T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL ANTROPOLOJİ ANABİLİM DALI
ÇOCUKLARIN
CİNSEL SUİSTİMALİ VE İSTİSMARININ SOSYO-KÜLTÜREL VE EKONOMİK
BOYUTLARI
Doktora Tezi
Yusuf İNCİ
Ankara-2010
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ ANABİLİM DALI
ÇOCUKLARIN
CİNSEL SUİSTİMALİ VE İSTİSMARININ SOSYO-KÜLTÜREL VE EKONOMİK
BOYUTLARI
Doktora Tezi
Yusuf İNCİ
Tez Danışmanı Prof. Dr. Zafer İLBARS
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ ANABİLİM DALI
ÇOCUKLARIN
CİNSEL SUİSTİMALİ VE İSTİSMARININ SOSYO-KÜLTÜREL VE EKONOMİK
BOYUTLARI
Doktora Tezi
Tez Danışmanı: Prof. Dr. Zafer İLBARS
Tez Jürisi Üyeleri
Adı ve Soyadı İmzası
... ...
... ...
... ...
... ...
... ...
... ...
Tez Sınavı Tarihi: 11 Şubat 2010
İÇİNDEKİLER
I.BÖLÜM --- - 14 -
1. KONU, SORUN, AMAÇ VE SINIRLILIKLAR --- - 14 -
1.1. Konu --- - 14 -
1.2. Sorun --- - 15 -
1.3. Amaç --- - 16 -
1.4. Hipotezler --- - 17 -
1.5. Sınırlılıklar --- - 19 -
II. BÖLÜM --- - 21 -
2. ARAŞTIRMA YÖNTEMİ VE ÖRNEKLEM --- - 21 -
2.1. Yöntem --- - 21 -
2.2. Evren Ve Örneklem --- - 21 -
2.3. Veri Toplama Teknikleri --- - 22 -
III. BÖLÜM --- - 23 -
3. KAVRAMSAL ÇERÇEVE --- - 23 -
3.1. Suçun Tanımı, Gelişimi ve Suçlu Davranışı Açıklayan Yaklaşımlar --- - 23 -
3.1.1. Suçun Tanımı Ve Gelişimi --- - 23 -
3.1.2. Suçlu Davranışı Açıklayan Yaklaşımlar --- - 30 -
3.1.2.1. Antropolojik Yaklaşım (Görüş) --- - 32 -
3.1.2.2. Sosyolojik Yaklaşım Ve Teoriler --- - 35 -
3.1.2.3. Sosyal/Kültürel Çevre Ve Suç --- - 36 -
3.1.2.4. Ekonomi Ve Suç --- - 44 -
3.1.2.5. Suçlu Davranışın Nedenlerini Açıklayan Diğer Görüşler --- - 49 -
3.2. Sosyal Normlar, Suç ve Çocukların Cinsel Suistimal ve İstismarı Arasındaki İlişki --- - 51 -
3.2.1. Sosyal Normlar --- - 51 -
3.2.2. Sosyal Normlar Ve Suç İlişkisi --- - 54 -
3.2.3. Sosyal Normlar ile Çocukların Cinsel Suistimal ve İstismarı Arasındaki İlişki - 58 - IV. BÖLÜM --- - 63 -
4. ÇOCUK İSTİSMARI --- - 63 -
4.1. Temel Kavramlar --- - 63 -
4.2. Fiziksel Suistimal ve İstismar --- - 71 -
4.4. Cinsel Suistimal ve İstismar --- - 76 -
4.5. İhmal --- - 84 -
V.BÖLÜM --- - 87 -
5. FAİL ODAKLI ÇOCUKLARIN CİNSEL SUİSTİMALİ VE İSTİSMARI - 87 - 5.1. Çocukların Cinsel Suistimali Türleri --- - 88 -
5.1.1. Temas İçermeyen Cinsel Suistimal Türleri: --- - 88 -
5.1.1.1. Seksi konuşma: --- - 88 -
5.1.1.2. Teşhir: --- - 88 -
5.1.1.3. Röntgencilik: --- - 88 -
5.1.2. Temas İçeren Cinsel Suistimal Türleri: --- - 89 -
5.1.2.1. Cinsel dokunma: --- - 89 -
5.1.2.2. Oral- genital seks: --- - 89 -
5.1.2.3. Interfemoral ilişki: --- - 89 -
5.1.2.4. Seksüel penetrasyon: --- - 90 -
5.2. Aile içi Cinsel İlişki (Ensest) --- - 90 -
5.3. Çocukların Cinsel Suistimalinde Faillerin Kullandıkları Yöntemler --- - 96 -
5.3.1. Baskı, Zorlama ve Tehditle: --- - 97 -
5.3.2. Şantaj yaparak: --- - 98 -
5.3.3. Aldatarak, kandırarak ve ikna ederek: --- - 99 -
5.3.4. İlgi, sevgi ve şefkat göstermiş gibi yaparak: --- - 99 -
5.3.5. Güven duygusunu kötüye kullanarak ve zedeleyerek: --- - 100 -
5.3.6. Çocukların yapısı itibarıyla fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak kendine yetememe veya bağımlı olma durumundan yararlanılarak: --- - 100 -
5.3.7. Çocukların arkadaşa gereksinimini fark ederek ve bunu kullanarak: ---- - 101 - 5.3.8. Para karşılığı (fuhuş) --- - 101 -
5.4. Çocukların Cinsel İstismarı Türleri --- - 102 -
5.4.1. Çocuk Fuhşu --- - 105 -
5.4.2. Çocuk Pornografisi --- - 112 -
5.4.3. Çocukların Cinsel Amaçlı Ticareti --- - 124 -
5.5. Çocukların Cinsel Suistimali, İstismarı ve Failler Üzerine Genel Değerlendirme --- - 130 -
VI. BÖLÜM --- - 140 -
6. BULGULAR VE YORUM --- - 140 -
6.1. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Genel Özelliklerine
İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 141 -
6.1.1. Yaş Durumuna Göre Dağılım --- - 141 -
6.1.2. Cinsiyete Göre Dağılım --- - 143 -
6.1.3. Eğitim Durumuna Göre Dağılım --- - 145 -
6.1.4. Çalıştığı Kuruma Göre Dağılım --- - 146 -
6.1.5. Medeni Haline Göre Dağılım --- - 147 -
6.1.6. Doğum Yerine Göre Dağılım --- - 148 -
6.1.7. Kişiliklerine İlişkin Dağılım --- - 149 -
6.2. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Aile Yapısı ve Ebeveyn Tutumuna İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 151 -
6.2.1. Anne ve Babanın Eğitim Durumlarına Göre Dağılım --- - 151 -
6.2.2. Evli, Dul veya Boşanmış Olanların Eşlerinin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı - 153 - 6.2.3. Aile Yapısına İlişkin Dağılım --- - 154 -
6.2.4. Parçalanmış Aile Verilerine İlişkin Dağılım --- - 159 -
6.2.5. Aile İçi İlişkilerin Yansımasına İlişkin Dağılım --- - 164 -
6.3. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Sosyo-ekonomik Durumlarına İlişkin Bulgu ve Yorumlar--- - 165 -
6.3.1. Aylık Gelire Göre Dağılım --- - 165 -
6.3.2. Mesleğe Göre Dağılım --- - 167 -
6.3.3. İş Durumuna Göre Dağılım --- - 171 -
6.4. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Sosyo-kültürel Durumlarına İlişkin Bulgu ve Yorumlar--- - 173 -
6.4.1. Doğum Yerine İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 173 -
6.4.2. Yerleşim Yerine İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 175 -
6.4.3. Konutun Büyüklüğüne İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 178 -
6.5. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Eşleri İle Uyumuna İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 184 -
6.6. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Cinsel Gelişimlerine İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 186 -
6.7. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Mağdur-Fail Durumlarına İlişkin Bulgu ve Yorumlar--- - 197 -
6.8. Çocukların Cinsel Suistimali ve İstismarı Sanıklarının Sabıka ve Suç Geçmişine İlişkin Bulgu ve Yorumlar --- - 200 -
7. SONUÇLAR ve TARTIŞMA --- - 204 -
VIII. BÖLÜM --- - 213 -
8. ÇOCUKLARIN CİNSEL SUİSTİMAL VE İSTİSMARI OLGULARINI ÖNLEME ÖNERİLERİ --- - 213 -
8.1. Mağdur Merkezli Önleme Önerileri --- - 214 -
8.2. Fail Merkezli Önleme Önerileri --- - 215 -
8.3. Hukuk Merkezli Önleme Önerileri --- - 217 -
8.4. Önleme Stratejileri Genel Değerlendirme --- - 218 -
ÖZET --- - 221 -
ABSTRACT --- - 222 -
KAYNAKÇA --- - 223 -
EK: ANKET SORULARI --- - 230 -
ÖNSÖZ
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı olgusunun sosyo-kültürel ve ekonomik boyutlarını araĢtırdığım tezimizin hazırlanmasında çok kiĢiden yardım ve destek gördüm.
Öncelikle tez konusunun seçilmesinden, tezimi tamamlayana kadar ki bütün süreçlerde, bana yol gösteren, destekleyen ve yardımlarını esirgemeyen tez danıĢmanım Sayın Prof. Dr. Zafer ĠLBARS‘ a teĢekkürü bir borç bilirim.
Alan çalıĢması aĢamasında, çok yoğun olan mesailerine rağmen göstermiĢ oldukları yardım ve hoĢ görüden ötürü Ġstanbul Ġl Emniyet Müdürlüğü ve Adana Ġl Emniyet Müdürlüğünde ilgili birimlerde görevli mesai arkadaĢlarım ve büyüklerime katkılarından dolayı çok teĢekkür ederim.
Tezimin yazımı ve alan çalıĢmasının değerlendirilmesi aĢamasında yardımlarını esirgemeyen değerli arkadaĢım Erdal GÜLDEN‘ e teĢekkür ederim.
Ayrıca tezime baĢladığım andan son noktayı koyduğum zamana kadar geçen süreçte değerli vakitlerinden çaldığım ve hoĢ görülerine sığındığım sevgili eĢim ve biricik kızıma çok teĢekkür ederim.
Son olarak tezimin bütün aĢamalarında yardım ve desteğini gördüğüm sevgili arkadaĢlarım ve değerli dostlarıma çok teĢekkür ederim.
GİRİŞ
Ġnsanlar yeryüzünde ilk var oldukları andan itibaren, en küçük sosyal grup olan aileden baĢlayarak, zamanla çoğalarak ve büyüyerek bir topluluk halinde yaĢamaya baĢlamıĢlardır. Bu topluluk da büyüyüp geniĢlemiĢ ve farklı toplumları meydana getirmiĢ, böylece yeryüzünde çok farklı özellik ve kültürde yüzlerce toplum oluĢmuĢtur. Ġlk andan itibaren toplum olarak yaĢamanın getirmiĢ olduğu kural ve normları hem kendileri belirlemiĢ, hem de belirlemiĢ oldukları bu normlara ters düĢen davranıĢlarda kendileri bulunmuĢlardır. Kuralları ihlal eden ya da hiçe sayan davranıĢlara da yaptırımı yine kendileri getirmiĢlerdir.
Ġlkel toplumlar da dahi her kabilenin kendine özgü yaĢam tarzı ve normları vardır. Kendilerine göre kuralları, kurallardan sapan davranıĢı cezalandıran yaptırımları vardır. Fakat hem kuralları hem de yaptırımları kabileden kabileye farklılık göstermektedir. Bu topluluklar zaman içerisinde devlet kavramını geliĢtirmiĢler ve devletleĢme sürecini baĢlatmıĢlardır. Yazının icat edilmesiyle de, var olan sözlü kurallarını, kültürel normlarını yazıya taĢımıĢ ve kanunları oluĢturmuĢlar kanunlar ile de, suç kavramını ve suça iliĢkin verilecek cezayı yazılı hale getirmiĢlerdir.
Suç kavramı, tarihin ilk çağlarından günümüze kadar insanların korku ile karıĢık ilgilerini yönelttikleri, kendilerine veya sevdiklerine gelebilecek zararlardan korunmak, sağlıklı toplum oluĢturmak için suçla mücadele yöntemleri geliĢtirdikleri ve üzerinde bilimsel araĢtırmalar yaptıkları bir disiplin olarak karĢımıza çıkmaktadır.
Tarihsel süreç içerisinde bir dönemde bazı suçlar ön plana çıkarken baĢka bir dönemde o suç popülaritesini yitirip baĢka bir suç ön plana çıkagelmiĢtir. Bir toplumda mala karĢı iĢlenen bir suç ön plandayken diğerinde kiĢiye karĢı iĢlenen bir
suç ön plana çıkabilmektedir. Bunlar o toplumun kültürüyle doğrudan ilintili ve o toplumun örf, adet, gelenek ve göreneklerinin diğer bir ifadeyle yaĢam tarzlarının bir sonucudur.
Suç ve suç ile mücadele tarihsel süreç içerisinde devamlı olarak gündemde kalmıĢ ve insanlar suçun mağduru olmamak ya da kendilerini ve diğerlerini suçtan korumak için gerek suçluyu cezalandırmak gerekse suçu önlemek için bir dizi yöntemler geliĢtirmiĢ ve geliĢtirmeye devam etmektedir. Hem yaĢanılan kültüre hem de yaĢanılan yüzyıla ya da döneme göre bazı suçlar gündem de kalmıĢ, popüler olmuĢ bazılarından ise hiç bahsedilmemiĢtir. Suçları popüler kılan, gündeme taĢıyan ise en geniĢ anlamı ile kültürdür. Bunlar sanayileĢme, ĢehirleĢme, geçiĢ kültürü, teknolojik geliĢmeler vb. olarak da sıralanabilir.
17.y.y. öncesinde adam öldürme gibi cana karĢı iĢlenen suçlar ve basit hırsızlık ve yağma gibi suçlar; suç kavramı telaffuz edildiğinde akla ilk gelen suçlar iken biliĢim çağına girdiğimiz son dönemlerde her yönüyle insana yapılan yatırımların artmasının da katkısı ile toplumların yakın gelecekleri olan çocuklara ve uzak gelecekleri olan genç nesillerin psiko-sosyal geliĢimlerini olumsuz yönde etkileyen suçlar ya da sosyal sapmalar gündemi meĢgul etmektedir. Toplumlar ulusal ve uluslararası platformlarda hem devlet kanalıyla hem de sivil toplum kuruluĢlarının katkıları ile hep bir elden bu tarz sapmaları engelleme ya da en aza indirme adına bilgilendirme, bilinçlendirme ve mücadele çabası içerisinde bulunmaktadırlar.
Günümüz toplumlarında ve fikir planında ise hiç Ģüphe yok ki ahlaki çöküntü, kolay yoldan para kazanma hırsı, teknolojik ve biliĢim alanında ki geliĢmeler gibi birçok nedenlerinde etkisi ile birçok suçun veya sosyal sapmaların
olgulardan biri de üzülerek söylemeliyiz ki çocukların cinsel suistimali ve istismarıdır. Bu olgunun artıĢ oranı ABD, uzak doğu ve bazı geliĢmiĢ batı ülkelerinde çok daha yüksek olmak ile birlikte yapılan akademik ve bilimsel çalıĢmaların oranı da oldukça yüksektir. Ülkemizde ise bu oran son on yılda büyük bir artıĢ göstermiĢ, yapılan istatistik ve yazılı ve görsel basından edilin ilen bilgilerden de anlaĢılacağı üzere, gelinilen durum üzerinde dikkatlice eğilin ilmesi gereken çok ciddi boyutlara ulaĢmıĢtır. Ülkemizde adı geçen konu üzerinde yapılan akademik ve bilimsel çalıĢmaların azlığı, mağdurun çocuk olması dolayısı ile toplumların geleceği olması ve son yıllarda büyük artıĢlar göstermesi dikkatimizi bu konuya çekmiĢtir.
Adı geçen olgunun sosyo-kültürel ve ekonomik nedenlerinin araĢtırılıp çözüm yolları üzerine bir tartıĢma geliĢtirilerek var olan uygulamada suç ve suçlulukla mücadeleye katkı sağlamayı hedeflediğimiz bu çalıĢmamızda çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçu kapsamına giren olayların faillerinin demografik özellikleri, geldikleri sosyal çevreye iliĢkin özellikler, ekonomik durumları, aileleri ve iĢledikleri suça iliĢkin özellikleri, eğitimleri, maddi durumları vb. konular belirlenmeye çalıĢılarak bu faillerin profilleri oluĢturulmaya çalıĢılmıĢtır. Aynı zamanda ülkemizin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısının Çocukların cinsel suistimali ve istismarını tetiklediği durumlar tespit edilip çözüm yolları sunulmuĢtur.
Hızlı bir değiĢme süreci yaĢayan toplumumuzda, suç probleminin bilimsel açıdan incelenmesi ve suça neden olan faktörlerin belirlenmesi en azından, ilgili kurumlar tarafından gerekli önlemlerin alınmasını kolaylaĢtırarak suçun batı toplumlarındaki boyutlara ulaĢmasını büyük ölçüde engelleyebilir. (ĠÇLĠ, 1993: 1) Suçluluğun neden bazı sosyal yapılarda diğerlerinden daha sık görüldüğü, hangi sosyal, ekonomik ve kültürel koĢullarda, hangi tür sosyal iliĢkilerin hâkim olduğu
yapılarda suçluluğun arttığı yâda azaldığı, kısaca sosyal yapı içinde kiĢileri suça iten nedenler ancak bu konuyu içeren detaylı bilimsel analizlerin periyodik olarak yapılması ile büyük ölçüde aydınlatılabilir. (ĠÇLĠ, 1993: 2) düĢüncesi ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçunun faillerinin sosyo-kültürel ve ekonomik yapılarının belirlenmesine yönelik ülkemizde pek dokunulmamıĢ olan bu konu da yaptığımız bu çalıĢmayla çocukların cinsel suistimali ve istismarı faillerinin profillerinin çıkartılmasının yanı sıra, aile yapısı, ekonomik durum, eğitim, göçler, kentleĢme ve ülkemizin kültür örüntüleri ile bu suçun failleri arasındaki bağıntı ve iliĢkileri belirlemeye çalıĢarak problemlere çözüm önerileri getirilmeye çalıĢılmıĢtır.
Güçlü, sağlıklı ve uzun vadeli yaĢayacak bir toplum oluĢturmanın ilk Ģartlarından biri geleceğin büyükleri olan bugünün çocuklarının psiko-sosyal, fizyolojik ve cinsel açıdan suistimal ve istismardan uzak ve sağlıklı olarak yetiĢtirilmesinden geçer. Bu bağlamda çocukların cinsel suistimali ve istismarının incelenmesi özellikle son yıllarda bu olgudaki artıĢ ile ülkemizde yapılan akademik ve bilimsel çalıĢmaların azlığı da dikkate alındığında önem arz eden, hem devlet politikası olarak hem de toplumsal olarak göz ardı edilmemesi gereken konuların baĢında gelmektedir.
Çocuğun büyüme ve geliĢmesini olumsuz yönde etkileyen her türlü davranıĢ olarak tanımlanabilen çocuk istismarına, insanlık tarihi boyunca her kültürde rastlanmaktadır. Çocuk istismarı karmaĢık nedenleri ve trajik sonuçları olan, tıbbi, hukuki, geliĢimsel ve psiko-sosyal kapsamlı ciddi bir sorundur. Fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar ve ihmal Ģeklinde görülür. (Biçer vd. Çocuk istismarı )
Çocukların cinsel istismarı, diğer istismar türlerinde de gördüğümüz gibi, uzun yıllar tartıĢılmamıĢ, üzerinde çalıĢılmamıĢ çeĢitli nedenlerden dolayı profesyonel açıdan birçok güçlükler içeren, çok hassas bir konudur. (Çocuklarda Cinsel Ġstismar, http://www.adlitip.org)
Çocukların cinsel kötüye kullanılması suç istatistiklerine göre, en sık iĢlenen cinsel suçtur. ġüphesiz bu alan az biliniyor ve söylenebiliyor. Çocukların cinsel suistimali, her Ģeyden önce karanlığın gizliğinde vuku bulur; onlar kültürün hem bireysel, hem de toplu olarak gölge alanında kalırlar. Bu suç, hiçbir diğer suç alanında, rastlanmayan yüksek bir karanlık alana sahiptir. (DEMĠRBAġ, 2005:228)
Bu bağlamda ülkemizde bu konuyla ilgili derinlemesine bir bilimsel araĢtırmanın gerekliliği tartıĢılmazdır. Kültürün içinde gizlenen, gölgesinde kalan çocukların cinsel suistimali ve istismarının Kültürel Antropolojik bakıĢ açısı ile yaptığımız bu çalıĢma ile ülkemizde eksik kalan bu alana katkı sağlayacağımız düĢüncesindeyiz.
I.BÖLÜM
1. KONU, SORUN, AMAÇ VE SINIRLILIKLAR
1.1. Konu
Ġnsanların suça yönelmesinin temel nedenini toplumsal yapı içerisinde aramak gerekmektedir. Bu hususta Yavuzer, ―Çocuk ve Suç‖ isimli yapıtında: ―Suç konusunda çalıĢan çeĢitli araĢtırmacıların da belirttiği gibi, suçlular çoğu kez;
çevrelerinin, gelenek ve göreneklerinin, kalıplaĢmıĢ kültür yapısının kurbanıdır demektedir. Konuya iliĢkin Dünyada ve ülkemizde yapılan araĢtırmalar, failleri suça iten faktörler arasında sosyo-kültürel ve ekonomik koĢulların yanı sıra yakın çevre koĢullarının rolünü ve önemini açıkça ortaya koymaktadır. Öyle ki, suçlu kiĢilik yapısına temel oluĢturan kalıtsal ve biyolojik etkenler bile ancak elveriĢli bir toplumsal ortamda etkinlik kazanabilmektedir.
Bu bağlamda araĢtırmamızın amacı: Çocukların cinsel suistimal ve istismarının sosyo-kültürel ve ekonomik nedenlerinin yanı sıra yakın çevre koĢullarının da araĢtırılıp çözüm yolları üzerine bir tartıĢma geliĢtirilerek var olan uygulamada suç ve suçlulukla mücadeleye bir katkı sağlanacaktır. Bu bağlamda çocukların cinsel suistimali ve istismarı kapsamına giren olayların sanıklarının demografik özellikleri, geldikleri sosyal çevreye iliĢkin özellikler, ekonomik durumları, aileleri ve iĢledikleri suça iliĢkin özellikleri, eğitimleri, maddi durumları vb. konular anket ve görüĢme teknikleri ile belirlenmeye çalıĢılmıĢtır. Aynı zamanda ülkemizin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısının çocukların cinsel suistimali ve istismarını tetiklediği durumlar tespit edilip çözüm yolları sunulacaktır.
Saha araĢtırmasının önemi, tanınmıĢ antropolog Branislaw Malinowski tarafından 1926‘larda vurgulanmıĢtır. Malinowski, Antropologlara sandalyelerinden kalkıp sahaya gitmeleri ve insanların yaĢadıkları yerlerden bilgi elde etmeleri için çağrıda bulunmuĢtur. Özellikle suçlu davranıĢın incelenmesinde, saha araĢtırmasının gerekliliği birçok kriminolog tarafından vurgulanmıĢ ve metot yaygın bir Ģekilde kullanılmıĢtır.(ĠÇLĠ, 1994: 24)
Biz de bu noktalardan hareketle Ġstanbul ve Adana illerinde bir yıllık süreç içerisinde çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçundan yakalanan, fezlekesi hazırlandıktan sonra mahkemeye sevk edilen sanıklara anket uygulanarak konu Sosyal Antropolojik açıdan incelenmiĢ ve adı geçen suç sosyo-kültürel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıĢtır.
1.2. Sorun
Suç ve suç ile mücadele tarihsel süreç içerisinde devamlı olarak gündemde kalmıĢ ve insanlar suçun mağduru olmamak ya da toplumu suçtan korumak için gerek suçluyu cezalandırmak gerekse suçu önlemek için bir dizi yöntemler geliĢtirmiĢ ve geliĢtirmeye devam etmektedir. Hem yaĢanılan kültüre hem de yaĢanılan yüzyıla ya da döneme göre bazı suçlar gündem de kalmıĢ, popüler olmuĢ bazılarından ise hiç bahsedilmemiĢtir. Suçları popüler kılan, gündeme taĢıyan ise en geniĢ anlamı ile kültürdür. Bunlar sanayileĢme, ĢehirleĢme, geçiĢ kültürü, teknolojik geliĢmeler vb. olarak sıralanabilir.
Günümüz toplumunda ise hiç Ģüphe yok ki kolay yoldan para kazanma hırsı, teknolojik ve biliĢim alanında ki geliĢmeler, ahlaki çöküntü birçok suçta patlama yapmıĢtır. Bu olgulardan biri de çocukların cinsel suistimali ve istismarıdır. Bu
birlikte yapılan akademik ve bilimsel çalıĢmaların oranı da oldukça yüksektir.
Ülkemizde ise bu oran son on yılda büyük bir artıĢ göstermiĢ, yapılan istatistik ve yazılı ve görsel basından edilin ilen bilgilerden de anlaĢılacağı üzere, gelinilen durum üzerinde dikkatlice eğilin ilmesi gereken çok ciddi boyutlara ulaĢmıĢtır.
Tarih boyunca suç ve suçlular insanların ilgi odakları olmuĢ ve insanları suça iten unsurlar üzerine çok araĢtırmalar yapılmıĢtır. ―Suçluluk olgusunu araĢtıran uzmanların bir bölümü kalıtsal, biyolojik ve fizyolojik nedenler üzerinde dururken, diğerleri duygusal, toplumsal yakın çevre etkenlerine ağırlık vermiĢlerdir.‖
(YAVUZER,1996: 81)
Ülkemizde konu üzerinde yapılan akademik ve bilimsel çalıĢmaların azlığı, mağdurun çocuk olması, psiko-sosyal, fizyolojik, cinsel geliĢimini tamamlamamıĢ olması ve adı geçen olgunun son yıllarda büyük artıĢlar göstermesi dikkatimizi bu konuya çekmiĢtir. Çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçunun temel nedeninin sosyo-kültürel ve ekonomik yapının ürünü olduğunu düĢünerek, bu çalıĢmamızda çocukları cinsel yönden suistimal ve istismar eden faillerin, bulundukları çevre ve bu çevredeki kültürlenme süreci içinde incelenecektir.
1.3. Amaç
Hızlı bir değiĢme süreci yaĢayan toplumumuzda, suç probleminin bilimsel açıdan incelenmesi ve suça neden olan faktörlerin belirlenmesi en azından, ilgili kurumlar tarafından gerekli önlemlerin alınmasını kolaylaĢtırarak suçun batı toplumlarındaki boyutlara ulaĢmasını büyük ölçüde engelleyebilir. (ĠÇLĠ, 1993: 1)
Suçluluğun neden bazı sosyal yapılarda diğerlerinden daha sık görüldüğü, hangi sosyal, ekonomik ve kültürel koĢullarda, hangi tür sosyal iliĢkilerin hâkim
suça iten nedenler ancak bu konuyu içeren detaylı bilimsel analizlerin periyodik olarak yapılması ile büyük ölçüde aydınlatılabilir. (ĠÇLĠ, 1993: 2)
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçunun faillerinin sosyo-kültürel ve ekonomik yapılarının belirlenmesine yönelik ülkemizde pek dokunulmamıĢ olan bu konu da yapacağımız çalıĢmayla çocukların cinsel yönden suistimal ve istismar eden faillerin profillerinin çıkartılmasının yanı sıra, aile yapısı, ekonomik durum, eğitim, göçler, kentleĢme ve ülkemizin kültür örüntüleri ile bu suçun failleri arasındaki bağıntı ve iliĢkiler ortaya konmuĢ olacak ve problemlere çözüm önerileri getirilecektir.
1.4. Hipotezler
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı sosyo-kültürel bir dizi etkenler sebebiyle, var olduğundan daha az kayıt altına alınabilmektedir.
Çocukların cinsel suistimalinin failleri mağdurların yakın ve uzak akraba ile tanıdığı kimselerdir.
Çocukların cinsel suistimali failleri çevresinde iyi olarak bilinen içe dönük ve karamsar bireylerden oluĢmaktadır.
Çocukların cinsel suistimali failleri aileleri veya eğitim kurumları tarafından sağlıklı bir cinsel eğitim alamamıĢ bireylerden oluĢmaktadır.
Çocukların cinsel suistimali failleri bu fiili çoğunlukla tek baĢlarına gerçekleĢtirmekte, çocukların cinsel istismarı failleri birden fazla kiĢi ile birlikte gerçekleĢtirmektedir.
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı faillerinin büyük çoğunluğu genellikle cinsel suç yâda Ģahsa karĢı iĢlenen suçlardan sabıkalı insanlardan
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı faillerinin yaĢı ile bu olgunun meydana geliĢi arasında ters orantı vardır.
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri çoğunlukla erkektir.
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri ile eğitim arasında ters orantı vardır.
Eğitimsiz aileden gelmekle ve eğitimsiz aileye sahip olmakla çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
Kalabalık bir aile ve kalabalık kardeĢe sahip olmak ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
Küçük bir konutta kalabalık bir ailede büyümüĢ olmak yâda ikamet ediyor olmak ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
Çok kardeĢe sahip olmak ve ailenin ilk çocukları olmak ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
ParçalanmıĢ aileye sahip olmak ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
Ekonomik durumun kötü olması ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
ġehirli olmak ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
Göç etmek ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
Ġlk cinsel deneyimlerin erken yaĢlarda yaĢanması ile çocukların cinsel
Ġlk cinsel deneyimlerin aĢk ve sevgiden yoksun olarak, sadece cinsellik amaçlı yaĢanması ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
Pornoya ilgi duymak ve düĢkün olmak ile çocukların cinsel suistimali ve istismarı failleri arasında doğru orantı vardır.
1.5. Sınırlılıklar
Çocukların cinsel suistimali ve istismarının sosyal/kültürel antropolojik açıdan incelenmesi konulu çalıĢmamızda; Tez süremizin sınırlı olması ve bu sürede pek çok aĢamanın gerçekleĢtirilmesinin gereği, maddi olanaklarının sınırlılığı ve sanıkların yakalanmalarından mahkemeye sevk edilene kadar geçen kısa bir sürede anket yapılacak olması gibi sebepler göz önüne alınarak araĢtırmanın kapsamı:
Ġstismar olayının sadece çocuklara yapılan istismarı, çocuklara yapılan istismarın da cinsel suistimal ve istismar ile sınırlandırılması düĢünülmüĢtür. Bu bağlamda çocukların cinsel suistimali ve istismarı olgusunun fail merkezli ele alınması Ġstanbul ve Adana illerinde bir yıllık süreç içerisinde bu suçtan yakalanan sanıklara anket uygulanması ile sınırlandırılmıĢtır.
ÇalıĢmamız, dünyada ve özellikle Türkiye‘de göz ardı edilen son dönemlerde yeni farkındalık oluĢturulan bir konuyu kapsadığından kaynak bulmada sıkıntılar yaĢanmıĢtır. ÇalıĢılan konunun farklı disiplinleri ilgilendirmesi ise, kavramsal tanımlamanın yapılması ve çerçevenin belirlenmesini zorlaĢtırmıĢtır. Farklı alanlarda yapılan çalıĢmalar ve uluslararası sözleĢmelerin yaklaĢımlarından yararlanılarak bu sorunlar giderilmeye çalıĢılmıĢtır.
ÇalıĢılan konu hakkında yeterli Türkçe kaynağın olmaması, bizi yabancı kaynaklara yönlendirmiĢtir. Yabancı kaynaklara ulaĢma ve Türkçeye çevrilmesinde yaĢanan güçlük ise çalıĢmayı bazı yönleriyle eksik bırakmıĢtır.
Ayrıca çocuklara yapılan cinsel suistimal ve istismarda sosyo-kültürel sebeplerin etken olabileceği düĢüncesi de mutlaka tek baĢına yeterli olamayacaktır.
Fakat diğer etkenlerin yanında, büyük ölçüde sosyo-kültürel yapının ürünü olduğu düĢüncesiyle ve branĢımız gereği bu çalıĢmada çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçu bu yönüyle ele alınmakta ve bu doğrultuda çeĢitli genellemelere ulaĢılmak istenmektedir.
II. BÖLÜM
2. ARAŞTIRMA YÖNTEMİ VE ÖRNEKLEM
2.1. Yöntem
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçunun altında yatan sosyo- kültürel ve ekonomik faktörlerin incelenmesini amaç edindiğimiz çalıĢmamız kaynak taranması, kuramsal çerçeve oluĢturulması ve Sosyal Antropolojinin temel yöntemi olan ―alan araĢtırması‖ ile mümkün olduğunca anket ve mülakat teknikleri de kullanılarak gerçekleĢtirilmeye çalıĢılmıĢtır.
2.2. Evren Ve Örneklem
YapmıĢ olduğumuz alan çalıĢmasının ülkemiz bütün kesimlerini kapsamasına azami önem gösterilmiĢ ve ülkemizin batısında yer alan, özellikle kuzey ve iç bölgelerinden fakat neredeyse bütün illerinden göç almıĢ olan Ġstanbul ili ile özellikle güney, güney doğu ve doğu bölgelerimizden göç almıĢ ve ülkemizin güney bölgesinde yer alan Adana ili seçilmiĢtir. Her iki ilimizin de sosyo-kültürel ve ekonomik özelliklerine bakıldığında, sanayileĢmiĢ, içerisinde geçiĢ kültürü dahil her kültürden insanımızın ikamet ettiği kozmopolit bir karakteristik yapısı dikkatimizi çekmektedir.
Çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçunun sosyo-kültürel ve ekonomik boyutlarını incelediğimiz bu çalıĢmamızda evrenimiz Ġstanbul ve Adana Ġl Emniyet Müdürlüklerince adı geçen suçtan 2008 yılı içerisinde yakalanıp fezlekesi hazırlandıktan sonra mahkemeye sevk edilen yaklaĢık 550 sanıktan oluĢmaktadır.
Evrenimiz içerisinde, tutuklanma ihtimali yüksek olan ve Ģartların elverdiği ölçüde
anket uygulanan 82 bireyde örneklemimizi oluĢturmaktadır. Yapılan anket ve mülakat çalıĢması bir yıllık bir süreyi kapsamaktadır.
2.3. Veri Toplama Teknikleri
ÇalıĢma teorik ve uygulamalı olmak üzere iki aĢamadan oluĢmuĢtur.
AraĢtırmamın birinci aĢamasında, suç ve çocukların cinsel suistimali ve istismarı ile ilgili literatür taraması yapılarak, bu konuyla doğrudan veya dolaylı olarak yayınlanmıĢ süreli ve süresiz yayınlar ile basın yayın ve internet haberleri ve çalıĢmaya ıĢık tutacak birimlerin verilerine de ulaĢılmaya çalıĢılmıĢtır.
Alan araĢtırmasında ise, Ġstanbul ve Adana Ġl Emniyet Müdürlükleri‘nce çocukların cinsel suistimali ve istismarı suçu kapsamına giren olayların sanıkları olarak yakalanan yaklaĢık 550 kiĢi arasından, Ģartların elverdiği ölçüde, tutuklanma ihtimali yüksek olan 82 kiĢiye anket uygulanmıĢtır. Uygulanan anket sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilip yorumlanarak çözüm önerileri getirilmeye çalıĢılmıĢtır.
III. BÖLÜM
3. KAVRAMSAL ÇERÇEVE
3.1. Suçun Tanımı, Gelişimi ve Suçlu Davranışı Açıklayan Yaklaşımlar
3.1.1. Suçun Tanımı Ve Gelişimi
Suç, tarihin ilk çağlarından itibaren yüzyıllar boyunca toplumların korku ile karıĢık ilgilerini yönelttikleri, nedenleri üzerinde durdukları ve karĢı önlemler aldıkları toplumsal bir sorun olmuĢtur.(HANCI, ―Ġç Göçler ve Çarpık KentleĢme‖, http://www.med.ege.edu.tr)
Suçluluk üzerine birçok kuramlar geliĢtirilmiĢtir. Her toplumda anti sosyal davranıĢlarda bulunan, toplumsal yâda hukuksal yaptırımlara konu alan bireylerin varlığı, yüzyıllar boyu düĢünürleri, yöneticileri, hukukçuları, bilim adamlarını yakından ilgilendirmiĢtir.
Ġlk suçu dinler tarihinde ―Hz. Âdem‘in oğullarının miras ve paylaĢım ile ilgili olarak aralarında baĢlatmıĢ oldukları kavga ve hukuksal sorunlar‖ olarak belirtebiliriz.(Ġlbay M. www.tgsh.de)
Ġnsanlar ilkel devirlerde her Ģeyde bir ruh ve canlılık görmüĢ ve belirli fiil ve hareketlerin icra edilmemesine iliĢkin emirleri, tabuların emri saymıĢlardır.
Kötülük yapanları veya yapanları cezalandırmayanları sözü geçen kuvvetlerin, tabuların Ģiddetle cezalandıracaklarına, felâkete uğrayacaklarına inanılmıĢtır. Fakat bazı hallerde ilâhların, tabuları ihlâl edenleri hemen cezalandırmadıkları görüldüğünden toplumun müdahale ile kuralı ihlâl edeni cezalandırması zorunlu
sayılmıĢ ve böylece toplumun felaketlerden, kıtlıktan korunabileceği kabul edilmiĢtir.(DÖNMEZER, 1994: 55)
Sonradan suç, dini esaslarla tanımlanmıĢ, topluma zarar veren fiil ve hareketlerin aynı zamanda birer günah teĢkil ettiği ve Allah‘ın iradesine karĢı olduğu kabul edilmiĢtir. Zamanla ve yüzyıllar içinde suç fikri gittikçe lâikleĢmiĢ ve suçun zarar veren kiĢi ile toplum arasındaki iliĢkileri ilgilendirdiği görüĢüne varılmıĢtır.
(DÖNMEZER, 1994: 55)
Antikçağda Yunan düĢünürü Platon suçu ruhun bir tür hastalığı olarak düĢünmüĢ ve bunun üç nedeni olduğunu öne sürmüĢtür. Bunlar, tutkular, haz arama alıĢkanlığı ve bilgisizliktir. Bu nedenle Platon, suçlunun aydınlatılarak iyi edilmesini ön görmüĢtür.
Bir baĢka Yunan düĢünürü Aristoteles suç iĢlemenin nedenlerini, yoksulluk, devrim gibi toplumsal koĢullarda bulmuĢtur.
Birçok uzmana göre ―Suç Antropolojisinin‖ uzmanı Hippocrates, toplumsal koĢulların yanı sıra, beden yapısıyla kiĢilik ve suç arasındaki iliĢkileri ünlü tipolojisi ile oluĢturmuĢtur.
Orta çağlarda suç, Ģeytani bir davranıĢ ve kötü ruhların teĢvikiyle ortaya çıkan bir eylem olarak kabul edilmiĢtir. Thomas d‘Aquin, suçların çoğunun kökeninde sosyal ihtirasların yattığını, ancak yoksulluğun suça neden olan bir etken olduğunu da ortaya koymuĢtur.
Burt‘ a, göre suç yalnızca bir semptom, araz ve belirtidir. Bunun kökeninin de zihin de aramak gerektiğini savunmuĢ ve suçluluğun ruhsal bir sorun olarak ele
Her ne kadar ergenlik, bazı kalıtsal etkenler, psikiyatrik sorunlar ve beden kusurlarının suçlulukta etkili olabileceği teorileri destek görüyorsa da, günümüzde daha çok çevre faktörlerinin etkili olduğu kabul edilmektedir. (Hancı.Ġ. ―Ġç Göçler ve Çarpık KentleĢme‖, http://www.med.ege.edu.tr)
Suç denilen olaya, yani belirli hareketlerin yasak fiillerden sayılmaları ile bunları iĢleyenlerin çeĢitli tepkilere konu olmalarına, devlet müessesesi Ģeklinde geliĢmiĢ insan toplumlarının meydana çıkıĢından çok önce bile rastlanmıĢtır. Tarihte hiçbir toplum yoktur ki, orada belirli fiiller yasaklanmamıĢ ve bunun karĢılığı olarak ceza müeyyidesi var bulunmamıĢ olsun. Suçlar toplumların sosyal, ekonomik ve manevi Ģartlarına göre ĢekillenmiĢtir. (DÖNMEZER, 1994: 55)
Ceza Hukukunda suç, değiĢik yazarlar tarafından çeĢitli biçimlerde tarif edilmektedir.
Gerçekten bütün bu tariflerde esas teĢkil eden husus, fiilin suç olması için kanun koyucu tarafından cezalandırılmıĢ bulunmasıdır. Bu nevi tarifler hemen ikinci bir soruyu tahrik eder. O halde niçin kanun belirli fiilleri ceza müeyyidesi ile karĢılamakta diğer fiilleri ise aynı iĢleme tâbi kılmamaktadır? (DÖNMEZER, 1994:
45)
―Teknik hukukî nitelikteki tariflerin sosyolojik bakımından itibarları daha az olmak gerekir; zira bu tariflere göre bir gün bu kanunlar ilga edilecek olursa toplum içinde suçun da kalkacağını kabul etmek gerekecektir. Oysa topluma zarar veren hareketler, kanunlar bunları tarif etmeden önceden de, mevcuttur.‖
(DÖNMEZER, 1994: 45-46)
Belirli bir suça verilen ceza belirli bir kültürde, belirli bir zaman süresi içinde değiĢebilmekte, hafiflemekte veya ağırlaĢmaktadır. Önceleri suç sayılan
davranıĢa türlü sebeplerle (sosyal, siyasal, ekonomik gibi) zamanla önem verilmemesi sonucu o suçun cezası da ortadan kalkabilmektedir. (ERDENTUĞ, 1978-1979: 178)
Hukuk kuralları örf ve adet kurallarına dayalı olarak ortaya konduklarına göre, belirli bir kültürde cezayı tespit eden hukuk kuralları, o kültürün temel ilgi ve değer yargılarının bir yansıması olmaktadır. Bu açıdan, genel bir kabul gören ceza kanunları zamanla sosyal değerlerle çatıĢmaya baĢlayınca toplum tarafından benimsenmeye bilinmektedir. (ERDENTUĞ, 1978-1979: 178)
O halde önce çözümü gereken problem belirli hareketleri suç haline getirirken kullanılacak ölçüdür. (DÖNMEZER, 1994: 46)
Sözgelimi Jhering‘e göre suç ―toplum halinde yaĢama Ģartlarına yönelmiĢ her türlü saldırılardır‖. (DÖNMEZER, 1994: 46)
Durkheim‘e göre ―suç kolektif bilincin kuvvetli ve belirmiĢ tutumlarını (dispositions) ihlâl eden fiillerdir‖. Thomas ve Znaniecky eserinde sosyal psikoloji yönünden meseleyi almak suretiyle Ģöyle bir tarif vermektedir: ―Suç kiĢinin kendisini mensubu saydığı grupta, varlığı toplum dayanıĢması ile çeliĢki gösteren fiildir‖.
(DÖNMEZER, 1994: 46)
Lombroso‘ya göre suç, ölüm, doğum gibi tabii bir olaydır; Hatta bitkiler ve hayvanlar âleminde de vardır. Bir fiil belirli bir memleketin ve zamanın adet, gelenek ve düĢünceleriyle çeliĢme halinde bulunduğunda suç vasfını alır. Suç genel nedensellik kanunu içinde tabii bir olaydır. Zira suç önemli bir kısmı itibarıyla organizma Ģartlarının ürünüdür. Bazı insanlar, -belirli hayvanların yırtıcı, bitkilerin parazit olması gibi- suçlu olarak doğarlar. Suç iĢleyen insan sui generis antropolojik
özellikler dolayısıyla suç iĢler. KiĢileri suç iĢlemeye zorlayan bu stigmatlar‘ın kökeni atavizm, dejenereleĢme ve sar‘a dır.(DÖNMEZER, 1994: 4)
Taft‘ın görüĢü ise Ģöyledir: Topluma zarar veren hareketler ya örf ve âdetlerce belirlenmiĢtir ya da grup içinde egemenliği elinde tutanlar, diğer kiĢilerin, tavır ve hareketlerini uydurmaları için modelleri, örnekleri ve bu suretle moral kuralların tümünü tespit ederler; bu kurallara uyanlara sosyal itibar verir, bunları ihlâl edenlere söz konusu mevkii reddederler. (DÖNMEZER, 1994: 46)
Günümüzde sosyo-kültürel bilimler, suç teĢkil eden insan davranıĢını (le comportement criminel), toplumda yürürlükte olan sosyal normlardan bir nevi sapıĢ (déviation), sapıcı eylem olarak tanımlamaktadırlar. Suçlu içinde yaĢadığı toplumun normları ile kiĢisel kuvvetleri arasında bir denge kuramamıĢ kiĢidir. (DÖNMEZER, 1994: 46-47) Suç kavramı ile sosyal normlar ve sapma konusu ayrı bir baĢlık altında inceleneceği için, bu konunun detayını Ģimdilik ilgili bölüme bırakıyoruz.
Dönmezer‘ e göre suç, bir insan eylemi, faaliyeti olarak bir kere sübjektif karakterdedir ve insanın, tabir yerinde ise içi ile bağımlıdır. Suç, belirli Ģartlar içerisinde failinin sübjektif ve kolektif kiĢiliğini yansıtmaktadır. Suç böylece aynı zamanda irade, duygu ve ihtirasların, eğilimlerin bir tezahürüdür. Suç aynı zamanda insanın iradî bir eylemidir; ancak bu iradî faaliyetin kendisine özgü niteliği, özelliği vardır. Gassin, bu niteliği, özelliği Ģu suretle belirtmektedir: ―Suç cezalandırmadan önce bir beĢerî ve sosyal gerçek olarak sosyal grubun en önemli değerine yönelmiĢ bir saldırıdır. Bu değerler ilk moral duygulardan bazen da kolektif ihtirasların heyecanından, bazen da amaçlara ulaĢmak için kullanılan araçlardan kaynaklanır.
(DÖNMEZER, 1994: 47)
Suç, evrensel, genel bir olaydır. Suç tarihin en eski devirlerinden itibaren var olmuĢtur ve ileride de var olmaya devam edecektir. Suçsuz bir toplum hayalden baĢka bir Ģey değildir. Ġnsanların içinde ihtiraslarla birlikte toplum halinde yaĢamanın ortaya çıkardığı çeĢitli sosyal çeliĢkiler, uyumsuzluklar bulundukça suçta var olacaktır. Suç bir bakıma, bazı kiĢilerin davranıĢları ve tutumları ile bunların içinde yaĢadıkları grupta yerleĢmiĢ davranıĢ örnekleri ile arasında bir çeliĢkidir. Bu çeliĢki her zaman ve her yerde zorunlu olarak var olacağından, suç genel ve evrensel bir olay teĢkil eder ve adam öldürme, hırsızlık gibi çeĢitli suçların farklılığına rağmen bir çeĢit bilimsel yönden gözlemin yapılması kabil ve bilimin konusunu oluĢturan bir olay niteliği ile varlığını korur. (DÖNMEZER, 1994: 49)
Suç hakkında yaradılıĢtan tek olan veya ayırt edilen hiçbir Ģey yoktur.
Birçok davranıĢ biçimi ensest dâhil, evrensel olarak suç sayılmaz. Suç faaliyeti, doğuĢtan veya sonradan kazanılan özellikleri ile değil, içinde bulunduğu sosyal durumla tanımlanır. Örneğin, cinsel iliĢki karı-koca arasında olunca yasaya uygun bir davranıĢ olarak nitelendirilir. Bu tanımlanması gereken fiziksel bir faaliyettir. Oysa aynı faaliyet, yasal sistemler tarafından ensest, zina, ırza tecavüz Ģeklinde suç olarak, faaliyeti yapan kiĢiler de suçlu olarak nitelendirilmiĢ olabilir.(ĠÇLĠ, 1994: 3)
Suç evrensel bir olgudur. Toplumların tarihsel geliĢim süreci incelendiğinde, her tür sosyal yapıda suçun var olduğu görülür. Evrenselliliğinin yanında suçun bir baĢka niteliği de göreliliğidir. Suç oluĢturan fiiller toplumdan topluma ve aynı toplumda da zaman içinde farklılık gösterebilirler. Bir toplumda suç olarak tanımlanan bir davranıĢ baĢka bir toplumda suç olarak tanımlanmayabilir.
Bunun yanı sıra, toplumların sosyal değiĢme ve geliĢme süreci içinde, bir dönemde
tanımlanabilir. Buna örnek olarak 10 yıl öncesine kadar alıĢveriĢlerde ―katma değer‖
vergisi ödememenin suç olmaması gösterilebilir. Buna karĢılık adam öldürme hemen her toplumda, her dönemde ceza yaptırımı ile tepki görmüĢ bir davranıĢtır.(ĠÇLĠ, 1993: 7)
Suçun göreceliliği konusunda Dönmezer‘in görüĢü ise: Suçun diğer esaslı bir vasfı da göreceli olmasıdır (nisbiliğidir). Suçu oluĢturan fiiller zaman ve ortama göre değiĢiktir. Bugün ağır suç sayılan eylemler geçmiĢte bazen hatta vatanseverliğe âlamet idi. Bu gün suç sayılmayan bazı fiillerde geçmiĢte en ahlâk dıĢı hareketler olarak sayılmakta idi. (DÖNMEZER, 1994: 49)
Bazı yazarlar bu niteliğine dayanarak bunların bir bilimin araĢtırma konusunu oluĢturamayacağını açıklamıĢtır. Ancak nevî ve biçimi ne olursa olsun, insan toplumda suça karĢı tepkiyi, müeyyideyi isteyen duygular aynıdır. ―O halde görülüyor ki, suçun nisbîliği, cezalandırılan fiilin ayniyetine değil; fakat ceza tepkisini tahrik eden duyguların özdeĢliğine dayanır‖. (DÖNMEZER, 1994: 46)
O halde, suç tümüyle tanımsal bir faaliyettir. Suç kavramı vardır, çünkü bazı faaliyetler bu Ģekilde tanımlanmıĢlardır. Sosyal tepki dıĢında bu faaliyetler benzer hatta aynı tür davranıĢtan açıkça ayırt edilemezler. Çünkü ―suç‖ doğal olarak
―suç olmayan‖ ile benzerdir. Bir davranıĢ bazı kiĢiler tarafından bazı durumlarda yapıldığı zaman suçtur, baĢka kiĢiler tarafından baĢka durumlarda yapıldığı zaman suç değildir. (ĠÇLĠ, 1994: 3-4)
Suçun göreli olabilme özelliği yanında, toplumdan topluma çeĢitliliği ve iĢleniĢ frekansı değiĢtiği gibi, aynı toplumda da zaman içinde bu iki özellik açısından farklılaĢabilir. Sosyal değiĢme sürecine paralel olarak yeni suç türleri ortaya çıkabilir ve suç sıklığı artabilir. (ĠÇLĠ, 1994: 4)
Erdentuğ, ―Suç Kavramının Kültür Farklılığı Açısından Değerlendirilmesi‖
baĢlıklı çalıĢmasında, kiĢiye ve mala yönelik suç türlerini değiĢik kültürler açısından incelemiĢ ve çalıĢma sonucunda suç sayılan davranıĢların gerek aynı kültürde zaman içinde, gerekse kültürden kültüre görelilik arz ettiğini vurgulamıĢtır. Çünkü ―her kültür, kendi değer yargılarına göre belirli Ģeylere önem vermekte ve bunların ihlali veya bunlara tecavüz etme, o kültürce ‗suç‘ sayılan bir davranıĢ teĢkil etmektedir. ‖ (ĠÇLĠ, 1994: 4)
3.1.2. Suçlu Davranışı Açıklayan Yaklaşımlar
Suç kavramının tanımını verdikten sonra, bu konuda çalıĢan bilim adamlarının ve suçlu davranıĢı açıklayan yaklaĢımlarını da incelemek gerekmektedir.
Suçluluk olgusunu araĢtıran uzmanların bir bölümü kalıtsal, biyolojik ve fizyolojik nedenler üzerinde dururken diğerleri duygusal, toplumsal ve yakın çevre etkenlerine ağırlık vermiĢlerdir.(YAVUZER, 1996: 81)
Biz branĢımız gereği bu yaklaĢımlardan sosyal ve sosyokültürel çevre yaklaĢımını detaylı açıklayıp diğer yaklaĢımlara değinmekle yetineceğiz.
Sosyal Ġlimlerin hemen her dalı suç ve suçluluk konusunu kendi disiplininin açısından ele almıĢ ve bu phenomen muhtelif disiplinler tarafından izah edilmeğe çalıĢılmıĢtır. Konunun bu kadar yaygın bir ilgi çekmesinin nedeni üçlüdür:(1) geçmiĢte, halde olduğu, muhtemelen gelecekte olacağı gibi, bütün insan cemiyetlerini incelemesi ve sorunun gerek ilkel toplumlarda gerekse ileri ve kompleks toplumlarda mevcut oluĢu;(2) insan davranıĢlarının çok yönlü oluĢu ve bir problemin çeĢitli sosyal ilim dallarının ilgilendiren taraflarının bulunuĢu bu sebeple insan davranıĢlarını anlatmağa ve izah etmeye çalıĢan disiplinlerin ayni konuyu
çalıĢmaya gitmek mecburiyetinde oluĢları. Eğer sosyal ilimler insan davranıĢlarını, cemiyetleri ve kültürü izah edecek ise bu gayret, ilimler arası bir kooperatifleĢme olduğu takdirde olabilir. (SARAN, 1968: 1)
Ġnsanlık tarihinin baĢından beri suçun nedenleri ve suçlu davranıĢın açıklanması ile ilgili olarak çeĢitli görüĢ ve teoriler ortaya atılmıĢtır. Ancak suçun nedenleri ve suçlu davranıĢın açıklanmasına iliĢkin bilimsel yaklaĢımların Kriminoloji biliminin ortaya çıktığı XIX. Yüzyıldan itibaren baĢladığını söylemek mümkündür. Ancak kriminolojik teori ve yaklaĢımların geçmiĢin bilgi birikimi üzerine inĢa edildiğini de göz ardı etmemek gerekir.
Kriminoloji biliminin ortaya çıktığı XIX. Yüzyılda suçlu davranıĢ genelde çok yönlü olmayan tekil nedenlerle açıklanmaya çalıĢılıyordu. Örneğin bir görüĢ yoksulluğu suçun tek nedeni olarak ele alırken, diğer bir görüĢ vücut yapısının suçun nedeni olduğunu savunuyordu. Kriminoloji biliminin aĢama kaydetmesi neticesi sonradan ortaya çıkan teoriler suçun çok nedenli bir sosyal olgu olduğunu açıklamıĢlardır.
Ġnsanın suç teĢkil eden eylem ve davranıĢlarını açıklayan felsefi görüĢlerin XIX. Yüzyılın baĢlarında bilimsel bir disiplin olarak ortaya çıkmasıyla beraber suçlu davranıĢı açıklayan teoriler belirli sınıflara ayrılmıĢlardır. Bu anlamda suçlu davranıĢın açıklanması yönündeki yaklaĢımları:
1- Antropolojik görüĢ
2- Sosyolojik yaklaĢım ve teoriler 3- Diğer görüĢler
olmak üzere üç ana baĢlık altında inceleyeceğiz.
3.1.2.1. Antropolojik Yaklaşım (Görüş)
Tarih boyunca fiziksel özelliklerin ve Ģekil bozuklukların potansiyel suç unsuru olduğu düĢüncesi her zaman var olmuĢtur. GeçmiĢten günümüze kadar anlatılan çocuk masallarında bile kötü ruhlu cinler, devler, Ģeytanlar, katiller, hırsızlar vb… hep fiziksel Ģekil bozuklukları ön plana çıkarılarak anlatılmıĢtır. ―Suç ile anatomik özellikler arasında iliĢkiler bulunduğu görüĢü, Kriminolojiden daha eskidir. Bundan dört bin yıl önce Mısır yazımlarında, Homer‘in hikâyelerinde, eski Hipokrat tıbbında ve hatta Ġncil‘de bu gibi fikirlere rastlanıldığı öne sürülmüĢtür.‖
(DÖNMEZER, 1994: 84)
―Örneğin, Ortaçağ yasaları, suç zanlıları arasında en çirkin olanın suçlu olma olasılığının en yüksek olduğunu belirlemekteydi. O dönemde suçlu olarak doğma ve çeĢitli fiziksel bozuklukları sergileme sadece bilimsel değil, edebi yazılarda da kendini göstermiĢtir.‖ ( ĠÇLĠ,1994: 51)
Ġnsanın fiziksel özellikleri ile davranıĢları arasında bir iliĢki olduğu yönünde ilk araĢtırmaları yapan bilim adamlarından birisi Dr. Franz Gall‘dir.
―Dr.Gall bazı arkadaĢlarının çehrelerinde, kafataslarında çeĢitli özelliklerin varlığını müĢahede etmiĢ ve bazı kimselerin ne için değiĢik çehre Ģekilleri ve değiĢik tabiat göstermekte bulunduklarını, bazılarının erdemli bazılarının kötü olduklarını araĢtırmak istemiĢtir. Bu soruların cevabını, incelediği çok sayıdaki insanların kafatası Ģekilleri arasındaki farklarda bulmuĢtur. Gall‘e göre insandaki ahlaki, fikri ve zihni güçler doğuĢtandır ve bu, beyin fizyolojisinin asıl ve esasını oluĢturur.‖
(DÖNMEZER,1994: 84)
Sonradan bu alanda ün kazanan Caldwell‘e göre beyin, zihin ve fikir
Caldwell‘e göre, otuz dört sayıda zihni ve fikri yetenek vardır ve bunlardan on üçü suçlu tavır ve hareket tarzı ile ilgilidir. ( DÖNMEZER,1994: 85)
Kriminoloji biliminin sistematik geliĢimi sürecinde suçlu davranıĢ ile biyolojik yapı arkasındaki iliĢkileri araĢtıran birçok araĢtırma ve çalıĢma yapılmıĢ bilim adamları bu konu ile ilgili olarak birçok görüĢ öne sürmüĢlerdir. Bu konudaki çok çeĢitli ve farklı yaklaĢımların çıkıĢ noktası olması anlamında Lombroso‘nun çalıĢmalarından özetle bahsedeceğim.
Suç antropolojisi alanında en tanınmıĢ araĢtırmacı Ġtalyan tıp doktoru Cesare Lombroso‘dur. Biyolojinin insan davranıĢlarında önemli bir rol oynadığı fikri Lombrosu‘nun çalıĢmalarının temelini oluĢturmuĢtur. Lombroso mahkûmların davranıĢ biçimleri ve yaĢam hikâyeleri üzerinde araĢtırmalar yapmıĢ ve mahkûm cesetleri üzerinde yaptığı otopsiler neticesinde bir takım sonuçlara ulaĢmıĢtır.
Lombroso‘ya göre suç, organizma Ģartlarının ürünüdür. Bazı insanlar suçlu olarak doğarlar; nasıl ki bazı hayvanlar vahĢi, yırtıcı bazı bitkiler parazit olarak doğmaktadırlar. ( DÖNMEZER, 1994: 85) Yine Lombroso‘nun teorisine göre suç eğilimi ( criminogenic traits) özelikleri akıl hastalığı, sağırlık, epilepsi, ve alkolizmin sık görüldüğü dejenere ailelerden kalıtım yoluyla geçebilir. Kalıtıma ek olarak alkolizm, eğitimsizlik, sinirlilik ile basın yayın organları tarafından çok detaylı verilmiĢ suç olayları taklit gibi nedenler suçu teĢvik edebilir. (ĠÇLĠ, 1994: 41) Lombroso yaptığı araĢtırmalar neticesinde akıl hastaları ile suçlu insanların davranıĢları arasında bir takım benzerlikler olduğunu ifade etmiĢtir. Bu anlayıĢa göre bazı insanlar doğuĢtan suçlu olmakla beraber, bazı insanlarda çevresel faktörlerin suçlu davranıĢın önünü açması neticesinde suç iĢlerler. Lombroso bu tür suçlu davranıĢları sergileyen suçlu tipini Criminoloid olarak adlandırmıĢtır. ―Criminoloid
ile suçlu doğuĢ arasında fark vardır. Ġlkine, zaman zaman suç iĢleyen denilebilir. Bu tür suçlarda çevre ve fırsat suçu çabuklaĢtırıcı faktörlerdir ve suç etiyolojisin de en önemli faktörleri teĢkil ederler. Akıl hastası suçlular suçlu doğmazlar, bunlar beyinlerinde meydana gelen bazı değiĢmeler sonucu iyi ile kötüyü ayırt edemezler.‖
(ĠÇLĠ, 1994: 41)
Lombroso bu görüĢlerinin dıĢında, duygusal yönden hassas olan ancak ihtirasları nedeniyle suçlu davranıĢ sergileyen ihtiras suçluları ve daha çok fahiĢelik ve kürtaj gibi kadınlara özgü suçları iĢleyen kadın suçluları farklı kategorideki suçlu tipleri olarak izaha çalıĢmıĢtır.
Bu görüĢleri dikkate alındığında Lombroso‘nun suçlu davranıĢı izah ederken biyolojik nedenleri esas aldığını ancak sosyolojik nedenleri de tümüyle ihmal etmediğini söyleyebiliriz.
Ancak insanların suç iĢleme eğilimlerinin çevreye ve sosyal Ģartlara bağlı olarak geliĢtiğini savunan görüĢler suçlu davranıĢını sonradan kazanılan bir özellik olduğu ve bu anlamda suçlu davranıĢın kalıtım yoluyla geçmesinin mümkün olmadığını ifade ederek Lombroso‘nun doğuĢtan suçlu teorisini eleĢtirmiĢlerdir.
Lombroso‘nun görüĢleri özetle beĢ yönden eleĢtirilmiĢtir:
Fizik karakterleri ölçmede kullandığı ölçüler, tesadüfî olmuĢ, kesin olmamıĢtır.
Ele aldığı denekler iyi seçilmemiĢtir. Kontrol grupları bilimsel ölçülere göre seçilmemiĢtir.
Çok ilkel bir istatistik metot kullanılmıĢtır.
Lombroso‘nun döneminde özelliklerin kuĢaktan kuĢağa nasıl geçtiğine
Lombroso‘nun sisteminde psikoloji çok zayıf bir yer almıĢtı.
(DÖNMEZER, 1994: 88)
3.1.2.2. Sosyolojik Yaklaşım Ve Teoriler
Suçlu davranıĢın izahı hakkındaki Sosyolojik tipteki görüĢleri kartografik (coğrafi) görüĢ, sosyalist görüĢ, sosyal çevre ve suç iliĢkisi, ekonomi ve suç iliĢkisi vb Ģeklinde sıralayabiliriz.
Suçlu davranıĢın açıklanmasında sosyolojik yaklaĢımlardan bir tanesi olan kartografik görüĢ, suçlu davranıĢı sosyal koĢullar neticesinde ortaya çıkan bir eylem olarak ifade eder. Suçlu davranıĢın ortaya çıkmasında etkili olan sosyal koĢullar ise iklim, hava basıncı, yaĢanılan çevrenin doğal yapısı, yerleĢim Ģekli ve kullanılabilir doğal kaynaklar Ģeklinde sıralanabilir.
Coğrafi görüĢ adı da verilen bu yöntemin esası suça iliĢkin diğer problemleri sosyal ve coğrafi Ģartların zorunlu bir sonucu olarak kabul etmek ve özellikle suçun coğrafi ve sosyal bölgelerdeki dağılımı ile uğraĢmaktır. Bu görüĢ Fransa‘da Guerry ve Belçika‘da Quetelet tarafından temsil edilmiĢtir. (DÖNMEZER, 1994: 72)
Bu anlamda bazı yazarlar coğrafi koĢulların suçlu davranıĢı nasıl etkilediği yönünde bir takım çalıĢmalar yapmıĢlardır. Örneğin; Montesquieu ekvatora yaklaĢıldıkça suçların, kutuplara yaklaĢtıkça sarhoĢluğun artacağını iddia etmiĢtir.
Dexter ise ―İklim Etkileri” isimli çalıĢmasında hava basıncı, nem, rüzgâr gibi meteorolojik faktörlerin suçla iliĢkisi olduğunu ileri sürmüĢtür. (ĠÇLĠ, 1994: 71-72)
Suçlu davranıĢı açıklayan Sosyalist veya Marksist yaklaĢımlar esasını Marx ve Engels‘in eserlerinden almaktadırlar. Marx sosyal problemlerin tamamının
ekonomi rekabeti gerektirir ve bunun neticesinde özel mülkiyeti elinde bulunduran burjuvalar iĢçilere daha düĢük ücret ödeyerek giderek zenginleĢirken proletarya ( iĢçi sınıfı ) günden güne fakirleĢir ve buna tepki olarak suç ve diğer sosyal problemler ortaya çıkar. Marx spesifik manada suç konusu hakkında ayrıntılı görüĢler sunmamıĢ ancak önerdiği çağdaĢ endüstri toplumu modelinde sosyal problemlerin olmayacağını öne sürmüĢtür.
Suçun geniĢ ölçekli Marksist teorisini ilk tavsiye eden William Bonger‘dir.
Bonger‘in tartıĢmaları aĢağıdaki önermelerle ifade edilebilir.
1- Ahlak dıĢı davranıĢ ve suçu neyin inĢa ettiği fikri sosyal yapıdaki değiĢmelere bağlıdır.
2- Ceza yasalarında yasaklanan davranıĢlar güçlünün menfaatlerine zarar verenlerdir.(ĠÇLĠ, 1994: 119)
1960‘lardan itibaren Amerika‘da Kriminoloji de suç teĢkil eden tavır, hareket ve davranıĢlar konusundaki görüĢleri kökünden değiĢtirmek amacını güden yeni çabalar gösterilmeye baĢlandı; bu çabalara Radikal Kriminoloji adı verildi. Bu yeni yaklaĢımı uygulayanların da esasta Marksist görüĢü benimsedikleri söylenebilir.
Bu okul sosyal adaletsizliklere bir tepki gibi gözükmektedir. Sosyalist toplum biçiminde suçluluk, bu okula göre, ortadan kalkacaktır. (DÖNMEZER, 1994: 73)
3.1.2.3. Sosyal/Kültürel Çevre Ve Suç
Konumuzla doğrudan iliĢkili olması nedeniyle bu bölümde suçlu davranıĢın izahında sosyo-kültürel etmenler, çevre ve ekonominin rollerini açıklamaya çalıĢacağım.
Suçlu davranıĢın nedenlerini açıklamaya çalıĢan sosyolojik görüĢlerden bir
savunan ekolojik görüĢtür. Ekoloji genel anlamda bitki ve hayvanların doğal koĢullar içinde birbirleriyle iliĢkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Kriminolojide ise insan ekolojisi insan ve yaĢadığı çevre arasındaki iliĢki olarak tanımlanabilir.
Suçlu davranıĢa ekolojik yaklaĢım kısaca: ―Harita metodunu uygulayarak suçun yer itibariyle dağılıĢını tespit ve suçlunun içinde bulunduğu ortamın suça sebep olucu bir etmen niteliği ile gözlemi, analiz ve incelenmesi ve bu bakımdan belirli bir yer üzerinde suçluluk ile oradaki etmenler arasındaki korelasyonların belirtilmesi ve suçluluğun buna göre izahı Ģeklinde açıklanır ki bu görüĢe kriminolojide suçluluk bölgeleri görüĢü de denilmektedir‖. (DÖNMEZER, 1994:
180-181)
Gerçekten de günlük yaĢamımızda yaĢanılan fizik çevrenin insan davranıĢlarını etkileyen bir etmen olduğuna dair inanıĢlarla karĢılaĢmamız mümkündür. Örneğin; Ġtalya‘nın Sicilya adası her zaman bilimsel anlamda olmasa bile mafya kavramı ile birlikte anılmıĢtır.
Gerçekten bazı Ģehir bölgelerinde diğer bölgelere nazaran çok daha fazla ve sürekli olarak suç iĢlendiği gözlemince, bazı sosyal bilimcilerin bu halin tesadüfî olmadığını, derin ve sosyal kuvvetlere dayandığını düĢünmeleri tabi idi. Böyle olunca bu kuvvetlerin tanısını yapmak ve mümkün olduğunda bu kuvvetleri yok etmenin suçu önleyici etki yapacağı tabii sayılmıĢtı. Böylece suçun baĢlıca sebebinin ferdi özellikler olmayıĢı gayri Ģahsi sosyal kuvvetler olduğu vurgulanmıĢ oluyordu.
(DÖNMEZER, 1994: 181)
Ekoloji ve suç ile ilgili olarak yapılan çalıĢmaların baĢlangıcı 1800 yılların birinci yarısına dayanmaktadır. Bu tarihten sonra suçlu davranıĢın açıklanmasında ekolojik çevrenin ve buna bağlı olarak nüfus hareketlerinin etkileri üzerine birçok
çalıĢma yapılmıĢtır. Bu konuda çalıĢmaları olan Allison ―Principles of Population- Nüfus Prensipleri‖ isimleri kitabında bu konu üzerinde durmuĢtur. Yazara göre büyük rastlantılar sonucu geliĢen nüfus hareketleri, bilimde ve sanatta görülen cesaret verici geliĢmeler, gerçekleĢtirilen yeni yatırımlar toplumsal durumları etkilemiĢ ve onlarda değiĢiklik yaratmıĢtır. 1856 yılında ise Turner konu ile ilgili yayınladığı raporunda gençlik suçluluğunun çocuk çetelerinde hâkim olan arkadaĢlık duygusunun yarattığı birlik bilinci sonucu ortaya çıktığını, bunun Londra Ģehri için özel problemler yarattığını söylemiĢtir. ( ĠÇLĠ, 1994: 84)
Demografik hareketlerin ekonomik ve kültürel sorunların bir sonucu olduğu düĢünüldüğünde çevresel faktörlerde sürekli yaĢanan değiĢikliklerin insan davranıĢlarını olumsuz anlamda değiĢtirdiğini söylemek mümkündür. Nüfus hareketlerinin baĢında gelen göç olayının suç olgusunu arttırdığını savunan birçok görüĢ hâkimdir. Suç ve göç hareketlerinin iliĢkisini açıklamaya çalıĢan araĢtırmalar yapan Bertoloni değiĢik gelenek ve kültüre sahip bölgeler arasındaki güçleri toplumsal uyumsuzluğun baĢlıca nedeni olarak açıklamıĢtır.
Bertoloni‘ye göre ―Çocuklardaki uyumsuzluk oranıyla göç arasındaki iliĢki, göç edenlerin kiĢilik yapısına bağlı değildir; bu bireylerin toplumsallaĢmaya entelektüel bakımdan, hazırlıklı olmayan kiĢiliklerine yapılan etkilerden doğmaktadır. (YAVUZER, 1996: 212)
Ekolojik görüĢ çerçevesinde yapılmıĢ en pozitif çalıĢmalardan bir tanesi Clifford Shaw tarafından yapılan ve Chicago Ģehrinde çocuk suçluluğunun özelliklerinin incelenmesi sebep ve faktörlerinin tespit edilmesine yönelik çalıĢmadır.
Shaw yaptığı araĢtırma sonuçlarından elde ettiği verilerle ilk kez suç önlenmesi
1840‘lardan itibaren Ģehirdeki demografik hareketleri, zenci-beyaz yerleĢim özelliklerini ve ekonomik özellikleri incelemiĢlerdir. Göçmen iĢçilerin ekonomik yapı içindeki durumuna da değinmiĢler ve onların yaĢam Ģekillerinin ve yerleĢim yerlerinin özelliklerini açıklamıĢlardır. AraĢtırmaları 1900‘dan 1933‘e kadar 33 yılda gençlik mahkemelerinin 55.998 dosyasının incelenmesini içermektedir. Dosyalar mahkeme öncesi, mahkeme sürecinde ve mahkeme sonrasında olmak üzere üç aĢamalı olarak incelenmiĢtir. Her aĢamada 1900‘den -1927‘e kadar altıĢar yıllık üç dönemde polis ve mahkeme ile karĢı karĢıya gelen gençler karĢılaĢtırılmıĢtır. 1942‘de yayınladıkları ―Gençlik Suçluluğu ve ġehir Bölgeleri‖ gençlik suçluluğu konusundaki görüĢler üzerinde çok etkili olmuĢtur. Shaw ve MCKay‘ın çalıĢma sonuçlarına göre:
1. Suç oranlarının, Ģehirde farklı bir dağılımı vardır.
2. Merkeze yaklaĢtıkça suç oranlarında artma, uzaklaĢtıkça azalma görülür.
3. Bazı bölgelerde, etnik nüfusun yapısı ne olursa olsun suçluluk oranı yüksektir.
4. Genç suçlu oranının yüksek olduğu bölgelerde, göçmen oranı yüksek, gelir düzeyi ve ev sahipliği oranı düĢüktür. Bu bölgede beyaz olmayan nüfus yaĢar.
5. Suç oranlarının yüksek olduğu bölgelerde, geleneksel olmayan normlar genelde kabul edilmektedir, bu normlar bölge sakinlerinin çoğu tarafından geleneksel normlarla tamamlanmıĢtır. (ĠÇLĠ, 1994: 87)
Shaw ve McKay, Chicago‘da suçluluğun coğrafi dağılıĢı ve suç bölgelerinin Ģehrin iĢ ve sanayi merkezlerine bitiĢik bölgelerde yoğunlaĢması
sonucunu Amerika‘nın diğer Ģehirlerinde de araĢtırmıĢlar ve bu araĢtırmalarda da suçun bir coğrafi esas çerçevesinde dağılım gösterdiği gerçeğini ortaya koymuĢlardır.
Suçluluk bölgelerinin sınıflandırılmasını Shaw‘dan farklı olarak izah eden araĢtırmacılardan bir tanesi Taft‘dır. Taft Amerika da Ģehirlerin suç bölgelerini altı farklı kategoride incelemiĢtir.
1 – Bu bölgelerden birincisi baĢka etkenler dolayısı ile nispeten karmaĢık bir nitelik göstermeyen açık derecede normal aile yapısına sahip, yoksulluğun egemen bulunduğu bölgedir.
2- Ġkinci tip bölge ―Slum‖ dır. Slum: ― Elektriği, suyu, yolu, kanalizasyonu bozuk olan ve fakirlerin oturduğu bölgelere verilen isimdir.‖(SARAN, 1968: 22) Buraları gerek yoksulluk ve nüfusun tecanüs göstermesi, gerek diğer etmenlerle karmaĢık bir nitelik göstermektedir. Bu bölgelerde kiĢiler arası sosyal aralıklar yoktur. Bu bölgede daha çok göçmenler, vasıfsız iĢçiler, terk edilmiĢ insanlar, çok fakir olanlar, madde tutkunları yaĢarlar.
3- Üçüncü bölge ―Mafsal‖ bölgeleridir. Mafsal bölgesi; düzenli sosyal bölgeden bazı fikir, sosyal setlerle, bir nehir veya tren yolu gibi fiziki setlerle ayrılmıĢ ve daha iyi organize durumda bulunan iki sosyal çevrenin arasına düĢmüĢtür. Bu tür bölgeler ihtilaf halinde bulunan kültürlerin savaĢ alanlarıdır ve kültür ihtilafları sözü geçen bölgeleri suç bölgeleri haline sokar.
4- Kiralık Odalar Bölgeleri: Çocuğu az olan ve ileri derecede seyyar durumda bulunan bu bölgeler kiĢisel olmayan iliĢkiler bölgeleridir. Bu tür anonimliğin egemen olduğu bölgelerde toplum iliĢki ve kontrolü bulunmaz. Siyaset hayatına karĢı ilgisizlik vardır ve bütün bu sebeplerle sözü geçen bu bölge her Ģeyden