• Sonuç bulunamadı

TÜRK SİNEMASINDA KÜLTÜR SORUNLARINA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ (1960–1970 DÖNEMİ)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "TÜRK SİNEMASINDA KÜLTÜR SORUNLARINA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ (1960–1970 DÖNEMİ)"

Copied!
227
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ ANTROPOLOJĠ (SOSYAL ANTROPOLOJĠ)

ANABĠLĠM DALI

TÜRK SİNEMASINDA KÜLTÜR SORUNLARINA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ

(1960–1970 DÖNEMİ)

Doktora Tezi

B. Nilüfer ULUÇ

Ankara–2009

(2)

T.C.

ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ ANTROPOLOJĠ (SOSYAL ANTROPOLOJĠ)

ANABĠLĠM DALI

TÜRK SİNEMASINDA KÜLTÜR SORUNLARINA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ

(1960–1970 DÖNEMİ)

Doktora Tezi

B. Nilüfer ULUÇ

Tez Danışmanı Prof. Dr. Kurtuluş KAYALI

Ankara–2009

(3)

T.C.

ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ ANTROPOLOJĠ (SOSYAL ANTROPOLOJĠ)

ANABĠLĠM DALI

TÜRK SİNEMASINDA KÜLTÜR SORUNLARINA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ

(1960–1970 DÖNEMİ)

Doktora Tezi

Tez Danışmanı: Prof. Dr. Kurtuluş KAYALI

Tez Jürisi Üyeleri

Adı ve Soyadı Ġmzası

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

... ...

Tez Sınavı Tarihi ...

(4)

TÜRKĠYE CUMHURĠYETĠ ANKARA ÜNĠVERSĠTESĠ

SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜ’NE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim.(……/……/200…)

Tezi Hazırlayan Öğrencinin

Adı ve Soyadı

………

İmzası

………

(5)

i

ĠÇĠNDEKĠLER

TABLOLAR LİSTESİ……… iii

ÖNSÖZ ……… iv

BÖLÜM 1. GĠRĠġ 1.1. Konu ……… 1

1.2. Amaç ………... 2

1.3. Önem ……….. 3

1.4. Varsayım ………. 4

1.5. Kapsam ve Sınırlılıklar ……….. 4 BÖLÜM 2. YÖNTEM 2.1 Veri Toplama Tekniği ………..……….. 5

2.2. Belirlenen Filmlerin Seçilme Nedenleri ….……..……….. 6

2.3. Belirlenen Filmlerde Yanıt Aranan Temel Sorular ……… 11

BÖLÜM 3. KAVRAMSAL ÇERÇEVE 3.1. 1960–1970 DÖNEMİNDE TÜRKİYE‘NİN SOSYO-KÜLTÜREL YAPISI……….. 15

3.1.1 Kentleşme ………... 24 3.1.1.i. Kentleşme Nedenleri ………... 24

3.1.1.ii. Kentleşmenin Sonuçları ………. 34

3.1.1.iii.Kentleşmenin Bireysel Görünümleri ………. 37

3.1.1.iv. Kentleşme ve Aile ……….. 41

3.1.2. 1960–1970 Yılları Arasında Türkiye‘deki Aile Yapısı ……….. 43

(6)

ii 3.1.2.i. Aile Tipi ……….

3.1.2.ii Ailenin Kuruluşu ...

3.1.2.iii. Aile İçi İlişkiler ...

3.1.3 1960-1970 Yılları Arasında Kadının Toplumsal Konumu ...

3.1.3.i. Kadının Aile İçindeki Konumu ...

43 50 52 55 55 3.1.3.ii. Kadının Çalışma Hayatı ………. 56 3.1.3.iii. Yerleşim Yerine Göre Kadının Konumu ………. 56 3.2. 1960–1970 DÖNEMİ TÜRK SİNEMASININ GENEL DURUMU …… 62 BÖLÜM 4. BULGULAR VE YORUM

4.1. Filmlerin Analizleri ………. 71 BÖLÜM 5. SONUÇ VE DEĞERLENDĠRME

5.1.1960–1970 Dönemi Türkiye‘sinde Siyasi ve Ekonomik Yapı ……….. 181 5.2. Dönemin Sinema Filmlerine Yansıyış Biçimiyle 1960–1970 Dönemi Türkiye‘sinde Kentleşme Olgusu ……… 183 5.3. Dönemin Sinema Filmlerine Yansıyış Biçimiyle 1960–1970 Dönemi Türkiye‘sinde Aile Yapısı ……….. 189 5.4. Dönemin Sinema Filmlerine Yansıyış Biçimiyle 1960–1970 Dönemi Türkiye‘sinde Kadının Toplumsal Konumu ……… 193 5.5. Sonuç ……….. 198 KAYNAKÇA ………..

ÖZET………

ABSTRACT ………

203 215 217

(7)

iii TABLOLAR LĠSTESĠ

Tablo 1. Yıllara Göre Nüfus Sayımı Sonuçları ...25 Tablo 2.Nüfus Artış Hızı ve Kentli Nüfus Artış Hızı ...26 Tablo3.Yıllara Göre Traktör Sayıları ...30 Tablo4. Sayım Yılları İçinde Cinsiyete Göre Okuma Yazma Bilenlerin

Oranı...64 Tablo5. Yıllara Göre Çekilen Film Sayısı...70

(8)

iv Önsöz ve TeĢekkür

Sinemanın kültür ürünü olması, haliyle içinde oluştuğu ve yaşadığı kültürle etkileşim halinde olması, sevdiğim bu sanat dalını, ait olduğum bilim dalı ile buluşturmayı kolaylaştırdı. Çalışmam sırasında, sanat ve bilimin iç içe geçmiş haldeki etkileşimini görmek bir kez daha beni büyüledi. Kimi zaman sadece sıradan bir seyirci olarak, çekilen sahnelerin, müthiş oyunculukların büyüsüne kendimi kaptırdığımı fark ettiğimde bunun kaçınılmaz olduğunu düşündüm.

Kimi zaman ise bilimsel bir araştırma peşinde olma heyecanıyla görüntülerin arkasına geçmeye çalıştığımda, yönetmenlerin ve senaristlerin dehaları karşısında saygıyla eğildim. Bu filmleri hazırlarken bir sosyal antropologun araştırma titizliğinde, alan araştırması yapacak kadar, çalıştıklarını görmek ise onlara olan saygımı bir kez daha arttırdı. O nedenle bu çalışmadaki ilk teşekkürüm bu filmlerin yapımında emeği geçen tüm sinema çalışanlarına...

Doktora tezine başladığım günden itibaren desteğini ve sonsuz sabrını esirgemeyen tez danışmanım Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı‘ya en içten teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca lisans öğrenciliğimin ilk gününden itibaren kişisel ve akademik gelişim anlamında bana büyük katkı sağlayan, başta Prof. Dr. Zafer İlbars olmak üzere bütün hocalarıma da teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. Doktora tez aşaması boyunca Yurt İçi Doktora bursiyeri olduğum TÜBİTAK‘a da hayatımı kolaylaştırdıkları için minnettarlığımı belirtir ve teşekkür ederim. Tezimin her aşamasında zamansal, mekansal her türlü desteği sağlayan annem ve babama teşekkürlerimi sunarım. Özellikle düzeltmeler için, hep sabırlı olduğu için,

(9)

v kızımın güzel teyzesi olduğu için kardeşime, Aysın Uslu‘ya çok teşekkür ederim. Son olarak, tüm çalışma sırasında her koşulda ve her yerde, bütün desteği ve yardımıyla hep yanımda olan canım eşim Psik. Dr. Sait Uluç‘a ve doktora tezine başladığım günlerde aramıza katılan ve hayatımızı renklendiren güzel kızım Alya‘ya beni hep yüreklendirdikleri için tüm sevgimle teşekkür ederim.

B. Nilüfer ULUÇ

20.10.2009

Ankara

(10)

1

BÖLÜM 1. GĠRĠġ

1.6. Konu

Türk sinemasının özellikle hareketlendiği bir dönem olan altmışlı yıllar içinde Türkiye‘de yaşanan toplumsal değişmelerin paralelliğini temel alarak, sosyal antropoloji ve sinemanın ilişkisini değerlendirmek adına Türk sinemasının 1960–1970 yılları arasındaki dönemi içinde kültür sorunlarını ele alış biçimlerinin incelenmesi bu araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu değerlendirmede öncelikle altmışlı yılların seçilmesinin temel amacı o dönemin hem Türkiye açısından, hem de Türk sineması açısından hızlı bir değişim dönemi olmasıdır. 27 Mayıs darbesi, göç olgusu ile ailede, kadın- erkek ilişkisinde, köylü-kentli olma tanımında ortaya çıkan yenilikler, gecekondulaşma, apartman yaşamının ortaya çıkışı gibi günlük yaşamda meydana gelen pek çok değişiklikler o dönemin toplumsal yapısının belirleyicisi olmuştur. Sinemanın tarihsel çizgisine bakıldığında ise, seyirci, yıllık film üretimi, salon sayısının özellikle altmışların sonu ve yetmişlerin başında giderek arttığı, dolayısıyla da bu yılların sinema sektörü açısından oldukça ivmeli bir dönem olduğu görülmektedir. Aynı zamanda Kaplan‘ın (2004) da belirttiği gibi, bu dönem Türkiye‘de sinemanın geniş kitlelere ulaştığı ve toplumsal sorunları işlemeye başladığı bir dönemdir. Sinemanın genel açıdan bir eğlence aracı olmasının yanı sıra, toplumsal yapıda meydana gelen değişimleri kimi zaman doğrudan kimi zaman da dolaylı olarak yansıtan, yaşadığı dönemin ve kültürün sorunlarından

(11)

2 soyutlanamayacak, bu nedenle de sosyal bilimler açısından bir gösterge olarak değerlendirilebilecek olan bir yanı vardır; kültürün bir göstergesidir.

1.7. Amaç

Türk sinemasının 1960–1970 dönemi arasında çekilen filmlerde kültür sorunlarının ele alınışını incelemek için aşağıdaki temel araştırma sorularının yanıtlanması amaçlanmıştır:

1- 1960–1970 dönemi Türkiye‘sinde yaşanan kentleşmenin belirleyicileri nelerdir?

2- 1960–1970 dönemi Türkiye‘sinde toplumsal cinsiyet rolleri nasıl tanımlanmaktadır?

3- 1960–1970 dönemi Türkiye‘sinde aile yapısı nasıldır?

4- 1960–1970 dönemindeki Türk sineması dahilinde çekilen filmlerde kentleşme olgusu nasıl işlenmiştir, nedenleri, belirleyicileri nasıl sunulmuştur?

5- 1960–1970 dönemindeki Türk sineması dahilinde çekilen filmlerde aile nasıl tanımlanmaktadır?

6- 1960–1970 dönemindeki Türk sineması dahilinde çekilen filmlerde kadın-erkek rolleri nasıl tanımlanmıştır?

7- 1960–1970 dönemindeki Türk sineması dahilinde çekilen filmlerde kadının toplumsal konumu nasıl yansıtılmıştır?

(12)

3

1.8. Önem

Sinema, karmaşık bir toplumsal gerçekliğin beyazperdeye yansıyan soyut bir temsili olarak görülebilir. Bireyin karmaşık davranışlarının benlik kavramı çerçevesi içinde özetlenmesi gibi, sinema da dönemine ait kültürün soyut bir yansımasıdır. Bir başka deyişle, toplumun kendisini nasıl tanımladığını, kendisini nasıl gördüğünü anlatan, kendine bakan gözü olarak görülebilir. Bu nedenle dönemine ait kültürel yapılanmayı anlamak için sosyal antropoloji açısından önemli kaynaklardan biri sayılabilir.

Toplumsal yaşam içinde kültürel değişimin pek çok göstergesi vardır. İnsan üretimlerinin yüzlercesi bu değişimin bir göstergesidir. Dolayısıyla, zaman geçtiği, yaşamsal ortam değiştiği halde geriye ürünler kaldığı için kültürel değişimi bu ürünlerle anlayabiliriz. Acaba sinema da bu göstergelerden biri olabilir mi sorusu bu araştırmanın yanıt aradığı en temel sorudur. Eğer öyleyse yapısı itibariyle gösterme sanatını içerdiği için bu göstergeler bize ait olduğu dönemi yansıtacaktır. Bu araştırmanın temel hedefi de sosyal antropolojinin köy, kent, kadın, aile, siyaset gibi temel konularının sinema anlatımı içinde seyirciye nasıl geri aktarıldığını incelemek ve böylece hem toplum ile sinema ilişkisini sosyal antropolojik açıdan değerlendirmek, hem de bir kültür ürünü olan sinemanın 1960–1970 dönemi Türkiye‘sini nasıl yansıttığını, yine aynı dönemin sinemaya nasıl yansıdığını incelemektir.

Dolayısıyla sinemanın, sosyal antropolojinin araştırma kaynağı olarak kullanılabilecek potansiyelinin olduğunu göstermek hedeflenmektedir.

(13)

4 1.9.

Varsayım

Tüm kültür ürünleri içinde bulundukları toplumu yansıtır. Sinema da bir kültür ürünüdür ancak sinema pek çok toplumsal gerçekliğin soyutlanarak tekrar kurgulandığı toplumun kendine yönelik bir üst kavrayışıdır. Dolayısıyla da kültür ürünü olan aynalar arasında en güçlülerden biri olmaya adaydır.

1.10. Kapsam ve Sınırlılıklar

Bu araştırmada 1960–1970 yılları arasındaki on yıllık dönemde Türkiye‘nin toplumsal yapısına yönelik ele alınan kültür sorunları kentleşme, toplumsal cinsiyet rolleri ve aile yapısı ile sınırlandırılmıştır.

(14)

5

BÖLÜM 2. YÖNTEM

Araştırma literatür taraması ile yapılacaktır. Araştırma evrenini alandaki yazılı ve görsel kaynaklar oluşturmaktadır.

Araştırmadaki temel hedef, dinamik bir tarih dilimi ile o dönemde çekilmiş olan filmlerin paralelliğini araştırmaktır. Eğer anlamsal ve kronolojik açıdan bu paralelliği yakalayabilirsek; bu, yaşamın ve değişimin sinemaya, üstelik de okunabilecek bir şekilde, yansıdığı anlamına gelir.

Altmışlı yılların seçilme nedeni; Türkiye‘nin çok dinamik bir dönemini oluşturmasıdır. Bir yandan sinemada kültürel değişimin izlerini yakalayabileceğimiz bir dönemdir, diğer yandan toplumsal ortamın sinema diliyle görece şekilde özgür ifade edilebildiği ve sinemanın izleyici bulabildiği bir dönemi oluşturmaktadır. Bu nedenle 1960–1970 dönemine ait olan ve bu izlerin yakalandığı gerçekçi öğeler taşıyan filmler değerlendirilecektir.

2.2

Veri Toplama Tekniği

Araştırmada incelenen 1960–1970 döneminin sosyo-kültürel çerçevesini kapsamlı şekilde belirleyebilmek için literatür taraması yapılmıştır. Yanı sıra o dönemi yansıtacak şekilde, gerçekçi tarzda çekilmiş olan filmler seçilerek izlenmiş ve mekânsal yapı ve ilişkiler; ekonomik yapı ve sınıfsal ilişkiler;

kültürel yönelimler şeklinde belirli konu başlıkları altında bulguları toplanmıştır.

(15)

6

2.2. Belirlenen Filmlerin Seçilme Nedenleri

Sinema, toplumun kendisini nasıl tanımladığını, kendisini nasıl gördüğünü anlatan, kendine bakan gözü olarak görülebilir. Bu nedenle dönemine ait kültürel yapılanmayı anlamak için sosyal antropoloji açısından önemli kaynaklardan biri sayılabilir. Bu çalışma için belirlenen döneme ait filmlerde kültür öğelerinin nasıl ele alındığı ve seyirciye nasıl sunulduğunu değerlendirmek, sosyal antropoloji ile sinemayı buluşturmanın bir yolu olacaktır. Abisel‘in1 de belirttiği gibi, sinemanın anlatısal ve görsel öğelerinin niteliklerinden yola çıkarak kültürel açıklamalar yapmaya çalışmak olanaklıdır. Çünkü filmler aslında dönemine ait kültürün soyut yansımalarıdır.

Başka bir ifadeyle, toplumun yaşam deneyimleri sinemanın kendine özgü anlatımı içindeki bir soyutlamaya, sembolik bir dile dönüşmektedir. Çalışma için belirlenen dönem 1960–1970 yılları arasıdır ve bu döneme ait 22 film seçilmiştir. Bu filmlerin en temel özelliği seyirciye bir şey anlatmaya çalışan, bir derdi olan filmler olmaları ve bunu sinemasal bir anlatım içinde gerçekçi öğeleri kullanarak yapmalarıdır. Dolayısıyla bu filmlerin, altmışların başlarında dönemsel koşullar gereği ortaya çıkan toplumsal gerçekçi akım ile bu akımın altmışların ortalarında yine dönem gereği dönüştüğü ulusal sinema akımı çerçevesinde çekilmiş olmaları bu çalışma için daha net bilgi sağlayacaktır. Kısaca, seçilen filmler kendi akışı içinde dönemin tanımlayıcısı olan hızlı değişim sürecine ait kültür sorunlarını gerçekçi bir ifadeyle yansıttığı için önemlidir. Bu nedenle, gerçekçi öğeler barındıran bu filmlerden incelenen döneme yönelik aktarımları doğru alabilmek için dönemsel

1 Nilgün Abisel, Türk Sineması Üzerine Yazılar, Phoenix Yayınevi, Ankara, 2005, s:1.

(16)

7 koşullardan yola çıkarak, filmlerin kültür ürünü olduğunu unutmadan onları sosyo-kültürel bağlarıyla birlikte değerlendirmek gereklidir.

Altmışlı yıllarda toplumsal her alanda yaşanan değişim doğal olarak sinemanın da etkilenmesine yol açmıştır. Hızlı değişim sonucu toplumsal duyarlılığın önceki dönemlere göre daha genişlediği ve diğer sanat dallarının yanında sinemanın içinde de gerçekçi bir akımın ortaya çıkmasına neden olduğu görülmüştür. Aslında o dönem yaşananlar, Daldal‘ın2 da belirttiği gibi, gerçekçi akımın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Daldal‘ın aktardığı gibi, ―sınıf çatışmalarının dengelendiği, yönetici sınıfın toplumun değişik katmanlarına uzlaşmacı ve ‗ilerici‘ bir tutumla yaklaştığı tarihsel dönemlerde (özellikle savaş sonrası, darbe sonrası gibi toplumsal kriz dönemlerinde, dağılan (ama tamamen parçalanmayan) toplumu ―yeniden canlandırma‖,

―yeniden yapılandırma‖ gibi amaçların öne çıktığı zamanlarda) sanat alanında ―gerçekçi‖ bir eğilim ortaya çıkar‖ (Daldal, 2005: 31). Dolayısıyla yaşanan siyasi krizle birlikte sanayileşmenin arttığı ve köyden şehirlere yönelik göçün hızlandığı bu dönemde ortaya çıkan toplumsal sorunlar o dönem sineması içinde gerçekçi akımın temel konularını oluşturmaktadır.

Altmış sonrası hızlanan değişimin ortaya koyduğu yenilenmenin değiştirdiği (ve değiştireceği) kültürel yapı ile birlikte döneme ait gerçekçi filmler toplumsal yaşam içinde bireyden yola çıkarak, hem toplumsal yapının değişimini, hem de bu değişimin yarattığı toplumsal sorunları, çelişkileri

2 Aslı Daldal, 1960 Darbesi ve Türk Sinemasında Toplumsal Gerçekçilik, Homer Kitabevi, İstanbul, 2005, s: 31.

(17)

8 yansıtarak; değişimin ve sorunlarının toplumsal tabanını belirlemeye ve belki de çözümlemeye yönelmektedir. Dolayısıyla gerçekçi olarak nitelenen bu filmler bir anlamda yenilikçilik-geleneksellik çizgisini tartışır. Bu nedenle sadece var olanı resmetmek, betimlemekle kalmaz aynı zamanda eleştirel bir bakış da getirmektedir. Yani sadece durum tespiti değil, var olan durumun sosyal/kültürel eleştirisini de barındırmaktadır. Böylece topluma yöneltilmiş bir ayna görevi görerek değişim sürecinin sıkıntılarının bireylere geri aktarılması da sağlanmaya çalışılmaktadır.

Darbe ile başlayan ve hızlı bir değişimin yaşandığı dönemde kendisi başlı başına bir sorun olan ve kendisiyle birlikte başka sorunlar (gecekondulaşmanın, aile yapısının değişmesinin, kadının aktif çalışma hayatına geçişinin yarattığı sorunlar gibi) doğuran göç olgusu, filmlere en temelde kırsal ile büyükşehir yaşamının farklılıkları, kırsalın göçle büyükşehre taşınan töreleri, göç sonucu yaşanan uyum süreci, değişen kadın-erkek rolleri, gecekondulaşmanın oluşturduğu sınıfsal farklılaşma, ekonomik ve sosyo-kültürel uçurumlar, toplumsal kırılmalar gibi hızla değişen toplumsal yapı içinde ortaya çıkan sorunları yansıtır.

Seçilen filmler içinde bu ve benzeri sorunların kültürel temelleriyle birlikte ele alındığını görmekteyiz. Örneğin Agâh Özgüç‘ün3 de, Gecelerin Ötesi (1960) adlı filmiyle toplumsal gerçekçi akımın başladığını belirttiği Metin Erksan‘dan seçilen filmlere bakıldığında, toprak mülkiyetinin yarattığı sorunları anlatan

3 Agah Özgüç, 100 Filmde BaĢlangıcından Günümüze Türk Sineması, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1993, s:22.

(18)

9 Yılanların Öcü (1962) filmi temel olarak köy gerçeklerine yönelik bir filmdir.

Şehir yaşamına yönelik gerçekçi bir film olan ve temelde sınıf değiştirmenin birey üzerindeki etkisini anlatan Acı Hayat (1962) ise kadın-erkek ilişkilerine, aile yapısına dair eleştirel öğeler taşımaktadır. Susuz Yaz (1964) yine köy gerçeklerine yönelik bir filmdir. Kuyu (1968) adlı filmi ise Kaplan‘ın4 da ifade ettiği gibi, genel anlamda Anadolu‘daki kadın-erkek ilişkilerini yansıtırken, özelde kadının birey olarak varlığını sürdürmek adına üzerindeki toplumsal baskıya aldırmadan verdiği mücadele ve erkek egemen bir toplumda bu mücadelenin güçlüğü anlatılmaktadır. Sevmek Zamanı doğu-batı kavramsallaştırması içinde modernlik geleneksellik ikilemini anlatır. Ulusal sinemacı olarak nitelenen Halit Refiğ ise, ―kullandığım ulusallık ulusal gerçekler açısından‖ diyerek gerçekçi sinemasını açıklamaktadır (Kırel, 2005:

52). O dönem gündemdeki iç göç olgusunu ilk kez tutarlı bir şekilde yansıtan Gurbet Kuşları (1964) adlı filminde büyükşehre göç eden bir ailenin uyum süreci içinde karşılaştıkları zorlukları ve benlik tanımlamalarında oluşan (ne kentli ne de taşralı olmak gibi) yabancılaşmayı anlatmaktadır. Kırık Hayatlar (1965) bir yandan evlilik kurumuna yönelik kültürel yüklemelere işaret ederken, diğer yandan kadının toplumsal rollerini yansıtmaktadır. Bir Türk’e Gönül Verdim (1969) filmi ise sadece göçü değil esasen kadının toplum içindeki yerini anlatır. Murad‘ın Türküsü (1965) ile köye yönelik gerçekçi bir film ortaya koyan Atıf Yılmaz, Ah Güzel İstanbul (1967) filminde ise görmüş geçirmiş şehirli bir erkek ile ‗artiz‘ olmak uğruna büyükşehre gelen köylü bir kızın ilişkisi çerçevesinde, yaşanan toplumsal değişimi, batılılaşmaya yönelik

4 Neşe Kaplan, Aile Sineması Yılları 1960’lar, Es Yayınları, İstanbul, 2004, s: 124.

(19)

10 eleştirel tavır içinde geleneksellik-modernlik çizgisini çizer. Kozanoğlu (1967) ile bir devletin çöküş dönemi aktarılır. Karagözlüm (1970) filminde balıkçı kızın sınıf atlaması görüntüsünde, her alanda ama özellikle kadın-erkek ilişkisi içinde doğu-batı, modernlik-geleneksellik çizgisi yansıtılır. Bir başka usta yönetmen Lütfi Akad ise filmlerinde toplumsal sorunları her yönüyle kültürel konularla bağdaştırarak anlatmaktadır. Kaçakçılık sorununu gerçekçi bir ifadeyle aktaran Hudutların Kanunu (1966) adlı filmin ardından Kızılırmak- Karakoyun’da (1967) Kaplan‘ın5 ifadesiyle ―bir aşk öyküsü çerçevesi içinde tarihsel toplumsal bir eleştiriye dayanan ağalık-tefecilik sorununa değinmektedir‖ ve kırsal insanın yaşadığı zorlukları dönemin özellikleri içinde gerçekçi biçimde anlatmaktadır, Vesikalı Yarim (1969) içinde kadın erkek ilişkileri, rolleri, modernlik geleneksellik ikilemi yansıtılır. Ardından Yılmaz Güney, Seyyithan (1968) filminde kırsal alandaki geleneksel yapının keskinliğini, ağalık düzenini anlatır. Sadece Güney‘in değil aynı zamanda sinema tarihi içinde de başyapıt olarak kabul edilen Umut (1970) ise temelde bireyin kendine ve çevresine nasıl yabancılaştığını anlatır. Memduh Ün‘ün bireylerin aile içi konumlarının incelenmesi açısından önemli olan Kırık Çanaklar (1960) adlı filminde kadına, erkeğe, çocuğa ve yaşlıya yönelik toplumsal konum yansıtılmaktadır. Ertem Göreç‘in Karanlıkta Uyananlar (1964) adlı filmi grevden, sendikalaşmadan bahseden dönemin ilk işçi filmi olarak öne çıkmış olsa da aynı zamanda göçle büyükşehre yerleşen fabrika işçilerinin gecekondu yaşamlarından gerçekçi izler taşımaktadır.

5 a.g.e., s:117.

(20)

11 Seçilen filmlere bakıldığında, sinemanın genel açıdan bir eğlence aracı olmasının yanı sıra, toplumsal yapıda meydana gelen değişimleri yansıtan, yaşadığı dönemin ve kültürün sorunlarından soyutlanamayacak, bu nedenle de sosyal bilimler açısından bir gösterge olarak değerlendirilebilecek olan bir yanı vardır; kültürün bir göstergesidir. Dolayısıyla seçtiğimiz ve gerçekçi olarak nitelenen bu filmler, araştırmanın temel hedefi olan sosyal antropoloji ile sinemanın ilişkisini değerlendirmek ve Türk sinemasının 1960–1970 yılları arasında kalan on yıllık döneminde kültür sorunlarını ele alış biçimlerini göstermek adına önemlidir.

2.3. Belirlenen filmlerde yanıt aranan temel sorular

1. Filmlerde kır-kent farklılığına, göç nedenlerine yönelik bulgular nelerdir, nasıl aktarılmıştır?

2. Filmlerde Türkiye‘nin o dönemki ekonomik, siyasi yapısı hakkındaki bulgular nelerdir?

3. Filmlerde aile yapısı, aile içi ilişkiler nasıl aktarılmıştır?

4. Filmlerde kadın-erkek ilişkileri nasıl yansıtılmıştır

5. Filmlerde kadın toplumsal açıdan nasıl konumlandırılmıştır?

(21)

12

BÖLÜM 3. KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Sinema bir kültür ürünüdür. Sinema eğlence aracı olmasının yanı sıra, tüm kültür ürünleri gibi, insanların kendilerini ve toplumdaki yerlerini anlamaları, içinde yaşadıkları kültürü anlamlandırmaları açısından önemli bir yere sahiptir. Çekilen filmler, içinde yaşanılan kültürü dolaylı ya da doğrudan temsil eder şekilde toplumun bir yansımasını oluşturmaktadır. Toplumun kendisini nasıl tanımladığının, toplumsal benliğin görsel bir ifadesidir.

Dolayısıyla, sinemayı toplumla olan bağlarından, içinde yaşanılan kültürden ayrı düşünmek olanaksızdır.

Altmışlı yıllar toplumsal dinamikler açısından hareketli bir dönemi oluşturmaktadır. 27 Mayıs darbesi; iç göçün hızlanması; nüfus alanında ortaya çıkan hareketlilikle birlikte gecekondulaşma; apartmanların ortaya çıkışı; kadının çalışma hayatına geçmesiyle toplumsal rolünde meydana gelen farklılaşma; bu farklılaşmanın kadın erkek ilişkisine yansıması gibi toplumun gündelik yaşamının hemen her yönüne değen ve değiştiren bir dönemdir.

1960‘lar aynı zamanda Türk sinemasının yükselişe geçtiği ve değişime uğradığı bir dönem olmuştur. Emiroğlu‘nun6 belirttiği gibi, bu dönemde sinema salonları mahallelere kadar girmişti. Sinema kentlerden köylere kadar, yazlık sinemalardan yaylalara kadar uzanacak şekilde genişlemişti.

6 Kudret Emiroğlu, Gündelik Hayatımızın Tarihi, Dost Kitabevi Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 2002, s: 584.

(22)

13

―Türk sinemasında herhangi bir toplumsal sorun ya da temayı işleme eğilimlerinin, 1960‘lı yıllardan itibaren başladığı söylenebilir. Sinema bu dönemde ülkedeki toplumsal ve siyasal gelişmelere, çalkantılara, hükümet değişikliklerine, bunların getirdiği özgürlüklere ya da çoğunlukla sınırlamalara duyarlı olmaya başlamış, tabu sayılan konular ve sorunlar ilk kez ele alınmıştır‖ (Güçhan, 1992:5). Scognamillo‘nun7 da ―Daha önce tabu sayılan konular ve sorunlar ilk kez büyük bir coşkuyla ele alınıyor‖ ifadesiyle belirttiği gibi, bu dönemde yaşanan darbe en azından bir süre için Türk sinemasına bir yenilik getirmiştir

Kaplan‘ın8 da ifade ettiği gibi, işçilerin sorunlarına ve aydının topluma yabancılaşmasına yönelik ilk film olan Şehirdeki Yabancı (1962), ilerici-gerici çatışmasının ilk kez işlendiği Şafak Bekçileri (1963), grev ve sendikalaşma konusunu ilk kez ele alan, dolayısıyla sansüre yakalanan Karanlıkta Uyananlar (1964) ile döneminin önemli sorunlarından göç olgusunu bütünüyle yansıtan Gurbet Kuşları (1964) gibi filmler, döneme ait yeni oluşumların, sorunların Türk sinemasında yorumlanıp aktarıldığını göstermektedir. Bu noktada, sinemayı bir eğlence aracı olarak ele almanın yanı sıra var olduğu toplumda, var olduğu dönemde ortaya konan bir kültür ürünü olarak toplumsal, kültürel, dönemsel bağlarına yönelik bir inceleme içinde ele almalıyız. ―Filmlerin çekildikleri dönemlerin kültürel, sanatsal, sosyolojik, politik, kentsel oluşum süreçleri göz önüne alındığında mesajların

7 Giovanni Scognamillo, Türk Sinema Tarihi, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2003, s: 159.

8 Neşe Kaplan, a.g.e., s: 18.

(23)

14 halka görsel aktarımı olarak ‗sinema en yalın ifadeyle ‗değişen zamanlarda‘

ortaya çıkmış bir iletişim aracıdır‖ (Alarslan, 2004: 73)

―Dönem sineması dönemin toplumsal dinamiklerinin paralelinde sınıf olgusunun ve sınıfsal değişimlerin kamuoyunu/seyirciyi meşgul ettiği ve bu ilginin filmler yoluyla pekiştirildiği örneklerle doludur‖ (Kırel, 2005: 23).

Örneğin Metin Erksan‘ın da ―Acı Hayat‘ta bizde alışılmış olanın dışında bir aşk filmi yapmaya çalıştım. Toplumda sınıf değiştirmenin kişinin davranışları üzerindeki etkisini ele aldım” şeklinde belirttiği gibi9, Acı Hayat (oyn. Ayhan Işık, Türkan Şoray 1962) filminde sınıf atlama olgusu oldukça açık şekildedir.

Ancak fakir bir kızın zengin bir erkekle evlenerek, fakir bir işçinin de aldığı biletle sınıf atlamasının anlatıldığı Acı Hayat‘ta döneminin diğer filmlerinden farklı olarak sınıf atlamanın kolay, rahata erdirici bir durum olmadığı vurgulanmaktadır (Kırel, 2005; Özgüç, 2005).

Bir başka usta yönetmen Lütfi Akad da filmlerinde, yetmişlerin başlarında çektiği Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi gibi, kültürel sorunları işlemektedir.

―Gelin-Düğün-Diyet üçlemesi şehirleşme sürecinin üç ayrı toplumsal kesitteki; esnaf, işportacılık ve sendikalaşmaya yönelen işçi kesimlerindeki görüntüleri sergilemektedir‖ (Kayalı, 2006: 135).

Kısaca Türkiye‘nin toplumsal yapısı içinde, ellili yıllarda başlayan değişimlerin altmışlı yıllara taşınan etkisi ile altmışlı yıllarda sanayileşme, iç göçler,

9 Aktaran: Giovanni Scognamillo, a.g.e., s: 216.

(24)

15 değişen kent yaşamı toplumun günlük yaşamı içinde sınıf farklarının belirginleşmesi, gecekondulaşma, değişen aile yaşamı, kadının çalışma hayatında daha aktif olarak bulunması gibi hızlı bir değişime yol açmıştır.

Scognamillo‘nun (2003:159) ―büyüme enflasyona yol açıyor, furyalar yaratıyor, yeni endişeler yaratıyor, aşamalar ve krizler ortaya çıkıyor‖

şeklinde belirttiği gibi, bu değişim doğal olarak sinema endüstrisine de yansımıştır.

3.1. 1960–1970 DÖNEMĠNDE TÜRKĠYE’NĠN SOSYO- KÜLTÜREL YAPISI

Cumhuriyet öncesi ve sonrası yıllarda yaşanan devrimler, savaşlar, krizler vb.

gibi toplumsal yapıyı derinlemesine sarsıcı faktörlerin ardından Türk toplumundaki değişimlerin gözle görülür hale gelmesi ellili yılları bulmuştur.

Değişme sürecinin çeşitli aşamalardan geçen bir süreç olduğu göz önüne alındığında, değişimin görünür, somut öğelerle kendini belli etmesinin;

toplumda yansımasını görmenin zamana yayılması çok da beklenmedik bir şey değildir. Kıray‘ın10 belirttiği gibi, bu sürecin dalga dalga yayılması, önceki kültürel yapının bütün ilişkilerinin, kurumlarının, değerlerinin değişimini hızlandırmış, yoğunlaştırmıştır. Değişim sürecinde kültürel yapı içindeki öğelerin birbirleriyle etkileşime girmeleri doğaldır. Etkileşim içinde olmalarından dolayı, başlangıçta biri diğerinin tetikleyicisiyken, zaman içinde karşılıklı olarak birbirlerinin nedeni ya da sonucu olmuştur. Değişimin kültürel

10 Mübeccel Kıray, DeğiĢen Toplum Yapısı, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1998, s: 8.

(25)

16 yapıya yansıma sürecinde, tampon niteliği gösteren aile kurumunun yanı sıra, özellikle tarımsal alanda yaşanan makineleşmeyle birlikte yaşanan içgöçler ve ardından yaşanan kentleşme ön plana çıkmıştır.

Dolayısıyla, incelenen 1960–1970 dönemi, hızlı değişimlerin yaşandığı bir dönem olması nedeniyle sinema ve toplum arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için oldukça elverişlidir. İncelenen dönemin filmlerini, seyircisini anlamak için çekildikleri dönemin koşullarının toplumsal, siyasi, ekonomik bağlarına yönelik tarihsel bir özet çıkarılarak değerlendirilme yapılmalıdır. Toplumsal dinamikler açısından oldukça hareketli bir zaman dilimi olan altmışlı yıllarda ekonomik, politik ve sosyal açıdan toplumsal yaşamın hemen her alanında pek çok değişim meydana gelmiştir. Bu yılların en belirgin öğeleri olarak askeri darbe, iç göçlerin hızlanması, sanayileşmenin ve yaşanan göçlerin hızına yetişemeyen kentleşme, buna bağlı olarak kentli nüfus yapısında farklılaşma ve gecekondulaşma, aile yapısının değişmesi, kadının aktif çalışma yaşamına dahil olması gibi oldukça geniş bir alana yayılan değişimler sayılabilir.

Ekonomik, politik ve toplumsal yönden birçok değişimin yaşandığı bu dönem, altmışlı yılların en önemli politik olaylarından biri olan askeri darbe ile başlar.

―27 Mayıs 1960 yılında ‗kardeş kavgasına meydan vermemek ve demokrasiyi içine düştüğü buhrandan kurtarmak‖11 maksadıyla gerçekleşen darbenin temel hedefi demokrasi adına çok partili döneme geçişle kurulan ve seçim

11 Erik Jan Zürcher, ModernleĢen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, 20. Baskı, İstanbul, 2006, s: 351.

(26)

17 sonucu hükümeti kuran ancak pek de demokratik olmayan eylemler sergileyen Demokrat Parti‘ydi. Kongar‘ın12 belirttiği gibi, toplum zaten o dönemde Menderes‘in sivil darbesine karşılık askeri bir darbenin beklentisi içindeydi. DP‘nin, muhalefet karşısında baskı tedbirleri alması, 28 Nisan 1960‘da karar yetkisi açısından en üst makam olan ve özellikle de CHP‘yi kapatmayı amaçlayan Tahkikat Komisyonunu kurması, ardından sıkıyönetim ilan edilmesi askeri darbenin yapılmasını çabuklaştırmıştı. Meydana getirilen tahkikat komisyonu kanunun kendisine verdiği üstün yetkiyle harekete geçerek, bütün siyasi çalışmaları her türlü toplantıyı yasaklamış, gazetelere sansür koymuş ve 12 gazete matbaasını kapatmıştır13. Gökçe14 de, komisyona bütün yayınlara sansür koymak, her türlü toplantıyı ve siyasal eylemi yasaklamak gibi pek çok olağanüstü yetkiler de verildiğini ifade etmektedir. Bu açıdan, demokrasiyi getirmek adına çok partili döneme geçişin katı bir diktatörlüğü ortaya çıkardığı da söylenebilir. Ancak darbenin özellikle büyük kentlerde aydınlar ve öğrenciler tarafından coşkuyla karşılandığı, kırsal kesimin ise bu konuda sessiz kaldığı da eklenmelidir.

Darbenin ardından 9 Temmuz 1961 tarihinde halk oylamasıyla kabul edilen yeni anayasa toplumsal ve siyasi anlamda demokratik öğeler getirmeyi hedeflemekteydi. Anayasa, demokrasiyi korumak için Anayasa Mahkemesinin kurulması gibi yeni kurumlar getiriyordu. En önemli özelliği olarak bireylere geniş bir güvence sağlamış olması, temel hak ve özgürlükleri en geniş anlamda yeniden düzenlemesi gösterilebilir. 26 Ekim 1961‘de

12 Emre Kongar, 21. Yüzyılda Türkiye, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2006, s:154.

13 G. Kızıldere, Türkiye’de Toplumun DeğiĢimi ve GeliĢimi, s: 106. (T.Y.)

14 Birsen Gökçe, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı ve Toplumsal Kurumlar, Savaş Yayınevi, 2. Baskı, Ankara, 2004, s:31.

(27)

18 yapılan seçimlerde CHP ile Demokrat Partinin devamı niteliğindeki Adalet Partisi kısa ömürlü bir koalisyon hükümeti kurdu. Gökçe‘nin15 belirttiği gibi, 1962‘de yine İsmet İnönü tarafından kurulan ikinci hükümet sırasında ilk beş yıllık kalkınma planı uygulamaya kondu ve işçi hakları kabul edildi. Bu yıllarda AP‘nin giderek güçlendiği görülmektedir. Adalet Partisi‘nin darbe sonrası kapatılan Demokrat Partinin ardılı şeklinde ortaya çıkarak, içinde eski DP‘lilerden barındırıyor olması ve idamların ardından oluşan toplumsal tepkiyi siyasi açıdan iyi değerlendirmesi sonucunda DP seçmen tabanının büyük bir kısmının AP ile devam etmesini sağlamıştır. ―AP, Ekim 1965 seçimlerinde oyların (yüzde 52,9) ve meclisteki sandalyelerin salt çoğunluğunu elde ederek beklenmedik büyük bir zafer kazandı. … Oy dağılımından AP‘nin eski DP taraftarlarını kendine çekmiş olduğu belli oluyordu. Demirel, insanların, kendilerini onun köylü geçmişiyle özdeşleşebildikleri ve onun mesleki yükselişinde kendi umutlarının somutlaşmış ifadesini buldukları kırsal kesimde mükemmel bir oy avcısı olduğunu gösterdi‖ (Zürcher, 2006:365).

1961 Anayasasının özgürlükçü yapısı ve yeni düşüncelere kapı aralamış olması sağ ve sol siyasi düşüncelerin örgütlenebilmesine olanak tanımıştır.

Dolayısıyla altmışlı yıllarda tüm dünyada baskın olan sol görüşler de gelişmiş ve örgütlenmeye başlamıştı. ―Türkiye‘de özellikle 27 Mayıs 1960 devriminden sonra yayın yaşamı gelişmeye başlamıştır. O zamana kadar baskı altında tutulan sağ-sol düşünceleri artık çeşitli kitle iletişim araçları ile enine boyuna

15 a.g.e., s: 33.

(28)

19 tartışılmaya başlanmıştır‖ (Yasa, 1970: 86). Türkiye İşçi Partisi 1965 seçimine katılmış ve Meclis‘te solu temsil etmiştir16. AP‘nin 1965 seçimlerindeki oy yüzdesi 52,87, koltuk sayısı 240 iken TİP 54 ilde, %3 oy alarak 14 milletvekilini meclise göndermeyi başarmıştır17. Bağımsız İstanbul milletvekili olan Çetin Altan‘ın da katılımıyla TİP‘in meclisteki sandalye sayısı 15‘e çıkmıştır18 (CHP‘nin 1965 seçimlerindeki oy oranı ise % 28,75, koltuk sayısı 134‘tür19). Bunun yanı sıra Keyder‘in20 belirttiği gibi, yeni anayasa ile pazarlık haklarını elde edenler sadece örgütlü işçi sınıfı değildir. ―1961 Anayasası 1950‘lerde bütün idari yetkilerin parlamento tarafından gasp edilmesine bir tepki olarak ortaya çıktığından, en düşük örgütlenme düzeyindeki toplumsal grupların bile siyasi otoriteye muhalefetini mümkün kılan bir kontrol ve dengeler sistemi getirmişti. … sanayideki grevlere benzer eylemlerle idari mekanizmayı bloke edebilecek olan küçük burjuvazi, köylülük ve sayıları gittikçe artan devlet memurları da toplumsal pazarlıkta yer edinme imkânı bulmuşlardı‖ (Keyder, 2005: 206). Keyder bu durumun devlet işlerinin engellenmesine, yavaşlamasına neden olduğunu, sonucunda devlet mekanizmasının aşırı büyüme ve gittikçe zayıflama eğilimine girdiğini belirtir.

Ayrıca o dönem, yavaş yavaş halk tarafından da benimsenmeye başlayan sol görüş sağ kanatta yer alanları huzursuzlandırmaya başlamıştı ve tepkileri bir süre sonra somut şiddet olaylarına dönüşmüştü. Kongar‘ın 21 ifade ettiği gibi,

16 a.g.e., s:33.

17 www.tuik.gov.tr ,Ġstatistik Yıllığı.

18 http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/416530.asp

19 www.tuik.gov.tr, Ġstatistik Yıllığı.

20 Çağlar Keyder, Türkiye’de Devlet ve Sınıflar, İletişim Yayınları, 11. baskı, İstanbul, 2005, s:205.

21 Emre Kongar, a.g.e., s:167–170.

(29)

20 sağ kanatta yer alanlar hükümetin desteğini de alarak siyasal ‗arenada‘ bir yöntem olarak şiddeti başlatmıştı.

Yasa‘nın22 da belirttiği şekilde, devlet rejimlerinin ve buna bağlı olarak biçimlenen ekonomik sistemin toplumsal yapıda ve halkın değer yargılarında, davranışlarında büyük rolü olduğu düşünülerek altmışlı yıllara ekonomik açıdan bakıldığında, 1963–1967 arasında uygulanan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile 1968–1972 arasında uygulamaya konan İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planının önemli uygulamalar olduğu görülür. Temelde 1954 yılında başlayan dış tıkanma ve durgunluk halini giderme amacını güden altmışlı yıllardaki uygulamaların öne çıkan özellikleri planlı olmalarıydı ―İhtilalin ardından 1965 yılına kadar geçen süre içerisinde ekonomik açıdan en önemli gelişme ‗Planlı Ekonomi‘ye geçiştir‖. (Gökçe, 2004: 31). Birinci Beş Yıllık Plan korumacı, iç pazara dönük ve ithal ikameci bir görüntü sergilemekteydi.

Genel olarak iç piyasanın korunduğu bir ulusal ekonomiden söz edilebilir.

Keyder23 tarımsal yapının da iç pazarın gelişmesi üzerine etkisi olduğunu belirterek, ellilerde köylerin sanayi mallarına açılmasıyla kendilerine yeterliğinin azaldığını, altmışlarda ise dokuma, giyim, gıda sektörlerinde önemli pazarlar haline geldiklerini, tarımdaki makineleşmeyle birlikte sanayiciler için de bir pazar oluşturduğunu ifade eder. 1963–1970 yılları arasında imalat sanayinde büyük gelişmeler yaşanır ve ellili yılların ekonomik mirasıyla birlikte sanayi burjuvazisinin gücü artar. Ellili yıllarda kentlere göç edenlerin bir kısmı da artık bu grubun içine dahil olmuştur. Kongar, 1960

22 İbrahim Yasa, Türkiye’nin Toplumsal Yapısı ve Temel Sorunları, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970, s: 126.

23 Çağlar Keyder, a.g.e.,s: 217.

(30)

21 yılında yapılan bir araştırmanın sonucunda sanayicilerin %34‘ünün babasının tüccar olduğunu ifade etmektedir24. Boratav‘ın25 da belirttiği gibi, hem kentli hem de taşralı burjuvazinin ulaştığı gelir düzeyi, radyo, buzdolabı, çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi, otomobil gibi dayanıklı tüketim mallarına yönelik talebi oluşturmuştu ve plana göre bu talebin ülke içinde üretimle karşılanması hedefleniyordu. Örneğin, otomobile yönelik talebin artmasıyla yerli araba üretimi yapan fabrikaların açılması bu döneme rastlar. Kırel26 de, kent yaşamında otomobil sayısında gözle görülür şekilde bir artış yaşandığını, 1963 yılında 30 otomobil üretilirken 1967‘de 1760, 1973‘te ise 46.855 otomobil üretildiğini belirtir. Otomobilin yanı sıra önceki yıllarda çok küçük bir azınlığın sahip olduğu buzdolabı, çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi gibi dayanıklı ev eşyaları da özellikle değişen kent yaşamının parçaları olmaya başlamıştı. Yasa27, posta, telgraf, telefon, teleks, radyo, televizyon, gazete, dergi, kitap gibi kitle haberleşme araçlarının her yıl arttığını belirtmektedir.

Yasa‘nın aynı çalışmada yararlandığı Türkiye İstatistik Yıllığı‘na (1968) göre 1967 yılında ülkemizde 2.720.859 radyo alıcısının bulunduğu hesaplanmıştır.

Transistorlu el radyoları ve abonesiz olanlarla birlikte yaklaşık 500.000 radyonun varlığı yaklaşık 6–7 kişiye bir radyo demektir. Çeşitli konularda 2.222 dergi basılmaktadır. Bu durumda yaklaşık olarak 16–17 kişiye bir gazete ya da dergi düştüğü söylenebilir. Aynı şekilde, çeşitli konularda basılan kitap sayısı 5.688‘dir. Yasa‘nın28 belirttiği gibi, 2 kişiye bir kitap düşüyor demektir. Bu duruma göre haberleşme her yıl biraz daha artıyor

24 Emre Kongar, a.g.e., s: 620.

25 Korkut Boratav, a.g.e., 2003, s: 119

26 Serpil Kırel, YeĢilçam Öykü Sineması, Babil Yayınları, İstanbul, 2005, s: 19.

27 İbrahim Yasa, a.g.e., s: 85.

28 a.g.e., s: 85.

(31)

22 demektir. Bu artışın doğal olarak toplumsal yapıda, ekonomik ve kültürel açıdan önemli etkilerinin olduğu söylenebilir.

Hızlanan iç göçler ve buna bağlı olarak işçi sayısının belirgin bir şekilde artması, yeni anayasanın getirdiği esneklikle sendikaların oluşmasını sağlamıştır. Böylece işçiler grev ve toplu sözleşme hakkını kazanmışlardır.

Ayrıca o yıllarda işçi örgütleri ve sendika liderleri çeşitli eylemleriyle işçiler arasında bir sınıf bilinci uyandırmaya ve işçi davasını siyasal bir sorun haline getirmeye çalışmaktadır. Keyder‘in29 ifade ettiği gibi, Türkiye‘deki işçi sınıfı bu dönemde az gelişmiş diğer ülkelerdeki işçi sınıflarıyla karşılaştırıldığında çok daha ileri ayrıcalıklar ve haklar elde etmiştir. Yasa30, ülke nüfusunun çoğunlukla köy ve kır toplulukları halinde yerleşmesi nedeniyle temel işgüçlerinin tarımda toplandığını ancak bu toplulukların yanında, oluşma halinde bulunan bir işçi sınıfının da yer aldığını söylemektedir. Aynı zamanda bu iki topluluktan başka ülkede geniş sayılabilecek bir memur tabakası ile küçük meslek sahipleri, sanayi ve özellikle son yıllarda ticaret ile zenginleşen ve gittikçe artan grupların ortaya çıkmakta olduğunu ifade etmektedir.

Genel olarak bakıldığında, birinci planın temel hedefi kamu ile özel kesimi birleştirerek, özel kesimin hem ekonomik kalkınmaya katkıda bulunması hem de bu yolla güçlenmesiydi. ―27 Mayıs ertesinde planlama örgütünü kuran ve bir süre yönlendiren devletçi-reformcu aydınların damgasını taşıyan Birinci Beş Yıllık Plan büyümenin sürükleyici gücü olarak kamu yatırımlarını ve

29 Çağlar Keyder, a.g.e., s: 218.

30 İbrahim Yasa, a.g.e., s: 51.

(32)

23 devlet işletmeciliğini görüyor; ithal ikameci sanayileşmeyi tüm sektör politikalarını yönlendiren açık bir stratejik tercih olarak ortaya koyuyordu‖

(Boratav, 2003: 126). İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planında ise Süleyman Demirel‘in başkanlığındaki AP hükümetinin hedefi devletçilikten uzak bir şekilde, ekonomide sanayi sektörüne sürükleyici bir rol yüklenerek sanayi alanındaki yatırımlara öncelik verilmesiydi31. Genel olarak altmışlı yıllar için sanayileşmenin yaygınlaşmasının ön plana çıktığı söylenebilir.

Altmışlı yılların öne çıkan bir diğer öğesi kentleĢmenin hızlanmıĢ olmasıdır.

Tekeli‘nin32 ifade ettiği gibi, II. Dünya Savaşının ardından Türkiye‘de kırsal alanda yapısal bir dönüşümün olduğu ve bu dönüşüme de paralel olarak kırsal alandan kentlere göçlerin yaşandığı, dolayısıyla kentleşmenin de hızlandığı bilinmektedir. Keleş33 de aynı şekilde ülkenin 1950‘den sonra hızlı bir kentleşme süreci içine girdiğini belirtmektedir.

Bu sürecin yaşanmasında iki temel etken vardır: ―a) nüfus artış hızının çoğalması; b) tarımsal kesimde hızlı bir mekanizasyona gidilmesi‖ (Tekeli, 1978: 301). Bu iki etken birbirlerinin de etkilerini artırarak bir değişimin yaşanmasına neden olmuştur.

―Kentleşme olgusu, değişik görünüşleri olan bir süreçtir. Bir taraftan nüfusun kırdan kente göçmesi ve toplumun nüfus yapısını değiştirmesi nedeniyle

31 Birsen Gökçe, a.g.e., s:76.

32 İlhan Tekeli, YerleĢme Yapısının Uyum Süreci Olarak Ġç Göçler, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, Ankara, 1978, s: 301.

33 Ruşen Keleş, KentleĢme Politikası, İmge Kitabevi, Ankara, 1994, s: 41.

(33)

24 demografik bir olay niteliği gösterirken, diğer yandan işgücünün tarımdan tarım dışı kesimlere kayması sonucu ekonomik yapıyı etkileyici bir güç görünümündedir. Ancak kentleşmenin bunlardan daha öteye, sosyal ve kültürel değişme süreci olarak daha belirgin ve önemli bir özelliği olduğu da bir gerçektir. Bu değişim süresi içerisinde her iki topluluğun (köy-kent) ortak özelliklerinin bulunması ve kent kültür kalıplarına uyma ve kentle bütünleşme süreci içerisinde kendi kültür öğelerine kazandırdığı yeni kültürel işlevlerden ötürü bir geçiş sayılabilir‖ (İlbars, 1991: 543).

3.1.2 KentleĢme

3.1.1.i. KentleĢme Nedenleri

1. Demografik Nedenler

Nüfus artışı sonucunda yatay nüfus hareketleri de ortaya çıkmaktadır. ―Bu hareketlerin tarımda nüfusun çokluğu ve verimin azlığı, çeşitli etmenler altında tarım topraklarının parçalanması, gelenekler, tarımın makineleşmesi, sanayileşme ve kentleşme ile çok yakın ilgisi vardır‖

(Yasa, 1970:135). Özellikle Türkiye‘nin hızlı nüfus artış oranları düşünüldüğünde, nüfusun ekonomik, politik, kültürel ve toplumsal yaşamı yakından ilgilendiren bir önemi vardır. Yasa34 da o yıllarda Türkiye‘nin dünyada nüfusu en hızlı artan ülkelerden biri olduğunu ve her yıl 700.000 – 800.000 kişinin eski nüfusa katıldığını belirtir. Türkiye 1950–1960 yılları arasında yılda % 2,8‘lik, 1960–1970 yılları arasında %2,7‘lik bir nüfus artışı yaşamıştır.

34 İbrahim Yasa, a.g.e., s: 67.

(34)

25

Tablo 1. Yıllara göre nüfus sayımı sonuçları Yıl Toplam Nüfus

(1000)

Erkek (1000)

Kadın (1000)

1927 13 648 6 563 7 084

1940 17 821 8 898 8 922

1950 20 947 10 527 10 420

1960 27 755 14 163 13 590

1965 31 391 15 996 15 394

1970 35 605 18 006 17 598

Kaynak: TUİK İstatistik Yıllığı, www.tuik.gov.tr, Genel nüfus sayımlarına ilişkin veriler

Türkiye İstatistik Kurumu‘nun verilerine göre, 1935‘teki nüfus sayımındaki sayı 16 milyonken, 1950‘de yaklaşık 21 milyon, 1970‘te 35 milyon, 1990‘da 56 milyon, 2000‘de ise yaklaşık 68 milyondur. Yaşanan iki büyük savaşta verilen kayıpların, bebek ve çocuk ölümlerindeki yüksek oranların ve işgücü yetersizliğinin yarattığı sorunları gidermek amacıyla nüfus artışı, altmışlı yılların ortalarına kadar çok çocuklu ailelerin vergi indiriminden faydalanması gibi çeşitli şekillerde devlet tarafından desteklenmişti. ―1950 yılından bu yana doğum oranında oldukça yavaş, buna karşılık ölüm oranında özellikle çocuk ölümü oranlarında hızlı bir azalma gerçekleştiğinden nüfus artış hızında 1950‘den itibaren bir yükselmenin başladığı, bu yükselişin 1955–1960 döneminde en yüksek artış hızına ulaştığı, 1970–75 döneminden sonra artış hızının düşmeye başladığı görülmektedir‖ (Gökçe, 2004: 89). Kıray35 da aynı şekilde bu hızlı artışın nedeninin ölüm oranlarındaki düşme olduğunu belirtir.

Altmışlı yıllardaki bu nüfus oranları toplumsal ve coğrafi hareketliliği de

35 Mübeccel Kıray, ―Sosyal Yapı ve Nüfus Artışı Etkileşimi‖, Toplumsal Yapı ve Toplumsal DeğiĢme, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1999, s: 156.

(35)

26 artırarak toplumsal yapının değişmesine neden olmuştur. Dolayısıyla, bu nüfus artışının kentleşme sürecinde de önemli bir rol oynadığı kuşkusuzdur.

Sencer36, nüfus artışıyla birlikte iç göçlere katılanların sayısının arttığını ve bu durumun kentleşme sürecinde önemli bir rolü olduğunu belirtmiştir. Ayrıca ellilerde sanayileşme çabası ile yatırımlar ülkenin batısında yoğunlaştırılmıştır. Ellili yılların bu ekonomik mirasının katkısı, ardından altmışlarda hızlanan sanayileşme ile birlikte, hızla artan nüfus sonucu meydana gelen toprak yetersizliğinin kırsal alanda ortaya çıkardığı işsizlik kentlere yönelik göçü hem cazip kılıp hızlandırmış, hem de bir anlamda sürekliliğini oluşturmuştur. İç göçlerin hızlanması sonucu kentte yaşayan nüfusta da hızlı bir artış ve farklılaşma yaşanmıştır.

Tablo 2. Nüfus Artış Hızı ve Kentli Nüfus Artış Hızı

Yıllar Nüfus ArtıĢ Hızı Kentli Nüfus ArtıĢ Hızı

1940–1950 17,5 20,6

1950–1960 32,4 68,9

1960–1970 28,3 54,5

Kaynak: Rüstem Erkan Kentleşme ve Sosyal Değişme 2002:110

1960–1970 yılları arasında önceki on yıla göre kentli nüfus artış hızının düşme nedeni, önceki dönemdeki nüfusun büyük oranda kentli nüfusa katılmış olmasıdır37.

36 Yakut Sencer, Türkiye’de KentleĢme: Bir Toplumsal ve Kültürel DeğiĢme Süreci, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1971, s: 42.

37 a.g.e., s:71.

(36)

27 Türkiye İstatistik Kurumu‘nun verilerine göre 1955 yılında kent nüfusu 6.927.343 ile genel nüfusun % 28,79‘unu, 1960‘da 8.859.731 ile %31,92‘ini, 1965‘te 10.805.817 ile %34,42‘sini, 1970‘te ise 13.691.101 ile % 38,45‘ini oluşturmaktadır38.

Nüfus yapısındaki hızlı değişimin mekâna yansıyan, gözle görülebilen, sayıyla ölçülebilen belirtileri göçlerdir. Sencer39 iç göçlerin temelinde hızlı nüfus artışının yanı sıra toprak ve tarımsal yapıya bağlı etmenlerin de olduğunu ifade etmektedir. Aynı şekilde, Kartal40 Türkiye‘nin hızla kentleştiğini ve kentli nüfusun artışındaki ana payın da göçle birlikte köylerden kopan nüfusun oluşturduğunu belirtmektedir.

2. Ġç Göçler

Özellikle büyük değişmelerin yaşandığı toplumlarda gözlenen göç olgusunun ekonomik, kültürel ve politik yaşamla doğrudan ilişkisi vardır41. İncelenen döneme ve bir önceki on yıla baktığımızda genel yapının hem iç, hem de dış göçlere zemin hazırladığı görülmektedir.

Türkiye‘deki kentleşmenin nedenleri arasında kırsal kesimin iticiliği kentin çekiciliğine göre daha ön plandadır. Dönemin ekonomik politikalarının

38 Kaynak: www.tuik.gov.tr

39 Yakut Sencer, a.g.e., s:43.

40 Kemal Kartal (a), KentleĢme ve Ġnsan: KentleĢme Sürecinde Ġnsan Tutum ve

DavranıĢlarında Meydana Gelen DeğiĢmeler, TODAİE Yayınları, No: 175, Ankara, 1978, s:159.

41 Esma Durugönül, ―Sosyal Değişme, Göç ve Sosyal Hareketler‖ II: Ulusal Sosyoloji Kongresi, Toplum ve Göç, DİE Yay., No: 2046, Ankara, 1997, s: 97.

(37)

28 getirdiği tarımda makineleşme, toprak kayıpları gibi nedenlerle köyden kente göç eden nüfus kent yaşamına katılmıştır. Ülkenin ekonomik, politik, kültürel yaşamıyla sıkı bağlantı içinde olan iç göç hareketleri daha çok geri kalmış bölgelerden göreli olarak daha gelişmiş ve daha iyi yaşam koşulları sunan bölgelere, kentlere yönelmiştir. Örneğin tarımdaki hızlı makineleşme, kırsal kesimde ekonomik yapının dengesinin bozulmasına yol açmıştır. Üretim dışında kalan nüfus, özellikle de genç nüfus, ekonomik nedenlerle büyük şehirlere göç etmeye başlamıştır. Zamanla ekonomik nedenlerin yanı sıra kentin sunduğu olanaklar da eklenmiş ve ‗köyün iticiliği–kentin çekiciliği‘

temel iç göç nedenlerini oluşturmuştur.

Tekeli42, 1960–1965 yılları arasında Türkiye‘de göç alımı açısından iki tane ülkesel fonksiyon gören merkez olduğunu ve bunlardan birinin İstanbul, diğerinin ise Ankara olduğunu belirtmiştir. Bu iki kent kendi bölgesi dışında, ülke çapında diğer bölgelerden de göç almaktadır.

a. Ġtici Nedenler–Tarımsal Yapıdaki DeğiĢmeler: 1950‘li yıllarla birlikte hızlı bir sanayileşme süreciyle birlikte tarımın makineleşmesi kırsal kesimde toprak-nüfus dengesinin bozulmasına yol açmış ve üretim dışında kalan işgücü yeni geçim kaynakları elde etmek için büyük kentlere göç etmeye başlamıştır. Dolayısıyla kırsal kesimde meydana gelen değişimlerin incelenmesi göç olgusunu anlamak adına önemlidir.

42 İlhan Tekeli, a.g.e., s:272.

(38)

29 Ekonomik politikalar açısından incelenen dönem içerisinde kapalı bir ekonomiden pazar ekonomisine geçilmiş olduğu görülmektedir. Özellikle 1948 Marshall yardımıyla birlikte tarımda traktör kullanımının yaygınlaşması tarımsal yapıda dönüşümleri başlatan bir dönüm noktası olmuştur. Sencer43 de, tarımda verim düşüklüğünün, tarımsal gelir azlığının, gelir ve toprak mülkiyetinin dengesiz dağılmasının, topraklarının çok parçalanmış olmasının ve makineleşmenin 1950‘lerden beri Türk tarımının belirgin özellikleri olduğunu ifade etmektedir.

Tarımsal yapıdaki dönüşümler temel alınarak, Mimarlar Odası Kentleşme Komisyonunun hazırlamış olduğu Türkiye‘de Kentleşme44 adlı kitapta belirtildiği gibi, üç etmenin göçlere ve dolayısıyla kentleşmeye neden olduğu görülmektedir. Bunlar;

1. ―Makineleşmeden kaynaklanan topraktan kopma olayı. Tarıma makine girdiği zaman emek açığa çıkmaktadır. Bir traktörün 10 tarım emekçisini açığa çıkardığı hesaplanmıştır.

2. Toprak mülkiyetindeki kutuplaşma olayı. 200 dönümden küçük toprak sahipliğinin yaygın olduğu kesimlerde toprakların dörtte birinin 25 yıl içinde yitirildiği gözlenmiştir. Büyük toprak sahipliği ile birlikte modern tarıma da geçilmiş demektir –geçilmektedir. Böylece toprağını yitiren kente göçmektedir.

43 Yakut Sencer, a.g.e., s: 49–61.

44 Mimarlar Odası Ankara Şubesi ―Türkiye‘de Kentleşme Komisyonu‖ tarafından 1971‘de hazırlanmıştır.

(39)

30 3. Entansif tarıma geçiş. Entansif tarımda, makineleşme olmasa bile emek açığa çıkabilmektedir. Nitekim, tütün gibi, fındık gibi ürünlerin üretilmesinde, küçük işletmelerde, nüfus artışından ötürü ailelerin bazı bireyleri açıkta kalabilmektedir‖ (Kentleşme Komisyonu,1971: 30).

Erkan‘ın45 Akşit‘ten yaptığı alıntıyla ifade ettiği gibi, toprak mülkiyetinin yapısındaki değişim, küçük ve orta boy işletmelerin zararına işleyen bir mekanizmaya yol açarak toprakların daha az sayıda köylünün elinde toplanmasını sağlamış ve birçok köylü ailesi topraklarını yitirmiştir.

II. Dünya Savaşı‘nın ardından yeni yardım ve kredi anlaşmaları ile Kıray‘ın46 belirttiğine göre üç yıl içinde elli bine yakın traktör ve diğer tarım makineleri ülkeye girmiştir. Özellikle traktör sayısının bu hızlı artışı ile birlikte ekili alanlar da genişlemiş, küçük çiftçilerin rekabet olanakları ortadan kalkmış ve ayrıca yarıcı, maraba, işçi olarak büyük çiftliklerde çalışabilme olanakları da azalmıştır47

Tablo 3. Yıllara Göre Traktör Sayıları Yıl Traktör Sayısı Traktörle İşlenen

Arazi (1000 ha)

1940 1065 78

1950 16 585 1244

1960 42 136 3160

1970 105 865 7940

Kaynak TUİK. Türkiye İstatistik Yıllığı Çeşitli Yıllar

45 Rüstem Erkan, KentleĢme ve Sosyal DeğiĢme, Bilimadamı Yayınları, Ankara, 2002, s:101.

46 Mübeccel Kıray, ―Kentleşme ve Yeni Siyasal İslam‖, Toplumsal Yapı ve Toplumsal DeğiĢme, Bağlam Yayınları, İstanbul, 1999, s: 345.

47 BDİE, Türkiye’de Toplumsal ve Ekonomik GeliĢmenin 50 Yılı, Ankara, 1973, s: 69.

Ayrıca, Rüstem Erkan, a.g.e. s:101.

(40)

31 Tekeli48, kırsal kesimin ülke pazarına girmesiyle birlikte, bazı çiftçiler ve girişimcilerin pazar ekonomisi içinde −risk alarak− borçlanma yoluyla traktör ve tarımsal araçlar edindiğini; böylece işletmelerini büyütme olanağı elde ettiklerini belirtmektedir. Çünkü tarımda makineleşmeden önce çift hayvanlarına sahip olan kişinin toprak kiralayarak ya da ortakçılık yaparak işletmesini büyütme olanağı yoktur; büyük işletme büyük toprak mülkiyetiyle ilişkilidir. Ancak, traktör sahibi kişi, başka insan emeğine fazla ihtiyaç duymadan, toprak kiralayarak ya da ortakçılık yoluyla büyük tarım işletmesi kurma olanağına sahiptir49. Bu mekanizmanın bir başka görünümü de işletmesini büyütmek isteyen, daha çok üretim yapmak isteyen küçük işletme sahiplerinin kredi ihtiyacını karşılayan ─sonunda da çoğunlukla toprağını kaybetmesiyle sonuçlanan─ tefeci-tüccarların ortaya çıkmasıdır (Tefeci- tüccarlar kimi zaman büyük toprak sahipleri haline de gelmişlerdir.). Bütün bunların sonucunda insan-toprak ilişkisi giderek çok daha az emek ister hale gelmiştir.

Tarımsal makineleşmeyle birlikte yaşanan değişim, Kıray‘ın50 ifade ettiği gibi tarımda emeği açığa çıkarmış, kendi kendine yeten üretimden ulusal ve uluslararası pazara dönük üretime geçmeyi sağlamış, kırsal nüfusun kentle temasını kolaylaştırmış ve bunlara paralel olarak kentlere göç edilmesine neden olmuştur. Tabii ki, Tekeli‘nin51 belirttiği gibi, tarımsal alanda yaşanan bütün bu dönüşümler, sadece kente yönelmiş bir nüfus ortaya çıkarmamış,

48 İlhan Tekeli, a.g.e., s: 312.

49 a.g.e., s: 312.

50 Mübeccel Kıray ―Kentleşme ve Yeni Siyasal İslam‖, a.g.e. s: 344.

51 İlhan Tekeli, a.g.e. s: 325.

(41)

32 aynı zamanda kırsal alanda ‗kırsal marjinal bir kesim‘ de yaratmıştır.

Tarımdaki emeğin bolluğu nedeniyle makineleşmesinin ekonomik olmadığı gübreleme, sulama gibi, kırda kalmaya olanak sağlayacak mevsimlik işler ve ona yönelik işçiler de ortaya çıkmıştır.

Kısaca makineleşme, toprak mülkiyetindeki kutuplaşma, entansif tarıma geçiş gibi nedenlerle topraktan kopma kentleşmenin temel etmenidir52. Topraktan kopma ile birlikte hem kentte ve hem de kırsal alanda nüfus yığılması gözlenmektedir.

b. Aracı Nedenler: İletici nedenler olarak da bahsedilebilecek olan bu etmenler ulaşım ve haberleşme alanındaki gelişmelerdir. Taşıma araçlarının artması, karayollarının yapılması ve gelişmesi gibi bu gelişmeler köy nüfusunun kente göç etmesini kolaylaştırmış, dolayısıyla kentleşme hızını artırmıştır.

c. Çekici Nedenler: Göçlerin, dolayısıyla kentleşmenin nedenleri sadece kırsal kesimde tarımsal yapıda yaşanan dönüşümler değildir. Bunun yanı sıra göç eden nüfusun kendisine yönelmesine yol açması için kentlerin de çekici olanaklar sunması gerekmektedir. Türkiye‘deki kentlerin çekici özellikleri şöyle sıralanabilir:

52 Kentleşme Komisyonu, Türkiye’de KentleĢme, Mimarlar Odası Ankara Şubesi, 1971, s:

28–33.

(42)

33 1. ―Kentlerdeki iş olanakları, iş gücü artış hızının çok altında gelişmekle birlikte, yine de sanayideki yüksek ücretler çekiciliği konusunda önemli bir yere sahiptir.

2. Kentlerde eğitim, sağlık gibi yaşamsal önem taşıyan olanaklar kırsal kesime göre oldukça ileri düzeydedir. Özellikle eğitim konusunda aileler çocuklarının kendilerinden daha iyi bir eğitim almalarını istemektedir. Bu istek de kentin çekiciliğini artırmaktadır.

3. Sanayi alanında ya da hizmet alanında olsun sigortalı çalışma oranı daha yüksektir. Bu da insanların geleceklerini güvence almak istediğinden dolayı kente göçü teşvik etmektedir.

4. Özellikle büyük kentlerde ‗marjinal sektör‘ diye adlandırılan bir sektörün gelişmiş olması dolayısıyla göç eden insanların bu alanlarda çalışarak yaşamlarını sürdürebilmeleri de kentin teşvik edici bir yönüdür.‖ (Erkan, 2002: 117).

Ellili yıllarda uygulanan ekonomik politika gereği kırla kenti birleştiren karayollarının yapılmış olması da, kırın içine kapalı yapısını bozarak kente ulaşımı sağlamış olması da göçü artıran nedenlerden biri olarak gösterilebilir.

―Kara ulaşım araçlarıyla birlikte hava ve deniz ulaşımının da ekonomik ve toplumsal yönden çok büyük etkileri vardır. Ekonomik yönden pazarlama ve ticareti artırır. Toplumsal yönden ise nüfus devinimlerine önem kazandırır, gelenek ve görenekleri etkiler, toplulukların dışa açılmasını sağlar, sağlık, eğitim, turizm gibi kamu hizmetlerini geliştirir‖ (Yasa, 1970: 85).

Referanslar

Benzer Belgeler

Packard Bell bilgisayarýnýzla birlikte verilen yazýlýmlar için, ‘Baþlat‘ > Tüm Programlar > Packard Bell Support > Smart Restore öðesine týklayýnc. Ek

Bu ayki Gökyüzü köşemizde, Güneş batarken, battıktan sonra hava kararıncaya ve hava karardıktan kısa bir süre sonrasına değin yapılabilecek gözlemlere ve bazı

IECEE TRF 61439-5B: 2015 Alçak gerilim anahtarlama ve kontrol tertibatları - Bölüm 5: Genel şebekelerde güç dağıtımı için panolar IEC 61439-5: 2014, genel elektrik ağı

12 Mart 1971 askeri müdahalesinin ardından 1973 yılında çıkarılan 1750 Sayılı Üniversiteler Kanunu’yla birlikte “Üniversite Denetleme Kurulu

Türkiye’nin Arap-İsrail Çatışmasına Yönelik Politikaları ve Muhalefet İki darbe arası dönemde Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle diplomatik ilişkilerini

ALLAH YANINDA EN ÜSTÜN OLANINIZ DERİN İLAHİ SORUMLULUK.. BİLİNCİNE

• Genellikle doğumu izleyen ilk 6 hafta da başlar ve Genellikle doğumu izleyen ilk 6 hafta da başlar ve doğum sonrası 1yıla kadar sürebilir. doğum sonrası 1yıla

Toplumsal bilimler içinde yeni bir disiplin midir, yoksa disiplinlerarası bir çalışma alanı mı oluşturacaktır.. Bu yenilik birçok sorunun halledilmek üzere beklediğinin