• Sonuç bulunamadı

Çağdaş değerlere sevdalı Bir Beşiktaş kentlisi: Türkan Saylan

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Çağdaş değerlere sevdalı Bir Beşiktaş kentlisi: Türkan Saylan"

Copied!
97
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Sayı: Yaz ‘09 / 6

Atatürk’ün anlamlı mesajı:

“Güle Güle Çocuklar...”

Kent, Başkanı’na sahip çıktı!...

İş, aile, arkadaşlık...

Vahide-Altan Gördüm

Değerlerimize sahip çıkmak adına;

Tarihi Kentler Birliği

Kuruçeşme: Mavinin yeşille buluştuğu yer

Çağdaş değerlere sevdalı Bir Beşiktaş kentlisi:

Türkan Saylan

(2)

Sayı: Yaz ‘09 / 6

Bir Cumhuriyet kadını; Türkan Saylan Atatürk'ün anlamlı mesajı;

"Güle Güle çocuklar..."

Kent Başkanı'na sahip çıktı!..

İş, aile, arkadaşlık...

Vahide-Altan Gördüm

Değerlerimize sahip çıkmak adına;

Tarihi Kentler Birliği

Evrende Barış

Bilim ve Teknoloji temalı yarışma sonuçlandı.

Beşiktaşlı çocuklar geleceğe sahip çıkarak,

barış ve kardeşliğin tüm evrene hâkim olmasını istediler.

(3)

S

on sayımızdan bu yana geçen üç ayda hem ülke genelin- de, hem de Beşiktaş ilçesinde oldukça yoğun ve hareketli günlere tanık olduk. İlk olarak kış mevsiminin sonlarına doğ- ru oldukça heyecanlı geçen bir yerel seçim süreci yaşadık.

Beşiktaş halkının seçim sandıklarına yansıyan demokratik iradesi oldukça anlamlı ve çarpıcıydı. Beşiktaş kentlisi hem sandık başına giderek sağladıkları oy kullanma oranı ile, hem de bana ve ekibime verdikleri güvenoyu ile yeni bir rekora imza attı. Başta bizi yeniden görevlendiren Beşiktaş halkı olmak üzere bu yarışta emeği olan tüm kişi ve kurumlara teşekkürü bir borç bilirim.

Yeri gelmişken belirteyim ki; 29 Mart yerel seçimlerinin bizim açımızdan özeti şudur: Beşiktaş kentlisi bize sadece yaklaşık yüzde 70 gibi yüksek oranda oyunu vermemiş, aynı anda bizi Beşiktaş’a yüzde 100 borçlandır- mıştır. Bu nedenle partili kimliğimizi kalbimize gömerek daha çok çalışmak ve birlikte başarmak bir kez daha boynumuzun borcu olmuştur.

Seçimlerin ardından Türkiye sevdalısı değerli bir bilim insanını yitirmenin üzüntüsünü yaşadık. Örnek bir Cumhuriyet aydını olan Türkan Saylan Ho- camız, yalnızca bilim insanı olarak değil, bir eylem ve akıl öncüsü olarak da değerli bir kentlimizdi. Laik ve ilerici tavrı, çağdaş yaşamdan ve eğitimden yana olan örgütlü ısrarı onu örnek Cumhuriyet kadınlarından ve aydınların- dan biri yapıyor. Son günlerinde uğradığı haksız saldırılara rağmen büyük bir sevgi seli ile ebediyete uğurladığımız Prof. Dr. Türkan Saylan’ın yarat- tığı birikimleri, demokratik güçler olarak aynı kararlılık ve yaygınlıkta yaşat- mayı sürdürmeliyiz.

Biz karanlık ve iftiracı güçlere inat, Türkan Saylan’ın anısını yaşatmak için en anlamlı adımı atan kurum olduk. Onun yıllarca yaşadığı Arnavutköy’e inen Sekbanlar Yokuşu’ndaki Neşe Parkı’na heykelini dikmeye karar verdik. De- ğerli yontucu Prof. Dr. Ferit Özşen ile işbirliği yaparak çalışmaları hemen

başlattık. Değerli bir bilim ve mücadele insanına, saygıdeğer bir Beşiktaş kentlisine sevgi ve bağlılığımızı göstermek için bu heykeli en kısa sürede dikmeyi bir borç biliyorum.

Mayıs ayında ise Beşiktaş Belediyesi olarak oldukça büyük, ama bir o ka- dar anlamlı üç etkinlik gerçekleştirdik. İlk olarak hazırlattığımız Mustafa Ke- mal Atatürk’ün Beşiktaş’taki günlerini, yaşamını konu alan bir albüm-kitabı kamuoyu ve kültür çevreleri ile paylaştık. “Güle Güle Çocuklar” adını taşı- yan kitabımız Atatürk’ün bir kentle -Beşiktaş’la- bütünleşen yaşamını konu alan ilk yayın sayılır. Böylesi özel bir çalışmayı kültür hayatımıza kazandır- maktan elbette gururluyuz. Bu çalışmalar sırasında, yazılı kaynaklardan bir kez daha ortaya çıktı ki, ulusal Kurtuluş Savaşı’na giden yol Beşiktaş’tan geçiyor; ulusal bağımsızlığa atılan ilk adım Beşiktaş’ta atılıyor, bağımsızlık için yakılan ilk ateş Beşiktaş’ta yakılıyor.

Bu oluşumların dönüm noktası olarak 16 Mayıs 1919 tarihi karşımıza çıkı- yor. Bu tarihte Mustafa Kemal, Akaretler’de oturan annesinin elini öperek ailesi ile vedalaşır ve arkadaşları ile Beşiktaş iskelesinden bir “asker taşıma teknesi”ne binerek Bandırma Vapuru’na geçer. 16 Mayıs 1919 tarihi bir ulu- sun kaderinin döndüğü ve yeni baştan onurlu ve özgür bir gelecek yarat- manın ilk adımıdır bize göre. Bu nedenle Beşiktaş Belediyesi olarak bun- dan sonra 16-19 Mayıs tarihlerini “Bağımsızlık İçin İlk Ateş” etkinlikleri ola- rak kutlamaya karar verdik. 2010 yılından başlayarak da bu etkinlikler, em- peryalizme, sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı vermiş ulusların gençle- rinin de katılımı ile uluslararası bir “Bağımsızlık Şenliği” olarak kutlanacak!

Bu etkinliklerin teri soğumadan Tarihi Kentler Birliği Beşiktaş Buluşması’na ev sahipliği yaptık. Yaklaşık beş yüz tarih ve kültür dostu konuğumuzu 21- 24 Mayıs tarihleri arasında Beşiktaş’ta ağırladık. Beşiktaş Belediye Baş- kanı sıfatıyla Tarihi Kentler Birliği Encümeni’ne Meclis kararı ile yeniden se- çildik. Bu güvene de teşekkür borçluyuz.

Bu buluşma; Beşiktaş Belediyesi olarak ev sahipliği yaptığımız ve düzen- lediğimiz ikinci Tarihi Kentler Buluşması… Kentlilerimiz anımsayacaklardır ilki “uluslararası” nitelikte 2-4 Aralık 2005 tarihlerinde düzenlenmişti. Bu kez Tarihi Kentler Birliği’nin yerel seçimlerden sonra yaklaşık yüzde 60 oranında değişen yerel yönetim kadrosunun da katılımı ile yapılan bir bu- luşma oldu. Bir anlamda yeni tanışmalar gerçekleşti, bir anlamda da eski kadroların bugüne kadar oluşmuş birikimleri, deneylerimleri paylaşıldı. Be- şiktaş Belediyesi ve halkı olarak başarılı bir organizasyon yaptığımıza ve geleneksel konukseverliğimizi gösterdiğimize inanıyorum. Emeği geçen çalışanlarıma, Beşiktaş sevgisiyle bize destek veren kurum ve kişilere te- şekkür ederim.

Bir diğer önemli gelişme de ilçemizin sembol spor kulübü BJK’nin çift şampiyonluğa ulaşması oldu. Özellikle Süper Lig şampiyonluğu bütün Türkiye’de olduğu gibi Beşiktaş’ta da büyük bir coşkuyla kutlandı. Beşik- taş Meydanı’na kurduğumuz dev ekrandan sonucu öğrenen Beşiktaşlı ta- raftarların coşkusunu ve haklı gururunu sonuna kadar paylaştık. Şampiyon- lukların gerek BJK camiasına, gerekse Türk sporuna güzel gelişmeler için bir ivme olmasını yürekten diliyorum.

Seçimlerin hemen ardından yoğunlaşan kültür ve sanat etkinlikleri sü- reci kesintisiz devam ediyor. Önümüzdeki günlerde “yaz etkinlikleri” ile Beşiktaş’ın dört bir yerinde sizlerle birlikte olmayı sürdüreceğiz. Akıl ortaklı- ğı ile oluşturduğumuz Beşiktaş’ın canlı kültür, bilim ve sanat hayatı güçlene- rek devam edecek. Çünkü Beşiktaş kentlisi ile oluşturduğumuz güven ve sevgi çemberi başarıyı boynumuzun borcu kılıyor. Hem de sonuna kadar!

Esen kalın...

Başarmak

boynumuzun borcu...

İsmail ÜNAL

Beşiktaş Belediye Başkanı

(4)

Yıl 1938 Cumhuriyet’in

15, yılı “ Yaşasın Gazi” bandını takan ve fotoğrafçıya koşan çocuklardan yalnızca biri.

Cengiz Kahraman arşivi

(5)

İMTİYAZ SAHİBİ

BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ adına Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal

YÖNETİM YERİ Beşiktaş Belediyesi

Nispetiye Mahallesi Aytar Caddesi Başlık Sokak No: 1 34340 Levent, İstanbul

www.besiktas.bel.tr - 444 44 55

EDİTÖR Melih Nedimoğlu

YAYIN KURULU

Hasan Özgen, Yüksel Türkili, Füsun Türkvan, Görkem Kızılkayak

YAYIN TÜRÜ Dergi/Yaygın

GENEL YAYIN YÖNETMENİ Gülçin Tahiroğlu

GENEL KOORDİNATÖR Görkem Kızılkayak

SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Çağlar Dal

YAZI İŞLERİ

Nilüfer Oktay, Gül Budak, Çağlar Dal, Memetcan Biber

GÖRSEL YÖNETİM Nadir Mutluer

SAYFA YAPIM Engin Ak

KATKIDA BULUNANLAR Şirin Şıngın Yılmaz, Serda Aydın

FOTOĞRAFLAR

Nurcan Volkan, Şenol Kaşıkçı, Erdem Aydın, Hakan...

YAPIMCI

Rekta Halkla İlişkiler Ltd. Şti.

Dr. Cemil Bengü Cad. No: 2 Kat: 5 Çağlayan, İstanbul

REKLAM SATIŞ PAZARLAMA Rekta PR 0212 291 12 12

EDITORIAL VE

BASKI ÖNCESİ HAZIRLIK NDR Tasarım 0212 321 11 12

BASKI

UNIPRINT - 0212 798 28 40 Baskı Tarihi: HAZİRAN 2009

Kapak: Türkan Saylan

03 Başkan’ın Beşiktaşlılara mesajı

06 Türkan Saylan’ı yitirdik Demokrasi sevdalısı, bilim ve eğitim gönüllüsü Türkan Saylan’ın heykeli Arnavutköy’e dikilecek.

10 Güle Güle Çocuklar Atatürk’ün 16-19 Mayıs gün lerinin anlatıldığı “Güle Güle Çocuklar” kitabının yazarı Necdet Sakaoğlu ve fotoğraf editörü Cengiz Kahraman’la söyleşi.

18 16-19 Mayıs Etkinlikleri Atatürk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Samsun’a doğru Beşiktaş’tan yola çıktı. Bu tarihi gerçek bu yıl etkinliklerle kutlandı.

24 İlkeli birliktelik

Vahide-Altan Gördüm ve Tolga Örnek’le hayata dair...

30 Semt: Kuruçeşme

Tarihi milattan öncesine uzanan erguvan renklerinin sarmaladığı yaşanası bir semt.

38 Albüm: Fatih Pınar Fatih Pınar objektifini B+ için Beşiktaş İskelesi’ne ve çevresin deki gündelik hayata çevirdi.

46 Kupaların Kartalı

Lig birincisi, Türkiye Kupası sahibi.

50 Tarihi Kentler Birliği

9 bin yıllık kültürümüze sahip çıkmak adına, Beşiktaş Belediyesi’nin ÇEKÜL’le ortaklaşa düzenlediği Tarihi Kentler Birliği toplantıları bu yıl Beşiktaş’ta yapıldı.

56 Bir yaşam ustası:

Aydın Boysan

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sonrasında Anadolu’dan Beşiktaş’a gelişini gören Aydın Boysan’la, geçmiş ve gelecek üzerine sohbet.

BEŞİKTAŞ KENTLİSİ’NİN DERGİSİ Yaz ’09 / 6

06

10

24

50 46

56

18

(6)

Şairin dediği gibi; “İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.” Ya tüm yaşamı boyunca hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi başarmışsa n’olur? Ölümsüzlüğün kapısı aralanmaz mı?

Çağdaş değerlerin sevdalısı, eğitim ve bilimin öncüsü Türkan Saylan’ı bu duygularla uğur- ladık. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın sözleriyle: O’nu “Acı, üzüntü, inanç, umut ve kızgınlık duygularımızın karmaşası içinde se- lamlıyoruz”.

O çok sevdiği ülkesinin çocuklarında, genç- lerinde ve yol arkadaşlarının yüreğinde hayal- leri, düşünceleri, değerleri ve ilkeleriyle yaşa- yacak.

Yaşamını cüzzamla mücadeleye, ardından da özellikle kız çocuklarının eğitimine adayan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Baş- kanı Türkan Saylan, hayallerin her zaman ger- çeğe dönüşebileceğinin de bir kanıtıydı bizim için. Türkiye’de cüzzam hastalığının kökü ka- zındı. Bugüne kadar ortaöğretimde 36 bin kıza ve 29 bin üniversiteliye yaşamları boyun- ca burs olanağı sağlandı. Saylan’ın son söz- leri “Bana düşen bütün görevleri yerine getir- dim, ölüme hazırım” oldu.

Türkan Saylan, Ata’nın izinden yürüyen mil- yonlarca insandan biriydi. Çağdaş ve örnek yaşamıyla gençlerin yolunu aydınlatmaya de- vam edecek.

Bir Beşiktaşlı olan Türkan Saylan Beşiktaş- lıların çağdaş yaşama olan inancının da bir sembolüydü. Beşiktaş Belediye Başkanı İs- mail Ünal bu inançla 19 Mayıs’ta toprağa veri- lenTürkan Saylan’ın heykelinin Arnavutköy’e dikileceğini açıkladı. Bu, Türkan Saylan’ın onurla teslim ettiği bayrağı Beşiktaşlıların daha da ileriye götüreceğinin bir işaretiydi.

“Çağdaş yaşam hakkı” aynı zamanda bir “in- sanlık hakkı”. Tıpkı,“çevre”nin “bir insan hak- kı” olarak ortaya çıkması gibi… Bu yaklaşımın önemi Beşiktaş Belediyesi’nin tarihe sahip çıkmak adına, ÇEKÜL’le birlikte öncülüğünü yaptığı Tarihi Kentler Birliği’nin “Birikimleri ve Yeni Dönem Hedefleriyle Tarihi Kentler Bir- liği” konulu toplantısında dile getirildi. Akat- lar Kültür Merkezi’ndeki toplantıda konuşan

Prof. Dr. Ülkü Azrak önemli bir konuya açıklık getirdi: “Çevre koruması toplumu ileri götüre- cek kültürel bir Kuvayı Milliye’dir. Ama ne ya- zık ki, anayasamızda temel hak ve özgürlük- ler kapsamında yer almamaktadır.”

Oysa Atatürk’ün dediği gibi; “Bir vatana sa- hip olmanın yolu, o topraklarda yaşanmış tari- hi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanıma ve sahip olmaktan geçer”.

Bizler son kazıların da ışığında 8 bin yıllık bir tarihin mirasçılarıyız.

Tarihi Kentler Birliği bu topraklarda üretilen bü- tün tarihsel değerlerin Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğu gerçeğini topluma ve dünyaya yay- ma misyonunu da üstlenmiş durumda. TKB Danışma Kurulu ve ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen’in dediği gibi; “Böylesi sorumlulukların bilinciyle belirlenen hedeflere ancak “kamu-yerel-sivil-özel” işbirliğiyle ulaş- mak mümkün.” Prof. Sözen, “Kişilerin, kurum- ların olduğu kadar toplumların, kentlerin de özel anları olduğunu” söylüyor. O’nun anlatı- mıyla; Eğer 21. yüzyıl bir başlangıç, bir dönüm noktasıysa, Tarihi Kentler Birliği, uzun zaman dilimi içinde özenle geliştirdiğimiz ‘kavramla- rı’ yaşama geçirmeyi, bir büyük ‘birlikteliği’, bir büyük ‘yürüyüşü’, başarmış; doğanın ve kültü- rün birbirinden kopmaz bir parça olduğunu bir kez daha kanıtlamış görünüyor.

Bu yıl Beşiktaş Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen Tarihi Kentler Birliği etkinlikleri

“kimlikli kentlerde” yaşamamız adına önemli bir misyonu yerine getirmeye devam edecek.

Bu sayıda da sizlere sizler için “sizlere özel”

bir dergi hazırladık...

Keyifle okumanız dileğiyle…

Değerlerimize sahip çıkalım!

60 Kazanım: Sporcular Parkı Artı

Kentin merkezinde bir yaşam alanı... Spor tarihimize ışık tutan bir alanda spor yapmanın keyfi.

64 Karşıtların Birlikteliği...

Sanatçı Kerem Görsev, iş kadını eşi Pınar Kapralı ve kızları Nisan.

68 Çocuk ve Teknoloji

23 Nisan etkinlikleri kapsamında Çocuk ve Teknoloji temalı bir resim yarışması düzenlendi.

74 Kadın Girişimci:

Çiğdem Atalan Seymen’in girişimci yanı Bebek Kahve’nin duruşuna da yansımış.

76 Yaşam Evleri

7’den 70’e Beşiktaşlıların bir arada olmaktan mutluluk duydukları mekânlar.

80 Yerel seçimlerin ardından Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Yunus Sözen, 29 Mart seçimlerini değerlendirdi.

Basın yorumları

86 Haberler

Beşiktaş’ta gerçekleşen etkinliklerden özetler...

92 Rehber / 24 saat

68

[email protected]

64

80

(7)

Z

amana meydan okuyan kadın yavaşça yerinden doğruldu ve bilgisayarın başına geçti. Yüzlerce gencin mesajlarına tek tek cevap verilmesi gerekiyordu. Gözlerindeki ışık, kal- bindeki sevgi tüm vücudunu sarmıştı. Yorgun bedeni onu durdurmaya yetmiyordu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan hayata göz- lerini yumduğu ana kadar çocuklarıyla ilgisini kesmedi. Onlara verdiği umut ışığı daima hasta bedenine ilaç gibi geldi… 19 yıl süren kanserle mücadele-

sinde onu hayata bağlayan en önemli şeylerden biri de çocuklarından ge- len mektuplardı.

Türkan Saylan onca yıl, Atatürk’ün çizdiği Cumhuriyet yolunda yolcu oldu, ama asla seyirci olmadı. Hissettiği gibi yaşadı. Hayata gözlerini yumduğu ana kadar da sürdü bu durum…

Duygularını akıl süzgecinden geçirmeyi daha çok küçük yaşlarda öğren- mişti. Mücadeleci kişiliğinin yapı taşları da o yıllarda atıldı. Her koşulda kar- şılaştığı sorunlara bir çözüm getirmeyi görev bildi.

Yılmadı ama ‘yıldırdı.’ Savaşlar, terör olayları, kapitalizmin acımasızlığı kar- şısında küçüldüğümüz şu acı dünyada, yıkıcı güçlere karşı savaşan, alter- natif arayışlar içinde olan onca insandan biri oldu. Ne yazık ki, kendi döne- mine ışık tutan nice insan geçmişin karanlığı içinde kaybolup gitti. Bu nok- tada akademisyen-yazar Zehra İpşiroğlu’nun “Türkan Saylan’ Yapıcılığın Gücü” kitabında söylediği gibi işte bu açıdan “tarihin yeniden yazılması ge- rekirdi.”

20’nci yılına ulaşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Kuru- cu Başkanı Türkan Saylan, insanda “tarihin yeniden yazılmasını” isteye- cek duygular yaratan ender sayıda insanımızdan biriydi. Türkan Saylan’ın Cumhuriyet’e, Atatürk’ün devrimlerine olan inancı asla değişmedi. Kendi gibi inançlı nesillerin yetişmesi için çabaladı.

Şairin dediği; “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacak- sın” sözleri onun da yaşam felsefesi oldu. O’nun için de yaşamak şaka- ya gelmezdi. Büyük bir ciddiyetle yaşamak lazımdı. Hayata gözlerini yum- duğu ana kadar da öyle yaşayacaktı. Çünkü O, yılmaz bir Cumhuriyet Savaşçısı’ydı.

Heykeli dikilecek kadın

Ve yine Türkiye’de az sayıda insana nasip olan “heykeli” dikilmek onuru- na çok yakında Türkan Hoca da sahip olacak. Beşiktaş Belediye Baş- kanı İsmail Ünal, “Ölümsüzlüğü” yakalamış onca onurlu insan gibi Türkan Saylan’ın heykelinin yapılması için çalışmaları başlattı. Türkan Saylan’ın

Kapak

Ayd›nl›ğ›n yüzü:

Türkan Saylan

Yazı: GÜLÇİN TAHİROĞLU

Çağdaş değerlerin sevdalısı, bilim ve eğitim öncüsü Türkan Saylan için

“yaşamak şakaya gelmezdi...” 19 yıl kanserle mücadele etti. Binlerce gence yaşam

boyu burs sağladı Karanlık güçlere savaş açtı, yılmadı ama yıldırdı…

(8)

heykelini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü öğre- tim üyesi Prof. Dr. Ferit Özşen gerçekleştirecek. Prof. Özşen, akademi ile Beşiktaş Belediyesi’nin “Demokrasi Kahramanları” projesinin gerçekleş- mesinde büyük emeği geçti. Başkan İsmail Ünal’ın projeden ilk söz ettiği kişilerden biriydi. Demokrasi Parkı’nda yer alan Uğur Mumcu ve Muam- mer Aksoy heykelleri Ferit Özşen’e ait. Saylan’ın heykeli yıllarca yaşadığı Arnavutköy’deki Neşe Parkı’nıa dikilecek.

Türkan Saylan ve çocukları

Türkan Saylan, çalışmalarının meyvesini yaşarken gören şanslı insanlar- dan biriydi de aslında. Hemen hemen her mücadelenin onun hayatında bir “mutlu son” la noktalandığını görüyoruz. İlk aklıma gelenler Türkiye’deki cüzzam hastalığı ile olan mücadelesi. Bugün cüzzamın kökü kazınmışsa eğer Türkiye halkı bunu Türkan Saylan’a borçludur. Anadolu’da yüzlerce kız henüz çocuk yaşında kocaya değil okula gönderiliyorsa bunda Türkan Hoca ve arkadaşlarının tartışılmaz başarısı vardır.

Türkan Saylan’ın ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin el uzattığı yüzlerce, binlerce gençten gelen mektuplar bu başarıyı “tartışmasız” kılma- ya yetiyor da artıyor bile…

Türkan Hoca onlardan gelen mektupları, mailleri yanıtlamaya her zaman ayrı bir özen gösterdi. Onlarla kendisi arasında sevgi köprüsü kurmaya ve bu köprüyü de yıkılmaz taşlardan oluşturmaya önem verdi.

Binlerce çocuğa gözyaşı döktü

“Ergenekon Davası” nedeniyle sorgulandığı günlerde bile uğradığı haksız- lığa değil, bilgisayar kayıtlarına el konulduğu için o ay paralarını alamayacak binlerce çocuğuna üzülüyordu.

O çocuklarının “Kar”ı delecek bir iradeye kavuşmaları için mücadele ver- di. ÇYDD’nin en önemli projelerinden birinin adı bildiğiniz gibi ‘Kardelen.’

“Ama”, dediğinizi duyar gibiyim, kardelen karda yetişen bir çiçek. Evet ben de biliyorum ama ‘kardelen’ adını ilk duyduğum anda yaptığım yorumu pay- laştım sizlerle. Gerçekten de toprağın soğukla buluştuğu bir noktada do- ğanın bir mucizesi olarak gökyüzüne başını kaldırmıyor mu kardelenler?

Şimdi sizleri onlarla yalnız bırakarak yazıya nokta koymayı yeğleyelim. Zira Türkan Saylan ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni anlatmak iki-üç sayfada olacak iş değil.

O’na yaşamı boyunca gelen milyonlarca mektup içinden alıntı yapmak da öyle… Mektuplardan biri; Türkan Saylan’ın, çocuklarına; “Çok Sevgili Çağ- daş Yaşam Gençleri” sözleriyle başlıyor ve şu sözlerle sürüyor: “Bildiğiniz gibi ÇYDD; Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eği- tim yoluyla, çağdaş insana ve çağdaş topluma ulaşmak amacıyla 1989’da sizlerin önünü açmak ve laik, uygar, demokratik, hukukun egemen olduğu bir Türkiye’yi gerçekleştirmek için kurulmuş bir Sivil Toplum Örgütü’dür.”

Bilime sevdalı, her zaman gerçeğin peşinden koşan bir kadın.

(9)

Türkan Saylan’ın üniversiteli gençlere açıkladığı ÇYDD’nin amaç ve he- defleri için 20 yıldır binlerce gönüllü, ülkemizin dört bir yanında özveriyle çalışıyor.

Türkan Hoca’nın o bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi onları da sarmış.

Çünkü her biri çok iyi biliyor ki; ancak iyi, gerçekçi, çağa uygun, ufuk açıcı şekilde eğitilmiş insan toplulukları, uygarlık akımını, bilimi, teknolojiyi, eşit- liği, insan hakları ve çevre bilincini, barışçıl ve dürüst olmanın erdemlerini kavrayıp içselleştirebilir, yaşama geçirebilirler.

Türkan Hoca bunun formülünü şöyle açıklamıştı: “Hem tek tek bireyle- rin, hem de ulusun tümünün fırsat eşitliğinden yararlanarak, yeteneklerinin, zekâsının ve beklentilerinin kendisini götüreceği en son noktaya varabil- mesi gerekir. Ancak altyapısını çağdaş şekilde geliştirmiş olan insanlar bil- gi ve becerilerini kardeşçe, farklılıkları zenginlik sayarak birleştirip, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bize emanet ettiği bu güzeller güzeli ülkeyi hak et- tiği uygarlık düzeyine getirebilirler.”

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Kurucu Başkanı Türkan Say- lan yüzbinlerce genci kanatları altına alarak önemli bir misyonu yerine ge- tirdi. Yaşantısı örnek oldu. “Çağdaşlaşma Yolunda” sorunlara çözüm geti- ren çok önemli görüşleri paylaştı. Bilgi cimrisi olmadı; ne bildiyse toplumla paylaşmayı seçti. Bu yönüyle de “Ölümsüzlüğü” yakaladı. O’nu asla ne gö- nüllerden, ne de akıllardan hiçbir güç söküp alamayacak.

Türkan Saylan son ana kadar bitmek tükenmek bilmeyen bir savaşçıydı.

B+

(10)

Hocam, gönderdiğiniz bu çok anlamlı mesaj için çok teşekkür ediyorum. Şüpheniz olmasın ki, benimle beraber yetişen gençlerle beraber ülkemizi daha da çağdaşlaştırıp bu güzel vatanımızı en üst düzeye çıkartmak için elimizden geleni ya- pacağız. Ayrıca çağdaş yaşamı destekleme derneğine de be- nim gibi maddi sıkıntı çeken öğrencilere verdiği destekten do- layı minnettarım.

Saygılarımı sunuyorum.

İTÜ İnşaat Mühendisliği Hazırlık Sınıfı Sayın Hocam Türkan Saylan, Merhabalar,

Mektubunuzu okudum. Çok güzel ve anlamlı bir mektuptu.

Üç yıldır çağdaş yaşamlıyım ve çağdaş yaşamlı olmak beni hep gururlandırmıştır.Çünkü biliyor ve inanıyorum ki; ayak- ta kalabilmek, hedeflediğimiz çağdaş Türkiye seviyesine ula- şabilmek için bolca okumalı, araştırmalı ve bilimsel düşünme- yi başarmalıyız.

Bunun için de doğru yerde olduğumu bilmek, doğru adımlar atmak ve dahası ve en önemlisi doğru insanların desteğini ar- kamda hissetmektir duyduğum haklı gurur…

Fen-Edebiyat Fakültesi, Kimya 3.sınıf

Ben Kozluk’a yakın bir köyde oturuyorum. Geçimimizi hay- vancılıkla sağlıyoruz. Benim okuma olanağım yoktu. Ama sizlerin sayesinde artık hem okula bambaşka ve bir umutla devam edeceğim hem de kardeşlerime hayatı daha güzel yön- leriyle anlatmaya çalışacağım. Sizlerin böyle halkınıza yar- dımlar sunmanız ve özellikle kız çocuklarına sahip çıkmanız, benim kalbimde sizlere derin bir sevgi hissettirdi. Onun için sizlere ve okulda ilgilenen öğretmenlerime nasıl teşekkür edece- ğimi bilmiyorum.

Sonsuz sevgilerimle. Bir YİBO öğrencisi

Ben Harranlıyım. Burada herkes kızların değil de erkeklerin okumasını istiyor. Bizlerin yani Harranlıların huyu budur.

Ve galiba bu mezara kadar sürecek. Ama kızlar kafaları- nı dik tutarsa bence sorun kesin hallolur. Aslında babaları- mız ve annelerimiz bizim notlarımızı iyi görünce de seviniyor- lar. Okumak neden ayıp olsun ki; yani okumak değil okuma- mak ayıptır bana göre. Bıraksınlar biz de çok çalışıp ülkemi- ze, Ata’mıza layık insanlar olalım.

Harran’dan bir kız öğrenci.

Çocuklarından Türkan Saylan’a

gelen milyonlarca sevgi mektubundan

sadece birkaçı...

(11)

“Güle Güle Çocuklar”

Söyleşi

Yazı: GÜL BUDAK Fotoğraflar: NURCAN VOLKAN

K

onu Atatürk ve O’nun Beşiktaş günleri... Konuklar şimdi- ye dek önemli çalışmalara imza atan değerli tarih araştır- macısı, yazar Necdet Sakaoğlu ve tarihi fotoğraflar edi- törü Cengiz Kahraman. Onlarla 19 Mayıs öncesi yine ta- rihi bir günde, 23 Nisan’da buluştuk. Necdet Sakaoğlu ve Cengiz Kahraman, Beşiktaş Belediyesi’nin katkılarıy- la yayınlanan özgün çalışmalarını B+ ile paylaştı.

“Güle Güle Çocuklar” Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın, kitabın önsözünde yazdığı gibi; “Beşiktaş kentlisinin, izinden ayrılmayı asla düşün- mediği Atatürk’e olan sevgisinin bir ifadesi” tanımlamasını hak etmiş bir albüm-kitap. 2008 yılı basımlı kitabın fotoğraf editörü Cengiz Kahraman.

Fotoğraflar için Beşiktaş Belediyesi, Dolmabahçe Sarayı Müzesi, Yapı Kredi Bankası Selahattin Giz ve Cengiz Kahraman arşivlerinden yararla- nılmış. Yayına Hasan Özgen ve Görkem Kızılkayak’ın hazırladığı kitabın ta- sarımı ise NDR’ye ait.

Söyleşiye başlamadan önce şunu belirtmekte yarar var. Bu eser, Beşiktaş için, Beşiktaşlılar için bir gurur kaynağı niteliğinde. Çünkü Mustafa Kemal’in Milli Mücadele’yi başlatmak için yola çıktığı nokta Beşiktaş. Atatürk, yaza- rın deyimiyle “kısacık ömrü”nün 48 ayını, yani 4 yılını İstanbul’da, çoğunluk- la da Beşiktaş’ta geçirdi. Tarihe geçen kararlarını Beşiktaş’ta aldı, son ne- fesini burada verdi.

Büyük liderin Beşiktaş günleriyle ilgili yapılan ilk özel araştırmayı gerçek- leştiren Necdet Sakaoğlu, Atatürk’le ilgili bilinmeyenlerin de yer aldığı il- ginç, keyifle okunan bir eser ortaya çıkardı.

Necdet Sakaoğlu’nun kitabı yıllar yılı Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs’ta başlatılan “Kurtuluş Savaşı”nın aslında 16 Mayıs’ta Beşiktaş’ta başlatıldığının bir kanıtı. Sakaoğlu bu tarihi olayın her yıl 16 Mayıs’ta Beşiktaş’ta yapılan etkinliklerle kutlanmasını istiyor. Sakaoğlu’nun isteği Beşiktaş Belediyesi’nin de sahip çıktığı duyguları ifade ediyor. O gün deni- ze atılacak çiçekler Milli Mücadele ruhumuzun asırlar boyu canlı kalacağı- nı da simgeliyor adeta.

Şimdi sıra Necdet Sakaoğlu ve Cengiz Kahraman’la yaptığı- mız söyleşiye geldi. Sakaoğlu ve Kahraman B+’nın soruları- nı yanıtladı.

İlk sorum şu: Neden tarih?

Necdet Sakaoğlu: Sivas Divriği’de doğdum. Tarih kokar oralar. Binala- rı anıtsaldır. Öğretmen okulu binamız da öyleydi. Atmosfer bu. Bir de ta- rih öğretmenim Kâzım Dilcimen. Emeği büyüktür. Dilcimen tarihi öyküleş- tirirdi, biz onun anlattıklarını hikâye olarak, zevkle dinlerdik. Her üç dört bilgi aktarımının arasında mutlaka bir fıkra anlatırdı. Şimdi anlıyorum ki, merhum bize tarihi sevdiriyormuş.

Okullarda alternatif tarih okutulmuyor. Biz tarihi hep klişe- leşmiş şekliyle okuduk. Bu doğru ve yeterli mi?

N.S: Liselerde okutulan tarih kitaplarındaki yavanlık öğrenciyi ilgiye değil, ilgisizliğe götürür. Doğru da değildir, yeterli de.

Bu durumu nasıl tersine çevirebiliriz?

N.S: İki yolu var. Bir, yerel tarihe önem verilmelidir. İki, tarih-edebiyat ilişkisi kurulmalıdır. Yeni bir bakış gerekli bize. Yerel tarihe, sözlü ve popüler tarih ağırlıklı bakacağız. O zaman sanırım Anadolu’nun bugüne dek yazılmayan tarihi, pek çok yeni uçlar verecektir.

Neden bu kitap peki?

N.S: Atatürk kronolojisi var elimizde. Ama ne yazık ki onun hayatıyla, ya- şadıklarıyla ilgili o kadar az veri var ki. Aslında Atatürk’ün Yalova günleri de başlı başına bir konudur, Ankara günleri de. Kaldığı konakladığı yerlerde geçirdiği zamanlar birer cümle, ama yetersiz bu bilgiler. Artık hiç kimse Ata- türk ‘ün Selanik’ten İstanbul’a nasıl geldiğini, nasıl bir vasıta ile geldiğini me- sela, geldiği ilk gece nerede kaldığını, okula nasıl gittiğini bilmiyor. Bir ya- kını var mıydı yanında, bunu artık kimse çözemeyecek. Acı bir şey bu. Yu- suf Akçura, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Fuat Köprülü, Ahmet Rasim, hat- ta Ziya Gökalp gibi aydınlar çevresinde bunlardan hiçbiri Falih Rıfkı hariç, o da Çankaya yaşamıyla ilgili bazı bilgiler veriyor... Bunun dışında kapalı bir kutu. Üzülüyorum. Beşiktaş’la ilgili olarak da Atatürk’ün Beşiktaş’la bir yaz- gı çakışması olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden yazmak istedim. Atatürk- İstanbul-Beşiktaş ilişkilerini irdelemek isteyen okuyucular bu kitapta tari- hin es geçtiği onlarca yaşam sahnesini yakalayabilir. Katkım olsun istedim.

Yazar Necdet Sakaoğlu, Atatürk'ün vefatından 12 gün önce verdiği , anlamlı ve derin mesajı "Güle Güle Çocuklar" kitabında anlatıyor.

Kitap Kurtuluş Savaşı'nın Beşiktaş'ta ve 16 Mayıs'ta başladığını kanıtlıyor.

(12)

“Kurtuluş Savaşı

16 Mayıs 1919’da Beşiktaş’ta

başladı.”

(13)

Peki, “Güle Güle Çocuklar” kısmı?

Bir mesaj mı vermek istediniz?

N.S: Doğru, kitabın bir adı daha var. Atatürk’ün söylevleri, demeçleri ciltler dolusudur. Ama bilinçli olarak verdiği son mesajını verdiği yer ilginçtir, yine Beşiktaş. Tarih: 29 Ekim 1938. Ölümünden 12 gün önce yani. Cumhuriyet Bayramı akşamı bütün İstanbul, adeta buldukları her vasıtayla Beşiktaş’a gelmiş. Boğaz’da herkes. Takalarla, çatanalarla, vapurlarla sarayın etrafını kuşatmışlar. Büyük bir endişe de var durumuyla ilgili. Merak ediyorlar, çün- kü öldüğüne ilişkin dedikodular da almış, yürümüş. Israrla Atatürk’ü gör- mek istiyorlar. Marşlar söyleniyor, trampetler çalınıyor. Hasta yatağındaki Atatürk’e “Bir fedakârlıkta bulunabilir misiniz efendim?” diyor yanındakiler.

Özellikle gençlik, askeri liseliler geldiler, sizi görmek istiyorlar. “Elbette” olu- yor yanıtı. Onu bir koltuğa oturtuyorlar. Taşıyarak pencerenin önüne getiri- yorlar. Orada elini sallıyor gelenlere. Bu hareketi büyük bir coşkuyla karşıla-

nıyor. Öyle ki, vapurlar batacak hale gelmiş. İşte orada”Güle güle çocuklar, bu bayramlar, yarınlar sizindir” diyor.Bu, çok anlamlı, çok derin bir mesajdır.

Kitabın sayfalarını çeviriyoruz şimdi. Atatürk’ün en uzun ikamet ettiği yerler nereler, diyerek başlayalım mı?

N.S: Altmış yılı bile bulmayan bir yaşam. 1880-1899 arasındaki çocukluk- gençlik çağı Selanik ve Manastır’da geçmiş. 1899-1905 yıllarında İstanbul’da öğrenci. 1905-1919 subaylık evresi. 1915-1938 son evrede res- mi ve sürekli ikametgâh Ankara. Ama 1899’da Harbiye Mektebi’ne gelişin- den ölümüne dek İstanbul’da kalış süresi, aralıklarla 10 yıla yakın. Demek ki bu üç yer sırasıyla Selânik, Ankara ve İstanbul’dur. Konuyu Cumhuriyet dönemiyle ve “ikametgâh”, yani cumhurbaşkanlığı konutuyla sınırlı tutarsak, birinci sırayı Ankara Çankaya Köşkü, ikinci sırayı İstanbul Beşiktaş’taki Dol- mabahçe Sarayı alıyor.

(14)

Neden Beşiktaş, neden Dolmabahçe?

N.S: Dolmabahçe, Halife Abdülmecid’in 5 Mart 1924’ te ayrılışından beri boş. Sarayın bulunduğu Beşiktaş, II. Mahmud ve ardından gelen altı padi- şah ve bir halifenin, başkent içinde başkent gibi gözettikleri ayrıcalıklı bir semt. 19.yüzyılda hayli gelişmiş, kentsel sorunlarının çözümüne öncelik verilmiş. Çırağan, Yıldız Sarayları, bunlara bağlı köşk, kasır, ve sahilsaray- lar, devlet ricalinin, zenginlerin konak ve yalıları, başta kışlalar olmak üze- re birçok kamusal kurum, Robert Kolej ve diğer yabancı okullar Beşiktaş’ta yapılanmış. İstanbul’un pek çok yeri o zamanlar virane. Doğru bir görüntü vermiyor. Eski Türk uygarlığını iyi resmeden bir yer en azından. Gelen ko- nuk devlet adamları için iyi referanslar bunlar. Bir de ulaşım sorunu var ta- bii. Motorlu taşıt ve uçak ulaşımı daha yaygınlaşmamış. Ankara ile bağlan- tı Haydarpaşa garından trenle sağlanıyor. Beşiktaş rıhtımına gelelim: Hay- darpaşa, Derince, Yalova, Mudanya, Karadeniz bağlantılarına ne kadar el-

verişli. Bunlar dikkate alındığında, kıyıdaki Dolmabahçe Sarayı’nın alterna- tifi olmayan tek cumhurbaşkanlığı konutu olduğu görülür zaten.

Saray yaşamı ve sadeliğe olan yatkınlığı bilinen Atatürk.

Bir çelişki değil mi bu?

N.S: İleri sürülen gerçekler bunlar olunca, Dolmabahçe’de oturmayı kabul- lenen Atatürk’e, sarayın en sade dairesi ayrılmış. Bu daire sarayın üst katın- da. Pencereleri Boğaziçi’ne bakan iki salon, bir yatak ve bir çalışma oda- sından oluşuyor. Çalışma odası da oldukça küçük. Şunu da hemen belirte- yim: Atatürk’ün en sevdiği yer neresidir, bilir misiniz? Ankara’da Atatürk Or- man Çiftliği’nin bir köşesinde, önünde sundurması olan küçük kulübe. İçin- de bir somyası var. Fotoğrafı da vardır o sundurmada sandalyede oturur- ken, köpeğiyle. Atatürk ve saray yaşamı. Bunlar O’na göre değil. Sarayda- dır ama saraylı olmamıştır.

(15)

Peki, çalışma masasının karşısına çerçevelettirip koyduğu makbuz?

N.S: Evet, Halife Abdülmecid Efendi’nin otomobilini durdurmuşlar işgal po- lisleri ve trafik cezası kesmişler. İşte bu makbuzu, sırf Osmanlı hanedanı- nın düştüğü durumu belgelediği için sürekli görebileceği bir yere koydurt- muş. İbret olsun diye yani. Arada bir yakından bakarmış. Yıkılan, kaldırılan hanedanın ne kadar yetkisiz hale düştüğünü gösteren bir belge olarak koy- muş. Şimdi orada değil, depoya kaldırmışlar. Biz belediye başkanı sayesin- de gördük yeniden, gün ışığına çıkarttırdık. Özel izinle kitaba koydurttuk.

Öyle ilginç anekdotlar var ki kitabınızda;

Bir kaçış hikâyesi mesela. Tanıklık eden de Beşiktaş!

N.S: Saraydayken bir gün Atatürk erkenden odasına çekiliyor. Herkesin uyuduğundan emin olunca da gelişigüzel bir kıyafet giyiyor, başına da bir kasket takıyor. Otomobiline atladığı gibi kaçıyor. Gittiği yer yine Beşiktaş’ta bir sabahçı kahvesi. Çoğunluğu Rum balıkçılarla sohbet ediyor, Kasabis

oynuyor. Sonra onları da alıyor. Birlikte Kireçburnu’na gidiyorlar. Gazino sahibi uyandırılıyor, masalar kuruluyor, sohbetler ediliyor. Sonra kendisini İstanbul kazan, onlar kepçe arayan vali ve beraberindekiler de geliyorlar ve saraya yeniden dönüş. Halkın arasında bir Atatürk. Beşiktaş da en yakın tanık. İlginç olan ne biliyor musunuz? Bu kaçışın, Selim Cavid Yazman’a göre 1930’ların başındaki Türkiye-Yunanistan ve Yugoslavya yakınlaşma girişimleri sırasında yaşanmasının siyasal bir amacı da var.

Beşiktaş-Atatürk bağını kuran başka hangi nedenler var?

N.S: Evet, Balkan Savaşı yıllarında, yani 1912-1913 arası dönemde Selanik’teki yüzlerce Türk ailesi gibi, annesi Zübeyde, kız kardeşi Makbule Hanım ve hi- mayelerindeki Fikriye ve Abdürrahim’den oluşan Mustafa Kemal Bey aile- si de İstanbul’a göçerek Akaretler’deki 76 no’lu saray lojmanına yerleşmiş- ler. Aile, 1918-1919’da birkaç ay Şişli’deki evde kalmışlar. Ama Beşiktaş’taki ikametleri 1922’ye dek, on yıldan az değil. Demek oluyor ki, Selanikli aile, 1912’den sonra Beşiktaşlı olmuş.

Sarayda, 36. Osmanlı padişahı Vahideddin’in kızı Sabiha Sultan’la evlenmiş bir Mustafa Kemal nasıl olurdu sizce?

N.S: İki ihtimal vardı. Birincisi, kayınpederi olan padişaha bağlılık ve uyum gös- terecekti. Bu, Atatürk’ün mizacına tamamen ters zaten. İkincisi de, evlene- cekti ama kısa süre sonra boşanacaktı. Nitekim Vahideddin’in diğer kızı, Tev- fik Paşa’nın oğlu ile evli olan kızı boşanmıştır. Padişah kızlarıyla anlaşmak zordur.

Türkiye’nin hali ne olurdu peki?

N.S: Kim bilir yazgı ne tür sürprizler sergileyecekti? Olmamış şeyleri “olsay- dı” diye düşünmek felsefecilerin işidir. Tarihçilerin değil. 1919’da İstanbul’a veda eden Atatürk’ün, 1927’ye dek dönmeyişinde Osmanlı Hanedanı- nın yurt dışına oradan çıkarılmasının rolü var mı? Yoksa esas neden Milli Mücadele’ye yeterince destek verilmediği için küskünlük mü?

Her ikisi de. Yani İstanbullu vatanseverlerin ve işgüderlerin umutsuz, ka- rarsız ve isteksiz oldukları kanısına vardığı, bu nedenle de ayrılırken geride, destek verecek niyette kadroların bulunmadığı yönünde yorumlar da var.

Diğer yandan 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilip Atatürk de “Reisi- cumhur” seçildikten sonra ortaya iki başlı bir durum çıkmış: Ankara’da dev- İşgal günlerinde bir törenden dönen Halife Abdülmecid’e Fransız ve İtalyan

polislerinin köprüde kestikleri “trafik cezası”, (Dolmabahçe Sarayı).

1938 yazında, Atatürk’ü iyileşir umuduyla Boğaz sularında 55 gün gezdiren Savarona yatı.

(16)

let başkanı, İstanbul’da İslâm âleminin sözde dini başkanı. Buna son ver- menin yolu, bir yasadan geçiyor. 3 Mart 1924 yasalarından. “Hilafetin İl- gasına ve Çıkartılmasına Dair Kanun” T.B.M.M ‘de kabul edilince, 3-4 Mart 1924 gecesi Dolmabahçe Sarayı’ndan alınan Abdülmecid Efendi, Çatalca’da bekleyen trene bindirilerek Türkiye’den çıkartılıyor. 5 Mart günü de Osmanlı Hanedanı’nın bütün mensupları yurt dışına gönderiliyorlar.

Çok hassas olduğunuz bir konu var. Gözden kaçırılan önemli bir gerçek dediğiniz. Şu, “ilk adım” meselesi...

N.S: Bunu kitabımda önemle vurguladım. Evet, Beşiktaş’tan atılan bu ilk adım, Milli Mücadele’nin adımı yani, 16 Mayıs 1919’da Beşiktaş’tan atılmış- tır. Oysa buna hiç değinilmemiştir. Ve ben özellikle Beşiktaş’a nasip olmuş bu onurun, her yıl 16 Mayıs 1919’da törenlerle taçlandırılması taraftarıyım.

Bu konudaki isteğimi belirttim. Eminim gerekli girişimler yapılacaktır.

Yüzyıldır sarayda sultanlara Latince öğretiliyormuş. 130 yıl sonra Dolmabahçe’de Latin harflere geçiş süreci başlıyor.

N.S: Çok da, Hatice Sultan’ın kişisel hevesi burada sözkonusu olan. Tek ki- şilik bir heves yani. Melling çok etkilemiş onu. Belki de aralarında duygu- sal bir bağ vardı. Bir yandan iş ilişkileri de var. Çünkü sarayın mimari ve de- korasyon işleriyle Melling ilgileniyor. Hatice Sultan da ona Arap harflerini öğretmiş. Atatürk’ün yaptığı farklı. İddia ediyorum, Harf Devrimi olmasay- dı, halen biz eski yazıyla okuyor, yazıyor olsaydık, Avrupa Birliği süreci dü- şünülemezdi bile. Arap ülkelerinin Batı’ya entegre olamamalarının en bü- yük nedeni bana göre Arap alfabesini bırakamamalarıdır. Diğer yanda, bizi Batı’yla görüştüren, buluşturan, anlaştıran, kaynaştıran, uzlaştıran tek ma- nifesto, Atatürk’ün bize kazandırdığı en büyük devrimdir harf devrimi. Bu arada belirteyim, bu öyle aniden alınmış bir karar da değildir. Alt yapısında büyük bir çalışma ve bilgi birikimi vardır. Harf Devrimi Ankara’da TBMM’nin kabul ettiği yasayla Türk kültür hayatına girmiş olsa da buna ilişkin asıl karar, İstanbul’da Beşiktaş’ta alınmıştır ve Atatürk İstanbul’dan aldığı izlenimler- le Karadeniz’den başlayarak Anadolu kentlerinde yeni harfleri tanıtan ders- ler vermiştir. Yeni bir Anadolu hareketi, başlangıç noktası yine Beşiktaş.

Neden İstanbul peki?

N.S: İstanbul bir kültür merkezi de ondan. Yazı ve yazın yaşamının kalbi.

Eski harflerle okuma- yazmanın en yoğun yaşandığı yer. Dolayısıyla her zamanki gibi akıllıca, düşünülerek alınmış bir karar burayı seçmek. Bu işin okulu da Dolmabahçe. Yazı tahtası orada kullanılmış,

Neden Krippel peki? Türk heykeltraş yok mu o dönemde?

N.S: Öncelikle dünyaca ünlü bir heykeltraş Krippel. Bu yüzden özellikle se- çilmiş. Atatürk’e “Bak, biz heykelini dünyaca ünlü bir heykeltraşa yaptırdık”

mesajı var. İkincisi, o dönemde böylesine büyük boyutlarda ve bu derece estetik bir heykel yapacak imkanlar yok. Size bu heykelin bir özelliğin- den de sözedeyim. Heykelde Atatürk, o ünlü ilk adımının hareket noktası- na, Beşiktaş’a bakmaktadır.

1927 yazı. Atatürk İstanbul’a geliyor.

N.S: Bakın; bu geliş, Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarındandır. Önemli- dir, çünkü altı yüz yıllık bir imparatorluğu ve saltanatı kapatıp yeni bir dev- let kuran önder, artık bir “cumhuriyet kenti “ olan eski bir payiytahta ( baş- kent) gelmektedir. Üstelik de askerlikten emekli olurken İstiklâl Madalyası dışında tüm nişan ve madalyalarını bırakmış olarak, yani sivil kimlikli bir re- isicumhur olarak.

Peki, geldiğinde Dolmabahçe Sarayı Mabeyin Avlusu’nda yaptığı konuşma neden tarihte bir ilk?

N.S: Çünkü bu konuşma, aynı zamanda bütün Türk ve İslâm dünyasında seçimle işbaşına gelmiş bir devlet başkanının, on beş asır imparatorlara, sultanlara başkentlik yapmış bir kentte, kendisini onlar gibi Tanrı’nın gölge- si gören değil, bir vatandaş ve kentin konuğu sayan uygar bir önderin içten söylevidir. Bu da, tarihte bir ilktir.

Atatürk, kendisine “Gazi Mustafa Kemal” ya da “Ata”

denmesini istemezmiş. “Atatürk” diye hitap edilsin istermiş. Neden?

N.S: Doğru. Diğer hitaplar Atatürk’ü hep rahatsız etmiş. Atatürk, aşama aşama getirdiği her yeniliğin izinde olmuş. Kendi de unvanlarını ona uy- durmuş. Bir ara Reisicumhur Gazi Hazretleri imiş, 1927’nin başında as- kerlikten emekliye ayrıldığı tarihe dek çeşitli unvanlar takılmış ona. Asker- likten emekli olduğu zaman Reisicumhur Mim Kemal olmuş. Subaylığıy-

(17)

la ilgili tüm unvanları bırakmış yani. Son aldığı soyadı, Atatürk. Vatandaş- lara örnek olsun istemiş, herkes soyadıyla anılsın istemiş. Sonuçta soya- dı, aile bütünlüğünü anlatır. Çankaya anılarında Falih Rıfkı anlatır, kendisinin

“Atatürk” dışındaki hitaplardan son derece rahatsız olduğu bilinen bir ger- çek yani. Daha ilginç bir şey söyleyeyim, yaşamı boyunca ve öldükten son- ra adının önüne “sayın” sözü getirilmeyen tek kişidir Atatürk. Gerek de yok- tur. O yeterince “sayın”dır çünkü.

Atatürk’ün halkı etkileyen en büyük mesajı Nutuk.

Size göre Nutuk son halini nerede aldı?

N.S: 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde yapılacak Cumhuriyet Halk Fırkası II.

Büyük Kurultayı’nda, toplam 36.5 saatte okuyacağı ünlü “Nutuk”u tamam- lamıştı. Bir başka deyişle Nutuk son biçimini, Beşiktaş’ın huzurlu ortamın- da almıştır.

Sonrasında 1929 yılından başlayarak 1930-1936’ya kadar gelişlerini ve burada yaşadıklarını o kadar bilinmeyen yönleriyle anlatmışsınız ki, hayran olmamak elde değil.

N.S: Evet, bu geliş gidişler olağanlaştıkça İstanbullular, özellikle de Beşik- taşlılar onu, kentin ve semtin yerlisi, saygıyla ve sevecenlikle kendilerinden biri gibi görmeye alışmışlar. Beşiktaş Çarşısı özellikle. Atatürk, nereye gi- derse gitsin her gün evine döner gibi Dolmabahçe Sarayı’ndaki mütevazı dairesine gelen bir İstanbullu, hatta Beşiktaşlı olmuş artık.

Dolmabahçe Sarayı-Atatürk ilintisinde bilinenlerde neler eksik?

N.S: Çocuklar ve gençler şunu bilmeli: Türkiye Cumhuriyeti’nin siyaset, dış politika, kültür ve sanat atılımlarında bu sarayın ayrı bir konumu var. Türk aydınlanmasının temeli Harf Devrimi ile ilgili çalışmalar, kurultaylar, çağdaş sanat ve kültür etkinlikleri burada yapılmıştır. Yani belleklerdeki 1938’de bu sarayda öldüğünü bilmekten ibaret olmamalı. Bu ilinti, Mehmetçik’in nöbet tuttuğu loş bir oda, herkesin üzüntüyle baktığı, öldüğü, al bayrak örtülü bir yatakla sınırlandırılmamalı.

Gelelim o son güne...

N.S: Atatürk’ün bilinçli olarak son demecinin “Bu bayramlar ve yarınlar si- zindir” olduğunu söylemiştik daha önce. Bundan sonra 12 günlük bir süreç ve onu kaybedişimiz. Saat tam dokuzu beş geçe Dolmabahçe’deki Saat Kulesi’nde ve tüm Türkiye’de zaman durdu. Ölümü Beşiktaş’tan İstanbul’a duyuruldu. İstanbullular içten ağlayışlarla akın akın Beşiktaş’a gelerek son saygı duruşunu Muayede Salonu’nda yaptılar.

Beşiktaş, Atatürk için hep güzel atılımların yapıldığı bir yer ol- muş. O’nu buradan Milli Mücadele’ye uğurladık. Ama hiç “keş- ke buradan ebediyete uğurlamasaydık” dediğiniz oldu mu?

N.S: Hayır. Tam tersi, bana göre Beşiktaş’ta ölmesi de bir onurdur. Çünkü bu, ecelle gelen bir ölümdü. Ama sözgelimi Atatürk Beşiktaş’ta bir suikas- te kurban gitseydi, bu kötü olurdu. Üstelik kendisi “iyi olabilir miyim?” umu- duyla buraya geliyor. Boğaz havası iyi gelir diye yani. Aslında “Ben yurt dı- şında tedavi olmak istiyorum” diyebilirdi. Gereği de yapılırdı kuşkusuz. Ama istememiştir. Cumhurbaşkanlığı zamanında bir gün bile yurt dışına çıkma- mıştır Atatürk.

Sizinle bir Beşiktaş gezisi yapsak, en çok nereler size Atatürk’ü yoğun yaşatır?

N.S: Herhalde Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımı. Atatürk’ün saraya geliş gi- dişleri çoklukla denizden. Gelen konuklarını orada karşılamış, oradan uğur- lamış. Denize karşı özel bir tutkusu da vardı sanırım. Bir de Muayede Salo- nu beni hep çok duygulandırır. Daha önce önemli toplantılara, kongrelere tanıklık etmiş bu salona katafalkı konmuş Atatürk’ün. Cenaze namazı ora- da kılınmış. Bu arada hemen belirteyim, Türkiye’de cenaze namazı Türkçe kılınan tek kişi Atatürk’tür.

Beşiktaş’la gönül bağınız desem…

N.S: Beşiktaşlı değilim. Ama severim Beşiktaş’ı. Gidince ayrı bir ferahlık duyarım. Çünkü Beşiktaş öyle bir yer. Havası hâlâ çok güzel. Beşiktaş’ın bir farklılığı var. Sultanların Topkapı’dan sonra saraylarını gidip orada yap- tırmalarında da bu havanın, cazibenin etkisi var. İstanbul’un birçok semti var. Ama Beşiktaş, dediğim gibi bir başka.

Peki, sizin Beşiktaş’ta kendinizi rahat hissetmenizin Atatürk’ün buradaki anılarıyla bir ilgisi olabilir mi?

Yani, yaşanmışlıklar sizi etkiliyor olabilir mi?

N.S: Olabilir tabii. Tarihçinin gözü farklıdır. Mesela Dolmabahçe Sarayı’nın merasim kapısına bakarken, Atatürk’ün o kapıyı kullanıp kullanmadığını merak ederim. Sarayda o kadar kalmıştır da, acaba merak edip muvakkit- haneye girmiş midir diye düşünürüm. Veya saat kulesinin saatçisiyle ora- dan gelip geçerken bir ara durup sohbet etmiş midir derim. Daha da es- kilere giderim hatta. Yine aynı kapıdan bu kez hangi padişahların Cuma Selâmlığı için gelip geçtikleri aklıma gelir. Tarihçi merakı farklıdır kısaca.

Bu kitabınız Beşiktaş Belediyesi’nin katkılarıyla yayınlandı.

Başkan İsmail Ünal’ın böylesi güzel projelere karşı duyarlı olduğu biliniyor. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

N.S: Sağolsun. Atatürk’ü hemşehri olarak kazanmak; Beşiktaş için, dolayı- sıyla Belediye Başkanı sayın İsmail Ünal için son derece onur verici bir du- rumdur. Bu esere olan katkılarından dolayı kendisine bir kez daha teşek- kürlerimi iletiyorum.

Son olarak neler söyleyeceksiniz?

N.S: Atatürk’ün ulusal kurtuluş düşüncesiyle yola çıktığı Beşiktaş’a olan yakınlığı ve burada ölmesi ilginç bir yazgıdır. Durum böyleyken, bu özel bağı konu edinen esaslı çalışma ve yayınlar yapılmamıştır. Biz bu albüm- kitapta, başta Özel Şahingiray’ın Atatürk’ün Nöbet Defteri ve Prof. Dr. Ut- kan Kocatürk’ün Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi ile kay- nakçamızda belirttiğimiz diğer yapıtlardan, ayrıca derlenebilen fotoğraflar- dan da yararlanarak, Cumhuriyetimizin kurucusunun Beşiktaş’ta geçirdiği günleri ve ayları öne çıkarmaya çalıştık. Yazdıklarımızın ve fotoğrafların da

“Atatürk ve Beşiktaş” üzerine yapılacak daha kapsamlı araştırmalar için bir fikir vereceğini tahmin ediyorum.

Atatürk yetişmesinde özen gösterdiği Ülkü ile zaman geçirmeyi çok severdi.

B+

(18)

Kimdir?

Kitabın Vizörü: Cengiz Kahraman

özellikle bazı projelerde çalışırken kullanabileceğimiz fotoğraflarda prob- lemler oluyor. Bu büyük bir handikap.

Belli dönem tercihleriniz var mı?

C.K: Erken Cumhuriyet ve sonrası dönem tercihim. Atatürk’ün ölümüne dek olan süreç. Çünkü o dönem fotoğraflarına baktığım zaman, insanların gözlerinde, yüzlerinde geleceğe inanma duygusunu, hayattan keyif alma duygusunu görüyorum. Yokluk var. Ama umut da var.

Fotoğraf toplamak kadar, fotoğraf çekmeyi de sevdiğinizi biliyoruz. Atatürk’ün bir fotoğrafını çekecek olsaydınız, mekânın neresi olmasını tercih ederdiniz?

C.K: Öncelikle, fotoğrafını çekeceğim kişiyle belli bir zaman dilimini paylaş- malıyım diye düşünüyorum. Önce Atatürk’ün çok yakınında olmak isterdim, onun dostu olmak isterdim ki, istediğim resmi çekebileyim. Çağrılı fotoğraf- çı olmak istemezdim yani. Özel şeyler olmalı çektiklerim. Mekâna gelince, Dolmabahçe’de kendisine özel bir deniz hamamı yapıldığını biliyorum. Ora- da denize girdiği anı yakalamak güzel olurdu. Atatürk’ü bir fotoğrafçı gözüyle karizmatik ve fotojenik bulduğumu da söylemek istiyorum.

Sizi bu kitapta en çok hangi fotoğraf etkiledi?

C.K: Kitabın 78-79. sayfalarındaki fotoğraflar beni çok etkiledi örneğin.

Atatürk’ün Yalova’da bir sandaldaki fotoğrafı. Bir de bu kitabın kapak fo- toğrafı. Fotoğrafçının bakışı, arka fon çok güzel.

Beşiktaş’la bağınız peki?

C.K: Beşiktaş Yıldız’da Tarih Vakfı’nın yayın bölümünde İstanbul Ansiklopedi- si yayınlandığı zaman çalıştım. Çok güzel bulurum Beşiktaş’ı. İşimle ilintili ola- rak düşünürsek, belediyelerin yayıncılık anlayışını pek beğenmiyorum. Özel- likle Büyükşehir Belediyesi’nin meselâ. Kaynaklarını israf ediyorlar. Beşiktaş Belediyesi’nin ise şu an ürettiği işlerde başarılı olduğunu düşünüyorum.

Arşivci olarak tanımlanmaktan hoşlanmayan Cengiz Kahraman, yaptığı işi fotoğraf toplayıcılığı ve fotoğraf editörlüğü olarak görüyor. Çalışmaların- da erken Cumhuriyet ve sonrası döneme ayrı bir önem veriyor. Kahraman

“Güle Güle Çocuklar” Kitabında kendi arşivi ile birlikte kitaba değer kata- cak farklı fotoğrafları da bir araya getirmiş. Atatürk’ü karizmatik ve fotoje- nik olarak tanımlıyor.

Fotoğraf toplama işi nasıl başladı?

C.K: Tümüyle sevmekle ve merakla ilgili. Hoşunuza giden şeyler topladığı- nızda, ilgi alanlarınız oluşuyor. Çalıştığım projeler için yapıyorum. Türkiye’de

Necdet Sakaoğlu

Cengiz Kahraman

20 Eylül 1939 Sivas, Divriği doğumlu. Hasan Âli Yücel döne- minde yapılmış Divriği Atatürk İlkokulu’nu (1951), Nuri Demirağ Ortaokulu’nu (1954), İttihatçı Sivas Valisi Muammer Bey’in öğret- men okulunu (1957) ve en son olarak da İstanbul Çapa’daki Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. 1957 yılında Harran yakınlarındaki Parapara’da başöğretmen olarak göreve başladı. Bu deneyimden sonra Çapa Eğitim Enstitüsü’nü kazanan Sakaoğlu, 1961’de buradan me- zun oldu, Trabzon Öğretmen Okulu’na edebiyat öğretmeni olarak atandı. Daha sonra sırasıyla Amasra’da ortaokul-lise öğretmenliği ve müdürlüğü, Bakanlık müfettişliği ve Talim Terbiye Kurulu üyeli- ği görevlerinde bulundu ve 38 yıllık meslek yaşamının ardından 18 Ocak 1998’de de emekliye ayrıldı. Yerel tarih, kent tarihi, Selçuklu, Osmanlı ve eğitim tarihi konularında çalışmaları olan Sakaoğlu’nun yayımlanmış birçok eseri bulunuyor.

Cengiz Kahraman 1965 yılında İstanbul’da doğdu. Türkiye Ekono- mik ve Toplumsal Tarih Vakfı tarafından Kültür Bakanlığı’nın des- teğiyle hazırlanan “Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi”nde fotoğraf editörü olarak çalıştı. Çeşitli kitap, ansiklopedi ve sergi projelerinde çalıştı. 2007 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayın- ları tarafından yayınlanan, “1929 Kışı Bir Şehir Efsanesi” isimli bir kitap hazırladı.

(19)

Tarihe not düşelim

1919 yılında önce Beşiktaş’ta, sonra Samsun’da Kurtuluş Hareketi alevlendi.

Bu sürecin Türk devrimlerine getirdikleri hâlâ bilinmeyenlerle dolu. Beşiktaş Belediyesi bu yıl ilk kez düzenlediği bir dizi etkinlikle tarihe ışık tutmayı hedefliyor.

Kurtuluş Savaşı’na uzanan yol...

Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde, kız kardeşi Makbule hanımların, 1912 ve izleyen yıllarda oturdukları Beşiktaş Akaretler’deki sıra evler.

Yazı: GÜL BUDAK Fotoğraflar: ŞENOL KAŞIKÇI - CENGİZ KAHRAMAN ARŞİVİ

(20)

M

ustafa Kemal 16 Mayıs 1919’da Beşiktaş’tan Samsun’a doğru yola çıkarken henüz 38 yaşın- daydı. O genç yaşında ulusunun bağımsızlık ateşi- ni içinde hisseden Atatürk, tarihe yazılacak Kurtu- luş Destanı’na ilk adımı Beşiktaş’ta atmıştı.

İşte bu tarihi gerçek Beşiktaş Belediyesi’ne de büyük bir sorumluluk yüklüyor. Beşiktaş Belediyesi bu sorumluluğun bilin- cinde hareket etmeyi bir görev sayıyor. Bu nedenle de her yıl düzenlene- cek uluslararası bir etkinliğe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Hedef; kur- tuluş savaşı veren ulusların katılacağı dünya çapında bir “Kurtuluş Etkinlik- leri Şenliği”ni hayata geçirmek.

Çalışmaların 2010 yılında bitirilmesi öngörülüyor. Tarihi gerçeğin ışığında bu uluslararası etkinliğin başlangıç tarihi 16 Mayıs’a denk getirilecek ve 19 Mayıs’ı da içine alarak üç gün boyunca sürecek.

Bu yıl ilk adımı atılan, önümüzdeki yıl uluslararası düzeyde gerçekleştirile- cek etkinliklere Kurtuluş Savaşı veren tüm mazlum ulusların destek verme- si bekleniyor.

Beşiktaş Belediyesi’nin 16-19 Mayıs tarihleri arasında süren etkinliklerinin ilk günü Atatürk’ün evininin önünüde yapılan törenle başladı. Beşiktaş Be- lediyesi ile yazar Necdet Sakaoğlu’nun örnek çalışması olan “Güle Güle Çocuklar”, kitabı törende Beşiktaş Kaymakam Vekili Saadettin Yücel’e verildi. “Güle Güle Çocuklar”, Beşiktaş Belediyesi’nin, kentin mücadele ruhuna bir vefa borcu olarak nitelendirdiği ve beş yıldan beri bu yolda yü- rüttüğü çalışmaların temel taşlarından biri oldu. Bundan böyle her yıl 16-19 Mayıs tarihleri arasında “Bağımsızlık İçin İlk Ateş” etkinliklerinin yapılması kararı alındı. Bu yılki ilk etkinlikler, Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın

Yavuz gibi, Hamidiye gibi hurdaya çıkartılıp satılan Bandırma vapurunun maketi.

Beşiktaş açıklarında demirleyen işgal donanması

1900’lü yılların başında Beylerbeyi’nden Dolmabahçe Sarayı ve Beşiktaş semti. Arka planda kışlalar.

(21)

da katıldığı bir basın toplantısıyla başladı. Başkan, etkinlikler hakkında bil- gi verdi. Ardından Atatürk’ün Akaretler’deki evine tabela kondu. 19 Mayıs 1919’daki “ilk ateş” i simgeleyen iki bağımsızlık meşalesi yakıldı.

Buluşma noktası müze evin üstünde şunlar yazılıydı:

Atatürk, 1. Dünya Savaşı’nda düşmana karşı İstanbul’u koruyup kurtaran, Çanakkale Müdafii Miralay Mustafa Kemal Paşa iken, bu evde kiracı ola- rak kalmıştır. Büyük önder Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919’da bu evde ya- şayan annesi Zübeyde Hanım’ın elini öperek Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Samsun’a hareket etti.

Beşiktaş’ta demokrasi ve bilim tarihimizde görülen birçok öncü atılımların gerçekleştiğine dikkat çeken Başkan tören- de yaptığı konuşmasında özetle şunları söyledi:

Beşiktaş gerek Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamında, gerekse ulusal Kur-

tuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihimizde önemli dönüşümlerin, karar ve dav- ranışların var edildiği bir kent olma özelliğine de sahiptir. Tarihi geçmişiyle gurur duyulan kentlerde, kentleri yönetenlerin de bu tarihi koruma adına yaptıkları ve yapacakları olmalıdır. İşte biz bunu yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Kutlamalarımızla, küresel sömürgeciler tarafından üzeri- ne şal örtülen “bağımsızlık” fikrini tartışacağız, yaşatacağız. Dünya ulusları- na, mazlum uluslara örnek olmuş bağımsızlık savaşımızdan günümüze yeni heyecanlar, fikirler üretmeye çalışacağız. Beşiktaş’ın bu öncü rolüne layık bir sorumlulukla üç temel girişim başlattık.”

Başkan Ünal’ın açıklamalarının ışığında sırasıyla üç temel girişim şöyle:

1-Bu yıl “Ulusal Bağımsızlık Meşalesi” anıtı için uluslararası bir yarışma açı- lacak. Sürekli yanacak bu anıtın ilgili kurumlarla işbirliği yapılarak denizden de görülecek şekilde Beşiktaş Vapur İskelesi’nin yanına yapılması hedef- leniyor.

2-Bundan böyle her yıl 16-19 Mayıs’ta “Bağımsızlık sempozyumları” dü- zenlenecek. 2010 yılında Beşiktaş’taki üniversitelerle işbirliği yapılarak dü- zenlenecek ilk sempozyumun başlığı “Ulusal bağımsızlık: Tarihi bir miras mı? Yoksa vazgeçilmez bir gerçeklik mi?” olacak.

3-Bilindiği gibi, ulusal Kurtuluş Savaşımıza ait görsel-işitsel çalışmalar ol- dukça sınırlı, Kurtuluş Savaşı’mıza ait doyurucu bir belgesel yok. Bu boş- luğu doldurmak ve genç kuşaklara bağımsızlık mirasını daha iyi anlatabil- mek için bir belgesel dizi hazırlatmayı planladık. Bu, hem Beşiktaş kentlisi- ne, hem de tarihe karşı önemli bir sorumluluktur. Belgelerden yola çıkarak Beşiktaş’a, unutulmuş tarihsel rolünü – ve kuşkusuz kentsel onurunu- yeni- den kazandırmak istiyoruz.

Tören sırasında görüştüğümüz değerli tarihçi-yazar “Güle Güle Çocuklar”

kitabının yazarı Necdet Sakaoğlu: “Bu ev Atatürk’e Miralay iken subay lojmanı olarak tahsis edilmişti. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım ve ailesi 10 yıla yakın süreyle burada konakladılar. ”Çok duyguluyum“ dedi. Töreni Beşiktaş İlçe Kaymakamı Saadettin Yücel, meclis üyeleri, muhtarlar, basın mensupları ve coşkulu bir vatandaş topluluğu izledi.

“Beşiktaş

mazlum uluslara örnek olacak.”

Mustafa Kemal’i İzmit’ten Beşiktaş’a getiren Ertuğrul yatı ile Nil Muş’u ve onu karşılamak için tekneleri dolduran İstanbullular.

(22)

Atatürk’ün Evi’ne törenle konan tabelada ise şu sözler vardı:

Beşiktaş kentlileri, “Bağımsızlık İçin İlk Ateş”i tutuşturan Mustafa Kemal ve arkadaşlarına şükranlarını sunar.

B+ Yayın Kurulu Başkanı Hasan Özgen de yaptığı konuşmada bu yılki kut- lamaların oldukça mütevazı sayılması gerektiğinden söz etti ve gelecek yıl- larda törenlerin uluslararası, daha da kapsamlı bir şenlik haline geleceği- ni belirtti.

Beşiktaş İlçe Kaymakamı Saadettin Yücel ise fikirlerini şöyle ifade etti:

Geçmişini bilmeyen, geleceğini yönlendiremez. Kentin, kentlilerin insan- lık görevi, bu geçmişe sahip çıkmaktır. Kilometre taşlarının, yıldönümlerinin farkında olmalıyız. Samimi, mütevazı ama duygu dolu, inanç dolu bir etkin- lik bu. Şükran doluyuz. Bizden sonra gelecek nesiller, tarihi olumsuz teker- rür ettirmeyecekler. Bu bir delildir. Bir davetiye ve teminattır. Tüm ecdadı- mızı saygıyla yad ediyorum.”

Şenliklerin ikinci ve üçüncü günü

17 Mayıs 2009‘ta saat 17.30 ve 20.30 olmak üzere iki seans halinde Or- taköy Kültür Merkezi Afife Jale Sahnesi’nde ücretsiz olarak “Hoşgelişler Ola” adlı tiyatro oyunu sahnelendi. Oyunun tekrarı 18 Mayıs 2009 Pazar- tesi günü, aynı mekânda 10.30 ve 14.30 saatlerinde yapıldı.

“Hoşgelişler Ola” tiyatro oyunundan bir kare.

Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Necdet Sakaoğlu ve Kaymakam Vekili Saadettin Yücel, Atatürk Evi'nin açılışı sırasında.

B+

(23)

Beşiktaş Belediyesi’nin “Bağımsızlık İçin İlk Ateş”

etkinlikleri çerçevesinde Afife Jale Sahnesi’nda 2 gün 4 seans şeklinde ücretsiz olarak gösterime sunduğu

“Hoşgelişler Ola” , büyük bir heyecan ve coşkuyla izlendi.

1. Dünya Savaşı’ndan ağır kayıplarla çıkmış ve imzaladığı Mondros Ateş- kes Antlaşması ile “ dünya efendileri” önünde köleliği kabul etmiş Osmanlı Devleti’nden , alnı açık, başı dik ve onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti’ne gidişin destansı öyküsü bu. Tiyatro Birileri’nin Mustafa Kemal’ci, aydınlık, genç iki beyni bu esere hem yazar hem de yönetmen olarak imza atmışlar.

Üç yıl önce kurulmuş bu tiyatronun, kendilerini Mutafa Kemal’in ilerici kim- liğinden ve düşünce sisteminden yola çıkan idealist savaşçıları olarak ta- nımlayan üyelerinden biri, bu oyunu tek kişilik doyumsuz bir gösteriye dö- nüştüren Utku Erişik. Diğeri de Barbaros Uzunöner. Bu oyunu yazıp sergi- lemekteki amaçlarını şöyle açıklıyorlar: Emperyalizme karşı verilmiş en bü- yük “tam bağımsızlık savaşı”nın kahramanlarının önünde; yoksul ama onur- lu, yorgun ama idealist insanların önünde saygıyla bir kez daha eğilmek is- tedik.

Sahnede 1919-1922 yılları arasındaki yiğit mücadelesi, ulusal şahlanış en çarpıcı haliyle gözler önüne seriliyor. Yaklaşık iki saat süren iki perdelik oyuna, bugüne dek gündeme getirilmemiş bazı gerçeklere ışık tutan bilgi- ler, çoğu görülmemiş yaklaşık iki yüz elli fotoğraf, belge ve karikatürler eş- lik ediyor. Fonda oldukça güzel, özenle seçildiği belli müzikler sizi alıp yedi düveli hayrete düşüren gözüpek kahramanların yanına taşıyor.

Bir yandan işgalcilere karşı nasıl mertçe bir savaş verildiği anlatılırken, bir yandan da Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden sürecin perde arkasındaki özveriler vurgulanıyor. Bu yürek parçalayan öykü, Mustafa Kemal’in 6 Ekim 1924’te Kars’ı ziyareti sırasında oyunlar eşliğinde söylenmiş olan ve halkımızca sevilip bugünlere dek taşınmış Hoşgelişler Ola / Mustafa Kemal Paşa türküsüyle adaş olmuş, gönül birliği yapmış.

Kuvayı Milliye denen o kutsal ruhun büyük insanları...

Kocabaş’ın yerine kendini koşan Elif...

Kıtlıktan zerdali çekirdeğini yemek zorunda kalan Antepliler...

Fedakâr analarımızın yetiştirdiği, vatan aşkıyla dolu nice yiğit yürek...

Milli Mücadele’nin gizli kahramanları, kadınlar, gazeteciler, telgraf memur- ları tek tek, isim isim, öykü öykü anılıyor, anlatılıyor.

Seyirciyle buluştuğu her sezonda beğeni toplayan eser, sanatın öğretici görevinin gereğini topluma karşı aydınlık yolu gösterme sorumluluğu ve bi- linci içindeki bu cesur yüreklerin kaleminden büyülü bir dille yerine getiriyor.

200 kere perde…

65 il merkezi, bu illerin bazı ilçelerinde sergilenen iki yüz kere “perde” diyen oyun, Sadece KKTC’de Rauf Denktaş’ın desteği ve ilgisiyle, seyircinin ta- lebiyle 3 kez izlenmiş. “Alanında ilk ve tek bu” diyor Utku Erişik. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal ile yolları bir sergide kesişmiş. Sonra deva- mı gelmiş. Kendisinin duyarlılığından son derece memnunlar. Bu etkinlikler içinde yer almalarından onur duymuşlar.

“Birileri bunu yapmalıydı” onların çıkış noktaları. Bir ileri götürmek istedikle- ri her şey adına tiyatro, gerçek tiyatro sevdalılarıyla buluşmak üzere onların inançları ve idealleriyle yoğrulup, harmanlanmış.

Özgünler. Güncel ve gündeme dair bilgiler, oyunlarında doğaçlamalarla yeni bir anlam kazanıyor. Seyircilerin beğenisi, gerek basın gerekse alanla- rında uzman kişilerin övgüleri onları daha da yüreklendiriyor.

Barbaros Uzunöner, Yaptğımız her şey, herkesin yapması gereken şey as- lında. Atatürk’ün cesareti bizim için her zaman itici güç oldu. Hayata bakı- şımızda ve hayatı yorumlayışımızda onun izleri var. Bundan da gurur duyu- yoruz“ diyor.

Birileri, bir ileri adımla çok güzel bir şey yapmış. İzlemekte yarar var.

ATATÜRK’E iki yüzüncü kez “HOŞGELİŞLER OLA”

Hoşgelişler Ola!

16-19 Mayıs Hoşgelişler Ola Tiyatro Oyunu

(24)

Ve son gün…

19 Mayıs Salı günü akşam 19.30’da ise Akaretler Şairler Parkı önünden ha- reketle bando eşliğinde fener alayı yürüyüşü düzenlendi. CHP gençlik kol- ları, sporcular, vatandaşlar ellerinde bayrak ve meşalelerle iskeleye dek yü- rüdüler. ....anıtı önünde gerçekleşen törende Türkan Saylan için kırmızı be- yaz çiçeklerden oluşmuş bir platform göze çarptı. Başkan İsmail Ünal, bir Arnavutköy yaşayanı olarak Türkan Saylan’ın Beşiktaşlı kimliğinden söz etti ve şunları söyledi: “Kendisiyle tanışmış olmaktan mutluyum. Çok de- ğerliydi. Gerek tıp dünyasında, gerekse sosyal sorumluluk projelerinde

övgüye layık çalışmalar yapmıştır. Atatürk çizgisinin aydın kadınlarındandır.

Bizimle de bazı ortak çalışmaları oldu. Başımız sağ olsun. Keşke kendisi için yaptırdığımız heykeli görebilseydi, yakında yapılacak açılışımızda ara- mızda olmasını isterdik” dedi. Daha sonra CHP milletvekili Bihlun Tamay- lıgil de söz aldı ve “Yakılan meşalelerin karanlıkları aydınlatacağına inancı- mız tamdır. Azimliyiz, kararlıyız, Beşiktaş yine bir öncülük yaptı, bu hareket dalga dalga yayılacaktır” dedi. Meşalelerle gelen halk, konuşmaların ardın- dan tören alanından ayrıldı.

19 Mayıs’ta toprağa verilen Türkan Saylan da törende anıldı.

Yakılan meşaleler karanlıkları aydınlatsın...

Referanslar

Benzer Belgeler

Eserin İkonografik çözümlemesi için yapılan artalan çalışmasına göre; İzleklerin, gece tanrıçası Nyks ve ikiz oğulları Hypnos (uyku) ve Thanatos (ölüm) un alegorik

“Ekinlere benziyoruz canca- ğızım; şu meydanda bitmişiz, dudaklarımız kupkuru, canla gönülle yağmur bulutunu arayıp beklemekteyiz.” (Divan-ı Kebir, II/46) demek

Türkan Saylan Kültür Merkezi gişesinden etkinlikten iki gün önce ücretsiz olarak temin edilebilir.. * Giriş

1) "Şimdi karşılaştırma yaptığımız durumlarda, karşılaştırma yapmak yerine neler yapabiliriz diye düşünelim ve alternatif düşünceler bulalım.

İstanbul; bir liman kenti, ordu kenti, iki imparatorluğun merkezi olan siyasi bir kent, ulus-aşırı kolonyal ağların buluşma noktası olan bir ticaret kenti, finans kenti,

Zaman geçtikçe ve başka tür feminizmleri keşfettikçe Duygu Asena ile feminizme yaklaşımım örtüşmemeye başladıysa da hep onun kadınların bugün

Koca Yaşar, seni elbette çok seven, yere göğe koya­ mayan çok sayıda dostların, milyonlarca okuyucun ve ardında koca bir halk var.. Ama gel gör ki onların

Bünyesinde birden fazla iyonlaşabilen hidrojen