• Homeostasis için vücut sıvılarının oldukça sabit bileşimde ve hacimde tutulması gereklidir.
• Klinik tıbbın en önemli ve en sık karşılaşılan sorunlarından bazıları sabit tutulması gereken vücut sıvılarını kontrol eden sistemlerin bozukluklarından kaynaklanır.
• Dış ortamla vücut arasında ve vücudun değişik bölümleri arasında devamlı bir madde ve sıvı alış-verişi olmasına karşın vücut sıvılarının göreceli olarak sabitliğinin korunması oldukça dikkat çekicidir.
Bireyler arasında sıvı alımı-atımı oldukça farklılık gösterir. Hatta aynı kişide iklime, alışkanlıklara, fiziksel aktiviteye bağlı olarak farklılıklar gösterebilir.
Günlük Sıvı Alımı Günlük Sıvı Atımı
• Dışkı ile
• Ekspirasyon ile
• Deri ile
• Terleme ile
• Metabolik su
• Yiyeceklerden
• İçeceklerden
• İdrar ile
• Hücre içi (İntrasellüler) Sıvı;
Vücut ağırlığının % 40’ı veya 28 litre su oluşturur.
• Hücredışı (Ekstrasellüler) Sıvı;
Vücut ağırlığının % 20’si veya 14 litre su oluşturur.
•Hücrelerarası (İnterstisyel) Sıvı;
Hücredışı sıvının 3/4’ü veya 11 litresini oluşturur.
•Kan plazması;
Hücredışı sıvının 1/4’nü veya 3 litresini oluşturur.
•Transselüler (Özelleşmiş Hücredışı) Sıvı;
Hücredışı sıvının 1-2 litresini oluşturur.
70 kg erişkin bir insanda vücut ağırlığının, % 60’ı vücut suyudur.
Buda yaklaşık 42 litredir.
• İnsanda boşaltım sistemi, böbrekler ve bunlara bağlı kanalların dışında boşaltım ve düzenleme görevi yapan deri, akciğer ve sindirim kanalını da kapsar.
• Çünkü su ve karbondioksit akciğerler
aracılığı ile vücuttan uzaklaştırılmaktadır.
• Demir ve kalsiyum gibi bazı maddeler de kalınbağırsak tarafından salgılanmaktadır.
• Deride bulunan ter bezleri vücut sıcaklığının düzenlenmesi ile ilgili başlıca organ olmakla birlikte, metabolik artıkların % 5-10'unun atılmasında da görev alırlar.
• Ter, 1/8'i katı madde olmak üzere idrar içinde bulunan maddeleri (üre, tuzlar ve diğer organik maddeler) daha seyreltik olarak içerir.
• Günlük terleme serin günlerde 500 ml kadar olurken sıcak günlerde 2-3 lt ye kadar
çıkabilmektedir.
•Su ve Elektrolit Dengesinin Düzenlenmesi
•Yabancı Maddelerin ve Metabolik Artıkların Atılması
•Ekstrasellüler sıvı volümü ve kan basıncının hormonal düzenlenmesi
•Hormon üretimi ve metabolizmasına katkı;
•Eritropoetin
•Renin
•Vit-D3 aktif formu
• Bazı hormonların yıkımı;
•İnsülin
•Glukagon
•Parathormon
•Büyüme hormonu
• Metabolik etki;
•Glukoneogenez
•Lipid metabolizması
Su ve Elektrolit Dengesinin Düzenlenmesi;
• Homeostasisin devamı için elektrolitlerin ve suyun alınma ve atılama miktarı
dengede tutulması çok önemlidir.
• Su ve birçok elektrolitin alınması, genellikle kişinin yeme ve içme
alışkanlıklarını tarafından yönlendirilir.
• Böbrekler bu maddeleri atma hızını alınış miktarına göre ayarlarlar.
Sodyum alımında 10 kat artışın (30’dan 300 mEq/gün) idrarla sodyum çıkarılmasına ve hücre dışı sıvı hacmine etkisi.
Taranmış kısımlar alınan ile atılan sodyum arasındaki farktan hesaplanan net sodyum birikimi veya kaybını temsil etmektedir.
Su ve Elektrolit Dengesinin Düzenlenmesi;
Kronik böbrek hastalıklarında veya kronik böbrek yetmezliklerinde bu homeostatik fonksiyonlar bozulur ve vücut sıvı hacmi ve bileşiminde ciddi bozukluklar çok hızlı ortaya çıkar.
Tam böbrek yetmezliğinde hemodiyaliz uygulanmaz ise birkaç gün içinde vücutta K+, asitler, sıvı ve diğer toksik maddeler birikerek ölüme yol açarlar.
Yabancı Maddelerin ve Metabolik Artıkların Atılması;
• Ekskresyon: Böbreklerin başlıca amacı vücudun ihtiyacı kalmayan metabolizma ürünlerini uzaklaştırmaktır.
• Bu ürünler arasında;
• Aminoasitlerin metabolizması sonucunda oluşan Üre,
• Nükleik asitlerin metabolizması sonucunda oluşan Ürik Asit,
• Hemoglobinin yıkımının son ürünü olan Bilirubin,
• Dışarıdan alınan ilaçlar, besin katkı maddeleri ve maruz kalınan Pestisitler,
• Değişik hormon metabolitleri sayılabilir.
Asit-Baz Dengesinin Düzenlenmesi;
• Böbrekler asit itrah ederek ve vücut sıvılarının tampon stoklarını düzenlerler.
• Akciğerler ile birlikte vücut sıvılarını tamponlayarak, Asit-Baz düzenlenmesine katkıda bulunurlar.
• Böbrekler, protein metabolizması sırasında oluşan Sülfirik ve Fosforik Asit gibi maddeleri vücuttan uzaklaştıran yegane organdır.
Arteriyal Kan Basıncının Düzenlenmesi;
• Böbrekler değişken miktarda su ve sodyum itrah ederek Uzun Süreli Arter Kan Basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynarlar.
• Böbrekler ayrıca vazoaktif faktörleri veya Angiotensin II gibi vazoaktif ürünlerin yapımına neden olan Renin gibi maddeleri salgılayarak Kısa Süreli Arter Kan Basıncının düzenlenmesine de katkıda bulunurlar.
Eritropoietin (EPO) Hormonunun Yapımının Kontrolü;
• Böbrekler, eritrosit yapımını uyaran Eritropoietin (EPO)’i salgılarlar.
• Böbreklerden EPO salgılanmasında hipoksi önemli bir uyarandır.
• Normal şahıslarda dolaşımdaki EPO’in hemen-hemen tamamından böbrekler sorumludur.
• Ağır böbrek hastalığı olanlarda veya böbrekleri çıkarılmış ve hemodiyalize alınan hastalarda EPO yapımı azaldığından anemi gelişir.
Fetüs ve Yenidoğanda
% 85 Karaciğerde
% 15 Böbreklerde Sentezlenir Karaciğer
Hepatik Eritropoietik Faktör (HEF) Eritrogenin-Eg inaktif
+
Serum Faktörü
Aktif EPO Oluşur
Erişkinde
% 85 Böbreklerde
% 15 Böbrek dışı dokularda sentezlenir Böbrekler
Renal Eritropoietik Faktör (REF) Eritrogenin-Eg inaktif
+
Serum Faktörü
Aktif EPO Oluşur
1,25 Dihidroksi Vitamin D3 Sekresyonu;
• Böbrekler vitamin D’ni 1. pozisyonuna bir hidroksil ilave ederek vitamin D’nin aktif şeklini (1,25 Dihidroksi Vitamin D3 ) Kalsitriyol’ü yaparlar.
• Kalsitriyol, GIS’den kalsiyum emilimi ve kemiklerde birikimi için gereklidir.
• Kalsitiyol ayrıca kalsiyum ve fosfat düzenlenmesinde önemli rol oynar.
Glukoneogenez;
• Böbrekler uzun süreli açlık esnasında amino asitlerden ve diğer öncü maddelerden Glikoneogenez ile glikoz sentezlerler.
• Bu yeteneği özellikle uzun süreli açlık sırasında karaciğerle yarışabilecek düzeydedir.
•
Böbrekler
•Korteks
• Medulla
• Pelvis
• Nefronlar
•
Üreterler
•
Mesane (İdrar Kesesi)
•
Üretra
• İki adet fasülye görünümünde
• Columna vertebralis lateralinde
• Karın boşluğunun arkasında (retroperitoneal bölge)
• Costaların hemen altında
• Sağ böbrek soldakinden hafifçe daha aşağıdadır.
• 120-170 gram
• 11-12 cm uzunluğunda
• Her birinde yaklaşık 1 milyon nefron bulunur
• İşlevleri gereği, kanlanmaları oldukça fazladır
• Böbreğin kan akımı istirahat halinde kalp debisinin % 22’si kadar veya dakikada 1100 ml’dir.
• Kanı Renal arterler vasıstasıyla Aorta’dan alırlar.
• Venöz kanı renal venler ile
inferiyor vena cava’ya boşaltırlar
• Böbreklerde filtrasyon iki arteriyol arasında meydana gelir.
• Aferent Arteriyollerin çapı Efferent arteriyolün çapından daha geniştir.
• Her iki böbreğin üzerinde bulunurlar. İdrar oluşumuna katkıları yoktur.
• Hormon (Adrenalin, Androjenler, Kortizol, Aldosteron) üretirler.
• Medial kenarda bulunan Hilus’dan
• Renal arter,
• Renal ven,
• Lenfatikler
• Renal pelvis,
• Sinirler böbreğe girerler
• Böbreğin dış kısmına
• Renal korteks,
• İç kısmına ise
• Renal medulla denir
• Böbrekler iç yapılarını koruyan kuvvetli fibröz bir kapsül ile çevrelenmiştir.
• Böbreğin medullasında renal piramitler denen koni biçiminde çok sayıda doku kütleleri
bulunur.
• Piramitlerin tabanı korteks ile medulla arasındaki sınırdan başlar ve üreterin huni biçiminli üst ucunun devamından oluşan renal pelvisine doğru uzanan renal papillalarda son bulur.
• Pelvisin dış sınırı büyük (major) kaliks denen açık ceplerde aşağıya doğru uzanır ve her papillada tübülerden idrar toplayan küçük (minor) kalikslere ayrılır.
• Kalikslerin, pelvisin ve üreterlerin duvarları, idrarın işeme ile boşaltılıncaya kadar saklandığı mesaneye doğru ilerlemesini sağlayan kasılabilir elemanlar içerir.
• Aferent arteriyoller, plazma proteinleri dışında, çok miktarda su ve maddelerin filtre edilerek idrar yapımının başladığı yer olan glomerular kapillerleri oluştururlar.
• Her glomerul kapillerlerin distal ucu bir araya gelerek, böbrek tübüllerini çevreleyen ve peritübüler kapiller denilen ikinci bir kapiller ağı oluşturan Efferent arteriyolü yaparlar
İnsanda her böbrek, idrar oluşturma yeteneğine sahip yaklaşık 1 milyon kadar
nefrondan oluşur.
Tek bir refronun yapısı ele alınıp incelendiğinde;
• Renal korpuskul
• Glomerular (Bowman) kapsül
• Glomerulus
• Renal tüpler
• Proksimal tübül
• Henle kulbu
• Distal tübül’den oluştuğu görülür.
Her nefron kandan büyük miktarda sıvının filtre olduğu glomerul adı verilen bir glomerular kapiler yumağı ve böbrek pelvisi içindeki yolu boyunca, filtre edilen sıvının idrara dönüştüğü uzun bir proksimal tübül, henle kulpu ve distal tübül içerir.
Böbrekte tüm;
• Glomerüler Süzme (Filtrasyon),
• Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon),
• Tübüler Salgılama (Sekresyon) olayları burada gerçekleşir.
• Böbrekler nefronları yenileyemez.
• Fonksiyonlarını kaybeden nefronların görevini diğer nefronlar adaptif değişikliklere uğrayarak organizmanın ihtiyacını karşılarlar.
Bu nedenle,
• Böbrek hasarı, hastalık veya normal yaşlanma ile böbreklerdeki nefron sayısı giderek azalır.
• Kırk yaşından sonra işlev gören nefron sayısı genellikle her 10 yılda, % 10 azalır.
• 80 yaşındaki bir insanın, 40 yaşındaki bir insana göre % 40 daha az işlevsel nefrona sahiptir.
• Ancak bu yaşamı tehdit edecek düzeyde değildir.
Aferent ve Efferent arteriyolün oluşturduğu kapiler bir yumak (Glomerulus) ve Bowman Kapsülünden oluşur
Nefronlar böbrek kitlesi içinde
bulunduğu derinliğe bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler.
•Glomerular korteksin dış kısmına yerleşmiş olanlara Kotrikal Nefronlar denir.
•Tüm nefronların yaklaşık % 85’i bu guruptandır.
•Bunların medulla içinde sadece çok kısa bir mesafeye inen kısa Henle Kulpu vardır.
•Kotrikal Nefronların bütün tübüler
sistemi yoğun bir peritübüler kapiler ağ ile çevrelenmiştir.
Nefronlar böbrek kitlesi içinde
bulunduğu derinliğe bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler.
•Glomerular korteksin derin iç kısmlarında medullaya yakın bölgelere yerleşmiş
olanlara Juktameduller Nefronlar denir.
•Tüm nefronların yaklaşık % 15’i bu guruptandır.
•Bu nefronların uzun Henle Kulpu medullanın derinliklerine kadar iner.
Nefronlar böbrek kitlesi içinde
bulunduğu derinliğe bağlı olarak bazı farklılıklar gösterirler.
•Juktameduller Nefronların glomerüllerinden ayrılan uzun efferent arteriyoller dış
mellulaya kadar uzanır ve medullanın
derinliklerine doğru Henle Kulpu ile yan yana seyreden Vaza Rekta denen özel bir
peritübüler kapiler ağ oluşturur.
•Henle Kulpu gibi Vaza Rekta’da kortekse doğru döner ve kortikal venlere dökülür.
•Medulladaki bu özelleşmiş kapiler ağ idrarın yoğunlaştırılmasında önemli role sahiptir.
• Çift yapraklı bowman kapsülü, içine yerleşmiş kapiller damarların oluşturduğu glomerul yumağı sarar.
• Bowman kapsülünün iç (pariyetal) yaprağı tek katlı yassı hücrelerden yapılı ince bir membran halindedir ve tamamiyle glomerülü örter.
• Glomerül kapiller damar endoteli ve Bowman kapsülü iç (Viseral-Podosit) yaprağı, aralarındaki bazal membran ile birlikte filtrasyon membranı oluştururlar.
• Bowman kapsülünün dış yaprağı böbrek tüpleri ile birleşir ve devam eder.
Süzülmenin meydana geldiği Glomerulus Kapillerlerini diğer Vücut Kapilerlerinden ayıran bazı özellikler vardır. Bu farklı özellikler glomerulusu ideal bir süzgeç haline getirmiştir.
• Vücüt kapillerleri arteriyol ve venüller arasında bulunurken Glomerulus kapillerlerini iki arter arasında bulunur.
• Glomerulusun bu özelliği kapillerin iki ucu arasındaki kan basıncının aynı olmasını sağlar.
Glomerulus Kapillerlerinin kan basıncı (60 mmHg), diğer kapiller damarlardaki kan basınçlarının (35 mmHg) yaklaşık iki katıdır ve bu basınç ile süzülme sağlanmaktadır.
Glomerulus Kapillerlerinin membranı, diğer kapiller membranlara benzerdir, sadece iki yerine üç büyük tabaka
bulunur.
Bunlar;
• Kapiler Endotel,
• Bazal Membran ve kapiller bazal membranın dış yüzeyini çevreleyen
• Epiteliyal (Podosit) Hücre tabakasıdır.
• Bu tabakalar birlikte Filtrasyon Bariyerini oluştururlar.
• Bu üç tabakaya rağmen normal kapiller damarlardan birkaç yüz kat daha fazla madde ve suyu filtre ederler.
• Glomerulus Kapillerlerden sadece su ve erimiş maddeler sadece dışarı doğru geçer.
• Yani sıvı hareketi (süzülme) sadece tek
yönde olmakta, geri emilme olmamaktadır.
• Ayrıca glomerulus kapillerlerinde çok
sayıda gözenek (por-fenestrea)’ler bulunur.
• Bu farklı yapısal özellikler diğer sistemik kapillerden 100 kat daha fazla geçirgen olmalarını sağlar.
• Kapsüle geçen sıvı (süzüntü) idrar değildir.
• İdrarın oluşması proksimal ve distal tüpleri çevreleyen kapillerler de olmaktadır.
• Pencereli endotelium
• 70-90 nm porlar kan hücrelerin geçmesini engeller.
• Bazal membran
• Proteoglikan jel yapıda, negatif yüklü ,8 nm’den büyük moleküllerin geçmesine izin vermez.
• Kan plazmasında % 7 protein bulunur,
• Glomerülar filtratda % 0.03 protein bulunur
• Filtrasyon aralığı
• Podositlerin uzantıları olan pediseller negatif yüklüdürler ve 3 nm’den küçük partiküllerin geçişine izin verirler.
• Kanın Hidrostatik Basıncı (BHP):
Kapilerlerden dışarı (+)
• Kanın Kolloid Ozmotik Basıncı (COP):
Dışarıdan kapilerlerlere doğru (-)
• Bowman Kapsülü Basıncı (CP):
Bowman kapsülünden kapilerlere doğru (-)
• Net Filtrasyon Basıncı (NFP):
(+) ve (-) kuvvetlerin toplamı
Maddelerin glomerülden filtre edilebilirlikleri molekül ağırlıkları ile ters orantılıdır.
Maddeler Moleküler Ağırlığı Filtre Edilebilirlikleri
Su 18 1.0
Sodyum 23 1.0
Glukoz 180 1.0
Inulin 5.500 1.0
Myoglobin 17.000 0.75
Albumin 69.00 0.005
• Kanın kimyasal bileşimini böbrekler düzenlediğine göre, vücutta dolaşan kanın tamamının böbreklerden geçmesi gerekmektedir.
• Dinlenme halinde kalbin pompaladığı kanın her 4 litresinden 3'lt si vücuda, 1 lt si ise böbreklere gider.
• Hücreler ile doku sıvısı; kapiller damarlar ile doku sıvısı arasında sürekli madde alışverişi vardır.
• Bu madde alışverişinde etkili olan faktörler:
• Kanın damar duvarına yaptığı Hidrostatik Basınç,
• Kan plazmasının ve doku sıvısının Osmotik Basıncıdır.
• İdrar oluşumunda sıvı akımının yönünü bu iki faktör belirlemektedir.
• Hidrostatik basınç kapillerler içinden doku sıvısına doğru, Osmotik Basınç ise doku sıvısından kapillerlere doğru sıvı akışını sağlayan kuvvetlerdir.
• Afferent arteriyol ucundaki Hidrostatik Basıncın (BHP), Kolloid Osmotik Basınçtan (COP) fazla olması nedeniyle, kapillerden doku sıvısına doğru;
• Efferent arteriyol ucundaki Hidrostatik Basıncın (BHP), Kolloid Osmotik Basınçtan (COP) düşük olması nedeniyle de doku sıvısından kapillerlere doğru sıvı akımı olmaktadır.
Bowman Kapsülüne geçenler:
• Su (~ % 20)
• Küçük proteinler
• Şekerler
• Amino asitler
• Vitaminler
• İyonlar
• Atık maddeler (üre, vs.)
Kapiller damarda kalanlar:
• Su (~ % 80)
• Eritrositler
• Lökositler
• Trombositler
• Büyük proteinler
Glomerül Filtrasyon Hızı (GFR): Belirli bir zaman aralığında kandan elde edilen ultrafiltrat miktarının ölçümüdür.
• Böbrek harabiyetinin derecesini belirlemede ve böbrek hastalığının progresyonunu değerlendirmede kullanılan önemli bir tanı aracıdır.
• Klinikte GFR ölçümünde en sık kullanılan yöntem endojen kreatinin klirensidir.
• Kreatinin klirensi böbrek fonksiyonunun normal olduğu kişilerde GFR’nin hemen hemen gerçek değerini yansıtır.
• Yetişkinlerdeki normal sınırları erkeklerde 125±25 ml/dk, kadınlarda 95±20 ml/dk dır.
Bu değerler yaş ilerledikçe azalma eğilimi gösterirler.
• İdrar biriktirmeyi gerektirdiğinden zaman alıcı ve hata yapma olasılığı bulunan bir yöntemdir. Bu nedenle plazma kreatininide değerlendirmeye alınır.
• Normal değerleri 0.7-1.5 mg/dl arasıdır.
• Kreatinin klirensi GFR’nın bir göstergesi iken plazma kreatinini ise glomeruler fonksiyonun bir göstergesidir.
GFR= U×V/P formülü ile hesaplanır.
•U = İdrar Yoğunluğu (mg/ml)
•V = İdrar Hacmi (ml/dak)
•P = Plazma Düzeyi (mg/ml)
• Bowman Kapsülü Basıncı (CP)
• Kan Hidrostatik Basınç (BHP)
• Kan Kolloid Osmotik Basınç (COP)
• Afferent Arteriyol Direnci
• Efferent Arteriyol Direnci
Etki Glomerül Filtrasyon Hızı Börek Kan Akımı
• Afferent Arteriyol Vazokonstriksiyonu ↓ ↓
• Afferent Arteriyol Vazodilatasyonu ↑ ↑
• Efferent Arteriyol Vazokonstriksiyonu ↑ ↓
• Efferent Arteriyol Vazodilatasyonu ↓ ↑
• Ağır egzersizde veya akut gelişen dolaşım şoku
durumunda sempatik sinir sistemi uyarılır efferent arteriyoller daralır.
• GFR ve idrar yapımı azalır, kan akımı perifer
organlardan kalbe yönelir.
Nefronlarda idrar oluşmasında üç aşama vardır
• Glomerular Süzülme (Filtrasyon)
• Tübüler Geri Emilme (Reabsorpsiyon)
• Tübüler Salgılama (Sekresyon)
Glomerular Süzülme (Filtrasyon) Glomerüller kapiller damarlardan Bowman kapsülüne madde geçişi
Tübüler Salgılama (Sekresyon)
Peritübüler damardan tübül içine madde geçişi. (idrarla atılır)
Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Tübüllerden peritübüler damarlara madde geçişi.
Glomerular Süzülme (Filtrasyon)
• İdrar oluşumunun ilk basamağıdır ve afferent arteriyol ile glomerul kapiller yumağına ulaşan kanın proteinleri ve hücreleri dışındaki tüm elemanları bowman kapsülü içine süzülür.
• Süzüntünün içeriği proteinler dışında hemen hemen plazmanın yapısı ile eşdeğerdir.
• Glomerul Filtrasyon Hızı = Glomerular Filtration Rate (GFR), birim zamanda (ml/dk) kapillerlerindeki süzülen plazma miktarı olarak tanımlanır.
• GFR nin normal değeri 125 ml/dk dır.
• Buradan anlaşılan normalde böbreklerin 1 dakikada 125 ml plazmayı filtre ettikleridir.
Glomerular Süzülme (Filtrasyon)
• Dakikada 125 ml olan filtrasyon miktarı günde 180 litreye eş değerdir.
• Kanın plazma hacminin 3 litre olduğu dikkate alınacak olursa, bir günde kan plazmasının böbrekler tarafından 60 kez (180/3 = 60) filtre edildiği anlaşılmaktadır.
• Böbreklerin filtre edilen plazma miktarı bu kadar yüksek iken günde çıkarılan idrar miktarı ortalama 1-1.5 litre kadardır.
• Buradan süzüntünün % 99 unun tübülüsleri geçerken geri emilerek tekrar kana verildiği anlaşılmaktadır.
Glomerular Süzülme (Filtrasyon)
GFR çeşitli faktörlere bağlı olarak değişebilir. Bu faktörlerin bazıları şunlardır:
• Glomerul kapilleri içindeki kanın Hidrostatik Basıncının azalması filtrasyonu azaltır, yükselmesi artırır.
• Kapillerdeki Hidrostatik Basınç afferent arteriyol daralmasında, böbreğe gelen kan miktarının azalmasında (arteriyel kan basıncının düşmesi ve kan kayıpları gibi koşullarda) azalır. Buna karşı efferent arteriyol daralması, basıncı yükseltir.
• Glomerul kapillerindeki geçirgenlik artışları GFR'yi artırır.
• Bowman kapsülü içindeki sıvının basıncının artması filtrasyonu azaltır.
Örneğin; böbrek taşları bu tip basınç yükselmesi yaparak filtrasyon hızını azaltmaktadır.
Glomerular Süzülme (Filtrasyon)
• Glomerulustan süzülme olayı çeşitli mekanizmalar sayesinde sabit tutulur.
• İnsanda dışarıya atılan idrar glomerulustan süzülen maddenin ancak % 1'i kadardır.
• Süzülen maddelerin çoğu örneğin:
• suyun % 99'u,
• sodyumun % 95'i,
• glikozun % 100'ü,
• ürenin % 56 sı geri emilerek tekrar kana verilir.
Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Proksimal Tüpte Geri Emilme:
• Geri emilme böbrek fonksiyonunda en önemli basamaktır.
• Eğer bu olay gerçekleşmeseydi vücudumuz kısa sürede kan için gerekli olan su, mineral maddeler, çeşitli iyonlar, glikoz ve diğer organik molekülleri idrarla dışarı atar ve kanın kimyasal bileşimi bozulurdu.
• Proksimal ve distal tüplerin çevresindeki kapiler damar ağı, böbreğin kanın bileşimini denetleme yeteneğini ortaya çıkarır.
• Burada geri emilme osmotik kurallara göre pasif; veya ATP kullanımı ile aktif taşıma şeklinde olmaktadır.
Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Proksimal Tüpte Geri Emilme:
• Çeşitli maddelerin tüplerden geri emilmesi “böbrek eşik değeri”ne bağlıdır.
• Eşik değeri, çeşitli maddelerin kanda bulunması gereken normal konsantrasyonlarına denir.
• Örneğin bu değer glikoz için 180 mg/dl kadardır. Eğer kanda glikoz miktarı bu değeri aşarsa glikoz tübüllerden geri emilmez, idrarla dışarı atılır ve buna glikozüri denir.
• Proksimal tüplerde geri emilimi olan maddelerden birisi glikozdur. Bu maddenin geri emilimi bağırsaklardaki gibi sodyum eşliğinde olmaktadır.
• Glikoz ve sodyum tübül hücresi zarında bulunan özel bir taşıyıcı moleküle bağlanarak hücre içine taşınırlar.
• Glikoz buradan difüzyonla hücrelerarası sıvıya, buradan da kana geçer.
Tübüler Geri Emilme (Reabsorbsiyon) Proksimal Tüpte Geri Emilme:
• Burada geri emilimi yapılan bir diğer madde sodyumdur. Tübüllerde bu maddenin geri emilimi aktif taşınma ile gerçekleşir. Süzüntüde bulunan sodyumun 7/8'i proksimal tüplerde geri emilerek kana geçer.
• Tübüllerin gerçekleştirdiği en önemli iş, çok miktardaki suyun süzüntüden geri emilerek tekrar kana verilmesidir.
• Suyun geri emilimi osmotik kurallara göre pasif bir şekilde olur.
• Proksimal tüpte geri emilimi olan diğer önemli maddeler bikarbonat iyonları, fosfat ve potasyumdur.
• Proksimal tüplerde sekretorik olaylar da gerçekleşmektedir. Yani vücuda dışardan girmiş bazı yabancı maddeler ve ilaçlar sekresyonla kandan alınıp tübül sıvısına verilir.
Rearbsorption Secretion Amonyum (NH4) Amonyak (NH3).
Proksimal Tübüllerde Geri Emilme
Henle Kollarında Geri Emilme (Reabsorbsiyon)
• Henle kolları nefronda oluşan idrarın yoğunlaştırıldığı yerlerdir.
• Henle inen kolu suya çok geçirgen, katı maddelere ise az geçirgendir.
• Bu nedenle inen koldan hücreler arası doku sıvısına sürekli su geçişi olur ve süzüntü “hipertonik “duruma gelir.
• Henle çıkıcı kolu ise suya geçirgen değildir. Buna karşılık sodyum iyonlarına çok, üreye karşı ise az geçirgendir.
• Yoğunluk farkı nedeniyle sodyum iyonları pasif olarak doku sıvısına geçer.
Bunun sonucu çıkan kolda ilerleyen süzüntü “hipotonik” duruma gelir.
Henle Kollarında Geri Emilme (Reabsorbsiyon)
• Henle kolunun inen ve çıkan kollarındaki ters akım sistemi nedeniyle tübüler hücreler ve kapiller damar kanı ile doku sıvısı arasında osmolarite farkı oluşturmakta, bunun sonucu olarak da su idrar toplama kanallarından doku sıvısına geçmektedir. Böylece idrarın yoğunlaşması sağlanmaktadır.
• Suyun idrar toplama kanallarındaki geçişi hipofizin posteriyor lobundan salınan Antidiüretik Hormonunun (ADH : Vasopressin) kontrolü altında olmaktadır.
• Vücudun suya gereksinimi olmadığı zaman hipofiz bezinden ADH hormonu salınmakta, bunun sonucu da su geri emilmeyerek idrarla dışarı atılmaktadır.
Henle Kulpu Fonksiyonu Özet Henle kulpunun öncelikli görevi;
• Suyu toplar
• Elektrolitleri de reabsorbe eder
• Konsantre idrar oluşturur
• Bazı atıkları sekrete eder
Üre, ürik asit, safra tuzları, amonyak, katekolaminler, bazı ilaçlar.
• Asid-Baz dengesi
Hidrojen ve Bikarbonat iyonlarını salgılayarak vücut sıvısı pH’sını düzenler.
Distal Tüpte Geri Emilme (Reabsorbsiyon)
• Distal tüplerden geçen süzüntünün 15 ml’si dakikalar içinde geri emilmektedir.
• Bu bölgede suyun geri emilişi de ADH hormonunun kontrolünde gerçekleşir.
• Tüplerden suyun bol miktarda geri emilimi ile idrar iyice yoğunlaşır.
• Proksimal tüplerde emilmeyen sodyumun 1/8’i distal tübüllerde Aldosteron Hormonun etkisiyle geri emilmektedir.
• Vücuda yeteri kadar sodyum alınmazsa vücutta su tutulamaz, bunun sonucu hücrelerarası sıvının hacmi azalır.
Distal Tüpte Geri Emilme (Reabsorbsiyon)
• Bowman kapsülüne geçen süzüntüdeki potasyumun proksimal tüplerde geri emilmektedir.
• Ancak idrarda potasyum bulunduğu da bilinmektedir.
• Bu durumda bir yerde potasyum salgılaması söz konusudur.
• Gerçekten de bir miktar potasyumun distal tübül hücreleri tarafından kandan idrara verildiği bilinmektedir.
• Geri emilim toplama kanallarında suyun geri emilimi ile sonlanır, böylece idrar oluşumu tamamlanmaktadır.
Salgılama (Sekresyon)
• Peritübüler kapiler damarlardan tübüllere doğru bir geçiş olan tübüler sekresyon, bir maddenin tübüle girmesi için, glomerüler filtrasyona ek bir yoldur.
• İdrar oluşması sırasında bazı maddeler doğrudan tübüller epitel hücreleri tarafından tübüller içine salgılanmaktadır.
• Penisillin bu tip maddelere iyi bir örnektir.
• Bazı maddeler ise hem glomerul filtrasyonu yolu ile hem de ekskresyon ile idrara çıkmaktadır.
• Bu tip bir maddeye en iyi örnekse kreatinin dir.
Proximal Tubule
Filtrate
•H2O
•Salts (NaCl and others)
•HCO3–
•H+
•Urea
•Glucose; amino acids
•Some drugs
Key Active Transport Passive Transport
CORTEX
OUTER MEDULLA
INNER MEDULLA
Descending limb
of loop of Henle Thick segment of ascending limb
Thin segment of ascending limb
Collecting duct
NaCl NaCl
NaCl
Distal Tubule NaCl Nutrients
Urea H2O NaCl H2O
H2O
HCO3- K+
H+ NH3
HCO3-
K+ H+
H2O
Distal Tübül ve Toplama Kanalları Özet:
• Hormon Reseptörleri
• Tuz ve su dengesi
• Hormonlar 1) Renin
• Kan basıncı düştüğünde Böbrekten Renin salınır,
• Renin, KC’den salınan Angiotensinojeni, Angiotensin I’e çevirir.
• Angiotensin I, AC’den salınan Angiotensin Converting Enzim (ACE) ile Angiotensin II’ye çevirir.
• Angiotensin II, Böbrek korteksinden Aldesteron salınmasına neden olur.
2) Aldosterone
• Na+ geri emilimi artar
• Su geri emilimi artar
• İdrar hacmi azalır
• Kan basıncı artar
3) ADH
• Sıvı kaybı posteriyor hipofizden ADH salınımını uyarır.
• ADH suyun geri emilimini artırır
• İdrar hacmini azaltır
• Kan basıncını artırır
4) Atriyal Natriüretik Peptid (ANP)
• ADH’n tersi etkiler gösterir
• Kan basıncının artması sağ atriyumda bulunan ANP salınımını stimüle eder,
• Suyun ve sodyumun atılımını artırır,
• İdrar hacmi artar
• Kan hacmi azalır
• Kan basıncı düşer
• Renin/Angiotensin/Aldosterone yolu inhibe olur.
5) Paratiroid Hormon (PTH)’a etkileri
• Kan kalsiyum düzeyi artar
• Böbreklerden kalsiyum geriemilimi artar
• Yeni kemik oluşumu azalır
• Böbrekten Kalsitriyol (vitamin D) yapımını uyarır.
Dilüe İdrar Konsantre İdrar
yokluğunda ADH dilüe idrar çıkarma
Aşırı ADH
salgılandığında konsantre idrar çıkarma
• Böbreklerde idrar oluşturulması sırasında, kan plazması belli maddelerden arındırılmaktadır.
• Böbreklerin 1 dakika içerisinde herhangi bir A maddesini kaç ml plazmadan arındırdıklarını belirlemek için klirens değeri kullanılmaktadır.
• Herhangi bir maddenin klirensi, bu maddenin birim zamanda kandan temizlenen miktarıdır.
• Klirens, atılan maddenin miktarını, bu maddenin plazmadaki miktarına oranlayarak hesaplanır
• Klirens değerinin birimi ml/dk’dır ve aşağıdaki formüle göre hesap edilmektedir.
Plazma Klirensi (PK) = Maddenin idrardaki konsantrasyonu (mg/ml) x İdrar hacmi (ml/dk) Maddenin plazmadaki konsantrasyonu (mg/ml)
• Örneğin: Bir A maddesinin idrardaki konsantrasyonu 2 mg/dk, idrar volümü 1ml/dk ve maddenin plazma konsantrasyonu 0.01 mg / ml ise;
• A Maddesinin Klirensi = 2x1 / 0.01 = 200 ml/dk
• Bu sonuca göre böbrekler, A maddesini, 1 dakika içerisinde, 200 ml plazmadan arındırabilmektedir.
• Glomerüler filtrasyon oranı Kreatinin klirensiyle hesaplanabilir
• Normal GFR: 70-145 ml/dk’dır
• Kreatinin: kas yıkım ürünüdür, günde 14-26 mg/kg/gün idrarla atılır.
Böbreklerde bulunan bu sistem kan hacmini, kan basıncının ve glomerul kapillerleri içindeki basıncın dolayısıyla glomerul filtrasyon hızının düzenlenmesi yönünde çalışan bir sistemdir.
• Jukstaglomerular apparatus veya kompleks her nefronun glomerul yumağına yakın bir yerde yerleşmiştir.
• Nefronlarda distal tübülüsün küçük bir bölümü afferent ve efferent arteriyolün arasındaki bir bölgeden geçer ve
arteriyollerle deği halindedir.
• Distal tübülüsün afferent arteriyol ile deği haline geldiği bölgede, gerek arteriyol hücreleri gerekse tübülüs hücreleri değişime uğramıştır.
•Bu bölgedeki distal tübülüs hücrelerine macula densa, afferent arteriyol hücrelerine ise jukstaglomeruler
hücreleri denilmektedir.
• Jukstaglomerul hücreler Renin adı verilen proteolitik bir enzim salgılar.
• Makula densa hücreleri ise distal tübülüs içinden geçen sıvının Na+ ve Cl- iyon
konsantrasyonuna duyarlıdır.
• Arteriyel kan basıncının düşmesi veya böbrek arterinin daralması sonucu GFR nin azalması distal tübülüsten geçen sıvıda Na+ ve Cl - azalmasına neden olur.
• Bu durum Macula Densa hücrelerini uyarır.
• Macula densa hücreleri de Jukstaglomerul Hücrelerinden Renin salgılanmasına neden olur.
• Renin kanda bulunan ve bir polipeptid olan Angiotensinojen’e etki ederek Anjiotensin I oluşturur.
• Anjiotensin I’de akciğerlerde bulunan Anjiotensin Konverting Enzim (ACE) aracılığı ile Anjiotensin II‘ye çevrilir.
• Anjiotensin II kuvvetli vazokonstriktör etkiye sahip bir maddedir.
• Efferent arteriyolde vazokonstriksiyona neden olur ve glomerul kapillerdeki kan basıncını yükseltir.
• Anjiotensin II aynı zamanda sistemik dolaşımdaki arteriyollerde de vazokonstriksiyona neden olur ve sistemik kan basıncını yükseltir.
• Anjiotensin II bu etkilerine ilaveten adrenal korteksten Aldosteron salgısını uyararak tuz ve su tutulmasını artırır, hipotalamusa etki ederek susama hissini uyarır ve posteriyor hipofizden ADH salgısını artırır.
• Bütün bunların sonucunda kan basıncı yükseltilip ekstrasellüler sıvı hacmi artırılmış olur.
Vücuda sodyum alımı:
• Sodyum vücuda daha çok sodyum klorür (NaCl; Sofra tuzu) şeklinde alınır.
• Günde besinlerle yaklaşık 10 g kadar tuz alınmaktadır.
Vücuttan sodyum atılımı:
• Vücut sıvılarında sodyum ve klorür şeklinde bileşenlerine ayrılan tuzun deri ve gastrointestinal kanaldan atılımı normalde oldukça azdır.
• Aşırı terleme, kusma ya da diyarede önemli şekilde atılımı artar.
• Hemoraji durumlarında ise hem tuz, hem de suyun fazla miktarda kaybı ortaya çıkabilir.
• Normal koşullarda tuz ve su kaybı tam olarak bunlardaki kazanca eşittir ve vücudun tuz ve suyunda net değişme olmaz (idrarla sağlanır).
• Vücutta hem su, hem de sodyum için stabil bir dengenin sağlanmasında başlıca homeostatik kontrol noktası böbreklerdir
• İdrar miktarı günde 0,4 litreden 25 litreye kadar değişebilmektedir
• Normal böbrek kazançla kayba göre tuz atımının sınırını değiştirebilir
• Sodyumun reabsorbsiyonu tübüler epiteldeki Sodyum-Potasyum ATPaz (Na-K ATPaz) pompasıyla aktif bir şekilde olur
• Sodyum reabsorbsiyonu tübülde ozmotik bir fark yaratır, bu da su reabsorbsiyonunu yönlendirir
• Suyun reabsorbsiyonu arka (posterior) hipotalamus hormonu olan Antidiüretik Hormon (ADH) varlığına da bağlıdır
• ADH toplayıcı kanallarda suyun geriye alımını arttırır
• ADH konsantrasyonu azaldığında suyun reabsorbsiyonu azalarak büyük hacimde dilue idrar oluşur
• ADH konsantrasyonu yükseldiğinde ise tam tersine küçük bir hacimde konsantre idrar oluşturulur
• Sodyum atılımı, filtre olan sodyum ile reabsorbe olan miktar arasındaki farktır.
• GFR ve filtre olan sodyum miktarı baroreseptör refleks mekanizmaları ile kontrol edilir.
• Sistemik kan basıncının artışı damar duvarına yerleşik baroreseptörleri uyararak böbrek afferent arteriollerine gelen sempatik uyarıda artışa neden olur.
• Sonuçta vazokonstriksiyon ve GFR azalması olur.
• Tübüler sodyum reabsorbsiyonunun başlıca kontrolü böbrek üstü bezinin korteksinden (adrenal korteks) salgılanan Aldosteron hormonu tarafından düzenlenir.
• Aldosteron, Distal Tübüllerin son bölümünde ve Toplayıcı Kanallarda sodyum reabsorbsiyonunu uyarır.
• Renin-Anjiyotensin sistemi, Aldosteron sekresyonunun başlıca düzenleyici mekanizmalarından biridir
• Ekstraselüler hacim azaldığında renin salgısı angiotensini ve oda aldosteronu tetikler
• Bu sistemdeki hız kısıtlayıcı değişken olan Renin, böbrekteki Jukstaglomerüler Aygıtın granüler hücrelerinden salgılanır
• Renin, karaciğerden inaktif formda sentezlenen ve dolaşıma salınan Anjiyotensinojenden Anjiyotensin I oluşumunu katalizler
• Anjiyotensin I, Anjiyotensin II’ye dönüşür ve Anjiyotensin II adrenal korteksten Aldosteron sekresyonunu uyarır
• Anjiyotensin II, Bilinen en güçlü vazokonstriktör maddelerden biridir
Böbrek Fonksiyonlarını Düzenleyen Hormonlar (Özet)
Hormon Hedef Etkileri
• Aldesteron •Distal Tübül, Toplama Kanalı
• Na geri emilimi artar
• K sekresyonu azalır
• İdrar hacmi azalır
• Angiotensin II •Afferent ve Efferent Arteriyoller
• Arteriyollerde vazokonstriksiyon
• GFR’de azalma
• ADH ve Aldesteron salınımını uyarma
• Susamayı uyarma
• Su alımını artırma
• İdrar hacminde azalma
• Antidiüretik Hormon (ADH) •Toplama Kanalları
• Su geri emilimini artırır
• İdrar hacmini azaltır
• İdrar konsantrasyonunu artırır
• Atriyal Natriüretik Peptid (ANP) •Afferent ve Efferent Arteriyoller
•Toptama Kanalları
• Afferent arteriyollerde vazodilatasyon
• Efferent arteriyollerde vazokonstriksiyon
• GFR’de artma
• Renin, ADH ve Aldesteron sekresyonu inhibe
• Toplama kanallarından NaCl geri emiliminin inhibisyonu
• İdrar hacmi artar
• Epinefrin (E) ve Norepinefrin (NE) •Jukstaglomeruler Aparatus
•Afferent Arteriyol
• Renin sekresyonunda azalma
• Afferent arteriyollerde vazokonstriksiyon
• GFR’de azalma
• İdrar hacminde azalma
• Paratiroid Hormon (PTH)
•Proksimal Tübül
•Distal Tübül
•Henle kulpu
• Proksimal Tübül ve Henle Kulpundan Ca geri emilimini artırır
• Proksimal Tübülde Mg geri emilimini artırır
• Proksimal Tübülden fosfatın geri emilimini inhibe eder
• Kalsitriyol santezini artırır
Glukozüri :
• Böbrekler idrardan olabildiğince fazla miktardaki glikozu geri absorbe etmeye çalışır.
• Ancak kan glukozu çocuklarda 145-180 mg/dl ve erişkinlerde 125-215 mg/dl düzeylerinin üzerine çıktığında böbrekler glukozu absorbe edemez ve glukoz idrarla dışarı atılır.
• Bu düzeye “Böbrek Eşiği” denir.
• Böbrek eşiği genellikle yaşla birlikte yükselir.
Albuminüri :
• İdrarda 2-3 ay içinde birbirini takip eden 3 testten en az ikisinde albuminin fazla çıkarılması anlamına gelir.
• Gündüz saatlerinde albümin atılımı geceye göre %25 daha fazladır.
• Bu nedenle testlerde sabah saatlerinde ilk alınan idrar örneği kullanılmalıdır.
• Ağır egzersiz yapılması, kan şekerinin çok yüksek seyretmesi, enfeksiyonlu hastalıklar, kalp yetmezliği, hipertansiyon atakları gibi durumlar böbreklerden atılan albümin miktarını değiştirebilir.
Üremi : BUN = Kan Üre Azotu ( Blood Urea Nitrogen) = Üre Nitrojeni
• ÜRE: Protein metabolizmasının son ürünü olarak karaciğerde oluşur ve idrarla atılır. Böbrek fonksiyonlarını değerlendiren başlıca tahlillerden birisidir. “Akut ve Kronik Böbrek Yetmezlikleri” ve benzeri hastalıkların, diyaliz tedavilerinin takibinde sıklıkla kullanılır.
• BUN (Üre) yüksekliği: Nefrit, piyelonefrit, kalp yetmezliği, şok, idrar yollarında tıkanıklık, addison hastalığı, fazla proteinli besinlerle beslenmek, aşırı egzersiz, bazı ilaçlar, ciddi doku travmaları, GIS kanaması.
• BUN (Üre) düşüklüğü: Karaciğer yetmezliği, düşük proteinli beslenme, ADH sendromu, aşırı sıvı alımı, akromegali, hamilelik.
İdrarda Keton: :
• Hastalık, stres, diyabet vb. durumlarda kan şekerinin yükselmesine bağlı olarak idrarda keton görülebilir.
• Diyabette olduğu gibi insülin yetersizliğinde vücut enerji için glukozu kullanamaz ve yağları yakar.
• Yağların parçalanması sonucu vücutta ketonlar oluşur.
• Kanda biriken ketonlar vücudun pH dengesini bozar ve “Keto-asidoza”
sebep olurlar.
• Kanda biriken ketonların atılması idrar yolu ile gerçekleşir.
• İdrarı, pelvis renalis’ten mesaneye taşıyan yaklaşık 25-35 cm uzunluğunda, 4-7 mm çapında, kas liflerinden oluşmuş boru şeklinde yapılardır.
• İdrarı peristaltik hareketlerle böbreklerden idrar torbasına taşır.
• Pars abdominalis ve pars pelvica olmak üzere iki kısmı vardır.
• Pars pelvicanın mesanenin içindeki kısmına pars intramuralis denir.
Üreterin üç yerde darlığı vardır.
1) Birinci darlık başlangıç yerinde, 2) İkinci darlık linea terminalis’i
çaprazladığı yerde,
3) Üçüncü darlık da idrar kesesine girdiği yerdedir (en dar yeri burasıdır).
Bu darlıklar böbrek taşları üreterden geçerken taşın büyüklüğüne göre kolik tarzında şiddetli ağrılara neden olur.
• Üreterler ve böbrek toplayıcı sistem Transsizyonel hücreli epitel ile döşenmiş olup epitel altında lamina propria denilen bağ dokusu tabakası bulunmaktadır. Bu iki tabaka üreter mukozasını oluşturur.
• Üreterlerin etrafı üreteral sheat adı verilen yumuşak bir kılıfla sarılmıştır.
Bu kılıf özel bir yapıya sahiptir.
• Üreterde idrar akımı pasif olarak değil, bu kasların aktif kasılması sonucu oluşan peristaltik hareketle olur ve böylece idrar bolusu renal pelvisten mesaneye taşınır.
• Normal şartlarda, üreteral peristaltizm üriner toplayıcı sistemin proksimal kısmında bulunan pacemaker noktalarından çıkan elektriksel aktivite sonucu oluşur.
• Oluşan elektrik sinyali distale doğru iletilirken peristaltizmin mekanik hareketine neden olur.
• Üreter kasılarak idrar bolusunun distale doğru iletilmesi gerçekleşir.
• İdrar ile dolmaya başlayan renal pelvis içinde basıcın artmasıyla idrar, içi boş ve lümeni kapalı durumda bulunan üreter üst bölümüne atılır.
• Bu andan itibaren üreter içi basınç artmaya başlar. Üreterin en üst bölümünden başlayan kontraksiyon dalgası önüne kattığı idrarı bir alt üreter segmentine iletir.
• İdrar kesesi yoğun kas liflerinden oluşmuş, idrarın depolandığı, genişleme özelliği bulunan torba biçiminde bir yapıdır.
• İdrar torbası dolduğunda kesenin duvarını oluşturan kas lifleri gerilerek idrara çıkma hissi uyandırır ve duvarındaki kasların kasılması ile idrar kesesi boşalır.
• Kadınlarda pelvis boşluğunun tabanında, erkeklerde rektumun önünde ve prostatın üzerindedir.
• Temel işlevi idrarı biriktirmek olan mesane Detrüsör ve Trigon olmak üzere iki farklı yapıdan oluşlur.
• Detrüsörün birbirlerini serbestçe çaprazlayan düz kas demetleri, mesane boynunda dairesel özellik alarak fonksiyonel bir sfinkter özelliği kazanır.
• Trigon, üreterlerin giriş deliklerinden mesane boynuna uzanır.
• Derin trigon detrüsör düz kasının, yüzeyel trigon ise üreter kaslarının uzantısıdır.
Her iki cinste de mesane boynu kasları ile üretranın başlangıcı arasında belirgin bir sınır yoktur.
• Kadında üretra yaklaşık 4 cm olup, içte uzunlamasına bir düz kas katmanı ve dışta sfinkter özelliği yaratan yarı-dairesel bir düz kas katmanı içerir.
• İç (internal) üretral sfinkter mesaneden uzanan sirküler düz kas lifleri ile bağ dokusundan oluşur.
• Aslında gerçek bir anatomik sfinkter olmayıp, mesane boynu ile proksimal üretranın birleşim yeridir.
Daha uzun olan erkek üretrası 3 bölüme ayrılır.
1) Mesane boynundan ürogenital diaframa kadar olan bölümü Posterior veya Prostatik Üretra,
2) Ürogenital diaframdan meatusa kadar olan bölümü Anterior Üretra,
3)Arada kalan kısa birleşim bölümü ise Membranöz Üretra adını alır.
• Mesane tabanında kestaneye benzeyen (3.5 x 2.5 cm ebatlarında) bir salgı bezidir.
• Üretra Prostat içerisinden geçer.
• Prostat büyümelerinde bu kanalcık dıştan baskı nedeni ile tıkandığı için kişi idrar yapamaz.
• Prostat, üreme olayına yardımcı olan bir iç salgı bezidir.
• Salgılamış olduğu sıvı ile meni denilen sperma sıvısının akışkanlığını kolaylaştırır.
• Asit baz oranını ayarlar.
• Normal miksiyon, duyusal bilgi mesanenin dolduğunu ilettiğinde, fiziksel ve sosyal olarak uygun bir zamanda istemli olarak gerçekleşir.
• Yenidoğan döneminde işeme refleks olarak sık araliklara günde ortalama 20 kez gerçekleştirilir.
• Mesanenin dolmasi refleks arkının afferent stimülasyonunu uyarır ve tam bir işeme gerçekleştirilir.
• Efferent ark detrüsor kontraksiyonuna ve aynı anda eksternal üretral sfinkterin gevşemesine neden olur.
• Bebeklerde altı aylıktan sonra işenen volüm artarken işeme sayısında azalma olur.