Türk Kardiyol Dem
Arş22:276-279, 1994
EDlTÖRE MEKTUP
Tiirk Kardiyoloji
Derneği Ar§İVİ22:32-37, 1994·
sayısıııda yaymlaııaıı "Aoı·toıniyoplastiveya
Kıll'diyoıniyoplasti Ameliyatılle
DolaşımSistemine Destek"
başlıklı yazıma karşınyayminnan "Aorlomiyoplasti veya
Kardiyoıniyoplasti Hala Deneysel mi,
Klasikleştimi?"
başlıkheditöre mektuba
ccvııı>:Salmons ve
ark.'ın (1,2)histokimyasal ve histopatolojik
çalışmalardaortaya
koyduklarıkronik elektrik sel uyanlara maruz kalan çizgili kastaki,
hızlı kasılanglikolitik metabolizmaya sahip,
yorgunluğadirençsiz Tip lllitlerin,
yavaş kasılan,oksidatif metabolizmaya sahip,
yorgunluğadirençli Tip I litlere
dönüşüm olayı,tüm kardiyomiyoplasti tekniklerinin ana
çeki~değiııi teşkil etmiştir.1985
yılındakiilk klinik vakadan günümüze kadar dünyada
gerçekleştirilen300'e
yakınkardiyomiyoplasti va- kast sayesinde risk faktörleri
belirlenmişve endikasyonlara
açıklık kazandırılmıştır.Latissimus dors i
kasınınkalbe ya-
pışması,
normal
dolaşımını toparlamasıve istenen düzeyde
kasılabilmesiiçin gerekli
uyarılmaprotokolu
yaklaşık2 ile 2.5
aylık
bir süreyi gerektirmektedir. Bu destek öncesi dönemde mortalitenin özell ikle hemodinamik
durumlarıstabil olmayan hasta grubunda yüksek
olduğuortaya
konmuşve prosedürün bu tür hastalarda endike
olmadığı açıklık kazanmıştır.Dilale kardiyomiyopatilerde
teşhis sonrası3cü
yılsonunda belirlenen sürvi
oranı%23-30
arasındadır;bu oran en
genişve en uzun takipli seriye sahip olan Carpentier ve
ark.'ın (3)bildirdikleri kardiyonıiyoplasti ameliyatı sonrası 7.
yıldaki%70.4 sürvi
oranı
ile
karşılaştırıldığında, ameliyatın,yüksek risk faktörleri dikkate
alınmayanbu ilk seride dahi hasta sürvisini
artırdığı kolaylıklagöze
çarpmaktadır. Ayrıcaameliyat öncesi ortalama 3.3 olan NYHA fonksiyonel
sınıfın1.8'e gerilemesi (p<0.05), konjestifkalp
yetersizliğisebebiyle hastaneye
yatış oranının2.4/hasta
yılından0.4/hasta
yılına düşmesi, hastaların%62'sinde ameliyat
sonrası tıbbitedavinin
azalması hastalarınhayat kalitelerinin
artığının işaretleriolarak kabul
edilmiştir. Hastalarınameliyat sonu kapiller wedge
basınç,pulmoner arter
basıncıve sol ventrikül diyastol sonu
basınç değerlerinde,semptomatik
iyileşmeyi
izah edecek
anlamlıdüzelmelerin gözlenmemes i özellikle Nakajima ve
ark'larınınson deneysel
çalışmalarınınte-
masını teşkil etmiştir (4).
Bu
çalışma,kardiyomiyoplastinin ana etki mekanizmasının sol ventrikül sistolik fonksiyonundaki
artıştan
ziyade hasar
görmüş nıiyokardgeometrisinin desteklenmesine
bağlı olduğunuortaya
koymuştur.Uyanlarla dinamik tonusu
zenginleşenkas sayesinde ventrikül cidar
kalınlığıartmakta ve
veııtrikül boşluklarının genişlemesiönlenmekted ir.
Böylece ventrikül cidar ve oksijen tüketimi
azalmaktadır.Kanımı zca örtülme
işlemi sırasında kullanılacaK sağveya sol kas seçimi için ventrikül
yetersizliğinintipi, kalbin
boyutları,kas tlepinin
alanıve
hastanınkondisyonu gözönüne
alınmalıdır.Nitekim sol veya
sağkas ile
çeşitlikalp
sarılmateknikleri tarif
edilmiş olmasına rağmen, kardiyonıiyoplastideamaç ilgili ventri kül veya ventrik üllerin tamamen etkili
kasılınayasahip kas
parçasıile
sarılmasıdır. Sağlatissimus dorsi
sağventrikülü etkili bir
şekildeörtmesine
rağmen,sol ventrikül genellikle et- kili kastlmaya sahip olmayan
kasındistal
kısmıile
kaplannıaktaveya tamamen
kaplanamanıaktaclır. Sağlatissimus clorsi lif - leri septuma dik gelecek
şekildekalbi
sarmasınave her destekli sistolde kalbin sirkumferensiyel
çapınıdaha etkin bir
şekildeküçültmes ine
rağmen yukarıdaizah
ettiğimyetersizlikler bu deneysel avantajiara gölge
düşürmekteclirler.B iventriküler ye- tersizlik ve pulmoner hipertansiyon
olgularındada etkili netice
almanıamasınasebep her iki ventrikülün tek bi r kas ile yeterli bir
şekilde örtülemenıedir.Bu
durunıdayetersiz ve etkisiz lifler ile
sarılan sağventrikül pulmoner arterdeki yüksek
basıncıyenememektedir. Bu olgularda pekioral ve latissimus dorsi
kaslarıile çifte karcliyomiyoplasti veya aortomiyoplasti uy-
gulamaları
deneysel
aşamadaümit verici sonuçlar ortaya
koymaktadır!ar. Dinamik kardiyomiyoplastide sol ventrikül diyastol sonu
basınç değerlerinin artmasıteknik bir hataya
bağlıdır.Diyastol son u hacmi
artmışolan ve
sınırdabir debiyi ça-
lıştırmakla
yükümlü sol ventrikülün diyastolik restriksiyonuna sebebiyet vermemek için
sarılına işlemi sırasındakas ile kalp
arasında
bir
parmağın rahatlıkla girebileceğibir mesafe
bırakılnıalıdır. Yapışmasüreci
esnasındakas bu mesare sayesinele kalbin diyastol sonu
boyutlarınauygun bir kese
şeklini almaktadır.Serimi zele aortokoroner köprüleme, kapak cerrahisi gibi vücut
dışı dolaşımgerektiren konkomitan prosedürlerle birlikte uy- gulanan kardiyonıiyoplastide mortalite oldukça yüksektir. Ejeksiyon fraksiyonu %20
ahıncla,enfarktüslerle önemli dereceele
hasarianmış
ventrikül fonksiyonianna sahip
vakalarınaortokoroner köprüleme
ameliyatından yaralanmasınınpratikten zi- yade teorik bir içerik
taşıdığını düşünmeklebirlikte vücut
dışı dolaşım desteğine başvurmadan çalışankalpte ön inen ve/veya
sağ
koroner
damarlarınrevaskülarizasyonunun rezidüel
anginasıolan ve koroner damar
yatağıuygun olan vakalarda
yararlı olabileceğikanaatindeyiz.
AyrıcaParis'teki 1993
yılı"Dünya
KardiyonıiyoplastiSempozyumu"nda sunulan iki
ayrı tebliğele bildirildiğigibi
gelişenadezyonlar
vasıtasıylalatissimus dorsiyi besleyen torakoclorsal arterden kalbin koroner
dolaşıımnaelestek
sağlanmasıkardiyomiyoplastinin ortaya
konmuşek bir
yararını oluşturmaktadır.Konkomitan anevrizmektomi
sonrasıneticeler kalbin rezeke edilen bölgesi
dışındaki alanlarınınejeksiyon
fraksiyonlarına bağlıdır. Anevrizmektonıiile rezeke edi- len diskinetik alan, perikard
yaması(neoendokard) ile akinetik bir alana
dönüştürülmekteve latissimus clorsi
kasıile kinezi
kazandırılmaktadır.
Bu
tekniğin anevrizmektonıininbilinen olumlu hemodinamik etkisine
katkısı olduğukanaatindeyiz . . Sonuç olarak kardiyomiyoplas ti
kısaöz
geçmişine rağmendilate kardiyomiyopa tilerin cerrahi tedavisinde önemli mesafeler katetmiştir. Özellikle yeni gelişmekte olan aortomiyoplasti ve atrionıiyoplasti konularında ise hala mevcut olan birtakım be- lirsizliklere en
tutarlı cevaplarıyin e kardiyomiyoplastide
olduğugibi klin ik vakalardaki gözlemlerimiz verecektir.
Dr. Afksendios Kalangos, Paris Kaynaklar
ı.