da yer aldýðý kabul edilmektedir. Peygam- ber geleneðine dayanan Sâmî monoteist dinler baþta olmak üzere teist inanç sis- temlerinde vahiy Tanrý’nýn insanlarla þi- fahî veya ilhamî iletiþimi biçiminde algý- lanmýþ, bu anlayýþýn sonucu olarak kutsal kitaplarýn da vahyin lafzan veya mânevî anlamda birer kaydý olduklarýna inanýlmýþ- týr. Vahiy kavramý Sâmî monoteist dinle- rin yaný sýra Hinduizm ve Zerdüþtîlik’te öne çýkmýþtýr. Hint geleneðinde meditas- yon, ahlâkî davranýþ ve nefsi kontrol yo- luyla mutlak varlýðýn bilgisine ulaþýlabi- leceðine inanýlmakla birlikte Hindu inanç sistemlerinde vahiy kavramý da yer almak- ta ve bazý Hindu ekollerinde (Advayta Ve- danta) vahye dayanan kutsal metnin yardý- mý olmadan hakikatin bilgisine gerçek an- lamda ulaþýlamayacaðý kabul edilmektedir.
Sanskritçe’de vahiy karþýlýðýnda kullanýlan
“þruti” (duyulan/duyularak algýlanan þey) kelimesi eskiden yaþamýþ azizlere aktarý- lan gerçekleri belirtmektedir. Þruti kapsa- mýna giren kutsal kitaplar (Vedalar, Brah- manalar, Aranyakalar ve Upaniþadlar)yorum- lanabilir ancak asla sorgulanamaz. Veda- lar’da birçok azizden bahsedilmekte ve bunlarýn aldýðý vahyin kaynaðý olarak pek çok tanrý gösterilmektedir. Vedalar’ýn yo- rumu mahiyetindeki Upaniþadlar’da vah- yin kaynaðýnýn Brahman olduðu belirtil- mektedir. Vedalar bazý Hindu gruplarý için zamansýz ezelî vahye, diðer bazýlarý için tanrý kaynaklý vahye karþýlýk gelmektedir.
Peygamber inancýna sahip Zerdüþtîlik’te Sâmî monoteist vahiy anlayýþýna yakýn bir vahiyden bahsetmek mümkündür. Zer- düþt inancýna göre bu dinin kurucu pey- gamberi olan Zerdüþt, hakikat bilgisine ulaþmak arzusuyla uzlete çekildiði sýrada bir melek kendisine görünerek onu mi‘ra- ca çýkarmýþ, burada tanrý Ahura Mazda ile görüþüp ondan yaratýlýþýn hakikatini ve ye- ni dinin hükümlerini içeren bilgiler almýþ- týr. Gelenekte Zerdüþt’ün ilham ve müþa- hede yoluyla iki þekilde vahiy aldýðý belirtil- mektedir. Zerdüþtîler’in kutsal kitabý Aves- ta’nýn “Vesna” bölümünde Zerdüþt’ün dü- þüncesinin, sözlerinin ve yaptýðý iþlerin baþ- tan baþa ilham eseri olduðu kaydedilmek- tedir (Hacaloðlu, s. 132).
Yahudilik.Bu dinde vahiy gizli ve bilin- meyen Tanrý’nýn kendisini insanlara aç- masý / göstermesi veya bildirmesi þeklin- de anlaþýlmýþtýr. Yahudi kutsal kitabý Ta- nah’ta (Eski Ahid) Tanrý’nýn kendisini iz- har etmesinin muhtelif þekillerinden (va- sýtasýz konuþma, teofani, müþahede, rü- ya vb.) bahsedilmektedir. Tanrý, Hz. Mû- sâ ile Sînâ’da sadece Mûsâ’ya ait bir va-
hiy þekli olarak yüz yüze (aracýsýz)konuþ- muþtur (Çýkýþ, 33/11; Sayýlar, 12/6-8; Tes- niye, 34/10). Buna karþýlýk vahiy çoðu za- man Tanrý’nýn “teofani” (insana görünmesi) þeklinde gerçekleþmiþtir. Tanah’ta iki çe- þit teofaniden bahsedilmektedir. Ýlkinde Hz. Mûsâ ve Hârûn ile Ýsrâiloðullarý’ndan seçilmiþ yetmiþ yaþlý kimse Tanrý’yý “insan formu”nda görmüþtür (Çýkýþ, 24/9-11); Hz.
Ya‘kub’un, Ýbrâhim’in ve Ýþaya’nýn gördü- ðü teofanileri de bu gruba dahil etmek mümkündür (Tekvîn, 18/1-15; 32/25-30;
Ýþaya, 6/1-3). Ýkincisinde ilâhî tecellî, Ýsrâilo- ðullarý’nýn çölde dolaþtýklarý sürece devam ettiði üzere ateþ veya bulut sütunu þek- linde gerçekleþmiþtir (Çýkýþ, 13/21-22; Tes- niye, 31/15; Nehemya, 9/12-13). Vahyin bir diðer biçimi müþahede ya da vizyondur (Sayýlar, 12/6). Müþahede sýrasýnda ge- nellikle vahyin muhtevasýnýn anlaþýlma- sýna yardýmcý olacak þekilde deðiþik nes- neler de görülmüþtür (Yeremya, 1/11-13).
Meselâ peygamber Amos müþahedesin- de bir sepet yaz meyvesi görmüþ ve “yaz”
(kayits)kelimesiyle “son” (kets)kelimesi ara- sýnda baðlantý kurmuþ; bu þekilde kendi- sine Ýsrâil’in sonunun geldiði bildirilmiþtir (Amos, 8/1-3). Teofani ya da müþahede sý- rasýnda, görünen þeylerin anlamýný açýk- layan sözler de vahyedilmiþtir (I. Samuel, 3/1-21; Ýþaya, 6/8-13; Yeremya, 1/14-19;
Hezekiel, 2/1-10; Amos, 8/2-14). Vahyin bir baþka þekli rüyadýr (Tekvîn, 20/3-7; 28/10- 17; 31/10-16, 24; 37/5-10; I. Krallar, 3/5- 15; Daniel, 7/1-28). Tanah’ta rüyalarýnda Tanrý ile konuþtuðu ya da ilâhî mesaj aldý- ðý ifade edilen kiþiler (Ya‘kub, Laban, Abi- melek, Yûsuf, Süleyman, Daniel vb.) ço- ðu zaman peygamber diye nitelendirilme- seler de gördükleri rüya ve bu rüyayla il- gili Tanrý’dan aldýklarý açýklamalar vahiy kapsamýnda görülmüþtür (Rowley, s. 31;
Kaufmann, s. 93-94).
Tanrý’nýn meleði, ruhu ve eli de vahye aracýlýk eden unsurlardan kabul edilmiþ- tir. Tanrý insanlarla her zaman doðrudan konuþmamýþ, O’nun yerine Tanrý’nýn me- leði ilâhî mesajý iletmiþ (Tekvîn, 31/11; Çý- kýþ, 3/2; Hâkimler, 6/11; 13/21; II. Krallar, 1/3; I. Tarihler, 21/18) ya da Tanrý’nýn ru- hu peygamberlerin içine dolmuþ veya eli bu kiþilerin üzerine gelmiþ, bu yolla ken- dilerine ilâhî mesaj ulaþtýrýlmýþtýr (Sayý- lar, 11/25-26; I. Samuel, 10/10; 19/20; II.
Samuel, 23/2; II. Krallar, 3/15; II. Tarihler, 18/23; 24/20; Ýþaya, 8/11; Yeremya, 1/9; He- zekiel, 1/3; 2/2; 3/22-24; 8/1-3; 37/1; Dani- el, 5/5, 22-24). Erken döneme ait pasajlar- da bizzat Tanrý’nýn insanlara görünüp on- larla konuþtuðu ifade edilirken özellikle Vahiy ve Mucize (Ankara 2006); Erkan
Çakýr, Vahye Ýtirazlar (doktora tezi, 2006, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü); Hülya Al- per, Ýmam Mâtürîdî’de Akýl-Vahiy Ýliþ- kisi (Ýstanbul 2009); Ömer Kara, Vahiy Va- kýa Ýliþkisi (Ýstanbul 2009); Mustafa Genç, Sünnet-Vahiy Ýliþkisi (Ýstanbul 2009).
BÝBLÝYOGRAFYA :
Tehânevî,Keþþâf, II, 1523; Müsned, I, 51; III, 59;
Ebû Hanîfe,el-Fýšhü’l-ekber (Ýmâm-ý Azam’ýn Beþ Eseriiçinde, nþr. M. Zâhid Kevserî, trc. Mus- tafa Öz),Ýstanbul 2008, s. 71; Þâfiî,er-Risâle (nþr.
Ahmed M. Þâkir),Kahire 1399/1979, s. 153-154;
Ýbn Hiþâm,es-Sîre (Zekkâr),I, 159-166; Mâtürîdî, Teßvîlâtü’l-Æurßân (nþr. Halil Ýbrahim Kaçar),VIII, 140-143; XI (nþr. Ali Haydar Ulusoy),s. 11-12; XIII (nþr. Murteza Bedir),s. 251-252; XVI (nþr. Abdul- lah Baþak),Ýstanbul 2006-2010, s. 151-152; Ýbn Fûrek,Mücerredü’l-Mašålât, s. 59-67; Gazzâlî,el- Münšý× mine’Š-Šalâl (nþr. Cemîl Salîbâ – Kâ- mil Ýyâd),Dýmaþk 1358/1939, s. 138-139; Þeh- ristânî,Nihâyetü’l-išdâm (nþr. A. Guillaume),Lon- don 1934, s. 454-455; Fahreddin er-Râzî,Mefâtî-
¼u’l-³ayb, IV, 651; XVIII, 99; XIX, 210-221; XX, 69-70; XXVII,187-190; XXVIII, 282-287; Beyzâvî, Envârü’l-tenzîl, Ýstanbul 1314, I, 365; Ýbn Haldûn, Mušaddime (nþr. Ali Abdülvâhid Vâfî),Kahire 1960, III, 980-983; Ahmed b. Muhammed el- Kastallânî,Ýrþâdü’s-sârî, Beyrut, ts. (Dâru ihyâi’t- türâsi’l-Arabî),I, 48, 58-60; Þa‘rânî,el-Yev⚢t ve’l-cevâhir, Kahire 1378/1959, II, 83-84; Âlûsî, Rû¼u’l-me£ânî, XIV, 181; XVI, 187; XVII, 184;
XIX, 121; XX, 45; XXV, 54-62; Muhammed Ab- duh,Risâletü’t-tev¼îd (nþr. M. Reþîd Rýzâ),Bey- rut 1421/2001, s. 162-168; Reþîd Rýzâ,Tefsîrü’l- menâr, I, 133, 220-221; II,14, 139; V, 279; VI, 67-71, 470-472; VII, 612-613; XII, 208-209; El- malýlý,Hak Dini, III, 1881-1882; V, 3264, 4255- 4261; M. Abdülazîm ez-Zürkanî,Menâhilü’l-£ir- fân, Kahire, ts. (Dâru ihyâi’t-türâsi’l-Arabî),I, 11- 13, 42-65; Fazlur Rahman,Prophecy in Islåm:
Philosophy and Orthodoxy, London 1958, s. 38, 98-99; a.mlf.,The Philosophy of Mullå Øadrå, Albany 1975, s. 186; Mustafa Abdürrâzýk,ed-Dîn ve’l-va¼y ve’l-Ýslâm, Kahire 1977, s. 45-80; Hâ- lid Abdurrahman el-Ak,U½ûlü’t-tefsîr ve šavâ£i- düh, Beyrut 1406/1986, s. 37-38; Sâlih Uzeyme, Mu½¹ala¼ât Æurßâniyye, Beyrut 1414/1994, s.
426-429; Mehmed Said Hatiboðlu,Hz. Peygam- ber ve Kur’an Dýþý Vahiy, Ankara 2009, s. 24- 66; Hatice Kelpetin Arpaguþ,Fazlur Rahman’a Göre Allah ve Ýnsan, Ýstanbul 2010, s. 164-179;
A. J. Wensinck – [A. Rippin], “Vahy”, EI2(Ýng.),XI, 53-56.
ÿYusuf Þevki Yavuz
Diðer Dinlerde.Genel anlamda Tanrý’- nýn insanlarla baðlantýya geçmesini ifade eden vahiy, Tanrý veya ilâhlýk kavramlarý- na sahip hemen her dinde baþlangýç nok- tasýný ve temel doktrinlerin kaynaðýný oluþ- turmaktadýr. Kabile dinlerinde vahiy, ka- bilelerin veya bireylerin ruhlar âlemiyle ir- tibat kurmasý esasýna dayanmaktadýr. Bu þekliyle vahyin konusu tabiat üstü güç ve bu gücün kullanýlmasýný saðlayan bilgidir.
Bu mânada Þamanizm’in ve kehanet uy- gulamalarýnýn vahyin ilk örnekleri arasýn-
VAHÝY
hadisenin yorumlanmasý gerekmektedir.
Süleyman Mâbedi’nin yýkýlmasý veya Ýsrâilo- ðullarý’nýn Bâbil’e sürülmesi, Ýsrâil tarihi içinde önemli yere sahip hadiseler olmak- la birlikte Ýsrâiloðullarý’nýn ahde sadakat- sizlikleri sebebiyle Yahve’nin kendilerine verdiði cezalar þeklinde yorumlanmadýk- ça bu olaylar vahiy deðeri taþýmamakta- dýr. Aslýnda Tanah’taki ifadelerden hare- ketle tarih vasýtasýyla ortaya çýkan vahyin sadece Ýsrâiloðullarý’na deðil bütün insan- lara Tanrý’yý tanýttýðýný söylemek mümkün- dür (Çýkýþ, 7/5, 17; 14/4; Hezekiel, 12/14- 16; 21/5; 25/11, 17; 28/22-27; 29/6, 9, 16, 21; 36/23). Öte yandan ne kadar etkileyici olursa olsun herhangi bir vâkýa, Tanrý’nýn fiilinin ve planýnýn yeterince açýklanabil- mesi için kelâma ihtiyaç duymaktadýr; bu kelâm peygamberler tarafýndan saðlan- maktadýr. Dolayýsýyla Ýsrâiloðullarý tarihin- de Tanrý’nýn fiilleriyle kelâmý daima yan yana zikredilmiþtir.
Gerek Tanah’ta gerekse Talmud’da pey- gamberler vahyin ve Tanrý kelâmýnýn önce- likli muhataplarý kabul edilse de (Yerem- ya, 18/18) peygamberlerin dýþýnda Ýbrânî atalarý ve Ýsrâiloðullarý’nýn krallarý da (Nûh, Ýshak, Ya‘kub, Saul, Dâvûd, Süleyman vb.) Tanrý’dan vahiy almýþtýr (Tekvîn, 6/13-21;
7/1-5; 9/1-17; 12/1-3; 17/1-21; 26/2-5; 31/
3; 35/ 9-15; Yeþu, 1/1-9; 4/1-3; I. Samuel, 23/2, 4; I. Krallar, 6/11-13; II. Tarihler, 1/7- 12). Tanah’ta vahiy aldýðý kabul edilen di- ðer bir grup ise din adamý sýnýfýný teþkil eden kohenlerdir (Levililer, 10/3-15). Bun- larýn dýþýnda müþahede veya rüya yoluyla vahiy alan kiþiler de vardýr (Tekvîn, 16/7- 12; 20/3-7; 25/22-23; 31/24; Çýkýþ, 24/9-11;
Sayýlar, 12/5-9). Ayrýca Balam gibi Ýsrâil kavmi dýþýndaki bazý kiþilerin de ilâhî hi- taba muhatap kýlýndýðý ifade edilmiþtir (Sayýlar, 22/9-12, 31-35; 23/4-5). Talmud’- da diðer uluslara gönderilen, yahudi ol- mayan peygamberlerin sayýsý yediyle sý- nýrlandýrýlmýþtýr (Balam ve babasý, Eyub ve dört arkadaþý; bk. Baba Bathra 15b).
Deðiþik vahiy þekilleri arasýnda hiyerar- þik bir ayýrýmýn yapýldýðý Talmud’da Tev- rat’ýn Hz. Mûsâ’ya vahyi konusu üzerinde durulmuþtur. Buna göre yahudi olmayan- lara gelen vahiy en alt tabakada yer al- makta, Ýsrâiloðullarý’na gelen vahiyler için- de Hz. Mûsâ’nýn Sînâ daðýnda aldýðý vahiy hem içerik hem geliþ biçimi açýsýndan di- ðer vahiylerden üstün kabul edilmekte- dir. Zira diðer bütün vahiyler bir mekân- da tecellî þeklinde veya rüya ya da bir me- lek aracýlýðýyla gerçekleþirken Mûsâ istedi- ði zaman Tanrý ile yüz yüze görüþme ayrý- calýðýna sahip kýlýnmýþtýr. Ýsrâiloðullarý ara-
sýnda peygamberlik yapan yedisi kadýn (Sâ- re, Meryem, Debora, Hanna, Abigeyl, Hul- da ve Ester) bütün diðer peygamberler, Mûsâ’nýn getirdiði vahye baðlý kalmak ve onunla çeliþmemek durumunda olmuþlar- dýr. Bu peygamberler Mûsâ’nýn Tevrat’ýna bir þey eklememiþ veya ondan bir þey çý- karmamýþtýr (Megillah, 14a). Rabbânî ge- lenekte ayrýca Mûsâ’ya vahyedilen Tevrat dünya yaratýlmadan önce var olan hikmet- le özdeþleþtirilmiþ ve dünyanýn Tevrat’la yaratýldýðý kabul edilmiþtir. Bu sebeple Mûsâ’nýn Sînâ’da aldýðý vahiy bütün pey- gamberlerin aldýðý/alacaðý vahiyleri içer- mektedir. Mûsâ Tevrat’ý alýrken týpký bir kâtip gibi çalýþmýþ, Tanrý ona yazdýrmýþ, o da yazmýþtýr. Dolayýsýyla Tevrat’ýn gökten indirildiði yönündeki inanç ayný zamanda onda bulunan her cümle, her hece ve her harfin Tanrý kelâmý olduðunu açýklamak- tadýr (Encyclopedia Judaica, XVII, 255- 256).
Öte yandan yahudi düþüncesinde vah- yin mahiyeti, gerçekleþme süreci ve özel- likle vahiy-akýl iliþkisi üzerinde durulmuþ- tur. Ýskenderiyeli yahudi filozofu Filon Tev- rat’taki ifadeleri üç gruba ayýrmýþtýr: Tan- rý’nýn Mûsâ’nýn duyabileceði bir sesle gön- derdiði vahiyler, Mûsâ’nýn sorularý netice- sinde gerçekleþen vahiyler ve ilâhî bir il- hamla gelen cümleler. Filon, alegori yön- temini kullanarak Tevrat’ta akýlla çeliþir gibi görünen cümleleri yorumlamaya ve Tevrat’taki anlatýmlarýn akýlla çeliþmediði- ni göstermeye çalýþmýþtýr. Ona göre özel- likle Tanrý ile ilgili antropomorfik ifadele- rin yer aldýðý Tevrat cümleleri literal mâ- nasýyla anlaþýlmamalý, bunlar bâtýnî tarz- da yorumlanmalýdýr. Ortaçað yahudi âlim- lerinden Yehuda Halevi ise vahyin akýldan üstün olduðunu ispatlamaya çalýþmýþtýr.
Yahuda’ya göre peygamber filozoftan üs- tündür, zira peygamber bilgisini doðrudan Tanrý’dan alýrken filozofun bilgisi daima þüphelidir. Modern dönemde varoluþçu çizgiyi takip eden bazý yahudi düþünürle- ri, gerek ahlâkî gerekse ibadetle ilgili dinî kurallarýn Tanrý’dan insana aktarýlmasý þek- lindeki bir vahiy anlayýþýný reddetmiþtir.
Meselâ Martin Buber vahyi, Tanrý ile in- san arasýnda karþýlýklý iletiþime dayalý bir iliþki biçiminde algýlamýþtýr. Ona göre va- hiy birtakým fikirlerin ve tâlimatlarýn iletil- mesi deðil Tanrý ile karþýlaþmadýr.
Hýristiyanlýk.Hýristiyan teolojisinde va- hiy Îsâ Mesîh’ten önceki vahiyler ve Îsâ Me- sîh’te gerçekleþen vahiy olmak üzere ikiye ayrýlýr. Birincisi de ilk insanlara gelen va- hiy, Ýbrâhim, Ýshak ve Ya‘kub’a gelen va- hiy ve Mûsâ’ya gelen vahiy þeklinde üçe sürgün sonrasý dönemde Tanrý’nýn vahyi-
ni meleði vasýtasýyla insanlara teblið etti- ðinden bahsedilmiþtir. “Tanrý’nýn adamý”
ya da “Tanrý’nýn kuvveti” anlamýna gelen Cebrâil’in de vahye aracýlýk ettiði belirtil- miþtir (Daniel, 8/16-26; 9/21-27). Tanah’- ta ayrýca, Tanrý’nýn iradesinin hangi yön- de olduðunu tesbit etmek üzere Urim ve Tumim denilen bir kehanet usulüne baþ- vurulduðu kaydedilmektedir. Baþkohen- lerin kuþandýðý özel bir göðüslüðün içi- ne konan, taþ, tahta veya kemikten ya- pýlmýþ iki yassý nesneyi ifade eden Urim ve Tumim, Tanrý’nýn insanla iletiþim kur- duðu rüya ve peygamberlik gibi meþrû vasýtalardan kabul edilmiþtir (Çýkýþ, 28/
30; Levililer, 8/8; Tesniye, 33/8; I. Samuel, 14/37-42; 28/6; ayrýca bk. Levililer, 16/8; I.
Samuel, 23/9-12; 30/7-8). Baþkohene daný- þýlan konu basitçe “evet” veya “hayýr” ya da “suçlu” veya “suçsuz” þeklinde cevap- landýrýlacak bir konuysa Urim olumsuz, Tumim ise olumlu anlama yorulurdu. Bu yöntem baþkohenler tarafýndan Bâbil sür- gününe kadar kullanýlmýþtýr (Ezra, 2/63;
Nehemya, 7/65). Yine Tanah’ta evrenin ya- ratýlmasýnýn ve tabiat olaylarýnýn vahiy ni- teliði taþýdýðý belirtilmiþ, bunlar Tanrý’dan gelen birer mesaj olarak kabul edilmiþtir.
Buna göre bütün mahlûkat Tanrý kelâmý- nýn bir tezahürüdür (Mezmurlar, 19/1-5;
tabiat olaylarý, bulutun hareketi, yapra- ðýn üzerine düþen çið) ve Tanrý’nýn varlý- ðýný, ihtiþamýný, gücünü, hikmetini açýk- lamaktadýr (Sayýlar, 9/15-23; Hâkimler, 6/
36-40; II. Samuel, 5/24; Eyub, 38-39; Ýþa- ya, 41/18-20).
Tarihî olaylar da ilâhî tezahür kapsamýn- da görülmüþ, Tanrý’nýn tarihe müdahale- si, kendisini ve iradesini kullarýna açýkla- mak için kullandýðý özel bir tarz þeklinde deðerlendirilmiþtir. Bunun ilk ve en önem- li örneði Ýsrâiloðullarý’nýn Mýsýr’dan çýkýþý- dýr. Tanrý çýkýþ hadisesiyle kendini Ýsrâil’e her þeye gücü yeten, kurtarýcý bir Tanrý olarak tanýtmýþtýr (Çýkýþ, 14/30-31). Öte yandan Ýsrâiloðullarý’nýn karþýlaþtýðý bütün musibetler Tanrý ile yaptýklarý ahdi ihlâl etmelerinin cezasý ve Tanrý’nýn öfkesinin tecellisi þeklinde yorumlanmýþtýr (Tesniye, 28/15; II. Samuel, 21/1; Amos, 4/6-11). Bu- nunla birlikte yahudi anlayýþýnda tarihî mü- dahalelerin vahiy þeklinde deðer kazanma- sý daha ziyade Ýsrâiloðullarý’na tanýnmýþ bir imtiyaz olarak anlaþýlmýþtýr. Dolayýsýyla sadece Ýsrâiloðullarý’nýn kutsal tarihi için- de korunmaya lâyýk görülen olaylar vahiy özelliði taþýmaktadýr (Latourelle, s. 348;
DBS,X, 596). Ancak tarih vasýtasýyla ge- len bir vahiyden söz edebilmek için tarihî
Yeni Ahid’de anlatýlan müþahedelerde gö- rülen þey daima ilâhî bir varlýk deðildir; me- selâ Pavlus bir müþahedesinde kendisin- den Makedonya’ya gelmesini isteyen bir adam görmüþ ve bunu Tanrý’nýn kendisin- den Makedonya’ya gitmesini istediði þek- linde yorumlamýþtýr (Resullerin Ýþleri, 16/
9-10). Müþahede sadece peygamberlere ve havârilere has bir durum olmayýp Kor- nelyus adýnda bir yüzbaþýnýn müþahede- sinde Tanrý’yla konuþtuðu, Hananya adlý dindar bir kiþinin de müþahedesinde Pav- lus’a iletilmek üzere Tanrý’dan mesaj aldý- ðý ifade edilmiþtir (Resullerin Ýþleri, 9/10- 16; 10/1-7). Vahyin bir diðer vasýtasý kut- sal ruhtur. Kutsal ruh Pavlus’u yolculukla- rýyla ilgili olarak yönlendirmiþ (Resullerin Ýþleri, 16/6-8), yeni dinin cemaati (kilise) içinde peygamber ve muallim diye adlan- dýrýlan kiþilerle konuþmuþ (Resullerin Ýþ- leri, 13/1-3), havârileri ve cemaatin önde gelenlerini insan üstü güçlerle teçhiz et- miþ (Resullerin Ýþleri, 4/31; 19/6; II. Korint- liler, 3/4-6; I. Selânikliler, 1/5), vaazlarýnýn baþarýya ulaþmasý için ilham edilmiþ söz- lerle, mûcizelerle, fizikî veya ruhî yerlerini deðiþtirmek ve gelecekle ilgili haberleri bildirmek suretiyle onlarý desteklemiþtir (Resullerin Ýþleri, 2/4, 11; 8/39; 9/17; 11/
27-30; 21/4; Romalýlar, 15/19; Vahiy, 1/10;
21/10).
Yeni Ahid’de meleklerin de vahye ara- cýlýk ettiði belirtilmektedir. Ýnsanlar rüya- da (Matta, 1/20; 2/13, 19), uyanýkken (Mat- ta, 28/3; Markos, 16/5; Luka, 1/11-23; Yu- hanna, 20/12-13; Resullerin Ýþleri, 8/26;
12/6-11; 27/23-24) ya da müþahede halin- de (Resullerin Ýþleri, 10/3) melekleri görüp onlarla konuþmuþ, bazan da melekler on- lara insan kýlýðýnda görünmüþtür (Markos, 16/5; Luka, 24/4; Resullerin Ýþleri, 1/10; 10/
30; Vahiy, 15/6). Yeni Ahid’de sadece iki meleðe isim verilmiþtir. Bunlar Zekeriyyâ ve Meryem’e Tanrý’dan haber getiren Ceb- râil (Luka, 1/19, 26) ile baþmelek diye su- nulan Mîkâil’dir (Yehuda, 9; Vahiy, 12/7).
Ayrýca Tanah’taki Urim ve Tumim’e ben- zer þekilde Yeni Ahid’de de kuraya baþvu- rularak Tanrý’nýn iradesinin belirlenmeye çalýþýldýðýna iþaret edilmiþtir (Resullerin Ýþ- leri, 1/21-26). Yeni Ahid yazarlarý da kâina- týn yaratýlmasýný ve tabiat olaylarýný Tan- rý’nýn gücünü, hikmetini ve iradesini açýk- layan / vahyeden iþaretler olarak deðerlen- dirmiþlerdir (Romalýlar, 1/18-21). Hýristi- yan teolojisinde vurgulandýðý üzere insa- nýn kendisinin ve âlemin sonradan yara- týldýðýný düþünüp bir yaratýcýnýn varlýðý fik- rine ulaþmasý mümkündür. Tanrý kendisi hakkýnda bilinebilecek her þeyi bildirmiþ-
tir; çünkü yaratýlýþýndan beri dünya Tan- rý’nýn mükemmelliklerinin okunduðu bir ki- tap gibidir (Latourelle, s. 335-336). Þu hal- de yaratýlmýþ olan âlem üzerinde düþü- nerek elde edilen Tanrý bilgisi mutlak an- lamda bir vahiydir; zira âlem Tanrý’nýn in- saný saygýya çaðýran bir tezahürüdür. An- cak Tanrý, ilâhî tezahürün bu ilk þeklini açýklamak, teyit etmek ve tamamlamak için kesin ve özel bir kelâmý da insana gön- dermiþtir. Fakat Yeni Ahid’de vahyin vasý- talarý þeklinde görülen müþahede, melek- ler, kura, yaratma ve tabiat hadiseleri Ye- ni Ahid’in bütünlüðü içinde silik ve önem- siz kalmaktadýr. Hýristiyan kutsal kitabý- nýn vahiyle ilgili olarak Îsâ Mesîh, havâri- ler ve kutsal ruh üzerinde yoðunlaþtýðý gö- rülmektedir. Tanrý kelâmý (Yuhanna, 1/1), Tanrý’nýn oðlu (Matta, 4/3; 26/63; 27/40;
Markos, 1/1; Luka, 1/35; 8/28) ve hatta biz- zat Tanrý (Yuhanna, 1/1) diye nitelendirilen Îsâ en son ve en mükemmel vahiydir. Hýris- tiyan teolojisinde havâriler kimi zaman pey- gamber olarak, kimi zaman da peygam- berden daha üstün görülmüþtür (Matta, 13/17; Luka, 10/23-24). Havâriler, Îsâ Me- sîh’te görüp duyduklarý þeyleri kutsal ru- hun gözetimi ve rehberliðiyle sonraki ne- sillere hatasýz nakletmiþlerdir.
Pavlus’un Mektuplarý’nda ayrýca uhrevî bir vahiyden söz edilmektedir. Buna göre vahiy iki aþamada tamamlanmaktadýr. Bi- rinci aþamada vahiy, saklý olan gizemin ta- rihsel Mesîh vasýtasýyla açýklanmasýný ve Tanrý’nýn adaletinin ortaya çýkmasýný içer- mektedir (Romalýlar’a Mektup, 3/21-25;
16/25-27). Bu vahyi seçilmiþ insanlar iman aracýlýðýyla almýþ, Pavlus diðer havârilerle birlikte bu vahyi açýklama görevini üst- lenmiþtir. Bununla birlikte Pavlus vahyin ikinci aþamasýný, yani uhrevî vahyi daha çok önemsemektedir; çünkü Îsâ Mesîh’in vahyi, ancak tam bir kurtuluþu saðlamak için tekrar ortaya çýktýðýnda tamamlana- caktýr (Korintoslular’a Birinci Mektup, 1/
7-8; Selânikliler’e Ýkinci Mektup, 1/6-8; Ti- tus’a Mektup, 2/13; Ýbrânîler’e Mektup, 9/
28). Îsâ Mesîh vasýtasýyla tarihte verilmiþ olan vahiy ile gelecekte verilecek vahiy ara- sýnda bir devamlýlýk vardýr. Uhrevî vahiy ile herkes vahye muhatap kýlýnacaktýr; zi- ra bu vahiy vahyin son aþamasý, en güzel ve mükemmel þeklidir (Korintoslular’a Bi- rinci Mektup, 13/12).
Bunlarýn yanýnda hýristiyan inancýnda Es- ki Ahid vahyinin bir silsile halinde ve par- ça parça gerçekleþtiði, Yeni Ahid vahyin- de oðulun sözünün bir bütün halinde gel- diði vurgulanmýþtýr. Eski Ahid’de vaad, emir, tehdit, teofani, söz, rüya ve müþahe- ayrýlmýþtýr (Yýldýrým, s. 82). Mûsâ’ya ge-
len vahyin ayrýcalýðýna iþaret edilse de Îsâ’- nýn vahiy sürecindeki konumu daha önem- li ve üstün görülmüþtür (Ýbrânîler, 1/1-14).
Ýnciller’de Îsâ Mesîh, peygamberler zinci- rinin bir halkasý olarak görülmekle birlikte (Luka, 7/12-16) Îsâ kendini efendinin oð- luna, peygamberleri ise hizmetkârlara ben- zeterek onlardan daha üstün bir konuma sahip bulunduðunu ileri sürmüþtür (Mar- kos, 12/1-11).
Hýristiyan anlayýþýna göre Tanrý’nýn hi- tap ettiði kiþiler (Ýbrâhim, Ýshak, Ya‘kub ve Mûsâ)sadece vahiy anýnda Tanrý ile ileti- þim kurmuþ, vahiy esnasýnda bu peygam- berlerin iradeleri ortadan kalkmýþtýr. Di- ðer bir ifadeyle Îsâ Mesîh’ten öncekile- re gelen vahiyde vahiy vahyi alan kiþinin maddî varlýðýndan farklýdýr. Buna göre peygamberlerin vahye baðlý sözleri Tanrý kelâmý, vahye dayanmayan sözleri ise ken- di sözleridir. Îsâ Mesîh’e gelen vahiyde ise vahiy ile vahyi alan kiþinin maddî varlýðý bir- birinden ayrý deðildir. Belirli zamanlarda gelen ilk tür vahiyden farklý olarak ikin- cisinde vahiy görevi Îsâ’nýn hayatýnýn her anýný kapsamakta, onun bütün yaþamý va- hiy durumuna gelmektedir (Kuzgun, s.
128-129). Bu sebeple Ýsrâil peygamberle- ri vahyi insanlara ulaþtýrýrken, “Tanrý þöyle buyuruyor/söylüyor” þeklinde ifadeler kul- lanmýþ, Îsâ Mesîh ise konuþmalarýnda her- hangi bir ilâhî referansa baþvurmayýp, “Ben size diyorum”; “Îsâ onlara dedi” þeklinde kendi adýna ve kendi yetkisiyle konuþmuþ- tur (Matta, 5/2, 26-28, 32, 34, 38, 44; 7/28- 29; 8/10-11; Markos, 16/15; Luka, 7/14; 10/
2). Bununla birlikte Ýnciller’de Îsâ ve havâ- rilerin dýþýndaki bazý kiþilere de vahiy gel- diðinden söz edilmiþtir. Tanrý’nýn meleði Zekeriyyâ’ya görünüp onunla konuþmuþ, Meryem’in niþanlýsý Yûsuf’a rüyada ilâhî mesajlar ulaþtýrmýþ (Matta, 1/20; 2/13, 19- 20; Luka, 1/11-22; diðer örnekler için bk.
Matta, 28/1-7; Markos, 16/1-7; Luka, 1/67;
2/25-27; Yuhanna, 20/11-13), ayný þekilde Cebrâil, Meryem’e Îsâ adýnda bir çocuðu olacaðýný müjdelemiþtir (Luka, 1/26-38).
Ýnciller’deki ifadelere göre vahiy sadece Yahyâ, Meryem, Zekeriyyâ gibi hýristiyan teolojisi içinde önemli yere sahip kiþilere gelmemiþ, meselâ bir grup çoban da vah- ye muhatap kýlýnmýþtýr (Luka, 2/8-14). Fa- kat bütün bu vahiy tecrübelerinde vahyin içeriði Îsâ Mesîh’le ilgili olmuþtur.
Yeni Ahid’de vahyin deðiþik þekillerin- den söz edilmiþtir. Bunlarýn baþýnda mü- þahede (vizyon)gelmektedir. Bilhassa Re- sullerin Ýþleri’nde Pavlus’un müþahedeleri çoðunluktadýr (9/1-9; 22/6-16; 26/12-18).
VAHÝY
taplarýn asýl yazarý Tanrý’dýr; insanlar ise Tanrý’nýn yazma iþinde kullandýðý vasýta- lardýr (DÝA,I, 506).
Hýristiyan teolojisi, XIX. yüzyýla kadar Kitâb-ý Mukaddes’in ilâhî karakteri üzerin- de durup insan ürünü olma yönünü en az seviyeye indiren bir yaklaþýmý benimsemiþ- tir. Literal ilham anlayýþý diye adlandýrýlan bu düþünceye göre Kitâb-ý Mukaddes’te- ki bütün sözler Tanrý tarafýndan yazdýrýl- mýþ ve yazar kayýt yapan bir makine ol- maktan ileri gitmemiþtir. Kitâb-ý Mukad- des’te hiçbir hata ve çeliþkinin yer alma- yacaðýný kabul eden bu dogmanýn günü- müzde de savunucularý vardýr (Charlier, s.
208). Literal ilham düþüncesinin XIX. yüz- yýlda sarsýlmasýnýn ardýndan hýristiyan te- olojisi Kitâb-ý Mukaddes’in beþerî yönü üze- rinde durmaya baþlamýþtýr. Bu anlayýþa gö- re Kitâb-ý Mukaddes hem ilâhî hem beþe- rîdir; ilâhî olmasýna raðmen beþerî, beþerî- liði aracýlýðýyla ilâhîdir. Bu iki unsur ne bir- biriyle karýþmakta ne de birbirinden ayrýl- maktadýr. Tanrý, Kitâb-ý Mukaddes’in ye- gâne yazarý deðildir; Kitâb-ý Mukaddes’in þekli ve yapýsý yazarlarýn eseridir; çünkü kutsal ruh yazarlara hazýr sözleri ve ifade kalýplarýný nakletmemiþtir. Ýlhamýn muha- taba bir þey dikte etmek þeklinde anlaþýl- masý, yazarlarýn da aldýklarý bilgileri oto- matik biçimde yazdýklarýnýn düþünülmesi yanlýþtýr. Ýlhamýn gerçekleþmesi mûcizevî bir yolla olmamýþ; Tanrý yazarýn etkinliðine herhangi bir müdahalede bulunmamýþ- týr. Kutsal metin yazarlarý diðer yazarlar gibi yazýlarýnda kendi etkilerini býrakmýþ- lar, hatta genelde ilham aldýklarýnýn bile farkýna varmamýþlardýr. Bu sebeple ilham insanýn normal etkinliðini ortadan kaldý- ran ilâhî bir fiil deðil kutsal ruhun insan düþüncesi ve iradesi üzerinde doðrudan etkisidir. Ruhun bu etkisi yazara bütün yapacaklarýný bildirmekte ve onun eksik- liklerini gidermektedir. Ruhun ilhamý ya- zarýn yaptýðý iþi gölgede býrakmadan onu yöneten aþkýn prensiptir. Böylece yazar kendi özgür iradesiyle Tanrý’nýn istekleri- ne yanlýþsýz olarak uymaktadýr. Ýlham ve- silesiyle Tanrý yazarýn yaptýðý iþin sorum- luluðunu üzerine almakta ve metnin ger- çek yazarý olmaktadýr. Yazarýn sorumlulu- ðu da iptal edilmiþ deðildir; sadece yaptýðý iþ ilâhî bir alana çekilmiþ ve yeni bir önem kazanmýþtýr. Dolayýsýyla Kitâb-ý Mukaddes’- te ezelî ve ebedî hakikat beþerî ifadelerle açýklanmýþ ve zorunlu þekilde dilin eksik- likleriyle sýnýrlandýrýlmýþtýr. Buna göre va- hiy, Tanrý’nýn baþkalarýnýn bilmesine im- kân olmayan þeyleri seçilmiþ insanlara bil- dirmesi sürecidir. Ýlham ise vahyi alan ki-
þilerin görüp duyduklarý þeyleri gerek söz- lü gerekse yazýlý biçimde baþkalarýna ak- tarýrken Tanrý tarafýndan korunmalarý an- lamýna gelmektedir. Bu sebeple ilhamýn vahyin diðer insanlara ve nesillere nakle- dilmesiyle ilgili bulunduðu söylenebilir; çün- kü peygamberlerin vaazlarý þifahî vahiy ol- duðu gibi ilham edilmiþ kutsal metinler de birer yazýlý vahiydir. Hýristiyan teolojisinde vahiy ile ilham arasýndaki diðer bir fark da vahyin oðul, ilhamýn ise kutsal ruhla iliþki- lendirilmesidir. Ancak hem ilhamýn hem de vahyin konusu Tanrý’nýn seçilmiþ so- rumlu insanlara kendisini açýklayýp onlar- la konuþmasýdýr.
Literal ilham düþüncesini benimseyen geleneksel hýristiyan teolojisinde kutsal ki- taplar Tanrý’nýn ilhamýyla yazýldýðýndan hý- ristiyan vahiy anlayýþýyla diðer dinlerin vahiy anlayýþý arasýnda ortak bir zemin bulmak mümkündür. Modern felsefede “önerme merkezli vahiy anlayýþý” diye adlandýrýlan bu modele göre kutsal metinler ilâhî vah- yin veya ilâhî ilhamýn ürünü olduðundan kutsal metinlerde yanlýþ, çeliþki veya tah- rifat bulunmaz. Çeliþkili ve yanlýþ gibi gö- rünen ifadeler ise deðiþik þekillerde yo- rumlanarak çözülmeye çalýþýlýr. Buna kar- þýlýk hem Tevrat hem de Ýnciller’e yönelik modern bilimsel eleþtirilerin bulgularý öner- me merkezli vahiy anlayýþýnýn temel ka- bullerini derinden sarsmýþtýr. Kitâb-ý Mu- kaddes’le ilgili tenkit çalýþmalarýnda orta- ya çýkarýlan metin içi çeliþki ve farklýlýklar, Tevrat ve Ýnciller’in harfi harfine Tanrý’dan gelen veya Tanrý’nýn yazdýrdýðý metinler ol- madýðýný göstermiþtir. Ayrýca önerme mer- kezli vahiy anlayýþýnda insan Tanrý ile bir metin aracýlýðýyla karþýlaþmaktadýr. Mo- dern Batý teolojisi bu dolaylý karþýlaþmayý
“ben-o karþýlaþmasý” diye adlandýrmakta, soðuk ve uzak bir iletiþim þekli olmasý se- bebiyle de bunu eleþtiri konusu yapmak- tadýr. Modern Batý teolojisinde “ben-o kar- þýlaþmasý” yerine “ben-sen karþýlaþmasý”
ekseninde yeni bir vahiy anlayýþý geliþtiril- miþtir. Bu anlayýþa göre kutsal metinler vahyin ve vahyin sonuçlarýnýn bir kaydýdýr.
Kitâb-ý Mukaddes’te bulunan her þey va- hiy deðildir. Kutsal yazýlar vahiy tecrübe- sini veya belirli insanlarýn Tanrý anlayýþýný yansýtmaktadýr; dolayýsýyla bunlar sadece vahyin harfiyen kaydý deðil vahye verilen deðiþik cevaplardan doðan kiþisel, sosyal ve ulusal deneyimlerin kaydýdýr (Lewis, s.
613-614). Kurtuluþ tarihi veya kiþi merkez- li vahiy anlayýþý olarak da adlandýrýlabile- cek olan bu düþünceye göre vahiy Tanrý’- nýn bazý gerçekleri bildirmesinden ziyade insanlýk tarihi içinde gerçekleþen ilâhî ey- deyi içeren vahiy Yeni Ahid’de oðulun þah-
sýnda birliðe kavuþmuþtur. Yine vahyi alan kiþiler bakýmýndan Eski Ahid’de Tanrý se- çilmiþ kiþilerle yani Ýsrâiloðullarý’yla konuþ- muþ, vahiy Ýsrâiloðullarý’na ait bir özellik olmuþtur. Yeni Ahid’de ise vahiy belli bir gruba ait deðildir ve Tanrý, Mesîh’in Ýncil’i vasýtasýyla bütün insanlarla konuþmuþtur.
Eski Ahid’de peygamberlerin yaný sýra Tan- rý’nýn insanlarý yönlendirmek için kullan- dýðý kiþiler de vahiy alýrken Yeni Ahid’de Mesîh vahyin yegâne vasýtasý olarak gös- terilmiþtir (Yuhanna, 1/18). Eski Ahid me- leklerin aracýlýðýyla vahyedilmiþ sözlerdir;
buna karþýlýk Yeni Ahid Tanrý tarafýndan bildirilmiþ bir kurtuluþtur. Mesîh bir “söz”- den daha fazlasýný, kendisinin açýkladýðý kurtuluþu insanlara sunmuþtur; dolayýsýy- la Yeni Ahid’deki vahiy Mesîh’in bildirdiði kurtuluþ kelâmýdýr (Latourelle, s. 69). Es- ki Ahid’in vahyi dað, ateþ, karanlýk, fýrtý- na gibi kozmik öðelere baðlý iken yeni va- hiy gökten ve göksel bir aracý ile yani Îsâ Mesîh’le insana ulaþmýþtýr (Ýbrânîler’e Mek- tup, 12/18-29). Buna göre Yeni Ahid’le ger- çekleþen yeni vahyin üstünlüðünü savun- mak yeterli deðildir; ayný zamanda Eski Ahid’in yararsýzlýðý ve geçersizliði de açýk- lanmalýdýr (Ýbrânîler’e Mektup, 7/18-28; 8/
13; 10/1-4). Eski vahyin içeriði harflerle il- gilidir ve insaný helâke sürüklemiþtir; ye- ni vahiy ise ruhla ilgilidir ve insana yaþam vermiþtir (Korintoslular’a Ýkinci Mektup, 3/6). Bu sebeple çoðu dinden farklý ola- rak Hýristiyanlýk’taki vahiy anlayýþý þifahî bir iletiþimi deðil Îsâ Mesîh’te ortaya çýkan tarihsel bir realiteyi ifade etmektedir. Hý- ristiyan inancýna göre Îsâ, Tanrý’dan aldýðý mesajlarý insanlara ileten bir elçi deðil biz- zat yaþayan bir vahiydir. Hýristiyanlýk’ta ay- rýca Îsâ Mesîh’in herhangi bir kutsal kitap yazmadýðýna / yazdýrmadýðýna inanýlmak- tadýr. Hýristiyanlar mevcut Ýnciller’in Îsâ Mesîh’in hayatýný içerdiðini ve kutsal ru- hun ilhamý sayesinde hatasýz bir þekilde yazýldýðýný kabul etmektedir. Buna göre hýristiyan kutsal kitabý koleksiyonu hem vahyi hem kutsal ruhun ilhamýný içermek- tedir ve Hýristiyanlýk’taki kutsal kitap an- layýþýný “kutsal kitap=vahiy+ilham” formü- lüyle ifade etmek mümkündür. Bu mâna- da ilham hýristiyan inancýnda vahiy ile pa- ralellik arzeden, hatta vahyi tamamlayan bir unsurdur. Ýlham etmek ifadesi Kitâb-ý Mukaddes’te sadece bir defa geçmekte ve kutsal metinlerin Tanrý’nýn ruhunun reh- berliðiyle yazýldýðýný belirtmektedir (Timo- teos’a Ýkinci Mektup, 3/16). Hýristiyan inan- cýna göre kutsal yazýlar kutsal ruh tara- fýndan ilham edilmiþtir ve söz konusu ki-
velation: A Theology of Revelation in the World’s Religions, Oxford 1994; R. Fernhout,Canonical Texts: Bearers of Absolute Authority, Atlanta 1994; Haluk Hacaloðlu,Zerdüþt: Ahura Mazda, Ýstanbul 1995; Þaban Kuzgun,Dört Ýncil: Yazýl- masý, Derlenmesi, Muhtevasý, Farklýlýklarý ve Çeliþkileri, Ankara 1996; Baki Adam,Yahudi Kaynaklarýna Göre Tevrat, Ýstanbul 2001, s. 71- 112; Recep Kýlýç,Modern Batý Düþüncesinde Va- hiy, Ýstanbul 2002; K. K. Klostermaier,A Survey of Hinduism, New York 2007, s. 45-58; Muham- met Tarakçý, “Tanah’ta Vahiy Anlayýþý”, UÜ Ýlâ- hiyat Fakültesi Dergisi, XI/1, Bursa 2002, s. 193- 218; a.mlf., “Hýristiyanlýkta Vahiy Anlayýþý”, a.e., XII/2 (2003),s. 171-201; a.mlf., “Origen ve Alego- rik Kitab-ý Mukaddes Yorumu”, a.e., XIX/1 (2010), s. 183-213; C. F. D. Moule, “Revelation”, IDB, IV, 54-58; N. Schiffers, “Revelation”, Encyclopedia of Theology, New York 1986, s. 1453-1460; J. De- ninger, “Revelation”, ER, XII, 356-362; G. Gnoli,
“Zarathushtra”, a.e., XV, 556-559; Hikmet Tan- yu, “Ahd-i Cedîd”, DÝA, I, 501-507; J. Hick, “Re- velation”, The Encyclopedia of Philosophy (ed.
D. M. Borchert),Detroit 2006, VII, 451-454; E.
Lipinski, “Revelation”, Encyclopedia Judaica, Detroit 2007, XVII, 253-254; J. J. Ross, “Revela- tion”, a.e., XVII, 254-257; W. S. Wurzburger, “Re- velation”, a.e., XVII, 257-258.
ÿMuhammet Tarakçý
– —
VAHÝY KÂTÝBÝ ( א ) Hz. Peygamber’in kendisine nâzil olan
âyetleri yazdýrdýðý sahâbîler için kullanýlan terkip.
˜ ™
Kur’ân-ý Kerîm, Resûl-i Ekrem’e yakla- þýk yirmi üç yýllýk bir süre içinde parça par- ça indirilmiþtir. Sözlü olarak vahyedilme- sine raðmen Kur’an’da ondan “kitâb” di- ye söz edilmesi Kur’an’ýn hem levh-i mah- fûzda yazýlý olmasý hem dünyada yazýya geçirilmesiyle ilgilidir. Nitekim onun baþ- ta gelen isimlerinden biri Kur’an, diðeri ki- tâbdýr; her iki kelimenin kökünde “topla- mak” anlamý bulunur; ilkinde Kur’an’ýn harf ve kelimelerinin sesli, diðerinde yazýlý bi- çimde bir araya getirilmesi söz konusudur (Abdurrahman Ömer M. Ýsbindârî, s. 42- 43). Resûlullah, nübüvvet hayatý boyunca nâzil olan âyetleri bir yandan teblið ede- rek ve namazda okuyarak onlarýn ezber- lenmesini saðlamýþ, diðer yandan bu âyet- leri yazýyla tesbit ettirmiþtir. Onun göze- timinde âyetleri yazýya geçiren sahâbîle- re “vahiy kâtibi” (kâtibü’l-vahy)denilmiþtir.
Tamamý bir nüsha haline getirilmemiþ ve sûreleri bugünkü tertibe göre sýralanma- mýþ olsa da Kur’an’ýn Hz. Peygamber ta- rafýndan yazýya geçirilmesinin saðlandý- ðý hususunda müslümanlar arasýnda ihti- lâf yoktur (Ýbn Hacer, Fet¼u’l-bârî,X, 15).
Kur’an’ýn Resûl-i Ekrem döneminde bir
kitap haline gelmemesi, onun vefatýndan kýsa bir zaman öncesine kadar vahyin de- vam etmesi ve nesih ihtimali gibi sebep- lere dayandýrýlmaktadýr.
Kur’an’da, vahyedilen âyetlerin Resûlul- lah’ýn emriyle yazýldýðýna dair açýk bilgi yok- sa da bazý iþaretler bulunmaktadýr. Bun- lardan biri, müþriklerin Hz. Muhammed’in okuduðu Kur’an’ýn baþkalarýna yazdýrdýðý eskilere ait masallardan ibaret bulundu- ðu þeklindeki iddialarýný reddeden âyettir (el-Furkan 25/5). Abese sûresinde zikredi- len (80/11-16) “saygýn ve erdemli elçilerin ellerindeki deðerli sahîfeler” ifadesinde geçen yazýcýlarýn melekler, sahîfelerin de levh-i mahfûz olduðu þeklinde yaygýn bir kanaat varsa da bu ikisini kâtipler ve Kur’an âyetleri diye yorumlayan müfessirler de mevcuttur (Taberî, Câmi£u’l-beyân,XV, 68;
Fahreddin er-Râzî, XXXI, 54; Ebüssuûd, V, 833). Ýbn Hacer, Beyyine sûresinin 2.âye- tinin Kur’an’ýn sahîfelerde yazýldýðýna de- lil teþkil ettiði görüþündedir (Fet¼u’l-bârî, X, 16). “Kitap” ve “sahîfe” mânasýna gelen lafýzlarýn yer aldýðý diðer bazý âyetlerin yo- rumunda da (meselâ et-Tûr 52/2-3; el-Vâ- kýa 56/77-79) benzer görüþlere rastlanmak- tadýr.
Hadis literatüründe Kur’an’ýn yazýyla tes- bitine ýþýk tutan çok sayýda rivayet yer al- maktadýr. Vahyin Hz. Peygamber zama- nýnda yazýya geçirildiðine dair en önemli delil, onun vefatýndan kýsa bir süre sonra Halife Ebû Bekir zamanýnda Kur’an’ýn bir araya getirilmesi çalýþmalarýna baþlandý- ðýnda âyetlerin tamamýnýn farklý sahâbî- ler nezdinde çeþitli malzemeye yazýlmýþ olarak bulunmasýdýr (Buhârî, “Feçâ,ilü’l- Kur,ân”,3; Ýbn Ebû Dâvûd, s. 6-10). Resûl-i Ekrem, âyetlerin nüzûlü esnasýnda vahiy kâtiplerinden birini çaðýrýr ve bunlarý yaz- dýrýrdý. Özellikle Medine döneminde Resû- lullah’ýn yakýn komþularýndan Zeyd b. Sâ- bit, yeni nâzil olan âyetleri yazmak üzere çaðrýlan ve yazý malzemesini de yanýna al- masý tâlimatý verilen isimlerin baþýnda ge- lir (Buhârî, “Feçâ,ilü’l-Kur,ân”,4; Ýbn Ebû Dâvûd, s. 3). Öte yandan Resûlullah’ýn,
“Benim sözlerimi yazmayýn, Kur’an’dan baþka benim sözlerimden bir þey yazan varsa onu imha etsin” þeklindeki emri (Müslim, “Zühd”,72) vahyin resmî kâtip- lerin yaný sýra diðer sahâbîler tarafýndan da yazýya geçirildiðini göstermektedir. Ni- tekim kendileri yazamayacak durumda olan sahâbîlerin, ellerindeki sayfalarla Hz.
Peygamber’in yanýna gelip kâtip aradýk- larý ve istinsah iþinin ücret karþýlýðý deðil Allah rýzasý için yapýldýðý nakledilmektedir (Ahmed b. Hüseyin el-Beyhaký, es-Süne- lemleri içermektedir. Vahiy, ilâhî sözler ko-
leksiyonu deðil Tanrý’nýn tarih içinde yap- týðý fiillerdir. Kurtuluþ tarihi insanlýk tari- hinin belirli bir dilimidir; Ýsrâiloðullarý’nýn bir millet halinde ortaya çýkmasýyla baþla- mýþ, Tanrý’nýn insan formunda bizzat ken- dini Îsâ Mesîh þeklinde insanlýða göster- mesiyle, yani hýristiyan toplumunun doðu- þu ile sona ermiþtir. Kurtuluþ tarihi doktri- nine göre Kitâb-ý Mukaddes, Tanrý’nýn ken- dini açýklamak için kullandýðý tarihî olayla- rýn kaydedildiði bir kitaptýr. Bu kitap kut- sal ruhun kelime kelime dikte etmesiyle yazýlmamýþ, yüzyýllarca süren bir dönem içinde deðiþik yazarlar tarafýndan kaleme alýnmýþtýr. Kurtuluþ tarihi düþüncesini sa- vunan teologlar ilâhî olarak vahyedilen hiç- bir teolojik ifadenin bulunmadýðýný iddia etmektedir. Dinî doktrinler vahyedilmemiþ- tir; bunlar, kutsal metinlerde zikredilen ve vahiy niteliði taþýyan olaylarýn dinî önemini anlayan insanlar tarafýndan meydana ge- tirilmiþtir (Hick, VII, 452-453). Bu yeni yak- laþýmýn temsilcileri arasýnda vahyi tarihî bir olay þeklinde gören William Temple ve H. Richard Niebuhr, vahyin Tanrý ile doð- rudan karþýlaþma tecrübesi olduðunu sa- vunan Karl Barth, Rudolf Bultmann ve Emile Brunner, vahyi yeni bir þuur ve far- kýndalýk hali diye açýklayan Paul Tillich yer almaktadýr. Kýsa bir karþýlaþtýrma yapmak gerekirse önerme merkezli geleneksel va- hiy anlayýþýnda vahiy Tanrý ve insanýn kur- tuluþuyla ilgili ilâhî sözleri içerirken mo- dern vahiy anlayýþýnda vahyin içeriðini Tan- rý’nýn eylemleri ve Îsâ Mesîh’te insan ola- rak kendini göstermesi teþkil etmekte- dir. Geleneksel anlayýþta inanandan bekle- nen kutsal metinlerde açýklanan ilâhî me- saj ve buyruklara uygun davranmak, bun- larýn Tanrý sözü olduðuna inanmaktýr. Mo- dern anlayýþta ise inanan kiþiden bizzat karþýlaþtýðý ilâhî gerçekliðe güven duyma- sý beklenmektedir (Kýlýç, s. 147-155).
BÝBLÝYOGRAFYA :
D. C. Charlier,The Christian Approach to the Bible, London 1958; H. H. Rowley,The Faith of Israel, London 1961; Y. Kaufmann,The Religion of Israel (trc. M. Greenberg), London 1961; G. O’Collins, Theology and Revelation, London 1968; R. Lato- urelle,Theology of Revelation, London 1968; N.
Smart, “Revelation”, A Dictionary of Comparative Religion (ed. S. G. F. Brandon),London 1970, s.
538; S. G. F. Brandon, “Revelation”, A Dictionary of Comparative Religion (ed. S. G. F. Brandon), London 1970, s. 538; E. Lewis, “Revelation”, Har- per’s Bible Dictionary (ed. M. S. Miller – J. L. Mil- ler),New York 1973, s. 613-614; A. Kaplan,Hand- book of Jewish Thought, Jerusalem 1979; R.
P. Mc Brien – G. Chapman,Catholicism, London 1981; H. Haag, “Révélation”, DBS, X, 586-599;
Suat Yýldýrým,Mevcut Kaynaklara Göre Hýristi- yanlýk, Ankara 1988; K. Ward,Religion and Re-