Yüksek Lisans Tezi

94  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İKTİSAT ANABİLİM DALI

Türkiye Ekonomisinde Teknik İlerleme 1972-2006

Yüksek Lisans Tezi

Ozan Mutlu

Ankara - 2015

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İKTİSAT ANABİLİM DALI

Türkiye Ekonomisinde Teknik İlerleme 1972-2006

Yüksek Lisans Tezi

Ozan Mutlu

Danışman Doç. Dr. Benan Eres

Ankara – 2015

(3)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İKTİSAT ANABİLİM DALI

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TEKNİK İLERLEME 1972-2006

Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışmanı: Doç. Dr. Benan Eres

Tez Jürisi Üyeleri

Adı ve Soyadı İmza

1-... ...

2-... ...

3-... ...

Tez Sınavı Tarihi...

(4)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim. (……/……/200…)

Tezi Hazırlayan Öğrencinin Adı ve Soyadı

………

İmzası

………

(5)

V İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR ... X TEŞEKKÜR ... XI

GİRİŞ ... 1

I. DEĞER, BÖLÜŞÜM VE TOPLAM ÜRETİM FONKSİYONU ... 3

II. ANALİTİK ÇERÇEVE ... 7

II.1. Reel Ücret-Kâr Oranı Eğrileri ve Teknik Değişim ... 7

II.2. Üretim Tekniklerinin Seçimi ve Uygulanabilirlik Koşulu ... 12

II.3. Marx-yanlı Teknik Değişim ve Kâr Oranının Düşme Eğilimi ... 13

II.4. Marx-Yanlı Teknik Değişim ve Fosil Üretim Fonksiyonu ... 15

II.5. Eleştirel Yaklaşımlar... 18

III. GELİŞMİŞ VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE TEKNİK DEĞİŞİM ... 21

III.1. Dünyada Marx-yanlı Teknik Değişim ... 21

III.2. Amerika Birleşik Devletleri’nde Teknik Değişim ... 21

III.3. Diğer Gelişmiş Kapitalist Ülkelerde Teknik Değişim ... 23

III.4. Gelişmekte Olan Ülkelerde Teknik Değişim ... 24

III.5. Gelişmekte Olan Ülkelerde Teknik Değişim İçin Bir Senaryonun Ana Hatları ... 26

III.6.Teknik Değişimle İlgili “Oldukça” Genel Bazı Sonuçlar ... 28

(6)

VI

IV.TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TEKNİK DEĞİŞİM ... 30

IV.1. Toplam Ekonomide Teknik Değişim 1972-2006 ... 30

IV.1.1.İthal İkameci Sanayileşme Dönemi 1963-1980... 35

IV.1.2. Neoliberal Dönemde Teknik Değişim 1980-2006 ... 37

IV.1.3. Fosil Üretim Fonksiyonu ve Uygulanabilirlik Parametresi Sınaması .... 41

IV.2. Ana Sektörlerde Teknik Değişim ... 48

IV.2.1. Sanayi 1972-2006: Türkiye Ekonomisinde Sanayileşme ve Sanayisizleşme ... 48

IV.2.2. Tarım ve Hizmetler Sektörlerinde Teknik İlerleme 1972-2006 ... 58

IV.3. Toplam Ekonomide Kâr Oranı 1980-2006... 68

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME ... 71

KAYNAKÇA ... 75

(7)

VII ŞEKİLLER

Şekil 1: Reel Ücret Kâr- Oranı Eğri ... 8

Şekil 2: Faktör Tasarruf Eden Teknik Değişim (Hicks-yansız) ... 9

Şekil 3: Emek Tasarruf Eden Teknik Değişim (Harrod-yansız) ... 10

Şekil 4: Emek Tasarruf Eden ve Sermaye Kullanan Teknik Değişim (Marx-yanlı) . 10 Şekil 5: Sermaye Tasarruf Eden Teknik Değişim (Solow-yansız) ... 11

Şekil 6: Marx-yanlı Teknik Değişim ve Fosil Üretim Fonksiyonu ... 16

Şekil 7: Toplam Ekonomi Reel Ücret-Kâr Oranı Eğrileri ... 32

Şekil 8: Toplam Ekonomi 1972-1980 ... 33

Şekil 9: Toplam Ekonomi 1980-1989 ... 33

Şekil 10: Toplam Ekonomi 1989-1998 ... 33

Şekil 11: Toplam Ekonomi 1998-2006 ... 33

Şekil 12: Toplam Sermayenin Sektörler Arasında Dağılımı ... 39

Şekil 13: Toplam Ekonomi Fosil Üretim Fonksiyonu 1972-2006 ... 41

Şekil 14: Fosil Üretim Fonksiyonu 1972-1980 ... 43

Şekil 15: Fosil Üretim Fonksiyonu 1980-1989 ... 43

Şekil 16: Fosil Üretim Fonksiyonu 1989-1998 ... 43

Şekil 17: Fosil Üretim Fonksiyonu 1998-2006 ... 43

Şekil 18: Uygulanabilirlik Parametresi Sınaması ... 46

Şekil 19: Toplam Sanayi Reel Ücret-Kâr Oranı Eğrileri ... 49

Şekil 20: İmalat Sanayi Reel Ücret- Kâr Oranı Eğrileri ... 49

Şekil 21: Madencilik ve Taşocakçılığı Reel Ücret-Kâr Oranı Eğrileri ... 50

Şekil 22:Toplam Sanayi 1972-1980 ... 51

Şekil 23: Toplam Sanayi 1980-1989 ... 51

(8)

VIII

Şekil 24: Toplam Sanayi 1989-1997 ... 51

Şekil 25: Toplam Sanayi 1997-2006 ... 51

Şekil 26: İmalat Sanayi 1972-1980 ... 52

Şekil 27: İmalat Sanayi 1980-1989 ... 52

Şekil 28: İmalat Sanayi 1989-1997 ... 52

Şekil 29: İmalat Sanayi 1997-2006 ... 52

Şekil 30: Madencilik ve Taşocakçılığı 1972-1981... 53

Şekil 31: Madencilik ve Taşocakçılığı 1981-1989... 53

Şekil 32: Madencilik ve Taşocakçılığı 1989-1998... 53

Şekil 33: Madencilik ve Taşocakçılığı 1998-2006... 53

Şekil 34: Toplam Sanayi Fosil Üretim Fonksiyonu 1972-2006 ... 55

Şekil 35: İmalat Sanayi Fosil Üretim Fonksiyonu ... 56

Şekil 36: Madencilik ve Taşocakçılığı Fosil Üretim Fonksiyonu 1972-2006 ... 56

Şekil 37: İmalat Sanayi Katma Değeri İçinde Kamu ve Özel Kesim Payları ... 57

Şekil 38: Tarım Sektörü Reel Ücret-Kâr Oranı Eğrileri ... 58

Şekil 39: Tarım 1972-1980 ... 59

Şekil 40: Tarım 1980-1987 ... 59

Şekil 41: Tarım 1987-1998 ... 59

Şekil 42: Tarım 1998-2006 ... 59

Şekil 43: Tarım Sektörü Fosil Üretim Fonksiyonu 1972-2006 ... 60

Şekil 44: Ulaştırma ve Haberleşme Sektörü Reel-Ücret Kâr Oranı Eğrileri ... 61

Şekil 45: Ulaştırma ve Haberleşme 1972-1980 ... 62

Şekil 46: Ulaştırma ve Haberleşme 1980-1989 ... 62

Şekil 47: Ulaştırma ve Haberleşme 1989-1998 ... 62

(9)

IX

Şekil 48: Ulaştırma ve Haberleşme 1998-2006 ... 62

Şekil 49: Ulaştırma ve Haberleşme Sektörü Fosil Üretim Fonksiyonu ... 63

Şekil 50: İnşaat Sektörü Reel Ücret – Kâr Oranı Eğrileri ... 64

Şekil 51: İnşaat Sektörü Fosil Üretim Fonksiyonu 1972-2006 ... 64

Şekil 52: İnşaat 1972-1980... 65

Şekil 53: İnşaat 1980-1990... 65

Şekil 54: İnşaat 1990 -1999... 65

Şekil 55: İnşaat 1999-2006... 65

Şekil 56: Toplam Ekonomide Ücret ve Kâr Payı ... 70

Şekil 57:Sermaye Üretkenliği ve Kâr Oranı ... 70

(10)

X KISALTMALAR

ABD : Amerika Birleşik Devletleri Çev. : Çeviren

Der. : Derleyen

GSYİH : Gayrısafi Yurtiçi Hasıla KİT : Kamu İktisadi Teşebbüsleri

TL : Türk Lirası

TÜİK : Türkiye İstatistik Kurumu

(11)

XI TEŞEKKÜR

Bu tezin danışmanlığını yaptığı ve kendi çalışmalarını benimle paylaştığı için Doç.

Dr. Benan Eres’e, tez jürime katılarak eleştirilerini benimle paylaştıkları için Prof. Dr.

Ahmet Haşim Köse’ye ve Yrd. Doç. Dr. Mehmet Gürsan Şenalp’e teşekkür ederim.

Bu tezin yazılmasını sağlayan ortamı fedakarca inşa ettikleri için ağabeyim İnan Mutlu’ya ve annem Arzu Türkan Mutlu’ya, tezin yazımı sırasında bana göstermiş olduğu sonsuz hoşgörü için Hatice Budaklı’ya, “yaparsın sen ya” desteğini hiç eksik etmeyen Çağrı Kaya’ya, tez nihai halini almadan okuduğu ve çeşitli önerilerini benimle paylaştığı için Ekin Değirmenci’ye teşekkür ederim.

Son olarak, çalışmada varolan kimi eksiklerden ve muhtemel hatalardan yalnızca yazarın sorumlu olduğunu belirtmek isterim.

Ozan Mutlu Temmuz 2015

(12)
(13)

1 GİRİŞ

Klasik/Marksist geleneğe bağlı birçok iktisatçı, kapitalist ekonomilerde teknik değişimin1 almış olduğu biçimler üstüne uzun süredir ampirik çalışmalar yapmaktadırlar. Bu çalışmalar, emek tasarruf eden ve sermaye kullanan bir teknik değişimin kapitalist ekonomilerin temel hareketi olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Bu tarz bir teknik değişim, yazarlar tarafından, Marx-yanlı teknik değişim olarak adlandırılmaktadır. Yine aynı yazarlar, bu genel eğilimin dışına çıkan örnekler gözlemlendiğini, bu sıradışı durumların açıklanmasında etkili olabilecek çeşitli ekonomik ve sosyal faktörlerin analizinin faydalı olacağını söylemektedir. (Marquetti, 2003:199) Bu tez, böyle bir araştırma gündemini Türkiye ekonomisi örneğinde takip etmek amacıyla yazılmıştır. Türkiye ekonomisinde Marx-yanlı teknik değişim baskın olduğu dönemleri ve bu hareketin kesintiye uğradığı alt dönemleri önce tespit etmeyi, ardından bu hareketi etkilemiş olabileceği düşünülen çeşitli faktörleri analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Her çalışma öncelikle çeşitli teorik perspektifler arasında bir seçim yapmak ve bu yapmış olduğu seçime bir takım dayanaklar bulmak zorundadır. Bu sebeple çalışma, üretim, bölüşüm ve değer sorunlarında klasik ve neoklasik teori tarafından sergilenen yaklaşım farklılıklarının üzerinde durulmasıyla başlamaktadır. Neoklasik teorinin Cambridge tartışmaları sırasında gösterdiği zafiyetin vurgulanmasının ardından klasik yaklaşım lehine tutum alınmaktadır.

1 Bu çalışma boyunca kimi zaman “teknik değişim” kimi zaman ise “teknik ilerleme” ifadesi kullanılmıştır. Bu iki ifade aynı anlamda kullanılmıştır.

(14)

2 İkinci bölüm, büyük ölçüde Duncan Foley ve Thomas Michl’in çalışmalarına dayanmaktadır. Bu bölümde isimleri geçen iki yazar tarafından geliştirilen analitik çerçeve tanıtılacak ve bu çerçevenin kimi sınırlarına değinilecektir.

Üçüncü bölüm, giriş paragrafında bahsedilen çalışmaları değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bölümde dünya ekonomisine Türkiye ile benzer biçimde eklemlenen gelişmekte olan ülkelerin göstermiş olduğu çeşitli eğilimler analiz edilmeye çalışılmaktadır.

Dördüncü bölümde Türkiye ekonomisinde teknik değişimin tarihsel seyri 1972- 2006 dönemi için ele alınmaktadır. Türkiye ekonomisinde teknik değişimin baskın biçiminin gelişmekte olan ülkelerde gözlemlenen eğilime uygun olduğu gösterilmektedir. Türkiye ekonomisinin bu seyri, dünya ekonomisine eklemlenme, gelişme stratejisi, iktisat politikası tercihleri, emek-sermaye ilişkileri ve sermayenin iç yapılanmasında yaşanan dönüşüm çerçevesinde ele alınmaktadır.

Son bölümde kâr oranının 1980-2006 dönemindeki hareketi sergilenmekte ve teknolojik ve bölüşümsel öğelerine ayrıştırılmaktadır.

(15)

3 I. DEĞER, BÖLÜŞÜM VE TOPLAM ÜRETİM FONKSİYONU Araştırma yapmak amacıyla yola çıkan herkesin karşı karşıya kalacağı ilk sorun, benzer olguları ele alan çeşitli yaklaşımlardan hangisinin seçileceği olacaktır. Bu önerme bu çalışmada ele alınacak konu açısından gündeme geldiğinde, seçilebilecek olan teorik yaklaşımlardan ikisi, klasik ve neoklasik yaklaşımlardır. Yukarıda bahsedildiği gibi emek tasarruf eden ve sermaye kullanan bir gelişme kalıbı neoklasik teori tarafından iyi huylu, sürekli ve türevlenebilir bir toplam üretim fonksiyonu çerçevesinde ele alınır. Bu fonksiyondan hareketle neoklasik teori bu hareketi sonsuz sayıdaki üretim tekniği arasından yapılan durağan bir seçim olarak yorumlayacaktır.

Klasik yaklaşım söz konusu olduğunda ise bu ampirik düzenlilik çeşitli sınıfların artığın bölüşümü üzerinde sürdürdüğü mücadele içinde ortaya çıkan dinamik bir ilerleme süreci olarak ele alınır.

Emek tasarruf eden ve sermaye kullanan bir teknik ilerlemenin ele alınışındaki farklılık, her iki okulun üretim, bölüşüm ve değer konularında sahip oldukları yaklaşım farklılığına dayanmaktadır. Ne var ki iki yaklaşımın bu alanlarda sahip olduğu farklılık bu tezin sınırlarının çok ötesinde bir tartışmadır. Bu çalışmada iki okul arasındaki kimi farklılıklara kısaca değinilecek, neden neoklasik teorinin sunduğu araçların kullanılmadığı açıklanmaya çalışılacaktır.

Neoklasik teoriyi klasik yaklaşımdan ayıran en önemli farklardan birisi, ele aldığı konuları toplumsal ilişkilerden ve tarihten bağımsız şekilde inceleyebileceği iddiasıdır.

Üretim ve bölüşüm söz konusu olduğunda neoklasik teori bu yaklaşımı, yukarıda bahsedilen araçla, toplam üretim fonksiyonu yardımıyla sürdürür. Bu araç ona üretimi toplumsal ilişkilerden bağımsız, girdilerle çıktılar arasında kurulan basit bir teknolojik ilişki gibi gösterme, daha da önemlisi, bölüşümü bu teknolojik ilişkiden türetme

(16)

4 imkanı sağlamaktadır. Türevlenebilir, ölçeğe sabit getiri varsayımını sağlayan, iyi huylu bu üretimi fonksiyonu faktör taleplerini, bu faktör talebi faktör arzıyla birlikte faktör fiyatlarını belirler. Sermaye de emek gibi üretken bir girdi kabul edildiğinden, dengede, sermayenin fiyatı onun üretkenliğine eşit olmaktadır. Böylelikle kâr, sermayenin üretken faaliyetinin karşılığı gibi gösterilebilmektedir. (Akyüz, 2009: 445- 447)

Bu iddianın aksine klasik iktisat, üretimin, belirli bir toplumsal örgütlenme içinde gerçekleştirilen insan faaliyeti olduğunu iddia edecektir. Klasik iktisada göre, sermaye sahibinin kâr olarak gelir elde etmesi sermayenin üretken bir girdi olmasından değil, sermaye sahibinin kapitalist toplumsal örgütlenme içinde sahip olduğu konumdan, üretim araçları üzerinde kontrol sahibi olmasından kaynaklanmaktadır (Akyüz, 2009:

445-446).

Diğer taraftan, sermayenin üretken bir girdi olduğunun gösterimi hiç de kolay değildir. Sermayenin üretkenliğinin ölçülmesi için öncelikle sermayenin toplam bir büyüklük olarak ifade edilmesi gerekmektedir. Sermayenin kendisi de çeşitli üretim süreçlerinden gelen, farklı fiziksel niteliklere sahip üretim araçlarıdır. Bu üretim araçlarının bölüşümden bağımsız ortak bir ölçü birimiyle ifade edilemeyeceğinin gösterimi 1950’li yıllardan itibaren yoğun bir tartışma gündemi oluşturmuş ve Cambridge tartışmalarını başlatmıştır. Sermayenin toplam bir büyüklük olarak ifade edilebilmesi için öncelikle bu büyüklüğü oluşturan sermaye mallarının fiyatlarının bilinmesi gerekir. Bu fiyatların belirlenebilmesi için üretimin teknik koşullarının ve bölüşümün dışarıdan belirlenmesi gerekir. Bu önerme, toplam sermaye büyüklüğünün ve sermayenin marjinal verimliliğinin bölüşüm teorisi inşa etmek için

(17)

5 kullanılamayacağı anlamına gelir. (Felipe ve Fisher, 2003: 218-219; Akyüz, 2010:

448-449)

Felipe ve Fisher (2003: 219-220) tekniğin geri gelmesi, ters sermaye derinleşmesi gibi neoklasik teorinin çeşitli tutarsızlıklarının gösterildiği başlıklar dahil olmak üzere 5 başlık altında topladıkları Cambridge tartışmalarının hepsinin makro ekonomik birer sorun olduklarını ve sermaye, emek, çıktı gibi toplam büyüklükleri içerdiklerini söylemektedir.2 Ters sermaye derinleşmesi ve tekniğin geri gelmesi gibi tartışmalar bu toplam büyüklüklerin ölçülebileceği ve bir üretim fonksiyonu ile ilişkilendirilebileceğini baştan varsaymaktadır. Dolayısıyla, toplam üretim fonksiyonunun var olmadığının gösterimi bu başlıklardan daha önemli hâle gelmektedir.

Felipe ve Fisher (2003: 220) Cambridge tartışmalarında toplam üretim fonksiyonuna yöneltilen eleştirilere gelen cevapların iki başlık altında toplandığını söylemektedir. Bunlardan ilki, toplam üretim fonksiyonunu “mesel” olarak ele alıp ölçme sorununu olmadığı bir durum varsaymaktır. Diğeri ise hangi koşullar altında toplama işlemi yapılabileceğinin tartışılmasıdır. Çeşitli iktisatçıların toplam üretim fonksiyonu yazmak için kullandıkları varsayımları değerlendiren yazarlar, toplama işlemi yapılması için gereken varsayımların oldukça kısıtlayıcı olduğunu belirtmektedir.

Yukarıdaki eleştiriye ek olarak yazarlar, toplam üretim fonksiyonunu ampirik araştırmalarda işe yarar bir araç olması sebebiyle kullandığını iddia eden neoklasik

2 Yazarlar tartışmaları 5 başlık altında toplamaktadır: bölüşümün üretimin teknik temellerine dayanarak türetilip türetilemeyeceği, durgun durum faiz oranıyla kişi başına tüketim arasındaki ilişkiler, yatırım ve tasarruf arasındaki ilişki,tekniğin geri gelmesi ve ters sermaye derinleşmesi, denge durumunda her zaman, kâr oranının, sermayenin marjinal üretkenliğine eşit olup olmayacağı.

(18)

6 iktisatçıların bulgularının oldukça tartışmalı olduğunu iddia etmektedir. Faktörler arasında ikame oranı hesaplayabilmek için öncelikle bu faktörler arasında ikame olduğunu gösteren bir toplam üretim fonksiyonu olması gerekmektedir. Benzer şekilde büyüme muhasebesi çıkarma, toplam faktör verimliliği hesaplama gibi çalışmalar yapmak için de öncelikle bir toplam üretimin fonksiyonunun yazılabiliyor olması gerekmektedir. Yazarlara göre toplam üretim fonksiyonu yazılamadığında ampirik çalışmaların sonuçlarının değerlendirilmesi mümkün değildir.

Toplam üretim fonksiyonu tahmini yapıldığında hesaplanan ilişkinin gerçekte üretimle ilişkisinin olmadığına dair bir eleştiri de mevcuttur. Geliri kâr ve ücret olarak bölen muhasebe denkliği basit bir kaç matematik işlemi ile kolayca üretim fonksiyonuna çevrilebilir. Burada fonksiyonel formun nasıl belirleneceği faktör paylarına, kâr oranı ve ücretlerin ağırlıklandırılmış ortalamasına bağlı olacaktır ve aslında üretimle ilgili hiç bir şey söylemeyecektir. Felipe ve Fisher bu doğrultuda yapılan çalışmaların özet sonuçlarını değerlendirmektedir. (Felipe ve Fisher, 2003: 52- 56)

Felipe ve Fisher’in toplam üretim fonksiyonunun kullanımı üstüne getirdikleri eleştiri burada bahsedilenlerle sınırlı değildir. Diğer taraftan neoklasik teorinin çeşitli yönlerine dair eleştiriyi de uzatmak mümkündür. Fakat burada yalnızca neden toplam üretim fonksiyonuna dayanan bir analiz gerçekleştirilmediğinin kısa açıklaması yapılmak istenmektedir. Yukarıdaki açıklamaların, neden bu çalışmada toplam üretim fonksiyonuna dayanan bir analiz geliştirilmediğinin gösterilmesi açısından yeterli olduğu düşünülmektedir. Bir sonraki bölümde neoklasik çalışmalara alternatif olduğu düşünülen bir analitik çerçeve tanıtılacaktır.

(19)

7 II. ANALİTİK ÇERÇEVE

II.1. Reel Ücret-Kâr Oranı Eğrileri ve Teknik Değişim

Foley ve Michl (1999) tarafından da belirtildiği gibi reel ücret-kâr oranı eğrileri kapitalist ekonomilerde büyüme, bölüşüm ve teknik ilerlemeyi ele almak için kullanılabilecek basit bir araçtır. Bu bölümde, daha sonraki bölümlerde kullanılacak olan analitik çerçeve ve reel ücret-kâr oranı eğrileri inşa edilecektir.3 Reel ücret-kâr oranı eğrilerinin çizileceği analitik çerçeve inşa edilirken ekonomide tek bir mal (Y) üretildiği ve aynı zamanda bu malın üretimde kullanıldığı varsayılacaktır. Pratikte bu varsayım seçilen bir yılın fiyatlarının baz alınarak toplama işlemi yapılmasıyla sağlanır.

Üretilen çıktı işçiler ve kapitalistler arasında ücret (W) ve gayrisafi kâr (Z) olarak bölünmektedir.

𝑌 = 𝑊 + 𝑍 2.1.1 Gayrisafi kâr, sermaye (K) ve gayrisafi kâr oranı (v) çarpımı biçiminde de yazılabilir.

𝑌 = 𝑊 + 𝑣𝐾 2.1.2 2.1.2’nolu eşitliğin iki tarafını çalışan sayısına (L) böldüğümüzde 2.1.3 no’lu eşitlik elde edilir.

𝑌 𝐿= 𝑊

𝐿 + 𝑣 (𝐾 𝐿)

𝑦 = 𝑤 + 𝑣𝑘 2.1.3

3 Analitik çerçeve Foley ve Michl (1999) ve Marquetti ve Foley(1997)’ ye dayanarak inşa edilmiştir.

(20)

8 2.1.3 no’lu eşitlik, emek üretkenliği (y), kişi başına ücret (w) ve kişi başına sermaye yoğunluğu (k) cinsinden ifade edilmiştir. Denklem yeniden düzenlendiğinde 2.1.4 no’lu eşitlik elde edilir.

𝑤 = 𝑦 − 𝑣𝑘 2.1.4 2.1.4 no’lu denklemden görüldüğü gibi reel ücret-kâr oranı eğrisi negatif eğimlidir.

Gelirin tamamının işçiler tarafından elde edildiği en uç durumda, ortalama reel ücret emek üretkenliğine eşit olmaktadır. Kâr oranı adım adım arttırıldığında negatif eğimli reel ücret-kâr oranı eğrileri çizilmiş olur. Gelirin tamamına kapitalistler tarafından el konulduğu diğer uç durumda, kâr oranı, sermaye üretkenliğine (çıktı-sermaye oranına) eşit olmaktadır.4

çıktı-sermaye oranı (rho) Emek Üretkenliği(y)

Eğim: -k

Şekil 1: Reel Ücret Kâr- Oranı Eğrisi

4 Sermaye ve emeği aynı şekilde üretken kabul eden neoklasik geleneğin aksine, klasik ve Marksist geleneğe göre tek üretken girdi emektir. Klasik ve Marksist geleneğe göre üretim araçları yeni değer üretmezler fakat içerdikleri değeri parça parça nihai çıktıya aktarırlar. Diğer taraftan daha gelişmiş üretim araçlarının üretim süreçlerinde yapabileceği katkı emek üretkenliğini arttırmaktır. Bu tez boyunca çıktı-sermaye oranı yerine sermaye üretkenliği terimi kullanılacaktır. Sermaye üretkenliği teriminin kullanılmasının nedeni, sermayenin üretken bir girdi olarak kabul edilmesi değil, literatürde bu terimin sıkça kullanılıyor olmasıdır.

(21)

9 Alternatif teknik değişim senaryolarında reel ücret-kâr oranı eğrilerinin hareketi, 2 3, 4 ve 5 no’lu şekillerde gösterilmiştir. Eğer teknik değişim, emek ve sermaye üretkenliğini aynı anda ve oranda arttırıyorsa faktör tasarruf eden ya da Hicks-yansız teknik değişim olarak adlandırılır. Bu durumda reel ücret-kâr oranı eğrisi, Şekil 2’deki gibi sağa doğru paralel şekilde hareket eder.

rho y

-k -k

Şekil 2: Faktör Tasarruf Eden Teknik Değişim (Hicks-yansız)

Teknik değişim emek üretkenliğini arttırırken, sermaye üretkenliği sabit kalırsa emek tasarruf eden ya da Harrod-yansız teknik değişim olarak adlandırılır. Reel ücret- kâr oranı eğrisi Şekil 3’teki gibi hareket eder.

(22)

10 rho

y

Şekil 3: Emek Tasarruf Eden Teknik Değişim (Harrod-yansız)

Teknik değişim emek üretkenliğini arttırırken, sermaye üretkenliğini düşürüyorsa, emek tasarruf eden ve sermaye kullanan ya da Marx-yanlı teknik değişim olarak adlandırılır ve reel ücret-kâr oranı eğrisi şekil 4’deki gibi hareket eder.

rho y

Şekil 4: Emek Tasarruf Eden ve Sermaye Kullanan Teknik Değişim (Marx-yanlı)

(23)

11 Son olarak emek üretkenliği sabitken, sermaye üretkenliği artıyorsa buna sermaye tasarruf eden ya da Solow-yansız teknik değişim adı verilir. Şekil 5, Solow-yansız teknik değişim durumunda reel ücret-kâr oranı eğrisinin nasıl hareket edeceğini göstermektedir.

rho y

Şekil 5: Sermaye Tasarruf Eden Teknik Değişim (Solow-yansız)

Farklı üretim teknikleri arasından hangisinin uygulanacağının kararı, kâr oranına bakılarak verilmektedir. Kapitalist verili ücret düzeyinde en yüksek kâr oranını elde edeceği üretim tekniğini uygulayacaktır. Bu açıdan bakıldığında, yeni üretim tekniği şekil 2, 3 ve 5’de gösterildiği biçimi alırsa kapitalist ücret düzeyinden bağımsız olarak bu üretim tekniğini uygulayacaktır. Yeni üretim tekniği eğer Marx-yanlı bir karaktere sahipse, bu tekniğin uygulanıp uygulanmayacağı ücretlerin düzeyine bağlı olacaktır.

Eğer ücret, üretim tekniklerinin geçiş noktasının üzerinde seyrederse, bu üretim tekniği kâr oranını yükseltecek ve kapitalist tarafından uygulanacaktır.

(24)

12 II.2. Üretim Tekniklerinin Seçimi ve Uygulanabilirlik Koşulu

Yeni üretim tekniklerinin uygulanma koşulu matematiksel bir sunum çerçevesinde de ele alınabilir (Foley ve Michl,1999:121-123). Bir kapitalistin t döneminde seçmiş olduğu üretim tekniğinde emek ve sermaye üretkenliği (y, ), ve kâr oranı aşağıdaki gibi olsun.

𝑣 = 𝜌 (1 −𝑤

𝑦) 2.2.1 Emek ve sermaye verimlilik seviyeleri notasyonun üssü biçimiyle gösterilen yeni bir üretim tekniğinin ortaya çıktığını varsayalım. Bu yeni üretim tekniği emek üretkenliğini γ, sermaye üretkenliğini χ oranında değiştirsin.

𝑦= (1 + 𝛾)𝑦 2.2.2

𝜌= (1 + 𝜒)𝜌 2.2.3 Yeni üretim tekniğinin kapitaliste sağlayacağı kâr oranı aşağıdaki gibidir.

𝑣= 𝜌(1 −𝑤

𝑦) 2.2.4 Eğer yeni üretim tekniğinden beklenen kâr oranı, mevcut kâr oranından yüksekse yeni üretim tekniği uygulanır. Yeni üretim tekniği yukarıda bahsedildiği gibi emek ve sermaye üretkenliğinin ikisini birden artıyorsa ya da biri artarken diğerini sabit bırakıyorsa kâr oranını yükseltecektir. Yeni üretim tekniği Marx-yanlı bir görünüm sergiliyorsa üretim tekniğinin uygulanıp, uygulanmayacağı verili ücret düzeyine bağlıdır. Beklenen kâr oranı karşılaştırması kâr payı (π), emek ve sermaye üretkenliğindeki değişimler cinsinden yazılabilir. Bu işlemin sonunda elde edilecek olan değişken, Foley ve Michl’in neoklasik ve klasik yaklaşımı değerlendirmek için kullandığı parametrenin türetilmesinde önemli bir rol oynaması nedeniyle önemlidir.

(25)

13 𝑣=𝜌(1+𝜒)(𝛾+𝜋)

1+𝛾 2.2.5 Karşılaştırma kâr payı üzerinden yeniden düzenlendiğinde, Foley ve Michl’in klasik ve neoklasik modelleri karşılaştırmak için kullandığı parametreye (ω) ulaşılır.

Yeni üretim tekniğinin uygulanması, bu parametrenin mevcut kâr payından yüksek olup olmamasına bağlıdır.

𝜋 <𝛾(1+𝜒)

𝛾−𝜒 = 𝜔 2.2.6 II.3. Marx-yanlı Teknik Değişim ve Kâr Oranının Düşme Eğilimi

Kapitalist ekonomilerde uzun dönemde kâr oranlarının aşağı yönlü bir hareket sergileyeceği görüşü yalnızca Marx’a ait bir görüş değildir. Arkasında farklı mekanizmalar olmakla birlikte benzer bir eğilimin kapitalist ekonomilerde ortaya çıkacağı David Ricardo ve Adam Smith tarafından da dile getirilmiş, bu iddia Marx tarafından kendisinden önceki ekonomi politikçilerin bir bulgusu olarak görülmüştür (Foley, 2010: 167). Ricardo, kendi açıklamasında sermayenin yalnızca ücretlerden oluştuğundan hareket etmiştir ve kâr oranlarında yaşanan düşmeyi verimsiz toprakların kullanıma açılması sonucu düşen emek üretkenliğiyle açıklamıştır. (Foley, 2010: 167-169). Marx, Ricardo’yu hem kâr oranının belirlenmesinde değişmez sermayeyi ihmal etmesiyle, hem de kapitalist ekonomilerin emek üretkenliğini arttıran teknik ilerleme yönünde göstermiş olduğu eğilimi görmemekle eleştirmiştir. Emek üretkenliğini arttıran teknik ilerlemenin üretim sürecinde emek dışı girdileri arttıracağını, bunun ise kâr oranlarının düşmesinin arkasındaki asıl etken olacağını iddia etmiştir (Foley, 2010: 169-170).5

5 “Ne var ki, ister bir koşul isterse bir sonuç olsun,emek üretkenliğindeki artışı ifade eden, üretim araçlarının büyüklüğünün,bunların parçası haline gelen emek gücüne göre artmasıdır. Yani, emek

(26)

14 Kâr oranlarını düşürecek üretim tekniklerinin kapitalistler tarafından uygulanacağı görüşü başlangıçta çelişkili görünebilecektir. Burada Marx’ın iddiasının dayandığı temel, bir bütün olarak kapitalist sınıfın çıkarıyla tekil kapitalistlerin çıkarları arasında var olan çelişkidir (Foley, 2010: 170-171). Her bir kapitalist yalnızca daha fazla değere el koymak amacıyla işçi sınıfıyla karşı karşıya değildir, aynı zamanda kapitalistler arasında var olan amansız bir rekabetin içindedir. Her kapitalist, emek üretkenliğini arttıran bir üretim tekniğini hayata geçirdiğinde, metaları, var olan toplumsal ortalama maliyet koşullarının altında üretirken, mevcut fiyatından satarak fazladan kâr elde etmenin avantajına sahip olur.6 Bu metaları üreten kapitalist, maliyet avantajı sayesinde sistemin başka yerlerinde üretilen artık değere el koyar. Yeni üretim tekniği genelleştiğinde metalar ucuzlar ve kapitalistlerin yenilikçi olmaktan doğan avantajları ortadan kaybolur. Emek üretkenliğinde yaşanan artış, reel ücretlerde artışı mümkün kılan bir zemin de hazırlamıştır. Eğer reel ücret emek üretkenliği ile birlikte artarsa sonuç kâr oranlarının düşmesi olacaktır. Uygulanması sırasında kapitalistin kâr oranını arttıran üretim tekniği genelleştiğinde kâr oranlarının düşmesinin zeminini oluşturmuş olur (Foley, 2010: 170-174).

Yeni üretim tekniklerinin uygulanması yalnızca daha fazla kâr elde etmek isteyen kapitalistin tercihi değildir, aynı zamanda bir tür zorunluluktur. Yeni üretim

üretkenliğindeki artış, kendisini, emek kütlesinin, bu emek kütlesi tarafından harekete geçirilen üretim araçları kütlesine oranla azalmasıyla, ya da emek sürecine katılan öznel faktörün aynı süreçte yer alan nesnel faktörlere oranla büyüklük olarak azalmasıyla gösterir. (Marx, 2012:601)

“Eğer bir de, sermayenin bileşimindeki bu yavaş değişmenin, yalnız bireysel üretim alanları ile sınırlı kalmayıp, aşağı yukarı bütün ya da hiç değilse, önemli üretim alanlarında da meydana geldiği ve bu yüzden, bir toplumun toplam sermayesinin ortalama organik bileşiminde değişmelere neden olduğu varsayılırsa, artı-değer oranı ya da emeğin sömürülme yoğunluğu aynı kaldığı sürece, değişmeyen sermayenin değişen sermayeye göre tedrici büyümesi, zorunlu olarak, genel kâr oranında tedrici bir düşmeye yol açar.” (Marx, 2011: 189)

6 “Gelişmiş, ama henüz genellikle benimsenmemiş üretim yöntemleri ile çalışan bir kapitalist, piyasa fiyatının altında ama kendi bireysel üretim fiyatının üzerinde satış yapar; sağladığı kâr oranı, rekabet bunu eş bir düzeye indirene kadar yükselir.” (Marx, 2011: 205)

(27)

15 tekniklerini uygulamayı reddeden kapitalist, rakipleri tarafından rekabetin dışına itilme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Rekabetin gerisinde kalmamak için kapitalistlerin ayrı ayrı aldığı kararlar, sistemin bütününe bakıldığında bir bütün olarak kapitalist sınıfın aleyhine olan bir durumun ortaya çıkmasına neden olur.

II.4. Marx-Yanlı Teknik Değişim ve Fosil Üretim Fonksiyonu

Daha önce bahsedildiği gibi, çeşitli çalışmalar emek üretkenliğini ve sermaye yoğunluğunu arttıran teknik ilerlemenin kapitalist ekonomilerin temel hareketi olduğunu göstermektedir. Bu başlıkta, böyle bir teknik ilerlemenin arkasında bırakmış olduğu geçmiş tarihli üretim tekniklerinin tarihsel sunumunun, Cobb-Douglas üretim fonksiyonundan ayırt edilemeyeceği gösterilecek, Duncan Foley ve Thomas Michl tarafından geliştirilen basit test tanıtılacaktır (Foley ve Michl, 1999: 123-127).

Ekonominin Marx-yanlı bir teknik değişim sergilediği varsayılsın. Emek üretkenliğinin ve sermaye yoğunluğunun büyüme oranı aşağıdaki gibidir.

𝑔𝑦 = 𝛾 > 0 2.4.1 𝑔𝑘 = 1+𝛾

1+𝜒− 1 =𝛾−𝜒

1+𝜒 > 0 2.4.2 Eğer 2.4.1 no’lu denklem, 2.4.2. no’lu denkleme bölünürse, 2.4.3. no’lu eşitlik elde edilir.

𝑔𝑦 =𝛾(1+𝜒)

𝛾−𝜒 𝑔𝑘 = 𝜔𝑔𝑘 2.4.3 Cobb-Douglas yoğun üretim fonksiyonu alındığında ve ekonominin bu fonksiyon üstünde hareket ettiği varsayıldığında sermaye yoğunluğu ile emek üretkenliği arasındaki ilişki 2.4.4 no’lu eşitlikle temsil edilir.

(28)

16 𝑦 = 𝑘𝑎 2.4.4

𝑦+1

𝑦 = (𝑘+1/𝑘)𝑎 2.4.5 2.4.5 no’lu eşitlikte her iki tarafın logaritmasını aldığımızda aşağıdaki eşitlikleri elde ederiz.

ln(𝑦+1) − ln(𝑦) = 𝛼(ln (𝑘+1)-ln(k)) 2.4.6 𝑔𝑦 ≈ ln(𝑦+1) − ln(𝑦) = 𝑎(ln(𝑘+1) − ln(𝑘)) = 𝑎𝑔𝑘 2.4.7

Marx yanlı bir teknik değişimin gerisinde bıraktığı geçmiş üretim teknolojilerinin tarihsel sunumu ile Cobb-Douglas üretim fonksiyonunun matematiksel yapısının benzer olduğu gösterilmiştir. Yukarıdaki eşitliklerin gösterdiği benzerlik bir grafik yardımıyla da ele alınabilir.

k y

Şekil 6: Marx-yanlı Teknik Değişim ve Fosil Üretim Fonksiyonu

(29)

17 Yukarıdaki grafikte noktalar, emek üretkenliğini ve sermaye yoğunluğunu arttıran bir teknik ilerlemenin gerisinde bırakmış olduğu üretim tekniklerini göstermektedir.

Aynı noktaların birleşimi ise Cobb-Douglas üretim fonksiyonuna benzer bir üretim fonksiyonu çıkarmıştır. Yukarıdaki gibi bir hareket klasik bakış açısından bakıldığında sermaye birikim sürecinde ortaya çıkan dinamik bir ilerleme olarak ele alınacaktır.

Oysa benzer ampirik düzenlilikler neoklasik yazarlar tarafından Cobb-Douglas üretim fonksiyonunun kanıtı olarak sunulur. İşçi başına çıktı (sermaye üretkenliği) ile sermaye yoğunluğu arasında azalan verimler ilkesine uygun pozitif bir ilişki resmedilir.

Bu teze hakim olan bakış açısına göre sermaye, iki sınıf arasında kurulan bir toplumsal ilişki, kâr ise üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanılarak üretim sürecinde elde edilen bir artık olarak ele alınmaktadır. Oysa neoklasik teori, bu ampirik düzenliliği Cobb-Douglas üretim fonksiyonuna kanıt olarak sunduğunda kârı ve ücreti, yalnızca üretimin teknik temellerine dayanarak açıklayabileceği bir araç elde etmiş olacaktır (Foley, 1999: 124-125).

Yukarıda bir üretim tekniğinin uygulanabilir olmasının ön koşulunun uygulanabilirlik parametresinin, kâr payından daha yüksek olmasıyla mümkün olduğu gösterilmiştir. Oysa neoklasik teori sürekli bir üretim fonksiyonu varsayar ve ekonomilerin üretim tekniklerinin geçiş noktası üzerinde hareket ettiğini iddia eder.

Bu ifade aynı zamanda ücretlerin, emeğin marjinal ürününe eşit olduğunun söylenmesi ve uygulanabilirlik parametresinin kâr payına eşit olduğunun iddia edilmesi ile aynı anlama gelmektedir. Foley ve Michl’in sınaması ise bu iki iddianın gerçek ekonomiler için karşılaştırılmasına dayanmaktadır (Foley ve Michl, 1999: 124-125).

(30)

18 Foley ve Michl bu geliştirdikleri yöntemle, OECD ülkeleri için yaptıkları sınamada uygulanabilirlik parametresi ve kâr payı karşılaştırmasını da sunmaktadır. Bütün örneklerde uygulanabilirlik parametresi kâr payından farklılık göstermektedir (Foley, 1999: 126-127). Bu testin farklı uygulamaları başka yazarlar tarafından daha büyük örneklemler için de test edilmiştir ve uygulanabilirlik parametrelerinin kâr paylarından farklılık gösterdiği bu yazarlar tarafından da gösterilmiştir (Sashaki, 2008; Basu, 2010).

II.5. Eleştirel Yaklaşımlar

Yukarıda çizilen reel ücret-kâr oranı eğrileri, gerçek ekonomilerin yalnızca bir temsilidir ve çok mallı bir sistemde reel-ücret kâr oranı eğrilerinin lineer olmama durumu ortaya çıkabilmektedir (Pichardo, 2007: 71, Foley ve Michl, 1999: 61-66) Aynı zamanda Marksist değer teorisi, doğrudan fiyatlar, üretim fiyatları ve piyasa fiyatları arasındaki sapmaların derecesiyle ilgili olan bu tartışma, uzun zamandır ampirik araştırmaların da gündemindedir. Ochoa (1984) tarafından yapılan bir çalışma girdi-çıktı tablolarına dayanarak çizilen reel ücret-kâr oranı eğrilerinin lineere yakın olduğunu, doğrudan fiyatların, üretim fiyatlarından çok düşük düzeylerde sapma göstermiş olduğunu gözlemlemiştir. Benzer çalışmalar daha sonra birçok yazar tarafından devam ettirilmiştir. Örneğin, Tsoulfidis ve Min Rieu (2006), Tsoulfidis ve Maniatis (2002), Tsoulfidis (2008) benzer sonuçlara ulaşmıştır. Burada bahsedilen makalelerin bu alanda yapılan çalışmalar içinden seçilen az sayıda örnek olduğunu, daha az olmakla birlikte aksi yönde kanıtlar bulan yazarlar olduğunu, bu yazarlar arasında burada özetlenmesi mümkün olmayan çeşitli tartışmalar bulunduğunu belirtmek doğru olacaktır.

(31)

19 Cambridge tartışmaları ile ilgili bir diğer başlık, sermayenin toplam bir büyüklük olarak ifade edilip edilemeyeceği ile ilgilidir. Gerçekte bu tartışma yalnızca sermayenin toplanması ile ilgili değil, aynı zamanda çıktının ve işgücünün toplanmasıyla ilgilidir (Felipe ve Fisher, 2003:218). Bizim kullanacağımız çerçevede işgücünün homojen olduğu varsayılmıştır. Sermayenin ve çıktının ise toplam bir büyüklük olarak ifade edilmesinde 1990 yılı fiyatları kullanılmıştır. Bu tür toplama işlemi Duncan Foley tarafından şu sözlerle savunulmaktadır: “Sermayenin değerinin, kıtlık bölüşüm teorisini desteklemek için toplam sermaye olarak tutarlı bir şekilde kullanılamayacağının eleştirel gösterimi, klasik iktisatçıları, içinde sermayenin değerinin önemli bir rol oynayacağı daha iyi denge, bölüşüm ve büyüme teorilerini formüle etmekten alıkoymamalıdır.” (Foley, 2001: 373-374 aktaran Mohun, 2009:

1035).

Bu çalışmada kullanılan çerçevede sermaye yalnızca üretim araçları stoku, ücretler ise çıktıdan alınan bir pay olarak gösterilmektedir. Oysa klasik politik iktisat, ücretleri, öndelenen sermayenin bir parçası olarak ele almaktadır ve bu yaklaşım gerçek hayattaki işleyişe daha yakındır. Bu iki tanım arasındaki fark, kâr oranı tanımında farklılık yaratmaktadır. Sermayenin çeşitli öğelerinin devir sürelerindeki farklılık nedeniyle ücretler ve sermaye stokunun toplanması bu sorunun çözümü olamaz (Pichardo, 2007: 71 ).

Teknik ilerlemeyi ele almak için kullandığımız çerçeve makro ekonomik bir çerçevedir. Kapitalist ekonomilerin gelişimi aynı zamanda ekonomilerin yapısal özelliklerinde çeşitli değişimleri içermektedir. Kapitalist ekonomik gelişmenin çeşitli aşamalarında çıktının ve istihdamın birleşimi, çeşitli sektörlerin ekonomik yapı

(32)

20 içindeki payı değişecektir. Çizilen çerçeve makro ekonomik düzeyde kaldığı sürece, bu yapısal değişiklikleri, bu değişikliklerin emek ve sermaye üretkenliği üzerindeki etkilerini ele almakta yetersiz kalacaktır (Pichardo, 2007: 70). Bu sebeple, bu çalışmada hem sektörler düzeyinde hem de toplam ekonomi düzeyinde analiz yapılacak, ekonominin yapısında ortaya çıkan çeşitli kırılmalar ele alınmaya çalışılacaktır.

(33)

21 III. GELİŞMİŞ VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE TEKNİK DEĞİŞİM

Bu bölümde yukarıda çizilen çerçeveyi temel alarak ampirik çalışmalar yapan yazarların, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde teknik değişimin yönü ve belirleyicileri konusunda ulaştıkları temel bulgular özetlenmeye/değerlendirilmeye çalışılacaktır. Özellikle gelişmekte olan ülkeler değerlendirilirken ulaşılan sonuçların, Türkiye ekonomisinde teknik ilerleme olgusu değerlendirilirken ele alınacak çerçeveyi belirleyeceği düşünülmektedir.

III.1. Dünyada Marx-yanlı Teknik Değişim

Marquetti (2003) 126 ülke verisiyle gerçekleştirdiği sınamada sermaye üretkenliğini azaltan ve emek üretkenliğini artıran bir teknik değişimin kapitalist ekonomilerin tipik bir özelliği olduğunu göstermektedir. Yazar bu tarz bir teknik değişimin kapitalist ekonomilerin tipik özelliği olduğu söyledikten sonra, çeşitli ülkelerde teknik değişimin yönünün önemli farklılıklar gösterdiğini ve bu “sıradışı”

durumu ortaya çıkaran çeşitli ekonomik ve sosyal faktörlerin analizinin faydalı olacağını belirtmektedir. Bu sebeple teknik değişiminin yönüyle ilgili daha genel bir değerlendirmeye ulaşmadan önce çeşitli ülkeler ve bölgeler için yapılan incelemeleri gözden geçirmek faydalı olacaktır.

III.2. Amerika Birleşik Devletleri’nde Teknik Değişim

Foley ve Marquetti (1997) ABD ve Brezilya’da teknik değişimin tarihsel seyrini gözlemlemektedir. Yazarlar 1896-1992 yılları arasında ABD’de teknik değişimin üç aşamadan geçtiğini göstermektedir. Çalışma 1929 ile 1949 yılları arası istisnai bir dönem olmakla birlikte, ABD kapitalizminde teknik değişimin temel biçiminin Marx- yanlı teknik değişim olduğunu göstermektedir. Bu tip bir teknik değişimin ve istisnai

(34)

22 yılların daha detaylı açıklaması Duménil ve Lévy’nin (2002a, 2002b, 1995, 2005) uzun yıllardır sürdürdükleri çeşitli çalışmalarında sunulmaktadır.7

Duménil ve Lévy (1995) Amerikan kapitalizminin bu hareketinin üretim tekniklerinde yenilik yapmanın koşullarına göre açıklanabileceğini iddia etmektedir.

Bu iddiaya göre üretim tekniklerinde yenilik yapmanın koşullarının göreli olarak zor olduğu yıllar, Marx-yanlı bir teknik seçim eğilimi sergilerken, yenilik yapmanın koşullarında yaşanan göreli iyileşme bu eğilimde kesintiye neden olmaktadır.

Duménil ve Lévy’ye (2005) göre 20. Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan bu istisnai dönemde Amerikan kapitalizminde yaşanan önemli dönüşümler etkili olmuştur. 20.

yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan “şirket” ve “yönetim” devrimleri bu istisna dönemin açıklanmasında önemli bir role sahiptir. 19. Yüzyılın sonunda ulaşım ve sanayide ortaya çıkan gelişme ve rekabet firmaları daha geniş üretim birimleri ve ortak sahiplik yapısı içinde birleşmeye zorlamıştır. Bu baskı, daha sonra şirket devrimi olarak adlandırılan şirketleşme dalgasına yol açmıştır. Bu şirketleşme dalgası, küçük firmaların yerini alan büyük şirketler tarafından şekillendirilen yeni bir kurumsal yapıyı ortaya çıkarmıştır. Şirket devrimi aynı zamanda buna uygun bir yönetim devrimiyle ortaya çıkmıştır. Üretimin büyük üretim birimlerinde hiyerarşik bir şekilde örgütlendiği, geniş bir yönetim personelinin olduğu ve üretimin temelde bir üretim bandı çevresinde örgütlendiği yeni ortamda, üretimde yeni etkinlik sınırlarına ulaşılmıştır. Bu iki devrim, sermaye üretkenliğini düşürmeden emek üretkenliğini arttırmanın koşullarını yaratmıştır (Duménil ve Lévy, 2005: 7-8).

7 Dumenil ve Levy’nin çalışmalarının kapsadığı zaman aralığı daha uzundur ve İç Savaş’dan başlar.

(35)

23 Duménil ve Lévy yukarıda sözü edilen çalışmalarında 1980’li yıllardan itibaren hem sermaye üretkenliğinde hem de kâr oranında yukarı yönlü bir eğilimin gözlendiğini belirlemektedir. Mohun (2009) tarafından yapılan çalışma böyle bir eğilimin yaşandığına dair daha detaylı kanıtlar sunmaktadır. Mohun,1980’li yıllardan itibaren ortaya çıkan yeni “istisna”nın açıklanmasında, hanehalklarının çalışma süresinde yaşanan artış, değerlenme sürecinin (“just in time” üretim, toplam kalite yönetimi, kalite çemberleri, esnek çalışma gibi biçimler altında) yeniden yapılandırılması, emeğin yoğunlaşması gibi bir dizi etkeni tartışmaya açmaktadır.

III.3. Diğer Gelişmiş Kapitalist Ülkelerde Teknik Değişim

Marquetti (2003) ABD kapitalizminde gözlemlenen bu teknik değişim senaryosunun diğer gelişmiş kapitalist ülkeler için de geçerli olduğunu göstermektedir.

Ferretti (2008) 1961-2005 yılları arasında 18 gelişmiş kapitalist ülkeyi kapsayan çalışmasında hızlı büyüme dönemlerinin faktör tasarruf eden teknik değişimle karakterize olurken, zayıf büyüme dönemlerinin Marx-yanlı ya da emek tasarruf eden teknik değişimle karakterize olduğunu söylemektedir.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde Marx-yanlı teknik değişim senaryosuna eleştirel yaklaşan bir çalışma, Werner Hölz (2010) tarafından yapılmıştır. Avusturya imalat sanayinin alt sektörlerini inceleyen Hölz, incelenen dönem içerisinde Avusturya imalat sanayinde Marx-yanlı teknik değişim eğilimi görülmediğini söylemektedir. Bu çalışmanın kapsadığı zaman aralığının, diğer çalışmaların kapsadığı zaman aralığından oldukça kısa olduğu, çalışmada yalnızca 1978-1994 yılları arasındaki 16 yılın kapsandığı belirtilmelidir. Uzun bir zaman aralığında Marx-yanlı teknik değişimin baskın hareket tarzı olduğu birçok ülkede, bu hareketin kesintiye uğradığı alt dönemler gözlemlenmektedir. Dahası bu alt dönemler Hölz’ün kapsadığı zaman aralığından

(36)

24 uzun olabilmektedir. Dolayısıyla bu zaman aralığının sağlıklı bir çıkarım yapmak için yeterli olmayabileceği akılda tutulmalıdır.

III.4. Gelişmekte Olan Ülkelerde Teknik Değişim

Gelişmekte olan ülkelerde teknik değişimin yönüyle ilgili olarak değerlendirmelere geçmeden önce bir dizi hatırlatma yapmak faydalı olabilir. Öncelikle, gelişmekte olan ülkelerde teknik değişimin yönüyle ilgili çalışmaların, yalnızca 1960 sonrası dönem için mevcut olduğunun belirtilmesi gerekir. Ayrıca bu ülkelerin teknoloji geliştirme konusunda takipçi ülke oldukları, bu sebeple yeni teknoloji üreten ülkeler için geçerli olan açıklama biçimlerinin bu ülkelere doğrudan uygulanamayacağı belirtilmelidir.

Sonraki bölümlerde daha geniş biçimde değerlendirilmeye çalışılacağı gibi, bu ülkelerde teknik değişimin yönü, ülkede uygulanan sanayileşme stratejisine, ülkelerin dünya ekonomisine eklemlenme biçimlerine bağlı olarak değişmektedir.

Marquetti (2003) teknik değişimin tarihsel ve bölgesel seyrini incelediği çalışmasında Marx-yanlı teknik ilerlemenin, özellikle 1970 sonrasında hızlı büyüme sergileyen Asya ülkelerinde temel hareket biçimi olduğunu göstermektedir. Felipe, Lavina ve Fan (2008) Asya ülkelerinde teknik ilerlemenin temel biçiminin Marx-yanlı ve emek tasarruf eden teknik ilerleme olduğuna dair ülke düzeyinde kanıtlar sunmaktadır. Marquetti bu ülkelerin gelişme sürecini şöyle ifade etmektedir:

“Görülmektedir ki, yakalama (catching up) süreci, sermaye birikimi sırasında lider ülkeden takipçi ülkeye sermaye yoğun teknolojinin transferini içermektedir.”

(Marquetti, 2003: 194).

Marquetti’ye göre sermaye yoğun teknolojilerin transferi emek üretkenliğini arttırırken sermaye üretkenliğini düşürmektedir.

(37)

25 “Görülmektedir ki yoksul ülkeler için mekanizasyon, bu ülkelerin göreli geri kalmışlığının üstesinden gelmelerinin temel biçimidir. Emek üretkenliğindeki artış sermaye üretkenliğinde düşüşle elde edilmektedir.” (Marquetti, 2003: 198)

Bu gelişmenin en tipik biçimi ise Japonya’nın “yakalama” sürecinde gözlemlenmektedir. 1890-1992 yılları arasında yaklaşık 100 yüzyıl boyunca Marx- yanlı teknik değişim Japonya’nın temel hareket biçimidir. (Marquetti, 2003: 194)

Marquetti’nin çalışmasında gelişmekte olan ülkelerde teknik değişimin çeşitli

“sıradışı” eğilimler sergilediği dönemler olduğu gözlemlenmektedir. Bahsedilen çalışmada gelişmekte olan birçok ekonomide Marx-yanlı teknik ilerlemenin baskın hareket olarak gözlemlenmediği gösterilmektedir. Marquetti, bölgesel olarak bakıldığında, Latin Amerika, Sahra-Altı Afrika, Kuzey Afrika, Güney Avrupa bölgelerinde Marx-yanlı teknik değişimin baskın eğilim olmadığını söylemektedir. Bu ilk gözlemin ardıdan yazar bu coğrafyalarda teknik değişimin seyrinin iki alt dönemden geçtiğini gözlemlemektedir. Bu coğrafyalarda 1980 öncesinde Marx-yanlı teknik değişim baskın hareketken, 1980 sonrasında bir kırılma yaşanmıştır. Marquetti bu kırılmada etkili olabilecek çeşitli ekonomik ve sosyal faktörlerin analizinin gerekli olduğunu söylemektedir (Marquetti: 2003: 198-199). Daha sonra ülke düzeyinde yapılan çalışmalar Marquetti’nin bulgularına benzer sonuçlar elde etmişlerdir. Latin Amerika ülkeleri için Martinez (2013) ve Pichardo (2007), Sahra-altı Afrika ülkeleri için ise Capaldo (2007) Marquetti’nin bahsedilen çalışmasına benzer sonuçlara ulaşmaktadır.

Bu dönem kapitalizmin dünya çapında yaşadığı bir yeniden yapılanma dönemidir ve gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisine eklemlenme kalıplarında, iktisat

(38)

26 politikası tercihlerinde köklü dönüşümler yaşanmıştır. Gelişmekte olan ülkelerde teknik değişimin biçiminde yaşanmış olan kırılmada bu dönüşümün merkezi bir öneme sahip olduğu, bu çalışmanın temel tezlerinden biri olacaktır ve Türkiye ekonomisinde teknik değişim bu bakış açısından ele alınacaktır.

III.5. Gelişmekte Olan Ülkelerde Teknik Değişim İçin Bir Senaryonun Ana Hatları

Gelişmekte olan ülkelerde teknik değişimin “temel biçimini” ve “aykırı biçimlerini” etkileyen faktörler nasıl ayırt edilebilir? Yapılan ampirik çalışmalarla uyumlu bir açıklamanın ana hatları şu şeklide ifade edilebilir: İkinci Dünya Savaşı sonrasında sömürgelerin tasfiyesi sonrası ortaya çıkan bağımsız devletler, siyasi bağımsızlığı kalkınma açısından yalnızca bir ilk adım olarak görmekteydiler.

(Başkaya, 2000: 103) Bu ülkeler için “azgelişmişlik, yeterli bir sanayinin bulunmayışıyla”, gelişme ise “temel mallar üreten bir ekonomik yapıdan sanayi malları üreten bir yapıya ulaşmakla” özdeşleşiyordu (Başkaya, 2000: 100). Ayrıca Hobsbawn’ın belirttiği gibi bu ülkelerden “hiçbiri Büyük Çöküş ve İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde kapitalist dünya piyasasının ya da ülke içindeki kendiliğinden gelişen özel girişimin bu sonuca ulaşabileceğine inanmıyordu” (Hobsbawm, 2008:

482). Böyle bir ortam içinde, devlet öncülüğünde ithal ikameci sanayileşme stratejisi gelişmekte olan ülkelerde ana politika tercihi hâline geldi.

Bu strateji bazı Latin Amerika ülkelerinde ve Türkiye’de olduğu gibi, 1929 sonrası dış ticaret hadlerinde gelişmekte olan ülkelerin aleyhine gelişen bozulmaların tetiklediği ithal ikameci politikaların aksine, gelişmekte olan ülkelerin el yordamıyla belirlediği bir strateji değildi (Sönmez, 2005:79). Dönemin kalkınma iktisadı literatürü, hem planlamayı hem de ithal ikameci politikaları, kalkınma süreci için

(39)

27 teşvik ediyordu (Sönmez, 2005: 319-320). Diğer taraftan gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sürecinin önemli bir parçası olan Dünya Bankası bu dönemde “(i) ithal ikameci sanayileşme artı korumacılık ile, serbestleştirilmiş fiyatlar güdümünde ihracatın geliştirilmesi arasında özenli bir denge tutturacak (ii) ekonomik faaliyetlerin idari yöntemlerle kontrolüne ve kamu hizmetleri sağlayan tesislerdeki kamu mülkiyetine kategorik biçimde karşı çıkmayacak kadar esnek ve gerçekçiydi. ...

Şartların zorlaması ile ulusal ekonomik planlamayı hoşgördü; hatta bazen ulusal ekonomik planlamayı tavsiye bile etti.” (Türel, 2010: 144)

İthal ikameci sanayileşme modeli sonucunda gelişmekte olan ülke ekonomileri bir dizi dönüşüm geçirdi. Bu ekonomilerde sanayinin ekonomideki ağırlığı hızla arttı.

(Başkaya, 2000: 115)8 İthal ikameci sanayileşme çabalarının sermaye yoğun teknolojilerin transferine ve sermaye yoğun sanayilerin kurulmasına yol açtığı iddia edilebilir.

1970’li yıllarda gelişmekte olan ülkelerde artan borçlanma 1982 yılında borç krizleriyle sonuçlandı. Bu tarihten sonra gelişmekte olan ülkelerde uygulanan iktisat politikalarında, bu politikalara yön veren anlayışta köklü değişimler yaşandı. Bu yeni ortamda çevre ülkelerinin azgelişmişliğinin “yanlış anlaşılmış devlet müdahalesinden, yolsuzluktan, etkin olunmamasından ve hatalı saptanmış iktisadi teşviklerden”

kaynaklandığı iddia edildi (Saad-Filho, 2008: 192). Bu anlayışla gelişmekte olan ülkelerde devlet-piyasa ilişkileri, ikincisi lehine dönüşümler geçirdi. Kamu girişimlerinin özelleştirilmesi, emek piyasalarının düzenlemelerden arındırılması, dış ticaret üstündeki kısıtlamaların kaldırılması ve gelişmekte olan ülkelerin göreli

8 Çeşitli veriler ve eleştirel değerlendirmeler için Başkaya’ya (2000: 114-118) bakılabilir. Burada yalnızca teknik değişimin yönünün belirleyiciliği açısından değerlendirme sunulmaya çalışıldığı için Başkaya tarafından verilen detaylı bilgiler aktarılmamaktadır.

(40)

28 üstünlüğe sahip olduğu alanlarda uzmanlaşmasının teşviki, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi bu yeni dönemin iktisat politikası uygulamalarının standart reçetesiydi. Latin Amerika ülkeleri üzerine detaylı bir çalışma neoliberal olarak isimlendirilen bu dönemin tek bir teknik değişimle karakterize olmadığını fakat bu dönemde sanayisizleşme eğilimi görüldüğünü söylemektedir. (Martinez, 2013: 13) Benzer şekilde Sahra-altı Afrika ülkelerinde görülen emek üretkenliğinde düşüş ve sermaye üretkenliğinde artış da yukarıda belirtildiği gibi sanayisizleşme eğilimiyle açıklanmaktadır (Capaldo, 2007: 9).

III.6.Teknik Değişimle İlgili “Oldukça” Genel Bazı Sonuçlar

Yukarıda genel hatlarıyla değerlendirilmeye çalışılan teknik değişim literatürü değerlendirmesinden kısaca şu sonuçlara ulaşılabilir. İç Savaştan 1980’lere kadar olan dönemde ABD’de teknik değişimin üç aşamadan geçtiği gözlemlenmektedir. 20.

Yüzyılın ilk yıllarında ortaya çıkan yönetim ve şirket devrimleri Marx-yanlı teknik değişimde kesintiye yol açmıştır. 1980’li yılların ortasından itibaren teknik değişimin seyrinde yeni bir eğilim gözlenmektedir. Amerikan kapitalizmi için yapılan gözlemler diğer gelişmiş ülkeler için de gözlemlenmektedir.

Hızlı büyüyen gelişmekte olan ülkelerde Marx-yanlı teknik değişim temel hareket biçimidir. Dünya ekonomisine eklemlenme, iktisat politikası tercihleri ve gelişme stratejisi gelişmekte olan ülkelerde teknik ilerlemenin aldığı biçimi etkilemektedir. Bu açıdan neoliberal dönem birçok gelişmekte olan ülkede Marx-yanlı teknik ilerlemenin kesintiye uğramasına neden olmuştur. Daha sonra gösterileceği gibi gelişmekte olan ülkeler için yapılan bu gözlemler Türkiye ekonomisi için de tekrarlanacaktır. Bu istisna dönemler Türkiye ekonomisinin 1980 sonrasında yaşadığı dönüşüm göz önüne bulundurularak değerlendirilecektir. Dünya ekonomisine eklemlenme, emek ve

(41)

29 sermaye arasındaki ilişkilerin sermaye lehine yeniden düzenlenmesi, gelişme stratejisi ve iktisat politikası tercihlerinde yaşanan dönüşümün Türkiye ekonomisinde Marx- yanlı teknik ilerleme patikasında yaşanan kesintinin ana nedeni olduğu ve bu gözlemin birçok gelişmekte olan ülke için ortak bir deneyim olduğu iddia edilecektir.

(42)

30 IV.TÜRKİYE EKONOMİSİNDE TEKNİK DEĞİŞİM

IV.1. Toplam Ekonomide Teknik Değişim 1972-2006

Bu bölümde Türkiye ekonomisinde teknik değişimin almış olduğu çeşitli biçimler, önce toplam ekonomide ardından da ana sektörler düzeyinde ele alınacak, teknik değişimin almış olduğu biçimleri belirleyen unsurlar, dünya ekonomisine eklemlenme, iktisat politikası tercihleri, emek-sermaye ilişkileri ve sermayenin kendi iç yapılanması çerçevesinde incelenecektir.

Çizilen reel ücret-kâr oranı eğrilerini sunmadan önce hesaplama yapılırken kullanılan veriyle ilgili bilgi vermek faydalı olacaktır. Çalışmada kullanılan sermaye stoku verileri Ünlü (2010) tarafından hesaplanan verilerdir. Burada sermaye stoku verileri hesaplanırken 1990 yılı fiyatları kullanıldığı için Kalkınma Bakanlığı’nın çevrimiçi veri tabanından alınan nominal GSYİH verileri, deflatör kullanılarak 1990 fiyatlarına çevrilmiştir. İstihdam verileri TÜİK’in 2011 tarihinde yayımlamış olduğu istatistik göstergeler raporundan elde edilmiştir.(TÜİK, 2011) Emek üretkenliği GSYİH’nın, sermaye yoğunluğu ise sermaye stokunun istihdama bölünmesiyle elde edilmiştir. Her ikisinin de birimi “TL/İşçi-yıl”dır. Bahsedilen işlemler hem sektörler düzeyinde hem de toplam ekonomi düzeyinde gerçekleştirilmiştir. Gösterim ve veri kaynakları ile ilgili özet bilgiler Tablo 1’de de sunulmuştur.

(43)

31 Tablo 1: Gösterim ve Veri Kaynakları

Değişken Tanım ve Gösterim Veri Kaynağı

Çıktı Y, GSYİH Kalkınma Bakanlığı Çevrimiçi

Veri Seti

Sermaye Stoğu K Ünlü (2010)

İşgücü L TÜİK (2011)

Emek Üretkenliği

Y/L: y Hesaplanmıştır

Sermaye Üretkenliği

Y/K: ρ Hesaplanmıştır

Sermaye Yoğunluğu

K/L Hesaplanmıştır

Ücret Ödemeleri W Ortalama Reel Ücret

W/L: w

Ücret Payı W/X TÜİK(2011), Kalkınma

Bakanlığı

Yıpranma Oranı 𝞭 TÜİK(2011), Kalkınma

Bakanlığı

Vergi Oranı T TÜİK(2011), Kalkınma

Bakanlığı Gayrısafi Kar Z

Kâr Payı Π=Z/X TÜİK(2011), Kalkınma

Bakanlığı Gayrısafi kâr

Oranı

v= Z/K= (Z/X)/(K/X)= π.ρ Vergi sonrası

net kâr oranı r= (π- 𝞭 –T). ρ Hesaplanmıştır Uygulanabilirlik

Parametresi

ω Hesaplanmıştır

Emek Üretkenliği Büyüme Oranı

γ Hesaplanmıştır

Sermaye Üretkenliği Büyüme Oranı

χ Hesaplanmıştır

(44)

32 Teknik ilerlemenin farklı dönemlerde aldığı çeşitli biçimleri göstermek için çizilen reel ücret-kâr oranı eğrileri aşağıda sunulmuştur. Reel ücret-kâr oranı eğrileri çizilirken iki yöntem belirlenmiştir. Öncelikle ele alınan zaman aralığını alt dönemlere ayıracak biçimde reel ücret-kâr oranı eğrileri çizilmiştir. Ardından bu alt dönemler için daha kısa zaman aralıkları esas alınarak çizilen reel ücret-kâr oranı eğrilerinin sunulması tercih edilmiştir. Ana sektörlerde teknik ilerlemenin ele alındığı bölümde de bu yöntem kullanılmıştır.

0 0.1 0.2 0.3 0.4 0.5

0 10 20 30

rho y,

2006

1972 1980 1989 1998

TL/İşçi, 1990 Fiyatları

Şekil 7: Toplam Ekonomi Reel Ücret-Kâr Oranı Eğrileri

(45)

33

0 0.1 0.2 0.3 0.4 0.5

0 5 10 15

rho y

1978 1972 1980 1975

Şekil 8: Toplam Ekonomi 1972-1980

0 0.05 0.1 0.15 0.2 0.25 0.3 0.35 0.4 0.45

0 5 10 15 20

rho y

1980 1983 1986 1989

Şekil 9: Toplam Ekonomi 1980-1989

0 0.05 0.1 0.15 0.2 0.25 0.3 0.35 0.4

0 5 10 15 20 25

rho y

1989 1992 1995 1998

Şekil 10: Toplam Ekonomi 1989-1998

0 0.05 0.1 0.15 0.2 0.25 0.3 0.35

0 10 20 30

rho y

2002 1998 2006

2004

Şekil 11: Toplam Ekonomi 1998-2006

(46)

34 1972-2006 dönemine bir bütün olarak bakıldığında, toplam ekonomide Marx-yanlı teknik değişimin baskın hareket tarzı olduğu görülmektedir. Fakat bu hareket kesintisiz bir hareket değildir. Marx-yanlı teknik değişimin kesintiye uğradığı uzun bir dönem bulunmaktadır. Marx-yanlı teknik ilerlemenin 1980 sonrasında kesintiye uğraması açısından Türkiye’de teknik ilerlemenin seyri, gelişmekte olan birçok ülkedeki, yukarıda değinilen gelişim seyrine benzer görünmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye ekonomisinde 1972-2006 yılları arasında üç alt dönem olduğu görülmektedir. Üç alt dönem ve bu dönemlerde teknik ilerlemenin almış olduğu çeşitli biçimler aşağıda sıralanmıştır:

1972-1980: İthal İkameci Sanayileşme Dönemi- Marx-yanlı Teknik Değişim 1980-1998: Neoliberal Yeniden Yapılanma – Faktör Tasarruf Eden ve Emek Tasarruf Eden Teknik Değişim

1998-2006: Marx-yanlı Teknik Değişim .

Yukarıda bahsedilen üç dönem, ekonominin korumacı ve müdahaleci politikalar altında ithal ikameci sanayileşmeye yöneldiği 1972-1980 dönemi ve müdahaleci politikaların son bulduğu 1980 sonrası “neoliberal dönem” olarak iki başlık altında da incelebilir. Görüldüğü gibi, müdahaleci politikalar altında sanayileşme çabaları Marx- yanlı teknik değişimle karakterize olurken, neoliberal dönemin önemli bir bölümünde faktör ve emek tasarruf eden teknik değişim ekonominin baskın hareket tarzı olmuştur.

Fakat daha önce Latin Amerika ülkeleri için yapılan bir çalışma tarafından da gösterildiği gibi neoliberal dönem, devlet öncülüğünde sanayileşme deneyimlerinde gözlemlendiği gibi tek bir teknik ilerleme biçimiyle karakterize olmamaktadır (Martinez, 2013). Faktör ve emek tasarruf eden teknik ilerlemenin ardından Marx-

(47)

35 yanlı teknik ilerleme 1998 sonrasında toplam ekonominin gelişiminde tekrar baskın hâle gelmektedir.

Bir sonraki başlıkta teknik ilerlemenin almış olduğu biçimler temel olarak iki dönem altında değerlendirilecektir. Her bir dönem, iktisat politikası tercihleri ve gelişme stratejisi, emek-sermaye ilişkileri, dünya ekonomisine eklemlenme ve sermayenin yapılanması çerçevesinde ele alınacaktır.

IV.1.1.İthal İkameci Sanayileşme Dönemi 1963-1980

Türkiye ekonomisinde 1962-1980 yıllarını kapsayan dönem, gelişme stratejisi ve dünya ekonomisine bağlanma açısından korumacı, ithal ikameci ve içe dönük, bölüşüm yönünden ise popülist olarak anılmaktadır (Boratav, 2015: 120; Boratav, 2010: 384-396). Diğer taraftan bu dönemin önemli bir özelliği, kaynak tahsisi kararlarının az çok merkezi bir plan çerçevesinde verildiği ve kamu kesiminin girişimci niteliğiyle ekonomide yoğun şekilde faaliyet gösterdiği bir dönem olmasıdır.

Dönemin iktisat politikası çerçevesinin belirlenmesinde kilit konum Devlet Planlama Teşkilatı’na aittir. Devlet Planlama Teşkilatı’nın bu konumunun ve Türkiye’de planlı gelişmenin bir kaç unsurun yan yana gelmesiyle ortaya çıkan bir olgu olduğu sonucuna varılabilir. Sivil ve asker bürokrasinin tercihleri ve bu tercihler tarafından şekillendirilmiş olan 1961 Anayasası’nın sağladığı kurumsal ve yasal çerçeve, sanayi burjuvazisinin daha fazla kaynak, dışarıya karşı korunmuş, istikrarlı ve kârlı bir piyasa isteği, uluslararası Keynesçilik ve uluslararası kuruluşların planlı gelişmeyi teşvik etmeleridir. (Şenses ve Öniş, 2007: 14; Kepenek ve Yentürk, 2004:

174-175 )

(48)

36 Planlı gelişmenin ana hedefi sanayileşmedir. Bu çerçevede ilk aşamada dayanıklı tüketim mallarının, ardından sermaye malları ve ara girdilerin yurtiçinde ikamesine yönelme hedeflenmiş, kamu kesimi girişimci niteliğiyle bu hedeflerin gerçekleşmesi için önemli adımlar atmıştır. Daha sonra da değinileceği gibi sanayileşme sürecinde kamunun bu konumu yalnızca sanayileşme ve teknik ilerleme açısından değil, bölüşüm ilişkileri açısından da önemli bir rol oynamıştır.

Yukarıda ekonominin dışa karşı korunmuş, içe dönük bir yapı sergilediği belirtilmişti. Dönem boyunca kimi ürünlerin ithalatı bütünüyle yasaklanmış, kimi ürünlerde ise kotalar ve ithalat vergileri ile iç piyasa korunmaya alınmıştır. Değerli döviz kuru ve vergi muafiyetleri ile yatırım mallarının ve ara malların ucuza ithal edilmesi sağlanmıştır (Kepenek ve Yentürk, 2004: 362-363). Dış piyasalara karşı koruma sonrası oluşan rantların da gelişme stratejisi tarafından belirlenen alanlara intikal ettirilmesi amaçlanmıştır (Boratav, 2015: 130).

İşçi sınıfının sosyal hakları 1961 Anayasası tarafından kurumsal güvencelere kavuşturulmuştur. 1961 Anayasası’nın sağlamış olduğu yasal ve kurumsal yapı altında dönem boyunca güçlenen sendikal hareket ve ücretlerin toplu pazarlık sistemiyle belirlenmesi, kamu kesiminin gevşek istihdam ve ücret politikası, emek piyasalarını şekillendiren ana etkenler olmuştur. 1963-1976 yılları arasında ortalama reel ücretlerin

%50 artış göstermesi, emekçi sınıfların bu dönemdeki kazanımlarının bir göstergesi olarak yorumlanmaktadır. (Köse ve Öncü, 2000: 79) Emek üretkenliğinde yaşanan artış, kamu kesimi tarafından üretilen girdilerin ucuz fiyatlandırılması, değerli döviz kuru aracılığıyla yurtdışından ithal edilen ara malı ve yatırım mallarının ucuza ithal edilmesi, vergi muafiyetleri, koruma önlemleri sonucu oluşan rantların sanayileşme için öngörülen alanlara intikal ettirilmesi, dönem boyunca emek ve sermaye arasındaki

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :