GDO'ya (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) Hayır Platformu, TBMM'ye sevk edilmek üzere Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılan Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı Taslağı ile genetik yapısı değiştirilmiş tohumların ithalatı ve ekimine serbestlik getirilmeye çalışıldığını belirterek, bu alanda etkinlik gösteren yabancı şirketler ve siyasetin müdahale edemeyeceği bağımsız kurullar eliyle GDO'lu ürünlerin Türkiye'ye girmesine engel olunmasını istedi. Ziraat Mühendisleri Odası, çevre Mühendisleri Odası, Gıda Mühendisleri Odası, Türk Tabipleri Birliği, Tüketici Dernekleri Federasyonu, TÜKODER ve Çiftçi-Sen'in de aralarında bulunduğu çok sayıda meslek kuruluşu ve sivil toplum örgütünü bir araya getiren "GDO'ya Hayır Platformu", Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağına tepkisini dile getirdi.
Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi'nde düzenlenen toplantıda, ortak bildiriyi okuyan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkam Gökhan Günaydın, GDO'lu ürünlerin 1998 yılından bu yana hiçbir denetime tabii tutulmadan
Türkiye'ye girdiğini, tüketicinin bilgilenme hakkını ve halk sağlığını hiçe sayan bu durumun düzeltilmesi yerine, hükümetin Ulusal Biyo Güvenlik Kanun Tasarısı Taslağı'nı yasalaştırarak, serbestçe ithal edilen ve tüketilen bu ürünlerin ekimine de serbestlik getirmeye çalıştığını söyledi.
Yılda iki milyon ton düzeyinde laştığında, ortaya çıkacak durumla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: "Tasan taslağı yasalaşırsa GDO'ların üretimi ve tüketimine izin verilecek, bu ürünlerin risk değerlendirmesi şirketlerin kontrolünde olacak.
GDO'lu ürünlerden zarar gören çiftçiler ve tüketiciler zararlarını ispat etithalatı yapılan GDO'lu mısır ve soyadan üretilen işlenmiş ürünlerin 800'den fazla çeşitle tüketici sofrasında yer aldığını, hiçbir etiketleme yapılmadan satışa sunulan bu ürünlerin halk sağlığını ciddi olarak tehdit ettiğini belirten Günaydın, Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasansı Taslağı yasamek zorunda bırakılacak, bu ürünlerin zararlı olmadığının ispatı şirketlerin üzerinde olmayacak. Bu ürünleri ülkemize sokan veya üreten şirketlerin cezai sorumlulukları oldukça düşük olacak, zarara uğradığını iddia eden çiftçiler ise zamanaşımı tehdidiyle karşı karşıya kalacak.