• Sonuç bulunamadı

Homeostasis için vücut sıvılarının oldukça sabit bileşimde ve hacimde tutulması gereklidir. Klinik tıbbın en önemli ve en sık karşılaşılan

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Homeostasis için vücut sıvılarının oldukça sabit bileşimde ve hacimde tutulması gereklidir. Klinik tıbbın en önemli ve en sık karşılaşılan"

Copied!
120
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

Homeostasis için vücut sıvılarının oldukça sabit bileşimde ve hacimde tutulması gereklidir.

Klinik tıbbın en önemli ve en sık karşılaşılan sorunlarından bazıları sabit tutulması gereken vücut sıvılarını kontrol eden sistemlerin bozukluklarından kaynaklanır.

Dış ortamla vücut arasında ve vücudun değişik bölümleri arasında devamlı bir madde ve sıvı alış-verişi olmasına karşın vücut sıvılarının göreceli olarak sabitliğinin korunması oldukça dikkat çekicidir.

(3)

Bireyler arasında sıvı alımı-atımı oldukça farklılık gösterir. Hatta aynı kişide iklime, alışkanlıklara, fiziksel aktiviteye bağlı olarak farklılıklar gösterebilir.

Günlük Sıvı Alımı Günlük Sıvı Atımı

Dışkı ile

Ekspirasyon ile

Deri ile

Terleme ile

Metabolik su

Yiyeceklerden

İçeceklerden

İdrar ile

(4)

Hücre içi (İntrasellüler) Sıvı;

Vücut ağırlığının % 40’ı veya 28 litre su oluşturur.

Hücredışı (Ekstrasellüler) Sıvı;

Vücut ağırlığının % 20’si veya 14 litre su oluşturur.

Hücrelerarası (İnterstisyel) Sıvı;

Hücredışı sıvının 3/4’ü veya 11 litresini oluşturur.

Kan plazması;

Hücredışı sıvının 1/4’nü veya 3 litresini oluşturur.

Transselüler (Özelleşmiş Hücredışı) Sıvı;

Hücredışı sıvının 1-2 litresini oluşturur.

70 kg erişkin bir insanda vücut ağırlığının, % 60’ı vücut suyudur.

Buda yaklaşık 42 litredir.

(5)
(6)
(7)

İnsanda boşaltım sistemi, böbrekler ve bunlara bağlı kanalların dışında boşaltım ve düzenleme görevi yapan deri, akciğer ve sindirim kanalını da kapsar.

Çünkü su ve karbondioksit akciğerler

aracılığı ile vücuttan uzaklaştırılmaktadır.

Demir ve kalsiyum gibi bazı maddeler de kalınbağırsak tarafından salgılanmaktadır.

(8)

Deride bulunan ter bezleri vücut sıcaklığının düzenlenmesi ile ilgili başlıca organ olmakla birlikte, metabolik artıkların % 5-10'unun atılmasında da görev alırlar.

Ter, 1/8'i katı madde olmak üzere idrar içinde bulunan maddeleri (üre, tuzlar ve diğer organik maddeler) daha seyreltik olarak içerir.

Günlük terleme serin günlerde 500 ml kadar olurken sıcak günlerde 2-3 lt ye kadar

çıkabilmektedir.

(9)

Su ve Elektrolit Dengesinin Düzenlenmesi

Yabancı Maddelerin ve Metabolik Artıkların Atılması

Ekstrasellüler sıvı volümü ve kan basıncının hormonal düzenlenmesi

Hormon üretimi ve metabolizmasına katkı;

Eritropoetin

Renin

Vit-D3 aktif formu

Bazı hormonların yıkımı;

İnsülin

Glukagon

Parathormon

Büyüme hormonu

Metabolik etki;

Glukoneogenez

Lipid metabolizması

(10)

Su ve Elektrolit Dengesinin Düzenlenmesi;

Homeostasisin devamı için elektrolitlerin ve suyun alınma ve atılama miktarı

dengede tutulması çok önemlidir.

Su ve birçok elektrolitin alınması, genellikle kişinin yeme ve içme

alışkanlıklarını tarafından yönlendirilir.

Böbrekler bu maddeleri atma hızını alınış miktarına göre ayarlarlar.

(11)

Sodyum alımında 10 kat artışın (30’dan 300 mEq/gün) idrarla sodyum çıkarılmasına ve hücre dışı sıvı hacmine etkisi.

Taranmış kısımlar alınan ile atılan sodyum arasındaki farktan hesaplanan net sodyum birikimi veya kaybını temsil etmektedir.

(12)

Su ve Elektrolit Dengesinin Düzenlenmesi;

Kronik böbrek hastalıklarında veya kronik böbrek yetmezliklerinde bu homeostatik fonksiyonlar bozulur ve vücut sıvı hacmi ve bileşiminde ciddi bozukluklar çok hızlı ortaya çıkar.

Tam böbrek yetmezliğinde hemodiyaliz uygulanmaz ise birkaç gün içinde vücutta K+, asitler, sıvı ve diğer toksik maddeler birikerek ölüme yol açarlar.

(13)

Yabancı Maddelerin ve Metabolik Artıkların Atılması;

Ekskresyon: Böbreklerin başlıca amacı vücudun ihtiyacı kalmayan metabolizma ürünlerini uzaklaştırmaktır.

Bu ürünler arasında;

Aminoasitlerin metabolizması sonucunda oluşan Üre,

Nükleik asitlerin metabolizması sonucunda oluşan Ürik Asit,

Hemoglobinin yıkımının son ürünü olan Bilirubin,

Dışarıdan alınan ilaçlar, besin katkı maddeleri ve maruz kalınan Pestisitler,

Değişik hormon metabolitleri sayılabilir.

(14)

Asit-Baz Dengesinin Düzenlenmesi;

Böbrekler asit itrah ederek ve vücut sıvılarının tampon stoklarını düzenlerler.

Akciğerler ile birlikte vücut sıvılarını tamponlayarak, Asit-Baz düzenlenmesine katkıda bulunurlar.

Böbrekler, protein metabolizması sırasında oluşan Sülfirik ve Fosforik Asit gibi maddeleri vücuttan uzaklaştıran yegane organdır.

(15)

Arteriyal Kan Basıncının Düzenlenmesi;

Böbrekler değişken miktarda su ve sodyum itrah ederek Uzun Süreli Arter Kan Basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar.

Böbrekler ayrıca vazoaktif faktörleri veya Angiotensin II gibi vazoaktif ürünlerin yapımına neden olan Renin gibi maddeleri salgılayarak Kısa Süreli Arter Kan Basıncının düzenlenmesine de katkıda bulunurlar.

(16)

Eritropoietin (EPO) Hormonunun Yapımının Kontrolü;

Böbrekler, eritrosit yapımını uyaran Eritropoietin (EPO)’i salgılarlar.

Böbreklerden EPO salgılanmasında hipoksi önemli bir uyarandır.

Normal şahıslarda dolaşımdaki EPO’in hemen-hemen tamamından böbrekler sorumludur.

Ağır böbrek hastalığı olanlarda veya böbrekleri çıkarılmış ve hemodiyalize alınan hastalarda EPO yapımı azaldığından anemi gelişir.

(17)

Fetüs ve Yenidoğanda

% 85 Karaciğerde

% 15 Böbreklerde Sentezlenir Karaciğer

Hepatik Eritropoietik Faktör (HEF) Eritrogenin-Eg inaktif

+

Serum Faktörü

Aktif EPO Oluşur

Erişkinde

% 85 Böbreklerde

% 15 Böbrek dışı dokularda sentezlenir Böbrekler

Renal Eritropoietik Faktör (REF) Eritrogenin-Eg inaktif

+

Serum Faktörü

Aktif EPO Oluşur

(18)
(19)

1,25 Dihidroksi Vitamin D3 Sekresyonu;

Böbrekler vitamin D’ni 1. pozisyonuna bir hidroksil ilave ederek vitamin D’nin aktif şeklini (1,25 Dihidroksi Vitamin D3 ) Kalsitriyol’ü yaparlar.

Kalsitriyol, GIS’den kalsiyum emilimi ve kemiklerde birikimi için gereklidir.

Kalsitiyol ayrıca kalsiyum ve fosfat düzenlenmesinde önemli rol oynar.

Glukoneogenez;

Böbrekler uzun süreli açlık esnasında amino asitlerden ve diğer öncü maddelerden Glikoneogenez ile glikoz sentezlerler.

Bu yeteneği özellikle uzun süreli açlık sırasında karaciğerle yarışabilecek düzeydedir.

(20)

Böbrekler

Korteks

Medulla

Pelvis

Nefronlar

Üreterler

Mesane (İdrar Kesesi)

Üretra

(21)

İki adet fasülye görünümünde

Columna vertebralis lateralinde

Karın boşluğunun arkasında (retroperitoneal bölge)

Costaların hemen altında

Sağ böbrek soldakinden hafifçe daha aşağıdadır.

(22)

120-170 gram

11-12 cm uzunluğunda

Her birinde yaklaşık 1 milyon nefron bulunur

(23)

İşlevleri gereği, kanlanmaları oldukça fazladır

Böbreğin kan akımı istirahat halinde kalp debisinin % 22’si kadar veya dakikada 1100 ml’dir.

Kanı Renal arterler vasıstasıyla Aorta’dan alırlar.

Venöz kanı renal venler ile

inferiyor vena cava’ya boşaltırlar

(24)
(25)

Böbreklerde filtrasyon iki arteriyol arasında meydana gelir.

Aferent Arteriyollerin çapı Efferent arteriyolün çapından daha geniştir.

(26)

Her iki böbreğin üzerinde bulunurlar. İdrar oluşumuna katkıları yoktur.

Hormon (Adrenalin, Androjenler, Kortizol, Aldosteron) üretirler.

(27)

Medial kenarda bulunan Hilus’dan

Renal arter,

Renal ven,

Lenfatikler

Renal pelvis,

Sinirler böbreğe girerler

Böbreğin dış kısmına

Renal korteks,

İç kısmına ise

Renal medulla denir

Böbrekler iç yapılarını koruyan kuvvetli fibröz bir kapsül ile çevrelenmiştir.

(28)

Böbreğin medullasında renal piramitler denen koni biçiminde çok sayıda doku kütleleri

bulunur.

Piramitlerin tabanı korteks ile medulla arasındaki sınırdan başlar ve üreterin huni biçiminli üst ucunun devamından oluşan renal pelvisine doğru uzanan renal papillalarda son bulur.

(29)

Pelvisin dış sınırı büyük (major) kaliks denen açık ceplerde aşağıya doğru uzanır ve her papillada tübülerden idrar toplayan küçük (minor) kalikslere ayrılır.

Kalikslerin, pelvisin ve üreterlerin duvarları, idrarın işeme ile boşaltılıncaya kadar saklandığı mesaneye doğru ilerlemesini sağlayan kasılabilir elemanlar içerir.

(30)

Aferent arteriyoller, plazma proteinleri dışında, çok miktarda su ve maddelerin filtre edilerek idrar yapımının başladığı yer olan glomerular kapillerleri oluştururlar.

Her glomerul kapillerlerin distal ucu bir araya gelerek, böbrek tübüllerini çevreleyen ve peritübüler kapiller denilen ikinci bir kapiller ağı oluşturan Efferent arteriyolü yaparlar

(31)

İnsanda her böbrek, idrar oluşturma yeteneğine sahip yaklaşık 1 milyon kadar

nefrondan oluşur.

Tek bir refronun yapısı ele alınıp incelendiğinde;

Renal korpuskul

Glomerular (Bowman) kapsül

Glomerulus

Renal tüpler

Proksimal tübül

Henle kulbu

Distal tübül’den oluştuğu görülür.

(32)

Her nefron kandan büyük miktarda sıvının filtre olduğu glomerul adı verilen bir glomerular kapiler yumağı ve böbrek pelvisi içindeki yolu boyunca, filtre edilen sıvının idrara dönüştüğü uzun bir proksimal tübül, henle kulpu ve distal tübül içerir.

Böbrekte tüm;

Glomerüler Süzme (Filtrasyon),

Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon),

Tübüler Salgılama (Sekresyon) olayları burada gerçekleşir.

(33)

Böbrekler nefronları yenileyemez.

Fonksiyonlarını kaybeden nefronların görevini diğer nefronlar adaptif değişikliklere uğrayarak organizmanın ihtiyacını karşılarlar.

Bu nedenle,

Böbrek hasarı, hastalık veya normal yaşlanma ile böbreklerdeki nefron sayısı giderek azalır.

Kırk yaşından sonra işlev gören nefron sayısı genellikle her 10 yılda, % 10 azalır.

80 yaşındaki bir insanın, 40 yaşındaki bir insana göre % 40 daha az işlevsel nefrona sahiptir.

Ancak bu yaşamı tehdit edecek düzeyde değildir.

(34)

Aferent ve Efferent arteriyolün oluşturduğu kapiler bir yumak (Glomerulus) ve Bowman Kapsülünden oluşur

(35)

Nefronlar böbrek kitlesi içinde

bulunduğu derinliğe bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler.

Glomerular korteksin dış kısmına yerleşmiş olanlara Kotrikal Nefronlar denir.

Tüm nefronların yaklaşık % 85’i bu guruptandır.

Bunların medulla içinde sadece çok kısa bir mesafeye inen kısa Henle Kulpu vardır.

Kotrikal Nefronların bütün tübüler

sistemi yoğun bir peritübüler kapiler ağ ile çevrelenmiştir.

(36)

Nefronlar böbrek kitlesi içinde

bulunduğu derinliğe bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler.

Glomerular korteksin derin iç kısmlarında medullaya yakın bölgelere yerleşmiş

olanlara Juktameduller Nefronlar denir.

Tüm nefronların yaklaşık % 15’i bu guruptandır.

Bu nefronların uzun Henle Kulpu medullanın derinliklerine kadar iner.

(37)

Nefronlar böbrek kitlesi içinde

bulunduğu derinliğe bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler.

Juktameduller Nefronların glomerüllerinden ayrılan uzun efferent arteriyoller dış

mellulaya kadar uzanır ve medullanın

derinliklerine doğru Henle Kulpu ile yan yana seyreden Vaza Rekta denen özel bir

peritübüler kapiler ağ oluşturur.

Henle Kulpu gibi Vaza Rekta’da kortekse doğru döner ve kortikal venlere dökülür.

Medulladaki bu özelleşmiş kapiler ağ idrarın yoğunlaştırılmasında önemli role sahiptir.

(38)
(39)

Çift yapraklı bowman kapsülü, içine yerleşmiş kapiller damarların oluşturduğu glomerul yumağı sarar.

Bowman kapsülünün iç (pariyetal) yaprağı tek katlı yassı hücrelerden yapılı ince bir membran halindedir ve tamamiyle glomerülü örter.

Glomerül kapiller damar endoteli ve Bowman kapsülü iç (Viseral-Podosit) yaprağı, aralarındaki bazal membran ile birlikte filtrasyon membranı oluştururlar.

Bowman kapsülünün dış yaprağı böbrek tüpleri ile birleşir ve devam eder.

(40)

Süzülmenin meydana geldiği Glomerulus Kapillerlerini diğer Vücut Kapilerlerinden ayıran bazı özellikler vardır. Bu farklı özellikler glomerulusu ideal bir süzgeç haline getirmiştir.

Vücüt kapillerleri arteriyol ve venüller arasında bulunurken Glomerulus kapillerlerini iki arter arasında bulunur.

Glomerulusun bu özelliği kapillerin iki ucu arasındaki kan basıncının aynı olmasını sağlar.

(41)

Glomerulus Kapillerlerinin kan basıncı (60 mmHg), diğer kapiller damarlardaki kan basınçlarının (35 mmHg) yaklaşık iki katıdır ve bu basınç ile süzülme sağlanmaktadır.

(42)

Glomerulus Kapillerlerinin membranı, diğer kapiller membranlara benzerdir, sadece iki yerine üç büyük tabaka

bulunur.

Bunlar;

Kapiler Endotel,

Bazal Membran ve kapiller bazal membranın dış yüzeyini çevreleyen

Epiteliyal (Podosit) Hücre tabakasıdır.

(43)

Bu tabakalar birlikte Filtrasyon Bariyerini oluştururlar.

Bu üç tabakaya rağmen normal kapiller damarlardan birkaç yüz kat daha fazla madde ve suyu filtre ederler.

Glomerulus Kapillerlerden sadece su ve erimiş maddeler sadece dışarı doğru geçer.

Yani sıvı hareketi (süzülme) sadece tek

yönde olmakta, geri emilme olmamaktadır.

(44)

Ayrıca glomerulus kapillerlerinde çok

sayıda gözenek (por-fenestrea)’ler bulunur.

Bu farklı yapısal özellikler diğer sistemik kapillerden 100 kat daha fazla geçirgen olmalarını sağlar.

Kapsüle geçen sıvı (süzüntü) idrar değildir.

İdrarın oluşması proksimal ve distal tüpleri çevreleyen kapillerler de olmaktadır.

(45)

Pencereli endotelium

70-90 nm porlar kan hücrelerin geçmesini engeller.

Bazal membran

Proteoglikan jel yapıda, negatif yüklü ,8 nm’den büyük moleküllerin geçmesine izin vermez.

Kan plazmasında % 7 protein bulunur,

Glomerülar filtratda % 0.03 protein bulunur

Filtrasyon aralığı

Podositlerin uzantıları olan pediseller negatif yüklüdürler ve 3 nm’den küçük partiküllerin geçişine izin verirler.

(46)

Kanın Hidrostatik Basıncı (BHP):

Kapilerlerden dışarı (+)

Kanın Kolloid Ozmotik Basıncı (COP):

Dışarıdan kapilerlerlere doğru (-)

Bowman Kapsülü Basıncı (CP):

Bowman kapsülünden kapilerlere doğru (-)

Net Filtrasyon Basıncı (NFP):

(+) ve (-) kuvvetlerin toplamı

(47)

Maddelerin glomerülden filtre edilebilirlikleri molekül ağırlıkları ile ters orantılıdır.

Maddeler Moleküler Ağırlığı Filtre Edilebilirlikleri

Su 18 1.0

Sodyum 23 1.0

Glukoz 180 1.0

Inulin 5.500 1.0

Myoglobin 17.000 0.75

Albumin 69.00 0.005

(48)

Kanın kimyasal bileşimini böbrekler düzenlediğine göre, vücutta dolaşan kanın tamamının böbreklerden geçmesi gerekmektedir.

Dinlenme halinde kalbin pompaladığı kanın her 4 litresinden 3'lt si vücuda, 1 lt si ise böbreklere gider.

Hücreler ile doku sıvısı; kapiller damarlar ile doku sıvısı arasında sürekli madde alışverişi vardır.

Bu madde alışverişinde etkili olan faktörler:

Kanın damar duvarına yaptığı Hidrostatik Basınç,

Kan plazmasının ve doku sıvısının Osmotik Basıncıdır.

İdrar oluşumunda sıvı akımının yönünü bu iki faktör belirlemektedir.

(49)

Hidrostatik basınç kapillerler içinden doku sıvısına doğru, Osmotik Basınç ise doku sıvısından kapillerlere doğru sıvı akışını sağlayan kuvvetlerdir.

Afferent arteriyol ucundaki Hidrostatik Basıncın (BHP), Kolloid Osmotik Basınçtan (COP) fazla olması nedeniyle, kapillerden doku sıvısına doğru;

Efferent arteriyol ucundaki Hidrostatik Basıncın (BHP), Kolloid Osmotik Basınçtan (COP) düşük olması nedeniyle de doku sıvısından kapillerlere doğru sıvı akımı olmaktadır.

(50)

Bowman Kapsülüne geçenler:

Su (~ % 20)

Küçük proteinler

Şekerler

Amino asitler

Vitaminler

İyonlar

Atık maddeler (üre, vs.)

Kapiller damarda kalanlar:

Su (~ % 80)

Eritrositler

Lökositler

Trombositler

Büyük proteinler

(51)

Glomerül Filtrasyon Hızı (GFR): Belirli bir zaman aralığında kandan elde edilen ultrafiltrat miktarının ölçümüdür.

Böbrek harabiyetinin derecesini belirlemede ve böbrek hastalığının progresyonunu değerlendirmede kullanılan önemli bir tanı aracıdır.

Klinikte GFR ölçümünde en sık kullanılan yöntem endojen kreatinin klirensidir.

Kreatinin klirensi böbrek fonksiyonunun normal olduğu kişilerde GFR’nin hemen hemen gerçek değerini yansıtır.

(52)

Yetişkinlerdeki normal sınırları erkeklerde 125±25 ml/dk, kadınlarda 95±20 ml/dk dır.

Bu değerler yaş ilerledikçe azalma eğilimi gösterirler.

İdrar biriktirmeyi gerektirdiğinden zaman alıcı ve hata yapma olasılığı bulunan bir yöntemdir. Bu nedenle plazma kreatininide değerlendirmeye alınır.

Normal değerleri 0.7-1.5 mg/dl arasıdır.

Kreatinin klirensi GFR’nın bir göstergesi iken plazma kreatinini ise glomeruler fonksiyonun bir göstergesidir.

GFR= U×V/P formülü ile hesaplanır.

U = İdrar Yoğunluğu (mg/ml)

V = İdrar Hacmi (ml/dak)

P = Plazma Düzeyi (mg/ml)

(53)

Bowman Kapsülü Basıncı (CP)

Kan Hidrostatik Basınç (BHP)

Kan Kolloid Osmotik Basınç (COP)

Afferent Arteriyol Direnci

Efferent Arteriyol Direnci

Etki Glomerül Filtrasyon Hızı Börek Kan Akımı

Afferent Arteriyol Vazokonstriksiyonu

Afferent Arteriyol Vazodilatasyonu

Efferent Arteriyol Vazokonstriksiyonu

Efferent Arteriyol Vazodilatasyonu

(54)

Ağır egzersizde veya akut gelişen dolaşım şoku

durumunda sempatik sinir sistemi uyarılır efferent arteriyoller daralır.

GFR ve idrar yapımı azalır, kan akımı perifer

organlardan kalbe yönelir.

(55)

Nefronlarda idrar oluşmasında üç aşama vardır

Glomerular Süzülme (Filtrasyon)

Tübüler Geri Emilme (Reabsorpsiyon)

Tübüler Salgılama (Sekresyon)

(56)

Glomerular Süzülme (Filtrasyon) Glomerüller kapiller damarlardan Bowman kapsülüne madde geçişi

Tübüler Salgılama (Sekresyon)

Peritübüler damardan tübül içine madde geçişi. (idrarla atılır)

Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Tübüllerden peritübüler damarlara madde geçişi.

(57)

Glomerular Süzülme (Filtrasyon)

İdrar oluşumunun ilk basamağıdır ve afferent arteriyol ile glomerul kapiller yumağına ulaşan kanın proteinleri ve hücreleri dışındaki tüm elemanları bowman kapsülü içine süzülür.

Süzüntünün içeriği proteinler dışında hemen hemen plazmanın yapısı ile eşdeğerdir.

Glomerul Filtrasyon Hızı = Glomerular Filtration Rate (GFR), birim zamanda (ml/dk) kapillerlerindeki süzülen plazma miktarı olarak tanımlanır.

GFR nin normal değeri 125 ml/dk dır.

Buradan anlaşılan normalde böbreklerin 1 dakikada 125 ml plazmayı filtre ettikleridir.

(58)

Glomerular Süzülme (Filtrasyon)

Dakikada 125 ml olan filtrasyon miktarı günde 180 litreye eş değerdir.

Kanın plazma hacminin 3 litre olduğu dikkate alınacak olursa, bir günde kan plazmasının böbrekler tarafından 60 kez (180/3 = 60) filtre edildiği anlaşılmaktadır.

Böbreklerin filtre edilen plazma miktarı bu kadar yüksek iken günde çıkarılan idrar miktarı ortalama 1-1.5 litre kadardır.

Buradan süzüntünün % 99 unun tübülüsleri geçerken geri emilerek tekrar kana verildiği anlaşılmaktadır.

(59)

Glomerular Süzülme (Filtrasyon)

GFR çeşitli faktörlere bağlı olarak değişebilir. Bu faktörlerin bazıları şunlardır:

Glomerul kapilleri içindeki kanın Hidrostatik Basıncının azalması filtrasyonu azaltır, yükselmesi artırır.

Kapillerdeki Hidrostatik Basınç afferent arteriyol daralmasında, böbreğe gelen kan miktarının azalmasında (arteriyel kan basıncının düşmesi ve kan kayıpları gibi koşullarda) azalır. Buna karşı efferent arteriyol daralması, basıncı yükseltir.

Glomerul kapillerindeki geçirgenlik artışları GFR'yi artırır.

Bowman kapsülü içindeki sıvının basıncının artması filtrasyonu azaltır.

Örneğin; böbrek taşları bu tip basınç yükselmesi yaparak filtrasyon hızını azaltmaktadır.

(60)

Glomerular Süzülme (Filtrasyon)

Glomerulustan süzülme olayı çeşitli mekanizmalar sayesinde sabit tutulur.

İnsanda dışarıya atılan idrar glomerulustan süzülen maddenin ancak % 1'i kadardır.

Süzülen maddelerin çoğu örneğin:

suyun % 99'u,

sodyumun % 95'i,

glikozun % 100'ü,

ürenin % 56 sı geri emilerek tekrar kana verilir.

(61)

Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Proksimal Tüpte Geri Emilme:

Geri emilme böbrek fonksiyonunda en önemli basamaktır.

Eğer bu olay gerçekleşmeseydi vücudumuz kısa sürede kan için gerekli olan su, mineral maddeler, çeşitli iyonlar, glikoz ve diğer organik molekülleri idrarla dışarı atar ve kanın kimyasal bileşimi bozulurdu.

Proksimal ve distal tüplerin çevresindeki kapiler damar ağı, böbreğin kanın bileşimini denetleme yeteneğini ortaya çıkarır.

Burada geri emilme osmotik kurallara göre pasif; veya ATP kullanımı ile aktif taşıma şeklinde olmaktadır.

(62)

Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Proksimal Tüpte Geri Emilme:

Çeşitli maddelerin tüplerden geri emilmesi “böbrek eşik değeri”ne bağlıdır.

Eşik değeri, çeşitli maddelerin kanda bulunması gereken normal konsantrasyonlarına denir.

Örneğin bu değer glikoz için 180 mg/dl kadardır. Eğer kanda glikoz miktarı bu değeri aşarsa glikoz tübüllerden geri emilmez, idrarla dışarı atılır ve buna glikozüri denir.

Proksimal tüplerde geri emilimi olan maddelerden birisi glikozdur. Bu maddenin geri emilimi bağırsaklardaki gibi sodyum eşliğinde olmaktadır.

Glikoz ve sodyum tübül hücresi zarında bulunan özel bir taşıyıcı moleküle bağlanarak hücre içine taşınırlar.

Glikoz buradan difüzyonla hücrelerarası sıvıya, buradan da kana geçer.

(63)

Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Proksimal Tüpte Geri Emilme:

Burada geri emilimi yapılan bir diğer madde sodyumdur. Tübüllerde bu maddenin geri emilimi aktif taşınma ile gerçekleşir. Süzüntüde bulunan sodyumun 7/8'i proksimal tüplerde geri emilerek kana geçer.

Tübüllerin gerçekleştirdiği en önemli iş, çok miktardaki suyun süzüntüden geri emilerek tekrar kana verilmesidir.

Suyun geri emilimi osmotik kurallara göre pasif bir şekilde olur.

Proksimal tüpte geri emilimi olan diğer önemli maddeler bikarbonat iyonları, fosfat ve potasyumdur.

Proksimal tüplerde sekretorik olaylar da gerçekleşmektedir. Yani vücuda dışardan girmiş bazı yabancı maddeler ve ilaçlar sekresyonla kandan alınıp tübül sıvısına verilir.

(64)

Rearbsorption Secretion Amonyum (NH4) Amonyak (NH3).

(65)

Proksimal Tübüllerde Geri Emilme

(66)

Henle Kollarında Geri Emilme (Reabsorbsiyon)

Henle kolları nefronda oluşan idrarın yoğunlaştırıldığı yerlerdir.

Henle inen kolu suya çok geçirgen, katı maddelere ise az geçirgendir.

Bu nedenle inen koldan hücreler arası doku sıvısına sürekli su geçişi olur ve süzüntü “hipertonik “duruma gelir.

Henle çıkıcı kolu ise suya geçirgen değildir. Buna karşılık sodyum iyonlarına çok, üreye karşı ise az geçirgendir.

Yoğunluk farkı nedeniyle sodyum iyonları pasif olarak doku sıvısına geçer.

Bunun sonucu çıkan kolda ilerleyen süzüntü “hipotonik” duruma gelir.

(67)

Henle Kollarında Geri Emilme (Reabsorbsiyon)

Henle kolunun inen ve çıkan kollarındaki ters akım sistemi nedeniyle tübüler hücreler ve kapiller damar kanı ile doku sıvısı arasında osmolarite farkı oluşturmakta, bunun sonucu olarak da su idrar toplama kanallarından doku sıvısına geçmektedir. Böylece idrarın yoğunlaşması sağlanmaktadır.

Suyun idrar toplama kanallarındaki geçişi hipofizin posteriyor lobundan salınan Antidiüretik Hormonunun (ADH : Vasopressin) kontrolü altında olmaktadır.

Vücudun suya gereksinimi olmadığı zaman hipofiz bezinden ADH hormonu salınmakta, bunun sonucu da su geri emilmeyerek idrarla dışarı atılmaktadır.

(68)

Henle Kulpu Fonksiyonu Özet Henle kulpunun öncelikli görevi;

Suyu toplar

Elektrolitleri de reabsorbe eder

Konsantre idrar oluşturur

Bazı atıkları sekrete eder

Üre, ürik asit, safra tuzları, amonyak, katekolaminler, bazı ilaçlar.

Asid-Baz dengesi

Hidrojen ve Bikarbonat iyonlarını salgılayarak vücut sıvısı pH’sını düzenler.

(69)

Distal Tüpte Geri Emilme (Reabsorbsiyon)

Distal tüplerden geçen süzüntünün 15 ml’si dakikalar içinde geri emilmektedir.

Bu bölgede suyun geri emilişi de ADH hormonunun kontrolünde gerçekleşir.

Tüplerden suyun bol miktarda geri emilimi ile idrar iyice yoğunlaşır.

Proksimal tüplerde emilmeyen sodyumun 1/8’i distal tübüllerde Aldosteron Hormonun etkisiyle geri emilmektedir.

Vücuda yeteri kadar sodyum alınmazsa vücutta su tutulamaz, bunun sonucu hücrelerarası sıvının hacmi azalır.

(70)

Distal Tüpte Geri Emilme (Reabsorbsiyon)

Bowman kapsülüne geçen süzüntüdeki potasyumun proksimal tüplerde geri emilmektedir.

Ancak idrarda potasyum bulunduğu da bilinmektedir.

Bu durumda bir yerde potasyum salgılaması söz konusudur.

Gerçekten de bir miktar potasyumun distal tübül hücreleri tarafından kandan idrara verildiği bilinmektedir.

Geri emilim toplama kanallarında suyun geri emilimi ile sonlanır, böylece idrar oluşumu tamamlanmaktadır.

(71)

Salgılama (Sekresyon)

Peritübüler kapiler damarlardan tübüllere doğru bir geçiş olan tübüler sekresyon, bir maddenin tübüle girmesi için, glomerüler filtrasyona ek bir yoldur.

İdrar oluşması sırasında bazı maddeler doğrudan tübüller epitel hücreleri tarafından tübüller içine salgılanmaktadır.

Penisillin bu tip maddelere iyi bir örnektir.

Bazı maddeler ise hem glomerul filtrasyonu yolu ile hem de ekskresyon ile idrara çıkmaktadır.

Bu tip bir maddeye en iyi örnekse kreatinin dir.

(72)

Proximal Tubule

Filtrate

H2O

Salts (NaCl and others)

HCO3

H+

Urea

Glucose; amino acids

Some drugs

Key Active Transport Passive Transport

CORTEX

OUTER MEDULLA

INNER MEDULLA

Descending limb

of loop of Henle Thick segment of ascending limb

Thin segment of ascending limb

Collecting duct

NaCl NaCl

NaCl

Distal Tubule NaCl Nutrients

Urea H2O NaCl H2O

H2O

HCO3- K+

H+ NH3

HCO3-

K+ H+

H2O

(73)
(74)

Distal Tübül ve Toplama Kanalları Özet:

Hormon Reseptörleri

Tuz ve su dengesi

Hormonlar 1) Renin

Kan basıncı düştüğünde Böbrekten Renin salınır,

Renin, KC’den salınan Angiotensinojeni, Angiotensin I’e çevirir.

Angiotensin I, AC’den salınan Angiotensin Converting Enzim (ACE) ile Angiotensin II’ye çevirir.

Angiotensin II, Böbrek korteksinden Aldesteron salınmasına neden olur.

2) Aldosterone

Na+ geri emilimi artar

Su geri emilimi artar

İdrar hacmi azalır

Kan basıncı artar

(75)

3) ADH

Sıvı kaybı posteriyor hipofizden ADH salınımını uyarır.

ADH suyun geri emilimini artırır

İdrar hacmini azaltır

Kan basıncını artırır

4) Atriyal Natriüretik Peptid (ANP)

ADH’n tersi etkiler gösterir

Kan basıncının artması sağ atriyumda bulunan ANP salınımını stimüle eder,

Suyun ve sodyumun atılımını artırır,

İdrar hacmi artar

Kan hacmi azalır

Kan basıncı düşer

Renin/Angiotensin/Aldosterone yolu inhibe olur.

5) Paratiroid Hormon (PTH)’a etkileri

Kan kalsiyum düzeyi artar

Böbreklerden kalsiyum geriemilimi artar

Yeni kemik oluşumu azalır

Böbrekten Kalsitriyol (vitamin D) yapımını uyarır.

(76)

Dilüe İdrar Konsantre İdrar

yokluğunda ADH dilüe idrar çıkarma

Aşırı ADH

salgılandığında konsantre idrar çıkarma

(77)

Böbreklerde idrar oluşturulması sırasında, kan plazması belli maddelerden arındırılmaktadır.

Böbreklerin 1 dakika içerisinde herhangi bir A maddesini kaç ml plazmadan arındırdıklarını belirlemek için klirens değeri kullanılmaktadır.

Herhangi bir maddenin klirensi, bu maddenin birim zamanda kandan temizlenen miktarıdır.

Klirens, atılan maddenin miktarını, bu maddenin plazmadaki miktarına oranlayarak hesaplanır

(78)

Klirens değerinin birimi ml/dk’dır ve aşağıdaki formüle göre hesap edilmektedir.

Plazma Klirensi (PK) = Maddenin idrardaki konsantrasyonu (mg/ml) x İdrar hacmi (ml/dk) Maddenin plazmadaki konsantrasyonu (mg/ml)

Örneğin: Bir A maddesinin idrardaki konsantrasyonu 2 mg/dk, idrar volümü 1ml/dk ve maddenin plazma konsantrasyonu 0.01 mg / ml ise;

A Maddesinin Klirensi = 2x1 / 0.01 = 200 ml/dk

Bu sonuca göre böbrekler, A maddesini, 1 dakika içerisinde, 200 ml plazmadan arındırabilmektedir.

Glomerüler filtrasyon oranı Kreatinin klirensiyle hesaplanabilir

Normal GFR: 70-145 ml/dk’dır

Kreatinin: kas yıkım ürünüdür, günde 14-26 mg/kg/gün idrarla atılır.

(79)

Böbreklerde bulunan bu sistem kan hacmini, kan basıncının ve glomerul kapillerleri içindeki basıncın dolayısıyla glomerul filtrasyon hızının düzenlenmesi yönünde çalışan bir sistemdir.

(80)

Jukstaglomerular apparatus veya kompleks her nefronun glomerul yumağına yakın bir yerde yerleşmiştir.

Nefronlarda distal tübülüsün küçük bir bölümü afferent ve efferent arteriyolün arasındaki bir bölgeden geçer ve

arteriyollerle deği halindedir.

(81)

Distal tübülüsün afferent arteriyol ile deği haline geldiği bölgede, gerek arteriyol hücreleri gerekse tübülüs hücreleri değişime uğramıştır.

Bu bölgedeki distal tübülüs hücrelerine macula densa, afferent arteriyol hücrelerine ise jukstaglomeruler

hücreleri denilmektedir.

(82)

Jukstaglomerul hücreler Renin adı verilen proteolitik bir enzim salgılar.

Makula densa hücreleri ise distal tübülüs içinden geçen sıvının Na+ ve Cl- iyon

konsantrasyonuna duyarlıdır.

(83)
(84)

Arteriyel kan basıncının düşmesi veya böbrek arterinin daralması sonucu GFR nin azalması distal tübülüsten geçen sıvıda Na+ ve Cl - azalmasına neden olur.

Bu durum Macula Densa hücrelerini uyarır.

Macula densa hücreleri de Jukstaglomerul Hücrelerinden Renin salgılanmasına neden olur.

Renin kanda bulunan ve bir polipeptid olan Angiotensinojen’e etki ederek Anjiotensin I oluşturur.

Anjiotensin I’de akciğerlerde bulunan Anjiotensin Konverting Enzim (ACE) aracılığı ile Anjiotensin II‘ye çevrilir.

(85)

Anjiotensin II kuvvetli vazokonstriktör etkiye sahip bir maddedir.

Efferent arteriyolde vazokonstriksiyona neden olur ve glomerul kapillerdeki kan basıncını yükseltir.

Anjiotensin II aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyollerde de vazokonstriksiyona neden olur ve sistemik kan basıncını yükseltir.

Anjiotensin II bu etkilerine ilaveten adrenal korteksten Aldosteron salgısını uyararak tuz ve su tutulmasını artırır, hipotalamusa etki ederek susama hissini uyarır ve posteriyor hipofizden ADH salgısını artırır.

Bütün bunların sonucunda kan basıncı yükseltilip ekstrasellüler sıvı hacmi artırılmış olur.

(86)

Vücuda sodyum alımı:

Sodyum vücuda daha çok sodyum klorür (NaCl; Sofra tuzu) şeklinde alınır.

Günde besinlerle yaklaşık 10 g kadar tuz alınmaktadır.

Vücuttan sodyum atılımı:

Vücut sıvılarında sodyum ve klorür şeklinde bileşenlerine ayrılan tuzun deri ve gastrointestinal kanaldan atılımı normalde oldukça azdır.

Aşırı terleme, kusma ya da diyarede önemli şekilde atılımı artar.

Hemoraji durumlarında ise hem tuz, hem de suyun fazla miktarda kaybı ortaya çıkabilir.

Normal koşullarda tuz ve su kaybı tam olarak bunlardaki kazanca eşittir ve vücudun tuz ve suyunda net değişme olmaz (idrarla sağlanır).

(87)

Vücutta hem su, hem de sodyum için stabil bir dengenin sağlanmasında başlıca homeostatik kontrol noktası böbreklerdir

İdrar miktarı günde 0,4 litreden 25 litreye kadar değişebilmektedir

Normal böbrek kazançla kayba göre tuz atımının sınırını değiştirebilir

Sodyumun reabsorbsiyonu tübüler epiteldeki Sodyum-Potasyum ATPaz (Na-K ATPaz) pompasıyla aktif bir şekilde olur

Sodyum reabsorbsiyonu tübülde ozmotik bir fark yaratır, bu da su reabsorbsiyonunu yönlendirir

(88)
(89)

Suyun reabsorbsiyonu arka (posterior) hipotalamus hormonu olan Antidiüretik Hormon (ADH) varlığına da bağlıdır

ADH toplayıcı kanallarda suyun geriye alımını arttırır

ADH konsantrasyonu azaldığında suyun reabsorbsiyonu azalarak büyük hacimde dilue idrar oluşur

ADH konsantrasyonu yükseldiğinde ise tam tersine küçük bir hacimde konsantre idrar oluşturulur

Sodyum atılımı, filtre olan sodyum ile reabsorbe olan miktar arasındaki farktır.

(90)

GFR ve filtre olan sodyum miktarı baroreseptör refleks mekanizmaları ile kontrol edilir.

Sistemik kan basıncının artışı damar duvarına yerleşik baroreseptörleri uyararak böbrek afferent arteriollerine gelen sempatik uyarıda artışa neden olur.

Sonuçta vazokonstriksiyon ve GFR azalması olur.

Tübüler sodyum reabsorbsiyonunun başlıca kontrolü böbrek üstü bezinin korteksinden (adrenal korteks) salgılanan Aldosteron hormonu tarafından düzenlenir.

Aldosteron, Distal Tübüllerin son bölümünde ve Toplayıcı Kanallarda sodyum reabsorbsiyonunu uyarır.

(91)

Renin-Anjiyotensin sistemi, Aldosteron sekresyonunun başlıca düzenleyici mekanizmalarından biridir

Ekstraselüler hacim azaldığında renin salgısı angiotensini ve oda aldosteronu tetikler

Bu sistemdeki hız kısıtlayıcı değişken olan Renin, böbrekteki Jukstaglomerüler Aygıtın granüler hücrelerinden salgılanır

Renin, karaciğerden inaktif formda sentezlenen ve dolaşıma salınan Anjiyotensinojenden Anjiyotensin I oluşumunu katalizler

Anjiyotensin I, Anjiyotensin II’ye dönüşür ve Anjiyotensin II adrenal korteksten Aldosteron sekresyonunu uyarır

Anjiyotensin II, Bilinen en güçlü vazokonstriktör maddelerden biridir

(92)
(93)
(94)
(95)
(96)

Böbrek Fonksiyonlarını Düzenleyen Hormonlar (Özet)

Hormon Hedef Etkileri

Aldesteron Distal Tübül, Toplama Kanalı

Na geri emilimi artar

K sekresyonu azalır

İdrar hacmi azalır

Angiotensin II Afferent ve Efferent Arteriyoller

Arteriyollerde vazokonstriksiyon

GFR’de azalma

ADH ve Aldesteron salınımını uyarma

Susamayı uyarma

Su alımını artırma

İdrar hacminde azalma

Antidiüretik Hormon (ADH) Toplama Kanalları

Su geri emilimini artırır

İdrar hacmini azaltır

İdrar konsantrasyonunu artırır

Atriyal Natriüretik Peptid (ANP) Afferent ve Efferent Arteriyoller

Toptama Kanalları

Afferent arteriyollerde vazodilatasyon

Efferent arteriyollerde vazokonstriksiyon

GFR’de artma

Renin, ADH ve Aldesteron sekresyonu inhibe

Toplama kanallarından NaCl geri emiliminin inhibisyonu

İdrar hacmi artar

Epinefrin (E) ve Norepinefrin (NE) Jukstaglomeruler Aparatus

Afferent Arteriyol

Renin sekresyonunda azalma

Afferent arteriyollerde vazokonstriksiyon

GFR’de azalma

İdrar hacminde azalma

Paratiroid Hormon (PTH)

Proksimal Tübül

Distal Tübül

Henle kulpu

Proksimal Tübül ve Henle Kulpundan Ca geri emilimini artırır

Proksimal Tübülde Mg geri emilimini artırır

Proksimal Tübülden fosfatın geri emilimini inhibe eder

Kalsitriyol santezini artırır

(97)
(98)
(99)
(100)

Glukozüri :

Böbrekler idrardan olabildiğince fazla miktardaki glikozu geri absorbe etmeye çalışır.

Ancak kan glukozu çocuklarda 145-180 mg/dl ve erişkinlerde 125-215 mg/dl düzeylerinin üzerine çıktığında böbrekler glukozu absorbe edemez ve glukoz idrarla dışarı atılır.

Bu düzeye “Böbrek Eşiği” denir.

Böbrek eşiği genellikle yaşla birlikte yükselir.

(101)

Albuminüri :

İdrarda 2-3 ay içinde birbirini takip eden 3 testten en az ikisinde albuminin fazla çıkarılması anlamına gelir.

Gündüz saatlerinde albümin atılımı geceye göre %25 daha fazladır.

Bu nedenle testlerde sabah saatlerinde ilk alınan idrar örneği kullanılmalıdır.

Ağır egzersiz yapılması, kan şekerinin çok yüksek seyretmesi, enfeksiyonlu hastalıklar, kalp yetmezliği, hipertansiyon atakları gibi durumlar böbreklerden atılan albümin miktarını değiştirebilir.

(102)

Üremi : BUN = Kan Üre Azotu ( Blood Urea Nitrogen) = Üre Nitrojeni

ÜRE: Protein metabolizmasının son ürünü olarak karaciğerde oluşur ve idrarla atılır. Böbrek fonksiyonlarını değerlendiren başlıca tahlillerden birisidir. “Akut ve Kronik Böbrek Yetmezlikleri” ve benzeri hastalıkların, diyaliz tedavilerinin takibinde sıklıkla kullanılır.

BUN (Üre) yüksekliği: Nefrit, piyelonefrit, kalp yetmezliği, şok, idrar yollarında tıkanıklık, addison hastalığı, fazla proteinli besinlerle beslenmek, aşırı egzersiz, bazı ilaçlar, ciddi doku travmaları, GIS kanaması.

BUN (Üre) düşüklüğü: Karaciğer yetmezliği, düşük proteinli beslenme, ADH sendromu, aşırı sıvı alımı, akromegali, hamilelik.

(103)

İdrarda Keton: :

Hastalık, stres, diyabet vb. durumlarda kan şekerinin yükselmesine bağlı olarak idrarda keton görülebilir.

Diyabette olduğu gibi insülin yetersizliğinde vücut enerji için glukozu kullanamaz ve yağları yakar.

Yağların parçalanması sonucu vücutta ketonlar oluşur.

Kanda biriken ketonlar vücudun pH dengesini bozar ve “Keto-asidoza”

sebep olurlar.

Kanda biriken ketonların atılması idrar yolu ile gerçekleşir.

(104)
(105)
(106)

İdrarı, pelvis renalis’ten mesaneye taşıyan yaklaşık 25-35 cm uzunluğunda, 4-7 mm çapında, kas liflerinden oluşmuş boru şeklinde yapılardır.

İdrarı peristaltik hareketlerle böbreklerden idrar torbasına taşır.

Pars abdominalis ve pars pelvica olmak üzere iki kısmı vardır.

Pars pelvicanın mesanenin içindeki kısmına pars intramuralis denir.

(107)

Üreterin üç yerde darlığı vardır.

1) Birinci darlık başlangıç yerinde, 2) İkinci darlık linea terminalis’i

çaprazladığı yerde,

3) Üçüncü darlık da idrar kesesine girdiği yerdedir (en dar yeri burasıdır).

Bu darlıklar böbrek taşları üreterden geçerken taşın büyüklüğüne göre kolik tarzında şiddetli ağrılara neden olur.

(108)

Üreterler ve böbrek toplayıcı sistem Transsizyonel hücreli epitel ile döşenmiş olup epitel altında lamina propria denilen bağ dokusu tabakası bulunmaktadır. Bu iki tabaka üreter mukozasını oluşturur.

Üreterlerin etrafı üreteral sheat adı verilen yumuşak bir kılıfla sarılmıştır.

Bu kılıf özel bir yapıya sahiptir.

(109)

Üreterde idrar akımı pasif olarak değil, bu kasların aktif kasılması sonucu oluşan peristaltik hareketle olur ve böylece idrar bolusu renal pelvisten mesaneye taşınır.

Normal şartlarda, üreteral peristaltizm üriner toplayıcı sistemin proksimal kısmında bulunan pacemaker noktalarından çıkan elektriksel aktivite sonucu oluşur.

(110)

Oluşan elektrik sinyali distale doğru iletilirken peristaltizmin mekanik hareketine neden olur.

Üreter kasılarak idrar bolusunun distale doğru iletilmesi gerçekleşir.

İdrar ile dolmaya başlayan renal pelvis içinde basıcın artmasıyla idrar, içi boş ve lümeni kapalı durumda bulunan üreter üst bölümüne atılır.

Bu andan itibaren üreter içi basınç artmaya başlar. Üreterin en üst bölümünden başlayan kontraksiyon dalgası önüne kattığı idrarı bir alt üreter segmentine iletir.

(111)

İdrar kesesi yoğun kas liflerinden oluşmuş, idrarın depolandığı, genişleme özelliği bulunan torba biçiminde bir yapıdır.

İdrar torbası dolduğunda kesenin duvarını oluşturan kas lifleri gerilerek idrara çıkma hissi uyandırır ve duvarındaki kasların kasılması ile idrar kesesi boşalır.

Kadınlarda pelvis boşluğunun tabanında, erkeklerde rektumun önünde ve prostatın üzerindedir.

(112)

Temel işlevi idrarı biriktirmek olan mesane Detrüsör ve Trigon olmak üzere iki farklı yapıdan oluşlur.

Detrüsörün birbirlerini serbestçe çaprazlayan düz kas demetleri, mesane boynunda dairesel özellik alarak fonksiyonel bir sfinkter özelliği kazanır.

Trigon, üreterlerin giriş deliklerinden mesane boynuna uzanır.

Derin trigon detrüsör düz kasının, yüzeyel trigon ise üreter kaslarının uzantısıdır.

(113)

Her iki cinste de mesane boynu kasları ile üretranın başlangıcı arasında belirgin bir sınır yoktur.

Kadında üretra yaklaşık 4 cm olup, içte uzunlamasına bir düz kas katmanı ve dışta sfinkter özelliği yaratan yarı-dairesel bir düz kas katmanı içerir.

İç (internal) üretral sfinkter mesaneden uzanan sirküler düz kas lifleri ile bağ dokusundan oluşur.

Aslında gerçek bir anatomik sfinkter olmayıp, mesane boynu ile proksimal üretranın birleşim yeridir.

(114)

Daha uzun olan erkek üretrası 3 bölüme ayrılır.

1) Mesane boynundan ürogenital diaframa kadar olan bölümü Posterior veya Prostatik Üretra,

2) Ürogenital diaframdan meatusa kadar olan bölümü Anterior Üretra,

3)Arada kalan kısa birleşim bölümü ise Membranöz Üretra adını alır.

(115)

Mesane tabanında kestaneye benzeyen (3.5 x 2.5 cm ebatlarında) bir salgı bezidir.

Üretra Prostat içerisinden geçer.

Prostat büyümelerinde bu kanalcık dıştan baskı nedeni ile tıkandığı için kişi idrar yapamaz.

Prostat, üreme olayına yardımcı olan bir iç salgı bezidir.

Salgılamış olduğu sıvı ile meni denilen sperma sıvısının akışkanlığını kolaylaştırır.

Asit baz oranını ayarlar.

(116)

Normal miksiyon, duyusal bilgi mesanenin dolduğunu ilettiğinde, fiziksel ve sosyal olarak uygun bir zamanda istemli olarak gerçekleşir.

Yenidoğan döneminde işeme refleks olarak sık araliklara günde ortalama 20 kez gerçekleştirilir.

Mesanenin dolmasi refleks arkının afferent stimülasyonunu uyarır ve tam bir işeme gerçekleştirilir.

Efferent ark detrüsor kontraksiyonuna ve aynı anda eksternal üretral sfinkterin gevşemesine neden olur.

Bebeklerde altı aylıktan sonra işenen volüm artarken işeme sayısında azalma olur.

Referanslar

Benzer Belgeler

Alyuvarların % hacmi hematokrit 1 mm3 µl kanda alyuvar sayısı Hemoglobin miktarı 100 ml veya dl kanda gr olarak Wintrobe alyuvar indeksi Ortalama alyuvar hacmi OAH ,MCV, fL

Animal experiments have revealed that expression and activity of ACE2 in various organs are increased with the administration of angiotensin-converting enzyme inhibitors (ACEIs)

Alyuvarların % hacmi hematokrit 1 mm3 µl kanda alyuvar sayısı Hemoglobin miktarı 100 ml veya dl kanda gr olarak Wintrobe alyuvar indeksi Ortalama alyuvar hacmi OAH, MCV

gün güvenlik sonuçları yayımlanan CAVATAS-2 (ICSS: International Carotid Stenting Study) çalışmasında ise aksine periprosedürel inme, ölüm ve Mİ oranları stent

Bulgular: Dobutamin grubunun çocuk mortalite risk skoru (PRISM) 24 saat ortalamaları adrenalin-dobutamin grubundan istatistiksel anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0.048),

The presence of these receptors is the evidence of that renin and prorenin may have direct physiological effects 7,11.. The location of the prosegment changes

Bu etkileri ET-3’den oldukça güçlü bir şekilde ET-1 ve ET-2 eşit olarak, ET A reseptörleri aracılığı ile gerçekleştirilir İkincisi; endotelyuma bağlı

Her bir frekans için hemodilüsyon ve vazoaktif tedavi kombinasyon tedavisi alan grupta tedavi öncesi ile te- davi sonrası işitme düzeylerindeki kazançlara bakıldı- ğında 0.25