VI. Ulusal Sosyoloji Kongresi, Ekim 2009,
“Toplumsal Dönüşümler ve Sosyolojik Yaklaşımlar”, Adnan Menderes Üniversitesi, Aydın.
SOSYOLOJİ DERNEĞİ
TÜRKİYE’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM
UYGULAMALARI VE GÜLSUYU MAHALLESİ ÖRNEĞİ
Cem ERGUN
TÜRKİYE’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM
UYGULAMALARI VE GÜLSUYU MAHALLESİ ÖRNEĞİ
Cem ERGUN1
Öz
Türkiye’de 1980 sonrası dönemde uygulamaya konan neoliberal politikaların kentsel alanlara yansıması olarak ifade edilebilecek olan kentsel dönüşüm projeleri yakın dönemde hemen hemen tüm ülke kentlerinde hayata geçirilmekte, çarpık yapılaşma ve gecekondu olgu- suna yönelik bir çözüm olarak ileri sürülmektedir. Kentsel arsa stokunun tükenmesi ve küresel/
yerel sermayenin yeni yatırımlar yapabilmek adına talep ettiği arsa ihtiyacının karşılanabil- mesi için günümüz kentlerinde yoksul/marjinal kesimlerin yoğun olarak yaşadıkları gecekon- du bölgeleri kentsel dönüşüm alanı ilan edilmekte ve bu alanlarda yaşayanlar kentlerin dışına itilmektedir. Bu çalışmada öncelikle günümüzde uygulanan kentsel dönüşüm projelerinde temel hedef olan gecekondu olgusu ele alınmaktadır. Ardından Türkiye kentlerinde yaşanan kentsel dönüşüm süreci incelenmektedir. Çalışma, bir alan araştırmasından hareketle İstanbul Malte- pe İlçesi Gülsuyu Mahallesinde yaşanan kentsel dönüşüm sürecine ilişkin genel bir değerlen- dirmeyle sonlandırılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kent, kentsel dönüşüm, kentsel yoksulluk, gecekondu, Gülsuyu.
Abstract
Mentioned as the reflection of the neoliberal policies applied in Turkey’s post 1980s peri- od to the urban life, urban transformation projects are now put into practice in almost all citi- es of the countries all over the world and put forward as the solution for the facr irregular ur- banization and the slum houses. As a result of running out urban field reserves and in order to compensate new field needs that global and local funds chase to make new investments, slums areas housing the poor and the marginal are now declared as urban transformation areas and people trying to live in these regions are pushed out. This study mainly handles the slums fact that are seen as the main target in the urban transformation projects applied nowaday. It then investigates the urban transformation process Turkey’s cities undergo. Departed from a field re- search the study comes to an end with the general assessment related to the urban transforma- tion process lived in Gulsuyu Quarter Maltepe, Istanbul.
Keywords: Urban, urban transformation, urban poverty, slum houses, Gulsuyu.
Giriş
Türkiye’de 1980’li yılların başından itibaren uygulamaya konulan ve günümüze ka- dar etkinliğini arttırarak devam ettiren neo-liberal politikalar doğrultusunda sosyal devletten gi- derek uzaklaşılmakta ve sosyal devletin etkin olduğu alanlar gerek özelleştirmeler gerekse çıka- rılan yasa ve yönetmeliklerle piyasa aktörlerinin inisiyatifine bırakılmaktadır. Sağlık başta ol- mak üzere eğitim, istihdam, haberleşme vb birçok alanda yerli-yabancı ayrımı yapılmaksızın piyasa aktörleri lehine uygulamalar hayata geçirilmektedir. Çok uluslu şirketler ve Dünya Ban- kası gibi küresel aktörlerin güdümünde gerçekleşen piyasanın önünü açma kaygılı politikala- rın hedefinde kentlerin ve kent planlama süreçlerinin de yer aldığı yadsınamaz bir gerçekliktir.
Yakın dönemde İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere hemen hemen tüm ülkede birbi- ri ardına hayata geçirilen kentsel dönüşüm projeleri de kentlerin piyasa aktörlerine sunumunda anahtar rolünü üstlenmektedirler.
Türkiye’de 1980’lerden sonra uygulamaya konulan neoliberal ekonomik politikalar, diğer tüm alanlarda olduğu gibi kentleşme ve kent planlama süreçlerinde de bir yeniden yapı- lanmanın gerekliliğini ortaya koymuştur. Uygulamaya konan serbest piyasa ekonomisi kentle- ri de şekillendirmeye başlamış, gecekondu alanları başta olmak üzere kentsel alanlarda dönü- şüm süreçlerini başlatmıştır (Özdemir Sönmez, 2006: 121). 1980’lerle yaşam bulan neoliberal öğreti çerçevesinde Türkiye’de kent yönetimleri kamusal mekânları kamusal amaçlarla kullan- maya dönük karar, irade ve uygulamalardan günden güne uzaklaşmışlardır. Bununla birlikte, kentsel ve kamusal alanların piyasa aktörleri ve bazı çıkar grupları tarafından parsellenmesine çoğu zaman sessiz kalmışlar hatta bu sürecin işlemesine vesile olmuşlardır (Aslan, 2004: 194).
Piyasa koşullarının Türkiye kentlerinde yıkıcı etkilerinin olabileceği özellikle vurgulanmalıdır.
Türkiye’de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi adı altında yapılan uygulamalarda kent yönetim- lerinin güçlendirilmesi hedefleniyor gibi gösterilse de asıl amaç; piyasa koşullarında serbestçe ve ulus-devlet baskısı olmadan sermayenin çekim merkezi olmaya çalışan ve bunu sağlamak için birbiriyle yarışan kentler/yerel yönetimlerin ortaya çıkarılmasıdır. Kamu elindeki toprak- ların kamu yararı ve gelecek gözetilmeden piyasa aktörlerine devredilmesinin önünü açan dev-
(Güneş, 2004: 219-220). 1980 sonrasında, Özal döneminde başlayan piyasa aktörlerinin ve ser- mayenin önünü açma kaygısı; AKP Hükümetleri döneminde meyvelerini vermeye başlamıştır.
Günümüzde, yürürlükteki imar mevzuatı ve bütüncül planlama anlayışı yok sayılmış, projeci gelişme anlayışının gereği olarak “Kentsel Dönüşüm” kavramı, kentlerin yapılanmasına ilişkin en önemli araç haline gelmiştir. Günümüzde TOKİ ve Büyükşehir belediyeleri başta olmak üze- re birçok belediye, gecekondu alanlarının iyileştirilmesinden başlayıp, uluslararası sermayenin ve gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ilgisini çeken büyük alışveriş merkezlerine uzanan bir yelpazede kentsel dönüşüm projesi hazırlamakta ve uygulamaktadır. Yakın dönemde birbiri ar- dına hazırlanan kentsel dönüşüm projeleri büyük oranda, ister konut isterse ticaret alanı olsun orta ve üst gelir grubuna yönelik uygulamalar olma özelliği taşımaktadır (Bayram, 2008: 45).
Kentsel Yoksulluk ve Yoksulların Kentle Bütünleşme Aracı Olarak Gece- kondu
1980 sonrası dönemde, kapitalist yeniden yapılanma sürecinin etkileri hem gelişmiş ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde yoğun biçimde tartışılmaktadır. Tartışmaların ge- nel çerçevesini söz konusu süreçlerin farklı toplumsal sınıf ve kesimler üzerindeki etkileri çi- zerken, üzerinde en çok yoğunlaşılan kesim de sayılar giderek artan kent yoksulları olmakta- dır (Özbek Sönmez, 2002: 247). Günümüzde yoksulluğun çözümünde yapısal uyum program- ları ve yeni liberal piyasa temelli çalışma refahı anlayışı ağırlık kazanmakta ve ulusal ekonomik kalkınma ve istihdam politikalarının yerini, bölgesel ve küçük ölçekli yerel politikalar almak- tadır. Pek çok ülkede, ulusal ve uluslararası iş gücü, rekabet ve paylaşım ilişkilerinin bir ürünü olarak enformel sektör işleri yaygınlaşmaktadır. Tarım dışı sektörlerde düşük ücretli, geçici ve güvencesizliği ifade eden bu çalışma türü, çevre ülkelerde yoksulluğu da giderek arttırmakta- dır. Bir başka deyişle, enformelleşme azgelişmiş çevre ülkelerde yoksulların ekonomik yoksun- luklarının temel nedenlerinden olan eşitsiz gelişme ve eşitsiz paylaşımı daha da körüklemek- tedir. Ayrıca, sosyal devletten uzaklaşma ve sosyal güvenlikten yoksunlaştırma süreçlerine hız kazandırmakta, sadece istihdamın değil, yaşamın her alanının enformelleşmesine yol açmakta- dır. Benzer biçimde ülkemizde de, gelir ve servet dağılımında artan eşitsizliklerin ve kentsel iş- gücü piyasalarındaki enformelleşmenin yanı sıra sıklıkla yaşanan ekonomik krizler yoksulluğu
arttırmakta, yoksulluğun kentsel niteliğini çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermektedir. Kent- sel yoksulluk, çoğu kez en çok kırdan kente göç eden, niteliksiz ve mülksüz olarak kent ve ça- lışma yaşamına giren, ama işgücü piyasalarının koşullarından dolayı enformel sektörde istih- dam edilen ve gecekondularda yaşayan kişi ve/veya ailelerini etkileyen bir olgu olarak karşımı- za çıkmaktadır (Gül ve Sallan Gül, 2005: 967-968).
1940’lı yıllardan sonra konuşma dilimize giren gecekondu genel olarak; “Bayındırlık ve yapı kurallarına aykırı olarak, gerçek ya da tüzel, kamusal ve özel kişilerin toprakları üzeri- ne, toprak sahibinin istenç ve bilgisi dışında yapılan, barınma gereksinmeleri devletçe kent yö- netimlerince karşılanamayan yoksul ya da dar gelirli ailelerin yaşadığı barınak türü” olarak ta- nımlanmaktadır (Keleş, 2000: 385). Gecekondu olgusuna yönelik olarak Türk toplumbilim li- teratüründe üç önemli yaklaşım yer almaktadır. Bunlar sırasıyla; “tampon kurumlar”, “marji- nal sektör” ve “merkez-çevre” yaklaşımlarıdır (Gökçe vd., 1993: 15). Tampon kurumlar yak- laşımı açısından gecekondu; göç sonucu kente gelmiş olanların barınma sorununa bir çözüm olarak ortaya çıkarken aynı zamanda bu kesimlerin kentle bütünleşmesi açısından kolaylaştırı- cı mekanizmaları da içermektedir (Gökçe vd., 1993: 15). Bir diğer ifade ile gecekondular, ken- te uyum sağlamada aracı kurum olarak işlev görürler (Özer, 2004: 78). Türkiye’de kentleşme üzerine yapılan araştırmalar, kır-kent göçü, gecekondulaşma, kentte kurulan enformel ilişkile- rin niteliği ve son zamanlarda da kent yoksulluğu bağlamında ele alınmıştır. Bu araştırmaların sonuçları, kentlerde formel piyasaların kente yeni gelenleri istihdam etmede yetersiz kaldığı- nı ve yeni kentlilerin yaşamlarını sürdürebilmek için daha çok enformel ilişki kanallarını (akra- balık, hemşerilik vb) kullanarak enformel piyasalara dahil olduklarını/türedi işler oluşturdukla- rını ortaya çıkarmıştır. Genel olarak gecekondu araştırmaları olarak adlandırılan bu çalışmalar yeni kentliler açısından öncelikli sorunun konut edinme ve kente eklemlenebilme-kentte tutu- nabilme olduğunu ortaya çıkarmıştır (Erder, 1996: 17-18). Kentleşme sürecinde, özellikle yok- sullar gerek göç sırasında gerekse göçten sonra yerleşme, iş bulma ve gündelik hayatta karşı- laştıkları sorunları çözebilmek için aile, akrabalık ve giderek hemşerilik gibi kökene dayalı da- yanışma ilişkilerini yaygın olarak kullanmışlardır (Gökçe vd., 1993: 257-266). Kıray tampon kurum kavramını sosyal değişmeyi açıklarken kullanmaktadır. Kıray’a göre her sosyal yapı, bu
yapıyı meydana getiren sosyal kurumların, insan ilişkilerinin ve bunların karşılıklı etkileşimle- rinden doğan sosyal değerlerin birbirlerini karşılıklı olarak etkiledikleri bir bütündür. Bu bütün her zaman aynı olmayan bir hız ve tempoyla değişmektedir. Toplumsal yapıda yaşanan değişim sürecinin bunalımsız geçmesini sağlayan ve toplumsal sorunların ortaya çıkmasını önleyen ku- rumları Kıray; “tampon mekanizma” olarak adlandırmaktadır. Bu mekanizmalar sayesinde top- lumun değişme sürecinde bir denge halinde kalması sağlanabilmektedir (Kıray, 2000: 19-20).
Türkiye’nin kentleşme sürecinde de gecekondu ve etrafında ortaya çıkan ilişki ağlarının kentle bütünleşmede tampon kurum işlevi gördüğü söylenebilir.
Gecekondu olgusunu ele alan bir diğer yaklaşım olan “marjinal sektör” yaklaşımı ise;
gecekonduların genel olarak toplumun ekonomik, sosyal ve değer sistemiyle bütünleşememiş kişi ve grupları kapsadığına vurgu yapmaktadır. Bu yaklaşım çerçevesinde gecekondu sorunu ekonomik ve toplumsal boyutlarıyla ele alınmakta, marjinal etkinlikler ve marjinal yaşam biçi- mi çerçevesinde tanımlanmaktadır (Gökçe vd., 1993: 15). Marjinal etkinlikler ve yaşam biçimi egemen ya da geleneksel olarak adlandırılabilecek süreçlerin dışında kalan kavramlara işaret etmektedir. Bir diğer ifadeyle formel yollardan kentle bütünleşemeyen yeni kentlilerin mevcut kurallar çerçevesinde yer almayan yollardan çözüm üretmeleri bu yaklaşım çerçevesinde ele alınmaktadır. Özellikle 1980’li yıllardan sonra uygulanmaya başlayan yeni liberal politikalar sonucu tarım dışı kentsel faaliyetlerde enformel/türedi faaliyetler önemli bir artış göstermiştir.
Konut sorununu gecekondular inşa ederek gidermeye ve işgal arazi ve evlerde oturarak çözme- ye çalışan yeni kentliler, istihdam alanında ise formel ve enformel süreçlere yönelmektedirler.
İş piyasalarında ya asgari ücret veya altı ücretlerle ucuz işgücü olarak istihdam olanağı bulabil- mekte ya da bu soruna da çözüm olarak normal olmayan bir yol olarak kabul edilen; marjinal işlere yönelerek ya da yeni enformel piyasalar içinde yer alarak yeni bireysel stratejiler üretme- ye çalışmaktadırlar. Marjinallik kavramı özellikle yakın dönemde kent yoksullarını nitelemede kullanılan kavramların başında gelmektedir. Marjinalleşmenin genellikle dört temel çeşidi var- dır. Toplumsal marjinalleşme; gecekondularda yaşayanların kent yaşamından soyutlandıkları- nı söyler. Kültürel marjinalleşme; bu insanların kültüründe kırsal ve geleneksel kültürel kural- ların egemenliklerini sürdürdüğü anlamına gelir. Siyasal marjinalleşme; aynı insanların siyasal
yaşama doyurucu biçimde katılmadıklarını ileri sürer. Bunun tehlikeli bir sonucu her türlü şid- dete başvurulmasıdır. İktisadi marjinalleşme; söz konusu kişilerin genellikle güvenli olmayan işlerde çalıştıklarını söyler (Bulutay, 2000: XIV).
“Bağımlı kentleşme” yaklaşımı olarak da adlandırılan “merkez-çevre” yaklaşımına göre ise azgelişmiş (çevre) toplumların tüm yapıları gelişmiş (metropol) toplumlar tarafından belirlenmektedir. Buna göre; gecekondu olgusu, çağdaş kapitalist kesimle gelenekçi feodal ke- simin kentleşme sürecine fiziksel yansıması olarak değerlendirilmektedir (Gökçe vd., 1993:
15-16). Bir diğer ifade ile gecekondulaşma, merkez ülkelerin ekonomilerine bağımlı bir kapita- listleşme süreci içinde bulunan azgelişmiş çevre ülkelerdeki kentleşmenin görünümüdür (Şen- yapılı, 1981: 17-19; Özer, 2004: 81).
Farklı şekillerde ele alınabilmekle birlikte genel olarak gecekondu olgusunu; “sana- yileşmeyle kentleşmenin paralel bir seyir izlemediği, kentlerin yoğun göçü emebilecek kapasi- tede olmadığı ülke kentlerinde göç sonucu kente gelen kesimin kendi imkânlarıyla yaptığı ve yoksulların yoğun olarak yaşadığı mekânsal ölçek” olarak tanımlamak mümkündür. Bir diğer ifadeyle gecekondu; “kırsal alanlardan kentlere göç eden kesimin formel yollardan ihtiyaçları- nı karşılayamaması sonucu, kentlere eklemlenme sürecinde konut sorununa enformel yollardan bulduğu çözüm” olarak da tanımlanabilir.
Yoksul kesimlerin yoğun olarak yaşadığı gecekondu alanları önceleri kentsel üst ve orta kesim için yeterince uzak, uğranmaması gereken ve hatta bir ölçüde çekinilen alanlar olma özelliği taşımaktaydı. Ancak süreç içinde kentlerin merkezi ve rant getiren bölgeleri konumuna gelen bu alanlar yakın zamanda sermayenin de göz koymasıyla etkin müdahalelerle karşı karşı- ya kalmışlardır. Bu alanları ele geçirmek isteyen sermaye, bir yandan da bu alanlarda yaşayan kesimleri burada istemediğinden adına kentsel dönüşüm denilen uygulamalarla bu alanların asıl/eski sahiplerini kentlerin uzak alanlarına itme yoluna gitmiştir. Sermaye kesimi için 1970’li yıllara kadar en karlı yatırım alanı iç pazara dönük sanayi üretimiyken, 1980’li 1990’lı yıllar sahip olunan arsaların üzerine lüks konutlar, oteller, iş merkezleri vb inşa ederek, tarihi/kültü-
rel mekânların restorasyonuyla paraya para katma ve daha büyük karlar elde etmek için yeni ar- salar elde etme zamanı haline gelmiştir. Bu dönemde sanayi hizmetleri yavaş yavaş kent dışı- na taşınırken, kent merkezlerinde kalan eski fabrikaların arsaları kadar onları çevreleyen gece- kondular ve arsaları ile yoksul ve marjinal kesimlerin yaşadığı kent içi eski alanlar çok değerli hale gelmiştir. Büyük sermayenin bahsedilen bu faaliyetleri yerine getirebilmeleri açısından ge- rek merkezi gerekse yerel yönetimlerin yeni düzenlemeler yapması gerekmiştir (Sönmez, 1996:
76–77, 84). İşte bu çerçevede hayata geçirilen; 5104 sayılı “Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dö- nüşüm Projesi Kanunu”, 5393 sayılı “Belediye Kanunu”, 5216 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Kanunu” ve 5366 sayılı “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korun- ması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun” gibi uygulamalarla kentsel dönüşüm süre- cinin dolayısıyla sermayenin önü açılmıştır.
Kentsel Dönüşüm Olgusu ve Türkiye’deki Anlam(sızlık)ı
Günümüzde yaygın bir şekilde kullanılan kentsel dönüşüm (yenileme) kavramının ortaya çıkışı II. Dünya Savaşı’nı izleyen yıllara dayanmaktadır. Bu dönemde savaş sonrası ülke ekonomilerinin bozulması ve ortaya çıkan toplumsal sorunlar kentlerde de çöküş derecesine varan sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Kentsel dönüşüm kavramının ortaya çıkışı da bu sürece denk gelmektedir. 1980 sonrası dönemde serbest ve esnek sermaye hareketleri ile gündeme gelen küreselleşme-yerelleşme gibi süreçlerin tüm kent yaşamına olduğu gibi kent- sel mekânlara da önemli etkileri olduğu ifade edilmelidir. Kentsel dönüşüm; “mevcut kent- leri ve merkezleri günün koşullarına uygun biçimde düzenlemek amacıyla yeniden planlama ve bu planı uygulama” şeklinde tanımlanmaktadır (Özden ve Kubat, 2003: 78). Bir diğer ifa- deyle kentsel dönüşüm; “kamu desteği ya da girişimiyle yoksul komşuluklarının temizlenme- si, mevcut yapıların iyileştirilmesi ve korunması, vatandaşlara daha iyi barınma olanaklarının sunulması vb için kentleri ve kent özeklerini günün değişen koşullarına cevap verebilecek du- ruma getirmek” şeklinde ifade edilmektedir (Keleş: 1980’den aktaran Özden ve Kubat, 2003:
78).
Kentsel dönüşüm taşınmazın yeniden üretimi anlamına gelmektedir. Yani dönüşüm
sürecinde sabit sermayenin yeniden üretimi söz konusudur. Bu yeniden üretim, kendiliğinden ve bilinçli şekilde olabilir. Bir mahallenin çöküntü bölgesine dönüşmesi, ticari faaliyetlerin ko- nut alanlarının işlevlerini değiştirmesi ya da kaçak kat arttırımı vb kendiliğinden dönüşümler- dir. Bilinçli dönüşüm ise planlama kararları ve projelerle mümkündür. Günümüzde kentsel dö- nüşüm kavramı bilinçli dönüşümden hareketle tanımlanmaktadır. Ancak bilinçli kentsel dönü- şüm de arsa üzerinde bir yapının olup olmaması, yapı varsa ömrünü tamamlamış olup olma- ması, ömrünü tamamlamamış ise bakım-onarım ya da işlev değişikliği anlamında mı yoksa yı- kıp yerine yenisinin yapılıp yapılmayacağına göre farklılaşabilmektedir (Gündoğan, 2006: 41).
Kentsel dönüşüm bu sayılanların hepsini içerse bile, ülkemiz koşulları ve kentsel dönüşüm sü- reçleri dikkate alındığında, en geçerli karşılığını yık-yap ile bulduğu sonucu karşımıza çıkmak- tadır. Bir diğer ifade ile kentsel dönüşüm kavramsal olarak yıkımla eş anlamlı tutulmaktadır.
Kentsel dönüşümün ideolojisine göre, dönüşümün sosyal, siyasal, kültürel, doğal, tarihsel alan- lardaki sonuçları ve maliyetleri dönüşümün kendisinin gerçekleştirilmesi yanında çok da önem taşımamaktadır. Dönüşümün kendisine engel olabilecek her şey, planlama başta olmak üzere aşılması gereken engellerdir ve fiziksel dönüşümün gerçekleşebilmesi adına bu engeller aşılma- lıdır (Şahin, 2006: 111). Yakın dönemde yerel yönetimlere dönüşüm alanlarının belirlenmesi, projelerin hazırlanması ve uygulanması konusunda verilen geniş yetkiler, bu anlamda kentsel dönüşümün özünde barındırdığı engel tanımazlığın önünü açmaktadır. Kentsel dönüşüm proje- lerinde kamusal mekândaki geniş mülkiyet ve kullanım hakları daha sınırlı belli bir sınıfa trans- fer edilerek, kentsel toprağın özelleştirilmesi ile kamusal mekân daraltılmaktadır. Bu durum- da sosyal sınıflar mekânda açık olarak ayrışmakta ve kamusal mekânda bir arada bulunabilme ve ilişki kurabilme olanağı ortadan kalkmaktadır. Sadece kentsel araziler değil, kentin tarihsel, kültürel ve coğrafi mekânsal sermayesi de kentsel dönüşüm projeleri aracılığıyla kentli nüfusun büyük bir kısmını dışarıda bırakacak ve yerinden edecek biçimde yeni varsıl sınıfların kullanı- mına uygun hale getirilmektedir (Kurtuluş, 2006: 10–11).
İnsanla anlam kazanan ve bu anlamını koruyan kent olgusu kuşkusuz onsuz da dü- şünülemez. Kentsel dönüşüm olgusu özü itibariyle, tüm toplumsal kesimlerin yer aldığı ve sü- reç hakkında söz sahibi olduğu bir anlama sahiptir. Ancak Türkiye’de kentsel dönüşüm, yöne-
tim erkini elinde bulunduranların kentlilerin yerine karar aldığı ve uygulamaya geçtiği bir sü- reç olarak yaşanmaktadır. Dönüşüm alanı olarak seçilen bölgelerde yaşayanların bir dönüşüm isteyip istemedikleri sorgulanmazken, isteniyorsa da nasıl yapılandırılması gerektiği konusun- da görüşleri alınmamaktadır. Türkiye özelinde şimdiye kadar gerçekleştirilen ya da gerçekleşti- rilmesi öngörülen kentsel dönüşüm projeleri, genellikle yoksul ve marjinal kesimlerin yaşadığı alanlarda uygulanmaktadır. Bu durum da eski sakinlerin yerinden edilip yerine üst sınıfların ya da küresel/yerel sermayenin yerleştirildiği süreçlerin yaşanmasına neden olmaktadır. Dönüşüm alanı olarak belirlenen yerler, yoksul/marjinal kesimlerin yaşadığı yerler olmasının yanı sıra kent merkezine yakın ya da sermayenin göz koyduğu alanlar olduğundan büyük bir rant kayna- ğı oluşturmaktadırlar. Bu süreçte dönüşüm olgusunun; yoksul/marjinal kesimlerin kötü yaşam koşullarının iyileştirilmesi kaygısından çok, rantı yüksek alanlara, sermayenin sahip olma kay- gısını taşıdığı söylenebilir. Dönüşüm alanlarının eski sahiplerinin kentsel dönüşüm projeleri ta- mamlanınca aynı bölgede yaşamlarını sürdürme olanakları oluşturulmamakta, kentlerin fark- lı ve merkeze uzak bölgelerinde yapılan düşük kaliteli ve tek tip çok katlı konutlara yerleştiril- meleri yoluna gidilmektedir. Bu süreçte eski evlere bir değer biçilmekte, yeni konut fiyatların- dan bu değer düşülmekte ve insanlar büyük oranda borçlandırılarak yerlerinden edilmektedir- ler. Aylık taksitlerle borçlandırılan bu insanlar, taksitlerini ödeyememeleri durumunda yeni ko- nutlarından da çıkartılmakta ve evsiz bırakılmaktadırlar. Yerlerinden edilen bu insanlara sunu- lan bir diğer teklif ise TOKİ’den satın aldırtılan yeni evleri üzerindeki haklarını üçüncü kişilere devretmeleridir. Bu durum, kentsel dönüşüm projelerine yönelik üst söylemlerde yer alan; “in- sanları kötü yaşam koşullarından kurtarma ve yaşanabilir konut sahibi yapma” ifadesini de an- lamsızlaştırmaktadır. Bu noktada denilebilir ki, mekânı dönüştürmeyi hedefleyen kentsel dönü- şüm projeleri aslında mekândakileri dönüştürme çabası gütmektedir (Ergun, 2008: 256–257).
Türkiye’den Kentsel Dönüşüm Örnekleri
Kentbilim yazınında 1950’li yıllardan itibaren sorunlu bir yapıya sahip olduğu vurgu- lanan Türkiye kentleşmesinin sorunlarına yönelik çözüm olarak yakın dönemde kentsel dönü- şüm projeleri öne sürülmektedir. Ancak gündelik hayata yansımalarıyla kentsel dönüşüm pro- jeleri; yerel nitelikteki sorunlara çözüm getirmekten çok, Türkiye kentlerinin kapılarını ulusal
ve uluslararası sermayeye açmaktadır (Güneş, 2004: 205). Ülkemiz kentsel dönüşüm projele- ri ele alındığında; dönüşüm projelerinin hedef seçtiği alanlar içinde gecekonduların yoğun ol- duğu bölgelerin özel bir yere sahip olduğu görülmektedir. “Gecekondu tarih oluyor, şehirler ge- cekondulardan temizlenecek, gecekondu devri bitiyor” şeklindeki gecekonduyu dışlayan özel- likle iktidar ve ona yakın kaynakların kullandığı söylemler gecekondu alanlarının ve sakinleri- nin gözden çıkarıldığına işaret etmektedir (Aslan, 2006:103). Türkiye’de yerel yönetimler, çar- pık kentleşmenin ve gecekondulaşmanın yol açtığı ileri sürülen toplumsal sorunların ortadan kaldırılması için yeni bir çözüm önerisi olarak birbirinin peşi sıra kentsel dönüşüm projelerini uygulamaya koymaktadırlar (Güngör Ergan ve Şahin, 2007: 84).
Kentsel dönüşüm uygulamaları İstanbul başta olmak üzere pek çok kentimizde yeni kent politikası olarak gündeme gelmiş ve mekânsal dönüşümde önemli bir rol üstlenmiştir.
Kentsel dönüşüm projeleri; proje uygulayıcıları ve hazırlayıcıları tarafından kamu yararına da- yandırılmaktaysa da uygulamalar dikkatle incelendiğinde, projelerin kentsel rantları arttırma- nın aracı olarak işlev gördükleri ortaya çıkmaktadır. Bir yandan ulusal/uluslararası sermayeyi kentlere çekecek yeni yatırımlar ve farklı gelir grupları için konut ve yaşam çevresi çeşitliliği sunan planlı konut alanları yaratmak amacıyla kentlerin çeperlerini büyük ölçekli projeler için imara açmak, diğer yandan da tarihi kent yaşamına dahil etmek ve çökmeye terk edilmiş alan- ları yeniden kazanmak türü söylemler bu rant artışlarını meşrulaştırmaktadır. Bu tarz uygula- malar özünde belirli mekânları üst gelir gruplarına ve sermayeye açma kaygısı taşımakta, so- nuçta da karşımıza kent yoksullarının ve marjinal grupların dışlanabildiği/görünmez kılınabil- diği kentsel alanlar yaratılmaktadır (Türkün ve Kurtuluş, 2005: 16).
Türkiye kentsel dönüşüm pratiklerini Atayurt’la yaptığı söyleşide Ayfer Bartu çok net bir biçimde özetlemektedir: “Kartal, Haydarpaşa, Küçükçekmece gibi bazı semtleri tümüy- le değiştirmeyi amaçlayan, yabancı mimarların davet edildiği mega projeler var. Bunlar bazı ortak özelliklere sahip. Birincisi, hedeflenen semtler sanki boş araziymiş, oralarda yaşayan in- sanlar yokmuş gibi davranılması. Zaha Hadid’e, Ken Young’a buraları tasarla denirken sanki bu semtlerin tarihi, üretim ilişkileri, sosyal ilişkileri yokmuş gibi davranılıyor. Buraların yeni
kullanıcı ve seyircileri de mevcut nüfustan daha varlıklı kesimler olacak, çünkü tasarlanan ya- pılar arasında yer alan marinalar, alışveriş merkezleri, tema parklarının hedef kitlesi belli. Di- ğer yandan kent merkezinde, emlak piyasasındaki değişimle beraber değeri artan Sulukule, Tar- labaşı gibi 5366 no’lu yasayla dönüştürülmek istenen tarihi ve kültürel yerler var. Son olarak da, gecekondu dönüşüm projeleri. Mesela Küçükçekmece’deki gecekonduları yıkarak oraları
‘temizlemeyi’ hedefleyen bir kentsel dönüşüm projesi söz konusu. Ayazma ve Tepeüstü’nden Bezirganbahçe’ye taşınanlar da bu planın bir parçası. Ancak bu yeni dönemin farkı, ‘kimseyi mağdur etmeyeceğiz, halkın yararına yapıyoruz’ söylemi kapsamında, yoksul kesimlere de ko- nut edindirme projesi olarak sunuluyor olması. Bu üç tür kentsel dönüşüm modelinde de şe- hirde yoksulların yer değiştirmesi, şehrin kullanıcılarının farklılaşması söz konusu” (Atayurt, 2008: 42).
Türkiye’nin ilk kentsel dönüşüm projelerinden olan “Dikmen Vadisi Konut ve Çevre Geliştirme Projesi” kapsamında, projenin maliyetinin karşılanması amacıyla birinci etapta uy- gulanması önerilen lüks konut ve işyeri alanı üretimi projenin maliyetinin çok üstünde rant ya- ratmış ve bu uygulama projenin sonraki aşamalarında araç değil amaç haline gelmiştir. Bu sü- reçte projenin il etabında yeşil alan olarak ayrılan alanlar bile proje planlarında yapılan deği- şikliklerle lüks konut alanlarına çevrilmiş ve bu alanlarda çok katlı binalar inşa edilmiştir. Ya- ratılan lüks konut alanı proje içerisinde yer verilmeye çalışılan gecekondu sakinleri ile alanın yeni sakinleri/sahipleri arasında bir sosyal ayrışmaya neden olmuştur. Bu ayrışma sayıları gide- rek artan biçimde gecekondu sahiplerinin alanı terk etmesiyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle pro- jenin düşük gelir gruplarının konut sorunlarının çözümünde bir model olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Proje kapsamına alınmayan gecekondu kiracılarının yanı sıra gecekondu sahipleri de yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmış ve proje uygulamaya konmadan önce var olan sorunlar kent çeperlerine ve başka alanlara taşınmıştır. Projenin geneli değerlendiril- diğinde kamu-özel sektör ortaklığı ile gecekondu sahiplerinin de projeye katılımını sağlamayı öngören proje bu amacına ulaşamamıştır. Kamunun bu projedeki yeri de özel sektörün ve bü- yük sermayeli inşaat firmalarının faaliyet alanını genişletme işlevinin ötesine gitmemiştir (Öz- demir Sönmez, 2006: 126-127).
Yakın dönemde gündeme gelen bir kentsel dönüşüm projesi ise İstanbul Tozkoparan’da başlatılmıştır. İstanbul’un en yeşil mahallelerinden biri olan Tozkoparan; Gün- gören Belediyesi’nin başlattığı projeye göre yıkılıp yeniden yapılacak. Ancak bir farkla; bugün- kü mevcut binaların bahçeleri, ağaçlıklı yeşil alanlara dönüşmüş geniş boşluklar ve parklar yeni binalarla doldurulmuş olacak. Üstelik yeni binalarda oturabilmek için mahalle sakinlerinin fark ödemesi gerekecek ki, bu durum Tozkoparanlılar için yerinden edilme anlamının ötesine gide- meyecektir. Mahallede yer alan geniş bahçeler ve boş alanlar inşaat alanları olarak cezp edici konumdadır. Belediye tarafından hazırlanan projeye göre de öncelikle boş alanlara konut yapıl- ması, sonra eski binaların yıkılarak yerlerine yenilerinin inşa edilmesi planlanmaktadır. Böylesi bir uygulama ise arazi üzerinde daha fazla betonlaşma ve daha az yeşil alanla karşı karşıya ka- lınmasına yol açacaktır. Mahalle sakinleri açısından ise proje yaşam alanlarının ellerinden alın- ması/değiştirilmesi anlamı taşımaktadır. Yapılacak yeni konutların değeriyle bugün oturdukları evlerin değerleri arasında büyük farklar olacağı öngörülmektedir. Mahalle sakinleri yeni konut- larda oturabilmek için bu farkları ödemek zorunda kalacaklardır. Oysa mahallede genellikle dar gelirli insanlar yaşamaktadır ve çoğunluğu bu farkları ödeyecek durumda değildir. Proje kapsa- mında mahalle sakinlerine iki yol gözükmektedir: Ya zaten var olan evlerine yeniden ödeme ya- parak tekrar sahip olacaklar ya da evlerini satıp başka yerleşim alanlarına taşınacaklardır. Taşın- ma ile birlikte yıllardır oturdukları mahallelerini, değerlerini, kültürlerini koruyarak komşula- rıyla birlikte yaşama devam etme hakları da ellerinden alınmış olacaktır (ATLAS, 2009: 14-16).
Örnekler ve deneyimler arttırılabilir. Günümüzde İstanbul, Ankara ve İzmir başta ol- mak üzere hemen hemen tüm büyük kentlerimizde rant odaklı ve yerinden etme temelli projeler hayata geçirilmekte ve uygulanmaktadır. Kentsel dönüşüm projelerinin en dikkat çekici özelli- ği yoksul/marjinal kesimlerin yaşadığı alanları hedef olarak belirlemesi ve dönüşüm alanların- da yaşayanları sürece dahil etmemesinin yanı sıra yerlerinden etmesidir. Yerinden etme süreci;
Sulukule’de olduğu gibi projenin başında TOKİ’nin başka yerlerde (genellikle de kent merkezi- nin uzağında) inşa ettiği standart çok katlı bloklara taşınmaya zorlama şeklinde olabildiği gibi, Dikmen deneyiminde yaşanan mahalle sakinlerinin yeni sosyo-ekonomik yapıya uyum sağla- yamayıp taşınması şeklinde de yaşanabilmektedir. Ancak kentsel dönüşüm projelerinin genel
sonucu bu alanlarda yaşayanların öyle ya da böyle yaşam alanlarını terke zorlanmaları ya da sü- reç içinde terk etmek zorunda bırakılmalarıdır.
Gülsuyu Mahallesi Sakinlerinin Kentsel Dönüşüme Bakışı
Gülsuyu, İstanbul Maltepe İlçesi sınırlarında kalan ve kuruluşu 1950’li yıllara kadar uzanan bir mahalledir. Mahalleye yerleşim 1953–54 yıllarında başlamış ve 1956 yılında muh- tarlık statüsü kazanmıştır. Gülsuyu mahallesi büyük ölçüde sanayi için gerekli işgücünün tetik- lediği göçlerle oluşmuştur. Çevredeki fabrikalarda çalışan işçilerin bir bölümü buraya gelerek yaptıkları gecekondulara yerleşmişlerdir. Süreç içinde genişleyen mahalle 1965’te 3500 nüfus- lu bir yerleşim yeri haline gelmiştir. Elektrik kaçak olarak anayoldaki bağlantıdan sağlanmış, su sorunu ise taşıma suretiyle çözülmüştür. 1980 yılında Türkiye Elektrik Kurumu’na yapılan başvuru kabul edilmiş ve mahalleye elektrik bağlanmış, askeri darbeden sonra ise mahalleye su verilmiştir. 1979 yılı sonunda konutlar için ilk emlak vergileri toplanır ve böylelikle konutlar yasal boyut kazanmıştır (Aslan, 2008: 24–25). 1960 ve 1970’li yıllarda toplumsal mücadele ve emeklerle yol, su, elektrik gibi çeşitli kentsel hizmetlere ve okul, sağlık ocağı gibi kentsel do- natılara kavuşmaya başlayan mahalle, 1980 yılına gelindiğinde artık bireysel ve kolektif gece- kondu üretimi ile kurulmuş bir yaşam alanı ve kent parçası haline gelmiştir. İmar afları ve ıslah planları ile düzenlenmeye çalışılmış bu yasa dışı yapılaşmış alanın 1989 yılındaki ıslah planıy- la yaklaşık %60’ı yasalaşmış, küçük bir kesim arsa tapusuna kavuşmuş, çok miktarda tapu ala- mamış hak sahipleri ortaya çıkmış ve dolayısıyla toprak mülkiyeti sorunları tam olarak çözü- lememiştir. Sonuçta da 2004 yılı Temmuz ayında onaylanan Maltepe E-5 Kuzeyi Nazım İmar Planı’yla mahalle kentsel dönüşüm kapsamına alınmıştır. Mahalleli belediye tarafından hazır- lanan 1/5000’lik Nazım İmar Planı’na itiraz etmiş ve kentsel dönüşüme karşı verilen en geniş katılımlı yerel tepki olarak önemli bir muhalefet süreci olmuştur (Çavuşoğlu, 2008: 28–29).
Kentsel dönüşüm projesi ve Nazım İmar Planları hazırlanırken mahalle halkı bu sü- rece dâhil edilmemiş ve bilgilendirilmemiştir. Oysa kentsel dönüşüm projelerinin olmazsa ol- maz aktörlerinden biri yerel halktır. Mahalle halkıyla yapılan görüşmelerde projeden nasıl ha- berdar oldukları sorulduğunda; “komşu, arkadaş, dernek, akrabalar” aracılığıyla cevabının alın-
mış olması ve belediyeden herhangi bir tebligat/bilgilendirme yapılmamış olması düşündürücü olduğu kadar, projenin tepeden inme bir şekilde oluşturulduğunun ve katılım odaklı olmadığı- nın da bir göstergesidir.
Projenin hazırlayıcıları tarafından bilgilendirilmeyen, görüş ve düşünceleri sorulma- yan mahalle halkı; proje belediye tarafından askıya çıkarıldıktan 20 gün sonra daha doğrusu iti- raz süresinin dolmasına 10 gün kala mahalle muhtarının tesadüfen haberdar olması sonucu be- lediyeye itiraz dilekçelerini vermişlerdir. Mahalle sakinleri hiçbir şekilde kentsel dönüşüm pro- jesini kabul etmeyeceklerini, kendilerini paydaş saymayan bir anlayışla gündeme gelen bu uy- gulamaya asla onay vermeyeceklerini ifade etmektedirler.
Mahalleli belediye tarafından hazırlanan projenin gerekli olmadığını, proje ile amaç- lanan şeyin burada yaşayanların yaşam koşullarını düzeltmek değil, mahalleliyi buradan çıkara- rak üst-orta sınıflara yaşam alanı yaratmak olduğunu düşünmektedir. 40 yaşında ve doğma bü- yüme Gülsuyulu olan bir erkek görüşmeci kentsel dönüşüme ilişkin şu görüşleri dile getirmek- tedir: “Buranın manzarası İstanbul’da başka nerede var? Dönüşüm dönüşüm diyorlar. Dert- leri mahalleyi yapılandırmak falan değil, dertleri burada yaşayan insanları dağıtmak. Manza- ra güzel zemin de sağlam olduğundan zenginlere peşkeş çekecekler burayı.” 49 yaşındaki bir kadın görüşmecinin kentsel dönüşüme ilişkin görüşleri ise şu şekildedir: “Yeşil alanmış bura- sı. Yeşil alansa elektrik, su, doğalgaz niye getirildi? Varımız yoğumuz bu evler. Neler çektik bu hale getirmek için. Manzara güzel diye hedef oldu Gülsuyu. Amaçları evlerimizi elimizden al- mak, kodamanları getirmek.” 28 yaşındaki bir erkek görüşmeci ise kentsel dönüşümü şu şekil- de tanımlamaktadır: “Emekçileri mülksüzleştirme, onları kurulacak sitelerde halktan soyutla- ma, en güzel yerlerin zenginlere tahsis edilmesi.” Bu tanımlama Harvey’in şu ifadesiyle örtüş- mektedir: Mekânsal farklılaşmanın yoğun olması durumunda bireyler tercihlerini buna uydur- mak zorundadırlar. Piyasa sistemi, seçim yelpazesini daraltır, en yoksulların hiçbir seçim olana- ğı yoktur, çünkü daha varsıl gruplar seçimde bulunduktan sonra geriye kalanla yetinmek duru- mundadırlar (Harvey, 2002: 166-167). Günümüz kentlerinde bir yandan yeni konutlar inşa edi- lebilecek arsa sıkıntısının yaşanması diğer yandan hızla artan konut talebi kentlerde bir yeniden
yapılanmayı gerekli kılmaktadır. Bu yeniden yapılanma çerçevesinde de hedef seçilen alanlar yoksul-emekçi kesimlerin yaşadığı yerler olmaktadır. Bir diğer ifadeyle yoksul-emekçi kesim- lerin uzun yıllar sonucu var ettikleri yaşam alanları günümüzde kentlerin en önemli rant alanla- rı durumundadır. Bu ranttan en büyük payı alabilmek adına kentsel dönüşüm projeleri hazırlan- makta, dönüşüm alanlarında yaşayanlar yerlerinden edilerek varlıklı kesime yeni yaşam alan- ları yaratılmaya çalışılmaktadır.
Özünde kentleri yaşanabilir hale getirme, kötü yaşam koşullarını düzeltme gibi an- lamlar içeren kentsel dönüşüm ülkemizde daha çok yerinden etme anlayışını çağrıştırmakta ve yık-yap şeklinde hayata geçirilmektedir. En kötüsü de dönüşüm alanı olarak belirlenen yerler- de yaşayanları göz ardı etmektedir. Bu nedenle de birçok kentsel dönüşüm projesi o alanlar- da yaşayanlar tarafından kabul görmemektedir. Gülsuyu sakinleri de bu nedenle projeye karşı çıkmaktadırlar. Mevcut şekliyle kesinlikle kabul etmeyeceklerini belirttikleri kentsel dönüşüm projesi mutlaka yapılacaksa da mahallelinin etkin bir aktör olarak yer aldığı bir yerinde dönü- şüm uygulamasına sıcak bakabileceklerini belirtmektedirler. Burada Gülsuyu sakinlerinin te- mel kriteri; kiracı ya da mülk sahibi olsun tüm mahalle halkının yaşamına Gülsuyu’nda devam etmesinin sağlanmasıdır. 44 yaşındaki bir kadın görüşmeci nasıl bir kentsel dönüşüme sıcak ba- kabileceğini şu şekilde ifade etmektedir: “Daha iyi yaşam koşulları için yapıyoruz diyorlar. Ta- mam o zaman, çevre düzenlemesi yapılsın, park ve spor tesisi yapılsın, mahalle güzelleştirilsin ama evlere dokunmasınlar.” 40 yaşındaki bir erkek görüşmeci ise şu görüşleri dile getirmekte- dir: “Evet düzenleme gerekiyor mahalleye. Sokaklar dar, altyapı sağlam değil. Elektrik ve tele- fon yapılandırması zayıf. Park ve yeşil alan pek yok. Yıpranmış ve onarılması gereken evler var.
Biz bu projede söz sahibi değiliz. Desinler ki şu evlerin tadilatı yapılsın, ne bileyim dış boyası yapılsın yapalım. Madem bizi düşünerek yapıyorlar projeyi bize ne istediğimizi sorsunlar, söy- leyelim. Bizden iyi mi bilecekler nasıl yaşamak istediğimizi? 23 yaşındaki bir erkek görüşmeci düşüncelerini kısaca şu şekilde belirtmektedir: “Mahallelinin var olan hak ve imkânlarını kay- betmeden, burada yaşamaya devam etmesini sağlayacak şekilde bir yenileme yapılsın.”
Halen devam etmekte olan araştırma sürecinde yapılan görüşmelerden hareketle ön- celikle mahalleye yönelik herhangi bir müdahale istenmediği söylenebilir. Mahallelinin en bü- yük kaygısı, dönüşüm adı altında yılların emeği ve birikimiyle yaptıkları evlerinin ve yaşam alanlarının ellerinden alınacak olmasıdır. Görüşmelerde sıklıkla İstanbul’un diğer kentsel dö- nüşüm projelerinin orada yaşayanları yerlerinden ettiği ve sıranın Gülsuyu’na geldiği vurgulan- mıştır. Ancak mahalleli her ne olursa olsun kendilerini de paydaş kılmayan uygulamalara asla izin vermeyeceklerini dile getirmektedir. Yapılan görüşmelerden çıkarılan genel sonuç; mahal- lelinin kentsel dönüşümü rantsal bölüşüm olarak ifadelendirdiği, kentsel dönüşüm projesinin mahallelinin yerinden yurdundan edilerek buraya varlıklı kesimlerin yerleştirilmesini hedefle- diği ve burada yaşayanları kesinlikle içermediğidir. Bu nedenle yapılması gereken; mahalleliy- le birlikte hareket ederek, mahallelinin mevcut haklarını koruyan ve yaşamlarına müdahale et- meyen bir yerinde dönüşüm projesi geliştirilmesidir.
Sonuç ve Değerlendirme:
İnsanın barınma gereksiniminin karşılanması açısından konut, her zaman için temel bir sorun olma özelliğine sahip olmuştur. Konut sorunu günümüzde, gerek nitelik gerek nice- lik açısından küresel boyutta çözümü aranan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır (Hague, 2005: 178). 1996 yılının Haziran ayında İstanbul’da düzenlenen Habitat II toplantısında 171 ül- keyi kapsayacak biçimde iki temel hedef ortaya konmuştur. Bu hedefler; “herkes için barınma gereksiniminin sağlanması” ve “sürdürülebilir insan yerleşmelerinin oluşturulması için çaba harcanması”dır. Bu ifadelerden hareketle, konut sorununun günümüzde başta merkezi yönetim ve yerel yönetimler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin gündeminde yer alması gerekti- ği vurgulanmalıdır (Kılıç ve Özel, 2006: 208). Ülke genelinde uygulanan genel konut politika- larının başarısı, öncelikle yerel boyuttaki konut politikalarının başarısına bağlıdır. Yerel konut politikalarının temel amacı, tüm vatandaşların konut sorununu çözmek yönünde olmalıdır. Bu amaç çerçevesinde, kiracılar öncelikli olmak üzere tüm vatandaşların konut edinmesini sağla- yacak uygun araç ve koşullar oluşturulmalıdır. Yerel konut politikalarının oluşturulmasında ana sorumluluğa sahip olan yerel yönetimlerin en önemli sorumluluğu, düşük gelirli ve dezavantaj- lı gruplara doğrudan konut alanları sağlamak olmalıdır (Kılıç ve Özel, 2006: 216). Ancak son
dönemde yoğun bir biçimde uygulanan kentsel dönüşüm projeleri ile düşük gelirli ve dezavan- tajlı gruplara konut alanı sağlanması bir yana, mevcut koşulları ve sosyal yapıları dikkate alın- madan tepeden inme bir biçimde, yaşam alanları kentsel dönüşüm kapsamına alınmakta ve bu insanlar yerlerinden edilmektedirler.
Kentsel dönüşüm proje ve uygulamalarında sosyal, ekonomik, yasal-yönetsel, plan- lama ve tasarım boyutlarına bir bütün ve birbirleriye etkileşim halinde yer verilirse sağlıklı so- nuçlar elde edilebilir. Bunun sağlanabilmesi için ise; yerel yönetimler, özel sektör, sivil top- lum kuruluşları, üniversiteler ve yerel halk bu projelerde söz sahibi olmalıdır (Özden ve Kubat, 2003: 80). Ülkemizde yaşanan dönüşüm süreçleri ele alındığında ise; kentsel dönüşüm proje- lerinin baş aktörleri olarak belediyeler ve TOKİ karşımıza çıkmakta, dönüşüm projelerine karşı duran ya da alternatifler ortaya koyan sivil toplum kuruluşları ve yerel halk yok sayılmaktadır.
Bu nedenle kentsel dönüşüm projelerinin katılım odaklı olduğunu dile getirmek çok da sağlıklı olmayacaktır. Katılım odaklılık kentsel dönüşüm projelerinde sermayenin tahakkümünü meş- rulaştırmak için kullanılan argümanlar olmaktan öteye gidememektedir. İnsanları rezidanslara, alışveriş merkezlerine ya da yeni gecekondulara, sağlıksızlığa ve yoksulluğa mahkum eden bir anlayış söz konusudur. Bu bağlamda, kentsel dönüşümün altında sağlıklı kentler yaratma man- tığının bulunması bir yana, kamusal alanı ve kamusal insanı yok eden anlayışla sağlıksız birey- ler yaratmak yatmaktadır. 1950’li yıllarda kente gelen, ucuz işgücü olarak kentteki temel üretim faaliyetlerine şekil veren, yerleştikleri mekanları uzun yıllar içinde eksikleri de olsa bir mahal- le kimliğine kavuşturan ve kendi yaşam alanlarını oluşturan gecekondu sakinlerini kentlerden uzaklaştırmak ve yaşam alanlarını sermayeye ve kentlerin üst-orta sınıflarına peşkeş çekmeye çalışan bir anlayış karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte katılım/yönetişim sözcüğünü dilin- den düşürmeyen merkez ve yerel iktidar, yapılan planlama çalışmalarında halkın sesini, varlı- ğını ve yaşam hakkını ortadan kaldırmaktadır ( İMECE, 2008: 88).
Ülkemizde kentsel dönüşüm olgusu yasadışı yollarla oluşturulmuş gecekonduların ve kaçak yapıların yoğun olduğu alanların dönüştürülmesi olarak algılanmakta ve bu yönde proje- ler oluşturulmaktadır. Bir başka ifadeyle ülkemizde kentsel dönüşüm yalnızca fiziksel ve eko-
nomik bir süreç olarak değerlendirilmekte, toplumsal yönü göz ardı edilmektedir (Ergun ve Gül, 2009: 484). Oysa kent, semt, mahalle gibi ölçekler ya da en genel anlamıyla mekânlar; sa- dece fiziksel ve demografik olarak ölçülebilen sayısal büyüklükler değil, belli bir tarihsel dö- nemde, belirli toplumsal sınıflar tarafından belirli maliyetler ödenerek sosyal olarak kurulmuş ölçeklerdir (Kurtuluş, 2006: 9). Bumin’in de vurguladığı gibi; kentler öncelikle kentlilerin ko- nusudur. Kenti kurmak, düzenlemek, yenilemek, değişik alanların uzmanlarından önce kentli- lerin işidir. İnsanlar kentleri üzerine karar verme yetkisini ne merkezi iktidara ne yerel yöne- timlere ne de kent konusunda evrensel bir bilimselliğin taşıyıcısı olduğunu iddia eden uzmanla- ra bırakmalıdırlar. Kentlilerin etkin katılımı olmadan onlar için iyi bir kent kurulamaz (Bumin, 1990: 18,20). Yapılması gereken kentleri sadece fiziksel ve ekonomik birer olgu olarak gören kapitalist anlayışın ürünü olarak ortaya çıkan kentsel dönüşüm projelerini bir kenara bırakıp, kentlerin toplumsal ve kültürel yapılarını da göz önünde bulunduran ve tüm kentsel aktörlerin katılımını sağlayan projeler geliştirmektir. Her şeyden öte kentlilerin yaşam alanlarına ilişkin söz sahibi kılındığı, toplumsal ve mekânsal ayrışmayı körüklemeyen ve yoksul/marjinal kesim- leri dışlamayan bir planlama anlayışının geliştirilmesi gerekmektedir.
KAYNAKÇA
ASLAN, Şükrü 2004 1 Mayıs Mahallesi, 1980 Öncesi Toplumsal Mücadeleler ve Kent, İstanbul: İletişim Yayınları.
ASLAN, Şükrü 2006 “Yıkılmayı Bekleyen Gecekondular: Eyüp İlçesi Güzeltepe Mahallesinde Bir Konut Bölgesi”, Planlama, Sayı: 36, s.103-109.
ASLAN, Şükrü 2008 “Gülsuyu Mahallesi’nin Öyküsü”, İstanbul, Sayı: 62, s. 24-27.
ATAYURT, Ulus 2008 “Getto İthalatı”, Express, Sayı: 89, s.41-45.
ATLAS 2009 Sayı: 195, s. 14-16.
BAYRAM, Ahmet Müfit 2008 “Kentsel Dönüşüm Uygulamaları Yasal mı?”, Memleket Mevzuat, Cilt:3, Sayı: 35, s. 45-47.
BULUTAY, Tuncer 2000 “Giriş”, iç. Enformel Kesim II, (der. Tuncer Bulutay), Ankara:
DİE Matbaası, s.XIII-XL.
BUMİN, Kürşat 1990 Demokrasi Arayışında Kent, İstanbul: Ayrıntı Yayınevi.
ÇAVUŞOĞLU, Erbatur 2008 “Bir Kentsel Toplumsal Hareket”, İstanbul, Sayı: 62, s. 28-31.
ERDER, Sema 1996 İstanbul’a Bir Kent Kondu, Ümraniye, İstanbul: İletişim Yayınları.
ERGUN, Cem 2008 “Kentsel Dönüşüm ve Sulukule Çocuk Atölyesi”, Toplum ve Demokrasi, Sayı:3, s. 255-260.
ERGUN, Cem ve Hüseyin GÜL 2009 “Yerel Yönetimlerin Değişen İşlevleri ve Kentsel Dönüşüm Üzerine Kavramsal-Kuramsal Bir Tartışma”, iç. 18. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Kamu Yönetiminde Reform: VI. Kamu Yönetimi Forumu Bildiriler 2008 (der. Necat Akyıldız, Saadet Aydın, Arif Erençin, Selime Güzelsarı ve Nuran Aytemur Sağıroğlu), Ankara: TODAİE Yayınları, s.483-496.
GÖKÇE, Birsen, Feride ACAR, Ayşe AYATA, Aytül KASAPOĞLU, İnan ÖZER ve Hamza
UYGUN 1993 Gecekondularda Ailelerarası Dayanışmanın Çağdaş Organizasyonlara Dönüşümü, Ankara: T.C. Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Yayınları.
GÜL, Hüseyin ve Songül SALLAN GÜL 2005 “Ekonomik Krizler Karşısında Ankaralı Yok- sulların Yaşam Stratejileri”, iç. Değişen-Dönüşen Kent ve Bölge: 8 Kasım Dünya Şe- hircilik Günü 28. Kolokyumu Bildiriler 2004, Ankara: BRC Basım ve Matbaacılık, s.
967-985.
GÜNDOĞAN, Özdemir 2006 “Kentsel Dönüşüm, Tarihsel ve Güncel Bir Kırılma Noktası mı?”, Planlama, Sayı: 36, s. 39-47.
GÜNEŞ, Muharrem 2004 “Dayatmacı Çözüm Yerine Yerinden Çözüm, Bir Sorun Bir ÇözümÖnerisi ‘Bütünleşik Kent Yönetimi’ ”, iç. Küreselleşme Kıskacında Kent ve Politika (der. Muharrem Güneş), Ankara: Detay Yayıncılık, s. 205-223.
GÜNGÖR ERGAN, Nevin ve Birsen ŞAHİN 2007 “Kentsel Dönüşüm Projesi Kapsamındaki Hacılar Mahallesinde Yaşayanların Bu Projeye Bakışları”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 24, Sayı: 1, s. 83-106.
HAGUE, Cliff 2005 “Konut Alanlarının Dönüşümü ve Yenileme Projelerinde Başarı”, iç.
Uluslararası Kentsel Dönüşüm Uygulamaları Sempozyumu Bildiriler 2004 (der. A.
Dilek Özdemir, P. Pınar Özden ve Sırma R. Turgut), İstanbul: Küçükçekmece Belediyesi Yayını, s. 178-186.
HARVEY, David 2002 “Sınıfsal Yapı ve Mekansal Farklılaşma Kuramı”, iç. 20. Yüzyıl Kenti (der. ve çev. Bülent Duru ve Ayten Alkan), Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, s.147-172.
İMECE-Toplumun Şehircilik Hareketi 2008 “Başka Türlü Bir Kent İçin Dönüştürücülere İnat, İMECE Usulü Hayat”, İstanbul, Sayı: 63, s. 86-89.
KELEŞ, Ruşen 2000 Kentleşme Politikası, Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.
KILIÇ, Selim ve Mehmet ÖZEL 2006 “Yerel Yönetimlerin Konut Politikaları Üzerine Bir
İnceleme-Çeşitli Ülke Deneyimleri ve Türkiye”, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 15, Sayı:1, s. 207-228.
KIRAY, Mübeccel B. 2000 Ereğli, Ağır Sanayiden Önce Bir Sahil Kasabası, İstanbul:
Bağlam Yayınları.
KURTULUŞ, Hatice 2006 “Kentsel Dönüşüme Modern Kent Mitinin Çöküşü Çerçevesinden Bakmak”, Planlama, Sayı: 36, s. 7-11.
ÖZBEK SÖNMEZ, İpek. (2002) “Yoksulluğu Sürekli Kılan Faktörler Üzerine Gözlemler İzmir Kent Merkezi Tarihi Konut Alanı Örneği”, Kentleşme, Göç ve Yoksulluk: 7. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi Bildiriler 2001 (der. Ahmet Alpay Dikmen), Ankara: İmaj Yayıncılık, s.247-268.
ÖZDEN, Pelin Pınar ve Ayşe Sema KUBAT 2003 “Türkiye’de Şehir Yenilemenin Uygulanabilirliği Üzerine Düşünceler”, İTÜ Dergisi/a Mimarlık, Planlama, Tasarım, Cilt: 2, Sayı:1, s.77-88.
ÖZDEMİR SÖNMEZ, Nihan 2006 “Düzensiz Konut Alanlarında Kentsel Dönüşüm Modelleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Planlama, Sayı: 36, s.121-127.
ÖZER, İnan 2004 Kentleşme, Kentlileşme ve Kentsel Değişme, Bursa: Ekin Kitabevi.
SÖNMEZ, Mustafa 1996 İstanbul’un İki Yüzü, 1980’den 2000’e Değişim, Ankara: Arkadaş Yayınevi.
ŞAHİN, S. Zafer 2006 “Kentsel Dönüşümün Kentsel Planlamadan Bağımsızlaştırılması/
Ayrılması Sürecinde Ankara”, Planlama, Sayı: 36, s. 111-120.
ŞENYAPILI, Tansı 1981 Gecekondu: Çevre İşçilerin Mekânı, Ankara: ODTÜ Mimarlık Fakültesi Yayınları.
TÜRKÜN, Asuman ve Hatice KURTULUŞ 2005 “Giriş”, iç. İstanbul’da Kentsel Ayrışma