasyan araştırma programları için temel teşkil etmiştir (Weintraub, 1973, 27). Son

yıllardaki Neo-Walrasyan temeldeki çalışmalar, ADM anlayışının mantığı çerçevesinde;

modelin sınırlandırıcı varsayımlarının azaltılması amacı ile yeniden ele alınması şeklinde

olmuştur 6.

Bu yaklaşımda denge, aşağıdaki biçminele tanımlanmaktadır:

"Bütün ıüketicilerin bütçesınırları içinde en çok doyuma ulaştıkları, bütün üreticilerin ürelimin teknik olanakları çerçevesinde en çok kar sağladıkları, talebin arza eşit olduğu bir durum ve bu durumu gerçekleştiren bir fiyat cllizeyidir.

Bu tanımın iki önemli özelliği bulunmaktadır:

Denge durumunda, bütün ajanlar elde etmek istediklerini sağlayabilrnektedirler.

Zevk, teknoloji ve mallara sahiplik durumlarında bir değişiklik ortaya

çıkmadığıncla, dengeye erişmiş bir ekonomicle fiyatlarda bir değişme söz konusu o lmayacaktır.

Dolayısıyla, fiyatlarda bir değişme gözlenmesi, ajanların davranışlarında uyumsnzluğun belirti ve göstergesi olacaktır. Burada, dengeden sapma söz konusu

olduğunda, dengeye tekrar yönelme daima fiyatlar yoluyla olmaktadır" (B ulutay, 1979:

4,7 ı).

Burada fiyatlar, sonlu sayıda kabul edilen mal ve hizmetlerin göreli fiyatlarıdır. Zira, bu dengenin varlığının kanıtlanmasında temel olan varsayımlardan birisi de talep fazlasının

bütün fiyatlar için sıfırıncı dereceden homojen olmasıdır. Talep fazlalan ile ilgili diğer sınırlayıcı varsayımlar ise, Walras yasasının geçerli olması, yani talep fazlasının piyasa

eleğerinin sıfıra eşit olması, talep fazlası fonksiyonlarının sürekli ği ve talep fazlası fonksiyonlarının alttan sınırlandırılmış olması, diğer bir deyişle herhangi bir mal veya hizmetin arzının sınırlı olması şeklinde belirlenmiştir (Bulutay, 1979:145-168, 70-76).

Genel Denge yaklaşımının temel varsayımlarından birisi de üretim kümesi ve tüketici tercihlerinin clışbükey olmasıdır. Böylece üretimde ölçeğe göre artan getiri durumu dıştalanırken, tercihlerin clışbükeyliği 7 ile değişimin tüketiciler için doyumu artırdığı

varsayılarak, değişim ekonomisinin rasyonalitesinin temeli oluşturulmaktadır. Yukarı-da

dengenin varlığı ile ilgili olarak talep fazlası fonksiyonları için yapılan varsayımlardan, talep

fazlası fonksiyonlarının sürekliliği de tercihierin ve üretim kümesinin dışbiikeyliği

varsayımına dayanmaktadır H.

ADM modelinin eliğer bir özelliği ele, "Zamanlararası Denge Yaklaşımı" başlığı altında ele alacağımız modelin varsayımiarına temel teşkil etmesidir. Şöyle ki, hizmetlerin de (işgücü gibi) bir mal olarak ele alındığı bu modelde mallar, fiziksel belirleyici özellikleri, mekan ve zaman içindeki yeri ve ortamı ile belirlenmektedir. Buna göre, bütün mallar için gelecek piyasaları ve tam öngörü mevcuttur. Bu da, modelde, bekleyişler ve belirsizliğin dışlanmasını getirmektedir. Bu nedenle modelde para yoktur ve sadece takas niteliğincieki işlemler içerilmektedir.

Modelin en biiyük avantajı, mikro ve makro iktisat yaklaşımlarını birleştirebilecek bir genel çözLimlemeye olanak tanımasıdır.

(4)

52 Ufuk SERDARDGLU

Ayrıca. "son yıllarda. gerçek yaşamda bütün modeller için gelecek piyasalarının varlığmın söz konusu olmadığı, tüketici ve üreticilerin geleceği kesinlikle öngörmelerine olanak bulunmadığı, bütün ekonomik işlemlerin masraf gerektirdiği, bekleyişlerin,

spekülasyonun, paranın çok önem taşıdığı, piyasalardaki uyum işlemlerinin fiyatlar yanında,

en azından kısmen de miktar hareketleriyle yapıldığı ileri sürülerele Arrow-Debreu modelinin bu noktalan da gözöni.ine alacak biçimde genelleştirilmesi denemelerine

girişilmiştir. Paraya, geleceğe ait bekleyişlere çok önem verdiği bilinen, dengesizlik durumunu esas inceleme alanı yapmış olan, fiyat sisteminin işleyişi hakkında kuşkular

içeren Keynes kuramı da bu çalışmalarda ele alınmaktadır" (B ulutay, 1977, 6). Sabit fiyat geçici d~nge modeli işte bu çabaların ürünüdür.

ll. Zamanlararasi Denge

Burada, Walras ve ADM modelleri çerçevesinde geliştirilen bir yaklaşım ele

alınmaktadır. Neoklasik Genel Denge yaklaşımının öncüsü Walras 'da, ekonomi, birbirleriyle bağımlı piyasalar bUtUnü olarak ele alınmakla, ekonomideki bütün üretici ve ti.iketicilerin dolayısıyla bütün piyasaların eş-anlı dengesinin analizine yönelinmektedir. Bu durumda, bUtUn piyasalardaki fiyat ve miktarlar ve dolayısıyla gelirler bir arada belirlenmektedir. Piyasaların eş-anlı dengeye yönelişi tatonuement süreci ile

sağlanmaktadır. Dengeyi sağlayan bu mekanizma, dengesizlik durumunda fiyatlarda

değişme yaratması, bu değişmenin de dengesizliği giderek ortadan kaldırmasıclır. Şöyle ki, bir piyasada arz fazlası varsa, bu, o malın (faktörün) fiyatının düşmesine yol açacaktır. Fakat bu, o piyasadaki fazlanın ortadan kalkması için yeterli değildir. Zira, bir malın (faktörün) m·z veya talebi, sadece o malın (faktörün) değil, sistemdeki diğer malların fiyatlarının da fonksiyonudur. Bu bağlamda genel denge yaklaşımında, bir piyasada dengesizlik, Walras

yasası gereğince, ancak ve ancak diğer bazı piyasalm·da da dengesizlik olması durumunda söz konusudur. Bu nedenle, dengesizlik durumunda, birden fazla fiyat değişecektir.

Şöyle ki, bu perspektifle, örneğin işgücü piyasasına baktığımızda, işsizlik, diğer bir

deyişle işgücü arz fazlasının ortadan kalkması, işgücünün fiyatı olan Heretin düşmesi ile mUmkündür. Fakat, aynı zamanda işgücü piyasasındaki bu dengesizlik, ekonomide bir diğer

piyasada, örneğin mal piyasasında da bir dengesizliğin olduğunu göstermektedir. Sadece ücret değil, mal fiyatlm·ı da değişecektir.

Walras sisteminde herhangi bir piyasanın dengesizlik durumunu niteleyen iki unsur söz konusudur. Piyasada egemen olan fiyat denge fiyatı değildir ve dolayısıyla alman-satılan

miktm·lar, denge fiyatından alınan-satılan miktarlm·dan farklı olacaktır. Örneğin, işsizlik

ancak ve ancak U erelin denge değerinin üzerinde olması durumunda ortaya çıkacaktır.

Denge fiyatı dışındaki fiyatlar yanlış fiyatlm·, yapılan değişimler de yanlış değişimler olacaktır. Fakat, Walras' da buna olanak yoktur. Zira yanlış fiyatlardan değişim yapılmamaktadır. B u da Walras' ın soyutlama düzeyinde piyasa mekanizmasının işleyişini açıklayan ınezat ve mezatçı varsayını]m·ı ile sağlanmaktadır. Bu varsayıma göre bireyler, ellerindeki mallada mezata gitmekte, mezat tellalı her mal için bir fiyat önermekte, bireyler

(5)

bu fiyatlardan almak ve satmak istedilderi miktarları belirtmekte, arz-talep eşitliği sağlananuyarsa fiyat mezatçı tarafından bu eşitlik sağlanana dek değişıirilmekte ve değişim

ancak bu dengeyi sağlayacak fiyattan yapılmaktadır. Bu bağlamda, arz ve talep fazlaları f ancak kavramsal (üretim, tüketim, değişim planları) olarak ortaya çıkmakta, efektif fazlalar söz konusu olmamaktadır. Konu işgücü piyasası bağlamında ele alınırsa, efektif anlamda bir

işgücü fazlası, diğer bir deyişle irade dışı bir işsizlik hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır.

Bu sistemde mezat tellah fiyat-yapıcı, tüm bireyler de fiyat-alıcı konumundadırlar.

Hem tüketim malları, hem de üretim faktörlerinin, ancak denge fiyatları belirlendikten sonra alınıp satılabilmeleri, üretimin zaman almadığı varsayımını gerektirmektedir.

Bireylerin fiyat-alıcı olması ve üretimin zaman alması, bekleyişleri ortadan

kaldırmaktadır. Bütün üretim ve tüketim kararları denge fiyatlarında alındığına ve

uygulanelığına göre, ekonomi hakkında bireylerin tam ve kesin bilgiye sahip olmaları zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.

Modele zaman unsuru dahil edildiğinde, zaman, keyfi olarak birtakım dilimiere bölünür ve bunların herbiri bir plan dönemi olarak ele alınırsa, planlar sadece cari dönemle değil, gelecek dönemieric de ilgili olabilecektir. Bu durumda, tüketim kararlannda sadece

eş-zamanlı tüketim olanakları arasında değil, zamanlararası tüketim olanakları arasında;

üretim kararlarında da cari üretim ve kar ile gelecek dönemler arasında ikame söz konusu

olacaktır; bu da zamanlararası kararları gerektirmektedir. Bu koşullarda birimler, tüketim, üretim ve değişim planlan yapabilmek için, bugünk~ ve gelecekteki fiyatları bilmek ya da bu konuda varsayım yapmak durumundadırlar.

Cari ve gelecek dönemle ilgili kararlar, ikame söz konusu olduğu için birbirlerini etkileyecektir. Şöyle ki, gelecekte elde edilmesi beklenen gelirden daha fazla tilketim

yapılması planlanıyorsa, cari dönemde tasarruf yapılması; daha fazla üretim planlanması ise,

yatırım yapılması sonucunu doğuracaktır. Modele, böylece, zamanlararası kararların yanısıra zamanlararası transferi yapılabilen mal ve kıymetler de dahil edilmektedir. -

Neoklasik teoriye göre yukarıda açıklanan biçimiyle bir zamanlararası dengenin

oluşabilmesi için, ya vadeli piyasaların (forward markets) varlığı varsayılmalı; ya da bireyler geleeckle ilgili tam ve kesin bilgiye sahip olmalıdırlar (Akyüz, 1977:123-135;

Akyiiz, 1984:12-15).

Özetlemek gerekirse, zamanlararası genel dengenin varlığı üç temel unsura

dayandıı·ılmaktadır:

Bütün gerekli ileri dönem piyasalarının varlığı, (ya da gelecek hakkında tam ve kesin öngörü)

Fiyatların, ekonomik karar birimleri tarafından değil, bir görünmeyen el, tellal

tarafından belirlenmesi,

Tatannement süreci ile efektif fazlaların ve dolayısıyla efektif bir dengesizliğin

ortaya çıkmasının engellenmesi.

(6)

54 Ufuk SERDAROGLU

lll. Geçici Genel Denge

Zamanlararası genel dengeele ve bu bağlamda modelleştirilen Walrasyan (mikroiktisadi) genel denge modelinin daha genel ve kapsamlı bir şekli olan Anow-Debreu- Mc Kenzic Genel Denge kuramında, zaman unsuru yapay bir biçimde (ileri dönem

piyasaların varlığı veya tam öngörU varsayımı yapılarak) modele sokulmaktadır (Arrow, Hahn, 1971: 17). Oysa gerçekte ne geleceği tam olarak bilmek mümkündür, ne de bUtUn mallar için vadeli piyasalar herhangi bir ekonomide mevcuttur. Gerçek yaşama daha uygun bir yaklaşımla, gelecek hakkında tam ve kesin öngöri.inlin olduğu varsayımı terkedilirse,

bekleyişlerde belirsizlik ortaya çıkacak; ekonominin zaman içerisinde izleyeceği yol,

zamanlmarası dengeden üu·klılık gösterecektir. Burada ele alınacak olan geçici denge yöntemi, bu koşnilmda ortaya çıkacak durumları ve bu durumların zaman içerisinde

değişme mekanizmalarını incelemektedir (Akyüz, 1984: 15).

Marshall'ın kısmi denge yaklaşımındaki piyasa dönemi, yani kısa dönem ve uzun dönem ayrımına dayanan analizi ele alındığında, piyasa dönemi ile kısa dönemde kurulan dengelerin birer geçici denge niteliğinde olduğu görülmekteelir (Marshall, 1920:269-280).

Fakat, geçici denge adı altında incelenen yöntemi bilinçli bir şekilele ele alıp ilk kullanan Hicks'tir (Wcintraub, 1973:58). Hicks, 1939 yılında yayınlanan "Value and Capital" adlı

eserinde rekabetçi koşullm altında hanehalkı ve firma davranışlarını ele alırken, beklentileri de işin içine katmış tır. Bu durumda, ekonomik birimler geleeckle ilgili bekleyişlerini cari ve

geçmiş dönem tecrübelerinin oluşturduğu, bilgilere dayanclıracaklardır. Bekleyişler ve . algılamalardaki farklılaşmalar, bekleyişlerle planlar arasında bir uyumsuzluk olması veya

bekleyişlerde yanıtımı olması durumunda, fiyat mekanizması cari arz ve talepleri eşitliyecek

biçimde çalışsa bile, ekonomik birimlerin geleeckle ilgili

1

planları arasında uyum

sağlanama yacaktır,

Geçici denge modellerinele de cari dönem dengesi, zamanlararası denge modelinde

varsayılan tatannement sUreci sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dönemlerarası planların cari dönemdeki davranışlan etkileyebilmesi için, tüketim mallan ile ilgili gelecek piyasalarının olmamasına rağmen, zamanlararası transferleri sağlayacak para (veya paramsı-mal) için vadeli piyasaimm varlığı gerekli olmaktadır. Hicks de para tutulmasının (talebinin) rasyonelitesini, diğer mallarla ilgili gelecek piyasalarının yokluğuna dayandırmıştır (Hicks, 1946: Ch.lü). Gelecekten bugüne transferlerde, paramsı-malın ileri dönem piyasalarında oluşan yUkUmli.ilUkleri kullanılmaktadır. Birimler gelecek ile ilgili bekleyişlerine ve tellal tarafindan belirlenen fiyatlara bağlı olarak, cari ve gelecek dönemler için planlarını

oluşturmakta, bu planlar da tatannement süreci sonucunda kesişerek cari dönem dengesini

sağlamaktadır. Fiyat bekleyişleri ele, geçmiş ve cari fiyatlara bağlı olduğu için, fiyatlardaki bir değişme, fiyat bekleyişlerini ve dolayısıyla geçici dengeyi cleğiştirecektir. Bu durumda, ekonominin dengesi, zaman içinde farklı stok ve servet değerlerine sahip aniışık geçici dengeler biçiminde ele alınmaktadır, denilebilir.

Diğer bir önemli nokta da, yukımda belirtildiği gibi, her bir birim için cari plan ve

davranışlarla, geleeckle ilgili planlar arasında ve aynı zamanda farklı birimlerin cari plan ve

davranışları masında uyuınun, fiyat rnekanizması sonucu cari dönemde oluşan denge

(7)

fiyatları ile sağlanmasıdır. Fakat, bütiin birimlerin aynı ve doğru bekleyişlere sahip

olmamaları halinde, cari dönemde oluşan fiyatların aracılığıyla, farklı birimlerin geleeckle ilgili planları arasında tutarlılık sağlanması mümkün olmayacaktır. Öyleyse, cari dönemde, birimlerin tiim piyasalarda arzulaclıkları değişimleri gerçekleştirebilmeleri, geleeckle ilgili

planlarını da gerçekleştirebilecekleri anlamına gelmemektedir. Birimlerin geleeckle ilgili

planları arasında, bekleyişlerde yanılma veya bekleyişlerin tutarsız olması nedeniyle bir uyumsuzluk söz konusu olduğunda, bekleyişlerdeki değişmeler, gelecek dönem dengesini cari dönem dengesinelen farklılaştırabilecektir. Dengelerin farklılaşması ise, farklı

dönemlerin gelir ve istihdam düzeylerini de farklılaştıracaktır. Gelir ve istihdam düzeyindeki dalgalanmalar, ekonominin zaman içinde sürekli dengesizlik durumunda

bulunması anlamına gelmektedir. Denge, 'birimlerin planları arasında tuıarlılık' olarak

tanımlanclığında, geçici denge yöntemi zamanlararası dengeye kıyasla bir dengesizlik yöntemi olarak ele alınabilir (Akyüz, 1984:17).

Cari arzlarla cari taleplerin fiyat mekanizması yoluyla eşitlendiği ve literatürele

"Geçici Rekabetçi Denge" adı ile yer alan dengelerde, zaman içerisindeki dinamiği yukarıda açıklanan dengesizliğin ortaya çıkış nedenleri, Hicks tarafından aşağıdaki biçimde özetlenmektedir (Hicks, 1946: ch.lO):

Farklı birimlerin fiyat beklentileri tutarsız olabilir,

Fiyat beklentileri ıutarlıyken, geleeckle ilgili planlar tutarsız olabilir, Fiyat ve beklentiler tutarlı olduğu halde, bireyler isteklerini yanlış

öngörcbilirler veya üretimin teknik süreci hakkında yanlış tahminler yapabilirler.

Denge ile dengesizlik teorileri arasındaki aşamayı oluşturması ve kesin ve tam öngöriİ

ile vadeli piyasaların varlığı varsayımlarından vazgeçilmesi, zamanlararas1kanu·larda para ve parasal yiikümliiliiklcrin gereğini ve önemini vurgulayarak palisal ekonominin

sorunlarını incelemesi açısından da bir mikrotemel teşkil edebilmesi, geçici denge yönteminin makroiktisat ve makroiktisadi bunalımlar için uygun bir mikro temel

oluşturabileceği savına haklılık kazandırmaktadır (Weintraub, 1973:56-58).

IV. Non-tatannement Modelleri

Şimdiye kadar ele aldığımız zamanlararası denge, ADM modeli ve geçici denge yaklaşımlarında, geleneksel iktisat kuramlarının temel varsayımlarından birisi olan tatannement sürecine başvurulmaktadır. El yordamıyla hareket anlamına gelen tatannement sürecinde, tüketici ve üretici (alıcı ve satıcı) birimlerin sadece denge durumunda alışverişine

imkan verilmekte, fiyat(lar) cia ancak ve ancak denge fiyat(lar)ı olmadığı zaman te11al

tarafından değiştirilmektedir. Böylece, yanlış fiyattan yanlış değişimierin yapılması imkansız hale gelmekte, tatannement süreci içinde efektif talep fazlaları ortaya çıkmadığı,

efektif değişimler yapılmadığı halde, fiyatlar tellalın varlığı sayesinde

dcğiştirilebilmektedir. Bu bağlamda, bağlayıcı anlaşmalara ve efektif değişimlere sadece denge durumuncia izin verildiği için, yanlış miktarların üretilmesi, tüketilmesi ve yanlış

gelirlerin ödenmesi de söz konusu olmamaktadır.

(8)

56 Ufuk SERDAROGLU

Bu durumda, modelin süreemın ardışık piyasa deneyimleri şeklinde olduğu varsayılırsa, tatonnement sürecinin ortaya çıkabilmesi ancak fiyatların değişim hızlarının

sonsuz olması durumunda mümkün olapıktır (Akyüz, 1984:18). Fakat, fiyatların intibak

hızlarınm sonsuz olması tek başına yeterli değildir. Ayrıca, gelecek işin içine katıldığında, kısa-dönem bekleyişlerinin gerçekleşmesi, bilginin tam ve kesin olması da gerekmektedir.

Bu varsayımların terkedilmesi durumunda denge dışı değişim imkanı ortaya çıkacak, bu durumda da ekonominin ulaşacağı denge veya dengeye ulaşılıp ulaşılamayacağı, yanlış değişimin hangi fiyattan ne kadar yapılelığına bağlı olacaktır. Zira denge dışmda yapılan değişimler, değişimcilerin gelirlerini değiştirecek ve toplumda donanımın yeniden

dağılımına yol açarak arz ve talep planlarını etkileyecektir (Weintraub, 1973:112-1 14). Bu tür bir etki Marshall'ın kısa-dönem analizinele de görülmektedir. Zira, Marshall'ın piyasa dönemi talebi de, önceden belirlenmiş gelirlerin ve diğer piyasalardaki fiyatların

fonksiyonudur. Fakat, Marshall'da ceteris-paribus varsayımı ile diğer bütün piyasaların

temizlenmesi sağlanmakla ve kısmi analiz bağlamında, ele alınan piyasadaki harcamaların

toplam harcamalardaki payının, dolayısıyla gelir etkisinin küçük olduğu ve fiyat intibak

hızının çok yüksek olduğu da varsayılarak, denge dışı yanlış değişimierin denge üzerindeki etkisi gözardı edilmel<_tedir. Yanlış değişimierin etkisi, genel denge analizi çerçevesinde ele

alındığında, kısmi analizdeki gibi kolaylıkla ihmal edilmeyecek boyutta olacaktır. Zira genel denge analizi, piyasaların karşılıklı olarak etkilerini incelerken, piyasalaı·a yaklaşımı, eşanlı

bir çözümleme şeklindedir. Literatiirde, genel denge yaklaşımı çerçevesinde yanlış değişimleri de gözönüne alan analizlerde, yukanda açıklanan etkileri (gelir etkisi sonucu

donanımların yeniden dağılımı bağlamında arz ve talep planlarının değişmesi) ve denge ve dengeye gidiş mekanizmasını inceleyen süreçlere non-tatonuement süreçler, modelleı-e de Non-tatonnemenl modelleri adı verilmektedir (Akyüz, 1984:19; Bulutay, 1979:275;

Weintraub, 1973: 112). Bu modellerde genellikle üretim olgusu gözardı edilerek, fiyat belirleme işlevi teliala yüklenmiştir. Bu genelleme dışında farklı bir yaklaşımla non- tatonuement sürecini irdeleyen F .M. Fisher, tellal varsayımını terkederek, fiyat yapıcı görevi birimlere yüklemiştir (Fisher, 1972: 1-1 6). Birimlerin fiyatları oluşturma mantığını açıklamanın güçlüğü nedeni ile, bu yaklaşım çerçevesinde dengeye yönelişin teorisinin

oluşturulmasının zorluklarını dile getiren Fisher, bir bakıma diğer non-tatonuement modellerinde teliala yer verilmesinin rasyonalitesini de açıklamaktadır (Weintraub,

1973:120).

Varsayımsal bazda

..

bazı fmklılıklar gösterseler de 9 literatürele ele alınan non- tatonuement süreçlerin işleyişi, genel bir perspektifle, aşağıdaki biçimde ele alınmaktadır:

Bu süreçte en temel varsayım, denge dışı fiyattan değişim yapılmasına karşın,

;

tüketime sadece denge fiyatına ulaşıldıktan sonra izin verilmesidir. Bu varsayımla, yanlış değişimlerle donanım dağılıını değişmelerine rağmen, ekonominin toplam donanımının non-tatonneınent süreci boyunca sabit kalması sağlanmaktadır. Bu varsayım, işgücü zamanı

gibi dayanaksız ınal ve girdilerin varlığı gözönüne alındığında mantıksal bağlaında sorun

yaratmaktadır. Ayrıca, modelin, yanlış değişim içinde üretim planianna imkan tanırken,

fiilen üretimin sadece denge durumunda yapılmasını öngören varsayımı da aynı tip sorunlarla karşılaşılmasına neden teşkil etmektedir.

Bir başka nıakalede ele alınacak olan sabit-fiyat geçici denge modellerindeki gibi ekonomiyi kesikli zaman aralıklannda ele alarak, her dönemde sabit fiyatlar çerçevesinde

(9)

oluşan dengeleri geçici dengeler olarak tanımlamak ve dönemler arasında fiyat

değişmelerine izin vererek ekonominin izleyeceği yolları. belirlemek, non-tatonnement süreçlerinin varsayımlarının yarattığı yukarıda belirlenen sakıncaları bir ölçüde ortadan

kaldıracaktır (Akyüz, 1984:19-22).

Non-taıonnement modellerinin, gerçek iktisadi yaşamı açıklama bağlamında yetersizliğinin bir başka nedeni de varsayılan ekonominin bir takas ekonomisi olması

sonucu, piyasa kavramının gerçekliğini yitirmesidir. Modele paranın dahil edilmesi halinde,

eşanlı değişimlerin, ardışık değişimlere dönüştürülmesi ve bunun sonucu olarak ortaya

çıkacak anlık alımların, o andaki satışlada finanse edilememesi modelde finansman kısıtının

da, bütçe kısıtının yanısıra, gözönüne alınması gereğini doğuracaktır (Akyiiz, 1984: 22-23;

Weintraub, 1973:1 14). Finansman kısıtının bağlayıcı olması halinde ise, kısıtlanan planlar, bireyin aktif planiarına döniişerek, hedef planlardan ayrılacaktır. Bu ise, fiyatların değişiminin, satın alma gücii ile sınırlanan taleplerin tayin ettiği aktif talep fazlalarınca

belirlenmesi anlamına gelecektir 1 O.

Görülüyor ki genel denge anlayışı temelinde, tatonuement sürecinden vazgeçilmesi ile

oluşturulan non-tatonnement modelleri tüm yetersiz yönlerine rağmen, iktisadi yaşamı bir model çerçevesinde anlama ve yorumlama çabaları açısından bir ilk yaklaşım olma nitelikleri ile literatürele önemli bir yere sahiptirler 1 1

Dört başlık altında ele aldığımız, neoklasik fiyat mekanizmasının işleyişi ile ilgili

varsayımları bağlamında birbirinden ayrılmasına rağmen temel perspektif olarak genel denge anlayışının benirnsendiği bu modellerde, iki ortak özeliİk gözlenmektedir. Bunlardan birincisi, fiyat değişebilirliği ve fiyat hareketleriyle geçici de olsa ekonominin bir dengeye ulaşmasıdır. İkincisi ise fiyatların ekonomideki karar birimleri dışında, tellal tarafından oluşturulması ve değişıirilmesidir. Bu anlayış çerçevesinde ekonominin denge dışı bir konumda bulunmasının göstergesi olan işsizlik, düşük kapasite kullanımı, mal kıtlığı,

enflasyon gibi olguların dinamiğini ve sürekliliğini tatminkar bir biçimde açıklayabilmek

mümkün olmamaktadır. Dengeler fiyat intibakı sayesinde sağlandığı ve fiyatların intibak etmemesi diye bir alternatif sözkonusu olmadığı için, planlama aşamasında denge dışı

davranışlar sözl~onusu olsa da, bu, pratikte dengeye varmayı engellemernektedir 12. Diğer bir deyişle, piyasalarda efektif anlamda talep (arz) fazlalcmnın ortaya çıkması ve kalıcı olması mümkün değildir. Bu perspektifle, örneğin işgücü piyasasına bakıldığında, işgücü arz fazlasının ortaya çıkması yani işsizlik, dengeye gidiş siireci içinde göriilebilse de, bir intibak olgusu olarak yer alacak, fiyatların gerekli intibakı ile ulaşılan denge de hiçbir zaman

varolmayacaktırDengeye gidişte intibak süreci içinde ortaya çıkan işsizliğin, işgücü

arzedenlerin iradeleri dışıı1da kalıcı bir durum arzetmesi rniiınki.in değildir 13.

B) KEYNES VE KEYNESYEN GELENEKTEKi MAKROEKONOMiK MODELLER

Bu böliimde, Keynes'in perspektifini temel alarak makroiktisadi modeller oluşturma çabasında olan Keynesyen göri.işteki iktisatçıların çalışmaları, "Keynesyen Gelenekteki Makroiktisadi Modeller" başlığı altında ele alınarak, özetlenmeye çalışılacaktır. Bu

(10)

58 Ufuk SERDARDGLU

bağlamda, bir bakuna Keynes yorumları olarak da nitelenebilecek bu çalışmalara geçmeden önce, özellikle .sözkonusu çalışmaların odaklandıkları noktalan hatırlamak yararlı olacaktır.

/) J.M. KEYNES

Keynesyen iktisat, literalürde, çoğu kez işsizlik dengesinin iktisadı olarak

tanımlanmaktadır (Modigliani, 1976:34). Keynes'in Genel Teori'deki yöntemi, neoklasik

iktisactın seçim-kuramsal yönteminden farklıdır. Keynes'in düşük istihdam (veya işsizlik)

dengesinde, işgücü piyasası dışındaki piyasalarda talep (arz) fazlalan ortaya çıkmaz.

Keynes'in düşük istihdam dengesinin ortaya çıkışını anlamak için, makro düzeyde modelin temel unsurlarını saptamak gerekir.

Keynes' in işgüeli arzı ve talebi ile ücretler arasındaki ilişkHer konusunda getirdiği yenilik, diğer gelirler gibi ücretierin de para cinsinden ödenmesi, ücretler üzerindeki

pazarlığın parasal olmak yapılması, bu nedenle istihdam düzeyi ve işgücü arzının parasal ücret açısından tanımlanmasıdır (Modiglianı, 1976:42). Piyasada geçerli parasal ücret düzeyi veri alındığında, çalışmak isteyen işgücü miktarı (talebi) tam istihdam düzeyini belirler. İstihdam düzeyini belirleyen işgücü talebi ise, efektif mal talebi tarafından belirlenir. Şöyle ki, efektif talep, firmaların üretmeleri gereken output düzeyini ve bu output eliizeyine bağlı olarak da, gereken kapasite kullanımı bağlamında, işgücü talebini belirlemektedir. Keynes'in kısa dönem dengesinde, belirli bir dönemde, rasyonel birimlerin

karşılıklı uyumunun gerektiği bir durum ele alınmaktadır. Birimler, daha uzun dönemle ilgili planlarınd;ı uyumsuzluklara göz yumarlar. Geleeckle ilgili belirsizlikler vardır.

Birimler bugün ile belirsiz gelecek arasında, gelecekteki değişimler için aktif tutarak, bağlantı sağlarlru· 14. İşgücünün maıjinal verimi istihdam düzeyine (kapasite kullanım derecesine) bağlı olduğu ve Keynes'te parasal ücretler de veri olru·ak alındığı için, fiyatların

hangi düzeyde oluşacağını istihdam düzeyi belirlemektedir 15. Diğer bir deyişle, parasal ücretler veri iken output fiyatı, işgi.icünün maı~jinal verimliliğine, bu da istihdam düzeyine

bağlıdır. Bu durumda, istihdam düzeyi efektif mal talebi tarafından belidendiği halde, reel ticretler cinsinden işgücünün fiyatı, işgücünün marjinal verimine eşit olmaktadır. Bu mekanizma içinele düşük istihdam elengesi rasyonalitesini efektif talep yetersizliğinde bulmaktadır. Şöyle ki, efektif talep, tam istihdamı sağlayacak output düzeyinin altında kalırsa, işgücü talebi, tam istihdam işgücü arzından düşük olacak; mal piyasası dengeye

geldiği halde, işgücü piyasasında arz fazlasından kaynaklanan bir dengesizlik, yani işsizlik

ortaya çıkacaktır. İşgücü piyasasındaki arz fazlası sonucu ücretler düşUrUise bile, efektif talep artmadığı sürece işgücü talebini ve dolayısıyla istihdamı artınnayacak, işsizliği

etkilemeyecektir. Tam tersine, ücret azalışı, efektif talebi oluşturan diğer harcamalar l6 sabit

kalıyorsa, ücretler tarafından karşılanan tüketim harcamalan temelinde efektif talebi ve

dolayısıyla istihdamı daha da diişiirecektir. Keynes, Genel Teori'de paı·asal ücretlerle birlikte istihdam düzeyinindüşmesinin iki etki yaı·atacağını söylemektedir:

Birinci o]m·ak istihdamdaki azalma sonucu işgücünün maıjinal veriminin artması ve parasal ücretierin azalması, maıjinal maliyeti ve fiyatları düşürecektir. jkinci olarak fiyatlardaki düşüş. parasal ücretlerdeki düşüşten daha fazla olduğundan reel ücretler artacak, istihdam düzeyi parasal Ucretlerle aynı, reel Ucretlerle ise ters yönde değişecektir (Akyüz,

(11)

1977: 198-208). Göriilüyor ki Keynes, işsizliği ücretierin yüksekliği ile açıklayan neoklasik

yaklaşımdan tamamen farklı bir perspektifle işsizliği ele almaktadır.

Keynes'in getirdiği diğer bir önemli nokta da bekleyişlerle ilgilidir. Keynes, neoklasik

yaklaşırnda birimlerin gelecekteki (beklenen) gelirlerin (ödemelerin), beldenen değerleri

tam olarak hesaplanamadığı halde, maksimize edilebileceği şeklindeki inancına karşı çıkmaktadır. Bireylerin cari dönemdeki davranışlarının, seçimlerinin sonuçları ancak gelecekte alınabilecektir ve tiim ekonomik hareketler zamanlararası sonuçlar doğuracaktır.

Bu durumada iktisadi birimler, kararlarını yakın geçmişe ve seçimleri çerçevesinde diğer

birimlerin muhtemel davranışlarına dayandırmak zorunda kalacaklardır (Keynes, 1964:147- 165; Hahn, 1977:25).

Keynes'de, istihdam ile bekleyişler arasındaki ilişki, yatırım fonksiyanlarına yaklaşımında temelini bulmaktadır. Şöyle ki, Keynes'de istihdam output düzeyine, output düzeyi de uzun dönemde efektif talebi~ unsurlanndan birisi olan yatırım eliizeyine bağlıdır.

Yatırım, sermayenin maıjinal etkinliğinin fonksiyonu olarak, sermaye aktif gelirlerinin indirgenmiş (iskonto) değeri ile ilişkilidir. İskonto faktö~ii ', tahvil faiz oranı dır. Tahvil ve sermaye malı tam ikame kabul edilmektedir. Tahvil fiyatları ve dolayısıyla faiz oranları

piyasadaki iyimser ve kötümser görüşlere göre belidendiği için, yatırımı belirleyen uzun dönem

bekleyişleri ve beklenen kazançlardır. Beklentilerin kötümserliği yatırımları ellişiirecek ve bu da

çoğahan yoluyla output ve istihdam düzeylerini azaltacaktır (Weintraub, 1973:51-52).

1. Keynes ve Genel Teori ile ilgili Yorum ve

Tartişmalar

(Keynesyen

Görüş

Temelinde

Geliştirilen

Modeller)

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız Keynes'in eksik istihdam dengesinin rasyonalitesi iktisat literatürlindeki pek çok tartışmanın ve çalışmanın temelini oluşturmuştur. Keynes'in Genel Teorisi farklı yazarlarca farklı biçimde yorumlanmıştır. Gerek Keynesyen ve Neo- Keyncsyen olarak adlandırılan ekoldeki yazarlar, gerekse Neoklasikler arasında Keynes'in Genel Teori'deki önermelerinin ne anlam taşıdığı konusunda genel kabul gören ortak bir

görliş mevcut değildir. Bu farklı yorumlar, gerek Keynes eleştirilerinde gerekse Keynesyen gelenektc oluşturulan yeni modellerde farklı noktaların vurgulanmasını getirmiştir.

Farklı yorumlar, bir yandan Keynes ve Keynesyen görüşün ne olduğu konusundaki tartışmalarla Keynes ilc neoklasik (geleneksel) anlayışı karşıİaştırırken, diğer ya~clan da Keyncs'in önermelerinden hareketle iktisadi olayları açıklama amacına yönelik modellerin

oluşturulmasına zemin hazırlamıştır.

Sabit Fiyat Geçici Genel Denge yönteminin oluşturulmasında önemli bir basamak

teşkil eden bu yorum ve tartışınalar temelinde oluşturulan modelleri kısmen özetlemeye

çalışalım:

1. Patinkin:

D. Patinkin, Keynes iktisaclma yönelttiği eleştirileri çerçevesinde ve Genel Denge

Yaklaşımı perspektifiyle Keynesyen ve neo-Walrasyan önermeleri birlikte ele alabilecek bir

(12)

60 Ufuk SERDAROGLU

model oluşturmaya çalışmıştır. Patinkin'in modeli bir bakıma, seçim-kuramsal çerçevede ele alınan mikro temelde bir para teorisine dayanan 17 Keynesyen toplam talep

fonksiyonlarını içeren, Klasik ve Keynesyen önermelere yer veren modellere görece daha genel bir yapıya sahip, bir makroiktisadi modeldir. ,

Patinkin, Keynes'in işsizlik dengesini tam istihdam dengesine giclişte bir intibak

aşaması olarak ele almaktadır. Keynes'de gayri iradi işsizliğin kalıcı olnıasının, Keynes'in

ınal piyasasının arz yanı ile reel balansların talep üzerindeki direkt etkisini gözönüne

almamasından kaynaklandığını iddia eden Patinkin, ayrıca Keynesyen işsizlik teorisinin temelini ücret katılığının oluşturduğu şeklindeki anlayışa da karşı çıkmaktadır 18 .

Patinkin'in, reel balansları ve faiz getiren bir .aktif olarak tahvili de dahil eelerek

oluşturduğu neo-Walrasyon temelli mikro analizinde, tatonuement süreci sonunda ekonomi uzun dönemde tam istihdam dengesine ulaşmaktadır. Denge fiyat vektörüne ulaşmacia reel

balansların rolü oldukça önemlidir. Patinkin, modele para, tahvil ve Keynesyen özelliklere sahip tüketim fonksiyonunun ve likidite tercihinin dahil edilmesi durumunda da rekabetçi dengenin varolduğunu ve islihclamın sağlandığını gösteren bir analiz yapmaktadır.

Keynesyen iktisat, mal piyasasının arz yönü ile reel balans etkisinin talep yaratıcı

yönünü gözardı ettiği için, toplam talep (gelir), tam istihdam output'una tekabül eden arzın altında kaldığında, geliri tanı istihdam düzeyine yükseltebilecek piyasa güçleri

çalışmamaktadır. Bu durumda, mal talebi düşüşü, gönülsüz işsizliği yaratacaktır. Fakat, reel balans etkisi göz önüne alındığında fiyat düşmeleri ve reel balans etkisi (dolaylı ve dolaysız

olarak) talebi artırır. Talep artış mal üretimini de artırır ve dolayısıyla işgücü talebi artar, gönülsüz işsizlik azalır (Patinkin, 1965:328). Keynes'de temel öneme sahip olan bekleyişler,

ücret ve fiyat bekleyişleri bağlamında gözönüne alındığında reel-balans etkisi de dahil edilerek yapılacak bir analiz, reel-balans etkisinin önemini ve dengeleyici fonksiyonunu ortaya çıkaracaktır. Keynesyen işsizlik durumunda, işgücü arz fazlası nedeniyle fiyat ve ücretierin düşürülmesi, ücret ve fiyatlıu·ın daha da düşürüleceği şeklinde bekleyişler oluşturacak~ bu da hanehalkı ve firmaların harcamalarını ertelemelerine neden olacaktır.

Fiyatlarm daha da düşeceği şeklindeki bekleyişlerin işgücü talebi üzerindeki etkisi, reel ücret artışı durumunda Keynes'de öngörülen etki ile aynı olacaktır. Firmalar, girdiye

(işgücUne) yaptıklan cari ödemelerle gelecekteki düşük output fiyatlıu·ını karşılaştırarak planlarını yapacakları için, bu durumda fiyat düşüşünün reel balanslar yoluyla yaratacağı uyarıcı etki, fiyat düşiişünün bekleyişler yolu ile yaratacağı daraltıcı etkiden daha güçlü

olacaktır. Sonuçta, ekonomi yeni bir tam istihdam dengesine yönelecektir (Patinkin, 1965:

Chs. 13-15).

Bu bağlamda, Patinkin'in analizinde, tam istihdam düzeyi, değişmez bir sabit nokta

değildir. Reel ücret değişmelerine veya işgücü arz eğrisini belirleyen subjektif ve objektif faktörlerdeki değişmelere bağlı olarak, yen_i tam istihdam noktaları oluşur. Fakat, fiyat ve ücretler esnek değilse, dengeye gidiş si.irecinde aksaklıklar ortaya çıkacak~ sistem, belirli bir süre eksik istihdam dengesizlik durumunda kalabilecektir. Patinkin, ilerde ele alacağımız

sabit fiyat geçici denge modellerinin değerlendirilmesinde de pek çok iktisatçı tarafından

kabul edilen göriişe uygun bir önerme ile, uzun dönemde fiyat katılığının söz konusu

olmayacağını ve bu ııedcnle ekonominin uzun süre eksik istihdam dengesinde kalmayarak tam istihdam dengesine ulaşacağını söylemektedir.

(13)

/

EKOIIIDIVIiK YAKLAŞINI 81

Patinkin'in fiyatlar yoluyla ortaya çıkan reel-balans etkisini temel alarak oluşturduğu

model ve önermeleri, Keynes'in işgücü talep fonksiyonunu yorumlayışındaki yanlışlık

(Wells, 1974:158-162) ve sistemde fiyatların sıfır olmasını engelleyen bir mekanizma

bulunmaması nedeni ile eleştirilmiştir:

Hahn da, Patinkin'in Keynes yorumuna karşı çıkmaktadır: "Keynes'in yanlışı, reel nakit balanslarının mallara olan talep üzerindeki etkisini dıştalamasına atfedilmiŞtir.

Öyleyse Keynesyen teori, dengeyi incelernez veya belirli fiyat katılıkları (özellikle parasal ücret) durumunu ele alır. Bu iddialan ele almadan önce kısa-dönem Walrasyan dengenin

kesinliğini kabul eden, fakat Keynesyen dengenin var olmadığını söyleyen yazarların sık sık tekrarladıkları bir yanlışa dikkati çekmek yararlı olacaktır. Bu iddialar, likidite tuzağına

ve/veya yatırım talebinin faize duyarlılığının sıfır olmasına dayandırılmaktadır. Fakat, dengenin varlığını riske sokan unsurların talep fazlası fonksiyonunun alışılmamış şeklinin değiL fonksiyonun kesikli niteliğinin olduğu anlaşılmıştır. Bu duıumda dengenin yokluğu

ile ilgili olarak gösterilen nedenler geçersizdir." (Hahn, 1977:25).

2. Glower:

R. Clower'in çalışmasının (Clower, 1965:103-125) amacı, Ortodoks olarak nitelediği

genel denge yaklaşımının bazı kısımlarını modern terminoloji (Keynesyen iktisat) ile

tanımlamaktır. Bu bağlamda Clower neo-Walrasyan sistemi Keynesyen önermeler

k::li'şısındaki konumu ile ele almakta ve Keyrtesyen tüketim fonksiyonu ile ilgili modelinde temel olan efektif-kavramsal (national) talep ayrımının rasyonalitesini açıklamaktadır.

Kavramsal talepler, birimlerin taleple ilgili hedef planlarını tanımlarken; efektif talepler, birimlerin aktif planlarını ifade etmektedir. Şöyle ki, Clower'a göre, tUm neo-Walrasyan modeller bütçe kısıtları ile tanımlanan benzer seçim kümelerine sahiptir. Neo-Walrasyan analizde, denge fiyatları dışında değişim olmadığı için hanehalkı harcamaları üzerindeki kısıt, gerçekleşen gelirelir 19 Fiyatlar sadece dengeele söz konusu olduğu için Walras yasası herzaman geçerlidir. Bu nedenle, piyasada katılıklar ve aksaklıklar olmadığı sürece, işsizlik

mümkün değildir. Bu durumda ya Walras yasası Keynesyen iktisatla uzlaşmaz, ya da Keynes Ortodoks iktisat teorisine hiçbir katkı getirmemiştir. Clower, Walras yasasının

iktisadi analizde, herzaman geçerli olmadığını "hanehalkı ikili karar hipotezi" olarak

adlandırdığı yaklaşımı ile ifade etmektedir: Hanehalkı harcama kararlan için belirleyici olan

kısıt üzerinde cari gelirin etkisi yoksa geleneksel talep fonksiyonları (kavramsal) türetilebilii' ve Walras yasası geçerlidir. Fakat, cari gelir bağlayıcı bir kısıt ise, bu yeni bütçe kısıtı ile

kısıtlanmış talep (efektif talep) fonksiyonları türetilir. Bu durumda, kavramsal piyasa talep

fazlası söz konusu olduğunda Walras yasası geçerli olmakta, fakat tam istihdamın sağlanmadığı koşullarda geçerliliğini yitirmektedir. Böylece Ortodoks fiyat teorisi, ancak tam istihdam koşullarında geçerli olan, Keynesyen iktisactın özel bir durumu olarak

düşiini.ilmekteclir (Weintraub, 1973:76-78; Leijonhufvud, 1968:83).

Clower, ikili karar hipotezinclen hareketle Keynesyen tüketim fonksiyonunu ele

alırken harcamaların finansmanını, gerçekleşen gelirin belirlediği varsayımından hareketle,

gerçekleşen işgücü satışına bağlamaktadır. Böylece gönülsüz işsizliğin diğer yönü, finansman kısıtının belirlediği gönlilsiiz düşük tüketim olmaktadır. Clower, hanehalkları

(14)

62 Ufuk SERDAROGLU

tarafından arz edilen faktörlerin (işgücü) denge dışı fiyatları durumunu (ücretler katı iken) ele alarak, Genel Teori'nin teorik yapısına yaklaşmaktadır. Cari hanehalkı geliri, geçerli olan cari fiyathmla hanehalkının arz etmek is teyeceği işgücü miktarının yanısıra, satmayı ne kadar başaracağına da bağlıdır. Gelir de, diğer piyasalada ilgili efektif talepleri belirleyecektir. Gerçekleşen değişim miktarları, fiyatların yanısıra talep fonksiyonianna girer. Böylece, ti.iretilen Keynesyen tüketim fonksiyonu, toplam talebin gerçekleşen gelire

bağlılığını içermektedir (Leijonhufvud, 1968:55-56). Bu durumda, bir piyasada arz veya talep ilc ilgili bir kısıtla karşılaşan birimler, diğer piyasalardaki davranışlannda bu kısıtları

gözönüne almak zorunda kalacaklardır. Bir piyasada algılanan kısıtlamaların diğer

piyasalarda oluşturulan talepleri etkilemesi durumunda, bu talep fonksiyonları (aktif plan lar) kavramsal taleplerle (hedef planlarla) farklılaşacak ve efektif taleplere

dönüşeceklerdir. Clower, kavramsal-efektif talep ayrımı ile yanlış fiyatların etkilerini ele almaktadır. Fakat burada yanlış fiyatlardan yapılan değişimierin gelir etkileri değil 20, yanlış fiyatlar nedeni ile gerçekleşeıneyen değişimierin 21 gelir etkileri üzerinde

dunılmaktadır .

. Clowcr'ın kavramsal ve efektif talep ayrımı, tcorisycnlcrin ilgisini beklentiler ilc ilgili sorunlar, denge dışı davranışlar, fiyatların etkin kaynak dağılımında yeterli bilgi sağlama açısından yetersizliği konularına yöncltmiştir. Barro ve Grossman, Clower ilc Patinkin'in

sonuçlarını genel dengesizlik teorisiyle biraraya getirmişlerdir (Siven, 1978:93). Barro ve

Grossnıan, Patinkin ile Clower'm yaklaşımlannın pek çok yönüyle benzer olduğunu

söyleyerek, iki çalışmanın sonuç];mnın birlikte ele alınması sonucu bir dengesizlik analizi

yapılabileceğini iddia etmekte, ve savlarını aşağıdaki biçimde açıklamak:tadırlar:

Patinkin 13. Bölümde, gönülsüz işsizliği piyasa dengesizliği kapsamında incelemiş ve geleneksel analizin reel ücret ile ilgili yanlış çıkarsamalarının genel denge özelliğinden kaynaklandığını ileri si.irmüşti.ir. Patinkin'e göre gönülsüz işsizlik, dengesizlik sonucu ortaya

çıkmaktadır. Clower, Kcynes'in tüketim fonksiyonunu türetirken, işgücü piyasasındaki dengesizliği vurgulamak için tüketim ve gelir arasındaki ilişkiyi yoruınlamaktadır.

Hanehalkı davranışını açıklayan bu yaklaşımı, Patinkin'in firma analizine çok benzemektedir. Tek fark, Clower'da hanehalkı birimlerinin tüketim ile tasarruf arasında

seçim yapabilınesidir. Ama, Patinkin'in analizi de birden fazla girdi kullanan üretim fonksiyonunu kapsayacak şekilde genişletilirse sonuç Clower' inki ile aynı olacaktır.

Patinkin'in analizinde, output kısılı altmda kar maksimize edilirken, Clower modelinde istihdam kısıtı altında fayda maksimize edilmektedir. Patinkin'in analizinde, cari tüketim talebi veri iken, efektif işgücü talebi türetilmektedir. Modelin tamamlanabilmesi için tüketim talebinin de açıklahması gerekir. Clower mode1inde ise, cari işgi.icü talebi veri iken tüketim talebi ti.iretilmektedir. Modelin tamamlanabilmesi için işgücü talebinin de

aÇıklanması gerekir. Bu nedenle, ikisi birlikte ele alınarak bir genel dengesizlik analizi

yapılabilir (Barro; Grossman, 1971:82-93).

3. Le;jonhufvud:

A. Leijonlıufvud, Neo-vValrasyan bir modelden hareketle bir Keyıiesyen sistem

oluşturmaya çalışmıştır. Bunun için de, fiyatların anında intibak ettiği şeklindeki

(15)

varsayımdan vazgeçilmesi gerektiğini belirtmekte ve ayrıca Walras'dan Keynes'e geçiş için tatonuement mekanizmasının da terkedilmesi gereğini vurgulamaktadır.

Leijonhufvud'a göre, işsizliğin temelinde göreli fiyatların yanhşlığı ve üreticilerin bekleyişlerinin esnek olmaması yatmaktadır 22. Göreli fiyatlardan kastı, ücret ve tüketim

malı fiyatlarına görece parasal olmayan aktiflerin fiyatıdır ki sorun bu fiyatların düşiik olmasından kaynaklanmaktadır ve bu aktiflerin fiyatlarını intibak ettirecek bir mezatçı

yoktur. Diğer bir deyişle, cari reel ücret genel dengeyi sağlayacak düzeyde olsa bile, aktif

fiyatlarının dengeyi sağlayıcı düzeyde olmamaları, işgücü piyasasında dengesizliğe neden olabilir. Kaynakların eksik istihdamıml neden olan talep ile ilgili belirsizlikler 23 ve

Clower'ın platforma getirdiği gelir-kısıtı süreci işsizliği artırmaktadır.

Leijonhufvud, Keynes'in konusunun işsizlik dengesi değil, dengeyi bozan bir mUdahaleye makroiktisadi intibak sürecinin yapısı olduğunu ifade etmektedir:

"Keynes, dinamik süreçleri mukayeseli statik dönem analizi kullanarak incelemiştir.

Yöntemin amacı bu süreklilik arz eden süreci statik denge araçlan ile analiz etmektir. Bu tesbit sonucu sUrekli intibak sürecinin dönemlere ayrıştırılmasını gerektim1ektedir. Keynes, Marshall' dan yöntemin ku11anılması konusunda ayrılmaktadır. Genel denge akım

modellerinde fiyatlar, hanehalkı arz ve talep fonksiyonianna argüınanlar olarak giren yegane içsel değişkenlerdir. Zevk ve tercihler, başlangıç donanımları ise parametrelerdir.

Keynes'in akım modellerinde, fiyatlara tekabül eden.argümanlar reel gelir ve faiz oranıdır.

Reel gelir ise bir fiyat değil, bir miktar ölçütiidür." (Leijonhufund, 1968;48-52).

Leijonhufvud, buradan hareketle Clower'ın yorumunu benimseyerek, Genel Denge ve Keynes modelleri arasındaki en önemli farkın, bir miktar değişkeninin Keynes tarafından

talep fazlası ilişkilerinde kullanılması olduğunu söyleyerek, iki sistemin intibak

davranışlarıyla ilgili varsayımlarında temellerini bulduğunu belirtmektedir. Şöyle ki, Leijonhufvud'a göre Keynesyen makro sistemde fiyat ve miktar intibak hızları Marshallyan

sıralamanın tersine dönmüştür. Fiyatlar tam esnek değilse ve değişim öncesi intibak etmiyorsa, değişimler denge dışı fiyatlardan yapılacaktır 24.

Leijonhufvud, sabit fiyat durumunda, miktarlarla ilgili kararlarda belirleyicilik rolünü,

piyasanın kısa düşen tarafının yükleneceğini söylemektedir. Bu durumda arz kısa düştüğü

zaman alıcılar, talep kısa düştüğü zaman satıcılar tayınlanacaktır. Miktar intibakı, planlanan

değil, gerçekleşen değişim miktarlarının alınmasını gerektirmektedir. Burada intibak süreci,

piyasaların durumu ile ilgili birey kararlarına dayandığı için söz konusu edilen ex-post

miktarlardır. Fiyat intibakı durumunda ise potansiyel olarak çakışan ex-ante miktarlardan bahsedilmektedir (Weintraub, 1973:80-83). Bu analizi ile Leijonhufvud, Clower'ın

Keynesyen tüketim fonksiyonu temelinde türettiği efektif - kavramsal talep kavramlarını

benimsemektedir.

Leijonhufvud'un Keynes'de miktar intibakının fiyat intibakmetan daha hızlı olduğu şeklindeki yorumuna pek çok iktisatçı farklı bakış açılanyla karşı çıkmışlardır:

"Keynes, işgücü talep fonksiyonu ile uğraşırken, çıktı piyasasının temizlendiğine işaret etmektedir. Keynes, ücretierin aksine, fiyatların, talep edilen miktarlada arz edilen miktarlan (kısa dönemde sabit) eşitlemek için hızlı intibaklarını öngörmektedir. Öyleyse,

Referanslar

Benzer Belgeler

Ve size 100 milyar yýldýzdan daha fazla yýldýza sahip olan galaksinizin güneþ sistemlerini yapýþtýran enerjinin, Tanrý'nýn eli gibi Evreninizin tüm galaksileri üzerinde

Geçen yılın Mayıs ayında 4.34 Milyon $ fazla veren altın ve enerji hariç cari denge, bu yıl 1 Milyar 847 Milyon $ açık verdi.. Şekil.2 Mal ve

Eğer reaksiyon oranı Kd değerinden büyük ise ürünlerin konsantrasyonları dengedekinden daha büyük , reaksiyon oranı kd değerinden daha küçük ise

hareketli ve hareketsizken, uzay içindeki pozisyonlarını ve birbirlerine göre olan pozisyonlarını. sabit

Çalışmamızda gelişen geçici miyokard iskemisinin SAEKG'de önemli değişiklikler yaratmadığı, özellik- le geç potansiyel veya spektral turbulans gelişmesine. neden

B "ZOŽZÌOMÑQBSBMFMLVWWFUMFS 0 OPLUBTŽOEBO HF¿FO WF TÐSUÐONFMFSJO JINBM FEJMEJóJ TBZGB EÐ[MFNJOF EJL FLTFO

Bu araştırmada sabit ve sabit olmayan yüzeylerde uygulanan 6 haftalık (12 antrenman birimi; 2 gün/hafta; 35-50dk/gün) denge antrenmanlarının; 15 – 16 yaş erkek

Çalışmaya Katılan Eskişehirspor Altyapısı Bünyesinde Yer Alan 15-20 Yaş Futbolcularda Çalışma Grubunda Kontrol Grubuna Göre Haftada Üç Gün Altı Hafta Süre İle