Sosyolojide Kuramsal Düşüneme
Anthony Giddens, Sosyoloji, s:136-164
Marx Weber-Protestan ahlakı
• Protestan Ahlâkında Weber, temel bir sorunla uğraşmaya koyuldu:
Niçin kapitalizm Batı'da geliştiği halde başka bir yerde gelişmedi?
• Weber, Batı'daki ekonomik gelişmeye baktığımızda oldukça farklı bir şeyle karşılaşacağımızı söyledi: servet biriktirmeye karşı tarihte başka hiçbir yerde bulunmayan bir tutum. Bu tutum Weber'in “kapitalizmin ruhu” dediği şeydir -ilk kez kapitalist tüccar ve sanayicilerin sahip
oldukları bir dizi inanç ve değerler.
• Weber'in kuramının özü, kapitalizmin ruhundaki tutumların dinden devşirildiğidir.
Dört Kuramsal Mesele
1) Yapı ve Eylem: Mesele şudur: Biz yaratıcı insan aktörler kendi hayatımızın şartlarını ne oranda etkin bir şekilde denetliyoruz? Ya da yaptıklarımızın çoğu denetimimiz dışındaki genel toplumsal güçlerin bir sonucu mu?
2) Uzlaşma ve Çatışma: Durkheim, toplumu birbirlerine bağımlı parçalar olarak görür. Aslında, işlevselci düşünürlerin çoğu için toplum çark gibi dişleri birbirine girmiş parçalardan oluşan bütünleşmiş bir bünyedir.
Marx'a göre, toplumlar, kaynakları eşit olmayan sınıflara bölünmüş
haldedirler. Böyle belirgin eşitsizler var olduğundan, toplumsal sistemin 'içine inşa edilmiş' çıkar bölünmeleri vardır
3) Toplumsal Cinsiyet: Durkheim, kadın “çok daha büyük oranda doğanın bir ürünü” iken erkeğin “hemen neredeyse bütünüyle
toplumun ürünü” olduğunu kaydeder. Marx açısından erkekler ile kadınlar arasındaki güç ve statü farklılıkları esas olarak başka
bölünmeleri yansıtır -onun gözünde, sınıf bölünmelerini.
Feminizm hem sosyolojik kuram ve yöntemde hem de sosyolojinin kendi konusu içinde algılanan erkek yanlılığına karşı geniş tabanlı bir saldırı başlattı. Sadece sosyolojideki erkek hakimiyetine meydan
okunmakla kalmayıp aynı zamanda disiplinin kendisini kapsamlı bir şekilde hem sosyolojinin özünü oluşturan soruların hem de bunları
kuşatan tartışmaların sunulma biçiminin yeniden inşa edilmesi yönünde çağrılar yapıldı.
4) Modern Dünyanın İnşası: Marx, modern toplumları kapitalci olarak görür. Modern dönemdeki toplumsal değişmenin arkasında yatan itici güdü kapitalist üretimin ayrılmaz bir parçası olan sürekli ekonomik
dönüşüm yönündeki baskıdır.
Weber'e göre, ekonomik olmayan etkenler modern toplumsal
gelişmede anahtar bir rol oynamışlardır. Kapitalist ekonomik işleyişlerin altını destekleyen ve bu mekanizmaların kendilerinden daha temel
öneme sahip olan unsurlar bilim ve bürokrasidir.
Yeni Sosyolojik Kuramlar
• Modern dünyanın nasıl şekillendirilmiş olduğuna dair yukarıda
belirtilen ikilemler bugün de önemli olmakla birlikte yeni kuramcılar Marx'tan ve Weber'den daha ileriye gitmeyi denemişlerdir. Doğu
Avrupa'da komünizmin çöküşüyle birlikte modern dünyayı anlamak bakımından Marx'ın fikirleri bazılarının bir zamanlar düşündüğünden daha az geçerli görünmektedir, her ne kadar birçok bilgin modern
dünyanın karşısına çıkan sosyolojik sorularla başa çıkmak için ana hatlarıyla Marksist yaklaşımlar kullanmaya devam ediyor olsalar bile (Gamble 1999).
Postmodernizm
• Postmodernizm düşüncesini savunanlar, klasik düşünürlerin tarihin bir şekli olduğu, yani tarihin 'bir yere gittiği' ve ilerlemeye götürdüğü
düşüncesinden esinlendiklerini ve bu fikrin şimdi artık çökmüş olduğunu ileri sürmektedirler.
• Artık bir anlam ifade eden “büyük anlatılar” ya da meta anlatılar-yani kapsayıcı tarih ve toplum kavrayışları- yoktur (Lyotard 1985).
Savunulabilecek genel bir ilerleme fikri olmadığı gibi tarih diye bir şey de yoktur.
• Postmodernliğin önemli yazarlarından biri Fransız yazar Jean Baudrillard’dır. Baudrillard, elektronik medyanın bizim
geçmişimizleolan ilişkimizi tahrip ettiğine ve karma karışık, boş bir dünya yarattığına inanmaktadır.
• Baudrillard, medya egemenliğindeki bir çağda anlamın, TV
programlarında olduğu gibi, imajların akışıyla yaratıldığını söyler. Bizim dünyamızın çoğu bir tür yap-inan evreni haline gelmiştir; bu evren
içinde bizler gerçek kişilere ve yerlere değil, medya imajla-rina tepki vermekteyiz.
• Nitekim 1997'de Galler Prensesi Diana öldüğünde sadece Britanya'da değil, dünyanın her tarafında büyük bir kederlenme vardı. Ancak
insanlar gerçek bir kişinin yasını mı tutuyorlardı? Baudrillard buna hayır, diyecekti. Çoğu insan için Diana medya yoluyla mevcuttu.
Diana'nın ölümü insanların gerçek yaşamda gerçek birinin ölümünü tecrübe etmesi olayından çok, dizi filmde meydana gelen bir olay gibiydi. Baudrillard buna “yaşamın TV içine çözülmesi” demektedir.
Michael Foucault
• Gücün, yani bireyler ve grupların başkalarına karşı olarak kendi amaçlarına nasıl ulaştıklarının incelenmesi, sosyolojide temel bir önem taşır.
• Foucault, toplumda güç ve denetleme hakkındaki düşüncelerinde
söylemin rolü merkezi bir yer işgal eder. O, söylem kavramını, belli bir nesne hakkında ortak sayıltılar tarafından bir araya getirilmiş konuşma ve düşünme yollarına göndermede bulunmak için kullanmaktadır.
• Foucault, orta çağlardan günümüze gelinceye kadar, örneğin, delilik söyleminin çarpıcı bir şekilde nasıl değişmiş olduğunu gösterdi.
• Foucault'ya göre, söylem aracılığıyla çalışarak güç, halkın suç, delilik ve cinsellik gibi olgulara yönelik tutumlarını şekillendirir. Güç veya yetki sahiplerince tesis edilen uzman söylemlerine çoğu halde sadece rakip uzman söylemlerince karşı çıkılabilir.
• Foucault'nun yazılarında öne çıkan temalardan biri güç ve bilginin gözetleme, yaptırım ve disiplin teknolojileri ile nasıl birbirlerine bağlı olduklarıdır.
• Foucault'nun 'arkeolojisi' olarak bilinen kavram; aşina olunanlara bakarak aşina olunmayandan bir anlam çıkarmak yerine geçmişi kazarak aşina olunandan bir anlam çıkarmak.
• Foucault büyük bir gayretle bugüne saldırdı -aşina olundukları için büyük ölçüde görünmez olan kabul görmüş kavramlara, inançlara ve yapılara. Foucault, bizim şimdiki inanç ve uygulamalarımızın ardında yatan sayıltıları açık kılmaya ve kendisine geçmişten uzanarak şimdiyi 'görünür' kılmaya gayret etti. Ancak, toplum, toplumsal gelişme ve modernlik hakkında genel kuramlara sahip olamayız, sadece onların parçalarını anlayabiliriz.