• Sonuç bulunamadı

EKOLOJİ DERS NOTLARI. Prof. Dr. İzzet AKÇA. Not: Bu not değişik kaynaklardan derlenmiş sunu niteliğindedir. Bilimsel kaynak olarak gösterilemez.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "EKOLOJİ DERS NOTLARI. Prof. Dr. İzzet AKÇA. Not: Bu not değişik kaynaklardan derlenmiş sunu niteliğindedir. Bilimsel kaynak olarak gösterilemez."

Copied!
269
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

EKOLOJİ DERS NOTLARI

Prof. Dr. İzzet AKÇA

Not: Bu not değişik kaynaklardan derlenmiş sunu niteliğindedir.

Bilimsel kaynak olarak gösterilemez.

1

(2)

Ekolojinin Tanımı ve Kapsamı

Tarımsal Ekoloji, tarımsal üretimde ekolojik bilgilerin uygulandığı bir daldır.

Bu nedenle ; temel ekolojik bilgilerin;

Çok iyi öğrenilmesi, benimsenmesi ve bunların

tarımsal üretimde bilinçli bir şekilde uygulanması,

Tarımsal kaynakların iyi kullanılması ve değerlendirilmesini sağlar.

(3)

İnsanoğlunun içinde yaşadığı çevreyi zorlaması;

yıldan yıla artan dünya nüfusu, gelişen teknolojik çağın ihtiyaçlarını karşılamak için ortaya çıkan üretim ve tüketim faaliyetlerinin sonucudur.

Bu zorlama ekolojik kurallara uygun değilse; ekolojik dengesizliklere yol açar.

Ekolojik kurallara uygunsa; daha etkili üretim, daha temiz ve daha sağlıklı toplumlar ortaya çıkar.

3

(4)

Ekoloji sözcüğü Alman Biyolog Ernest Haeckel tarafından 1869 yılında önerilmiştir.

“Ekoloji” Yunanca: “yurt, yuva” anlamında "Oikos“

Yunanca ve Latince “bilim” anlamında "Logia” dan doğmuştur.

Ekoloji bilimi 1900’lerde biyolojinin ayrı bir dalı olarak tanınmıştır.

Ekoloji sözcüğü son 20-25 yıl içerisinde teknik terimler arasına girmiştir.

(5)

Ekoloji 1

Organizmaların yaşadıkları biotik (canlı) ve abiotik

(cansız) çevre ile olan karşılıklı ilişkilerini,

çevrenin yapı ve fonksiyonunu, biyolojik, fizyolojik ve

biyokimyasal esaslara dayanarak inceleyen bir

bilimdir.

5

(6)

Ekoloji 2

Canlıların bireysel ve gruplar halinde

birbirleri ve içinde yaşadıkları çevre koşulları ile karşılıklı ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.

Bu yüzden ekolojinin çalışma alanı son derece

geniştir.

(7)

Organizmaların Yaşama Yerine Göre Ekoloji:

Tatlı Su Ekolojisi (limnoloji)

Deniz Ekolojisi (oceane graphy)

Karasal Ekoloji (terrestrial ecology)

7

(8)

Klasik ekoloji:

1) Autekoloji 2) Synekoloji

3) Populasyon ekolojisi

1) Autoekoloii (birey ekolojisi): Autoekolojide bireyin çevre ile ilişkileri incelenir.

2) Svnekoloji (sentetik ekoloji, topluluk ekolojisi):

Synekolojide organizma birliklerinin çevre ile olan karşılıklı ilişkileri incelenir.

3) Populasyon Ekolojisi (demekoloji): Populasyonların çevre ile olan karşılıklı ilişkilerini inceler. Populasyon, belli bir bölgede yaşayan aynı türden bireylerin oluşturduğu

topluluktur.

(9)

Autekoloji

Organizmaları bireysel olarak ele alır.

bunların çevreleri ve diğer organizmalarla karşılıklı ilişkilerini inceler.

Bireylerin çevreye karşı davranışlarına önem verir.

Autekolojik çalışmalarda esas amaç; özel bir organizmanın genel ekolojik tablo içine nasıl uyduğunu göstermektir.

9

(10)

Autekolojide;

Biyolojik organizmaların; bireysel büyüme, gelişme, hayatta kalmaları ve üremeleri üzerinde etkili

iki veya üç çevresel değişkenin yarattığı durum

çalışılır. Örneğin; orman ağaçları ve çeşitli kültür bitkileri,

yetiştirme bahçelerinde, Seralarda, orman ve tarlalarda

kendi çevresi içinde değişken bir grup çevre koşullarıyla karşı karşıya bırakılarak çalışılır.

(11)

Autekolojik Araştırmalar

Autoekolojik araştırmalar eskiden, zayıf bir şekilde kontrol edilen çevre koşulları altında büyük ve elde tutulması güç organizmaları kullanan basit bir

organizmik bitki fizyolojisi tipiydi.

Burada değerlerin çoğu; ölçülmeyen ve beklenmeyen olaylar tarafından engellenirdi, araştırma yıllarca sürer ve veriler zor yorumlanırdı.

11

(12)

Şimdi, Frits Went'in geliştirdiği fitotronla; çevre koşulları kontrol altında tutulan büyüme odalarında, kontrollü iklim koşulları altında

kara organizmalarıyla yapılan araştırmalar tekrarlanabilir bir esasa göre yürütülüyor.

Bugün artık, Autekoloji oldukça duyarlı bir bilim dalıdır.

(13)

Sinekoloji

Sinekoloji tümden gelicidir.

Organizmalar;

gruplar halinde ele alınır,

bunların çevreleri ve diğer organizmalar ve

organizma grupları ile karşılıklı ilişkileri incelenir.

Amaç: tüm ekolojik tabloyu bir bütün olarak ele almaktır.

13

(14)

Temel Ekolojik Kavramlar

Birey (Organizma) Ekolojisi: Bir türe ait birey ya da bireylerin ortamlarıyla olan ilişkilerini inceler.

Populasyon: Belirli bir alanı paylaşan aynı türe ait bireyler topluluğudur.

Komünite: Belirli bir alanda yaşayan farklı türlere ait populasyonların meydana getirdiği topluluktur.

Ekosistem: Belirli bir alanda yaşayan türler cansız çevreleriyle birlikte ekosistemi meydana getirirler.

Başka bir deyişle ekosistem komünite ve cansız çevreyi içerir. Bir ekosistem çok sayıda farklı komünite içerir.

(15)

Biyosfer: Yerküre içinde canlılara yaşam ortamı sağlayan küredir.

Yeryüzündeki tüm ekosistemleri içerir. Litosfer ve hidrosferin üst kısımlarıyla atmosferin belirli bir yüksekliğe kadar olan alt kısımlarını içerir.

Habitat: Bir canlının habitatı onun yaşadığı, arandığı zaman bulunabileceği yer olarak tanımlanır.

Ekolojik niş: Bireyin habitatı içinde yaşamını sürdürmek için yaptığı faaliyetlerin tümü o canlının nişini ifade eder

15

(16)

YAŞAM ORGANİZASYONU

Organizmalar

Populalasyonlar Kommuniteler

Ekosistemler

Biosfer

(17)

17

(18)
(19)

Ekoloji canlı ve cansız çevredir.

Canlılar; bitki ve hayvanlardır

Genel ekoloji : Bitki ve hayvan ekolojisidir

19

(20)

BİTKİ EKOLOJİSİ

Otsu bitki ekolojisi

Odunsu bitki ekolojisi

Orman ekolojisi vs.

(21)

HAYVAN EKOLOJİSİ

Memeli hayvanlar ekolojisi

Balık ekolojisi

Kuş ekolojisi

Böcek ekolojisi

21

(22)

Ayrıca ekoloji, incelenen ekosistemlere göre de ;

Karasal ekoloji

Deniz ekolojisi

Tatlı su ekolojisi gibi alt bölümlerede ayrılabilir.

(23)

Bitki ve hayvan ekolojisi yapay bir sınıflandırmadır.

Çünkü:

Tüm canlılar ve çevreleri evrende birbirinden ayrılmaz bir bütündürler.

Cansız çevre ile orada yaşayan tüm canlılar aralarında var olan devamlı bir enerji akımı

ve madde alışverişi ile birbirleriyle karşılıklı ilişkili bir "ekolojik sistem" yada “ekosistem” olarak kabul

edilirler.

23

(24)

Ekolojik düşünüş içinde ekosistem kavramı çok geniştir.

Çünkü; Ekosistemde :

zorunlu ilişkilere,

karşılıklı bağlılıklara

ve olağan ilişkilere önem verilir.

(25)

EKOSİSTEM

Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile

meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem denir. Eğer söz konusu

ekosistem bir tarım alanı içinde gelişiyorsa buna agroekosistem adı verilir.

25

(26)

Kommunite’nin kendini saran cansız çevreyle

oluşturduğu sistem olarak tarif edilen ekosistem;

hayvan, bitki ve habitat’tan oluşan bir sistem olup başlıca;

1. Organik ve anorganik cansız maddeler 2. Besin yapıcı bitkiler (ototrof)

3. Besin tüketici canlılar (heterotrof) 4. Saprofit gibi ayrıştırıcılardan oluşur.

(27)

Yeryüzünde 3 büyük EKOSİSTEM vardır;

Karasal

Denizsel

Tatlı su

27

(28)

Ekosistemlerde yaşam,;enerji akışı ve besin döngüleriyle sürer. Açık bir sistem olan

ekosistemde, enerji ve besin giriş-çıkışı süreklidir.

Bir ekosistemin dört temel bileşeni vardır.

Üreticiler (ototroflar), tüketiciler (hetotroflar), ayrıştırıcılar (saprofitler) ve doğal çevre. İlk üç

bileşen, dördüncü bileşenin oluşturduğu cansız doğa içinde varlıklarını sürdüren canlı yaşamı kapsar.

(29)

Ekosistemin Üç Canlı Bölümü

Üreticiler,

Makro tüketiciler,

Mikro tüketiciler

29

(30)
(31)

31

(32)

Burada önemli olan; sınırları önceden belirtilmiş ekolojik bir sistem içersinde; devamlı bir enerji akımı ve madde

dolanımının bulunmasıdır.

Bu nedenle herhangi bir orman parçası - çayır ya da mera alanı - göl yada gölet - buğday yada pamuk tarlası, canlı ve cansız çevreleri arasında sürekli olarak enerji akımı ve madde dolanımı bulunması koşuluyla birer

ekosistem sayılırlar.

(33)

Buna karşılık,

Sınırları duvar, pencere ve kapı ile çevrilmiş bir sınıf; içerisinde canlılar, güneş enerjisi ve hava bulunmasına karşın; sistem içerisinde devamlı bir enerji akımı ve madde dolanımı bulunmaması ile bir ekolojik sistem sayılamaz.

33

(34)

Herbivorlar (= Bitki Yiyenler)

(35)

Karnivorlar (= Et Yiyenler)

35

(36)

Omnivorlar (= Hem Bitki Hem de

Et Yiyenler)

(37)

EKOLOJİK FAKTÖRLER

Bir organizma yaşamını sürdürürken etrafında canlı ve cansız bir çok faktörle sürekli etkileşim halindedir. Bu faktörleri aşağıdaki şekilde gruplandırabiliz.

37

(38)

Ayrıca bir ekosistemde yaşayan bütün canlılar diğer canlılarla birlikte karmaşık bir besin ağı oluştururlar.

(39)

FLORA: Belirli bir bölgedeki bitki topluluğuna denir.

Aynı zamanda bakterilerin oluşturduğu bitki topluluklarına da flora denir.

FAUNA: Belirli bir bölgede yaşıyan hayvanların tümüne verilen addır. Yeryüzünde ekolojik olarak sınırlanabilir bir yaşam alanında bulunan hayvan türlerinin tamamıdır.

SÜKSESYON: Bir ekosistemde baskın türler, çevre

şartlarının etkisiyle yerini başka türlere bırakabilir. Bu olaya süksesyon denir. Süksesyona sebep neden olan faktörler dogal afetler, savaş vb. faktörlerdir.

39

(40)

EKOTONİ: İki ekosistem arasındaki geçit bölgesidir.

ENDEMİK BİTKİ: Bulunduğu bölgenin ekolojik

şartları yüzünden yalnızca belirli bölgede yetişen, dünyanın başka yerlerinde yetişme imkanı olmayan, yöreye özgü bitki türüdür.

(41)

Cansız çevre

Herhangi bir ekosistemin ikinci ana bölümüdür.

Organizmaların içerisinde yaşadıkları cansız çevre ile ilişkili çevre koşullarını oluşturur.

41

(42)

Ekosistemin cansız bölümü 3’e ayrılır.

1. Biyokimyasal döngüler: sistemin devamlılığı açısından, bölümler arasında oluşan madde dolanımı

2. iklim rejimi: güneşlenme, sıcaklık, yağış ve diğer fiziksel faktörleri içermektedir.

3) Cansız bölüm : sistemin canlı ve cansız bölümleri birbirlerine bağlayan organik bileşiklerdir:

proteinler, karbonhidratlar, lipid ve humus gibi organik bileşiklerden oluşmaktadır.

(43)

1. Biyokimyasal Döngüler = Ekolojik Döngü

Sistemin devamlılığı açısından, bölümler arasında oluşan madde dolanımıyla ilgili inorganik

maddeler .Bunlar :

Karbon, azot, fosfor ve su.

Bir ekosistemde var olup canlı organizmaların temel yapı taşlarını oluştururlar.

43

(44)

Ekolojik Döngü

Yeryüzünde yaşam için gerekli olan SU, KARBON, AZOT, FOSFOR ve çeşitli mineral besin maddelerinin

canlılar ile cansız çevre arasındaki düzenli dolaşımına

“EKOLOJİK DÖNGÜ” denir.

(45)

Su Döngüsü

Su; doğal kuvvetler ve hava hareketleriyle yeryüzü ve

atmosfer arasında devamlı hareket eder.

Suyun, sıvı, katı ve gaz

halindeki düzenli dolaşımına SU DÖNGÜSÜ VE

HİDROLOJİK DÖNGÜ denir. Bu döngünün

temelini buharlaşma ve yağış oluşturur.

45

(46)

Buharlaşma 3 : bitkiler tarafından suyun buhar yoluyla havaya verilmesi (transpirasyon)

Buharlaşma 1: okyanus ve denizlerde su yüzeylerinde ısınan suyun buharlaşması,

Buharlaşma 2: karalarda ısınan toprağın bünyesindeki suyun buharlaşması (Evaporasyon),

Bu buharlaşmalarla BULUT oluşur.

(47)

47

(48)

Bulut,

rüzgarın etkisiyle atmosfer

içersinde hareket eder,

yoğunlaştıkları zaman

yağmur,

kar, çiğ, kırağı ve dolu olarak

yağar.

(49)

Yağış şeklinde düşen suyun önemli bir kısmı karalardan denizlere yüzey akışları şeklinde doğrudan akar.

Bu suyun bir bölümü, toprak içine sızarak taban suyuna karışır ve dolaylı olarak denize ulaşır.

49

(50)

Su döngüsünde yer alan toplam su buharının;

% 86’sı okyanus üzerindeki

buharlaşmadan

% 14’ü karalardan

buharlaşmadan oluşur Yağış olarak düşen suyun

% 79’ u okyanus ve denizlere

% 21’ i karalara düşmektedir.

Su Döngüsü

(51)

51

Tarımsal açıdan yağış miktarları bazı tarım sistemlerini ortaya çıkarmıştır.

Kuru tarım,

Nemli tarım

Sulu tarım

(52)

DSİ, ülkemizde net olarak kullanılabilecek su miktarı toplamının 112 milyar

metreküp olduğunu kabul etmektedir.

Bu kaynağın 40,1 milyar

metreküpü 2003 yılı itibariyle kullanıma açılmıştır.

40,1 milyar metreküp suyun

%74’ü sulama sektöründe,

%15’i içme suyu sektöründe ve

%11’i ise sanayide kullanılmaktadır.

(53)

Sulama, kurak ve yarı kurak bölgelerde yüksek tarımsal verim ve kalite açısından oldukça büyük öneme sahiptir.

Ancak yanlış sulama uygulamaları sonucunda ciddi boyutlara ulaşabilen çevresel sorunlar ortaya

çıkmaktadır.

53

(54)

Taban suyu yükselmesi,

Tuzluluk,

Gübre ve kimyasal ilaç kalıntılarının sulama suyuyla derine inmesi,

Sulamadan dönen suların tuz konsantrasyonlarını arttırarak yer altı ve yerüstü sularına karışması,

İz elementlerin su kaynaklarında birikmesi,

toprak erozyonu ve bu sulardan yararlanan canlılar

(bitki, hayvan ve insan) üzerinde hastalık ve zararların oluşması,

Yanlış sulama uygulamalarından kaynaklanan temel çevre sorunlarıdır.

(55)

Sulamada kullanılan suları kirletici faktörler şunlardır:

Endüstriyel kirlilik olarak sanayi tesislerinden arıtmaksızın bırakılan katı (toz), sıvı ve gaz atıklar,

Kentsel kirlilik olarak evsel sıvı ve katı atıklar,

Tarımsal kirlilik olarak yüksek verim alınması için kullanılan aşırı nitrat, pestisit, herbisit ve hormonlar,

Radyoaktif kirlilik olarak nükleer santral ve

diğer nükleer çalışmalardan kaynaklanan kirlilik.

55

(56)
(57)

Azot döngüsü

Azot proteinlerin, kalıtım görevi üstlenmiş nükleik

asitlerin, hormonların ve vitaminlerin yapısında yeralır.

Azot atmosferin % 80’nini oluşturur.

Atmosferdeki bu azottan doğrudan yararlanılamaz.

Ancak çok az sayıda mikroorganizma yararlanabilir.

Yeşil bitkiler dolaylı olarak yararlanırlar.

Azotun en önemli kaynağı atmosferdeki azot gazıdır.

Bitkiler azotu topraktan suda erimiş halde nitrat ya da amonyum tuzları şeklinde alır.

57

(58)

Toprağa azotun birikimi;

1. Şimşek ve yıldırım gibi doğal elektriklenme ile

2. Biyolojik olarak biriktirilme ile olur.

Azot Döngüsü

(59)

1. Şimşek ve yıldırım gibi doğal elektriklenme ile;

Havadaki azot oksitlenerek suda eriyen

amonyum ve nitrata dönüşüp toprağa geçer.

Bir dönüme yılda yarım ile bir kg saf azot bırakılır.

59

(60)

2. Biyolojik Yolla

Rhizobium bakterileri,

Azotobakter,

Bacillus amylobakter,

Beijerinckia bakterileri,

Nostoo ve Calothrix gibi mavi-yeşil algler ve bazı Actinomvcet mantarlar

Havadaki elementel azotu bünyelerinde organik azota dönüştürerek biriktirirler.

(61)

Yaşayan Organizmaları İçeren Azot Döngüsü:

61

(62)

NİTRAT: bitkiler tarafından alınan AZOT’un ana formudur.

Azot fikseeden bakteri atmosferdeki azotu AMONYUM’a çevirir.

Bitkiler protein ve nükleik asit üretmek için azotu asimile ederken azotun bir kısmı bu bitkileri yiyen hayvanlara geçer.

Ölen bitki ve hayvanların bünyelerinde bulunan azot, toprakta amonyum fikseeden bakteriler yardımıyla toprağa verilir

Bunlar Toprakta “İNORGANİK AMONYUM VE NİTRAT TUZLARI” haline gelinceye kadar

parçalanır.

En son, topraktan atmosfere gaz şeklinde azot geçişi olur

“Denitrifikasyon”

(63)

KARBON DÖNGÜSÜ

Karbon canlı dokuları oluşturan en önemli maddelerden biridir.

Karbonun yeryüzünde dört önemli kaynağı vardır;

1. Atmosfer :Karbondioksit, bikarbonat

2. Hidrosfer (denizler ve tatlı sular)

3. Litosfer (taşküre) :doğalgaz, petrol, kireçtaşı

4. Canlı vücutlar

63

(64)

Havadaki karbondioksit bitkiler tarafından fotosentezde kullanılır.

Fotosentez sonucu :

organik madde + oksijen oluşur.

Solunum sonucu :

organik maddeler oksijenle parçalanır karbondioksit ve

su oluşur.

Karbon döngüsü ile oksijen döngüsü yakın ilişkilidir.

(65)

KARBON DÖNGÜSÜ

65

(66)

FOSFOR DÖNGÜSÜ

Fosfor; hücre içindeki nükleik asitlerin ve hücre zarının yapısında bulunur.

Fotosentezde önemli rol alan ATP’nin yapı taşıdır.

(67)

Doğadaki fosforun kaynağı; yerkabuğundaki FOSFAT KAYALARI ve SU’lar.

67

(68)

Karalarda fosforca

zengin kayalar parçalanarak ufalanır ve bünyesindeki fosfor suda

eriyebilir şekle dönüşür.

Fosfor döngüsünün temeli; Fosforun, karalardan denizlere, denizlerden karaya taşınmasıdır.

(69)

Toprak içindeki fosforu, bitkiler fosfat iyonları şeklinde alır.

Bitki bünyesinde fosfor, organik fosfor bileşiklerine dönüştürülerek biriktirilir.

Bu bitkilerle beslenen hayvanların vücudunda fosfor, çeşitli organik bileşikler şeklinde

bulunur.

Bitki ve hayvan kalıntıları parçalanarak fosfor, inorganik hale dönüştürülür ve bitkilerin

alabileceği forma çevrilir.

69

(70)

Fosfor, bu canlıların ölmesi ile deniz

dibine çöker

Deniz dibinde çökelti kayaları şeklinde

bulunan fosfor, jeolojik olaylarla

yeryüzüne çıkar ve bitkiler

tarafından alınacak forma

dönüştürülür.

Fosfat iyonlarının erozyonla parçalanması ile denizlere giden fosfor, yosunlar tarafından alınır.

(71)

SICAKLIK

Sıcaklık, cisimlerin sahip olduğu "ısı" enerjisinin kinetik olarak ortaya çıkmış durumudur.

Bundan dolayı "ısı” ve "sıcaklık" birbirleriyle yakından ilgili fakat birbirinden farklı şeylerdir.

71

(72)

Sıcaklık; şiddet etkeni olup, termometre ile ölçülür

"derece” ile tanımlanır.

Isı; kapasite etkeni olup, doğrudan ölçülmez, ısının görüntüsü olan sıcaklık yardımı ile ölçülür ve “kalori”

ile tanımlanır.

Isı, ısısı yüksek olan bir madde/organizmadan, ısısı düşük bir madde/organizmaya geçer ve sıcaklık değişimleri meydana gelir.

(73)

Bir buz parçasını eritebilmek için verilen ısı enerjisi, buzu eritir.

Fakat sıcaklık derecesini yükseltmez.

Ancak erimeden sonra derece yükselmeye başlar.

73

(74)

Isı geçişimleri üç şekildedir:

1. Işın yayma

2. Isı geçirme

3. Isı taşıma

(75)

Sıcaklık Değişimine Etkili Faktörler

Gece-gündüz

Mevsimler

Paraleller

Yükseklik

Yöney

Havanın bulutlu ve açık oluşu

Toprak rengi ve yapısı

Bitki örtüsü

75

(76)

Toprak Rengi

Isı ışınlarını emme ya da yansıtma toprak rengine göre değişir.

Üzerinde bitki örtüsü bulunmayan ve açık renkli topraklar; ısı ışınlarını kolayca yansıtırlar. Bu yüzden

toprağın hemen üstündeki hava kolayca ısındığı halde toprak içi sıcaklığı düşüktür.

Koyu renkli topraklar; ısı ışınlarını absorbe ederler bu yüzden bu

topraklar sıcaktır.

Aynı yerdeki koyu ve açık renkli iki toprağın yazın sıcaklıkları farklıdır.

(77)

Toprak renginin sıcaklıkla olan ilişkisi, bitki yetiştiriciliği

yönünden önemlidir.

Açık renkli toprak büyümeye ve verime olumsuz etki eder.

Koyu renkli topraklar daha verimlidir. Çünkü bu toprakların su tutmaları ve sıcaklıkları iyi ve besin maddeleri yüksektir.

77

(78)

Toprak Üstü Havası Ve Kök Sıcaklığının Şeker Kamışında Büyümeye Ve Toprakta Oluşan Asmilantların Taşınmasına

Etkisi

Bitki

No Sıcaklık (0C)

Orantılı büyüme

(Kuru hızı madde)

Orantılı fotosentez

(Yaprak Hızı ayasında)

Yaprakta Oluşan Asimilantların Taşınma Oranı (%)

Hava Kök 6 saatte 24

saatte

1 23.1 22.2 100 100 78 93

2 23.1 16.7 24.3 83.0 25 50

3 13.6 22.7 25.3 84. 1 57 86

(79)

Topraktaki su ve hava boşlukları arttıkça ısının toprak içine girmesi artar ve ısı toprak tarafından absorbe edilir.

Kabarık topraklar iyi su tutarlar.

Fazla sulu topraklarda sıcaklık değişimi azdır ve sulu topraklar geç ısınır geç soğurlar. ilkbaharda vejetasyon biraz geç başlar.

Ancak su tutma kapasitesi düşük olan kumlu topraklar çok çabuk ısınır.

Kaba yapılı ve geçirgenliği iyi olan topraklarda; bitki kökleri kış donlarından çok zarar görür.

79

(80)

Bitki Örtüsünün Sıcaklığa Etkisi

Bitki örtülü alanlarda hava

hareketi azdır ve açık alanlara oranla sıcaklık değişimi fazla değildir.

Bu yüzden bitki örtüsü özellikle gece gündüz arasındaki sıcaklık farklarını azaltır.

Bitki örtüsü ile kaplı yerlerde, ilkbaharda sıcaklık yavaş yavaş yükselir, kar birden erimez ve su taşkınları olmaz

(81)

Ağustos ayı ortalamalarına göre

ormanda ve yakınındaki açık hava sıcaklıkları:

Açık Hava Orman

En yüksek 30.0 °C 25. 9 °C

En düşük 3.9 °C 7.4°C

Fark 26.1 °C 18.5°C

81

(82)
(83)

83

Toprak yüzündeki malç ve doğal organik madde örtüleri de sıcaklık değişimlerini azaltır.

(84)

Sıcaklıkla İlgili Belirli Günler

Yaz günü: Günlük en yüksek sıcaklığın 250C ve daha yüksek olduğu günlerdir.

Kış Günü: Günlük en yüksek sıcaklığın 00C’nin altında olduğu günlerdir. Diğer bir deyişle sıcaklığın gün boyunca 00 C’nin üzerine çıkmadığı, gün içinde sürekli donun olduğu devredir.

Donlu gün: Sıcaklığın günün herhangi bir anında 0°C ve daha aşağıya düştüğü günlerdir.

İlk don tarihi: Sonbahardaki ilk donlu gün

Son don tarihi: ilkbahardaki son donlu gün

En yüksek ve en düşük sıcaklık: Gün, ay ve yıl içinde saptanan en yüksek veya en düşük sıcaklıklardır. Bu uzun yıllara ait olduğu takdirde "Ekstrem" olarak isimlendirilir.

(85)

Badem ilkbahar geç donlarından etkilenir. Badem, ılıman iklim meyve türleri arasında en erken çiçek açan tür

olması nedeniyle, özellikle ülkemizin iç ve yüksek kesimlerinde ilkbahar geç donlarından sık sık zarar görmektedir.

Ceviz ılıman iklim kuşağının, kara iklimine sahip

kesimlerinde yetişir bazı yörelerde sonbahar erken don zararı da söz konusudur.

85

(86)

Vişne kirazdan daha geç çiçeklendiklerinden

ilkbahar geç donlarından zarar görme olasılıkları düşüktür.

Şeftali kayısıya benzer şekilde erken çiçek

açtığı için ilkbahar geç donlarından sık sık zarar görür.

Nar geç çiçek açtığından ilkbahar geç donlarından genellikle etkilenmez.

(87)

Erik çiçekleri, kayısı ve şeftaliden geç

açtıklarından bu iki türe göre ilkbahar geç donlarından nispeten daha az etkilenirler.

Kestane ilkbahar geç ve sonbahar erken donlarına karşı duyarlıdır.

87

(88)

Sıcaklığın Bitkiler Üzerindeki Etkisi ve Önemi

Ekvator kuşağındaki bitki örtüsü ile kutup bölgelerindeki bitki örtüsü,

yaz aylarındaki hızlı gelişme ile

kış aylarındaki durgunluğu karşılaştırırsak

sıcaklığın bitkiler üzerindeki etkisi kolayca anlaşılır.

(89)

1. Vejetasyon Başlama Tarihi

Yeryüzünün kuzey yarım küresinde güney yamaçlar, kışın genellikle daha az güneş alan kuzey yamaçlara oranla daha ılıktır. Buralarda sıcaklık dereceleri ve vejetasyon örtüsü çok farklıdır.

Daha ılık yamaçlarda kar örtüsü daha erken erir.

İlkbaharda bitki daha erken büyümeye başlar.

89

(90)

2. Bitkilerin sıcaklık istekleri

Bitkilerin sıcaklık istekleri aynı değildir.

Tarla bitkilerinde büyüme ve gelişme min.: 0, max.:50 °C, opt. 15-30°C

Sıcaklık derecesi optimumdan uzaklaştıkça

kimyasal reaksiyonların oranı azalır ve max ve min sınırlarının ötesinde tamamen durur.

(91)

Tarla bitkileri sıcaklık istekleri yönünden, serin iklim ve sıcak iklim bitkileri

Serin iklim bitkileri; buğday, çavdar, arpa, yulaf, patates, keten, mercimek, bezelye, bakla

min büyüme sıcaklığı 4-5°C

Opt. 16-32°C

Max. 32-44 °C

Sıcak iklim bitkileri; mısır, sorgum, çeltik, pamuk, börülce ve soya

min büyüme sıcaklığı 10°C'’nin üzeri

Opt.: 30-38°C

max.:45 °C

91

(92)

Sebzelerin iklim isteklerine göre sınıflandırılması

Serin iklim sebzeleri (Kışlık sebzeler): Karnabahar, lahana, brokoli, turp, şalgam, havuç, kereviz, ıspanak, kırmızı pancar, salata, marul, pazı, soğan, pırasa,

sarımsak, maydanoz, nane, bezelye, bakla.

Sıcak iklim sebzeleri (Yazlık sebzeler): Domates, biber, patlıcan, hıyar, kabak, kavun, karpuz, fasulye, bamya

(93)

Meyvelerin iklim isteklerine göre sınıflandırılması

Ilıman iklim: Elma, armut, Ayva, şeftali, badem, ceviz, kayısı, fındık, fıstık.

Subtropik iklim: Limon, turunç, portakal, incir, zeytin, hurma, nar, altıntop, çay.

Tropik; Muz, mango, papaya, ananas, Hindistan cevizi.

93

(94)

Bazı Bitkilerde Kritik Sıcaklıklar

Bitki türü Min. büyüme sıcaklığı

(°C)

Opt. Büyüme sıcaklığı aralığı

(°C)

Max. Büyüme sıcaklığı

(°C) Serin iklim

Tahılları 0-4 24-29 32-38

Mısır 10 29-32 43-46

Hıyar 9-10 24-27 35-46

Kavun 15-18 30-37 43-49

Bezelye 3-6 10-16 21-24

Patates 6-7 10-16 27-32

Bakla fasulye 10 27-32 38-43

Domates

büyürken 10-13 16-27 29-35

Domates

meyvede 13-15 15-20 22

(95)

3. Extrem Sıcaklıklar

Sıcaklık, bir yerde bitki gelişmesinin herhangi bir devresi için bile uygun değilse;

Bitki yaşamını devam ettiremez.

Bir süre yaşasa bile üremesini yapamaz ya da o yörede daha iyi uyum gösteren bitkilerle

yarışamaz.

Bu şekilde bitkilerin istediği sıcaklık derecelerinin çok altında veya çok üstünde gerçekleşen sıcaklık derecelerine extrem sıcaklıklar denir.

95

(96)

Aynı bitkinin değişik organları aynı fizyolojik fonksiyonları için farklı sıcaklıklar isteyebilir.

Köklerin büyüme sıcaklığı sürgünlerin büyüme sıcaklığından daha düşüktür.

(97)

Ceviz ağaçları -25°C'ye kadar olan kış soğuklarına

dayanabilmektedir. Ancak dişi çiçekleri ilk sürgünlerin ucunda oluştuğu için ilkbahar geç donlarına karşı oldukça duyarlıdır.

Bademde çiçekler, çiçeklenme döneminin başlangıcında - 3°C ve -4°C'ye kadar dayanabildikleri halde, taç

yaprakların dökülmeye başladığı dönemde -1.5°C ve - 2.0°C'de, küçük meyve döneminde ise -1.0°C ve hatta - 0.5°C'de zararlanmalar söz konusudur.

Fındıkta dişi çiçekler -8°C, erkek çiçekler ise -2°C ve - 2.5°C'den sonra zararlanmaya başlamaktadır. Yine

ilkbaharda fındıklarda vegetatif gelişmenin başlamasından sonra, sıcaklığın 0°C'nin altına düşmesi zarara neden

olmaktadır.

97

(98)

Kiraz, kayısı ve bademden daha geç çiçek açmasına karşın, ilkbahar geç donlarından sık sık zarar görmektedir.

Tam çiçeklenme döneminde sıcaklık -3.9°C'ye düştüğünde %90 oranında zarar oluşmaktadır.

Şeftalide kışın -18°C ve -20°C'lerde yıllık sürgünler ve bunlar

üzerindeki gözler zarar görürken, -25°C'de gövdenin bile donduğu görülmektedir.

(99)

Sıcaklığın bitkiler üzerindeki etkisi bitkilerin gelişme devrelerine göre farklılaşır.

Vejetatif gelişme devrelerinde çok düşük sıcaklıklara dayanabilen bitkiler, generatif

devrede fazlaca zarar görürler. Bu nedenle yılın soğuk devreleri geçmeden bitkilerin generatif gelişme devresine girmeleri istenmez.

Eriklerde tam çiçeklenme sırasında sıcaklığın - 5°C'ye düşmesi halinde %90 zarar meydana gelmektedir.

99

(100)

Sıcaklık ve Bitkilerde Büyüme ve Erme Süresi

Bitkilerin çimlenmeden ermeye kadar geçen

hayat sürelerinde toplam bir sıcaklık gereksinimi vardır

Toplam sıcaklık isteği= bitki çeşidinin ömür süresi + günlük ortalama sıcaklık

Bitkilerin toplam sıcaklık isteklerinin

hesaplanmasında büyümenin olduğu aktif sıcaklıkların dikkate alınması gerekir.

(101)

Sıcaklık Değişimlerinin Bitkiler Üzerindeki

Etkileri

101

(102)

Termoperiyodizm

Hava sıcaklığı gece ve gündüz farklıdır.

Bitkiler hava sıcaklıklarındaki değişime yaşantılarını uydurmuşlardır.

Çevre şartları üniform olarak sürdürülen yapay şartlarda, çoğu bitkiler normal olarak büyüyüp gelişemezler.

İşte bitkilerin gece ve gündüz sıcaklıklarında değişiklik istemelerine “Termoperyodizm” denir.

(103)

Pamuk, mısır ve sorgum gibi sıcak iklim bitkileri gece-gündüz sıcaklık farklarının az olmasını

ister.

Tahıllar, şekerpancarı ve patates gibi serin iklim bitkileri gece düşük sıcaklık ister (donma

noktasının üstünde). Bu gibi bitkilerde, düşük gece sıcaklıklarında solunumla organik madde kaybı sıcak gecelere oranla daha az olur.

103

(104)

Vernalizasyon (Yarovizasyon)

Bitkiler ekim zamanına göre,

sonbaharda ekilenleri "kışlık”

ilkbaharda ekilenleri "yazlık”

Sonbaharda ekilen kışlıklar ve

ilkbaharda ekilen yazlıkların her ikisi de yaz döneminde çiçeklenir.

Kışlık bir çeşit, ilkbaharda ekilirse,

başak veya çiçek vermez bütün mevsim boyunca vejetatif safhada kalır.

(105)

Biyolojik kışlık bitkiler uygun şartlarda çimlendirilse, ve aynı uygun şartlar sürdürülse bile, belli bir süre düşük sıcaklıklara (3-8°C gibi) maruz bırakılmazsa, normal yaşantılarını sürdüremezler.

Tahıllarda olduğu gibi sapa kalkamaz ve çiçeklenip tohum bağlayamazlar.

105

(106)

“Kışlık bitkilerin, generatif gelişme devresine

geçebilmeleri için, gelişmelerinin ilk devrelerinde beli bir süre belli bir düşük sıcaklık istemelerine “vernalizasyon”

ya da “yarovizasyon” adı verilir. Bu olay düşük sıcaklığın bitkiler üzerine olan uyarıcı etkisidir.”

(107)

Normal gelişebilmeleri için vernalizasyona ihtiyaç

duyan tek yıllık bitkiler; yazlık ekildiklerinde çoğu kez vernalize olamazlar bunun sonucu ürün

veremezler.

Serin ve soğuk bölge bitkileri, tropik bölgelere

götürüldüğünde generatif gelişme gösteremezler.

107

(108)

Kışlık bitkilerde gelişme için gerekli düşük sıcaklık, yapay şartlarda da sağlanabilir.

Örneğin, kışlık tahılların tohumları, önce optimal koşullarda hafif çimlendirildikten sonra belli bir sıcaklıkta belli bir süre bırakılırsa vernalizasyon sağlanmış olur.

(109)

Ülkemizde gömme yada dondurma diye

adlandırılan ekim de bir çeşit vernalizasyon uygulamasıdır.

109

(110)

Bazı iki yıllık bitkilerde birinci yıl vegetatif gelişir.

Belli bir soğuklama devresinden sonra generatif gelişme

gösterir, çiçek ve tohum verebilir. (Şeker pancarı)

(111)

Düşük Sıcaklıkların Olumsuz Etkileri

1) Donma noktasının üstünde ve asimilasyon minimum altındaki sıcaklıklar.

2) Donma noktasının altındaki fizyolojik faaliyetlerin durduğu sıcaklıklar.

111

(112)

1) Donma Noktasının Üstünde ve Asimilasyon Minimum Altındaki

Sıcaklıklar:

Serin iklim bitkilerinde uyarıcı etkileri

(termoperiyodizm ve vernalizasyon) yönünden yararlı,

Ancak bazı yazlık bitkilerde zararlı olabilir.

0°C ile 5-6°C arasındaki sıcaklıklar özellikle tropik

kökenli sıcak iklim bitkilerinde olumsuz etkide bulunur ve bunların yetiştirme alanlarını sınırlar.

(113)

2.Donma Noktasının Altındaki Fizyolojik Faaliyetlerin Durduğu

Sıcaklıklar:

Hava sıcaklığı ani olarak bitkilerin istediği min. sıcaklığın altına düşerse, bitkilerde sararma (kloroz) meydana gelir.

Sıcaklık daha da düşerse bitki

hücrelerinin sitoplazmaları zarar görmeye başlar ve bitkiler ölüme gider.

113

(114)
(115)

Don Zararı

1. Sıcaklık hücre suyunu

donduracak derecede düşük olmadığı ancak hücrelerdeki proteinlerin terlemesi ve protoplazmanın pıhtılaşması sonucu bitkiler öldüğü don durumudur.

115

(116)

2. Hücreler arası boşluklarda buz

kristallerinin oluştuğu don durumudur.

Buzlar hücre protoplazmasından su çeker.

Düşük sıcaklık uzun sürerse, protoplazma sürekli su kaybeder, pıhtılaşır ve hücre ölür.

Bu şekildeki ölümler;

sonbahar ilk donlarından sonra

ve ilkbahar son donlarında;

yani büyümenin hızlı olduğu devrelerde görülür.

(117)

3. Çok düşük sıcaklıkta doğrudan

protoplazmanın donmasına ve hücre içinde buzların oluşmasına yol açan don durumudur.

Buz kristalleri protoplazmik yapıyı parçalar hacim genişlemesiyle hücre zarlarının

yırtılmasına sebep olur.

Bu durum daha çok kışın en soğuk (Ocak-Şubat) aylarında görülür ve sıcaklığın -10 C'den aşağı olması gerekir.

117

(118)

Düşük Sıcaklıklara Dayanma Farklılıkları

Farklı bitki cins, tür ve çeşitler

Hücre arası boşluklar

Hücre büyüklükleri

Hücre miktarı ve yoğunlukları

(119)

Tropik kökenli çeltik, pamuk ve sudan otu gibi bitkiler donma noktasının üstündeki 3-4 oC gibi düşük sıcaklıklarda bile zarar görüp ve

ölebilirler.

Soğuk iklim bölgelerinin bitkileri toprak veya bitki donuncaya kadar zarar görmezler:

çavdar ve buğday gibi kışlık tahıllar -15 °C- 25°C'ye dayanabilirler.

119

(120)

Bitki Gelişme Devresi ve Düşük Sıcaklıklar

Tohumlar ve sporlar en dayanıklı safhalardır.

Ağaç fideleri (soğuğa) yaşlı olanlardan daha duyarlıdır

bu ilişki buğdaygil bitkilerinde tersidir.

(121)

Bitki Organları ve Düşük Sıcaklıklar

Karpelde herhangi bir zarar görülmediği

halde yumurta ölebilir.

çiçek organları içinde en duyarlı olanı dişi organdır.

121

(122)

Çiçekler,

meyve ve yapraklardan daha duyarlıdır.

Yaprak ve kökler

gövdeden daha duyarlıdır.

Ağaçlarda tomurcuklar,

ilkbahar son donlarından en çok zarar gören organlardır.

(123)

Düşük Sıcaklık ve Zaman (soğuk zararının az ya da çok olması)

1. Düşük sıcaklığın derecesi ve süresi,

2. Sıcaklık düşmesinin yavaş ya da ani oluşu

3. Bitki bünyesindeki madensel besin maddeleri ve miktarı

4. Bitkinin gelişme devresi

5. Bitkinin bölge şartlarına uyma derecesi

123

(124)

Sıcaklığın Düşme Hızı

Sıcaklığın düşme hızı, soğuğun zarar derecesi üzerinde önemlidir.

Sıcaklık yavaş yavaş düşerse bitkiler, düşük sıcaklığa kendilerini alıştırabilirler.

Bitki hücrelerindeki fazla suyu atabilir ve daha düşük sıcaklıklara dayanabilir.

Sonbaharda sıcaklık düşmesi yavaş olursa,

Çok yıllık ve tek yıllık bitkiler kendilerini soğuğa alıştırır.

ve kışın şiddetli soğuklardan fazla zarar görmezler.

(125)

İlkbaharda,

havaların ısınması ve biyolojik faaliyetin başlamasıyla soğuğa dayanıklılık kaybolur.

Bu devrede;

Bitkiler kış uykusundan uyanır,

Normal biyolojik fonksiyonlarına başlar,

Bu devrede, donma noktasının

altındaki düşük sıcaklıklar öldürücü etki yapar.

125

(126)
(127)

1.Bitkinin Morfolojik ve Anatomik Yapısı

1. Bitki hücreleri küçüldükçe ve hücre arası boşlukları azaldıkça soğuğa dayanma artar.

2. Yaprak ve diğer organların üzeri mum tabakası ve tüylerle kaplı bitkiler genellikle soğuğa dayanıklıdır.

3. Tahıllarda yaprakları dar ve koyu renkli çeşitler genellikle kışa dayanıklı çeşitlerdir.

4.Yaprak alanı küçük olan çeşitler de daha dayanıklıdırlar.

127

(128)

Yüksek Sıcaklığın Olumsuz Etkileri

Bitkiler belli bir maksimum sıcaklığa kadar büyüme

gösterir; sıcaklık bu sınırı aşınca büyüme durur.

Maksimum üstündeki sıcaklık uzun süreli olursa zararlı

etkileri başlar.

(129)

Domateste Kurak Zararı

129

(130)

Dünyanın ılıman iklim bölgelerinde 350C’nin üzerindeki sıcaklıklar çoğu bitkilere zararlı olabilir.

Bu olumsuz etkiler

1. Önce solunumla fotosentez arasındaki denge bozulur

büyüme durur .

2. Daha sonra yapraklar

sararır ve renk değiştirir yani sürekli solmaya başlar.

3. Protoplazma su kaybeder bitki ölür.

(131)

Yüksek sıcaklık genellikle bitkiye kurakla birlikte zararlı etkide bulunur.

Sıcak rüzgarlar estiğinde toprakta bol miktarda su olsa bile, hızlı

terleme ile kaybolan suyu, bitkinin kökleriyle aldığı su karşılayamaz önemli zarara sebep olur.

131

(132)

Sıcaklık ve Olumsuz Etkileri

1. Polen tozlarını kısırlatarak döllenmeyi engelleyebilir.

2. Aşırı sıcaklar, yaprak, çiçek ve

meyvelerin kavrularak olgunlaşmadan dökülmelerine neden olabilir.

3. Yüksek sıcaklıklarda solgunluk ve yanıklık şeklinde hastalık görülür.

Elma, kiraz üzüm, nar gibi

meyvelerde güneş yanığı zararına sık rastlanmaktadır.

(133)

Domateste Güneş Yanıklığı

133

(134)

Muzda Sıcaklık

(135)

Sıcaklık ve Bitki Yetiştirme Uygulamaları

Sıcaklık bitkileri tüm yaşam süresi boyunca etkilemektedir.

Bitki yetiştiricisinin bitkilerin çimlenmeden ermeye kadar gereksindiği sıcaklık derecelerini değiştirme olanağı pek yoktur.

Bununla beraber yetiştirici yüksek ve düşük sıcaklıklara karşı bitki yetiştirme teknikleri geliştirir.

135

(136)

1. Uygun Ekim Zamanı

Çimlenme için gerekli sıcaklığın sağlanması için ekimin uygun zamanda yapılması gerekir.

Mısır: toprak sıcaklığı 13°C’ye ulaşıncaya kadar ekilmemelidir.

Pamuk 17°C, tütün daha yüksek sıcaklıkta çimlenir.

(137)

2. Erkenci Çeşit

1. Kurak ve sıcaklıkların erken geldiği bölgelerde;

Serin iklim bitkilerinin erkenci olanları büyük avantaj sağlar.

Türkiye’de genel olarak erkenci buğday çeşitlerinin verimli olması bu duruma en iyi örnektir.

2. Yaz başlarında havalar serin-nemli ise ayrıca sıcak ve kurak tehlikesi yok ise böyle yerlerde geççi çeşitler tercih edilebilir.

3. Yetiştirme mevsimi kısa olan yerlerde; sıcak iklim bitkileri (mısır, çeltik, soya vb.) tercih edilir

137

(138)

3. Bitki Yetişme Mevsimi Süresi ve Bitki Seçimi

Bitki yetiştirme yönünden ilkbahar son donları ile sonbahar ilk donları arasındaki donsuz geçen süre önemlidir.

(139)

Donsuz geçen sürenin 100-125 günden kısa olduğu yerlerde yazlık bitki yetiştirmek çok sınırlıdır.

Donsuz devre 100-110 gün kadar olan yerlerde kışlıklar

Donsuz devre 90 gün kadar kısa olan yerlerde erkenci yazlıklar (buğday, arpa vs.)

Pamuk gibi bitkiler en az 200 gün donsuz devre ve yüksek sıcaklık

Taze ya da konserve olarak tüketilecek ürünler (şeker, mısır, fasulye, bezelye vb.) yetişme süresine göre ekim zamanları planlanarak daha uzun süre piyasada bulundurulmaları sağlanabilir.

139

(140)

Don Olayı ve Don Olayına Karşı Alınacak Önlemler

140

(141)

A. Pasif Yöntemler

1. Dayanıklı çeşit

2.Ekolojik tarım

ilkbaharda don olayı görülmeyen bölgelerde; Turunçgiller (Akdeniz),

dona açık bölgelerde; dona dayanıklı bağ, armut ve elma çeşitleri (Ege, Marmara, Karadeniz, Akdeniz iç kesimleri).

3. Donlu bölgelerde ve şiddetli soğuk iklimlerde: uzun boylu bitkiler

4. Dağlık bölgelerde ve tepelerde güneye bakan sıcak eğimlerde; bağ, meyve ve erkenci patates.

5. Vadi tabanlarında, dar havzalarda, çukur bölgelerde; dona dayanıklı bitkiler

141

(142)

Serada Don Zararı

(143)

B- Aktif Yöntemler

a. Atmosfere giden radyasyonun durdurulması (suni sis ):

1. Havaya su buharı püskürtülerek yapay bulut oluşumu

2. Duman perdesi veya dumandan oluşturulan yapay bulutlar

b. Isı yalıtımı

c. Direk hava ve bitki ısıtması

d. Su uygulaması

e. Toprak işleme ve idaresi

f. Kumlama

g. Çiçeklenmeyi geciktirme: yalancı kış

h. Zorlanmış hasat

i. Havanın karıştırılması

143

(144)
(145)

145

(146)

Tarımsal Uygulamalar

1. Dona dayanmayı arttıran agronomik uygulamalar (bitki sıklığı ve ekim-dikim zamanı)

2. Dona hassas bitkilerde; toprak işlemesinden kaçınılmalı

3. Don riskinin arttığı zamanlarda; toprak gevşetilmemeli

4. Don tehlikesi başlamadan önce; yabancı otlar temizlenmeli, ancak başka kültürel işlemlerden kaçınılmalı

5. Dona karşı dayanıklılığı arttırmak için; kimyasallar ve bitki hormonları kullanılmalı

(147)

147

(148)

SICAKLIK VE

BÖCEKLER/HASTALIKLAR

(149)

Sıcaklığa dar sınırlı olan böcekler=

STENOTHERMAL, geniş tolaransı olanlar=

EURYTHERMAL

Stenotermal böceklerin düşük sıcaklığa toleranslı olanları=OLİGOTERMAL= STENOTERMAL

PSİKROFİL, (Örn. Himalayalarda -10oC’de yaşayan collembolalar)

Yüksek sıcaklığa tolaranslı olanları= POLYTERMAL=

STENOTERM TERMOFİL (ÖRN:Kuş ve memelilerde yaşayan ektoparazitler)

149

(150)

Böceklerin ekstrem koşullara gösterdikleri tolerans bazı faktörlere bağlıdır:

1. Böceğin türü,

2. Normal olarak yaşadığı dıl sıcaklık,

3. İçinde bulunduğu son sıcaklık,

4. Bu sıcaklıkta tutulma süresi,

5. Vücut iç sıcaklığı,

6. Vücut iç sıcaklığının değişme oaranı,

7. Düşük sıcaklıklarda vücutta buzlaşma olup olmadığı

(151)

Vücut sıcaklığı sabit organizmalar=

HOMOTERM= HOLOTERMAL, değişken olanlar=

HETEROTERM= POİKİLOTERM (6-35 oC arası faal) adını alır.

151

(152)

 Böcekler için opt. sıcaklık 26oC olarak kabul edilir.

Böcekler için ekstrem sıcaklık -50 ile 65 oC arasıdır.

(153)

Karada yaşayan değişken sıcaklıklı böcekler, kendi çabalarıyla çevrelerinde daha değişik bir sıcaklıkta bulunabilirler.

1. HELİOTERM, Örn., Potasia türleri, vücutlarını

güneşe dik konumda tutarak, çevreden 13-26oC daha fazla ısı içinde olurlar.

153

(154)

2. ŞİMİYOTERM: Örn; Füze kelebekleri, uçuştan önce kanatlarını titreterek.

(155)

3. SİKLOTERM: Hem fiziksel hemde kimyasal olarak vücut sıcaklığınıı ayarlama.

Örn; Toprak içinde yaşayan bazı Coleopterler solunum borularında buharlaştırma yaptırarak, vücut sıcaklığını 2 oC düşürebilirler.

155

(156)

Bir böceğin normal olarak aktivite gösterdiği sıcaklıklar arasına ETKİLİ SICAKLIK BÖLGESİ denir.

Bunun üstü İNAKTİF BÖLGE, yada YÜKSEK SICAKLIKTAN DOLAYI UYKU BÖLGESİ ,

bu bölgenin de üstü ise= ÖLDÜRÜCÜ YÜKSEK SICAKLIK adını alır.

(157)

Etkili sıcaklık bölgesinin en alt sınırı= GELİŞME EŞİĞİ adını alır.

Gelişme eşiğinde matebolizma ve anabolizma denge halindedir.

Bu noktanın daha aşağısı, inaktif bölgedir ki: böcek tamamen uyku halindedir, bunun da altı ise, Mutlak ölüm noktası= Kritik nokta adını alır.

157

(158)

Kritik nokta, böcek için bir sigorta görevi yapar.

Vücutta bulunan gizli ısı enerjisi bu noktada birden açığa çıkarak, vücut içi sıcaklığının yükselmesine neden olur ve böylece böcek donmaktan kurtulur.

(159)

Düşük Sıcaklığın Böcekler Üzerindeki Etkileri

Bazı böcekler tüm yaşamlarını çok düşük

sıcaklıklarda sürdürebilirler. Örn. Astogobius angustatus

159

(160)
(161)

Kuzey yarımkürenin ılık bölgelerinde yaşayan türler soğuğa dayanma bakımından 2 gruba ayrılır:

1. Soğuğa adapte olanlar;

Lymantria dispar, Thaumetopoea pityocampa.

161

(162)

2. Suyun donma noktasında donanlar;

Örn. Tribolium comfusum

(163)

Örn. Glossina sinekleri

163

(164)

Kış Soğuklarına Dayanmak İçin Böceklerin Yaptığı Hazırlıklar:

♣ 1. Faaliyetlerini azaltma,

♣ 2. Metabolik suyun meydana gelmesinde azalma,

♣ 3. Yedek besin maddelerrinin depo edilmesinde artış

♣ 4.Vücut sıvısındaki tuz ve kolloidlerin yüzde oranlarındaki artış,

♣ 5. Daha iyi bir absorbsiyon için renklerin koyulaştırılması,

Örn. Nezara viridula, kahverengiye,

Qadraspidiotus perniciousus , koyu siyaha döner.

(165)

165

Nezara viridula

Referanslar

Benzer Belgeler

30 Eylül 2005 tarihi itibariyle ilişikteki finansal tablolarda, bu varlıklar ABD Doları satın alma değerine veya ABD Doları bazlı net satış fiyatına göre hesaplanmış

Her bir deprem kaydı için en büyük öteleme oranının oluştuğu anda kolon yüksekliği boyunca sonlu elemanlar modelinden elde edilen çekme birim uzama değerleri Şekil 3

İlgili grupta bulunan derslerden açılmış olanlar arasından 1 ders alınacaktır.. Not: Toplam 30 AKTS

Ultraviyole ve hidrojen peroksit giderek daha sık kullanılmakta. Temiz

 Yerel ağda internete çıkmak isteyen veya aynı ağda bulunan farklı bir cihazla (tablet-pc-telefon) haberleşmek isteyen bütün cihazlara aynı ağ için birbirinden farklı

Yeni paradigma ile birlikte yeni tarz bilim yapmaya yönelik uzmanlaşmış yayıncılık, dernekleşme ve bilim eğitimi alanlarında da değişmeler ortaya çıkar.. Bilimle

Bilgileri kodlamak için hatırlatıcılar kullanın(anahtar kelime tekniği,akrostiş ve akronomi ,uyaklı hatırlatıcılar ,hatırlatıcı resim oluşturma vb) (Güzel –Özmen

 Elektronik ortamda not tutma araçlarının bu kadar yaygınlaşmadığı zamanlarda araştırmacılar için en verimli not tutma yollarından biri kartlara