• Sonuç bulunamadı

Modern toplumun say

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Modern toplumun say"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Modern toplumun sayısız sıkıntıları içerisinde, öne çıkan ekolojik sorunlar, bir yandan çevreci kredi kartları, ecology marka bulaşık makineleri eliyle, piyasanın “duyarlı” yüzünün enstrümanı olurken öte yandan yoksulluk, susuzluk, çölleşme, hava kirliliği, biyolojik çeşitlilikte azalma, nükleer silahlanma, nükleer santraller, küresel ısınma, savaş vb., görünümleriyle de yaşamlarımızın bu haliyle sürdürülemeyeceğine işaret etmektedir. Bu konuyu gündemine alan hareketlerin tarihi incelendiğinde, karşımıza birbirlerinden oldukça farklı analiz araçları kullanan ve dolayısıyla farklı hedeflere yönelen çok sayıda hareket çıkar. Bu çeşitlik içinde ilk ayrım, sorunların kökeninde moderniteyi ve/ya kapitalizmi gören, bu konuda radikal bir değişiklik hedefleyen ekolojist yaklaşım ile hali hazırda içinde yaşadığımız toplumsal, siyasal, ekonomik düzen içerisinde bir takım bireysel önlemler alarak sorunların çözülebileceğini ileri süren çevreci yaklaşım arasında belirir. Terminolojik açıdan “çevre sorunları” ifadesi çevreci bir perspektifin ürünü iken, ekolojik sorunlardan bahis açıldığında ekolojist perspektif, sorunlar arasında bağlantı kuran bütünlüklü bir bakış açısı konu edinmektedir. Örneğin, Mersin Akkuyu’da nükleer santral kurulmasına karşı çıkarken, ne için bu kadar çok enerjiye ihtiyaç duyulduğunu sorgulayan, sözgelimi savaş sanayisi tarafından harcanan enerjiyi sorunsallaştıran, ya da nükleer santrallerin karmaşık teknolojilerinin beraberinde uzmanlaşmaya dayalı merkeziyetçi bir siyaset algısını getirdiğini ileri süren yaklaşım, konuya ekolojist perspektiften yaklaşmaktadır.

Çevreci-ekolojist ayrımının yanında, ekolojistler içi ayrımlar da karşımıza çıkar. Bu yaklaşımların tamamının burada tek tek incelenmesi bu yazının sınırlarını oldukça aşacağından, tek tek incelemek yerine temel bir ayrım noktasına kısaca değinmek, bu metnin derdini anlatabilmek için yeterli olacaktır. Ekolojist düşünce içerisinde, insanın doğanın bir parçası olduğu düşüncesinden hareket etmek en temel ortaklaşma noktası olarak karşımıza çıkar. Ancak parça ile bütün arasındaki ilişkinin nasıl tanımlandığı sorunu, ayrışma temellerinden birini oluşturur. Burada parça olan insan, kendinden menkul bir insan olarak kavrandığında sorumlu, doğayı üzerine hâkimiyet kurulabilir hale getiren, insan ve doğa arasına mesafe koyan, modern bilim ve aydınlanma olarak tespit edilir. Bu tespiti sahiplenen derin ekolojistler buradan hareketle, çözümü büyüsü bozulmuş dünyayı, yeniden “mistisizm” aracılığıyla büyülemekte bulurlar. Öte yandan parçanın yani insanın toplumsallığını göz önüne alarak, modern bilim, aydınlanma, ilerleme ve kalkınmayı sorunsallaştıran, küresel kapitalizmin karikatürize ettiği ekolojik krizin farklı görünümlerini sahiplenen yaklaşımlar da ekolojist düşünce içerisinde kendilerine yer bulmaktadır. Başka bir deyişle, yukarıda anlatılan nükleer santral

örneğinde olduğu gibi, sorunu siyasal, ekonomik, toplumsal sonuçları ve dayanakları açısından ele alan ekolojist perspektifler de mevcuttur. O halde nasıl çevreci-ekolojist arasında derin bir mesafeden söz edebiliyorsak, ekolojist hareket içerisinde de mesafelerden söz etmek mümkündür.

Bu yazının konusunu oluşturan hareketler ister ekolojist ister çevreci olsun, bir potada eritilerek, tarih sahnesinde belirdikleri ilk andan itibaren küçümseyen, hor gören bakışın nesnesi olmuşlardır. Bu küçümseme bir yandan dile getirilen sorunların yeterince önemsenmemesinden kaynaklanırken, diğer yandan yaklaşımlar içerisindeki çeşitliliği ve farklılığı görmezden gelmekte, sorunların ele alınış biçimleri arasındaki geçişkenlikleri yok saymakta, bu çerçevede yaklaşım biçimlerinde olası farklılaşmaları gözden kaç ırmaktadır. Ayrıca küresel kapitalizmin çevre duyarlılığını

kapsayarak, sürdürülebilir bir kapitalizm yaratma yolunda attığı adımlar da, küçümseyen bakışa kapitalizm karşıtları içinde de rastlamamız sonucunu doğurmuştur.

Sözgelimi kapitalizm karşıtı düşünürler içinde popüler bir konum edinen Slavoj Zizek, bir yazısında (1) , ekolojiyi, kitlelerin yeni afyonu olarak, küresel kapitalizmin hâkim ideolojisi olma yolunda ideal bir aday olarak değerlendirir. Zizek, küresel kapitalizmin terör korkusu ekseninde yarattığı güvensizlik ortamı ile ekolojistlerin dünyanın bir felaket sonucunda yok olacağı korkusundan beslenen, değişim, gelişme ve ilerlemeye karşı güvensizlikleri arasında paralellik kurar. Ona göre ekoloji de tıpkı din gibi, hikmetinden sual olunmaz bir otorite oluşturur, yani doğayı kutsallaştırır, onu “bütünüyle kavranamazmış gibi, içinde daima bir gizem saklıymış gibi, güvendiğimiz ve baskı altına

alamayacağımız bir güç gibi” kavramsallaştırır. İnsanı kendinden menkul olarak kavrayan derin ekolojinin ya da siyasetin ötesinde insanlık için bir şeyler yapma çağrısını dillendiren çevreciliğin muhatabı olduğu bu eleştiriye

katılmamak mümkün değil. Gerçekten de derin ekoloji fikrinin yaslandığı, soyut, toplumsallığından arınmış insan özne ile doğa arasında kurulan statik bütünlük ilişkisi, güvensizlik korkusu ile birleştiğinde tam da Zizek’in tarif ettiği tabloyu ortaya çıkarır. çevreciliğin kapıdan kovduğu siyaset, bacadan egemen siyaset algısı şeklinde geri döner, küresel kapitalizmin güvensizlik ortamı ile felaket senaryolarının birleşmesinden adeta yeni bir din yaratır.

Ne var ki, bu değerlendirme konuya ilişkin bütün yaklaşımları tek bir potada eritmekte, bu haliyle ekolojik krizin görünümleri ile ilgilenmemektedir. Geniş bir coğrafyayı etkileyen çernobil’deki nükleer santralde yaşanan “kaza”nın,

(2)

yaşamı olanaksızlaştıran etkileri 400 yıl sürecekken, nükleer santral kurma konusundaki inatçı tavrı anlamamızı kolaylaştırmaz.

(1) Slavoj Zizek, “Unbehagen in der Natur”, (çev.) Nikolaus G. Schneider, Lettre International, Sayı 78, Güz 2007. Sanem YARDIMCI

Ekoloji Kolektifi Temmuz 2010

Referanslar

Benzer Belgeler

Katılımcıların hemen her gün sosyal ağları kullanmaları sonucuna bağlı olarak günde ortalama 2-4 saat arasında bu sosyal ağlarda zaman harcadıkları

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın zeytin sahalarının gençleştirilmesi ve madencilik sektörüne destek sa ğlayacak yönetmeliğine itiraz eden Cumhuriyet Halk

Özellikle yoksul ülkelerde yürütülen madencilik faaliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturan altın madenciliği alanında çalışan firmalar çeşitli spekülasyonlar,

FEVZİ ÖZLÜER (EKOLOJİ KOLEKTİFİ): Küresel ısınmaya karşı hareketler daha çok yeni toplumsal hareketlerdir... Ancak burada uzun uzadıya tartışmayacağım da yeni

Refik Saydam H ıfzıssıhha Merkezinde yaptırılan tahlil sonuçlarının, daha önce arsenik olduğu tespit edilen ve Niğde Belediyesince kapat ılan içme suyu kuyularının

 Kurumun etkinlik ve verimliliği artırmak için; bilinçli olarak personel sayısını, kişilerin çalıştığı pozisyon sayısını ve. hiyerarşik kademe

İslam dinsel bildirileri bilgiyi, Tanrı odaklı düşünsel çerçevesi gereği, tanrısal açıdan ele alır ve bu nedenle daha çok tanrısal bilgiden söz eder.. O, insansal

Şu halde modern modelin bilgiye yönelik olarak sunduğu perspektif, felsefi açıdan daha üstündür; çünkü hem dış dünyanın varlığını onamakta hem doğru bilgi ile