• Sonuç bulunamadı

Dr. HATİCE MUTLU EYİSON

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Dr. HATİCE MUTLU EYİSON"

Copied!
36
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1.Kısım

Dr. HATİCE MUTLU EYİSON

(2)

Hücredeki kimyasal maddeler organik ve inorganik olmak üzere iki grupta toplanır.

İnorganik olanlar su ve maden iyonlarıdır.

Organik olanlar ise proteinler, karbohidratlar,

yağlar, nükleik asitler, enzimler, hormonlar ve vitaminlerdir.

Organik moleküller büyüktür, hücrenin makromoleküllerini teşkil eder.

Hayvan ve bitki hücrelerinde

◦ % 75-85 kadar su,

◦ % 10-20 kadar protein,

◦ % 2-3 kadar lipit,

◦ % 1 kadar karbohidrat ve

◦ % 1 kadar inorganik maddeler bulunur.

İlk bakışta su en bol maddeymiş gibi görünse de

proteinler ve molekül ağırlıkları büyük olan maddeler

daha boldur.

(3)

Hücrede Bulunan Su

Kemik, mine, bitki tohumu gibi birkaç yapı dışında su, genellikle hücrenin molekül sayısı bakımından en bol bulunan komponentidir.

Hücredeki bütün hayatsal olaylar su içinde meydana gelir ve susuz bir hayat düşünülemez.

Bir atom oksijen ile iki atom hidrojenin

birleşmesinden oluşan su, canlılar için çok önemli bir maddedir.

Oksijen ve hidrojen doğada ender olarak atom halinde bulunurlar.

Bu özellik bu elementlerin tabiatında vardır.

Bu sebeple, elektroliz sırasında bir oksijen molekülü (O

2

) için daima iki molekül su parçalanması gerekir.

2 H

2

O

elektroliz >

O

2

+ 2 H

2

(4)

Oksijen ve Hidrojen atomları elektrik yükü bakımından nötr atomlardır. Bu sebeple su molekülü de nötr bir maddedir.

Böylece oksijen biraz negatif, hidrojen biraz pozitif

yüklü olur. Bunun sonucunda sudaki oksijen-hidrojen bağları polarize olur, su polar bir moleküldür.

+ _ Bir su molekülündeki elektrik

yüklerinin bu asimetrik dağılışı sebebi ile su molekülü iki kutuplu (dipol) bir madde gibi hareket eder.

H

+

H

+

-

O

-

Suyun dipol durumu.

(5)

Su, dipol davranışı sebebiyle proteinin hem pozitif

hem de negatif yüklü grupları ile elektrostatik olarak bağlanır.

Suyun dipol yapısı sebebiyle su yüzeyinde bir film teşekkül eder. Su üzerinde yürüyen böcekler bu filmin sağladığı yüzey gerilim sebebiyle suya

batmadan gezinirler.

(6)

Suyun dört önemli özelliği vardır. Bunlardan birincisi suyun en iyi çözücü (solvent) olmasıdır.

Diğer herhangi bir sıvıya göre su içinde daha fazla kimyasal madde çözünür. Su hücredeki mineral

iyonları ve diğer maddeler için bir çözücüdür.

Fizyolojik olayların sulu bir çevrede meydana

gelmesi sebebiyle hücredeki metabolik faaliyetler için suya ihtiyaç vardır.

Hidrojen bağı teşkil eden maddeler suda çözünen maddelerdir.

Meselâ proteinler hem pozitif hem de negatif yüklü grupları ile elektrostatik olarak suya bağlanırlar.

Protein molekülündeki her amino grubu 2.6 kadar su

molekülü bağlar.

(7)

Birçok enzim reaksiyonlarına giren su metabolik olaylar sonucu olarak da teşekkül edebilir.

Suyun ikinci özelliği protoplâzmanın kolloid

sistemleri için bir dağılma (dispersiyon) ortamı teşkil etmesidir.

Suyun üçüncü özelliği kararlı bir madde olmasıdır.

Canlı hücrede suyun varlığı ile yüzlerce kimyasal olay meydana gelir.

Su, kararlı bir madde olduğu için bu reaksiyonlar

sırasında hidrojenine ve oksijenine ayrılmaz.

(8)

Suyun dördüncü özelliği su içinde iyonlaşan

maddeler arasında bizzat suyun da iyonlaşmasıdır.

Fakat suyun iyonlaşması çok azdır.

Yaklaşık olarak 500 milyon su molekülünde bir su molekülü iyonlaşır.

Bir su molekülü iyonlaştığı zaman H

+

ve OH

(hidroksil) iyonları meydana gelir ve bu iyonlar

hücrede meydana gelen reaksiyonları etkileyerek

görev yaparlar.

(9)

Bir organizmanın çeşitli dokularındaki su miktarı ile metabolik aktivitesi arasında bir ilgi vardır.

Yağ dokusu, kiriş, miyelin, kas, tiroid bezi ve beynin boz maddesinde su miktarı yüksek olup bu yapıların

metabolik aktiviteleri de yüksektir.

Organizmadaki su miktarı organizmanın yaşına da bağlıdır.

Genel olarak embriyoda en yüksek oranda olan su miktarı (% 90-95) erginde ve yaşlılıkta gittikçe azalır.

Meselâ yeni doğmuş bir farenin beyninde % 90 olan su miktarı ergin fertte % 78'e düşer.

Su, organizmadan uzaklaştırılacak maddeleri taşımada da görev yapar. Ayrıca, hücrede meydana gelebilecek fazla sıcaklığı emerek yüksek sıcaklığın hücreye zarar vermesini önler.

(10)

İnorganik Bileşikler

Hücrelerin içinde bulunan inorganik maddelerin sayısı çok fazladır. Bilinen elementlerin hemen hemen 40 kadarı

hücre bileşimine girer.

Bu elementler, hücrede tuzlar halinde bulunacağı gibi

protein, karbohidrat ve lipitlerle de birleşmiş olarak

bulunabilir.

İnorganik maddeler amino asitleriyle ve sterollerle

birleşerek hormonları meydana getirirler. Meselâ;

Tiroid bezinin hormonu olan tiroksin inorganik maddeyle birleşmiş amino asitlerden, eşey hormonları inorganik maddeyle birleşmiş steroitlerden oluşur.

İnorganik maddeler proteinlerle birleşerek solunum enzimlerini ve solunum pigmentlerini teşkil ederler.

Meselâ;

Demir (Fe) ile hemoglobin ve sitokrom'u, Bakır (Cu) ile hemosiyanin'i,

Magnezyum (Mg) ile klorofil'i oluştururlar.

(11)

Tuzlar sitoplâzmada anyonlarına ve katyonlarına

ayrılmış olarak bulunurlar, yani iyonize olmuşlardır.

Örnek;

Sodyum, potasyum ve kalsiyum (Na

+

, K

+

, Ca

+2

) pozitif yüklü katyonlar,

Klor ve fosfat (Cl

–1

, PO

4–2

) negatif yüklü anyonlar halinde bulunur.

İnorganik tuzların böyle katyon ve anyon halinde

bulunmaları hücrenin asit-baz dengesini sağlamada

ve ozmotik basıncın ayarlanmasında önemlidir.

(12)

Hücre içinde yüksek konsantrasyonda olan potasyum bulunur.

Potasyumun sinirlerdeki taşıma olaylarında ve kas kasılmasındaki rolü önemlidir.

İyot tiroksinin ve bazı hormonların yapısında bulunur.

(13)

Demir organik maddelere karbon bağı ile bağlı olarak bulunur. Meselâ; Hemoglobinde,

Ferritinde (ferritin: Fe

+3

protein: Dalakta ve karaciğerde bulunur. Demirin bağırsakta

absorpsiyonunu sağlar),

Sitokromlarda, bazı enzimlerde (katalaz,

sitokrom oksidaz gibi) bağlı olarak demir vardır.

Hücre faaliyetlerinin devamı için bazı elementlerin, az miktarda da olsa bulunmaları gerekir. Bunlara eser elementler denir.

Manganez (Mn), bakır (Cu), vanadyum (Va), selenyum (Se)

molibden (Mo), çinko (Zn) nikel (Ni),

kobalt (Co), iyot (I)

(14)

Organik Bileşikler

Canlı organizmalarda bulunan büyük ve karışık yapılı moleküller yani makromoleküller canlılık olayları ile ilgili oldukları için organik maddeler adını

alırlar.

Organik maddeler organik bileşiklerdir.

Bu büyük organik moleküllerin hepsinde daima karbon vardır.

Canlı organizmalarda bunlara, canlı organizmanın kimyasal yapısına girmeleri sebebiyle,

biyopolimerler denir.

Canlı organizmalarda bulunan biyopolimerler başıca

proteinler, karbohidratlar, lipitler ve nükleik

asitler'dir.

(15)

Proteinler

Organizmalarda ve dolayısı ile hücrelerde en bol bulunan organik maddeler protein'lerdir.

Canlı organizmalarda proteinler hem yapı hem de görev ile ilgili çok önemli roller oynarlar. Hayati olaylar için çok gereklidirler.

Proteinlerin en iyi incelenmiş görevleri enzim olarak metabolik reaksiyonları katalizlemeleridir.

Hem hücre içi reaksiyonlar binlerce enzim aracılığı ile yapılır, hem de hücre dışı olarak besinlerin

sindirilmesini sağlarlar.

(16)

Amino Asitler

Proteinlerin temel bir yapı birimi vardır. Bu yapı birimine amino asit denir

Doğada 20 çeşit amino asit vardır.

Amino asitler alfa pozisyonundaki C atomuna H yerine amino grubu yerleşmiş olan organik

asitlerdir.

Örnek olarak;

Asetik asit'ten (CH

3

COOH) oluşan Glisin,

Propiyonik asit'ten (CH

3

CH

2

COOH) oluşan Alanin

verilebilir.

(17)

R (Yan grup)

|

H

2

N - C

- COOH |

H

H |

H

2

N – C



- COOH |

H

Amino asit genel formülü ve Glisinin formülü

(18)

Her amino asitte hiç olmazsa bir amino grubu (–NH

2

), bir de karboksil grubu (–COOH) bulunmaktadır.

Amino ve karboksil grupları alfa karbon denilen tek bir C atomu ile birbirinden ayrı bulunurlar.

Karboksil grubu asidik, amino grubu ise bazik bir gruptur.

Asidik grup bir proton (hidrojen iyonu) veren gruptur.

Bazik grup ise bir proton alan gruptur.

Bütün amino asitler böylece aynı anda hem asit hem de bazdırlar. Asidik ve bazik gruplar iyonize olma eğilimindedir.

R

(Yan grup)

|

+

H

3

N - C

– COO

-

|

H

Amino grubu

Karboksil grubu

(19)

Peptit Bağı

Amino asitler birleşerek protein molekülünü meydana getirirler. Bu birleşmede bir amino asidin amino

grubunun hidrojeni diğer bir amino asidin karboksil grubunun hidroksili ile birleşerek bir su molekülü oluşturur. Su ayrılır ayrılmaz, birinci amino asidin karboksil grubunun karbonu ikinci amino asidin

amino grubunun azotu ile bir kimyasal bağ kurar. Bu

–HN–CO– bağına peptit bağı denir (R–HN–CO–R).

(20)

+ Su

Dipeptit Amino asit

Tripeptit

Peptit bağı Peptit

bağı

Amino ucu

Karboksil ucu

Peptit bağı oluşumu

(21)

Protein moleküllerinin çoğu sayısı 300 ile 3000

arasında değişen amino asidin bir araya gelmesiyle oluşur. Özellikleri çok çeşitli olan protein

moleküllerinde amino asitlerin yeri çok önemlidir.

Yirmi çeşit amino asit olduğuna ve bunlar n sayıda bir araya gelebileceğine göre, amino asitlerinden bir tanesinin yer değiştirmesi ile tamamen farklı

özellikte bir proteinin meydana geleceği açıkça

görülür.

(22)

Proteinlerin Üç Boyutlu Yapısı

Protein moleküllerini meydana getiren amino asit zincirlerinin uzaydaki duruşu çeşitli olur. Bu duruş proteinin yapısını tayin eder. Proteinleri yapılarına göre sınıflandırmada X ışınları saptırması

tekniğinden yararlanılır.

Buna göre proteinin dört çeşit yapısı vardır. Bunlar

primer yapı, sekonder yapı, tersiyer yapı ve

kuaterner yapı'lardır.

(23)

Pearson Education Inc. Publishing as Benjamin Cummings.

1.Primer yapı

Plili yapı

Alfa heliks yapısı

3. Tersiyer yapı

4. Kuaterner yapı 2. Sekonder yapı

Proteinlerin dört temel yapısı

(24)

Primer Yapı

Amino asitlerin peş peşe spesifik bir şekildeki dizilişinden oluşan polipeptit zinciri protein molekülünün primer yapısını teşkil eder.

Primer yapı hat şeklinde bir yapıdır. Bu yapıda amino asitlerin hangi sıraya göre dizileceği protein olarak bulunduğu organizmanın kalıtımında mevcuttur. Amino asit dizilişi o proteinin yapısı için gerekli bilgiyi sağlar.

Primer yapılı proteinlerden amino asit dizilişi tayin

edilen ilk örnek insülin'dir.

(25)

Proteinlerin Primer Yapısı

Amino ucu

Karboksil ucu

(26)

Sekonder Yapı

Bütün maddeler uzayda üç boyutlu bir şekilde

bulunurlar. Proteinler de uzayda kompleks şekilleri olan topluluklar halindedir. Bir moleküldeki

atomların üç boyutlu olarak düzenlendiği şekline konformasyon denir.

Sekonder yapı, hat şeklinde dizili amino asitlerin, birbirleriyle olan geometrik ilişkilerine göre

polipeptit zincirinin meydana getirdiği

konformasyondur. Konformasyon, polipeptit

zincirinin iskeleti boyunca meydana gelen bağların

uzunluk ve açılarına göre şekillenir.

(27)

Hidrojen bağları

Sekonder yapıda bir protein, plili grup, beta keratin.

Pearson Education Inc. Publishing as Benjamin Cummings.

(28)

Tersiyer Yapı

Tersiyer yapılı proteinlere globüler veya küresel proteinler de denir. Bu yapıda polipeptit zinciri daha kompleks bir şekilde bükülmüş ve uzaydaki duruşu çok karışık bir hal almıştır.

Sekonder yapıda sadece polipeptit zincirindeki yan yana amino asitler arasında konformasyon söz konusudur. Halbuki tersiyer yapıda bütün protein molekülünün konformasyonu tersiyer yapıyı

meydana getirir.

(29)

Tersiyer yapılı bir protein, miyoglobin

http://chemlearn.chem.indiana.edu/

(30)

Kuaterner Yapı

Sekonder ve tersiyer yapıları kapsayan birimlerin biraraya gelmesiyle kuaterner yapılar ortaya çıkar. Kuaterner yapıda ikiden fazla polipeptit zinciri bulunur. Bunların amino asiti dizilişleri birbirinden farklı olabilir. Zincirler birbirlerine zayıf bağlarla bağlanmışlardır.

Hemoglobin dört polipeptit zincirinden oluşmuş

kuaterner yapılı bir proteindir. Bunlar iki benzer çift teşkil ederler. Çiftler hem simetrik hem de birbirini

tamamlayıcıdır. Bunların ikisine alfa alt birimi, ikisine

de beta alt birimi denir.

(31)

Pearson Education Inc. Publishing as Benjamin Cummings.

Kuaterner yapıda bir protein, Hemoglobin

Beta zinciri

Alfa zinciri

Hem

Demir

Beta zinciri

Alfa zinciri

(32)

Proteinlerin Bağları

Proteinlerin yapıları içinde bu dört seviyedeki protein yapısını teşkil etmek üzere farklı kimyasal bağ tipleri bulunur.

Primer yapılarda daima kovalent bağlar (peptit bağları) vardır.

Disülfit bağları da kovalent bağlar olup iki sistein yan zincirin –SH grupları arasında –S–S– köprüleri şeklinde teşekkül eder.

Disülfit bağları redükleyici maddelerle (beta

merkaptoetanol, ditiotreitol –DDT gibi) reversibl olarak

çözülür ve -SH teşekkül eder. beta merkaptoetanol veya

üre gibi redükleyici maddeler yavaşça uzaklaştırılırsa

molekül biyolojik aktivitesini yeniden kazanır (-S-S-

teşekkül eder).

(33)

Proteinlerin sekonder ve tersiyer yapıları zayıf interaksiyonlarla teşekkül eder. Bunların hiçbiri kovalent bağ değildir.

Bu bağlardan biri iyonik veya elektrostatik

bağlar'dır. Bu bağlar karşı yüklü iyonize gruplar arasındaki çekimlerle teşekkül eder.

İki komşu elektronegatif atom arasında bir H

+

protonunun paylaşılmasıyla hidrojen bağları

oluşur. H

+

birbirine yakın azot ve oksijen atomları arasında da paylaşılabilir. Hidrojen bağları

biyolojide çok önemlidir. İki DNA ipliği de hidrojen

bağları ile bir arada tutulmaktadır.

(34)

Proteinlerde ayrıca Van der Waals kuvvetleri de görülür . Bu durum, iki atom çok yakın olarak

bulunduğu zaman ortaya çıkar.

Kovalent olan veya olmayan bağlar arasındaki fark

bu bağların koparılmaları için gereken enerjidedir.

(35)

Protein bağları

Hidrojen bağı

Polipeptit zinciri

Disülfit bağı

İyonik bağ

Hidrofobik interaksiyonlar ( su sevmeyen hidrofobik gruplar) ve Van de Waals interaksiyonları

(36)

1- Audesirk, T. and Audesirk, G. (1999) Biology, Life on Earth. Fifth Edition. Prentice Hall, Upper Saddle River, New Jersey.

2- Campbell, N.A. & Reece, J.B. Biyoloji. Altıncı baskıdan çeviri. Çeviri editörleri: Prof. Dr. Ertunç GÜNDÜZ, Prof. Dr. Ali DEMİRSOY, Prof. Dr. İsmail TÜRKAN, Palme Yayıncılık, 2006.

3- Hücre Biyolojisi, Sevinç KAROL, Cevat AYVALI, Zekiye SULUDERE. 4.Baskı, 2000, Öğün. Matbaacılık.

4- Sitoloji, M.Turan AKAY, Palme Yayıncılık, 2002.

Referanslar

Benzer Belgeler

 Canlıların yapısal, fonksiyonel özelliklerinin yanı sıra canlıların içinde bulunduğu çevresiyle olan ilişkilerini inceleyen ana bilim dalıdır.. Canlıları

Bu yeni hücre modellerinde hücre zarı, endoplâzmik retikulum, lizozom ve ribozom gibi

Canlı organizmalar için önemli olan polisakkaritler hayvan hücrelerinde glikojen, bitki hücrelerinde nişasta ve selüloz'dur.. Bunların üçü de glikozun birleşmesinden

Hastada generalize kognitif ve davranışsal bozukluk görülmeden ilerleyici afazi bulguları, daha çok lisan akıcılığında azalma ve anomi ile karekterize olması,

T!te diag n osis of primary pulmonary !typertension was m ade after excl udin g o t/t er etio l ogies of pulmonary arterial !typertemion.T!te pat i em w/to !tad a history of fa

In this study, we compared hematologic parameters [hemoglobin (Hb), hematocrit (Hct), mean cell hemoglobin (MCH), mean cell hemoglobin concentration (MCHC), mean cell volume

Olgulara ait beyin omurilik s›v›s› (BOS) aç›l›fl bas›nc› ve BOS analizi sonuçlar›, beyin ve spinal MRG ve radyoizotop sisternografi bulgular› ince- lendi, klinik izlem

Izole yürüyüfl bozuklu¤u düflünülen vakam›zda, ay›r›c› tan› yap›l›rken bradikinezi, rigidite ve tremor gibi di¤er parkinsonizm bulgular› olmamas›, retropulsiyon