Kâinat Tek Bir Bedendir
Türban Neyi Örtüyor?
Sevgideki Gizem
HÂLE ÜRKMEZGÝL ile Söyleþi
Aylýk Kültürel ve Siyasi Dergi
Onur Baþkaný:
Dr. Refet Kayserilioðlu Sevgi Yayýnlarý Tic.Ltd.Þti. adýna
Sahibi ve Genel Yayýn Müdürü:
Ayþegül Kayserilioðlu Yazý Ýþleri Müdürü:
Nihal Gürsoy Yayýn Kurulu:
Güngör Özyiðit Nelda Bayraktar Özenç Kayserilioðlu
Hale Ürkmezgil Haberleþme Sorumlusu ve
Okur/Abone Ýliþkileri:
Kazým Erdemoðlu 0212 252 85 85 Faks: 02122491828 P.K: 471 Beyoðlu/Ýstanbul
Yönetim Yeri:
Oba Sok. Sýlla Ap. No: 7/1 Cihangir/Ýstanbul
Baský:
Ýnkýlap Kitabevi San. Tic. A.Þ.
Çobançeþme Mah. Sanayi Cad.
Altay Sok. No:8 Yenibosna/Ýstanbul Fiyatý: 3.5 YTL Yýllýk Abone: 40 YTL
Yurt Dýþý: 50 YTL
Kâinat Tek Bir Bedendir ... 2
Dr. Refet Kayserilioðlu
Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu?
...... 6
Ahmet Kayserilioðlu
Türban Neyi Örtüyor ... 17
Güngör Özyiðit
Hâle Ürkmezgil
ile Söyleþi
... 22
Nihal Gürsoy
Daha Derinliklere Doðru
(Son Bir Kez)
... 28
John Edwards/Arýn Ýnan
“Kamp Yapmaktan Nefret Ediyorum”
(Çocuklarýn geçmiþ yaþamlarý)
... 33
Carol Bowman/Nelda Bayraktar
Sevgi Üzerine ... 38
Özer Baysaling Cilt: 39 Sayý:467 Kasým 2007
Sevgili Dostlar
Bir süreden beri ülkemizde insanlarý galeyana getirmek, yollara dökmek, isyan ettirmek için açýk ya da gizli yoðun bir çaba olduðunu sizler de fark ediyorsunuz mutlaka. Kafa tutmanýn, kabarýp çoþmanýn, kendini koyuvermenin baþka bir tadý olsa gerek.
Ama nereye kadar? Gerçekler acý bir þekilde karþýmýza dikilene kadar. Bu gerçeklerin arasýnda daha fazla ölüm, daha çok sayýda genç insanýn yaþayabilecekken ölmesi, maalesef yok; çünkü ölüm bizim insanlarýmýzýn büyük bir kýsmýný caydýrma gücüne sahip deðil bu coðrafyada. Üzüyor, kahrediyor ama daha da çok biliyor, korkutmuyor, durdurmuyor. Kahramanlar can korkusu karþýsýnda gerilemezler. Ama fakirlik korkusu onlarý düþündürebilir.
Sorumsuzca kendi kendimizi zehirleyeceðimize, hiç olmazsa þunlarý düþünelim. Diklendiðimiz, kafa tuttuðumuz insanlara ne kadar bor- cumuz var ve bütçemizi onlarýn parasýyla mý denkleþtirmeye
çalýþýyoruz? Devir, dövüþken kahramanlarýn devri mi yoksa hak- lýlýðýný, üstünlüðünü bilgisiyle, stratejisiyle, çalýþkanlýðý ve zordan korkmayýþýyla ortaya koyan akýl cengaverlerinin devri mi? Artýk sorunlarýný efelikle, elinde baltalar ve sopalarla vurarak parçala- yarak çözmeye çalýþan insan imajýný deðiþtirmenin, terketmenin zamaný çoktan geçti; aklýmýza ve deðerlerimize daha çok güvenerek kararlar alabilmeliyiz.
En Derin Sevgilerimizle SEVGÝ DÜNYASI
Dr. Refet Kayserilioðlu
KÂÝNAT
TEK BÝR BEDENDÝR
Geçen konuþmamýzda beden içindeki
bedenlerden yani organizasyon siste- minden bahsettik.
Organizasyonlarýn gittikçe yükseldiðini ve büyüdüðünü,
bunlarý idare eden organizatörlerin,
yani o organizmalarýn ruhlarýnýn da gittikçe büyük kudretler
kazandýðýný
söylemiþtik.
Özden- Geçen konuþ- mamýzda beden içindeki bedenlerden yani organi- zasyon sisteminden bah- settik. Organizasyonlarýn gittikçe yükseldiðini ve büyüdüðünü, bunlarý idare eden organizatör- lerin, yani o organiz- malarýn ruhlarýnýn da git- tikçe büyük kudretler kazandýðýný söylemiþtik.
Bu hususta soracaðýnýz baþka husus var mý?
Erdem- Var dostum.
Geçen konuþmamýzda dünyayý idare eden bir ruhun, yani bir organiza- törün de bulunduðunu söylemiþtiniz. Bunun vazifeleri nelerdir?
Özden - Dünya organi- zatörünün vazifeleri çok çeþitli ve çok kapsam- lýdýr. Bu varlýk öncelikle dünyada bulunan bütün canlýlarýn tekâmüllerini düþünecektir. Sonra dünyadaki bütün mad- delerin, varlýklarýn tekâmülüne hizmetleri esnasýnda gösterecekleri deðiþimlerin þartlarýný düþünüp hazýrlayacaktýr.
Bunlardan baþka güneþ sisteminin bir uzvu olan dünyanýn güneþle, diðer gezegenlerle ve baþka yýldýzlarla iliþkilerinin düzgün gitmesinde ken-
disine düþen vazifeleri yapacaktýr. Bu üç büyük vazifenin her birisinin de ne büyük ve ne azametli olduðu biraz düþünülürse derhal anlaþýlacaktýr.
Erdem - Hakikaten bu vazifeler çok muazzam þeyler. Meselâ bütün canlýlarýn tekâmülleriyle alâkadar olmak ne demektir?
Özden - Bu büyük var- lýkta öyle büyük bir idrak ve kavrama kabiliyeti vardýr ki ayný saniyede en küçük zerrelerin içinde bulunan canlýlarýn bile durumlarýndan ve ihtiyaçlarýndan haberdar olur. Onlara lâzým olan emirleri ve yardýmlarý gönderir. Yalnýz bu zer- relere deðil, ayný anda nebatlara, hayvanlara ve insanlara da tesirler gön- derip onlardan tesirler alýr. Bu arada maddelere giden ve maddelerden gelen tesirlerle, güneþ sisteminden ve bütün kâinattan gelen tesirlerle alâkadardýr. Her birisine lâzým olan cevabý ver- mekle meþguldür. Biz insan olarak iki, üç iþi ayný anda yapabilince keramet göstermiþ gibi sevinir ve böbürleniriz.
Ya bu varlýk milyar kere,
milyar kere milyardan gökteki yýldýzlar kadar çok sayýda, daha doðrusu bizim ölçülerimize girmeyen sayýda varlýkla, tesirle ve madde ile alâkalýdýr. Bu korkunç kudretin milyarlarda biri- ni bile bir insan beyni idrak edebilmekten, hattâ sezebilmekten âcizdir.
Erdem - Peki ama bu muazzam iþi bu büyük varlýklar nasýl yapa- bilmektedir?
Özden - Bu varlýklarýn iþlerini kolaylaþtýran organizasyon sistem- leridir. Dünyanýn idare- siyle vazifeli büyük var- lýðýn emrinde kademe kademe küçülen varlýklar vardýr. Meselâ ilk planda canlýlarla uðraþan bir varlýk, maddelerle uðra- þan bir diðer ruh, kâinat- tan gelen ve kâinata gön- derilen tesirlerle uðraþan bir üçüncü ruh (organiza- tör) bulunacaktýr. Bunla- rýn her birisinin emrinde de baþka idareciler vardýr. Meselâ canlýlarý idare eden bedensiz var- lýða baðlý bitkilerle alâkadar olan, hayvanlar- la ve insanlarla alâkadar olan ayrý ayrý üçüncü derecede organizatör vardýr. Meselâ insanlarla
alâkadar olan organiza- törün emrinde de her milletin ve millet blok- larýnýn idarecisi olan bedensiz varlýklar vardýr.
Bunlarýn teþkil ettiði topluluða Yüksek Ýdare Mekanizmasý denir.
Bunlardan çýkan tesirler birer kademeli aðlar teþ- kil ederek ta aþaðýlara kadar süzüle süzüle uzanýr.
Erdem - Bu tesir aðlarý ve organizasyon sistem- leri, yani beden içindeki bedenler bu büyük var- lýklarýn yani Yüksek Ýdare Mekanizmasýný teþkil eden varlýklarýn nasýl tesir alýp verdikleri- ni biraz anlatabiliyorsa da, onlarýn bütün bu tesirleri ayný anda nasýl idrak edebildiklerine katiyen aklým ermiyor.
Özden - Aklýnýz elbette eremeyecek dostum. Bir tek hücreli canlý, meselâ bir amip insanýn neler düþünüp anlayabildiðini, ne gibi tesirleri alýp vere- bildiðini idrak edebilir mi? Hattâ aklýnýn kenarýndan geçirebilir mi? Benim deminden beri birazcýk ifadeye çalýþtýðým þeyler, gene onlarýn müsaadesiyle insanlýða verilen, lütfedi- len bilgilerden faydalaný-
larak, onlarýn kudret- lerinin çok küçük bir kýs- mýný sezebilmemizi tem- ine yarayacak ipuçlarýdýr.
Ama unutmayalým ki bu azametli idareciler de daha büyük organizatör- lerin sadece birer organý durumundadýrlar. Meselâ Büyük Dünya Organiza- törü, Güneþ sistemi orga- nizatörünün bir organýdýr.
Güneþ sistemi organiza- törü yalnýz dünyayý de- ðil, hem güneþi, hem diðer 8 gezegeni, bütün canlýlarý, cansýzlarý ve onlara girip çýkan tesir- leriyle düþünüp idare etmektedir. Dünya orga- nizatörü onun yanýnda küçük bir organ duru- munda kalýr. Onun kud- retlerinden bizim bahset- meye ne kudretimiz ve ne de kelimelerimiz yeter.
Erdem - Bahsettiðiniz büyük varlýklar haþâ Allah gibi bir þey oluyor- lar demektir.
Özden - Hayýr, asla.
Allah'la hiçbir varlýk kýyas edilemez. Allah, Mutlaktýr. Her türlü nis- petten ve kýyastan uzak- týr. Bütün bu büyük orga- nizatörler ise hep
tekâmül zorunda olan, daima tekâmül edecek bir eksik tarafý bulunan
mahlûklardýr. Ruhta son- suz tekâmül yollarýnda, sonsuz olarak gidecek imkânlar, yani sonsuz geliþme kudret ve imkâný vardýr. Allah ise
Ekmel'dir. Yani tekâmüle ihtiyacý yoktur. Tekâmül imkân ve þartlarýný halke- den, tekâmülü hudutsuz- luklarýn ötesine doðru uzatandýr.
Erdem - Birçok kimse Allah derken sizin yük- sek idareci varlýklar dediðiniz kudrette bir varlýðý bile düþüne- memektedirler. Birçok dindarlar için peygam- berlerle birleþmiþ veya onlarýn seviyesinden bir adým yukarýda bir büyük ve kudretli insan dere- cesindedir.
Özden - Dostum, bu hal idrak kýsalýðýnýn zaruri neticesidir. Allah diye taþa, topraða, may- muna ve öküze tapanlar da var. Yukarýdan bakan- lar onlara kýzmazlar, sadece acýrlar. Þu zavallý idrak durumundan bun- larý nasýl kurtaralým diye düþünürler. Mamafih idrakinin kabul edebile- ceði bir varlýða Allah diye baðlanabilmesi, ona saygý göstermesi ve onu yüceltmesi, bu varlýk için bir üstün davranýþtýr.
Erdem - Güneþ sistemi de içinde bulunduðumuz Nebülöz'ün (veya galak- si) bir küçük parçasý olduðuna göre o koskoca nebülöz'ün de bir organi- zatörü olacak demektir.
Özden - Evet, içinde milyonlarca güneþ sis- temleri bulunan
Nebülöz'ümüzün idare- cisi olan büyük bir orga- nizatörü ve onun emrinde de büyük bir idare
mekanizmasý vardýr. Bu yalnýz bizim
Nebülöz'ümüzde de kalmaz. Kâinatta mil- yarlarca nebülöz vardýr ve bunlarýn sayýsý da git- tikçe çoðalmakta. Kâinat gittikçe büyüyüp dur- maktadýr. Bütün kâinatýn idaresiyle meþgul bir büyük organizatör de vardýr. Onun da emrinde azametli bir idare meka-
nizmasý bulunmaktadýr.
Fakat Kâinatýn idaresiyle meþgul o çok azametli varlýk da Allah'ýn yanýn- da mukayese kabul etmeyecek kadar küçük bir kuldur. O da Allah'ý, Allah'ýn azametini idrak etmekten acizdir. Þu bil- gileri aldýktan sonra Allah'ýn ismini neden rast gele aðýza almamak icap gerektiðini insan daha iyi anlayabiliyor.
Erdem - Demek ki Kâinat da tek bir orga- nizmadýr veya bedendir?
Özden - Evet tek, yek- pare bir bedendir Kâinat da. Maddeleriyle,
Nebülöz'leri ile, yýldýzlarý ile, büyük organizatörü, büyük idare mekaniz- masýyla ve sayýsýz varlýk- larýyla bir büyük
bedendir. Bütün ruhlar, güneþteki, dünyadaki,
seyyarelerdeki, nebülöz- lerdeki, spatyomdaki (öbür dünya) bütün ruh- lar Kâinat devletinin büyüklü küçüklü birer vatandaþýdýrlar. Ne mutlu sana ki ey Ruh, ey müs- takil þuur, Kâinatý doldu- ran sayýsýz dedikçe sayýsýz kardeþlerin var.
Onlardan tesirler almak- ta, onlara tesirler gönder- mektesin. Onlara hizmet etmekte, onlardan hizmet görmektesin. Gene ne mutlu sana ki ey Ruh, ey Þuur kardeþ; koskoca Kâinat önüne serilmiþ, sonsuz imkânlarýyla, son- suzluklarý içinde kanat çýrpmaný bekliyor.
Hakikaten, yaratýlmýþ olmak, Allah'a yaraþýr nispette büyük bir lütfu ilâhidir.
Bilenle Bilmeyen Bilenle Bilmeyen
Bir Olur mu?
Bir Olur mu?
Ahmet Kayserilioðlu, Psikolog
KAVGA MI, SEVGÝ MÝ?
1966 yýlý nisan Ayý'nýn son 11 günü Beyoðlu, Ýstiklâl Caddesi’nde Olgun- laþma Enstitüsü salonunda açtýðýmýz
"Kavga mý, Sevgi mi?" konulu sergimiz, 60-70 bin kiþi tarafýndan ziyaret edilerek bir rekor kýrmýþtý. Bir panoda kavga, diðerinde sevgi resimlerinin birbirini izleyerek sýrayla gösterime sunulduðu sergiyi, kalabalýk dolayýsýyla zaman zaman üç, dört sýra halinde görmeye çalýþýyordu ziyaretçiler. Resimlerin yaný sýra kutsal kitaplarýn, peygamberlerin, filozoflarýn, þairlerin, Rehber Varlýklarýn, Yunus'larýn, Mevlâna'larýn seçilmiþ söz- lerinden çok etkilenen kardeþlerimiz, büyük bir duygu atmosferine giriyor, sorularýyla ve aný defterlerine yazdýk- larýyla bunu gözyaþlarý içinde dile getiriyorlardý. Toplumumuzun "SEVGÝ"
ye duyduðu bu yüce özlem, sergiyi ter- tipleyen "Dünya Sevgi Birliði"
Derneðinin ismiyle birebir örtüþüyor, bu yoldaki hizmet arzularýný alabildiðine kamçýlýyordu.
Bu büyük ilgiden cesaret bularak sergimizi, Karaman Dil Bayramý'nda, Fuar zamaný Ýzmir'de, Efes Festivali'nde de gösterime sunmuþ ve ayný ilgi ve duygu coþkusunu oralarda da yaþamýþtýk.
1968 yýlýnda Ýstanbul'da ayný yerde sergimizi ikinci defa açmýþtýk. 4 gün süren bu sergimizi yanýnda bakýcýsýyla, tekerlekli arabasýnda ziyaret eden gencin aný defterine yazdýðý þu satýrlar, sevgi dolu yaklaþýmlarýn insanlarda ne büyük deðiþiklikler yapabileceðinin bir örneðiydi adeta:
" Bugüne kadar hayata kara bir perde arkasýndan bakýyordum. Bacaklarý olmadan yaþamanýn bence hiçbir önemi
yoktu. Ve inanýyordum ki, insanlar sadece birbirlerini kýnamak için yaþýyor- lar.
Oysa þimdi gördüklerim, bana gerçek yolumu çizdi... Bundan sonra, kendini satmýþ bir asker olmak, benden daha çok yardýma muhtacý insan kardeþlerime yardým etmek istiyorum..."
Ýstanbul'daki bu son sergide bir ilâvemiz vardý. "Bizim Celselerimiz" de okuduðunuz bir bildiriyi, büyük bir panoya açýk seçik harflerle yazmýþ, salo- nun en dikkat çeken yerine itinayla yer- leþtirmiþtik. Bu panodaki bildiri þöyle idi:
“Bilinecek elbette, hayrýnýza
zamanla birlikte varedilmiþ,
zamanla birlikte yok olacak
hayýrlý gerçek. O aslýnda sizin
aslýnýzla bir, O Eriþilmez
Olan'ýn bir tek sözüdür. O
büyüyecek, büyüyecek dur-
madan, dinlenmeden, sizi de
götürecektir peþinden, zamanla
birlikte... O biliniz ki, siz nasýl
birbirinizle gerçekten kardeþ
iseniz, o biliniz ki, siz nasýl
O'nun sevgisinden varedilmiþ
iseniz, o, zamanla öylesine
kardeþ, zamanla öylesine bir
yerden varedildi ve sizin aslýnýz-
la bir. Siz varýn, onlar arasýnda-
ki köprüyü kurun. Siz varýn,
onlar arasýndaki hakikati duyu-
run... Siz varýn, sizi bekleyen
kardeþlerinizi doyurun.”
Hani bir zamanda, bir yer vardý karan- lýk... Hani bir zamanda, o karanlýktakiler ve o karanlýk yer, topyekûn belâlar çuku- runa düþmüþtü ya... Hani bir zaman, o karanlýk yer, þimdi size bildirilen o vakte ulaþmýþtý ya... Ýþte zamanýn zerresinin ölçüldüðü o günden sonra, yanýnda hay- vanýyla bir yolcu vardý oraya. Dedi ki, görüp gözünün önünde serilmiþ gerçeði...
Dedi ki, görüp gözünün önünde yýkýlmýþ her þeyi... "Varedenim, ya þimdi nasýl yeniden onlarý halkedecek, ya þimdi nasýl yeniden onlara can vereceksin?" Vareden ona, gerçeði görsün, hakikati bilsin diye, o sözü söyledi: "Dur!.." Durdu o karanlýk yere varan, durdu o karanlýk yere varanýn, eþyasý, azýðý. Yalnýz hayvaný için "Dur"
demedi Yaratan.
Durdu gerçeði arayan, gerçek yolcusu adam, zaman içinde bir hayli. Sonra yine vakit olunca, O Eriþilmez Olan, gerçek sözü söyledi: "Kalk!" Uyandý ve baktý etrafýna. Eþyalarý, azýðý ve kendi sanki dün uykuya yatmýþ gibi yepyeni. Halbuki tam yüz yýl olmuþtu yatalý. Baktý ki, hay- vaný erimiþ, çürümüþ, toz olmuþ kemik- leri... "Ya" dedi.. "Þimdi Varedenim, hay- vaným nasýl yeniden canlanacak?"
Ýþte o zaman, bu gecenin hayrýna, size bildirilen gerçeði söyledi, O Eriþilmez Olan ona... Ve dedi ki: "Aslýnda hiç ölmeyen, kaybolmayan gelecek, senin gözünle gördüðün hepsi, her yerde bir olanla birleþecek de, canlanacak hay- vanýn." Ve öyle oldu bir anda.. Ve adam yeniden çýktý gerçek yoluna, her þeyi bi- lerek...
Sergiyi dolaþtýktan sonra ziyaretçiler hem bizlere sorular yöneltiyor, duygu- larýný dile getiriyor, hem de aný defterle- rine izlenimlerini yazýyorlardý ya!..
Merakla bekliyorduk, acaba bu bildiri
onlarda ne etki yaratacak, bizlere neler sorup, neler yazacaklar deftere?!.. Çünkü bildirinin sonunda anlatýlan, geçmiþ yüzyýllardaki bir büyük yol göstericinin, büyük bir olasýlýkla bir Ýsrail Peygamberinin baþýndan geçen olay;
Kuran'ý Kerim'in Bakara suresinin 259'uncu âyetinde aynen þöyle dile geti- riliyordu:
* Yâhut þu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarlarý, çatýlarý üstüne yýðýlmýþ (alt üst olmuþ) ýssýz bir kasabaya uðramýþtý: "Allah da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. "Ne kadar kaldýn?"
dedi."Bir gün, ya da bir günün birazý kadar kaldým" dedi. (Allah) "Hayýr, dedi, yüz yýl kaldýn. Yiyecek ve içeceðine bak, bozulmamýþ. Eþeðine bak, seni insanlar
için (kudretimize) bir iþaret kýlalým diye bunlarý böyle yaptýk. Kemiklere bak nasýl onlarý birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!" Bu iþler ona açýkça belli olunca: "Biliyorum, Allah her þeye kadirdir" dedi.
Ýnanýr mýsýnýz? Bu bildiri ve Kuran'daki bu âyet arasýnda baðlar kurarak düþünce- ler ve sorular üreten bir tek kiþi bile çýk- madý onca ziyaretçi arasýndan. Öðünüp duruyoruz: "Elhamdülillah yüzde doksan dokuzumuz Müslüman'ýz" diye ama iþ bilgiye ve ilgiye geldi mi hemen yan çiziveriyoruz. Bir zamanlar sormuþtum:
"En boynu bükük býrakýlmýþ kitap hangi- sidir?!.." diye ve tereddütsüz cevap ver- miþtim: "Kuran'ý Kerim!.." okunup anlaþýlmadýðý, sadece Arapça'sýyla ölüler arkasýndan mýrýldanýlan; sadece örtüler içinde yüksek yerlerde saklanýp, saygý ile öpülüp alýna deðdirilen müzelik bir kitap durumuna getirildiði için!.. Halbuki anla- madan okuyup dinledikleri kitabýn kaç yerinde Âlemlerin Sahibi, "Biz bu kitabý okuyup anlaþýlsýn diye gönderdik!.." diye sürekli yinelediði halde...
1968'deki sergimiz bu acý gerçeðin altýný bir kez daha çiziyordu. Peki aradan geçen 40 yýl içinde deðiþen bir þey oldu mu?!.. Ne gezer?! Türbaný, Ýran'ý, Cezayir'i, irticayý, Malezya'yý, "Mahalle Baskýsý"ný gün gün, saat saat tartýþýp duruyoruz ama, bütün bunlara net cevap bulacaðýmýz Kuran'ý Kerim'i, Ýslâm'ý ve tarihini incelemeye kaç kiþi yanaþýyor Allah aþkýna?!..
Sürekli görüp duyduðumuz; peþin hükümlerle, ezbere eski bildiklerimizi papaðan gibi tekrarlama; bilmeden, anla- madan ve dinlemeden bir maç havasýnda karþý tarafý periþan etme gayretkeþliði!..
Doðruyu arama, empati kurma, saygý ve
sevgi ile yaklaþma... bunlarý çoktan unut- tuk.
Bu, sokaktaki insanda da, aydýn geçi- nenlerde de, maalesef ve maalesef "Ýslâm bilginiyiz" diye tafra satanlarda da aynen sürüp gidiyor...
MÜSLÜMANLIK ARTTI MI?!..
Çok yýllar önce resmi bir mühendislik görevi dolayýsýyla bindiðimiz arabanýn þoförüyle saðdan soldan konuþurken söz dini konulara gelmiþti. Bir ara arabamýzýn þoförü: "Abi" dedi "1950'den sonra Türkiye'de Müslümanlýk çok arttý"
"Nereden anladýn?" dedim. Bir solukta madde madde sýraladý hepsini: Görmüyor muymuþuz camilere giden çoðalmýþ, her sene yeni Kuran Kurslarý, Ýmam Hatip Okullarý, Ýslâm Enstitüleri açýlýyormuþ.
Kuran ve mevlitleri artýk radyodan dinleyebiliyormuþuz, Ýslâmi kitaplar basýlýyor, Müslüman gazeteleri çýkýyor, politikacýlarýn bile aðzýndan "Allah, Muhammed" lâflarý eksik olmuyormuþ!..
Doðrusu þoför arkadaþýmýzýn þu anlat- týklarýnda itiraz edilecek hiçbir yanlýþý yoktu. Zaten o da bizleri ikna ettiðinden emin olduðundan susmuþ ve halkýn iyi adamý, güvenilir adamý tarif etmek için kullandýðý þöyle bir deyimle kendisine karþýlýk vereceðimi herhalde hiç ummamýþtý: "Bu söylediklerinin hepsi doðru" dedim. "Ama söyler misin bana,
"Eline, beline, diline güvenilir adam da arttý mý son zamanlarda?!.." Acý bir gülümseme dolaþtý þoförün yüzünde:
"Yok abi" dedi, "O hiç artmadý, bilâkis eksildi, gün seçtikçe de eksiliyor." Ve birkaç defa hacca giden, para bile vermek isteseniz, ezan okunuyorsa eðer, sizi býrakýp camiye koþan, dinine çok baðlý bir
zatla yaptýðý otomobil alýþ-veriþini anlattý uzun uzun. Sonunu þöyle baðladý: " "Biz bunlarý görüp öylesine itimat etmiþtik ki hacý efendiye, senet sepete bile lüzum görmedik alýþveriþimizde. Ama sonunda 4000 liramýzýn üstüne yatýnca hanyayý Konya'yý anladýk. Hâlâ mahkemeliðiz..."
Bütün bunlarý kendi diliyle söylediði için artýk daha fazla üstüne varmak iste- memiþtim, þoför arkadaþýmýn.
Herhalde anlamýþtý; iyi, güvenilir, etrafýna faydalý, hayýrlý insanlar art- madýkça "Müslümanlýk arttý" denilemeye- ceðini...
Behçet Kemal Çaðlar'ýn o güzelim
"Kuran-ý Kerim'den Ýlhamlar" kitabýnda Dehr suresinde; Hepimizi Sevgisinden Yaratan Yüce Allah gerçek bir Müslüman'ý nasýl tanýmlýyor bir bilseydi þoförümüz bu ulu orta yargýya varýr mýydý hiç?!.
Bunlar adaklarýný yerine getirenler;
Kendi kýsmetlerinden yoksullara verenler
Onlardan ne karþýlýk, ne de minnet beklerler
Hattâ ne de Tanrý'dan ayrý rahmet beklerler
Güldükleri yerlerde inilti dinsin diye,
Ýçlerine Allah'ýn nimeti sinsin diye...
Allah böyle kulunu korumaz olur mu hiç?
Ötede de var ama asýl þevk, asýl sevinç!..
Ali Cengiz oyunlarýyla ihale kapma yarýþlarýna girmek mi; yoksa doðrulukta, iyilikte, çalýþmada, bilgide, sevgide yük- selme çabasýna girmek mi Yaradan'ýn asýl bizden istediði?!.. Ýslâm'ýn ana temellerini oluþturan bu gerçeðin özlemiyle yanan Ýmam-Hatip çýkýþlý Ahmet Hakan Hürriyet'teki köþesinde, çok yönüyle beðenmediði 10. Cumhurbaþkanýmýz Ahmet Necdet Sezer'i; Hz. Ömer'i andýran dürüst davranýþlarýndan dolayý bakýnýz nasýl övüyordu:
"Oðlu Levent'in düðününü Çankaya Köþkü'nde yapmayý tercih eden Sezer, Köþk'te o gün tüketilen elektriðin parasýný bile cebinden ödeyecek kadar titizlen- memiþ miydi?
"Tam anlamýyla "Ýþte bir Ömer tavrý!"
diye nitelendirilebilecek türden bir titiz- lenmeydi bu...
"Devlete ait mumu bile, kiþisel iþlerde kullanmamaya olaðanüstü özen gösteren Halife Ömer'in hikâyeleriyle büyümüþ biri olarak...
"Köþk'te o gün tüketilen elektriðin parasýnýn cepten ödenmesi karþýsýnda gýpta etmem normal deðil midir?
"Ayrýca þunu da farketmiþtim.
"Demek ki bir cumhurbaþkaný, oðlunu ya da kýzýný, taký torbalarýnýn dolaþtýrýl- masýna izin verilmeyen, yollarýn kesilmediði, beþ bin polisin görev almadýðý, gelin hanýmýn gelinliði üzerine ahkâm kesilmesine imkân tanýnmayan bir düðün töreniyle de evlendirebilirmiþ.
"Yani sadenin de sadesi olurmuþ!.."
(17.10.2007)
Yaratan'ýn varlýðýna inancýn gerçek ölçüsünün, aðzýmýzdan çýkan sözler, ya da sahte ibadet gösterileri hiç olmayýp;
sadece ve sadece doðru dürüst davranýþlarýmýz olduðunu geçmiþte
Rehber Varlýk'ýn þu cevabý ne kadar net ortaya koyuyordu:
Soru: Uzun uzun düþündüðü ve menfaat kaygusu olmadýðý halde inanmayanlar, buna raðmen insanlara çok faydalý olanlar var: Bertrand Russel gibi. Bunun neden- lerini lütfeder misiniz? Cevap: Onlarýn inanmayanlardan olduðunu nereden bili- yorsunuz?! söyledikleri sözlere deðil, yaptýklarý hareketlere bakýnýz!..
NURETTÝN TOPÇU:
ÖRNEK BÝR YAÞAM
Aydýn bir kafa ve çaðdaþ bilgiler ýþýðýn- da Ýslâm'ý ve Tasavvufu derinliðine inceleyen ve uygulayan kiþilerin toplumu- muza yaptýklarý hayýrlý hizmetler ve býraktýklarý deðerli ayak izlerinin bir güzel örneðini Felsefe Doçenti Nurettin Topçu'nun (1909-1975) yaþamýnda gör- dük. Fransa'nýn dünyaca ünlü Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe doktorasýný yap- týktan sonra Ýslâm'ý ve tasavvufu inceleyip modern bir kafayla ve örnek davranýþlarýyla etrafýný aydýnlatan Topçu, gelecek nesillere yeni baþtan ele alýnacak, bundan eminim. Ýslâm adýna söylenen- lerin ve yapýlanlarýn Kuran'ýn ve Hz.
Muhammed'in gerçek dileðinin tamamen tersine olduðunu; samimi bir Müslüman olan Topçu'nun yýllarca yayýmladýðý
"Hareket Dergisi'ndeki" yazýlarýnda coþkuyla okumuþtuk. Ýþte geçerliðini aynen sürdüren yazýlarýndan birkaç alýntý:
"Türlü sefaletlerle ihtiraslarýn parça parça böldüðü hasta bir vücudu andýran Ýslâm dünyasý, en bedbaht devirlerinden birini yaþýyor ve her Ýslâm memleketinde ruhlar birbirinden ayrýlmýþ, birbirine saldýrýyorlar. Her sene yüz binlerce ziyaretçi ile dolan Kâbe'nin etrafýnda ruh
birliði ve beraberliði meydana gelemiyor.
Bunun sebebi ne siyasi, ne iktisadi, ne de esasýnda ilmi ve fikridir.
Bu halin sebebi, Ýslâm'ýn temeli ve Kuran'ýn özü olan ahlâk'ýn kaybedilmiþ olmasýdýr.
Bugünkü Müslümanlar, birtakým geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan baþka endiþesi olmayan, Ýlkçað'ýn ve ilkel devrin sihirbazlarýný andýrýyorlar. Kuran harikasý olan Ýlâhi Ahlâk, Ýslâm
diyarýnda çoktan gömülmüþtür.
(“Ýslâm ve Ýnsan” Önsöz)
"Resim günah mý, kolonya haram mý diye sayýklayan, baþ açýk namaz kýlýnýr mý, kýlýnmaz mý münakaþasýný yapan din adamý, sadece cemiyetin sýrtýnda yaþayan bir parazit deðil, dinin gerçek ruhunu unutturucu zararlý bir unsurdur. Bu din adamlarý sýnýfý ortadan kalkmalý, onlarýn yerini, Allah sevgisini yeryüzüne serp- meye kabiliyetli, fedakâr aþk ve hizmet adamlarýndan meydana gelecek, saðcýsý ile solcusunu da birlikte kucaklayan asrýn
Nurettin Topçu (1909 - 1975)
kurtarýcýsý olacak din adamlarý almalýdýr (s: 38)
" Ýslâm'ýn özünü teþkil eden ilâhi ruhu çoktan kaybettik. Din adamlarý için dini hayat, kaç asýrdýr ilâhi bir kaynaða baðlanmaktan çýkmýþ, menfaat ve hukuk sistemi haline gelmiþtir... Bizde bugün tortu halinde kalan ve mevlit sah- nelerindeki çýðýrtkanlarýn piyasasýna intikal eden dini düþünce; ilk çaðlarýn sihri itikatlarýna, Aristo mantýðýnýn eklen- mesiyle meydana gelmiþ ve öylece devam etmektedir. Kaynaklar karanlýk, davalar karanlýk ve hayatýmýzla ilgisi kesilmiþ!..
(Kültür ve Medeniyet s:19)
Nurettin Topçu'nun yüreðinin özünden gelen feryatlarý þimdi yaþamakta olsaydý, kuþkusuz ki artarak devam edecekti.
Uzaða gitmeye gerek yok. Topçu'nun
"Ýlâhi ruhu kaybettikleri" için þikâyetçi olduðu din adamlarýnýn, Türkiye'mizde nasýl bir eðitim sisteminden geçerek yetiþtiðini, birkaç yýl önce bir röportajýn- da eski Diyanet Ýþleri Baþkanlarýndan Prof. Dr. Süleyman Ateþ'e sormuþ, onun hepimizi derin derin düþündürmesi gereken uzun cevabýndan kýsa para- graflarý zaman zaman sizlerle pay- laþmýþtým. Bugün yaþamakta olduðumuz manevi sorunlarýn temeline neþter atan Sayýn Ateþ'in; eðitimin tam merkezindeki en yetkili uzman sýfatýyla, canhýraþ bir feryadý andýran cevabýný þimdi kelimesi kelimesine aynen aktarýyorum: “Hz.
Muhammed âlemlere rahmet idi, biz âlemlere gazap olduk”
SA- Çok önemli bir soru bu. Ýslâmiyet, temeli Kuran olan bir yüce mesajdýr.
Tutucularýn durmadan tekrarladýklarý gibi Cehennemi doldurma aracý deðildir.
Bunun tam aksine olarak Ýslâm'ýn mesajýnda insanlarý sevmek ve onlarý
kardeþ bilmek emri yer alýr. Buna raðmen ne yazýk ki, pek çok savaþýn kaynaðý din oldu.
Ýnsanlarýn bencillikleri, ýrkçý davranýþlarý, ilâhi mesajýn özündeki birlik ve beraberliði aldý götürdü; yerini düþ- manlýk ve barbarlýk aldý.
Kuran, bütün peygamberlerin tek bir dinin mensubu yani Müslüman olduðunu söyler.
Ve hepimizi Ýbrahim'in "Tek Ýlâh'lý" dininde birleþmeye davet eder. Kitabýmýz bozulmamýþ olarak ortada duruyor. Ama din uzmanlarý tutarsýz yorumlarýyla iþi berbat bir hale getirdiler. Ve esas acýnacak nokta, bugün ilâhiyatla ilgili meslek okullarýnda öðretilen din, iþte bu din uzmanlarýnýn berbat ettikleri dindir.
Yaptýklarý açýklamalarýn çoðunu Kuran'ýn ortaya
koyduðu dinle bir ilgisi yoktur.
Onlarý, yetiþtikleri zaman ve saatler içinde deðerlendirerek, niçin bu þekilde yorumlar yaptýklarýný anlayabilir, hattâ bunlarý doðal karþýlayabiliriz. Ama bugün bizlerin onlarý tabulaþtýrarak söyledikleri- ni tartýþmasýz aynen kabul etmemizin hiçbir akýlcý yönü baðýþlanacak tarafý yok.
Neredeyse onlarý peygamberler düzeyine yükseltiyoruz. Hattâ daha da üstüne.
Çünkü peygamberler bile, vahiy dýþýnda, kendilerini yanýlmaz diye takdim etmedi-
ler. Biz ise geçmiþ din yorumcularýný yanýlmaz diye tabulaþtýrarak, onlarý peygamber üstü bir duruma yükseltiyor, neredeyse "Ýlâhilik sýfatý" veriyoruz. Bu ise Kuran'ýn kesinlikle yasakladýðý Allah'a eþ koþma günahýnýn açýk deðil ama gizli bir iþlenmesine götürüyor bizleri. Hz.
Muhammed hurma aþýsý konusunda doðaya aykýrý bir tavsiyede bulunup ürünün verimi düþünce, "Siz dünyaya ait þeyleri benden daha iyi bilirsiniz" demiþ ve vahiy dýþýnda insan olarak yanýlabile- ceðini dile getirmiþtir. O halde biz Astronomi bilgisi az olan Ýmam-ý Âza- m'ýn: "Dünya buz tutmuþ su üzerine döþenmiþtir" sözünü onu yanýlmaz sanýp ne hakla doðruymuþ gibi aktarmaya çalýþýyoruz. Buna benzer pek çok þeyde yanýldýklarý halde, bizden 500-1000 sene önce yaþamýþ atalarýmýzý "onlar bizden daha iyi bilir" diye yüceltmemiz büyük hatadýr. Türkiyemizde Ýmam Hatip Okullarýnda ve Ýlâhiyat Fakültelerimizde öðretilenler iþte bu din uzmanlarýnýn ortaya koyduklarý kalýplaþtýrýlmýþ dindir.
Kuran'ýn dini deðildir. Bu sebepten de bir çoðu Kuran'a terstir, aykýrýdýr. Bu okutu- lan eserlerin yeni baþtan ele alýnmasý Kuran ruhuyla aydýnlanmýþ kiþilerce; akýl, mantýk ve bilimin ýþýðýnda yeniden yazýl- masý gerekir. Bu yapýlmazsa, bugünkü gibi, çok hoþgörüsüz, çok tekelci ve geniþ düþünmekten çok uzak, þartlanmýþ bir nesil yetiþtirmeye devam eder dururuz.
Sorduðunuz soruda bir de "gönül eðitimi"
hususu var. Eskiden mutasavvýflar (tasavvuf önderleri) bunu çok güzel yapýyorlardý. Cüneyd-i Baðdadi, Abdülkadir Geylâni, Sülemi, Muhiddin-i Arabi, Konevi ve Mevlâna'larýn temsil ettiði tasavvuf; olgunluða eriþmiþ yol gös- tericilerin (Mürþid-i Kâmil) eðitiminde
insanlarý kin, haset, dedikodu, gýybet, düþmanlýk... gibi pek çok ilkel duygular- dan kurtarýyor, onlarý kendi nefisleriyle savaþan erler haline getiriyordu. Þimdi tasavvuf da bozuldu. Çoðu, tutucu, doðru düþünme kurallarýndan uzak, saldýrgan, dedikoducu bir tavra büründü. Bir yerde baþ olmak, buyurmak ateþiyle yanýyor niceleri... Sözü yine dini okullara
getirmek istiyorum. Geçmiþi tabulaþtýr- mak, doktorasýný bile derme-çatma yap- mýþ kiþilerle eðitimi sürdürmek yanlýþlarý içindeki bu kurumlarýmýz, gönül eðitimi yönünden de çok geri durumda. Ben isti- yorum ki, kendini tamamen Allah'ýn emrine vermiþ, manen olgunlaþmýþ hocalarýn yönetiminde öðrenciler, önce 2- 3 sene gönül eðitiminden geçip saygýyý, sevgiyi iyice kendilerine benimsetmeliler.
Bundan sonra da Kuran ýþýðýyla aydýnlan- mýþ din uzmanlarýnýn eline verilmeliler.
Þimdi bunun tam tersi yapýlýyor. Hz.
Muhammed "Âlemlere rahmet" idi. Biz
"Âlemlere gazap" olduk.
Sayýn Prof. Dr. Süleyman Ateþ hoca- mýzýn cevabýndan açýkça anlaþýlýyor ki, bu
eleþtirel hür düþünceye önem vermeyen eðitim sistemiyle yetiþmiþ din adamlarýn- dan büyük bir atýlým beklemek boþuna.
Gerçi Ankara Ýlâhiyat'ta, Prof. Dr. Fazlur Rahman'ýn modernist fikirlerini benim- semiþ öðretim görevlilerimiz de yok deðil ama, sayýlarý az ve sesleri pek çýkmýyor.
Türkiyemizde lâikliði korumak, ahlâký dinin temel direði yapmak ancak aydýn- larýmýzýn Ýslâm'ý temel kaynaklarýyla inceleyip özümsemelerinden geçiyor.
Bilgisiz fikir olmaz. Nurettin Topçu'nun yaþamý bu konuda izlenecek güzel bir örnek olarak yerini korumaktadýr.
ÝÞÝMÝZ YASAK GETÝRMEK MÝ, ÖZGÜRLÜÐÜ ÖÐRETMEK MÝ?!..
Yasaklamalarla bir yere vara- madýðýmýzý, üstelik insan haklarýný, eðitim özgürlüðünü zedelemekte olduðu- muzu Üniversitelerdeki türban yasaðýnda alabildiðine yaþadýk, yaþamaktayýz. Böyle yapacaðýmýza Kuran'ý Kerim'in Ahzap suresinin 59.uncu âyetinde Ýslâm kadýn- larýna müþriklerden ayýrt edilebilmeleri için bir simge olarak örtünme emri veril- diðini ve daha sonra Nur suresi 30 uncu âyette erkeklere edepli yaþayýp ýrzlarýný korumalarý emrinin verildiðini anlatabili- riz. Ve izleyen Nur 31'de ise önceleri Ahzap 59'da bir ayýrt edilme, bir tanýnma aracý olarak öðütlenen baþ örtülerini yakalarý üzerine yerleþtirmeleri, seksi gösterilerden uzak durmalarý, ýrzlarýný korumalarý emrinin kadýnlara da emredildiðini Kuran'dan alýntý yaparak sözlerimize ekleyebiliriz. Özet olarak âyetlerde hem erkeklere, hem kadýnlara cinsiyetlerinden önce insan olduklarýný unutmamalarý, etrafa neþriyat yapma- malarý öðütlenmektedir.
Yüzde doksan dokuzu Müslüman olduðu sürekli tekrarlanan Ülkemizde Ahzap 59'daki gibi artýk hanýmlarýn müþriklerden ayýrt edilme ihtiyacýnýn kalmadýðý ve "saç"ýn bir seks uyarýmýna neden olmadýðý iyice anlatýlarak, acaba kýzlarýmýz aydýnlatýlamaz mý? Ama son kararý yine onlara býrakmak da evrensel insan haklarýnýn ve eðitim özgürlüðünün bir gereði olmaz mý?
Bütün bunlarýn korkulardan, peþin yargýlardan, dýþlamalardan uzak, serin- kanlýkla tartýþýlabilmesi için iþi yalnýz yetersiz eðitimle yetiþmiþ din adamlarýnýn eline býrakmayýp, topyekün bilgilenme- miz, aydýnlanmamýz þart. Hiçbir olumlu sonuca gayretsiz eriþilmiyor ki!..
Böyle bir Türkiye yaratabilirsek 800 yaþýndaki Mevlâna'mýzýn özlediði, gönüllere sinmiþ gerçek bir lâik düzenin sarsýlmaz temellerini atabiliriz.:
Müslümanlýðýn, kâfirliðin dýþýnda bir ova
Uçsuz bucaksýz ovada sevdamýz uzar gider
Anlayan vardý mý usulca baþýný kor
Ne Müslümanlýða yer var, ne kâfirliðe yer.
ÝSLÂMI NASIL ÝNCELEYELÝM?
Çalýþma metodlu olursa verimi artar.
Ýslâmi araþtýrmalarýmýz için geçen sayýlarýmýzda önerdiðim yöntemi tekrar- lamakta yarar görüyorum:
Hedefimiz Kuran'ý iyi anlamak olmalý.
Tanrý'nýn bütün insanlara seslendiði bu kitaptaki sözlerin hem 1400 yýl önceki,
hem de çaðýmýzdaki anlamlarýný, Yara- tan'ýn insanlarý birliðe kavuþturmak için saptadýðý ara ve ana hedefleri iyice kavra- malýyýz. Bunu yapýnca aramýzdaki birçok anlaþmazlýðý en doðru sonuca ulaþtýrmak ne kadar kolaylaþacak'.. Kuran'ý iyi anla- mak için Hz. Muhammed'in o emsalsiz hayatýný yeterince bilmemiz vazgeçilmez bir ön þart. Bu konuda Türkçe'mizde pek çok kitap var. Örneðin Muhammed Heykel'in Hürriyet yayýnlarý arasýnda çýkan "Hazreti Muhammed Mustafa"
kitabýný hararetle tavsiye edebilirim. Bu kitap size emeðinizin karþýlýðýný misliyle ödeyecektir emin olun.
Artýk sýra Kuran'ýn anlamýný -elbette Türkçe anlamýný- öðrenmeðe geldi.
Bunun için de rahatlýkla önerebileceðim kitaplar var. Örneðin Dinayet Ýþleri Eski Baþkanlarýndan Prof. Dr. Süleyman Ateþ'in tek ciltlik "Kuran'ý Kerim Meali"
kitabý güzel bir Türkçe'yle ve yerine göre açýklamalar da yapýlarak hazýrlandýðýndan Tanrýsal sözleri anlamanýzda size yardým- cý olacaktýr. Ýslâm kültür tarihi ve mirasýný bilmek de önemli. Alman Doðu-Bilimcisi Sigrid Hunke'nin yazdýðý ve Hayrullah Örs tarafýndan Türkçe'mize kazan- dýrýlmýþ: "Tanrý'nýn Güneþi Avrupa'nýn Üzerinde" isimli kitap size çok þeyler kazandýracaktýr. Daha da derinleþmek isteyenler Prof. Dr. Yaþar Nuri Öztürk'ün her yerde bulabilecekleri kitaplarýndan nice aydýnlýklar devþireceklerdir.
Görüyoruz ki Türkçe'miz bize bugüne kadar geniþ imkânlar sunuyor. Emin olun 35-40 yýl öncesiyle karþýlaþtýrýrsak bugün Ýslâm'ýn temel kaynaklarýna ulaþabilme bakýmýndan çok parlak bir noktadayýz.
Çünkü hemen hepsi Arapça'dan dilimize çevrilmiþ durumda..."
Kuran'ý iyi anlamak için kitapta geçen
Arapça kelimelerin aslýný bilmek isteye- biliriz. Örneðin: Kuran'da baþta Fatiha Suresi olmak üzere birçok ayette
"Yevmiddin (Din Günü), kelimesi geçer.
Bunu yorumlu olarak "Hesap Günü"
"Ceza Günü" "Kýyamet Günü" diye çevirip anlamýný saptýrýyorlar.
Geçmiþte "Sevgi Dünyasý'nda"
uzun yýllar boyunca
yayýmladýðým "Kuran'ý Kerim'in Düþündürdükleri" dizisinde -ki geçmiþ ciltlerimize sahip olan- lar Kuran çalýþmalarýnda faydalanabilirler- Din Günü'nün, Kýyametten önce yeryüzünde yaþayacaðýmýz ve þimdi bize çok yaklaþmýþ bir gün olduðunu kanýtlamýþtým.
Bu nedenle Kuran'da geçen kelimelerin gerçekte ne olduðunu öðrenmek için
"Tibyan Tefsiri" ve Milliyet Gazetesi'nin yayýmladýðý Kuran çevirilerinden faydalanabilirsiniz.
Bunlarda Arapça kelimeler Lâtin harfleriyle yazýldýðýndan, ayrýca eski yazý öðrenmenize gerek yoktur.
Derinleþmek isteyenler, uzak görüþlü Atatürk'ümüzün emriyle Elmalýlý Hamdi Yazýr tarafýndan yazýlan ve devlet eliyle bastýrýlan 9 ciltlik o görkemli "Hak Dini Kuran Dili" yorumlarýnýn sadeleþtirilmiþ Türkçe'yle yayýmlanmýþ yeni basýmlarýna baþvurabilirler.
Yazarýmýz Güngör Özyiðit’in
Sevgi Dünyasý’nda yayýmladýðýmýz (Mart 2000 - Þubat 2002) dosya yazýlarý
“Binyýlýn Birikimi - Milenyum Müjdesi”
adýyla basýlmýþtýr.
Yazarýn son iki kitabý:
“Dr. Bedri Ruhselman’dan Anýlar ve Yazýlar”
“Dinci Deðil, Dindar Olmak”
Türban
Neyi Örtüyor?
Güngör Özyiðit, Psikolog
Türban, Türkiye'nin en önemli sorunuymuþçasýna gündemdeki yerini koruyor. Hemen herkes "sýkmabaþ tür- baný" tartýþýyor. Ve bu konu, "kiþisel kýyafet özgürlüðü" gibi deðerlendirile- rek yeni yapýlan anayasaya sokulmaya çalýþýlýyor. Ünlü sosyolog Prof. Þerif Mardin "Hürriyet'te Ayþe Arman'la
yaptýðý bir söyleþide "mahalle baskýsý- na" deðinerek Türkiye'nin Malezya'ya benzeyebileceðini söylüyor. Ve gele- cekte baþlarýna konacak türban konusunda kadýnlarý güya uyarýyor.
Cumhuriyet'ten Hikmet Çetinkaya, Mardin'in sözlerini örümceklerin avlarýnýn bedenine enjekte ettikleri
Fotoðraf: “Opera Sauvage” albümü kapak resmi, Vangelis
uyuþturucu ve protein eritici sývýya benzeterek þöyle bir deðerlendirmede bulunuyor:
"Prof. Mardin, Nakþilerin ve Nurcularýn önderlerinden Prof. Esat Coþan'ý ve Fetullah Gülen'i pek sever.
Dincilere ve tarikatlara toz kondur- maz!.. Tarikatlarý 'cemaat' olarak görür ve 'demokrasinin bir parçasý' diye adlandýrýr. Mardin, tarikatlarýn 'demokratik kitle örgütü' olduðunu savunur.
Mardin, Ayþe Arman'la yaptýðý söyleþide 'tavþana kaç, tazýya tut' diyor.
Bir baþka deyiþle 'bekle gör' poli- tikasýný demokrasinin gereði gibi ortaya koyuyor.
TÜRBAN BAÞÖRTÜSÜ
Cüneyt Ülsever, türbaný baþörtüsü ile eþitleyen, ikisini ayný þeymiþ gibi gösterme kurnazlýklarýna karþý devleti önlem almaya çaðýrýyor:
"Dünya da her türlü özgürlük istismar edilmeye açýktýr ve devletin bir görevi de bu istismarlarý önlemek için tedbir almaktýr."
Türkiye giderek bir din devletine dönüþür mü kaygýsýný güdenlere karþý, iktidardaki parti, yani AKP, Avrupa Birliði’ni hedeflediklerini söyleyerek, bunu en büyük güvence gibi gösteri- yorlar.
Ne var ki, AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eþbaþkaný, Alman Hýristiyan Demokrat
Milletvekili, koyu muhafazakar ve din- dar olan Renate Sommer, türbana iliþkin görüþlerini olanca açýklýðýyla gözler önüne seriyor:
"Türkiye'de karþý karþýya olduðumuz tablo siyasi Ýslâm'ý çaðrýþtýrýyor.
Baþörtüsü siyasi bir simgedir...
AKP'nin yeniden iktidara gelmesini ve Ýslâmcý Abdullah Gül'ün
Cumhurbaþkaný olmasýný kaygýyla izliyoruz...
Erdoðan kuþku uyandýran bazý poli- tikalara imza attý. Bunlara örnek göstermek gerekirse AKP'li
belediyelerin son zamanlarda yaygýn- laþan içki yasaðý uygulama giriþimleri ve AÝHM' deki türban davalarý...
Eðer yeni bir düzenlemede (Anayasa deðiþikliði) genç kýzlarýn baþörtüsü ile üniversitelere girmesinin önü açýlýrsa, türban takmayanlarýn sosyal baský ile karþýlaþacaðýndan endiþeliyiz. Dini inançlarýn kamusal alanda bir baský unsuru haline getirilmemesi için
Türkiye'deki süreci yakýndan takip ede- ceðiz...
Türkiye'de özgürlükler adým adým, yavaþ yavaþ budanýyor."
SÝYASAL SÝMGE
Yýllar önce "Sevgi Dünyasý'nda"
"Türban Olayý" baþlýklý bir yazýmda
"Türbaný, yalnýzca insan hak ve özgür- lükleri ile ilgili bir kýyafet uygulamasý, olarak görüp göstermek iþi biraz hafife almak olmaz mý?" dedikten sonra, bugün de altýna imzamý atabileceðim þu satýrlarý yazmýþtým:
"Burada hareketin veya kýyafetin arkasýndaki niyet önemli.
Gerçekte türban, bir eðilimin, bir akýmýn, hadi söyleyelim, irti- canýn ve þeriatçý görüþün bir simgesi. Demek ki türban, özgürce giyinmek özleminden daha fazla bir þey ifade ediyor.
Aslýnda her siyasal akým kýyafeti önemsemekte, o yolla gücünü göstermekte ve kendi reklamýný yapmaktadýr. Mussolini'nin siyah gömleklileri, Hitler'in kahverenkli gömleklileri, Mao'nun kapalý yakalýlarý, Humeyni'nin kravatsýz mintan- lýlarý gibi...
Kaldý ki dinsel özgürlüðün, uygula- mada, lâik düzenin kurallarýyla uyum içinde olmasý gerekir. Özgürlüðün vataný Amerika inanç özgürlüðüne saygýlýdýr. Ama ayný anayasal sistem, inanç özgürlüðünün, kural dýþý davranýþlar getirmesini kabul etmez.
Örneðin Mormon Mezhebi üyeleri, erkeklerin birden fazla kadýnla evlen- mesini hoþgörür. Ancak, Amerika yasalarýna göre çok karýlýlýk suç olduðu için, Mormonlarýn bu uygulamasýna Amerika izin vermez. Sonra irtica konusunda ödün verdiniz mi, bunun arkasý da gelir. Nitekim "Güneþ Gazetesi'nin" Konya muhabiri, Ýhsan Kayseri'nin bildirdiðine göre, Konya Selçuk Üniversitesi Fakülteleri'nde okuyan türbanlý kýz öðrenciler, yabancý bir erkekle konuþmanýn namahrem (dinen sakýncalý) olduðunu öne sürerek, erkek öðretim üyelerinin sorularýna cevap vermiyorlar ve o þekilde direniþe geçiyorlar. Yine Ýstanbul Üniversitesi'n- den bir profesörün söylediðine göre, diþ hekimliði eðitimi yapýlan bir fakül- tede bulunan türbanlý kýz öðrenciler 'günahtýr' diyerek erkek hastalarý tedavi etmeyi reddediyorlar. Eðer iþin önü vaktinde alýnmazsa, iþ o raddeye gelir ki, 'örtünmek Allah'ýn emridir' diye dilediði gibi giyinmesine izin verdiði- niz kiþi, yarýn karþýnýza "Allah'ýn emri- ni yerine getirmeyenlerin katli þer'an caizdir' diye de çýkabilir. Ýþte irticanýn dehþeti buradadýr. Koskoca padiþahlarý, sadrazamlarý alaþaðý eden, her yeniliðe karþý 'din elden gidiyor' diye direnen ve Kubilay'ýn kafasýný kesen bunlardan
baþkasý deðildi ki!"
Türban neyi örtüyor? Görünüþe göre saçý-baþý. Ama aslýnda kafalarýn içini geriye doðru deðiþtirmek istiyor. Ayný zamanda bazý gerçeklerin üstünü ört- mek ve onlarý gizlemek iþlevini de üstleniyor.
GENÇLERÝN DÜNYASI
Türbanlýlar Üniversiteye girsin mi tartýþmalarýný yaparken, üniversitelerde okuyan gençlerin durumu ne, onu atlýy- oruz galiba. Son zamanlarýn en dobra gazetecilerinden Yýlmaz Özdil
"Hürriyet" teki köþesinde üniversiteli gençlerin dramýný bir tablo gibi su- nuyor:
"Sormuþlar onlara...
- En büyük derdin ne?
- Parasýzlýk.
- Sonra?
- Ýþ
Parasýzlýktan þikayet edenlerin oraný ne biliyor musunuz? Yüzde 90.
"Ülkede gelir daðýlýmý berbat" diyen- lerin oraný yüzde 97. "Bizim ahali, þahsi menfaat için her þeyi yapar abi"
diyenlerin oraný yüzde 95.
"Kimseyi yemesinler, bu memleket demokratik falan deðil" diyenlerin oraný yüzde 90.
"Eþitlik, meþitlik diyorlar, hepsi hikâye..." yüzde 98.
Umudunu yitirenlerin yüzdesi yüzde 82.
Gazi, Akdeniz, Atatürk, Dokuz Eylül, Ticaret, Ýnönü, Ýstanbul, ODTÜ gibi üniversitelerimizde yapýlan araþtýr-
malarýn ortalamasý, üç aþaðý beþ yukarý böyle."
Sayýn Özdil "Vaziyet bu. Sen kafayý saça takmýþsýn" dedikten sonra, sarsýcý bir soruyla konuyu baðlýyor:
"Hayatýn baþlangýcýnda böylesine bir yoksulluðu, böylesine bir çaresizliði, karamsarlýðý, umutsuzluðu nasýl örte- bilir ki türban? Nasýl?"
Gençlerin içine düþürüldüðü bu tabloyu gördükten sonra, nüfusumuzun yüzde yetmiþinin genç olduðuna övün- memiz mi, yoksa dövünmemiz mi gerektiðini bir kere daha düþünmeliyiz.
GÖZLERDEN GÝZLENEN
"Hürriyet'ten" Rahmi Turan,
"Sýkmabaþ, özgürlük simgesi mi?"
baþlýklý yazýsýnýn sonunda, günümüzü hicveden anonim bir dörtlükle türbanýn asýl neyi örttüðünü dolaylý bir þekilde söylüyor:
Hocamýz var, hacýmýz var Sýkmabaþlý bacýmýz var Biz çok yiðit bir milletiz Uçan kuþa borcumuz var
Tüm dikkatler türban üzerine odak- lanýrken, yani Türk Halký cambaza baktýrýlýrken, ekonomik durum gözler- den uzak tutulmaya çalýþýlýyor.
Ýlhan Selçuk Cumhuriyet'teki
"Pencere"sinde bugünkü ekonominin fotoðrafýný çekiyor:
"Ekonomide dýþarýya ve rantiyeye çalýþýyoruz. Ýki marifetimiz var:
Yüksek faiz... Aþýrý borçlanma...
Ama ne medyanýn eleþtirisi yükseliy- or... Ne de halkýn sesi çýkýyor...
Dincilik kavgasý ile etnikçi terör poli- tikayý kafakola almýþ... Türkiye soyu- luyormuþ... Kime ne? 'Dinci
Müslümanlar' ile 'Lâik Müslümanlar' arasýndaki kavga bu iktidara koltuðu kolayca saðladý; dönüp de soyguna bakan yok..."
Prof. Dr. Þükrü Kýzýlot "Hürriyet'te"
çýkan "Yabancýlar için faiz ve borsanýn dayanýlmaz cazibesi" baþlýklý yazýsýnda keskin bir saptamada bulunuyor:
"Vergi ve faiz avantajlarý nedeniyle Türkiye'ye gelen sýcak (emanet) para 90 milyar dolara ulaþmýþ durumda.
Döviz kuru düþük, faiz böyle yüksek olduðu sürece, Türkiye, sýcak paranýn aktýðý ülke olmaya devam edecek.
Türkiye yabancýlar için inanýlmaz bir cazibe merkezi oldu. Türkiye'ye akýn ediyor, inanýlmaz paralar kazanýyor- lar..."
Gerçekleri yazdýðý için iþinden olan ünlü gazeteci Emin Çölaþan da soru- yor:
"Peki o büyük paralar, yabancýlarýn, hem de bir kuruþ vergi vermeden, bir kiþiye iþ yaratmadan, bir tek fabrika kurmadan kazandýðý o milyarlarca dolar kimin cebinden çýkýyor?"
Ve cevap veriyor:
"Bizim!.. Hepimizin!.. Farkýna bile varmadan, çaktýr- madan!.."
Deðerli dostum Yiðit Bulut, 'Vatan'daki' köþesinde "26 süper zenginimiz, 26 milyon açýmýz var" diyerek durumu çok güzel özetliyor. Bir yanda 26 dolar milyarderi, diðer tarafta 26 milyon açlýk sýnýrý altýnda yaþayan vatandaþýmýz.
Yine Yiðit Bulut 20 YTL için tarlada çalýþ- maya giderken kazada can verenler için yazdýðý bir yazýnýn 'sonuç' bölümünde acý gerçeði dile getiriyor:
"Vatandaþý 20 YTL için ölüme giden bir ülke; yýlda 50 milyar dolar üzerinde 'faiz' ve 'sýcak para' rantý, ödüyorsa, orada birilerinin gözleri boyanýyor, bi- rileri de malý götürüyor demektir.
Benden uyarmasý, isteyenler 'ekonomik mucize' olduðuna, küresel dalga gelene kadar inanmaya devam edebilirler..."
Þimdi baþladýðým gibi bitiriyor ve tekrar soruyorum: Türban neyi örtüyor sizce?!..
Nihal Gürsoy
Hâle Ürkmezgil
ile sanat üzerine bir söyleþi
Nihal Gürsoy- Hale Haným, okuyu- cularýmýza kendinizi kýsaca tanýtabilir misiniz?
Hale Ürkmezgil- 1949 yýlýnda Ankara'da doðdum. Marmara Üniver- sitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik - Serbest Ýllüstrasyon Bölümü'nden mezun oldum. 1973 - 1990 yýllarý arasýnda reklam sektöründe Art Direktör ve Kreativ Direktör olarak çalýþtým. 1989 yýlýnda heykel çalýþ- malarýma seramik ile baþladým. Çalýþ- malarýmý figüratif tarzda mermer yontu ve bronz döküm ile sürdürüyorum.
Bakýrköy'lü Sanatçýlar Derneði (Basad) Yönetim Kurulu Üyesi, Birleþmiþ Ressamlar ve Heykeltýraþlar Derneði Üyesiyim. On adet kiþisel heykel sergim oldu. 2007 Mayýs'ýnda Bakraç Sanat Galerisi'nde en son kiþisel sergi- mi sanatseverlerle paylaþtým. Yurt dýþý sergilerim de oldu, ikisi Almanya'da diðeri Kýbrýs'ta olmak üzere. Ayrýca 2002 yýlýnda Umut Vakfý "Bireysel Silahsýzlanma ve Bireysel Barýþ"
Heykel yarýþmasýnda "O'nun Silahý Sevgi" heykeli ile Seçici Kurul Teþvik Ödülü'nü aldým. Bu arada Ankara Gazi Eðitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi'nde "Sevgi Emektir" adlý ese- rim, halen sergilenmektedir. 2003 yýlýn- da da Fransa'da "Roumaziéres-Loubert- Sculptures dargile" Performans
Yarýþmasý'nda Türkiye'yi temsil ettim.
Ellinin üzerinde karma sergiye
katýldým. Ankara Karaca Sanat Galerisi onuncu yýlýný kutlamak için kiþisel sergi açtýðý sanatçýlarý bir karma sergiyle 2007 yýlý Þubat Ayý'nda biraraya topladý. Ayný yýlýn Mart Ayý'nda Birleþmiþ Ressamlar ve Heykeltýraþlar Derneði 37. Yýl Karma
Sergisi'nde de yer aldým. Otuz dört yýldýr evliyim, otuz beþinci yýlýn duygularýný heykelleþtirmeyi düþünü- yorum.
Nihal Gürsoy - Hale Haným, heykel- lerinizi ortaya çýkarýrken temalarýnýzý nasýl seçiyorsunuz?
Hale Ürkmezgil - Benim eserlerimin temasýný; insan, insan figürleri ve onlarýn anlarý, anlardaki duygularý oluþ- turuyor. Heykellerimde bir form arayýþý yok, bu tür endiþelerim de yok. Ben duygularý þekillendiriyorum ama sanat- severlerin bu heykellerin verdiði duygularla uzun yýllar ayný odayý pay- laþacaklarýný da biliyorum. Bu nedenle heykellerimde þiddet, öfke, kin gibi unsurlara yer vermiyorum.
“Anlatamýyorum ki” denir,
“Kelimeler yetmiyor” denir.
Ben dokunun diyorum, Sevgilere, özlemlere, Aþka, yüreðe...
Nihal Gürsoy - Bir eserin ortaya çýkýþ sürecinden bizlere söz edebilir misiniz?
Hale Ürkmezgil - Size, Ankara'da müzede bulunan "Sevgi Emektir" adlý heykelimin hikayesinden söz edeyim.
90'lý yýllarda yaþanan "Cumartesi Anneleri'nin" dramýný hepimiz biliriz.
Yine bir Cumartesi günü, Galatasaray Lisesi'nin önünde ellerinde karanfilleri, karþý kaldýrýmdaki polislerin
nezaretinde oturma eylemi yaparlarken bir adým önümde yürüyen, uzun boylu, gür saçlý bir kadýnýn yanýndaki on üç,
on dört yaþlarýndaki oðluna karþýsýnda gördüðü analarýn acýsýný yaþayarak, kollarýný kanat gibi gerip nasýl sarýldýðýný görmek, o günkü prog- ramýmý tamamen deðiþtirdi ve ben kendimi atölyede buldum. Önümde yürüyen annenin evladýný kaybedebile- ceðini düþündüðü an bedeninin aldýðý þekil ve koruma duygusu beni çok et- kilemiþti.
Böyle zamanlarda
yüreðimi avuçlarýma alarak, tüm yaþamý ve
insana dair ne varsa hepsini hissederek,
çamuru þekillendirmekten baþka yapabileceðim bir þey kalmýyor.
Bu aþamadan sonra, çamu- run aþçýdan veya silikondan kalýbýný alýyorum. Eðer döküm kum kalýp (tek döküm) olacaksa alçý yeterli oluyor, çoðaltýlacaksa silikon ve mum kalýp alýnmasý gerekiyor. Bronz döküm yapýldýktan sonra tekrardan tasfiye ile düzeltmek (patine) gerekiyor. Son aþama ise heykelin kaideye baðlanmasý oluyor, iþin en önemli kýsmý ise sanatseverlerle heykeli buluþturmak. Burada aracý kurum olan galeriler, kendi devamlýlýklarýný saðlaya-
bilmek amacýyla, sanatçýnýn icrasýný deðil sanatseverin talebini deðer- lendirmek durumda kalýyorlar.
Galericilerin ve sanatçýlarýn bu müþterek problemine raðmen ben yaþamýmýn sonuna kadar duygularýmý formlaþtýrmaya devam etmek istiyo- rum, çünkü varlýðýmý bu yolla ifade edebiliyorum. Bakarsýnýz bir gün heykel yerine tuval resimleri yapmaya baþlarým. Türkiye'deki sanatseverler, tuval resimlerine daha alýþýklar.
Duvarlarýný deðerlendirmeyi biliyorlar ama heykeli nerede kullanacaklarýna karar veremiyorlar. Kadýn ve erkekten oluþan bir heykelim vardý, ismi
"Beklenen an"; öpüþmeye yakýn bir halde olan heykeli satýn alan sanatsever
"çok güzel ama ben bunu yatak odama
“Sevgi Sözü”
22x21x14 cm, kum kalýp, tek döküm
mý koymalýyým?" diye sormuþtu. Biz heykeltýraþlar, bir heykelin ortaya çýkýþýndan daha çok sanatseverlerle buluþmasý için de çaba sarfediyoruz.
Heykel sanatýnýn ülkemizdeki durumu- nun on - on beþ yýl öncesine göre mesafe kaydetmiþ olmasý bizleri sevin- diriyor.
Nihal Gürsoy - Ülkemizdeki insan- larýn plastik sanatlara yaklaþýmýný genel olarak nasýl buluyorsunuz?
Hale Ürkmezgil - Bu sorunuza resim sanatý ve heykel sanatý ayýrýmýný
yaparak cevap vereceðim. Ülkemizde resim sanatý halkla daha çok buluþmuþ ve kabul görmüþ bir durumda, heykel denildiðinde maalesef "Atatürk Heykeli" anlaþýlýyor. Bu nedenle heykeli daha çok anlatmak durumun- dayýz. Her kasabanýn özelliðini taþýyan bir heykelini meydanýna koyarsak, çocuklar etrafýnda oynayarak büyür- lerse ve diðer kasabaya gittiklerinde o kasabayý anlatan baþka bir heykel görürlerse, Büyükþehir'e geldiklerinde
"bu parkýn heykeli niye yok?" diye sorarlarsa, heykelin yaþamýmýzdaki yerini ve önemini anlatmýþ sayýlabiliriz.
Heykel, form bütünlüðü içinde bazen tarihten bir sayfayý, bazen yöresel bir özelliði veya sadece anlarý anlatýr, hedef gösterir. Yani heykel hem bize bizi buldurur, hem de hedefimizi düþündürür.
Nihal Gürsoy - Ýnsanlarýmýzý heykel sanatýyla buluþturmanýn yolunun Avrupa'da olduðu gibi cadde, sokak ve parklarýn hattâ binalarýn cephelerinin heykellerle donatýlmasýndan geçtiðini mi söylemek istiyorsunuz?"
Hale Ürkmezgil - Evet, çünkü sanatý anlamak sadece okumak, duymak
deðil, görmek ve dokunmakla birebir iliþkilidir. Bunun neticesinde estetik bilinci ortaya çýkar.
Sanatý izleyen insanlar, önce kendilerini ve evlerini düzene koyarlar, onlarýn balkonlarýnda çiçekler vardýr.
Güzel ve güzeli bulma kaygýlarý artmýþtýr.
Yanyana gelen iki objenin uyumuna bakarlar,
güzelliðin farkýnda olmak çirkinliðin altýný çizmeyi beraberinde getirecektir.
Bu farkýndalýk kiþinin beðeni düzeyini daima
yukarý daha yukarý çekecektir.
Beðenisi yükselen insanlarýn oluþturduðu toplumun beklentisi de yükseleceðinden
toplumun geleceðine dair ivme kazandýrýr.
Nihal Gürsoy - Hale Haným, siz hem sanatýnýzda hem de sosyal yaþamýnýzda kadýnýn önemini, toplumun geleceðini oluþturmaktaki rolünü biliyor ve bu konuda birtakým sosyal aktivitelerde yer alýyorsunuz. Bizlere bu çalýþ- malarýnýzdan da söz edebilir misiniz?
Hale Ürkmezgil - Bildiðiniz gibi, evlendiðimden beri Bakýrköy'de yaþý- yorum. On beþ yýl önce kurulan Bakýrköy'lü Sanatçýlar Derneði'nin 70.
üyesiydim. Bugün Derneðin, Yönetim Kurulu'nda çalýþýyor, Bakýrköylüleri sanatla buluþturmak ve sanatçýyý Ýlçe halkýyla yakýnlaþtýrmak amacýyla her ayýn son Pazar günü "Sanat Pazarý"
organizasyonunu yürütüyorum.
Ýki yýl önce "Birleþmiþ Milletler Bin Yýl Kalkýnma Hedefleri" projesi doð- rultusunda kurulan "Yerel Gündem 21"
Bakýrköy Kadýn Meclisi'nde BASAD'ý (Bakýrköy'lü Sanatçýlar Derneði) tem- silen 2. Baþkan olarak yer aldým. "YG- 21" 21. Y.Y. da yerel halkýn, Beledi- ye'nin çatýsý altýnda kendi gündemlerini oluþturmalarý ve çözüm için kadýn meclisi aracýlýðý ile yol aramalarýdýr.
Birleþmiþ Milletler Bin Yýl Kalkýnma Hedefleri'nin maddelerinden olan
"cinsler arasý eþitliðin saðlanmasý kadýn eðitimi ve istihdamý" konusu bizim 2007-2008 programýmýzýn ana madde- sidir.
Bu gerekçe ile Kasým Ayý'nda "çýkýþ noktasý" adý altýnda baþlayacak olan bir proje hazýrladýk. Okuryazar belgesi olup, hiçbir geçim yolu bulunmayan 18-40 yaþ arasýndaki kadýnlarýn
ekonomik düzeylerini yükseltip, sosyal yaþamda varolmalarýný saðlamanýn yanýnda, cinsler arasýndaki eþitliði de gerçekleþtirmek için çocuk bakýmý (dadý), yaþlý ve hasta bakýmý eðitimi vereceðiz.
Bu eðitim Ýstanbul Üniversitesi destekli olup, üç aylýk bir süreci içer- mektedir. Eðitimini baþarýyla tamam- layan kadýnlar sertifika alacaklar ve Bakýrköy Belediyesi Çözüm Masasý - Ýþbul kanalýyla iþe yerleþeceklerdir.
Ayrýca, ilkokulu bitirip eðitimine
“Benimki” 56x14x18 Bronz
devam edememiþ gençlerimiz için staf elemaný (tezgahtar) yetiþtirme kurslarý açýlacak ve Bakýrköy'deki büyük iþyer- lerinde istihdam edilmeleri saðlanacak- týr.
Nihal Gürsoy - Hale Haným, bizimle paylaþtýklarýnýz yaþama ve insana bakýþýnýzý çok güzel açýklýyor aslýnda.
Anladýðým kadarýyla insanýn kendisini ve yaþam kalitesini yükseltmesi için ortam hazýrlayýp, imkân yaratmaya çalýþýyorsunuz.
Siz insaný ve dünya'yý nasýl görmek istiyorsunuz?
Hale Ürkmezgil - Bu soru için teþekkür ederim.
Benim yaþam ilkelerimin ilki
"insanýn, insana farksýzlýðýdýr."
Sanatýmý ve insana olan emeðimi bu doðrultuda yaþýyor ve kullanýyorum.
Bu çaðýn misyonunun savaþlara, kavgalara, iletiþimsizliklere çözüm bulmak olduðunu biliyor ve kendi payýma düþeni üstleniyorum.
Bildiðim bir baþka þeyde her savaþýn gerçek kaybedeninin analar olduðudur. Enerjimizi savaþlarda yitirmek yerine barýþ içinde birbirimizi yükseltmek için kullanmak gerektiðine inanýyorum. Yeterince sevgi bizi vardýracaktýr.
Hayat bir cevherdir, hepimize sunulan... Ýþleyebilmek, vermek için sunuldukça çoðalan, büyüyen tek þey, o cevher, sevgidir...
Nihal Gürsoy - Teþekkürler Hale Haným. Sizinle ve eserlerinizle bir arada geçirdiðim bugün beni çok mutlu etti.
Tekrar görüþmek üzere diyor baþarýlarýnýzýn devamýný diliyorum.
Hale Ürkmezgil - Ben de teþekkür ediyorum. Sevgiyle, sanatla kalýn.
“Çocuklar Ölmesin”
20x15x14 cm, bronz
Ben de herkes gibi öte alemin neye benzediðini çok merak edip dur- muþumdur. Bunun gerçek cevabý: "Ben de bilmiyorum" olmuþtur hep. Öte alemi çok iyi bildiðini söyleyenlere karþý da her zaman septik bir þekilde yaklaþmýþýmdýr. Çünkü, hiç kimse oraya gitmeden öte alemin nasýl bir yer olduðunu tam olarak bilemez.
Ancak oranýn nasýl bir yer olabileceði konusunda (bana çok az bir görüntü gösterildiði için) biraz tahmin yürüte-
bilirim. Öte alemdeki ruhlara, benimle çok net ve güçlü bir þekilde irtibat kur- duklarý zamanlarda: "Bana oranýn nasýl bir yer olduðunu anlatýn. Bana bu konuda biraz fikir verin" diye ricada bulunmuþumdur. Bu soruyu her sor- duðumda bana: "Lütfen öte alemin nasýl bir yer olduðunu merak etmeyin ve kaygýlanmayýn. Oraya vardýðýnýzda bunu çok iyi anlayacaksýnýz"
demiþlerdir. Kýsacasý, meraklý ve sabýrsýz bir þekilde, anlayamayacaðý
Psiþik Medyum, öte alemdeki sevdiklerimizle konuþuyor
Daha Derinliklere Doðru
John Edwards/Çeviri: Arýn Ýnan “SON BÝR KEZ” adlý kitaptan
Geçen ay Medyum John Edwards, adý Anthony Vanaria olan bir müþterisinin ölen babasýyla arasýnda kurduðu irtibattan söz etmiþti. Anthony New York þehrinin itfaiye departmanýnda acil týbbi prosedürler öðretmeni olduðu halde babasýnýn
geçirdiði kalp krizini anlayamamýþ ve salt bu yüzden kendisini
suçlu hissetmiþti. Bu olayýn hemen akabinde rüyalarý vasý-
tasýyla babasýndan haber almaya baþlamýþtý. Hatta babasý, bir
keresinde annesinin hayat sigortasýndan para alabilmesi için
gerekli olan evraklarýn yerini rüyasýnda ona bildirmiþti. Bu ay
konumuza "DAHA DA DERÝNLERE DOÐRU" baþlýðýyla
devam ediyoruz.
konular üzerinde sorular soran küçük bir çocuk olduðumu bana ima etmeye çalýþmýþlardýr.
Öte alemdeki ruhlar, orayý ihtiya- cýmýz kadar bilmemiz gerektiðini bize söylemeye çalýþmaktadýrlar. Öte alem diye bir yer vardýr ve orasý olumlu bir yerdir. Yer yüzünde yaþayan varlýklar olarak bizlerin tek yapmasý gereken þey, öte aleme odaklanmak deðildir.
Hepimizin yapacaðý iþler ve öðreneceði dersler bu dünyadadýr.
Ancak ben yine de onlardan oraya ait bir görüntüyü (çok az bir kýsmý bile olsa) bana göstermelerini rica etmiþ- tim. Bunun üzerine bana bir merdiven imajý göstermiþlerdi. Bu imaja göre öte
alem, ruhlarýmýzýn daha üst merte- belere týrmandýðý bir merdivene ben- ziyordu. Baþka bir zamanda ise bana bir üniversite kampusu göstermiþlerdi.
Üniversitenin içinde büyük büyük binalar, dev gibi sütunlar vardý. Bir tanesinin üzerinde: "Bilgi Binasý"
yazýyordu. Bu, bir kademeden mezun olduktan sonra diðerine geçtiðimizi gösteren bir semboldü. Daha öncede de söylediðim gibi bunlar, öte alemin tamamýný ifade edebilecek deðerde görüntüler deðildi. Öte alemi bu þe- kilde gözetlemek, Hindistan'a kadar gidip de hava alanýndan içeriye adým atmamak gibi bir þeydi.
Yakýn ölüm deneyimleri yaþayanlar,
öte alemin ýþýklý ve çok güzel bir yer olduðunu, öyle ki geri dönmek istemediklerini söylemiþlerdir. Öte aleme geçmiþ olan bazý ruhlar ise bana oradaki iþlerinin diðer varlýklara yardým etmek olduðunu anlatmýþlardýr.
Henüz bir çocuk iken öte aleme geçmiþ olan bir varlýk ise, görevinin kendisi gibi deneyim yaþayan diðer çocuklara yardým etmek olduðunu söylemiþti.
Baþka bir ruh ise fiziksel bedeninde iken görevlerini tam olarak tamamlaya- madýðý için, öte aleme geçtiðinde daha üst bir kademeye geçemediðini anlat- mýþtý. Henüz 23 yaþýnda iken, bir araba kazasýnda hayatýný kaybetmiþti. Bu nedenle de kendisine çok benzeyen yeðenine yardým ediyordu. Onun bu sözlerini abisine aktardýðýmda büyük bir heyecanla: "Evet, evet, gerçekten de oðlumun tüm huylarý týpatýp ona ben- ziyor. Çünkü ayný hatalarý yapýyor"
demiþti.
Bir keresinde duþtan henüz çýkmýþ, yataðýmýn üzerine uzanmýþtým ki, beni sonsuzluk duygusunun hakim olduðu bir yere götürdüklerini hissetmiþtim.
Burasý aðzýnýzdan çýkan her kelimenin sonsuza kadar yankýlandýðý bir yerdi.
Aklýma Kripton gezegeni ve Süpermen gelivermiþti. Bulunduðum yerin ne baþý ne de sonu vardý. Sonra bir takým yüzler görmüþ ve onlarýn "Büyükler Meclisi Üyeleri" olduðunu söylemiþler- di bana. Belki de bu sözlerle bana oradaki hiyerarþiyi ifade etmek istemiþlerdi. Bu görüntü esnasýnda, rehber varlýklarýmýn da bu meclise üye olduklarýný anlamýþtým.
Öte alemle ilgili en canlý görüntü teyzem Rachel'i 1996 yýlýnda kanser hastalýðý nedeniyle kaybettiðimizde gelmiþti. Ancak bu bir rüya þeklinde idi.
Unutmayýn ki, rüyalarýmýz öte âlemle en yakýn irtibat kurduðu- muz araçlarýmýzdýr.
Uyuduðumuzda ruhumuz astral seyahatler yaparak öte âlemi ziyaret edebilir.
O gece rüyamda annem yatak odamýn kapýsýna vurdu.
Sýçrayarak uyandým.
Hemen eþim Sandra'ya baktým.
Uyuyordu. Köpeðim Jolie'ye baktým ve : "Acaba niye
havlamýyor ki!" diye düþündüm.
Halbuki Jolie evde gördüðü bir sincabýn bile kafasýný koparmýþ bir köpekti.
Derken yatak odasýnýn kapýsý açýldý ve içeriye arkasýndaki ýþýkla beraber annem girdi.
Annem: "Johnny benimle gel…sana bir þey göstermek istiyorum" dedi.
Yataktan kalktým ve adeta yüzercesine Grand Central Park yoluna doðru uçtum. Annem, adý Monte Excelsior olan bir binayý iþaret ediyordu bana.
Özellikle de "Monte" ismini gösteriyor- du. Derken o binanýn içine doðru yürüdük. Burasý bir hastane binasýydý.
Resepsiyon bölümüne geldik. Annem orada gördüðü bir hanýmla konuþmaya baþladý. Sol tarafýmda Teyzem
Rachel'in kýzý Assunta duruyordu.
Annem oradaki kadýna: "Burada Rachel için bulunuyorum. O, en iyi þeylere layýk olan birisidir" diyordu.
Kadýn annemi zorlayacak bir tipe ben- ziyordu ama annem ondan daha baskýn çýkarak ona: "Dinleyin. Siz kiminle uðraþtýðýnýzý bilmiyorsunuz. Burada herkes beni çok iyi tanýr. Size ne diyor- sam onu yapýn lütfen. Kýzkardeþim her þeyin en iyisine layýktýr" diye üsteliyor- du.
Sonra annem bana: "Hadi acele et.
Sana baþka bir þey göstermek istiyo- rum" dedi. Beraberce asansöre bindik.
Kapýlar açýldýðýnda gördüðüm man- zaradan dolayý gözlerim kamaþtý.
Yemyeþil çimenler, harika aðaçlarla dolu olan cennet gibi bir yerdi burasý.
Annem: "Gördüðün gibi burasý çok ama çok güzel. Hadi þimdi git ve gördüklerini herkese anlat" dedi.
Annem bana bunlarý söylerken ben geriye doðru çekildiðimi hissediyor- dum. Sonra, annemin sesi gitgide geri- lerde kalmaya baþladý.
Rüyanýn hemen ardýndan teyzem Rachel'i Long Island'daki hastaneye yatýrdýlar. Teyzem kansere yakalan- mýþtý. Onu Monte Pavilyonu isimli bir merkeze yolladýlar. Annemin neden Monte ismini iþaret ettiðini iþte o zaman anlamýþtým. "Monte", daha yukarýda ve yüksekte anlamýný taþýyor- du. Bu hastanenin resepsiyon bölümü rüyamda gördüðümün týpatýp aynýsýydý.