ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Ayça PEKER
YETİŞKİN ŞİŞMAN KADINLARDA ZAYIFLAMA DİYETİ VE EGZERSİZ UYGULAMASININ VÜCUT AĞIRLIK KAYBI İLE VÜCUT BİLEŞİMİ VE BİYOKİMYASAL PARAMETRELER ÜZERİNE ETKİSİ
GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
YETİŞKİN ŞİŞMAN KADINLARDA ZAYIFLAMA DİYETİ VE EGZERSİZ UYGULAMASININ VÜCUT AĞIRLIK KAYBI İLE VÜCUT BİLEŞİMİ VE
BİYOKİMYASAL PARAMETRELER ÜZERİNE ETKİSİ
Ayça PEKER YÜKSEK LİSANS TEZİ
GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI
Bu Tez .15/01./2011.. Tarihinde Aşağıdaki Jüri Üyeleri Tarafından Oybirliği/Oyçokluğu İle Kabul Edilmiştir.
………. ………..………… …...……….
Prof. Dr. Cahide YAĞMUR Prof. Dr. Hasan FENERCİOĞLU Doç. Dr. Habibe ŞAHİN DANIŞMAN ÜYE ÜYE
Bu Tez Enstitümüz Gıda Mühendisliği Anabilim Dalında Hazırlanmıştır.
Kod No:
Prof. Dr. İlhami YEĞİNGİL Enstitü Müdürü
Bu Çalışma Ç.Ü. Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir Proje No:Zf2009YL58
Not: Bu tezde kullanılan özgün ve başka kaynaktan yapılan bildirişlerin, çizelge, şekil ve fotoğrafların kaynak gösterilmeden kullanımı, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundaki hükümlere tabidir.
ÖZ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
YETİŞKİN ŞİŞMAN KADINLARDA ZAYIFLAMA DİYETİ VE EGZERSİZ UYGULAMASININ VÜCUT AĞIRLIK KAYBI İLE VÜCUT BİLEŞİMİ, ANTROPOMETRİK ÖLÇÜMLER VE BİYOKİMYASAL PARAMETRELER
ÜZERİNE ETKİSİ Ayça PEKER
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI
Danışman : Prof. Dr. Cahide YAĞMUR Yıl: 2011, Sayfa: 139
Jüri : Prof. Dr. Cahide YAĞMUR : Prof. Dr. Hasan FENERCİOĞLU : Doç. Dr. Habibe ŞAHİN
Bu çalışma 2009-2010 yılları arasında, Adana ilinde yaşayan, yaşları 25-45 yıl arasında değişen, yetişkin kadın bireyler üzerinde 3 ay süre ile yapılmış prospektif bir çalışmadır. Beden Kütle İndeksi 27 kg/m²’nin üzerinde olup hafif şişman ve şişman kabul edilen kadınlar iki gruba ayrılmıştır. Birinci gruptaki bireylere (n=20) zayıflama diyeti uygulaması önerilmiş, ikinci gruptaki bireylere (n=18) ise zayıflama diyetine ilave olarak egzersiz uygulaması önerilmiştir. Araştırma sürecinde bireylerin vücut ağırlıklarının diyet + egzersiz grubunda 86,91±12,70 kg’dan 79,80±12,80 kg’a, diyet grubunda ise 87,26±21,60 kg’dan 80,79±22,32 kg’a düştüğü belirlenmiştir.
Araştırma sonunda, başlangıca göre her iki gruptaki bireylerin vücut ağırlığı (kg), vücut yağ kütlesi (kg), vücut yağ yüzdesi düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüşler gözlenmiştir(p<0,01). Kalça çevresi ölçümlerindeki düşüş iki grup arasında istatistiksel olarak önemli ölçüde farklı bulunmuştur (p<0,01). Kalça çevresi, diyet + egzersiz grubunda 7,15 cm azalırken, diyet grubunda sadece 4,94 cm azalmıştır.
Ayrıca her iki grupta, bireylerin kan basınç düzeylerinde araştırma başlangıcına göre önemli değişimler belirlenmiştir(p<0,05). Biyokimyasal bulgulardan Triiodotironin hormon(T3) ve albumin değerleri, iki grup arasında önemli ölçüde farklılık göstermiştir(p<0,05). Bu araştırmanın sonuçlarına göre, doğru planlanmış zayıflama diyeti uygulamasının bireylerin vücut ağırlık kaybı, vücut bileşimleri ve vücut çevre ölçümleri üzerinde olumlu etkileri olduğu; bunun yanı sıra egzersiz uygulamasının kalça çevresinde ve sistolik kan basıncında daha fazla düşüşe neden olduğu belirlenmiştir.
ABSTRACT PhM THESIS
EVALUATION OF THE EFFECTS OF DIET AND EXERCISE ON BODY WEIGHT LOSS, BODY COMPOSITION, ANTHROPOMETRIC MEASUREMENTS AND BIOCHEMICAL PARAMETERS IN ADULT
OBESE WOMEN.
Ayça PEKER
ÇUKUROVA UNIVERSITY
INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES DEPARTMENT OF FOOD ENGİNEERİNG
Supervisor :Prof. Dr. Cahide YAĞMUR Year: 2011, Pages: 139 Jury : Prof. Dr. Cahide YAĞMUR
: Prof. Dr. Hasan FENERCİOĞLU :Assoc.Prof. Dr. Habibe ŞAHİN
This is a prospective cohort study, conducted on adult women, aged between 20-45 years, living in Adana, during 3 months in the years of 2009-2010. The overweight and obese participants were seperated into two groups according to body mass index (BMI) >27 kg/m². While the first group (n:20) had performed weight loss diet therapy alone, the second group (n:18) had performed weight loss diet therapy and exercise. The weight loss of the participants in the diet + exercise group and diet grup has decreased 86,91±12,70 kg to 79,80±12,80 kg; and 87,26±21,60 kg to 80,79±22,32 kg respectively. Significant differences within the groups on body weight (kg), body fat mass (kg) and body fat percentage (%) were found (p<0,01).
Decreases in hip circumference measurements were statistically different between the two groups(p<0,01). Hip circumference measurement decreased 7,15 cm in the diet + exercise group and 4,94 cm on diet group. Significant changes in blood pressure levels also were determined in individuals of both groups (p<0,05).
Triiodotironin hormon (T3) and albumin values in biochemical results between the two groups showed a significant differences(p<0,05). Results of this study showed that, a well planned weight loss diet application have positive effects on weight loss, body composition and measurements of body circumference in both of the groups.
Moreover exercise is more effective on decreases of hip circumference and systolic blood pressure.
Keywords: Obesity, body weight loss, physical activity, resting energy expenditure.
TEŞEKKÜR
Yüksek Lisans Eğitimimin her aşamasında yardımlarını ve desteklerini esirgemeyen ve ‘Yetişkin Şişman Kadınlarda Zayıflama Diyeti ve Egzersiz Uygulamasının Vücut Ağırlık Kaybı İle Vücut Bileşimi ve Biyokimyasal Parametreler Üzerine Etkisi’ konulu yüksek lisans tezimin planlanması, yürütülmesi, değerlendirilmesi ve yazımında yapıcı ve yönlendirici fikirleri ile bana daima yol gösteren saygıdeğer danışman hocam Prof.Dr. Cahide YAĞMUR’a,
Araştırmanın yürütülmesine olanak sağlayan Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü’ne;
Ç.Ü. Tıp Fakültesi Etik Kurulu’na; T.C. Sağlık Bakanlığı Beslenme ve Fiziksel Aktiviteler Daire Başkanlığı’na; Çukurova Devlet Hastanesi Başhekimliği’ne; maddi destek sağlayan Ç.Ü. Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi’ne (Proje no:
ZF2009YL58) ,
Araştırmaya gönüllü olarak katılan tüm hastalara, bu hastaların bana yönlendirilmesi sağlayan ve gerekli tüm sağlık muayenelerini gerçekleştiren, yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen Dahiliye Uzmanı Sayın Dr. İsmail ÇÖKÜK’e,
Araştırmanın örneklem seçiminde ve istatistiksel değerlendirme aşamasında katkılarını esirgemeyen Biyoistatistik Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof.Dr. Nazan ALPARSLAN’a ve Yrd.Doç.Dr. Yaşar SERTDEMİR’e,
Ayrıca, lisans eğitimimde katkısı bulunan ve mesleğimi sevdiren saygıdeğer hocam ve aynı zamanda jüri üyesi olan Doç.Dr. Habibe ŞAHİN’e ve her zaman güler yüzü ile beni destekleyen değerli jüri üyesi Prof.Dr. Hasan FENERCİOĞLU’na,
Yüksek lisans eğitimi süresince benden manevi desteğini ve bilgilerini esirgemeyen en güzel meslektaşım sevgili annem Nezahat PEKER’e ve sevgili babam Fahri PEKER’e, sevgili iş arkadaşlarım Dyt. Ayşen DEMİRTAŞ’a, Dyt.
Gülseren ALMAZ’a ve Dyt. Burcu ÇORAK’a ve Ali UĞUR’a gösterdikleri anlayış ve verdikleri destek için, yine bu süreçte benden yardımlarını esirgemeyen arkadaşlarım Gözde YÜREK ve Eylem ÇELİKER’e,
İÇİNDEKİLER SAYFA
ÖZ………...……….. I ABSTRACT………..……….. II TEŞEKKÜR……….……….. III İÇİNDEKİLER………. IV ÇİZELGELER DİZİNİ………..……… VIII ŞEKİLLER DİZİNİ... X SİMGELER VE KISALTMALAR…………..………..……… XII
1. GİRİŞ………... 1
1.1. Şişmanlığın Tanımı……… 3
1.2. Şişmanlığın Görülme Sıklığı……….. 4
1.3. Şişmanlığın Saptanması……….. 4
1.3.1. Antropometrik Ölçümlerin Yapılması……….………... 5
1.4. Şişmanlığın Sınıflandırılması………. 8
1.4.1. Vücut Yağ Dağılımına Göre Sınıflama……….. 8
1.4.2. Yağ Hücresine Göre Sınıflama………..10
1.4.3. Beden Kütle İndeksine Göre Sınıflama……….10
1.5. Şişmanlığın Nedenleri……… 11
1.6. Şişmanlığın Komplikasyonları………... 12
1.6.1. Şişmanlık ve Diyabet……… 12
1.6.2. Şişmanlık, Hiperlipidemi ve Kardiyovasküler Hastalıklar………13
1.6.3. Şişmanlık ve Hipertansiyon ………..14
1.6.4. Şişmanlık, Akciğer Hastalıkları ve Uyku Apnesi………..14
1.6.5. Şişmanlık ve Kanser………..15
1.6.6. Şişmanlık ve Osteoporoz………...…………15
1.6.7. Şişmanlık ve İnfertilite……….…….16
1.6.8. Şişmanlık ve Sindirim Sistemi Hastalıkları………...16
1.6.9. Şişmanlık ve Kas-İskelet Sistemi………..17
1.6.10. Şişmanlık ve Metabolik Sendrom………...17
1.7. Şişmanlıkta Tedavi Yöntemleri ...………. 18
1.7.1. Şişmanlıkta Tıbbi Beslenme Tedavisi…...………18
1.7.2. Şişmanlıkta Egzersiz Tedavisi………...22
1.7.3. Şişmanlıkta Davranış Değişikliği Tedavisi...………..24
1.7.4. Şişmanlıkta İlaç Tedavisi………...………...24
1.7.5. Şişmanlıkta Cerrahi Tedavi………...25
1.8. Şişmanlık Tedavileri ile Kaybedilen Ağırlığın Korunması………...26
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR……….…27
2.1. Türkiye’de ve Dünya’da Şişmanlık Görülme Sıklığı………..…27
2.2. Şişmanlığın Nedenleri ve Neden Olabileceği Sağlık Sorunları………..29
2.3. Şişmanlık ve Çeşitli Etkenler Arasındaki İlişki………..31
2.4. Zayıflama Diyeti ve Egzersizin Sağlık Üzerine Etkileri…………....……...34
2.5. Zayıflama Diyetlerinin Etkinliği Üzerine Egzersizin Etkileri………36
2.6. Farklı İçerikteki Zayıflama Diyetlerinin Sağlık Üzerine Etkileri…………...38
3. MATERYAL VE METOD………...41
3.1. Materyal………..41
3.2. Metod ………...42
3.2.1 Örneklemin Oluşturulması……….……….42
3.2.2. Katılımcıları Tanıma, Bireysel Özelliklerin Tespit Edilmesi…………43
3.2.3. Antropometrik Ölçümler ve Yöntemleri ………...43
3.2.4. Bioelektrik İmpedans Analizi………..…..47
3.2.5. Biyokimyasal Bulguların Değerlendirilmesi……….47
3.2.6. Kan Basıncı Ölçümü………...….……….48
3.2.7. Bireylerin Beslenme Durumunun Değerlendirilmesi..………..48
3.2.8. Harcanan Enerjinin Değerlendirilmesi………..49
3.2.9. Diyet Tedavisi ve Eğitim Programı………...49
3.2.10. Verilerin İstatistiksel Olarak Değerlendirilmesi………..51
4. BULGULAR VE TARTIŞMA………..………..………..53
4.1. Bireylerin Özelliklerinin İncelenmesi………...53
4.1.1.Bireylerin Genel Özellikleri………..….…….53
4.1.3. Bireylerin Sağlık Durumlarına İlişkin Özelliklerinin
Değerlendirilmesi……….……..60
4.1.4. Bireylerin Araştırma Öncesi Öğün Tüketim ve Beslenme Alışkanlıkları………...………63
4.1.5. Bireylerin Araştırma Başlangıcındaki Antropometrik Ölçümleri……..68
4.1.6. Bireylerin Araştırma Başlangıcındaki Biyokimyasal Bulguları……....69
4.2. Araştırmayı Tamamlayan Bireylerin Zayıflama Programı Seçimlerine Göre Beslenme Durumları, Antropometrik Ölçümleri ve Biyokimyasal Bulgularının İncelenmesi……….……71
4.2.1. Bireylerin Araştırma Öncesi ve Sonundaki Beslenme Durumlarının İncelenmesi……….71
4.2.2. Bireylerin Araştırma Sürecindeki Antropometrik Ölçümlerinin İncelenmesi………...……...86
4.2.3. Bireylerin Araştırma Öncesi ve Sonrasındaki Biyokimyasal Bulgularının İncelenmesi………...…100
4.2.4. Birbiriyle İlişkili Olabilecek Değişkenler Arası Korelasyonların İncelenmesi...104
5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER……… 107
KAYNAKLAR……… 112
ÖZGEÇMİŞ……….… 125
EKLER………. 126
ÇİZELGELER DİZİNİ SAYFA
Çizelge 4.1. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre araştırma başlangıcındaki yaş, boy, ağırlık ve BKİ değerleri………..55 Çizelge 4.2. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre eğitim ve
sosyoekonomik durumları……….………... 56 Çizelge 4.3. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre araştırma öncesindeki
şişmanlık durumları ile ilgili özellikleri ve diyet uygulamalarına yönelik özellikleri………..……… 59 Çizelge 4.4. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre menstrüasyon düzeni ve menstrüasyon döneminin iştahı etkileme durumuna göre dağılımları………..………... 60 Çizelge 4.5. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre ilaç ve vitamin-mineral kullanım durumları……….……….. 61 Çizelge 4.6. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre sigara ve alkol kullanma durumlarına göre dağılımları……….…………... 61 Çizelge 4.7. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre gastrointestinal özellikleri………..……… 62 Çizelge 4.8. Bireylerin besin alışverişi yapma, diyet ürün ve tatlandırıcı kullanma durumlarına göre dağılımları………..……….. 64 Çizelge 4.9. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre öğün tüketim durumu ve tüketim alışkanlıkları………...….………... 67 Çizelge 4.10. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre antropometrik ölçümlerinin değerlendirilmesi……...……....………... 69 Çizelge 4.11. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre biyokimyasal bulguları………..………... 70 Çizelge 4.12. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre araştırma öncesi besin tüketim kayıtlarının değerlendirilmesi………..…… 77 Çizelge 4.13. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre araştırma ortası besin tüketim kayıtlarının değerlendirilmesi……….. 80
Çizelge 4.14. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre araştırma sonu besin tüketim kayıtlarının değerlendirilmesi……..……….... 83 Çizelge 4.15. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre antropometrik
ölçümlerinin değerlendirilmesi...…..………... 94 Çizelge 4.16. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre enerji harcama
durumları ve fiziksel aktivite faktörleri……..…….……...………. 99 Çizelge 4.17. Bireylerin zayıflama programı seçimlerine göre araştırma başı ve
sonundaki biyokimyasal değerleri………..…………...………… 103 Çizelge 4.18. Birbiriyle ilişkili olabilecek değişkenler arası korelasyonların önemlilik
düzeyleri... 105
ŞEKİLLER DİZİNİ SAYFA
Şekil 4.1. Grupların vücut ağırlıklarının zaman içerisindeki değişim eğrileri... 87 Şekil 4.2. Grupların Beden Kütle İndeksleri’nin zaman içerisindeki değişim eğrileri... 88 Şekil 4.3. Zayıflama programı seçimlerine göre bireylerin yağ yüzdelerinin zaman
içerisindeki değişimleri... 89 Şekil 4.4. Grupların BMH’larının zaman içerisindeki değişimleri... 91 Şekil 1.5. Grupların kalça çevresi ölçümlerinin zaman içerisindeki değişimleri... 92 Şekil 4.6. Grupların fiziksel aktivite faktörlerinin zaman içerisindeki değişimleri.. 93
SİMGELER VE KISALTMALAR
AKŞ : Açlık Kan Şekeri BEBİS : Beslenme Bilgi Sistemi
BİA : Biyoelektrik İmpedans Analizi BMH : Bazal Metabolik Hız
BKİ : Beden Kütle İndeksi cm : Santimetre
DKK : Deri Kıvrım Kalınlığı DM : Diabetes Mellitus
DMH : Dinlenme Metabolik Hızı (RMR- Resting Metabolic Rate)
G : Gram
Hgb : Hemoglobin
HDL-K : Yüksek Dansiteli Lipoprotein Kolesterol HL : Hiperlipidemi
HT : Hipertansiyon Hct : Hematokrit
Kg : Kilogram
Kkal : Kilokalori
KKH : Koroner Kalp Hastalıkları KVH : Kardiyovasküler Hastalıklar
L : Litre
LBM : Yağsız Vücut Kütlesi (Lean Body Mass) LDL-K : Düşük Dansiteli Lipoprotein Kolesterol
M : Metre
m² : Metrekare Mcg : Mikrogram
mg : Miligram
mL : Mililitre
NHANES : Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırması (Natiomal Healtgh and Nutrition Examination Survey)
RDA : Günlük Önerilen Alım Miktarı (Recommended Dietary Allowances) SLM
TEKHARF
: Kas kütlesi (Soft Lean Mass)
: Türkiye’de Erişkinlerde Kalp Hastalığı Risk Faktörleri Tg : Trigliserit
TNSA : Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması
TURDEP : Türkiye Ulusal Diyabet, Obezite ve Hipertansiyon Epidemiyolojisi Çalışması T3 : Triiodotironin
T4 : Tiroksin
TSH :Tiroid Stimüle Edici Hormon VLDL-K : Çok Düşük Dansiteli Lipoprotein
1.GİRİŞ Ayça PEKER
1. GİRİŞ
Şişmanlık, vücuttaki depo yağlarının yağsız vücut kütlesine oranla artması ve optimal vücut fonksiyonları için gerekenden fazla yağ depolanması ile karakterize olan patolojik bir durumdur (Major, 1980; Bray, 1983). Genel olarak uzun süreli enerji dengesizliğinin sonucunda gelişir (Baysal, 1999). Şişmanlık ayrıca bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu, boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üzerine çıkması olarak da tanımlanmaktadır.
Normalde yetişkinlerde sinirsel, hormonal, kimyasal ve fiziksel mekanizmalarla;
enerji alımı ile harcaması arasında denge kurularak, vücut ağırlığı belirli bir düzeyde kalır. Bu mekanizmaların bir veya birkaçındaki bozukluk bu dengeyi olumsuz yönde etkileyerek vücut ağırlığının değişmesine neden olur (Baysal, 2002). Şişmanlık günümüzde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır (Dunitz, 2003).
Şişmanlığın görülme sıklığı, yaşa, cinsiyete, coğrafi özelliklere ve sosyoekonomik düzeye göre değişiklik göstermektedir (Baysal, 1999; Pekcan, 1988).
Bir bireyde şişmanlığın veya kas kütlesi fazlalığının tanımlanabilmesi için vücut ağırlığının, bileşiminin ve yağ dağılımının değerlendirilmesi gereklidir. Bu amaçla sahada ve klinikte, antropometrik ölçümler ve laboratuar yöntemleri kullanılmaktadır (Pekcan, 2001). Analizler vücut bileşimi, vücut yapısı, şekli, görünüş ve fiziksel özellikleri ile ilgilidir. Bu amaçla farklı ölçüm yöntemleri kullanılmaktadır (Pekcan, 2001).
Antropometrik ölçümler beslenme durumunun saptanmasında protein (kas kütlesi) ve yağ deposunun göstergesi olmaları nedeniyle önem taşımaktadır. Bu ölçümler sürekli ve düzenli kullanıldığında, bireyin beslenme durumu doğru bir şekilde değerlendirilir (Pekcan, 2008).
Sıklıkla kullanılan yöntemler;
I. Vücut ağırlığı ve boy uzunluğunun ölçülmesi II. Vücut yağının saptanması
III. Yağsız vücut kütlesinin saptanmasıdır (Pekcan, 2008).
1.GİRİŞ Ayça PEKER
Vücut ağırlığı ölçümü, beslenme durumunun göstergesi olarak sıklıkla kullanılır ve vücuttaki yağ, kas, su ve kemiklerin toplamını ifade eder. Vücut ağırlığı, sağlıklı bireylerde genellikle günde ±0.1 kg’dan az değişiklik gösterir. Günlük 0.5 kg’dan fazla ağırlık kaybı negatif enerji ve/veya su dengesinin görüldüğü durumlarda saptanır. İdeal vücut ağırlığı oranı, sürekli vücut ağırlığı oranı, ağırlık kayıp oranı ve beden kütle indeksi (BKİ, kg/m²) gibi yöntemler vücut ağırlığına dayalı olarak yapılan hesaplamalardır (Pekcan, 2008).
Vücut yağını saptama yöntemleri arasında, deri kıvrım kalınlığının (DKK) ölçülmesi, üst orta kol yağ alanının saptanması, bel çevresi, bel/kalça oranının saptanması ve laboratuar yöntemlerle vücut bileşiminin saptanması gibi yöntemler yer alır. Yağsız vücut dokusunun belirleyicileri ise; üst orta kol çevresi, üst orta kol kas alanı ile DKK ölçümleridir (Pekcan, 2008).
Şişmanlık prevelansını etkileyen etmenler arasında; kalıtım, yaş, cinsiyet, besin tüketimi ve beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve/veya alışkanlıkları, sosyoekonomik ve kültürel etkenler ile fiziksel aktivite düzeyi yer almaktadır.
Toplumlar daha zengin ve mekanize oldukça, fiziksel aktivite düzeyi azalmaktadır (Aykut, 1990). Sosyoekonomik gelişime paralel olarak, çevresel ve davranışsal değişiklikler özellikle gelişmiş ülkelerdeki şişmanlık prevelansının artmasında önemli bir etkendir (Dunitz, 2003; Baysal, 2002). Geleneksel besinler yerine enerji ve yağ içerikleri yüksek, rafine besin tüketiminin artmasıyla birlikte özellikle gelişmiş ülkelerdeki şişmanlık insidansının hızla artmakta olduğu bildirilmektedir (Erge, 2000). Şişmanlamada en önemli faktör, enerji harcaması düşüklüğüdür (Baysal, 2002).
Şişmanlık birçok hastalıkla ilişkili olduğundan ve günümüz estetik anlayışıyla örtüşmediğinden, toplumda önemli bir sorun haline gelmiştir (Baysal, 2002).
Günümüzde birçok ülkede çocuk ve yetişkinlerdeki şişmanlık prevalansındaki artış ürkütücü boyutlara ulaşmıştır (Artan, 2003). Özellikle insüline bağımlı olmayan diabetes mellitus (NIDDM), koroner kalp hastalığı, hipertansiyon (HT), bazı kanser türleri, gastro-intestinal sistem hastalıkları, obstrüktif uyku apnesi ve osteoartrit gibi
1.GİRİŞ Ayça PEKER
Yapılan bir çalışmada, ağırlık kaybının şişman kadınlarda lipit ve lipoproteinlerin düşüşüne bağlı olarak kronik risk faktörlerini olumlu yönde etkilediği bildirilmiştir (Nieman ve ark., 2002). Epidemiyolojik veriler, fazla ağırlık ve şişmanlığın derecelerinin artmasının yaşam süresinin kısalmasının önemli habercileri olduğunu doğrulamaktadır (Kopelman, 2000; Van, 1985).
Şişmanlık oluşturduğu sağlık riskleri nedeniyle önlenmeli ve tedavi edilmelidir.
Şişmanlığın tedavisinde uygulanan yöntemler; beslenme tedavisi, fiziksel aktivitenin artırılması, ilaç tedavisi ve cerrahi girişimlerdir. Tedavide en iyi sonuç, diyet tedavisi ile birlikte davranış değişikliği tedavisi ve fiziksel aktivitenin artırılması ile alınabilmektedir (Artan, 2003).
Beslenmedeki ve enerji harcamasındaki değişiklikler, vücut ağırlığı ve bileşimine yansımaktadır. Egzersiz ise enerji harcamasını artırarak, vücutta yağ dokusunun harcanmasında etkilidir ve ağırlık kaybı süresince kas dokusunun aşırı kaybını önlemektedir. Şişmanlarda vücut bileşiminde değişiklikler olmakta; yağ dokusu artarken, yağ dokusu/kas dokusu arasındaki oran bozulmaktadır. Egzersiz olmaksızın sadece diyet ile enerji kısıtlaması, zayıflama diyetlerinde bazal metabolizması hızını (BMH) azaltmaktadır.
Bu çalışma 25-45 yaş arası şişman kadınlarda, sadece zayıflama diyeti uygulaması ile zayıflama diyetine ilave olarak egzersiz uygulamasının 12 haftalık takip sonundaki vücut ağırlık kaybı ve bu kayıp ile beraber vücut bileşimlerinde, antropometrik ölçümlerde ve BMH’daki değişikliklerin saptanabilmesi ve değerlendirilmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür.
1.1. Şişmanlığın Tanımı
Şişmanlık vücutta yağ miktarının artmasıdır. Bu tanımla, vücudun yağ kütlesi ile diğer bölümleri arasındaki ilişki ortaya konulmaktadır. İnsan vücudu; aktif kütle (kas, karaciğer, kalp vb.) yağ dokusu, ekstrasellüler sıvı (lenf, kan, barsak sıvıları vb.) konnektif doku (deri, bağ dokusu, kemik vb.) olmak üzere dört farklı kısma ayrılmaktadır. Vücut yağ miktarı vücudun en değişken kısmıdır ve aynı cins, boy ve
1.GİRİŞ Ayça PEKER
ağırlıktaki bireyler arasında da farklılık göstermektedir. Yapısal olarak şişmanlık vücudun diğer kısımlarına göre yağ kütlesindeki artıştır (Pekcan, 2001).
Ağırlık yönünden şişmanlık, vücut ağırlığının arzu edilenden fazla olmasıdır.
Vücut ağırlığının olması gerekenden %20 fazlalığı şişmanlığı göstermektedir. Vücut ağırlığını ölçmek kolaydır; ancak vücudun ağır oluşu her zaman şişmanlığı göstermeyebilir. Bir sporcuda vücut kas kütlesinin artışı nedeniyle, ödem olan bir kişide ise sıvı birikimine bağlı olarak ağırlık artışı oluşabilmektedir (Pekcan, 2001).
1.2. Şişmanlığın Görülme Sıklığı
Dünya genelinde şişmanlık prevalansı artmaktadır (Akman ve ark., 2004).
Endüstrileşmiş ülkelerde daha yaygın olmakla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde orta ve yüksek gelir düzeyli kesimlerde şişmanlık prevalansı sıktır. Şehirlerde köylere göre daha yaygındır. Bunun nedeni ucuz, enerji içeriği yüksek besinlerin tüketilmesi, hareket azlığı ve besine ulaşmanın daha kolay olmasıdır. Şişmanlık kısa ve orta boylularda daha sık gözlenmektedir. Yine kadınlarda doğumlar ve gebelik süresince alınan fazla kilolar nedeniyle erkeklere göre şişmanlık oranı daha fazladır.
Dünya genelinde şişmanlık prevelansını etkileyen etmenler arasında kalıtım, yaş, cinsiyet, besin tüketimi ve beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve/veya alışkanlıkları yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre, dünyada 400 milyon üzerinde şişman ve 1,6 milyar civarında hafif şişman birey bulunmaktadır. 2015 yılında bu oranın sırasıyla 700 milyon ve 2,3 milyara ulaşacağı düşünülmektedir (WHO).
Sosyo-ekonomik gelişime paralel olarak, çevresel ve davranışsal değişikler toplumda şişmanlık prevelansının artmasında önemli bir nedendir.
1.3. Şişmanlığın Saptanması
Bireylerin arasındaki ağırlık farklılığı, kısmen vücut yağ kütlesine bağlı
1.GİRİŞ Ayça PEKER
BKİ kg/m² gibi indekslerin kullanılması her zaman yeterli olmamaktadır (Withers ve ark., 1998).
Vücut bileşiminin ölçülmesi sağlık personeli, beslenme diyet uzmanları ve spor bilimciler için oldukça önemlidir (Withers ve ark., 1998). Vücut bileşimi, büyüme ve gelişme dönemi, yaşlılık, ırk, beslenme durumu, özel diyetler, egzersiz, hastalık ve genetik etmenlere göre değişkenlik göstermektedir (Artan, 2003).
Günümüzde vücut bileşimi 5 düzeyde değerlendirilmektedir (Pekcan, 2001;
Artan, 2003; Aronne, 2002):
I. Atomik düzeyde: Nöron aktivasyon tekniği, Total vücut potasyumu, İzotop dilüsyon tekniği
II. Moleküler düzeyde: Vücut dansitesi, Total vücut suyu, Biyoelektrik impedans analizi (BİA), Dual enerji X-ışını absorpsiyometresi(DEXA)
III. Hücresel düzeyde IV. Doku-sistem düzeyinde V. Tüm vücut düzeyinde
İnvivo koşullarda, doğrudan ölçümler insanlar üzerinde gerçekleştirilmediğinden vücut bileşimi dolaylı yöntemlerle saptanmaktadır (Withers ve ark., 1998). Şişmanlığın saptanmasında doğrudan ve dolaylı yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemlerin kullanılması araştırıcının olanaklarına ve koşullarına göre değişkenlik göstermektedir.
Vücut yapısına bakılarak şişmanlığa karar verilmesi, ölçümden çok subjektif bir kavramdır. Vücut yapısı kemik, eklem ve iskelet genişliğinden oluşmaktadır.
Vücut yapısı ince, orta, iri şeklinde kişisel yorumlara dayalı olarak tanımlanmadığından şişmanlığın ölçümünde, objektif ölçüm yöntemleri kullanılmalıdır (Pekcan, 2001; Ellis, 2000).
1.3.1. Antropometrik Ölçümlerin Yapılması
Tartı ve boy ölçer kullanılarak birey ince kıyafetler ve ayakkabısız olarak tartılarak vücut ağırlığı belirlenir ve boy ölçümü yapılır.
1.GİRİŞ Ayça PEKER
İlk kez 1835 yılında Quatelet tarafından tanımlanan BKİ hesaplanır. Bu indeks bir asırdan fazla süredir yaygın olarak kullanılmaktadır (Segal ve ark., 1988).
Günümüzde de en sık kullanılan yöntemlerden biridir. Direkt dansitometreyle ölçülmüş vücut yağı miktarıyla korelasyonu yüksektir. Kas kütlesi fazla olanlarda da (örneğin sporcularda), yüksek BKİ değerlerine rastlanabilmektedir, dolayısıyla bu bireylerde tek başına BKİ ölçümü vücut bileşiminin saptanması açısından hatalı sonuç verebilmektedir (Segal ve ark., 1988).
Klinik uygulamalarda en pratik ve basit yöntem olan BKİ değeri, vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğunun karesine (m²) bölünerek hesaplanır (Dunitz, 2003;
Baysal, 2002; Artan, 2003; Segal ve ark., 1988).
Şişmanlığın komplikasyonları en çok abdominal vücut yağıyla ilişkilidir. Bel çevresi, kostalar ve iliak kanat arasındaki en geniş horizontal çevredir. Kalça çevresi ise, trokanter majorisler üzerindeki en geniş çap olarak adlandırılmaktadır (Segal ve ark., 1988; Atar, 2005).
Bel/kalça oranı ile kronik hastalıklar arasındaki ilişki, vücutta abdominal yağların miktarı ile bağlantılıdır. Yağ dağılımının en basit göstergesi, bel/kalça oranıdır (Artan, 2003; Akbulut ve ark., 2007). Bel/kalça oranının, BKİ’den bağımsız olarak koroner kalp hastalığı ve Tip 2 diyabet nedenli mortalite ile de ilişkili olduğu gösterilmiştir (Segal ve ark., 1988). Komplikasyon oranın artışı erkeklerde bel/kalça oranı 1.0’ın; kadınlarda 0.85’in üzerine çıktığında görülmektedir (Artan, 2003; Segal ve ark., 1988; Zhu ve ark., 2002). Yapılan bir çalışmada, diyabet için risk şişman beyaz kadınlarda 3.7 kat artarken, santral şişmanlık görülen kadınlarda 10.3 kat artmıştır (Atar, 2005).
Tek başına bel çevresinin ölçülmesi de abdominal yağ dağılımına ve sağlığın bozulmasına bir gösterge olarak pratik kullanım sağlamaktadır. Bel çevresinin erkeklerde ≥ 94 cm, kadınlarda ≥ 80 cm olması risk artışını; erkeklerde ≥102 cm, kadınlarda ≥ 88 cm olması ise kronik hastalık ve metabolik komplikasyonlar için önemli risk artışını göstermektedir (Atar, 2005).
Vücut yağının belirlenmesinde sahada en çok kullanılan yöntemlerden biri
1.GİRİŞ Ayça PEKER
kullanılmasının yanı sıra formüle konulmadan sadece DKK toplamları (triseps, biseps, suprailiak ve supskapular) da deri altı vücut yağının göstergesi olarak kabul edilmektedir. Ölçüm yöntemine ilişkin bazı teknik zorlukları vardır. Bazı şişman bireylerde yağ dağılımının genel, bazılarında abdominal olması bu yöntemin olumsuz yönüdür. Ayrıca yaşla birlikte toplam vücut yağı artmakla beraber, DKK değişmeyebilir. Tüm bu potansiyel zorluklara karşın, DKK ölçümünün geniş çaplı çalışmalarda vücut bilişimi hakkında kullanışlı ve diğer yöntemleri destekleyici bilgi verdiği düşünülmektedir (Pekcan, 2001; Atar, 2005; Bray, 1996; Lohman, 1981).
Laboratuar ölçümlerle şişmanlığın saptanması ise izotop ve kimyasal dilüsyon yöntemi (vücut suyu, vücut potasyumu), vücut yoğunluğu ve hacmi ( Su altı ölçümü, pletismografik yöntem), iletkenlik (Total vücut elektriksel geçirgenlik (TOBEC, BİA), görüntüleme yöntemleri (Ultrasonografi (USG), Bilgisayarlı tomografi (BT), Manyetik rezonans (MRI), DEXA), tüm vücut nötron aktivasyon analizleri ile olmaktadır. Bu yöntemler arasında günümüzde özellikle klinikte yaygın olarak kullanılan ve kullanılması önerilen yöntemler BİA ve DEXA'dır (Artan, 2003). BİA, son 10 yılda klinik uygulamalarda yaygın olarak kullanılmaktadır.
Kemik mineral yoğunluğu ölçüm yöntemi olarak da kullanılan DEXA'nın klinikte, özellikle bölgesel vücut yağ dağılımının saptanması için kullanımı yaygınlaşmaktadır (Tylavsky ve ark., 2003; Goran, 1998). Her iki metodla ölçülen vücut yağının ve yağ kütlesi değişikliklerinin gerçek değerlerle istatistiksel olarak uyumlu bulunduğu çalışmalar bulunmaktadır. Buna göre BİA'nın vücut bileşim değişiklikleri ve özellikle de vücut sıvı dağılımının saptanmasında fizyolojik ve klinik durumlarda kullanılabilirliğini göstermiştir. Ancak BİA’nın epidemiyolojik ve uzun süreli kullanımı bireysel kullanıma göre daha uygundur (Lloret ve ark., 2010). Klinik uygulamalarda vücut bileşiminin saptanmasında 4 bileşimli bir model olarak tanımlanan ''DEXA, BİA, DKK ve BKİ (kg/m²)'nin ''nin kullanılmasını önermektedir (Evans ve ark., 1999).
1.GİRİŞ Ayça PEKER
1.4. Şişmanlığın Sınıflandırılması
Şişmanlık en basit şekilde üç gruba göre sınıflandırılmaktadır (Artan, 2003).
1. Vücut yağ dağılımına göre sınıflandırma 2. Yağ hücresine göre sınıflandırma
3. BKİ'ne göre sınıflandırma
1.4.1.Vücut Yağ Dağılımına Göre Sınıflama
Hipokrates M.Ö. 400'lerde iki ana vücut kompozisyonunu; kısa-şişman ve uzun-zayıf olarak tanımlamıştır. 18. yüzyılın sonlarında Abernathy (1793), vücudun yüzey alanının hesaplanması için matematiksel bir formülün üzerinde çalışmıştır. Bu çalışma bugünkü modern tekniklerle hesaplanan teorik yaklaşımların başlangıcı olarak kabul edilmektedir. İllinois'de 1963 yılında düzenlenen antropometrik ölçümler konulu uluslararası konferans vücut kompozisyonu alanında dönüm noktası olmuştur (Bilgiç, 2003).
Vücut kompozisyonu genel olarak yağ, kemik, kas hücreleri, diğer organik maddeler ve hücre dışı sıvıların orantılı şekilde bir araya gelmesinden oluşmaktadır.
Esas olarak yağsız vücut kütlesi (kas, kemik, su, sinirler, damarlar ve diğer organik maddeler) ve yağ kütlesinden (deri altı-depo yağlar ve esansiyel yağlar) oluşmaktadır (Clasey ve ark., 1999; Bilgiç, 2003).
Vücudun majör bileşeni olan yağsız vücut kütlesi aktif doku bileşenidir ve bazal metabolizmanın aktif belirleyicisidir (Ergün, 2003). Yağsız vücut kütlesi- Lean Body Mass (LBM) ve Fat Free Mass (FFM) genelde birbirinin yerine kullanılan terimle olmakla birlikte kısmen farklılıkları vardır. LBM, az da olsa esansiyel yağ içerir (%3-14). FFM ise, vücut ağırlığının yağdan arındırılmış kısmıdır (Arslan, 2001).
Yetişkinlerde yağ dokusu büyük oranda ''adipozit'' olarak adlandırılan lipid dolu hücrelerin gevşek olarak bağlanmasıyla oluşur. Ayrıca yağ dokusu fibroblast,
1.GİRİŞ Ayça PEKER
Yağ dokusu hücrelerinin içerdiği lipid damlacıklarına göre uniloküler (beyaz) ve multiloküler (kahverengi) yağ dokusu olarak sınıflandırılır (Altunkaynak, 2005).
İskelet kası ile karşılaştırıldığında, beyaz yağ dokusu şişman olmayan bireylerde vücut ağırlığının daha az bir kısmını oluşturur. Plazmada enerjiyi taşıyan en önemli yakıtlardan biri olan yağ asitlerinin kaynağı olarak beyaz yağ dokusunun tüm vücut enerji akışları açısından çok büyük önemi vardır. Kahverengi yağ dokusunun ise, erişkin insanlarda vücut enerji akışındaki katkısı yok denecek kadar azdır (Bilgiç, 2003).
Vücudun birçok yerinde bulunan beyaz yağ dokuları, depo yağı olarak trigliserit, doku hücrelerinde ise nötral yağlar ve fosfolipitleri içermektedir. Vücutta enerji için yağ asidi oksidasyonuna gerek duyulduğunda trigliseritlerden ATP sentezlenmesi yoluyla kullanılırlar. Bunun yanı sıra dış organlara destek doku olmakta ve vücut sıcaklığını koruma görevi yapmaktadır. Bu yağ dokusunun genişlemesi veya sayısının artması sonucu şişmanlık oluşmaktadır. Bu hücrelerin çap ve miktarları doğumdan erişkinliğe kadar 4-5 kat artabilmektedir (Bilgiç, 2003).
Kahverengi yağ dokusunu oluşturan multiloküler hücreler ise tipik olarak birçok büyük lipid damlacığı içerir. ATP sentezi olmadan çok yüksek ısı üretebilmektedir. Vücutta daha çok skapula ve supskapula bölgesinde bulunmaktadır.
(Bilgiç, 2003; Kopelman, 2000).
Yağ dokusu organizmadaki en büyük enerji kaynağıdır. Yağın vücudun üst bölümünde (bel, üst karın ve göğüs) toplanması adroid tip (elma biçimi) olarak adlandırılır ve erkeklerde sıklıkla görülen şişmanlık türüdür (Artan, 2003; Ross, 1994; WHO, 2000).
Vücutta yağlanmanın yerleşim yerlerine göre 1991’de Bouchard tarafından dört tip şişmanlık tanımlanmıştır (Bilgiç, 2003):
Bunlardan ilki ‘ovoid tip’ şişmanlıktır. Vücut ağırlığı ve yağ kütlesinde aşırı yükselme görülen bu tip şişmanlık Egger tarafından 1992’de ovoid şekil olarak adlandırılmıştır. Bu tiple vücut yağı belli bir bölgede birikim yapmamakta, tüm vücuda benzer oranlarda dağılmaktadır.
1.GİRİŞ Ayça PEKER
İkinci tip şişmanlık; subkutan (deri altı) yağın gövdede aşırı miktarda yoğunlaşması ile oluşan şişmanlıktır. Bu tür şişmanlık ‘android yağ depolanması’
veya ‘elma tipi’ olarak adlandırılmaktadır.
Üçüncü tip şişmanlık; viseral (karın boşluğundaki organları çevreleyen) yağın abdominal bölgede yoğunlaşması ile oluşan şişmanlıktır. Çalışmalar viseral yağ dokusu artışı ile glikoz intoleransı, hiperlipidemi ve hipertansiyon riski arasında yüksek korelasyon olduğunu göstermektedir. Erkeklerde kadınlardan daha fazla görülmekte ve yaş ilerledikçe bu bölgedeki yağ birikimi artmaktadır.
Dördüncü tip şişmanlık ise uyluk ve kalçada aşırı miktarda yağ depolanması ile ortaya çıkan şişmanlık tipidir. Jinoid yağ dağılımı veya armut tipi şişmanlık olarak adlandırılmaktadır (Bilgiç, 2003; McArdle ve ark., 1999).
1.4.2. Yağ Hücresine Göre Sınıflama
İnsan vücudundaki yağ miktarı; yağ hücrelerinin sayısını ve hacmini yansıtır.
Yetişkinlikte görülen şişmanlık yağ hücrelerinin hacminin normal ağırlıktaki insanlara oranla daha büyük olması (hipertrofi), çocuklukta başlayan şişmanlık ise yağ hücre sayısının artışı (hiperplazi) ile karakterizedir (Pekcan, 2001; Artan, 2003;
Seidell, 2000; Bilgiç, 2003).
1.4.3. Beden Kütle İndeksi’ne (BKİ) Göre Sınıflama
Dünya Sağlık Örgütü tarafından en son sınıflamaya göre BKİ’nin 18.5-24.9 kg/m² arasında olması ideal ağırlık olarak kabul edilmektedir. BKİ’nin 27 kg/m² üzerinde olması bazı kronik hastalıkların görülme riskini artırabilir. BKİ 30 kg/m² ve üzerinde olması durumunda bireylerde vücut yağ miktarının da fazla olabileceği bildirilmektedir. Klinik uygulamalarda BKİ’ne ek olarak adipoziteyi tanımlayıcı bir yöntem olan DKK’nın ölçülmesinde de yarar vardır (Artan, 2003; Atar, 2005;
McArdle, 1999).
1.GİRİŞ Ayça PEKER
Çizelge 1.1. BKİ’ne (kg/m²) göre vücut ağırlığının değerlendirilmesi.
Sınıflama BKİ(kg/m²)
Temel sınıflama Ek sınıflama Zayıf
Ciddi düzey Orta düzey Hafif
<18.50
<16.00 16.00-16.99 17.00-18.49
<18.50
<16.00 16.00-16.99 17.00-18.49
Normal aralık 18.50- 24.99
18.50-22.99 23.00-24.99
≥25.00 Hafif şişman
Pre-şişman
≥25.00 25.00-29.99
25.00-27.49 27.50-29.99 Şişman
I. Derece
II. Derece
III. Derece
≥30.00 30.00-34.99
35.00-39.99
≥40.00
≥30.00 30.00-32.49 32.50-34.99 35.00-37.49 37.50-39.99
≥40.00
1.5. Şişmanlığın Nedenleri
Şişmanlık genellikle yanlış ve aşırı beslenme sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Şişmanlığın etiyolojisine bakıldığında genetik, metabolik, endokrin, hipotalamik, psikolojik, sosyo-ekonomik, beslenme durumu ve fiziksel aktivite düzeyi gibi birçok etmen bir arada düşünülmektedir (Artan, 2003).
Genel olarak şişmanlığa neden olan etmenler aşağıdaki gibi sıralanmaktadır (Artan, 2003; Akbulut, 2007; Seidell, 2000; Özata, 2004; Atar, 2005).
a) Yaş (ilerleyen yaşlarda şişmanlık görülme sıklığı artmaktadır) b) Cinsiyet (kadınlarda şişmanlık daha sık görülmektedir)
c) Endokrin ve metabolik etmenler (BMH, fiziksel aktivite durumu, enerji harcaması, diyetin oluşturduğu termogenezis)
1.GİRİŞ Ayça PEKER
d) Genetik etmenler (şişman bir kişinin çocuklarının şişman olma olasılığı, şişman olmayan bir kişiye göre 2-3 kat daha fazladır.
e) Eğitim düzeyi ve gelir durumu (gelişmiş ülkelerde ve gelir düzeyi yüksek bireylerde şişmanlık sıkça görülebilmektedir)
f) Sosyo-kültürel etmenler
g) Medeni durum (evlilik sonrası dönemde şişmanlık görülme sıklığı artmaktadır)
h) Fiziksel aktivite yetersizliği
i) Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları
j) Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama k) Sigara kullanma durumu
l) Alkol tüketim durumu
m) İlaç kullanımı (antipsikotikler, antidepresanlar, antiepileptikler, steroidler, serotonim antogonistleri ve antidiyabetik ilaçlar)
n) Gestasyonel diyabetli anneden doğma
1.6. Şişmanlığın Komplikasyonları
Şişmanlık özellikle gelişmiş ülkeler için önemli bir sağlık sorunudur (Dunitz, 2003; Baysal, 2002; Artan,2003). Özellikle NIDDM, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, bazı kanser türleri, gastro-intestinal sistem hastalıkları, obstrüktif uyku apnesi ve osteoartrit gibi hastalıklarla sıkı ilişkisi vardır (Özata, 2004; Hatemi, 2003;
Atar, 2005; Esin, 2005).
1.6.1. Şişmanlık ve Diyabet
Genetik yatkınlık ile beraber şişmanlık, Tip 2 diyabet için en önemli risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Tip 2 diyabet riski ile BKİ ve/veya ağırlık artışı arasındaki güçlü ilişki, hem erkekleri hem kadınları kapsayan birçok çalışmada
1.GİRİŞ Ayça PEKER
İnsülin direncinin, şişmanlık ve diyabet arasındaki yakın ilişkide anahtar rol oynadığı bilinmektedir. Şişman bireylerde yağ kütlesindeki artışla orantılı olarak, yüksek plazma leptin düzeylerinin insülin etkisi ve insülin sekresyonu üzerinde potansiyel zararlı bir etkisi olduğu düşünülmektedir (Wilding, 2000). Yağ kütlesinin artışına paralel olarak bazı proteinlerin miktarı da artmaktadır. Bu proteinlerden tümör nekröz faktör (TNF), interlökin-6 (IL-6) ve rezistin şişmanlıkta görülen insülin direncinin ortaya çıkmasında önemli rol oynar (Ergün, 2003; Altunkaynak, 2005).
Birçok çalışma, Tip 2 diyabete şişman bireylerde daha sık rastlandığını ve hastalığın gelişme riskinin, BKİ veya ideal vücut ağırlığının yüzdesi olarak ölçülen yağ kütlesindeki artışa paralel olarak artış gösterdiğini doğrulamaktadır (Esin, 2005).
Abdominal yağ dağılımının göstergeleri olan bel/kalça oranı ve bel çevresindeki artışın, diyabetin önemli habercileri olduğunu düşündürmektedir (Esin, 2005).
1.6.2. Şişmanlık Hiperlipidemi ve Kardiyovasküler Hastalıklar
Kardiyovasküler hastalıklar (KVH), şişman bireylerde morbidite ve mortalitenin majör nedeni olarak bilinmektedir (Van ve ark., 2000; Tokgözoğlu, 2002).
Şişmanlık ile KVH arasındaki bağlantıya ilişkin kanıtlar epidemiyolojik çalışmalardan elde edilmiştir. Framingham Çalışması, 26 yıllık izlem sonunda vücut ağırlığında artışın KVH ile ilişkisini doğrulamıştır. Bunun yanı sıra koroner hastalık için bir risk faktörü olan sol ventrikül hipertrofisi ve kardiyak yetersizlik de herhangi bir yaşta, artan BKİ’ye bağlı olarak artma eğilimindedir (Van ve ark., 2000).
Yapılan birçok çalışmada, genç erişkinlik yıllarından sonraki ağırlık artışının, KVH riskini, her iki cinsiyet için de önemli düzeyde artırdığı bildirilmektedir (Van ve ark., 2000).
Şişman kişilerin kalbinde iletim dokusunda yağ infiltrasyonu, sol ventriküler hipertrofi ve sol atriyal genişleme sık rastlanılan bulgulardır. Ancak şişmanlığın klasik risk faktörlerinden bağımsız olarak da ateroskleroz riskini arttırdığı gösterilmiştir. Şişman kişilerde, koroner arterlerin genişlediği ve böylelikle aterosklerotik plağı büyüttükleri saptanmıştır. Şişmanlık ile ilgili iki önemli bulgu,
1.GİRİŞ Ayça PEKER
son yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunların ilki, viseral tipte şişmanlığın kardiyovasküler riski artırdığının, ikincisi ise adipoz dokunun kardiyovasküler riskin oluşmasında rolü olan metabolik, inflamatuar ve vasküler molekülü salgılayan geniş bir endokrin organ olduğunun anlaşılmasıdır (Ergün, 2003; Altunkaynak ve ark., 2005; Van ve ark. , 2000).
Şişmanlığın KVH üzerindeki bağımsız etkisi bilinmekte ve ağırlık kaybının sağlanması, riski doğrudan azaltmakla beraber aynı zamanda serum lipoproteinlerinde ve kan basıncında istenen değişikleri oluşturarak riski dolaylı olarak da azaltır. Yapılan bir çalışmada, ağırlık kaybının şişman kadınlarda lipit ve lipoproteinlerin düzeyindeki azalmaya bağlı olarak kronik risk faktörlerini olumlu yönde etkilediği bildirilmiştir (Thomas ve ark., 1998).
1.6.3. Şişmanlık ve Hipertansiyon
Sistolik/diastolik kan basıncının 140/90 mmHg’yı aşması olarak tanımlanan hipertansiyon (HT), KVH için majör risk faktörlerinden biri ve serebrovasküler hastalık (SVO) için en önemli risk faktörüdür (Van ve ark., 2000, Kızıltan, 2008).
Birçoğu epidemiyolojik olan çok sayıda çalışmanın sonuçları, şişmanlığın hipertansiyon için güçlü bir risk faktörü olduğunu göstermektedir (Esin, 2005; Lovler ve ark., 2006).
Hipertansif hastaların yaklaşık %50’si şişmandır ve şişman kişilerdeki hipertansiyon sıklığı normal populasyona göre iki kat daha fazladır (Kızıltan, 2008).
Vücut ağırlığının azalması, insanlarda kan basıncının kontrolünde farmakolojik olmayan en etkili yaklaşımdır. ‘Antihipertansif Girişimler Çalışması’nda, 3-5 kg kadar ağırlık kaybının, sınırda hipertansiyonu olan kişilerde kan basıncının normale dönmesi ile sonuçlandığı görülmüştür (Esin, 2005).
1.6.4. Şişmanlık, Akciğer Hastalıkları ve Uyku Apnesi
1.GİRİŞ Ayça PEKER
Sendromu (OHS)) gibi solunum sistemi hastalıkları için risk etmenidir (Grunstein, 2000).
Morbid şişman bireylerde toplam oksijen tüketiminin artmasına bağlı olarak solunum kası işgücü için ayrılan fraksiyon normalin beş katına kadar yükselir (%15) ve kanda oksijen oranının düşmesi gözlenebilir. Şişman kişiler hızlı ve yüzeyel solunum yaparlar. Vücut ağırlık kaybının, akciğer fonksiyonunu iyileştirdiği, solunum semptomlarını ve uyku apnesinin şiddetini azalttığı birçok çalışmada gösterilmiştir (Grunstein, 2000; Robinson, 2003).
1.6.5. Şişmanlık ve Kanser
Yapılan çalışmalarda, şişmanlık ile kadınlarda meme, endometrium, over, serviks, kalın barsak, safra kesesi ve mide kanserleri; erkeklerde ise kolon, rektum, pankreas, mide, böbrek, safra kesesi ve prostat kanserleri arasında pozitif ilişkinin olduğu gösterilmiştir (Artan, 2003; Akbulut ve ark., 2007; Atar, 2005; McMillan ve ark., 2006; Gedik, 2003).
Premenapozal ve postmenapozal dönemdeki kadınlar arasında meme kanseri görülme sıklığı farklılık göstermektedir. Zayıf kadınlarda premenapozal meme kanseri gelişme riskinin yüksek olduğu, postmenapozal meme kanserinin de şişmanlık ile ilişkili olduğu düşünülmektedir (Atar, 2005; Van ve ark., 2000).
Genellikle çok yağlı besinlerin sürekli olarak aşırı tüketimi kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin alımının artmasına neden olduğundan, özellikle diyet yağının kontrol altında tutulması (diyet enerjisinin %30’unu aşmamalı) kansere yakalanma riskini azaltıcı bir etmen olarak düşünülmektedir (Artan, 2003; Gedik, 2003; Güran, 2005).
1.6.6. Şişmanlık ve Osteoporoz
Menapoz sonrası dönemde şişmanlığın derecesi ile serum östrojen düzeyleri arasında korelasyon önemli düzeyde olup, şişman kadınlarda serum estradiol düzeylerinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Serum östrojen seviyesinin artışı
1.GİRİŞ Ayça PEKER
postmenapozal dönemde morbidite ve mortalite riskine neden olabilmektedir (Artan, 2003).
1.6.7. Şişmanlık ve İnfertilite
Gelişmiş ülkelerde şişmanlık prevalansı giderek artmakta ve kadınlar daha ileri yaşlarda çocuk sahibi olmaktadır. Fertilite ve kadınların genel sağlığı açısından şişmanlık bir risk etmenidir (Robinson ve ark., 2000).
Vücut yağ dağılımı ve oranı ovülasyon açısından önemlidir. Polikistik over sendromu (PCOS) şişman kadınlarda daha sık (%35-40) görülmektedir. PCOS’lu BKİ’si yüksek olgularda sıklıkla menstrüal bozukluk, zayıf bireylerden daha fazla görülmektedir. Enerji kısıtlamasını takiben ortaya çıkan ağırlık kaybı, ovulatuar işlemin düzelmesi ve insülin konsantrasyonlarının azalmasına neden olmaktadır (Robinson ve ark, 2000).
1.6.8. Şişmanlık ve Sindirim Sistemi Hastalıkları
Yağ dokusundaki artış reflü, özefajit ve hiatus herni gibi hastalıkların gelişiminde rol alabileceği yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Şişman bireylerde, midenin daha hızlı boşalması, doyma hissinde azalmaya ve besin alımında artışa, buna bağlı olarak da vücut ağırlığının artışına neden olabileceği görüşü yaygındır (Van ve ark., 2000).
Şişmanlığın iyi bilinen komplikasyonlarından biri de safra kesesi hastalıklarıdır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Vücut ağırlığının artışından çok, abdominal yağ fazlalığının buna neden olduğu bilinmektedir. Buna ek olarak, şişman kişilerde hızlı ağırlık kaybı sonucunda da safra taşlarının oluşumu artmaktadır (Van ve ark., 2000).
Santral şişmanlıkta görülen abdominal yağ artması, karaciğere ulaşan yağ asitlerinin artması ve bunu takiben trigliseritlerin ve çok düşük yoğunluklu
1.GİRİŞ Ayça PEKER
değişikliklerini düzeltirken, aynı zamanda inflamatuar hepatiti artırabilir. Bu nedenle, aşırı ve hızlı ağırlık kaybı hepatik fibroz gelişimi açısından bir risk faktörü oluşturmaktadır (Van ve ark., 2000).
1.6.9. Şişmanlık ve Kas- İskelet Sistemi
Artan vücut ağırlığının, şişmanlığın kas-iskelet sistemi üzerine de etkileri olduğu ve zamanla bir çok mekanik bozukluklara yol açtığı bilinmektedir (Akbulut ve ark., 2007; Nordin ve ark, 1980).
Şişmanlık nedeniyle etkilenen en önemli yapılardan biri vertebral kolondur.
Özellikle abdominal bölgede biriken yağ kütlesine bağlı olarak abdominal kasların zayıflaması, dolayısıyla lumbal lordozun artarak bu bölgedeki normal mekanik yapının bozulması zamanla disk jenerasyonlarına ve alt ekstremiteleri içine alan nörolojik tablolara yol açmaktadır. Yaşın ilerlemesi ile intervertebral disklerin absorbe edici özelliklerinin azaldığı göz önüne alındığında, şişmanlığın etkilerinin yaşlılıkla artabileceği düşünülmelidir (Kopelman, 2000). Eklem üzerine binen ağırlığın artması, buna karşın yüzeyin sabit kalması ve diz eklemindeki absorbe edici mekanizmaların buna uyum sağlayamaması, ilerleyen zamanda eklem harabiyetine yol açan mikro travmaları oluşturmaktadır (Nordin, 1980).
1.6.10. Şişmanlık ve Metabolik Sendrom
Metabolik sendrom dünyada giderek artan fazla sayıda insanı etkileyen önemli bir morbidite nedenidir. Hiperinsülinemi, BKİ’inin artışı, santral şişmanlık, dislipidemi ve bozulmuş glukoz toleransına metabolik sendrom adı verildiği bilinmektedir (Işıldak ve ark., 2004; Wild ve ark., 2006, Kızıltan, 2008). Ülkemizde metabolik sendrom prevelansı, erkeklerin %31’inde, kadınların %43’ünde görülmektedir (Atar, 2005).
1.GİRİŞ Ayça PEKER
1.7. Şişmanlıkta Tedavi Yöntemleri
Şişmanlık, global, kronik ve metabolik bir hastalıktır. Hem önemli bir halk sağlığı sorunu olması, hem de tedavisi için sağlık harcamalarında önemli bir yer oluşturması nedeniyle etkin bir tedavi programını şart kılmaktadır. Bireye özgü tıbbi beslenme tedavisi, fiziksel aktivite ve davranış değişikliği tedavilerini içeren programlarla şişmanlık ile ilişkili medikal komplikasyonların azaltılabileceği bilimsel çalışmalar eşliğinde ortaya konulmuştur (Kızıltan, 2008). Ağırlık kaybı, şişmanlığa bağlı komplikasyonları azaltır, sağlığı geliştirir ve yaşam süresi ile ilgili beklentileri artırır (Dunitz ve ark., 2003; Artan, 2003). Şişmanlığın mekanizması tam olarak çözülemediği için, tedavi de sıklıkla yetersiz kalınmaktadır. Ağırlık kaybedenlerin ancak %5’i kaybettikleri ağırlıklarını koruyabilmekte, büyük bir oran ise tekrar ağırlık kazanmaktadır (Macdonald, 2000; Mercanlıgil, 2003).
Şişmanlığın tedavisinde uygulanan yöntemler aşağıda açıklanmıştır (Dunitz ve ark., 2003; Akbulut ve ark., 2007; Mercanlıgil, 2003; Mercanlıgil, 2006).
• Tıbbi Beslenme Tedavisi
• Fiziksel Aktivitenin Artırılması
• Davranış Değişikliği Tedavisi
• İlaç Tedavisi
• Cerrahi Tedavi
1.7.1. Şişmanlıkta Tıbbi Beslenme Tedavisi
Şişmanlıkta beslenme tedavisinin amaçları şunlardır:
1. Vücut ağırlığını arzu edilen düzeye indirmek: bu düzey kişinin olması gereken ideal ağırlığı veya ideal ağırlığın üzerinde bir ağırlık olabilir.
2. Kişinin bütün gereksinimlerini yeterli ve dengeli bir şekilde karşılamak 3. Kişiye yanlış beslenme alışkanlıkları yerine, doğru beslenme alışkanlıkları
kazandırmak
1.GİRİŞ Ayça PEKER
Yapılması planlanan değişikliklerin ilk basamağı, hastanın mevcut durumunu anlamak ve ortak bir bilinç oluşturmaktır. Yeni beslenme alışkanlıkları ile ilgili eğitime başlamak için, kişinin var olan beslenme alışkanlıklarının ve besin tüketim durumunun değerlendirilmesi gereklidir. Böylece, hedeflenen değişiklikler hakkındaki kararlar hasta ile birlikte alınabilir. Yapılacak değişiklik, lezzet ve uygulanabilirlik açısından hasta tarafından kabul edilebilir olmalıdır. Ancak buradaki olası sorun, bireyin enerji alımını olduğundan daha düşük bildirme olasılığıdır bu nedenle, diyetisyen ve/veya beslenme uzmanı tarafından bu durumun dikkate alınması ve gerekli kontrollerin yapılması gereklidir (Summerbell, 2000).
Zayıflatıcı Beslenme Programının İlkeleri (Mercanlıgil, 2006; Bayrak, 2008):
Enerji: Kişinin günlük enerji alımı, haftada 0.5- 1.0 kg ağırlık kaybını sağlayacak şekilde azaltılmalıdır. Bu düzey, çoğunlukla kişinin günlük alması gereken enerjisinden 500-1000 kkal’lik bir azaltma ile sağlanabilir. Burada önemli olan verilen enerjinin bazal metabolizma hızının altında olmaması gerekliliğidir. Böylece, yağsız vücut kütlesi daha az, yağ kütlesi daha çok kaybedilecektir.
Karbonhidrat: Günlük enerjinin %55-60’ı karbonhidratlardan sağlanmalıdır.
Diyetin karbonhidrat miktarı hesaplanırken şeker gibi basit karbonhidratlar azaltılmalı, kuru baklagiller (örneğin; nohut, mercimek, kuru fasulye) ve tam tahıl ürünleri gibi kompleks karbonhidratlar artırılmalıdır. Posa içeriği yüksek olan oligo ve polisakkaritler tokluk hissi oluşturur. Böylece enerji alımı kontrol edilir.
Karbonhidratların enerji yoğunluğu azdır, termik etkisi fazladır, solunum oranı yüksektir, lipogenik etkisi düşüktür. Diyette karbonhidrat düşük olduğunda da, karbonhidrat metabolizmasının bozulduğu, buna bağlı olarak plazma serbest yağ asitlerinin yükseldiği görülmektedir. Diyette karbonhidrat azaltılınca diyet proteinlerinin büyük kısmı glikoza çevrilmektedir.
Protein: Günlük enerjinin yaklaşık olarak %12-15’i proteinden gelmeli ve daha çok kaliteli protein kaynakları kullanılmalıdır. B12 vitamini gereksinmesini karşılamak açısından toplam proteinin %30-40 kadarı hayvansal kaynaklardan karşılanmalıdır.
Hayvansal kaynaklı bu proteinin %40-70’i az yağlı süt ve ürünlerinden, %20-30’u ise yağı az et, balık ve yumurtadan gelmelidir. Toplam proteinin kalan kısmının
%25’inin ise kuru baklagiller, sebze ve yağlı tohumlardan gelmesi önerilmektedir.
1.GİRİŞ Ayça PEKER
Yağ: Sağlıklı beslenme önerileri çerçevesinde enerjinin yaklaşık %25-30’u yağlardan sağlanmalıdır. Yağlı besinler de proteinli besinler gibi tokluk hissi verirler.
Bu miktarın korunması; bireyin diyeti kabul etmesi, yağda eriyen vitaminlerin (A, D, E, K vitaminleri) kullanımı ve protein biyosentezinde enerjiye katkısı açısından önemlidir. Tüketilen yağın tekli ve çoklu doymamış yağ asitlerini içermesi sağlanmalıdır. Yağların enerji yoğunluğu, depo kapasitesi, lipogenik etkisi yüksektir.
Açlığı bastırma etkisi yavaştır, termik etkisi ve solunum etkisi düşüktür. Yağdan gelen enerjinin karbonhidrat ve proteinden gelen enerjiye göre depolanma eğilimi fazladır ve besin tüketimini teşvik ettiğine dair araştırmalar vardır. Düşük yağ içerikli besinler kilo vermek isteyen kişiler için uygun olmaktadır.
Vitamin ve mineraller: Zayıflama diyetlerinin enerjilerinin azlığına paralel olarak vitamin ve mineral yetersizlikleri görülebilir. Kişilerin geçmişinde kötü beslenme alışkanlıkları varsa, günlük gerekenden çok düşük enerji alıyorsa, vejeteryan ise (hayvansal yiyecekler tüketmiyorsa), anemik ise, bazı besinlere karşı alerji veya intoleransı varsa, fazla sigara ve alkol kullanıyorsa vitamin veya mineral yetersizliklerine rastlanabilmektedir. Bazen de çok düşük enerjili diyetlerde özellikle B grubu vitaminler, demir ve kalsiyum yönünden yetersizlikler oluşabilir. Bu durumda diyete vitamin-mineral takviyesinin yapılması gerekebilir. Çok düşük kalorili diyetler uygulanmadıkça vitamin-mineral yetersizliklerine rastlanmaz.
Posa: Zayıflama diyetlerinde posa yüksek olmalıdır. Diyetin lif içeriğinin yüksek olması için sebze, meyve, kuru baklagil ve tam tahıl ürünleri (kepekli un/kepekli ürünler) tercih edilmelidir. Düşük enerjili olmasının yanı sıra lifli besinlerin çiğneme süresi uzundur; mide boşalma hızı ise yavaştır. Bu nedenle daha az besin tüketilmesini sağlar. Ayrıca barsak motilitesini artırdığı için dışkı hacmini de artırır.
Lif alımı için önerilen miktar çocuklar için 12-24 g/gün, genç ve yetişkinler için ise 25-35 g/gündür.
Alkol: Alkollü içecekler aşırı tüketildiğinde zararlıdır. Alkolün aşırı miktarda kronik tüketimi kardiyovasküler kalp hastalıklarına, hipertansiyona, karaciğer sirozuna, beyinde hasara, doğum defektlerine, bazı tür kanserlere ve psikolojik sorunlara neden
1.GİRİŞ Ayça PEKER
kalp hastalığı riskini azaltabilir. Çok düşük kalorili olmayan zayıflama diyetlerinde ise eğer kişi alkol tüketme alışkanlığından vazgeçemiyorsa az miktarda tüketimine izin verilebilir. Bu miktar; erkekler için en çok 30 gram (örneğin; 60 cc. rakı, 260 cc.
şarap), kadınlar için ise erkekler için verilen miktarın yarısıdır. Ancak alınan alkollü içkinin enerjisi hesaplanarak günlük tüketilen enerjiden çıkarılması gereklidir.
Sıvı: Hücrelerin yaşamsal faaliyetleri ve bu sayede vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesi vücudun su dengesinin korunması ile mümkündür. Bu dengenin korunmasına ‘hidrasyon’ denir. Sıcak havalarda, fazla fiziksel aktivite yapıldığında, fazla proteinli ve tuzlu besinler tüketildiğinde, terleme ve idrarla, vücut sıcaklığını artıran ateşli hastalıklarda ise solunum yolu ile sıvı kaybı artar. Böyle durumlarda vücudun sıvı/su gereksinmesinde de ekstra artış olur. Günlük en az 2-3 litre sıvı tüketilmelidir. Özellikle her öğünde yemeğe başlamadan önce alınması önerilmektedir. Ayrıca su tüketimi kabızlığın önlenmesinde oldukça etkilidir.
Tuz: Besinlerin pek çoğunun içinde bulunan sodyum, doğal yiyecek tuzu olarak isimlendirilir. Sofra ya da mutfak tuzunun da büyük bir bölümü sodyumdur. Sodyum organizmada sıvı dengesini sağlamada ve kan basıncının düzenlenmesinde rol oynar.
Ancak fazla tuz tüketiminin de yüksek kan basıncı ile ilişkili olduğu dikkate alınmalıdır. Fazla tuz tüketimi, idrarla kalsiyum atımını arttırır. Az tuz tüketimi kemiklerden kalsiyum kaybını önler. Bilindiği gibi kemiklerden kalsiyum kaybının artışı osteoporoz ve kemiklerin kırılma riskini arttırır. Besinlerin içinde bulunan doğal sodyum günlük gereksinimi karşılamaktadır. Kalp yetmezliği veya başka nedenlerle ödem ve hipertansiyonu bulunan kişilere uygulanan beslenme programında tuz kısıtlandırılmalıdır.
Öğün zamanı ve düzeni: Metabolizmanın düzenli çalışması için, günlük yaşam koşulları da dikkate alınarak, yemeklerin günde 3-6 öğün şeklinde düzenlenmesi ve öğünler arası uzaklığın 3-4 saat olması gerekmektedir. Sık aralıklarla beslenme, gereğinden fazla yemeyi önler, acıkmayı geciktirir ve bir sonraki öğünde besin alımını azaltır.
Diyet tedavisi ile uzun sürede bireye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Hatalı zayıflama programları kişilerin sağlığını olumsuz olarak etkilemektedir. Bu nedenle en uygun beslenme programının diyetisyen ve/veya
1.GİRİŞ Ayça PEKER
beslenme ve diyet uzmanlarınca düzenlenip uygulanması önemlidir (Akbulut ve ark., 2007; Summerbell, 2000; Arslan ve ark., 2001).
1.7.2. Şişmanlıkta Egzersiz Tedavisi
Egzersiz, şişmanlığın önlenmesi için önerilen bir strateji ve şişmanlık tedavisinde etkili yardımcı bir yöntemdir (Van ve ark., 2000). Diyetle birlikte yapılan egzersiz, vücut kas kütlesinin korunumu, yağ dokusunda kayıpları arttırması ve de BMH’ın korunumunu sağlaması nedeniyle önemlidir (Turgut ve ark., 1996; Erge, 2003).
Aktivite türü, yapılış şekli ve süresi, yağsız doku kütlesini dolayısı ile de BMH’nı etkiler. Bu nedenle, aktivite düzeyi ya da aktivite faktörü hesaplamalarında bazal metabolizma önemlidir (Turgut ve ark., 1996). Yapılan her türlü egzersiz oksijen tüketimindeki artıştan dolayı enerji harcamasını arttırır. Şişman bireyler normal ağırlıklı bireylere oranla herhangi bir işi belirli bir hız ve zamanda yapamadıklarından egzersiz karşılığında harcadıkları enerji daha azdır. Vücut cüsseleri fazla olduğu için günlük enerji harcamaları fazla olsa da bu enerjinin ağırlık birimi (kkal/kg) başına düşen miktarı azdır. Çünkü şişmanlar, vücudun her tarafını harekete geçiren aktiviteleri yapamazlar; bu nedenle aerobik kapasiteleri düşüktür.
Uyku sürelerinin normal ağırlıklı bireylerden fazla oluşu, çoğu şişmanın aktivite türlerinin normal ağırlıklı bireylere kıyasla daha hafif düzeyde olması, ağırlık birimi başına düşen enerji harcamasını azaltmaktadır. Vücut ağırlığındaki artışlar, bireyin egzersiz performansını etkiler. Belirli bir program dahilinde yapılan egzersiz, şişman bireylerin daha fazla enerji harcamalarına neden olmaktadır (Peterson, 2004).
Aynı zamanda, egzersiz iskelet kaslarında enerji tüketimini ve substrat oksidasyonunu artırır. Yağ asitleri, egzersiz halindeki kaslar için önemli bir enerji kaynağı olup, glikojen depolarının tükenmesine de bağlı olarak yağ asidi oksidasyonu artar. Bu durum vücut yağ dokusunda azalma ile sonuçlanır (Van ve ark., 2000).
1.GİRİŞ Ayça PEKER
zamanda, şişmanlığın fiziksel inaktiviteye neden olduğu da bildirilmektedir (Janssen ve ark., 2002).
Egzersiz uygulamasının şişmanlığın tedavisinde pek çok olumlu etkisi bulunmaktadır. Enerji harcamasını artırarak negatif enerji dengesini sağlar. Diyetle birlikte uygulandığında, BMH’da daha az düşüşe neden olur. Vücut bileşimini etkiler, yağsız vücut ağırlığını (kas dokusu) arttırır. Kardiyovasküler kondüsyonu geliştirir. Metabolik etkisi vardır ve BMH’da artışa neden olur. Pozitif psikososyal etkileri vardır. Şişmanlık ile ilgili artmış mortalite ve morbiditeye karşı koruyucu etki gösterir (Pekcan, 2001; Artan, 2003; Van ve ark., 2000).
Egzersiz sırasında harcanan enerji yalnızca aktivite süresine değil, aynı zamanda aktivitenin sıklığına bağlıdır. Yürüyüşe yakın çok düşük yoğunluktaki egzersizlerde (%25 VO2max (vücudun bir dakikada tükettiği O2 miktarı), plazmadaki esterleşmemiş yağ asitleri (EYA) temel enerji kaynağıdır. Egzersizin yoğunluğu arttıkça, plazma glukozunun ve kas glikojeninin mutlak katkısı artar; EYA’nınki ise azalır (Peterson ve ark., 2004).
Şişman bireylerde yağ oksidasyonunu artırmak için 30 dakikadan uzun süren,
%65 VO2max sağlayan ve haftada en az beş gün yapılan egzersizlerin optimal verimli olduğu bildirilmiştir. Bu düzeydeki bir egzersizde, dört majör substrat (plazma elzem yağ asitleri, plazma glukozu, kas glikojeni ve trigliseritler) enerji üretimine önemli katkıda bulunmaktadır (Kokino, 2006). Maksimum oksijen tüketimi %85 yüksek yoğunlukta ise yağın mutlak oksidasyonu azalır ve glikojen daha önemli bir substrat konumuna gelir. Bu nedenle, yağ dokusunda kayıp sağlamak için egzersiz programının en az iki ay süreyle kesintisiz uygulanması gereklidir (Van ve ark., 2000).
Tüm bu faktörler düşünüldüğünde, egzersiz sıklığının düşük-orta dereceli yoğunlukta (40*69 VO2max), ‘günde en az 20 dakika süreyle, haftada 3-5 kez’
yapılması önerilmektedir (Turgut, 1996; Janssen, 2002). Ağırlık kaybının kalıcılığını sağlamak için egzersiz yaşam boyu sürdürülmelidir (Peterson, 2004; Janssen, 2002).