DİYARBAKIR YERÜSTÜ KAYNAKLARI 1
DİYARBAKIR
YERÜSTÜ KAYNAKLARI 1
Tarım & Hayvancılık
Koordinatör
DİYARBAKIR
YERÜSTÜ KAYNAKLARI 1
Prof. Dr. Yusuf Kenan HASPOLAT
(Koordinatör)
Katkılarından dolayı Müh. Murat TOMAR’ a teşekkür ederiz.
Prf. Dr.Yusuf Kenan HASPOLAT
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi
SUR / DİYARBAKIR T.C. Dicle Üniversitesi
Dicle Üniversitesi Rektörlügü SUR / DİYARBAKIR
Baskı
UZMAN MATBAACILIK VE CİLTLEME Kadir TÜRKMEN
Davutpaşa Cad. Güven Sanaii sitesi B / Blok No: 315 Topkapı - İSTANBUL Tel: (O212) 565 23 00 Gsm: 0555 616 17 21
Grafik & Tasarım
Eda Esra ÇELİK ve Seda ÇELİK Kapak Tasarım: Edip ÇELİK
DİYARBAKIR
YERÜSTÜ KAYNAKLARI 1
ISBN: 978-975-7635-44-4
HAZİRAN 2013
Yayınların Bilimsel ve Hukuki sorumluluğu Yazarlara aittir.
Kaynak gösterilerek kısa alıntı yapılabilir.
Kısmen ya da tamamen çoğaltılamaz.
Editörler
Prof. Dr. Yusuf Kenan HASPOLAT Doç. Dr. Cuma Akıncı
Yrd. Doç. Dr. Orhan KAVAK
Yrd. Doç. Dr. Nizamettin HAMİDİ Yrd. Doç. Dr. Ramazan DEMİREL Öğr. Gör. Ahmet AKAYDIN
Zir. Mühendisi. Murat TOMAR
TARIM
Bölüm editörleri:
Yrd. Doç. Dr. Ramazan Demirel & Doç. Dr. Reyhan Gül Güven Zir. Mühendisi. Murat TOMAR
1. Kulp İlçesinde Tarım ve Hayvancılık: Mehmet ADIGÜZEL (Sayfa 06-09) 2. Lice ve Tarım Ürünleri: Prof. Dr. Recep IŞIK (Sayfa 10-11)
3. Ergani’de Yetişen Sebze ve Meyveler: Prof. Dr. Cihat GÜZEL (Sayfa 12-13)
4. Eğil’de Üzüm ve Üzüm Ürünleri: Mahmut YILMAZ (Sayfa 14-17) 5. Çermikte ve Çüngüş’te Dünden Bugüne Bağcılık: Mehmet Ali ABAKAY (Sayfa 18-25)
6. Çüngüş İlçesi Bağcılığı ve Üzüm Üreticilerinin Örgütlenmeye Bakış Açıları: Songül AKIN , Remziye CENGİZ İnanç ÖZGEN, Fatma ÖCAL KARA (Sayfa 26-37)
7. Kocaköy’de meyvecilik: Yahya KAMÇI (Sayfa 38-40)
8. Hypericum (Kantaron) Türlerinin Biyoteknolojik Yöntemler İle Çoğaltılması: Doç. Dr. Süreyya NAMLI, Yrd. Doç. Dr. Çiğdem IŞIKALAN, Yrd. Doç. Dr. Filiz AKBAŞ (Sayfa 41-46)
9. Diyarbakır İli Bağcılık Potansiyeli Ve Gap Bölgesi İçerisindeki Yeri:
Murat TOMAR (Sayfa 47-58)
10. Diyarbakır’da Kırmızı Mercimek Tarımı: Yrd. Doç. Dr. Zübeyir TÜRK (Sayfa 59-63)
11. Diyarbakır’da Nohut Tarımı: Yrd. Doç. Dr. Zübeyir TÜRK (Sayfa 64-68) 12. Hevsel bahçelerinde tarım: Prof. Dr. Kenan HASPOLAT (Sayfa 69-97) 13. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Şartlarında Bazı Makarnalık Buğday Çeşitlerinin Uyum Kabiliyetlerinin Tespit Edilmes: Hasan KILIÇ.
İrfan ERDEMCİ, Turan KARAHAN, Hüsnü AKTAŞ, Halil KARAHAN Enver KENDAL (Sayfa 98-107)
14. Diyarbakır Karpuzu Bostanlar ve Hülle Eglenceleri: Vedat GÜLDOĞAN (Sayfa 108-121)
15. Diyarbakır Kavunu: Mevlüt MERGEN (Sayfa 122-123)
16.Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Sırta Ekim Sisteminin Uygulanabilme İmkânları: Hasan KILIÇ, Songül GÜRSOY, Ali İLKHAN (Sayfa 124-133)
17. Diyarbakır Koşullarında Farklı Çinko Uygulama Metotlarının Makarnalık Buğday Ve Arpanın Verim Ve Verim Unsurlarına Etkileri:
Doç. Dr. İlhan DORAN, Doç, Dr. Cuma AKINCI, Yrd. Doç. Dr. Mehmet YILDIRIM, Doç. Dr. İSMAİL GÜL, Prof. Dr. Zülküf KAYA (Sayfa 134-141)
18. Diyarbakır’da toprak ve arazi kullanımı:
Müh. Murat HASPOLATLI (Sayfa 142-151)
19. Diyarbakır’da badem yetiştiriciliği: Müh. Murat HASPOLATLI, Prof. Dr. Kenan HASPOLAT (Sayfa 152-157)
20. Diyarbakır’da Badem Badem Ezmesi ve Fıstık Prof. Dr. Kenan HASPOLAT (Sayfa 158-165
21. Diyarbakır ve Gül: M. Ali Abakay (Sayfa 166-195)
22. Gül ve Psikososyal Etki: Prof. Dr. Remzi Oto (Sayfa 196-198)
23. Tarımda Azot Kullanım Etkinliğinin Önemi: Ferhat KIZILGEÇİ (Sayfa 199-207)
24. Dı̇yarbakır Tarımına Yenı̇ Ufuklar Solucan Kompostu Doç. Dr. İsmail GÜL Arş. Gör. Önder ALBAYRAK (Sayfa 208-213)
HAYVANCILIK Bölüm editörleri:
Prof. Dr. Kemal Güven - Doç. Dr. Reyhan Gül Güven
1. Hayvancılığımızın Mevcut Durumu, Sorunları ve Çözüm Yolları Doç. Dr. Murat Sedat BARAN (Sayfa 214-217)
2. Güneydoğu Anadolu’da Küçükbaş Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu Sorunları ve Çözüm Önerileri Yrd. Doç. Dr. H. Deniz ŞİRELİ (Sayfa 218-232)
3. Geçmişten günümüze hayvancılık ve hayvansal ürün sektörü.
Prof. Dr. Kenan HASPOLAT (Sayfa 233-317)
4. Çevresel Etkilerin Dicle Nehri Balık Türleri Üzerine Etkileri.
Prof. Dr. Erhan ÜNLÜ (Sayfa 318-332)
5. AB. Üyelik Sürecinde Hayvancılığımızın Değerlendirilmesi Yrd. Doç. Dr. Ramazan DEMİREL (Sayfa 333-342)
6. Türkiye ve AB’de Hayvancılık / Yrd. Doç. Dr. Ali Murat TATAR (Sayfa 343-355)
7. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Kullanılan Yem Ham Maddelerinin Ve Karma Yemlerin Besin Maddeleri Yönünden Değerlendirilmesi
Murat Sedat BARAN Ramazan DEMİREL Dilek ŞENTÜRK Demirel Tarkan ŞAHİN Derya YEŞİLBAĞ (Sayfa 356-369)
8. Eski Bir Avcının Gözüyle Diyarbakır’da Av Hayatı İbrahim ÇİL (Sayfa 370-371)
9. Diyarbakır’da örgü peynir teknolojisi Zir. Müh. Murat TOMAR Kenan YALÇIN (Sayfa 372-374)
10. Diyarbakır’da arıcılık.. Zir. Müh. Murat TOMAR (Sayfa 375-388) 11. Yem bitkileri Tarımının Önemi Ferhat KIZILGEÇİ (Sayfa 389-393) 12. Sığırcılık İşletmeleri İçin Barınak ve Ekipmanlar
Zir. Müh. İbrahim Halil ÖRCAN Zir. Müh. Murat TOMAR (Sayfa 394-415) 13. Süt ve Besi Çiftliği Makine Ekipmanları / Zir. Müh. Murat Tomar (Sayfa 416-419)
14. Organik Hayvancılıkta Zeolitlerin Kullanımı
Yrd. Doç. Dr. Dilek ŞENTÜRK DEMİREL1 Yrd. Doç. Dr. Ramazan DEMİREL Doç. Dr. İlhan DORAN (Sayfa 420-432)
KULP İLÇESİNDE TARIM VE HAYVANCILIK
Mehmet ADIGÜZEL
1. GİRİŞ:
Kulp ilçemizde aslında o kadar çok çeşit bitki – meyve ve sebze çeşitleri var ki, bunun için o dağları gezmek gerekir. Ama bu mümkün değildir. Kısaca en çok yapılan işlemleri yazayım. İlçemizde üzüm üretimi oldukça fazladır. Bağcılık gelişmiştir. Bağlarımız tarihi ve asırlıktır. Bizde asıl olarak üzüm yetiştirilir.
Arazimiz engebelidir. Bu bile zor olmaktadır. Üzümlerimizin bağ bozumu zamanı geldiğinde yemeklik üzüm ve şire üzümü ayrılır. Şire üzümü dediğimiz üzümlerden;
pestil,sucuk, kesme ve pekmez yaparız.
Üzümleri önce sepetlere toplarız daha sonra bu üzümlerin üzüm suyunu çıkartmak için özel yapılmış havuzlara koyar ve bunları ezeriz. Kaplara koyup pişiririz ve bulamaç elde ederiz. Bunu savan adı verilen özel bezlerin üzerine ince bir şekilde sereriz. İstek üzerine ceviz veya susam bırakıp kurutmaya koyarız, kuruduktan sonra ters çevirir ve bezlerden çıkarıp kalıp yaparak kışın yeriz. Kışın enerji verir ve soğuk havalarda sıcaklık hissi uyandırır.
Ceviz; oldukça fazla yetiştirilir. Aslında yetiştirilmez cevizin düştüğü yerde ceviz ağacı olur. Ceviz ağaçları genellikle ekilmemiş kendiliğinden yetişmiştir.
Yörenin cevizi çok meşhurdur ve tadı da güzeldir. Armut; dağ armudu da denilir.
Yeşil renklidir, çok sulu ve tatlıdır. Zuzak: dağlarda yetişen bir ottur. Bu ot toplanır ve kurutulur. Daha sonra havanda tuz ile dövülerek, ekmekle yenilir. Guluk; dağlarda yetişen yaprağı kalın bir bitkidir. Çok güzel kokuludur. Genelde pilavı yapılır.
İlçe bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. Nitekim ilçe yüz ölçümünün arazi dağılışına baktığımız zaman arazinin % 59’unu meşelik ve fundalık alanların oluşturduğunu görmekteyiz. Özellikle Mazı Meşesi ve Palamut Meşesi türleri çok yaygındır. Ayrıca Lübnan Meşesi ile Saplı Meşe türlerine de rastlanır. Meşe ormanları yıllarca insanlar tarafından kışlık hayan yemi ve yakacak amaçlı tahrip edilmelerine rağmen geniş bir yayılım sahasına sahiptir. Ayrıca akarsu vadileri boyunca Kavak ve Söğüt türlerine sıkça rastlanır. İlçedeki diğer ağaç türleri: Badem, Akçaağaç, Alıç, Ardıç ve cevizdir. Bozkır formasyonu olarak, Geven, Sağır kuyruğu, Çoban yastığı, Kekik, Karaçalı ve Sütleğen gibi türlere rastlanır. İlçede bozkırların geniş yer kaplaması mera hayvancılığının gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca ilçede Sarıçam ormanlarının kalıntılarına rastlanmaktadır. Bu da ilçede daha eski dönemlerde sarıçam ormanlarının bulunduğunun kanıtıdır.
Tarımsal faaliyetler; tahıl tarımı, baklagil tarımı ve endüstri bitkileri veya yem bitkileri tarımı olarak belirlenebilir. Bu faaliyetler hem sulu hem de kuru tarım
alanlarında gerçekleştirilebilmektedir. Ancak Kulp’ta var olan tarım arazilerinin büyük çoğunluğu sulu tarım arazileridir. Bunda yüzey suları ve kaynakları potansiyelinin yüksek olmasının etkisi vardır. Ayrıca Kulp ilçesinin yeşil biberi de meşhurdur.
İlçede en fazla üretilen tahıl buğdaydır. Daha çok kuru tarım alanlarında yaygın olarak ekilir. Halkın temel besin kaynağı olması ve iklim şartları ile toprak özellikleri bakımından fazla seçici olmaması nedeniyle buğday tarımı en fazla yapılan tahıl tarımıdır. Bir diğer tahıl türü olan arpa daha çok buğdayın yetişmediği ya da toprak veriminin düşük olduğu ayrıca yükseltinin daha fazla olduğu yerlerde yetişme imkânı bulmuştur. Hayvan yemi olarak kullanılan arpa ilçede hayvancılık faaliyetlerinin çok yoğun yapılması nedeniyle buğdaydan sonra en fazla yetiştirilen tahıldır. Kulp’ta yoğun olarak yetiştirilen bir diğer tahıl ise çavdardır. Sıcaklık koşullarının az olduğu yüksek yerlerde ve verimsiz arazilerde yetişebildiği için üretimi fazladır. Özellikle 1500 metre üzerindeki yükseltilerde yetişme imkânı vardır. Bazı yerlerde yerel olarak buğday ve yulaf ile karıştırılarak öğütülür ve ekmeği yapılır.
İlçede baklagillerden fasulyenin ayrı bir önemi vardır. Bahçe alanlarında sulama yapılarak üretilen fasulye Diyarbakır’a getirilerek satılır. Fasulyenin hem yaş hem de kuru olarak tüketim alanı bulması ve sulu arazilerin yaygınlığı nedeniyle ilçede fasulye üretimi (özellikle Ayşe Teyze fasulyesi çeşidi) oldukça yaygındır.
İlçede bir diğer baklagil olan nohut üretimi de fazladır.
Fasulye ve Nohut’un yanında baklagillerden Mercimek, Susam, Yonca, Fiğ ve Korunga yetiştirilir. Özellikle Yonca ve Korunga hayvan yemi olarak yetiştirilmektedir. Genellikle vadi tabanlarındaki sulu arazilerde yeşil iken biçilip kurutulduktan sonra kışın hayvanlara yem olarak verilirler.
İlçede yumrulu bitkilerden Patates ve Soğan endüstri bitkilerinden de Tütün ve Pamuk yetiştirilir. Patates kumlu topraklardan olan gevşek toprakları seven bir bitkidir. Verimsiz arazilerde de yetişme imkânı bulmaktadır. Tüketim alanı çok geniş olan patates özellikle Diyarbakır’a gönderilerek orada satılır. Yerel tüketim alanlarında özellikle, ova köylerine götürülerek Buğday ile takas edilir. Bu nedenle yetişme alanı ve üretim miktarı fazladır. Bir diğer yumrulu bitki olan soğan Diyarbakır ilçelerinde en fazla Kulp’ta yetiştirilir. Yetiştirilen soğanlar Diyarbakır sebze halinde satılır. Soğan da patates gibi sulama imkânlarının olmadığı ova köylerine satılarak, karşılığında buğday alınır.
Kulp ilçesinde gerek arazi kullanımı açısından gerekse de geçim kaynağı olması açısından ele alınması gerekli olan en önemli faaliyet hayvancılıktır. Gerek meşelik- fundalık alanları (% 59) gerekse de çayır ve mera alanlarının (% 28.7) oldukça geniş yer kaplamasıyla tarım yapılabilecek arazilerin (% 4.8) çok sınırlı olması nedeniyle ilçede hayvancılık yıllardan beri en yaygın geçim türüdür. Hayvancılık için uygun fiziki koşullar beşeri faktörlere etkide bulunarak halk arasında çok yaygın bir
alışkanlık haline gelmesine zemin hazırlamıştır. Bu nedenle ilçede hayvancılık çok çeşitlenmiştir.
Türkiye genelinde en fazla küçükbaş hayvancılık Güneydoğu Torosları’nın eteklerinde yapılmaktadır. İlçede hayvancılık ekonomik faaliyetler arasında ayrı bir öneme sahiptir. Bir bakıma bölgenin doğal özellikleri ve gelenekleri hayvancılığın ayrı bir kol olarak gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bölgede yüzyıllardan beri göçebe aşiretler hayvan beslemekte ve bölgenin hayvansal ürünler ihtiyacını önemli ölçüde karşılamaktadır. Bölgede büyük ve geniş yağlı kuyruklu Akkaraman, Morkaraman ve İvesi gibi farklı koyun ırkları beslenmektedir. Güneydoğu Toroslar’da çayır ve mera alanlarının geniş yer kaplaması yazın çok yoğun yaylacılık faaliyetlerine sahne olmaktadır. Buralarda koyun ve kıl keçisi beslenir. Ayrıca Bölgede meşe alanlarının geniş yer kaplaması kış aylarında hayvanlara yem olarak verilmesi nedeniyle hayvancılık gelişmiştir.
İlçede daha çok küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Arazi sarp ve kayalık olduğu için büyükbaş hayvan yetiştirmeye pek elverişli değildir. Hayvanlar otlatmaya götürüldüğünden ve küçükbaş hayvanların otlatılmasının daha kolay olduğundan dolayı bu tercih yapılıyor. Küçükbaş hayvancılık, bölgedeki çeşitli olaylar nedeniyle eski önemini kaybetmiştir. Hayvanları beslemek için yonca ekilir ve bunlar tarlalarda büyüdükten sonra biçilir. Toplandıktan sonra bir dizi işlemden geçilir ve kurutulur.
Kışın hayvanların yemesi için stok yem olur. Hayvancılık açısından dağlarda yetişen kekiğin ineklere yedirilmesi hususudur. Bu sütü artırmakta, lezzetli hale getirmektedir.
İlçede en fazla beslenen hayvan kıl keçisidir. İlçenin meşelik ve fundalık alanlarında otlatılan kıl keçisinin sütü ve peyniri çok lezzetlidir. Ancak yeni yetişen meşe fidanlarına zarar verdiği için meşe ormanlarının tahrip olmasına, ormanların kendi kendini yenileyememesi nedeniyle zamanla ortadan kalkmalarına neden olmuştur.
Keçiden sonra ilçede en fazla beslenen küçükbaş hayvan koyundur. Koyun göçebe olarak yaşayan Yörükler tarafından kervanlar ve sürüler halinde beslenir.
Yerel dilde Koçer olarak nitelendirilen Yörükler (göçer) kışın ilçenin güney kesimlerinde konaklarken ilkbahar aylarıyla birlikte daha serin olan yüksek alanlara hareket etmektedirler.
2. Büyükbaş Hayvancılık
İlçede büyükbaş hayvan olarak Sığır, Manda, At, Katır ve Eşek beslenir. En fazla beslenen büyükbaş hayvan Sığırdır. Sığır özellikle ilçe merkezi ile nispeten düzlük alanlarda kurulmuş olan köylerde yoğun olarak beslenir. Yine mera arazisi az olan köylerde de büyükbaş hayvanlar beslenir. İlçede üretilen çeşitli hayvan sütlerinden elde edilen çökelek, kayda değer bir orijinalliğe sahiptir. İlkbaharda
çökelek yapılır, üstüne poşet geçirilir, onun üstüne kapak konur. Dere kenarında bir metre derinliğe konulur. Sonbaharda yemek ve satmak için çıkarılır.
3. Kümes Hayvancılığı
İlçede kümes hayvancılığı da yapılmaktadır. Bunlardan Tavuk, Hindi, Kaz ve Ördek beslenmektedir. Söz konusu hayvanlar büyük çiftliklerden ziyade yerel tarzda geçimi sağlayacak büyüklükte aile işletmesi tarzında beslenmektedirler. Bu da yerel ihtiyaca yönelik beyaz et ve yumurta temini için yapılmaktadır.
4. Arıcılık
İlçede çeşitli bitki örtüsüne bağlı olarak arıcılık gelişmiştir.
5. İpek böcekçiliği
Kulp ilçesi ipekböcekçiliği alanında Türkiye’de İstanbul ve Bursa’dan sonra üçüncü sırada bulunmaktadır. İlçe ve köylerde bulunan dut ağaçları ipekböceği kozasının tek ideal yiyeceğidir
(Adem KARAKUŞ’un “Kulp İlçesi Beşeri ve Ekonomik Coğrafya Özellikleri”
adlı bitirme tezinden yararlanılmıştır.
Kulpta Koza Üretimi Oldukça Yaygındır
LİCE ve TARIM ÜRÜNLERİ
Recep IŞIK
Lice çok eski bir yerleşim yeridir. Çaldıran savaşından sonra ilçe ve çevresi Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Tarihinde birkaç defa deprem geçirdiği bilinmektedir. En son ilçenin bulunduğu yerde 1975 yılında şiddetli bir deprem meydana geldikten sonra ilçe dağ eteğinden bugünkü yerinde iskan edilmiştir.
Çok eski zamanlardan 1975 yılındaki son deprem tarihine kadar; eski yerleşim yerinin doğası gereği su kaynaklarının bol olması ve yaygın olarak kullanılması sonucu bağ, bahçe ve meyve ağaçları ilçeye ayrı bir güzellik ve katkı sağlamıştır.
Ancak, günümüzde bu yeşil alanlar su kaynaklarının farklı alanlarda kullanılması nedeniyle neredeyse yok olmak üzeredir. Eski seyyahların seyahatnamelerinde bile Lice’yi çepeçevre kuşatan bir yeşil kuşağın varlığından bahsedildiği kayıtlardan anlaşılmaktadır: ‘Licelilerin bahçelerinde narenciye ve zeytin hariç, tüm meyve ağaçları bulunurdu’. Bu gerçekten hareketle acilen tedbir alınması gerekir. Suları kesilen bu bahçelerin sularının tekrar eski haline getirilerek sulanması sağlanmalıdır.
Aksi taktirde halen kurtarılması mümkün olan eski Lice’nin bu yeşil kuşağı yok olacaktır.
Lice’nin iklimi Doğu ve Güneydoğu Anadolu iklimleri arasında geçiş iklimi özelliklerini taşır. Bu bakımdan birçok ürünün yetiştirilmesi mümkündür. Lice’nin arazi yapısı genellikle dağlık ve engebelidir. İlçenin toplam yüzölçümü 1.041.800 dekar olup; 60.500 dekarı çayır ve mera, 486.010 dekarı orman, 65.890 dekarı ise kullanışsız arazidir.
Ancak tarıma elverişli arazi potansiyeli mevcuttur. Lice 399.400 dekar tarım arazisine sahiptir. Bu arazinin 33.815 dekarı bağ, 14.445 dekarı meyve ağaçlarından müteşekkildir. Meyveler dağınık ve karışık olarak tesis edilmiştir. Son yıllarda önemli bir bölümü odun olarak değerlendirilmek üzere kesilmiştir. Ayrıca önemli bir gıda ve ekonomik değeri bulunan fazla sayıdaki ceviz ağaçları maalesef bilinçsizce dışarıdan gelen tüccarlar tarafından mobilya yapımında kullanılmak üzere satın alınarak kesilmiş ve yok edilmiştir. Yörede kef sucuğu da denilen Lice ile özdeşleşen, yörenin üzüm şırasıyla bütünleşen tatlı ürünün yapımı bu bakımdan neredeyse tehlikeye girmiştir.
Sulanabilir tarım alanlarının miktarı 41.000 dekardır. Kaynak, dere ve kuyu sulaması şeklindedir. Toplam tarım arazisi açısından değerlendirildiğinde sulu tarım arazisinin çok düşük miktarda olduğu görülmektedir. Devlet sulaması mevcut değildir. Yakın zamanda yapılması planlanan Silvan baraj projesi Lice’nin sınırlarını da kapsamaktadır. Bu proje ile sulanabilir alanların arttırılmasının sağlanabileceği
umut edilmektedir. Böylece birim alandan alınan ürün miktarında artış sağlanarak, ilçenin bozuk olan ekonomisine önemli katkı sağlanması beklenmektedir.
Mevcut bağ ve meyve potansiyelinin önemli bir bölümü bakımsızlıktan zarar görmüştür. Bu ürünler dışında buğday, arpa, tütün, fasulye, mercimek, biber, domates, karpuz, hıyar, kavun, soğan ve yem bitkileri yetiştiriciliği yapılmaktadır.
İlçede yazlık sebzelerin tümünün tarımı rahatlıkla yapılabilmektedir. İlçenin sebzecilik, bağcılık, meyvecilik ve tarla tarımına oldukça uygun olmasına karşın, maalesef bu durum yeterince değerlendirilememektedir. Özellikle yörede Lice domatesi diye ünlenen ve oldukça rağbet gören, önemli ekonomik getirisi olan, bir tanesinin ağırlığı yarım kilodan fazla büyüyebilen, oldukça lezzetli olan domatesten konserve, turşu ve salça üretiminde kullanılarak ilçeye ekonomik katkı sağlanabilir.
Benzer şekilde rahatlıkla yetişen dut ağaçlarından faydalanarak ipek böceği yetiştirilebilir. Yine ilçede son derece modern bir yağ fabrikası vardır. Buna uygun son yıllarda giderek dışarıya daha fazla bağımlı hale geldiğimiz yemeklik ve yemlik yağ açığımızı karşılamak üzere yağlı tohumlu bitkilerin (ayçiçeği, kanola, aspir vb).
yetiştirilme imkanları artırılabilir.
Son zamanlarda Tarım İl Müdürlüğünün, çiftçilerin bilgilerini ve gelirlerini artırmaya yönelik proje ve destek çalışmaları (Badem ağacı yetiştirilmesi vb).
mevcuttur.
Yukarıdaki bilgi ve veriler çerçevesinde oldukça bakir bu alanlarda önemli ölçüde organik tarıma dayalı bilimsel ölçülerde ürünler yetiştirilebilir.
Lice domatesi
ERGANİ’DE YETİŞEN SEBZE VE MEYVELER
Cihat GÜZEL
İlçenin yüzölçümü 1489 kilometrekaredir. Ergani İlçesi idari olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunur, ama coğrafi olarak bir kısmı Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer almaktadır. Kuzeyinde Elazığ iline bağlı Maden ilçesi, doğusunda Diyarbakır ili ve Diyarbakır’a bağlı Dicle ilçesi, güneyinde Urfa’ya bağlı Siverek ilçesi, batısında Diyarbakır’a bağlı Çermik ve Çüngüş ilçeleriyle sınır komşusudur. Denizden yüksekliği 955 metredir. Belli başlı akarsuları Dicle nehri, Boğaz çayı, Deve geçididir. İlçenin akarsularından Dicle nehri ilçenin 10 km kuzeyinden geçer. Kalender’den ve ilçe topraklarından 17. km boyunca aktıktan sonra Dicle topraklarına girer. Boğaz çayı ise Ergani›nin 7 km batısında boğaz mevkiinde çıkar. Yolköprü, Boncuklu, Yayvantepe köylerinin içinden geçip deve geçidine karışıp Dicle’nin bir kolunu oluşturuyorlar.
Ergani’de sağlık açısından mucize sayılabilecek çok önemli bitkiler yetişmektedir. Ayrıca bu bitkilerin besin değeri yüksektir. Bu bitkiler şunlardır:
1. Menengiç: Ergani’nin kuzeyindeki dağ eteklerinde ve bağlarda yetişen şifalı bir bitkidir. Menengiç meyvesi kavrulup dövüldükten sonra kahve olarak içilir. Menengiçin boğaz ve ağız yarasına iyi geldiği kabul edilmektedir. Avcılar ayağı kırılan kekliğin menengiç sakızını gagasıyla koparıp kırık yere koyduğunu görmüşler.
2. Şıra ve şarap Üzümü: Besin değeri yüksek olan şıra üzümü Ergani’de bol miktarda yetişir. Şıra üzümü hem taze üzüm olarak tüketilir hem de kışlık yiyecek olan bağ ürünleri olarak ta pestil, kesme, sucuk, helva ve pekmez yapılır. Diyarbakır ve çevre illerin yaş üzüm ve kışlık yiyecek ürünlerini karşılar. Şarap pekmezinin kansızlığa iyi geldiği kabul edilmektedir. Çok önceleri çanak küplerde ve taş kuyularda şarap yapılıp Rusya’ya ihraç edilirmiş. Ergani’de yetişen diğer üzüm çeşitlerinin adları: Kınalı kırmızı üzüm, Hatun parmağı, Şam üzümü, Tilki kuyruğu, Tahnebi, Genç Mehmet, Öküz gözü ve musabak.
3. Bardak inciri: Bu bölgede yalnızca Ergani’de yetişir ve Sonbaharda bu bölgenin incir ihtiyacını karşılar.
4. Kullahlı kavun: Ergani’nin güneyindeki köylerde yetiştirilir. Kök kısmı dar, uç kısmı geniş armut biçiminde bir meyvedir. Güzel kokulu ve lezetlidir.
5. Karpuz: Ergani karpuzu yuvarlak ve elips şeklinde olur. Genellikle koyu renkli ve çizgilidir. Bu karpuzlar hayvan gübresiyle yetiştirilir. Yaz aylarında Doğu Anadolu Bölgesi ve Diyarbakır bölgesinin karpuz ihtiyacını karşılar.
6. Sumak: Dağ eteklerinde yabani olarak kendiliğinden yetişir. Kabuklu yeşil mercimeğe benzer ve ekşidir. Dolma ve meftune yemeğinde limon yerine ekşi tat kazandırmak için kullanılır. Büyük şehirlere sumak buradan gönderilir.
7. Karadut: Yerel adı şam dutudur. Ağız yarasına, diş yarasına ve boğaz yarasına iyi geldiği söylenir. Çevre illerin dut ihtiyacı buradan karşılanırdı.
8. Zahter: Kırsal kesimlerde ve kumsal yerlerde yetişir. Ateşli hastalıklarda ve gribal enfeksiyonlarda çay gibi kaynatılarak içilir.
9. Nar: Önceki yıllarda bölgenin nar deposu durumundaydı oysa şimdi ilgisizlikten nar ağacına rastlamak mümkün değildir.
10. Mamuk: Halk arasında mamuk adıyla anılan kara eriğe benzer ekşi bir meyvedir. Sulak yerlerde kendiliğinden yetişir. Bu meyveden komposto yapılır.
11. Ergani’de yetişen diğer meyvelerimizden bazıları şunlardır: Dağ kesimlerinde kendiliğinden yetişen Alıç ve Ardıç, paşa armudu, çekirdeksiz ve çekirdekli dut çok miktarda bulunur ve bu dutlardan dut pekmezi yapılır, eskiden Ergani’nin cevizleri meşhurdu ancak şimdilerde yeni ceviz ağaçları dikilemediğinden cevizler unutuldu.
12. Tahıl ve Bakliyat: Ergani’de bol miktarda Buğday, Arpa, Mercimek, Nohut ekimi yapılır.
Kaynak: Mustafa ÜZÜLMEZ. Araştırmacı, Gazeteci, Yazar.
EĞİL’DE ÜZÜM VE ÜZÜM ÜRÜNLERİ
Mahmut YILMAZ*
1. GİRİŞ
Diyarbakır’ın kuzeyinde yer alan ve şehir merkezinden yaklaşık olarak 48 km uzaklıkta bulunan Eğil ilçesi, tarihi bir açık hava müzesi olmanın yanında sebze, meyve üretimi açısından da önemli bir yere sahiptir. Dicle Barajı yapılmadan önce su kenarları ve vadiler adeta bir sebze-meyve fabrikası gibiydi. Ancak Dicle Barajı ile birlikte sadece tarihi eserler değil, birçok bitki çeşidi ve sebze-meyve yetiştirme alanı da sular altında kaldı. Bu durum neticesinde sebze-meyve üretiminde önemli bir düşüş oldu. Ancak vadilerde değil de dağlık, tepelik alanlarda ve yamaçlarda yapılan bağcılık bundan etkilenmedi. Eğil ilçesi geleneksel yöntemlerle bağcılığın yoğun olarak yapıldığı bir coğrafyadır.
2. ÜZÜM YETİŞTİRİCİLİĞİ
Eğil’de bağcılık ticari bir amaçtan ziyade ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yaptıkları bir faaliyet olarak hala devam etmekte ve bu alanda gübre ile ilaçlamanın dışında modern tarım yöntemleri de uygulanmamaktadır.
Bağcılık bütün yıla yayılan zirai bir faaliyettir. Eğil’de Ekim sonu, Kasım başlarında ilk olarak bağ sürülür. Bahara kadar toprak dinlendirilir ve Mart ayında asmalar budanır. Birkaç gün içinde bitirilen budamadan hemen sonra toprak tekrar sürülüp asma dalları yerden kaldırılarak ağaç dallarına asılırlar. Mayıs ayında toprak bir daha sürülür. Dallar filizlenmeye başlar başlamaz ise zararlı haşerelere ve hastalıklara karşı ilaçlama yapılır. Haziran ayının sonlarında dallar tomurcuk açmaya başlar.
Ağustos ayı sonlarında olgunlaşan üzüm, mevsimsel sıcaklığa bağlı olarak Eylül sonlarına doğru veya Ekim başlarında hasat edilir.
3. ÜZÜM ÇEŞİTLERİ
Eğil ilçesi karasal iklimin hüküm sürdüğü bir coğrafyada kurulmuştur. İklim üzüm çeşitleri için uygun olmakla beraber daha çok Öküzgözü, Besni, Dımışki, Boğazkere, Sultani, Hatun Parmağı, Çekirdeksiz Kırmızı, Yeşil üzüm vb. çeşitler yetiştirilmektedir.1
4. BAĞ BOZUMU VE KULLANILAN ALETLER
Ağustos sonlarına doğru olgunlaşmaya başlayan üzüm, Eylül sonları ile Ekim başlarında hasat edilmeye başlanır. Hayvanların sırtında ya da motorlu araçlar vasıtasıyla kasalarda veya örülmüş büyük sepetlerde taşınan üzüm ilk önce yıkanır, suyu süzüldükten sonra me’sre (Arapçadan gelen bu kelime sıkmak anlamına gelir) denilen ve yekpare kayanın oyulmasıyla veya betondan yapılmış teknelere konulup çizmelerle ezilir ve bir havuzda toplanan şıra (şire) plastik bidonlarda depolanır.
* [email protected] 1 Dicle üniversitesi
Ezilen üzüm salkımları daha sonra un torbasına doldurulup üzerine taş bırakılır veyahut bir mengeneye alınarak sıkılır ve böylece tüm şıra çıkarılır.
Üzüm artıkları ise hayvan yemi olarak kullanılır. Bağbozumu için en yaygın olarak şu aletler kullanılır: Büyük kazan, leğenler, kürekler, süzgeçler, kevgirler, çizmeler, mengene, savanlar, kasalar, ağaç dallarından örülmüş sepetler, mala vb.
5. ÜZÜM ÜRÜNLERİ 5.1. Pestil (Bastık-Bastuk)
Şıra kazana konulur ve isteğe bağlı olarak kaynatılmadan önce süt veya ayran karıştırılabilir. Kaynatılmaya başlanan şıraya daha sonra un karıştırılarak bulamaç elde edilir. Ceviz ağacından yapılmış olan kürekle bulamaç karıştırılırken yıkanmış susam bulamaca karıştırılır ve kıvamını buluncaya kadar karıştırılmaya devam edilir.
Daha sonra bakraçlara doldurulan bulamaç, düz damda serilmiş olan dikdörtgen şeklindeki çarşaflara (savanlara) dökülüp mala-kevgir yardımıyla düzgünce-ince bir şekilde, bulamacın her yana eşit olarak yayılması sağlanır. Savanın üzerine ceviz, badem, kayısı çekirdeği atılır. Pestilin savanlardan soyulması zamanı geldiğinde ise pestilin serili olduğu çarşaf, diğer temiz bir çarşafın üzerine ters çevrilir ve su ile ıslatılır. Daha sonra yumuşayan pestil çarşaftan çıkartılır.
5.2. Pekmez
Kazana doldurulan şıraya süt karıştırılarak kaynatılmaya başlanır. Kaynadıkça şıranın üstünde köpük oluşmaya başlar. Bu köpük süzgeç ile alınır. Daha sonra kazanın üzerinde karşılıklı olarak iki kişi su geçiren bir bez tutar ve kaynayan şıra bir kepçe ile bu beze doldurulup kaynayan şırada oluşan tortular bu sayede alınır.
Böylece pekmez daha saf ve kaliteli hale gelir. Kaynayan pekmez kıvamına gelince ocaktaki ateş söndürülür ve soğumaya bırakılır. Soğuyan pekmez plastik bidonlara doldurulur. Pekmez çeşitli şekillerde hazırlanıp tüketilebilir. Pekmez kaynarken kurutulmuş incir karıştırıp pekmezi daha sonra reçel gibi tüketmek de mümkündür.
Kışları kar yağınca pekmeze kar karıştırıp cevahir denilen dondurmaya benzer güzel bir tatlı oluşturulup tüketilebilir. Yumurtalı, tereyağlı pekmez de yapılmaktadır.
5.3. Pekmez Helvası
Şıra kazana konulduğu esnada yine pestil ve pekmezde olduğu gibi süt konulabilir. İki saate yakın kaynatılır ve pekmezde olduğu gibi kazan üstünde bir bezi iki kişi karşılıklı tutarak kaynayan pekmez beze konulup tortuları alınır.
Kaynatılmaya devam edilirken bir yandan un ilave edilir diğer yandan ceviz ağacından yapılmış kürek ile karıştırmaya devam edilir. Bir saat daha kaynatıldıktan sonra ateş söndürülüp oluşan helva kürekle leğenlerde soğutulmaya bırakılır. Yirmi dört saat geçtikten sonra helva tüketilmek üzere plastik bidonlara veya keçi- koyun postuna konularak korunur.
5.4. Kesme
Üzüm şırası kaynatılır, kazanın altındaki ateşin harareti söndürülüp şıranın sıcaklığı alınır ve daha sonra temiz bir çarşafla süzülür, tekrar kazana doldurulup iki saate yakın kaynatılır. Ateşin harareti alınıp un getirilir. Ceviz ağacından yapılmış kürekle erkekler kazandaki kaynayan şırayı karıştırırken bayanlar da avuçlarıyla unu
azar azar kaynayan şıraya koyar. Kaynayan şıranın üzerinde beyaz baloncukların oluşması helvanın kıvamına geldiği ve ateşin söndürülmesi gerektiği anlamına gelir.
Daha sonra helvayı kazandan çıkarmak için kullanılan çelik bir kürek, helvanın yapışmaması için şıraya veya pekmeze batırılır. Erkekler kürek ile helvayı kazandan çıkarıp leğene koyarken kadınlar ise küreğin etrafına yapışan helvayı temiz bir mala ile temizler. Helvanın koyulduğu leğenler temiz bir örtü ile örtülüp gece soğuğuna bırakılır. Sabah erken saatlerde (seher vakti) leğenler damlara veya güneş alan yüksek bir yere çıkarılır ve bolca un serilmiş örtünün üzerine leğenler ters bırakılarak kalıp çıkarılır, ekmek bıçağı ile helva dilimler şeklinde kesilir. Üzerine un serilmiş çarşaflara bu kalıplar tek tek yerleştirilir ve kuşların zarar vermemesi için birileri bekçilik yapar. Birkaç gün boyunca bu kalıplar daha iyi kurumaları için çevrilir. Kesmeler kuruyunca toplanıp sepetlere veya sandıklara bırakılır. Pestil için hazırlanan bulamaçtan da kesme yapılabilir.
5.5. Dövülmüş Pekmez
Pekmez normalinden biraz daha fazla kaynatılır, soğuduktan sonra bidona konulup soğukların gelmesine kadar (kırk gün) dinlendirilir. Daha sonra bir leğene bırakılıp yirmi gün boyunca sabah, akşam yarım saat ellerle çırpılır. Bilahare susam, ceviz, kurutulmuş incir bırakılabilir. Böylece dövülmüş pekmez tahin gibi tüketilmeye hazır hale gelmiş olur.
5.6. Sucuk
Eğil’de ceviz, badem, meşe palamutlu veya sade sucuklar yapılmaktadır.
En çok bademden sucuk yapılmaktadır. Bademler yumuşamaları için iki gün suya bırakılır ve daha sonra ipe geçirilerek güneşte biraz kurutulur. Hazır hale gelen bademler helvaya veya bulamaca tekrar tekrar batırılıp kurutulmaya bırakılır. Sucuk bağ bozumunun eğlence boyutunu da yansıtır çünkü ince fıstık, meşe ağacı dalları ile çeşitli şekillerde (insan, at, el vb) figürler yapılarak bunlardan da sade sucuklar yapılır. Özellikle fıstık ağacından yapılanların çok güzel bir kokusu olur.
5.7. Kurutulmuş Üzüm
Çekirdeksiz veya kara üzümler toplanır. Kaynatılan su, bir metal leğendeki salkım üzümlerin üzerine boşaltılır ve üzüm derhal çıkarılıp başka bir leğene bırakılır ve üzerine yağ (çoğunlukla tere yağı) dökülür. Daha sonra yağını yiyen salkımlar güneş alan bir yerde serilmiş olan temiz bezin üzerine serilerek kurutulmaya bırakılır.
Kuruyan üzüm taneleri çöplerinden ayrılıp ağaç dallarından yapılmış sepetlere bırakılır.
5.8. Konserve Şıra
Kaynatılan sade şıra soğutulup şişelere konularak buzdolaplarına bırakılır ve kışları istenildiği zaman bunlardan bulamaç yapılıp evde tüketilir.
5.9. Ölü Helvası:
Genelde ölüm vak’alarında misafir ve komşular için hazırlanmakla beraber aslında kışın evlerde tüketilmek amacıyla yapılan hamurlu bir tatlı çeşididir. Un bir
tencereye konulup kısık ateşte kavrulur ve azar azar pekmez dökülür. Tencereye yapışmayacak kıvama gelince tereyağı helvanın altına konulup helva çevrilir. Sonra isteğe bağlı olarak ceviz veya badem bırakılır. Helvanın ısısı alınınca da eller suya batırılıp helvadan parçalar alınır, istenilen şekiller verilir ve tüketilir.
6. EĞİL’DE YETİŞTİRİLEN SEBZE-MEYVE VE HAYVAN ÇEŞİTLERİ Eğil, iklimi ve toprağıyla birçok sebze, meyve ve şifalı otların yetişmesi için uygun şartların olduğu bir coğrafyadır. Her ne kadar karasal bir iklime sahip olsa da baraj göllerinin gelecek yıllarda bu iklimde bir yumuşama oluşturması ve bunun da tarım üzerinde etki bırakması olasıdır. Kısaca sıralarsak Eğil’de şu ürünler yetişmektedir; kayısı, vişne, çilek, armut, şeftali, elma çeşitleri, erik, nar, dut, ceviz, badem, fıstık, menengiç, böğürtlen, kuşburnu, ayva, yabani meyveler, incir, sumak, soğan, sarımsak, karpuz, kavun, kış kabağı, bal kabağı, kekik, henüz ismini bilmediğimiz birçok yabani faydalı bitki, nane, reyhan, maydanoz, turp, şeker pancarı (sarma için), patates, lahana, domates, biber, patlıcan, salatalık,
Tahıl ürünleri olarak ise; en çok buğday, mercimek, nohut, yetiştirilmektedir.
Çok az olmakla beraber mısır ve ayçiçeği de yetiştirilmektedir. Eğil de ekonomik değeri yüksek olan pamuk yetiştiriciliği de yapılmaktadır.
Ayrıca Eğil’de hayvancılıkta yapılmaktadır. Balıkçılık köylerde önemli bir geçim kaynağıdır. Bunun yanında koyun, keçi, sığır, tavuk, tavşan beslenmekte ve elde edilen yoğurt, peynir, çökelek ve tereyağı ilçe ve şehir merkezinde satılmaktadır.
Bazı yerlerde az da olsa arıcılıkta mevcuttur.
Eğil üzümü, kalitesi nedeniyle rahatlıkla kendine Pazar alanı bulduğu gibi üzüm ürünleri de kalite, doğallık ve nezihliği dolayısıyla çok kolay bir şekilde satılabilmekte ve bağ sahiplerine maddi kazanç sağlamaktadır. Mevcut 26 köy ve 22 mezranın tümünde de bağcılık yapılmakla birlikte toprak azlığı, eğitim ve kooperatif ile altyapı eksikliği bu ürünün yetiştirilme oranını olumsuz etkilemektedir. İklim ve toprak üzüm yetiştiriciliği için son derece uygundur. Bu alanda gerekli teşvik ve yatırımlar yapıldığı taktirde üzüm ve üzüm ürünleri ilçenin gelişimine ve ekonomik büyümesine önemli katkıda bulunacak, köyden kente giderek hızlanan göçü de yavaşlatacaktır.
KAYNAKLAR
Eğil Kaymakamlığı Resmi Sitesi Eğil İlçe Tarım Müdürlüğü
R. Ertan Anlı, Bağlar Güzeli; Üzüm ve Üzüm Ürünleri, YKY, İst., 2006 Sibel U. Parlak, Arsan Bilişli. Üzüm Pestilinin Üretimi, Özellikleri ve Tüketim Şekilleri Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü / ÇANAKKALE
ÇERMİK VE ÇÜNGÜŞ’TE DÜNDEN BUGÜNE BAĞCILIK
Mehmet Ali ABAKAY
GİRİŞ
Günümüzde Bağcılık, Diyarbakır’ın birçok ilçesinde ve köyünde karlı bir kazanç olmaktan çıkmış görünmektedir ve birçok bağlık alan köreltilerek, değişik bitkiler için tarım alanına dönüştürülmektedir. Diyarbakır’da yapılan bağcılık, teknik bilgiden yoksun, daha çok babadan oğula geçen bilgilerle sürdürülünce verim gittikçe düşmekte, yetiştirilen üzüm, pazarda alıcı bulamamaktadır. Böyle olunca elde edilen mahsulün, aile ihtiyacını karşılayacak derecede sınırlı tutulması için, mevcut bağlar küçültülmekte, böylelikle bağcılığın eskisi gibi devamlılığı kaybolmaktadır.
Diyarbakır’ın ovalık ilçelerinde bağcılığın terk edilmesi söz konusu iken, engebeli alanlara sahip ilçelerde bağcılık gelişmektedir. Çınar’da bağcılık sadece birkaç köyle sınırlı iken engebeli araziye sahip Hani’de, Hazro’da sürülebilen alanlar, küçük de olsa bağa dönüştürülmektedir. Bu karamsar tablodan uzak olan beş ilçemiz, bağcılık alanında ileri konumdadır: Çermik Çüngüş, Ergani, Dicle ve Eğil.
Toprağı bağcılığa verimli olan bu beş ilçeden en önemli olanı da Çermik’tir.
Çermik’i önemli kılan yetişen üzümlerinin daha koruk iken alıcı bulması veya henüz hasad sonrası gelecek yılın üzümünün alıcı bulmasıdır. Öküzgözü ve Boğazkere üzümleri, üzüm piyasasında tercih edilen ve ülke çapında aranan üzüm çeşitleridir.
Bu üzüm çeşitlerinden sonra gelen Şire üzümü de tatlılık oranı ve pekmez ile türevleri açısından en çok tercih edilen üzümdür. Elbette sadece sofralık yetiştirilen diğer üzüm çeşitleri de bulunmaktadır. Konu hakkında yaptığımız araştırmada bağcılık hakkında ilk bilgileri ve üzüm çeşitleri hakkında açıklamaları 1936’da yayınlanan Diyarbekir Yıllığı’nda görmekteyiz:
“Diyarbekir Vilâyetinin en mühim bağcılık mıntıkası Çermik ve Osmaniye kazaları ile Merkezin Eğil nahiyesidir. Çermiğin hemen umum köylerinde az çok üzüm yetiştirilmektedir. Eğil de bu vaziyettedir. Çermiğin garp cephesine düşen köylerde üzüm hasılatı fazladır. Bilhassa Kuyu ve Külo haneleri namile maruf köyler bu hususile birinci dereceyi ihraz ederler. Bu kaza dahilinde en iyi yemeklik üzüm yetiştiren yer Nişnik, Palacık, Bitsin, Derezere ve Sinek köylerile kasaba bağlarıdır.
Şaraplık üzüm yetiştiren mıntıka ise Yeniköy, Kuyu ve Medye Köyleridir. 24 Köyden ibaret bulunan Eğil nahiyesinde yanız Tayaran, Ferşikân, Kasan ve Gergivan köylerinde bağ yoktur. Diğer yirmi köyde 300 parçadan ibaret bağ vardır. Bu bağlar, 1-10 dönüm arasındadır. Çermik kazasında cari olan usule göre bağların tesisinde de ikişer buçuk metre aralıkla mustatil şekilde çukurlar açılır. Sıralar üzerinde dahi o kadar mesafe bırakılır. Çukurlara 50 santimetre derinlik, 20 santimetre genişlik ki, 1-1.20 metro uzunluk verilir. 110 santimetre uzunluğunda kesilen asma çubuklarının
40 santimetresi yarı yarıya toprakla dolu çukurlara ufkî olarak yarılır. Ve 50 santimetresi toprak sathına amudî olarak uzatılır. 25 santimetrelik bir kısmı da topraktan dışarı çıkarılır. Asmalar için en ziyade garp ve cenup marezlerindeki killi, kireçli veya kırmızı topraklar tercih edilir. Asmalara gübre vermek usulü carî olmadığı gibi bağların tesisinde dahi gübre kullanılmaz. Çubukların budanması ekseriya Mart iptidasında vaki olur. Asmaya su yürümezden evvel kuvvetine göre 6-10 göz ve kısa budama 2-3 göz üzerinde yapılır. Asmaların teksirinde en ziyade adî çelik ile âdî daldırma ve yarma kalem aşısı usulleri tatbik olunur“ (1).
Diyarbekir Yıllığı’nda Diyarbakır’da yetişen üzümler şu şekilde tasnif edilmiştir: “Tahannebi, Müsebbak, Vengi, Kızıl Vengi, Şekeri, Şamî, Hatun Parmağı, Öküzgözü, Cılk Vengi, Şarap Üzümü, Sergi Üzümü, Sulu Morik, Şira Üzümü, Kış Kırmızısı, Tilki Kuyruğu, Gerger Şira Üzümü, Kirpet Üzümü, Yediveren, Mandalavat, Hapişli, Ağ Migeri, Kara Migeri, Kuş üzümü, Hassanî, Gildan, Apderî, Mazrunî, Tüzye, Samurî, Habbo, İstanbul, Kâfiran, Asurî, Bey Üzümü” (2).
Diyarbakır’da yanlış kanı, bu üzümlerin sadece şehrimizde yetiştirildiğidir.
Günümüzde bu üzüm çeşitlerinin bir kısmı körelmiş, unutulmuş durumdadır. Kuru üzüm için birinci derecede belirtilen çeşitler ise şunlardır: “Hassanî”, “Vanki”, “Kızıl Vanki”, “Şamî” ve “Hatun Parmağı”. Şarab için tercih edilen üzüm çeşitleri için de
“Mazrunî” ve “Kara Üzüm” belirtilmektedir.
Çermik konusunda arada bir çıkmış dergilerden başka, bugüne kadar yayınlanan iki müstakil kitap vardır. Bu kitaplardan biri Çermik, öbürü “1960’lı Yıllardan Bir Kesit Çermik“ ismini taşımaktadır (3).
Hamdullah IŞIK’ın Çermik ismiyle hazırladığı ve ilçeyi dört bir yönüyle ele aldığı eserin üzüme ayrılan bölümünde bilgiler yer alır.
Nurettin DEĞİRMENCİ’nin Çermik’ten kesitler sunduğu eserinde
“Bağbozumu” başlıklı bölüm, dikkat çekicidir. Bu bölümde, kuru üzümün yapılması, şıra üzümünün toplanması, üzümün ezilmesi, kazanlarda kaynatılması, pekmez, pestil, sucuk ve kesme yapımı, üzüm posasından sirke yapımı, hatta bağbozumunda yapılan kavurma ayrıntılarıyla ele alınır (4).
Çermik, Diyarbakır’ın diğer ilçelerine oranla üzümün en çok yetiştirildiği ilçedir 30.000 dekarlık alanda bağcılık yapılmakta olan ilçede il standardının çok üstünde bir verim söz konusudur. Bağcılık, arazisi olan herkesin uğraştığı, toprağının bir bölümünü ayırdığı uğraş alanıdır. Bağcılığın yaygın olduğu alan, ekstansif tarımın dışındadır. Engebeli alanda yapılan tarım, düz alanda diğer sebze ve meyve üretiminin yapılmasına, özellikle tahıl ve kısmen hububatın yapılmasına ayrılmıştır.
1. ÇERMİK’TE BAĞCILIK 1.1. Çermik Üzüm Çeşitleri
Bağcılık, tamamıyla sektörel alanda, ticarî bir uğraştır. Üzüm yetiştiriciliği, Kuyu, Elifuşağı, Kalaç olmak üzere diğer köylerde öküzgözü ve Boğazkere üzümü ağırlıklıdır. Üzüm piyasasında bu iki üzüm çeşidi, ürün sahibinden, ürün olgunlaşmadan parası ödenerek, satın alınır, fabrikalarda işleme tabii tutulması için özel müşterilere satılır. Sofralık üzümler Şire, Avderî, Taannebî olmak üzere çeşitlilik arz eder. Şire üzümden pekmez, pestil, sucuk, helva, kesme yapılmaktadır. Üretilen şıra cinsi üzüm ürünleri Diyarbakır ve civar illerde alıcı bulmaktadır.
1.2. Çermik Üzümünün Özelliği
Çermik üzümünü kaliteli kılan en önemli husus, bağcılıkta sulama yapılmamasıdır. Güneş gören toprağın organik bağcılığa elverişli olması, sunî gübrenin kullanımını da ortadan kaldırmaktadır. Özellikle Kuyu, Elifuşağı ve Kalaç Köyü üzümlerinin kendisine has bir aromaya, tada sahip olmasının sebebi mikroklimal özellikten kaynaklanmaktadır.
Çizelge 1. Çermik’te Tarım Alanlarının Dağılımı (5).
Tarım Alanının Kullanılış Şekli Alan/Ha Tarım Alanına % Oranı Tarla Arazisi MGD Kayıtlarına Göre 18.800 53,03
Nadas 88 0,24
Bağlık Alan-MGD Kayıtlarına Göre 1800 5,07 Sebze Arazisi MGD Kayıtlarına Göre 245 0,69 Meyvelik Arazi MGD Kayıtlarına Göre 54 0,15
Kavaklık 10 0,02
Çayır-Mera 14.448 40,76
TOPLAM 35.445 100.00
Çizelge 2. Çermik Genelinde Yetiştirilen Ürünlerin Dağılımı (6).
Ürünler İşletme Sayısı Arazi Sayısı Ekili Alan (da,m2)
Buğday (Makarnalık) 2480 11332 143.183,053
Buğday (Ekmeklik) 782 3181 39.158,424
Üzüm Sofralık (Çekirdekli) 1507 2313 14.477,863
Pamuk 294 672 7.894,843
Üzüm (Şaraplık) 136 148 4.042,878
Arpa 157 285 3.399,999
Karışık Sebzelik 706 928 2.323,213
Çeltik 23 63 2.284,522
Ayçiçeği (Yağlık) 38 59 1.598,307
Nohut 53 73 1.377,689
Mercimek kırmızı 38 106 1.311,313
Nadas 16 38 843,158
Antep fıstığı 20 20 248,497
Karışık Meyvelik 38 49 224,122
Karpuz 10 13 211,588
Badem 10 11 157,117
Yonca 8 10 79,152
Fiğ 5 8 51,218
Mısır (Dane) 4 4 47,120
Nar 4 6 22,643
Ceviz 2 2 19,750
Bamya 3 3 17,085
Patlıcan 3 3 13,550
Mürdümük 1 1 12,285
Kavaklık 6 8 10,779
Susam 1 2 10,664
Burçak 1 1 7,000
Kiraz 1 1 5,200
Biber (dolmalık) 1 1 5,000
Çayır/Mera 1 1 3,656
GENEL TOPLAM 3329 19342 223.041,688
Diyarbakır’ı konu alan araştırmalar, kaynak kitaplar, geziler... Sıcak bir temmuz günü… Ergani’den ayrılırken Çermik’e yöneliyoruz. Makam Dağı’ndan sabahın erken vakti inerken, Çermik’e gidiş…30 km. yolu kısa sürede alıyoruz.
Sağlı-sollu üzüm bağları. Kimi yerler ekilmemiş, nadasa bırakılmış… Yeşillikler başlayınca anayolun iki tarafında belirginleşen yapılar…1971’de uğramışlığım var, Çermik’e…. Ailece gittiğimiz Çermik ve gördüğümüz Çermik, birbirinden farklı görünüyor. Kırk yıl öncesi ile sonrası…
1.3. Kırk Yıl Önce Çermik
Aklımda kaldığı şekliyle özetlemek istiyorum, kırk yıl öncesini. Kaplıcalar, ilçe merkezinden oldukça uzaktı. İki katlı kerpiç oteli hatırlıyorum… Yine sıcak bir yaz günü… Kıştan biriktirilen kar yığını ve soğuk su içmek için almaya mecbur olduğumuz Cemed (kışın bastırılan kar)… Buzdolabının ilçelerde olmadığı o yıllarda cemedin nasıl yapıldığını soruyorum, küçük yaşımda… Kışın toplanan kar yığını, bastırılarak sıkıştırılıyor. Sıkıştırılan kar yığınına yeniden ekleme yapılıyor.
Bu işlem en son yağan kar’a kadar devam eder…Havayla temasını önlemek için, ara tabaka olarak saman, samandan önce örtü… Toprak ve saman… Kaç kez bu işlem yapılıyor? Bilmiyorum. Fakat bana anlatılanın yıllar sonrasında hatırımda kalanları bunlar... Yaz aylarında bu kar yığınlarının bir köşesinden açılarak testere ile kalıplar şeklinde kesilir ve parça parça satılırdı... Tabi, dakikalarca sırada bekledikten sonra, O kar’ı satın almak da ayrıcalıktı... Yaz ortasında kar soğuğu su içmek... Hele “karlı ayran” içmenin verdiği haz... Tarifi imkânsız...
Pazar çarşısından aldığımız Kenger Sakızı (kenger bitkisinin gövdesi kesilerek çıkan sütten sakızı elde edilirdi)… İpe dizilmiş kirli sarı-beyaz renkte…
İstenildiği anda nasıl çiğneneceği, çiğnenmeden önce yapılacak işlem anlatılıyor, satıcı tarafından. İlk aldığımızda yorulan çenemiz ve bir türlü yumuşama emaresi göstermeyen sakız… Sonrasında sıcak suya bıraktığımızda yumuşadığını gördüğümüz sakızın, çikletlere oranla farklı tadını anlıyoruz, çiğneme esnasında. Çermik… Kırk yıl sonrasına dönüş…. Salgın bir hastalık olan uyuza, aşırı kaşıntılara “tedbir” diye uğradığımız kaplıca… Ailece kaplıcaya sabah, öğle ve akşamüzeri gidiyoruz… Her gidişimiz bir düğüne gidercesine şatafatlı…Farklı bir ilçeden gelenler olarak yabancı olduğumuz ortada. İki katlı kerpiç otelin bir odası bize ait… Yatma, dinleme ve mutfak, içice olan mekânda yer olarak paylaşılmış biçimde. Otelin aşağısında meşe- odun kömürü satılmakta... Kırk yıl önce piknik tipi tüp gaz ya yoktu ya da bizim gibi dar gelirli aileler tarafından bilinmiyordu. Yemekler, ocakta pişiriliyor. Geniş otel avlusunda herkes, hazırladığı ateşte yemeğini pişirme telaşında. İkinci gün ilçede gezinti var… Çok iyi hatırladığım Merkez Camii, diğer ismiyle Çeteci Abdullah Paşa Medresesi. Üstü kapalı Pazar yeri ve köylünün satış tezgâhları. Kurutulmuş incir, kuru üzüm, sebzeler ve mevsim meyveleri… Yoksulluk diz boyu, âdeta…
yapılan alış-veriş. Otel sahibi, sözü geçen biri olmalı… O dönemde çocuk başımıza Çermik’i anlamak oldukça zor, konuşulanları da. Gelip giden sırt çantalı, tuhaf
giyimli, konuştuğumuz dilin yabancıları var... ’’Turist’’ kelimesini ilk kez işitiyorum.
Otel sahibi, yabancı dil biliyormuş. Kaldığımız kaplıca, en büyük olanı… Kadınlar ayrı erkekler ayrı hamamlarda şifa bulmak için suya giriyor... Suya ilk girişte nefes almak oldukça zor… Su sıcaklığına alışkanlık, mecburiyet. Ya kaşınmanın dayanılmaz sıkıntısı ya rahatlık… Kil ile yıkanan saçımız, güneşte pırıl pırıl...
Kaplıcada sabun paralı… Aldığımız sabunu idareli kullanıyoruz.
Günler oldukça çabuk geçiyor. On günün sonunda kapıları iplerle tutuşturulmuş, her tarafı âdeta dökülen otobüsün üstüne bırakılıyor, kap-kacak… Markasını bir türlü hatırlamadığım otobüs, dar yolda homurtulu sesler çıkararak ilerliyor...Çocuk halimiz… Çiğnediğimiz Çermik sakızı, elimizde tahtadan yapılmış salıncak ve cebimizde arada bir kaybolmasın endişesiyle yakaladığımız üç-dört minik sabun.
Dün gibi kırk yıl geçerken kim derdi ki, Çermik’i anlatacak ve bugüne taşıyacağız kırık-dökük cümlelerle...
1.4. Kırk Yıl Sonra Çermik
2000’li, Yıllar… Yerel gazeteleri denetlemek için ilçeleri dolaşıyoruz.
Çermik’e geldik, ikinci kez… Sonrasında il yıllığı hazırlama amacıyla üç kez gelişimiz var… Bir kuruluşun gecesinde şiir okuma daveti…
2004 senesinde “Çermik Melike Belkıs Hatun” adına yapılan Kaplıca Festivali’ne gelirken Çermik’le ilgili, “Çermik 2004” adı ile Çermik Kaymakamlığınca Hamdullah IŞIK tarafından hazırlanan tanıtım çalışması ulaştı, elimize. Bu çalışma öncesi Çermik’e ilişkin Nurettin Değirmenci’nin felsefi ağırlıklı ve özgün kitabını okumuştuk. Beldeler Dergisi Çermik sayısı, Kara Amid Dergisi’nde yer alan Fahrettin Kırzıoğlu’nun Çermik Notları…
Çermik’i gezip dolaşırken, emeklilik sonrası kendisini fotoğrafa, Çermik’e adayan Mustafa beyle tanıştık ikinci kez. Diyarbakır’da açtığı fotoğraf sergisinden sonra söz verdiğimiz fotoğraf sanatçısını mekânında ziyaret ettik, kendisini. Çermik’e ait ne bulduysa, müzecilik anlayışıyla toplayan ve sergileyen Mustafa Bey, ilçede manevi şahsına münhasır bir kişilik… Yıllar sonra dolaştığımız kaplıcalar… Kükürdün yoğunlukta olduğu kaplıcalar… Halen dış görünümüyle orijinalliğini koruyan beyler sarayı, Çeteci Abdullah Paşa Medresesi, Ulu Cami, Çermik Hamamı… Uzun süren yaya gidişle vardığımız Şeyhan Dede Şelalesi...Haburman Köprüsü’ne giderken sağda yalnızlıkla baş başa kalmış tekke… Beyaz taştan yapılan kitabelerinin çoğunu satır satır rüzgara, yağmura, insan tahribatına yenik düşen Haburman Köprüsü, gözelerden içilen berrak su… Yudumlanan sımsıcak çaya eşlik eden yufka ekmek...
Üzüm şırası, pestil, cevizli-bademli pestil sucuğu, helva… Gezdiğimiz yerlerde artık göremediğimiz kenger sakızı … Kırk yıl sonrasında Çermik hakkında yazı yazmak…Çermik’in hakkında anlatılan efsanelerin başlıcaları Melike Belkıs Hatun ile Gelincik Dağı hakkında anlatılanlar...Kaplıcaların faydalarını ön plana çıkaran efsaneler, hemen hemen aynı özellikler taşır. Belkıs Hatun’un ne zaman yaşadığı
bilinmese de kaplıcanın önemini insana hatırlatan, şifa yönünü ön planda gösteren efsane Çermik’in tanıtımında oldukça önemlidir. Yaraları iyileşmeyen ve tek başına ağaçlık alana bırakılıp, ölümü bekleyen genç bir kız… Kısa zaman da iyileşen yaralar ve bu yaraları iyileştiren kaplıca…
Gelincik Dağı Efsanesi’nde taş olanların hikâyesi vardır. Kadîm Anadolu Mitolojisinde bu tarz yakıştırmalar çoğunluktadır. Hazro’da bir yerleşim alanının ortadan kalkması, bir hamile kadının bedduasına bağlanır. Çınar›dan Bahteri köyüne giderken yol kenarındaki kayalardaki şekiller, taşlaşan gelin ve damada atfedilir.
Güneydoğu insanın temel besin maddesi olan ekmek›e kutsallığın atfedildiği efsanede, ekmeğin saygınlığının ön plana çıkarıldığı muhakkaktır. Efsanenin, taş kesilen alayın cezalandırılmasında yine ekmeğe saygınlık ön plandadır. Gelincik Dağı, Kapadokya›dan eksik yönü olmayan görsel güzelliğe sahiptir. Turizme kazandırılması, kaplıcalarla bütünlük sağlaması açısından ilçe tanıtımında büyük katkı sağlayacaktır. Turizm merkezinde ulaşımı sağlama amaçlı teleferik uygulaması burada da hayat bulmalıdır. Sinek Çayı yakınında ortaya çıkartılan kaya resimleri de tarihi açıdan önem taşımaktadır. Bu özelliğin ilçenin dışa açılımında etkili olacağı muhakkaktır.
Çermik’in Gelincik Dağı ve kaplıcaları yanında ayağa kaldırılması gereken kalesidir ki ilçeye hâkim dağda yeniden inşa edilecek kale, termaller üzerinden yükselttiği zaman, ilçenin en büyük eksikliği tamamlanmış olur. Kırk yıl önce ve kırk yıl sonra Çermik’e dair aslında söylenecek çok şey vardır...
2. ÇÜNGÜŞ’TE BAĞCILIK
Çüngüş’te bağcılık, Çermik’teki bağcılıktan farksızdır. Yalnız son yıllarda mevcut bağların gittikçe yaşlanması, bağcılığın önünde bir çıkmaz oluşturmuştur.
Bu sebeple sağlanan destek sonucu 14,450 aşılı bağ çubuğu ile 145 dekarlık alanda ekim ve bakım çalışmaları yapılarak Çüngüş’teki bağcılık canlandırılmak istenmiştir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın 1997 senesinde 15 aileye onar dekarlık örnek bağ tesisi yapması, bağcılığa verilen önemden kaynaklanmaktadır. Çüngüş’ün baraja yakın oluşu, iklim şartlarını zaman içinde değiştirmiştir. Bu şartlara Çüngüş’ün rakımı da dahil edilmelidir. Çermik’e 20 kilometre yakın olmasına rağmen Çermik ve Çüngüş üzümü arasında bu yüzden biraz farklılık vardır. Yine de Sinek Çayı ve Çüngüş arasında kalan bölümdeki bağların verimliliği Çermik Üzümü kalitesindedir. Yine de Çüngüş’te yapılan çalışmalar, ilerideki yıllarda bağcılık alanında verimin sağlanması hususunda önemlidir. Çermik’e duyduğumuz ilgi, bundan kırk sene önce başladı. Bu hususta yayınlanan bir makalemizde Çermik’e ilgi duyanlar için yeterince bilgi olduğu kanaatindeyim. Bu bildirinin sonunda dipnot kısmında bu makaleye Çermik’in daha iyi tanınması için yer veriyoruz (7).
3. SONUÇ
Bildirimizde belirttiğimiz şekilde özellikle Çermik’te bağcılık, ilerideki yıllarda alternatif geçim kaynaklarından biridir. Mermer alanında yoğunlaşan yatırımlar, bağcılık alanında da yoğunlaşırsa ekonomik kalkınma daha çabuk gerçekleşir. Çermik’te bağcılığı tehdit eden mermer ocaklarındaki mermer tozlarının oluşturduğu aşırı derecedeki hava kirliliğinin de önüne geçilmelidir. Bağcılık alanında şahsî ticaretin kooperatifleşme süreci ile ortadan kalkması üretici ve tüccar arasındaki üzüm fiyatlarını dengeler. Kooperatifleşme ile üzümden yapılan birçok ürünün de üretimi, paketlenmesi, satışa sunulması mümkündür. Günümüzde üreticilerin yaptığı çalışmalar, ürünün piyasada tanınması için yeterli değildir.
Boğazkere ve Öküzgözü üzümleri şarapçılık alanında tanınmasına rağmen, pestil, sucuk, kesme, sirke gibi ürünlerin de bu denkli tanıtılması gerekir. Diyarbakır Tekel Fabrikası’nın kapatılması da üreticilerin ürünlerini toplu olarak yerinde ucuz bir fiyatla kimi zaman elden çıkartmalarına sebebiyet vermektedir.
Elbette Çermik için belirttiğimiz hususlar, ilçeye 20 kilometre yakınlıkta olan Çüngüş için de geçerlidir. Daha doğrusu bu bildiride Çermikî ele alırken beraberinde aynı alanda olan Çüngüş’ü de bağcılık yönünden tanıtmaya çalıştık. Ergani her ne kadar Çermik ve Çüngüş’ten nüfus ve ekonomik gelişme bakımından ileride ise de Bağcılık alanında yapılacak yatırımlardan Ergani de yararlanabilir düşüncesindeyiz.
KAYNAKLAR
1. KONYAR Basri Diyarbekir Yıllığı. Sayfa 142 -144. Diyarbakır 1936 (Bu bölümde dönemin yazım özelliklerine bağlı kalınmıştır. Sadece ana metinde geçen
“santimetro” kelimesi “santimetre” olarak değiştirilmiştir. M.A.A).
2. age sayfa 143-144.
3. DEĞİRMENCİ Nurettin. 1960’lı Yıllardan Bir Kesit, Çermik. s 236-240 Kendi Yayını Mersin 2002.
4. IŞIK Hamdullah Çermik Çermik 2004.
5. İlçe Tarım Müdürlüğü Verileri- 2011.
6. Çermik’e dair bu makalemiz, www.edebiyatdostlari.com ile www.tyb.
org.tr sitesi’nde yayınlanmıştır.
ÇÜNGÜŞ İLÇESİ BAĞCILIĞI VE ÜZÜM ÜRETİCİLERİNİN ÖRGÜTLENMEYE BAKIŞ AÇILARI
Songül AKIN1 Remziye CENGİZ2 İnanç ÖZGEN3 Fatma ÖCAL KARA4
ÖZET
Bağcılılık Türkiye’nin en önemli tarımsal alanların başında gelmektedir.
Bağcılık Türkiye’de üreticinin geçimi için önemli bir rol oynamakla birlikte ülke ekonomisine de önemli katkılar sağlamaktadır. Güneydoğu Anadolu bölgesi bağ alanlarımızın yaklaşık %25’i, üzüm üretimimizin ise yaklaşık %15’ini karşılaması nedeniyle önemli bir potansiyele sahiptir. Bu bölgede Diyarbakır ili Çüngüş ilçesi ülkemizin en kaliteli şaraplık üzüm çeşitlerinden olan Öküzgözü ve Boğazkere yetiştiriciliğinin yoğunlaştığı bir yöredir.
Bu çalışma 2010 Nisan ayında yapılmıştır. Çalışma ile bu yöredeki üzüm üreticilerinin üretimden pazarlamaya kadarki tüm aşamalarda yaşadıkları sorunlar ile bu sorunların çözümüne yönelik örgütleneme biçimleri ile bu örgütlenme yapılarına bakış açılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Çüngüş ilçesinde bağcılık yapan üzüm üreticileri ile yapılan anket çalışmaları ve nitelikli sohbetlerden elde edilen birincil kaynaklı veriler ile Tarım ilçe müdürlüğü elde edilen ikincil kaynaklı veriler kullanılmıştır
Çalışma sonucunda, üreticilerin sadece % 36.9’unun daha önce tarımsal bir kooperatife üye oldukları ve bu üyelerin % 96.7’sinin kooperatif hizmetlerinden hiç memnun olmadıkları görülmüştür. Kooperatiflere karşı yargının oluşmasında katılımcıların %44.5’nin olumlu bir kooperatif örneği olmamasını neden göstermişlerdir.
Anahtar Kelimeler: Örgütlenme, bağcılık, üzüm üreticileri, Çüngüş.
1 Yrd.doç.Dr.; Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü, 21280 Diyarbakır e-mail :sakin @dicle.edu.tr
2 Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü öğrencisi
3 Yrd.doç.Dr.; Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü, 21280 Diyarbakır e-mail: ozgen @dicle.edu.tr
4 Arş.Gör.; Harran Üniversitesi Ziraat Fakültei Tarım Ekonomisi Bölümü 63280 e-mail: [email protected]
ABSTRACT
Many crops can be grown easily in Turkey due to its suitable soil and climate conditions. Among these crops, production amount of grape is greater than amount of other fruits. South East Anatolian region of Turkey comprises 25% of total vineyard area of Turkey and supply %15 of total grape production of Turkey. In this region, Diyarbakır province Çermik district is the main grape growing location for Öküzgözü ve Boğazkere varieties for vine production.
The present study aims to determine problems of grape growing and problems of grower’s organizations. For this purpose, surveys data from Cermik county vineyard grape growers and direct conversations with them used as the primary source, information from Agriculture district offices and development cooperation, are used.
Operating as a result, 36.9% of producers ‘flour before being members of an agricultural cooperative, and that 96.7% of members’ services to give the cooperative was not at all satisfied. Against the judiciary, the formation of cooperatives, 44.5% of the participants’ lack of a positive example of co-operatives have demonstrated why.
Key Words: Organization, Viticulture, Grape Grower’s, Çüngüş.
1. GİRİŞ
Yaklaşık 7500 yıl önce Anadolu da kültüre alınan asma, her zaman bu bölgede toplumsal ve ekonomik yaşamında önemli katkılar sağlamıştır (Ergenoğlu ve Tangolar 2000). Ülkemizde üzümler genellikle sofra, kurutmalık ve şaraplık olarak değerlendirilmektedir. Milli ekonomide küçümsenemeyecek bir paya sahip olan bağcılık sektörü, üretim ve değerlendirme aşamasındaki bir çok sorundan dolayı bir gerileme sürecine girmiştir (Çelik ve ark, 1998). Üretici merkezlerinde faaliyet gösteren aracılar, birbirinden çok farklı şekilde çalışan simsarlar, komisyoncular, nakliyeciler, tüccarlar, tüccar komisyoncular, nakliyeci tüccarlar, satıcı üreticiler ve kooperatiflerdir. Hal yasası hallerde kooperatiflerin dolayısıyla üreticilerin öncelikle yer almasını öngörmesine rağmen, uygulamada üretici bölgesi hallerde komisyoncu ve tüccar komisyoncular ağırlık göstermektedir (Günes ve ark, 1986).
Üreticilerin etkin olmadığı bir yapının yanı sıra üreticilerin finansman gereksinimleri Komisyonculardan karşılamaları ve örgütlü olmayışları, buna karşın komisyoncu ve tüccarların dernek ve kooperatifler adı altında örgütlenmeleri üreticilerin fiyat oluşumundaki etkilerini azaltmaktadır ( Hatırlı ve Yurdakul, 1992).
Tarım sektöründe kaynakların sınırlı olması, doğal koşullara bağımlı olarak yüksek risk faktörü taşıması, ürünlerin muhafaza koşullarının özel olması, pazarlama alt yapısındaki aksaklıklar ve arz talep uyumsuzluğundan kaynaklanan fiyat dalgalanmaları nedeniyle örgütlenme gerekliliği önem kazanmaktadır (Kiracı ve Özdemir, 2005). Ülkemizdeki tarım sektörünün örgütlenme deseni ve örgüt yelpazesinin oldukça geniş olduğu görülmektedir. Ancak, Türkiye’de tarım sektö-
ründe mevcut organizasyon modellerinin yeterli ölçüde etkin olamadıkları ve mevcut organizasyonlar açısından bir kavram karmaşasının olduğu da açıkça görülmektedir (Yercan, 2007). Diyarbakır ilinde tarımsal kooperatifler sayısal olarak diğer gelişmiş illerin çok gerisinde olmamasına karşılık, mevcut örgütlenmelerin nitelik ve etkinlikleri açısından diğer illere göre çok daha evvelki bir düzeyde olduklarını söylemek mümkündür. Yörede kooperatif örgütlerinin genel olarak ortaklarına pazarlama girdi temini ve teknik destek sağlamadığı 2009 yılı içerisinde ilde mevcut kooperatiflerin %23’nün muaccel olduğu bilinmektedir (Anomin, 2010 a ).
Bağcılık ülkemizde hemen hemen tüm bölgelerde bağcılığa uygun iklim ve toprak isteklerinin mevcut olması nedeniyle önemli bir faaliyet olarak çok eski tarihlerden bu yana yapılmaktadır. Güneydoğu Anadolu bölgesi bağ alanlarımızın yaklaşık %25’i, üzüm üretimimizin ise yaklaşık %15’ini karşılaması nedeniyle önemli bir potansiyele sahiptir (Akın ve Özdemir, 2010).
2. MATERYAL VE YÖNTEM
Çalışmanın ana materyalini Diyarbakır ili Çüngüş ilçesinde bağcılık yapan üreticiler ile yapılan anket ve nitelikli sohbetler ile elde edilen birincil kaynaklı veriler ve Tarım il Müdürlüğü, Çiftçi Kayıt Sistemi ve Türkiye İstatistik Kurumundan elde edilen ikincil kaynaklı veriler oluşturmaktadır. Çalışmanın sosyo kültürel çerçevesinin de bulunması nedeniyle nicel deneysel çalışmanın yanında nitel bilimsel araştırmaya da başvurulmuştur. Niteliksel araştırmada; görüşme katılımcı gözlem, doküman analizi veya diğer tekniklerle birlikte kullanılabildiği için (Özdamar, 1999) nicel araştırma tekniği ile birlikte kullanılmıştır. Yapılan nitelikli sohbetlerin soruları ise anket uygulamasına çıkmadan önce yapılandırılmıştır.
Araştırmanın ana kütlesi Çüngüş ilçesinin 37 köyünde ÇKS kayıtlarına göre 400 dekarın üzerinde bağ arazisi olan köylerdeki üreticiler olup örneklem büyüklüğü tesadüfî örneklem yöntemiyle bulunmuştur. Hesaplamada şu formül kullanılmıştır;
n= Z2*N*P*Q/(N*D2+Z2*P*Q
Bu formüle ait açıklamalar aşağıdaki gibidir.
n= Örnek büyüklüğü
Z= Güven katsayısı(%95’lik güven için bu katsayı 1.95 alınmaktadır) N= Ana kütle büyüklüğü
P= Ölçmek istediğimiz özelliğin ana kütlede bulunma ihtimali Q= 1-P
D= Kabul edilen örnekleme hatası (Çıngı, 1994)
Yukarıdaki formül ile yapılan hesaplamada örneklem büyüklüğü 80 olarak hesaplanmış fakat anket uygulamaları sırasında çıkabilecek aksaklıklarda göz önüne alınarak 84 anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler, SSPS bilgisayar programında, çok değişkenli analiz tekniklerinden faydalanarak yorumlanmıştır. Ayrıca birbiri ile
ilişkisi olduğu düşünülen bazı sorular arasında cevapların cevapları arasındaki sıklıkların tespiti için Chi-Square Tests kullanılmıştır (Püskülcü ve İkiz, 1989).
3. BULGULAR VE TARTIŞMA
3.1. Diyarbakır İli Çüngüş İlçesi Bağcılığının Genel Durumu
Diyarbakır ilinin toprak yapısı ve iklim özellikleri incelendiğinde bu özelikler bakımından ilin bağcılık için son derece uygun bir ekolojik yapıya sahip olduğu görülmektedir (Özdemir ve Tangolar, 2005; Özdemir, 2009). Güneydoğu Anadolu Bölgesi illeri içerisinde önemli bir bağcılık potansiyeline sahip olan Diyarbakır ilinde 24 126 ha bağ alanında yaklaşık 130 741 ton üzüm üretilmektedir (Atalay ve ark., 2003; Anonim, 2009; Özdemir ve Karataş, 2009). Bu bölgede Diyarbakır ili Çüngüş ilçesi ülkemizin en kaliteli şaraplık üzüm çeşitlerinden olan Öküzgözü ve Boğazkere yetiştiriciliğinin yoğunlaştığı bir yöredir. Çüngüş Diyarbakır’ın en küçük yüz ölçümüne sahip ilçesidir. Sahip olduğu toplam tarıma elverişli alan miktarı 101 000 da olup sulanabilir tarım arazisi miktarı 25 199 da’dır. Coğrafi yapının dağlık ve engebeli oluşu nedeniyle özellikle tarım arazilerine ulaşımı olumsuz etkilemektedir.
Arazi yapısındaki engebeli yapı ilçedeki tarım arazilerinin de parçalı bir yapı göstermesinde önemli bir etkendir. Ulaşım imkânlarındaki sınırlılıklar üreticilerin pazarlama imkânlarını kısıtlamakta ve üretilen tarım ürünlerinin genellikle ilçe merkezinde pazarlanmasına neden olmaktadır. İlçede buğday, arpa, mısır, darı, nohut, mercimek, tahıl grubu ürünler, kuru soğan, sarımsak gibi sebze grubu ürünlerde yetişmektedir. Diyarbakır ili Çüngüş ilçesi üzüm üretimi bakımından ilin en önemli kaliteli üzüm üretim merkezidir. İlçede en çok yetiştirilen ürünler sırasıyla; üzüm, badem ve cevizdir. İlçenin sahip olduğu bağ alanları Diyarbakır ili bağ alanlarının yaklaşık %15’ine tekabül etmektedir. (Anonim, 2010 b).
3.2. Üreticiler İle İlgili Genel Bilgiler
Araştırma, Yeniköy, Oyuklu, Merkez, Kireçevleri, Çınarcık ve Aydınlı köylerinde yapılmıştır. Anket yapılan işletme sahiplerinin yaşları 20-75 arasında değişmekle birlikte ankete katılanların %32’nin 41-50 yaş aralığında olduğu görülmüştür. 20-30 yaş aralığında bulunan üreticilerin oranın % 16.7 olduğu görülmüştür. Akın ve Özdemir’in 2010 yılında Çermik ilçesinde 2010 yılında yaptıkları benzer çalışmada 20-30 yaş aralığında bulunan bağcıların oranı %8.3 olarak tespit edilmiştir. Üreticilerin bağcılık deneyimleri 5 ve 40 yıl arasında değişmekle birlikte,yoğunluklu olarak katılımcıların %28.6’nin 11 ile 15 yıl arasında, %23.8 oranında ise 21ile 30 yıl arasında bağcılık deneyimine sahip oldukları, tespit edilmiştir (Çizelge1).