. SELÇUK üNivERSITESi YAYINLARI NO : 113 SELÇUKLU ARAŞTIRMALARI MERKEzi YAYINLARI NO: 10
SELÇUK
ÜNİVERSİTESİSELÇUKLU
ARAŞTIRMALARIMERKEZi
PROF. DR. YILMAZ ÖNGE ARMAGANI
1993
ALANYA iÇKALE KAZlLARI (1985-1991)
Prof. Dr. M. Oluş ARlK (*) TARİHÇE
Antalya'nın doğusunda kalan Alanya, denize doğru büyük bir çıkıntı · yapan, sarp ve yüksek bir yarımadanın üzerinde kurulmuştur.
Antik Çağda Kı;ırakesion (Coracesium) (1) denilen şehir, bazen Taşlık Ki- likya, bazen de Pamfilya bölgesi şehirleri arasında sayılmıştır (2). Ko- rakesion'dan ilk defa söz eden Strabon (3), şehri, "sarp kaya üzerine kon-. durulmuş bir hisar" olarak tarif etmektedir (4).
Müstahkem mevkiinin verdiği avantajla, az sayıda bir kuvvetle bile ken- disini koruyabilen Korakesion, M.Ö. ll. yüzyılda çeşitli saldırılara karşı koyabiimiş ve bağımsızlığını muhafaza etmişti. Bu yüzyılda şehrin .hakimi Drototus Tryphon idi (5). Bugün Orta Hisar'ın Arap Evliyası'ndan Ehmedek'e kadar olan kısmında dikkati çeken iri blok taşlı ve harç kullanılmadan yapılmış sur duvarı, Tryphon dö-
neminden kalmış olmalıdır (6). .
M.Ö. ı. yüzyılda bir korsan yatağı haline geldiği için M.Ö. 65 yılında (7)
Romalı Pompeius'un komutasındaki Roma ordusu tarafından tahrip edilen (8)
şehrin, bundan sonraki tarihi epey karanlıktır. Yalnız Bizans döneminde Ko- rakesion adının terk edilmeye başlandığı, bunun yerine artık Kalonores (Güzel Dağ) adının kullanıldığı dikkat çeker (9).
Alanya'nın Bizans dönemindeki tarihi hakkında pek birşey bilinmese bile,
·Ankara Üniversitesi, O.T.C.F. Öğreti~ Üyesi
1. LLOYO, S.- Rice, O.S., Alanya (Ali~iyya), Çev. Nermin Sinemoğlu, T.T.K. Yayınlarından, T.T.K.
Basımevi, Ankara, 1964, s. 1. -
Bu kelime Corax veya Corak şeklinde bir Ari kelime kökünden türemiş olmalıdır. Bkz. Sissouan ou L' Armeno-Cilicie, V en ise- S. Lazare. 1899, p .. 368.
2. Koııyalı, I.H., Alanya (Aiaiyye), Yayınlayan: M.Aii Kemaloğlu, Ayaydın Basımevi, Istanbul. 1946, s.
16, LLOYD, S. -RICE, D.S., a.g.e., s.1.
3. Kürkman, Garo-Diler, ö., Alaiye Paraları, Yenilik Basımevi, Istanbul. 1981, s.1.
4. Lloyd, S.- Rice. D:S., a.g.e., s.1.
5. Konyalı, I.H., a.g.e., s. 28.
6. Konyalı, I.H., a.g.e., s. 28.
7. Lloyd, S.-Rice, D.S., a.g.e., s.1.
8. Konyalı, I.H., a.g.e., s. 33.
9. Orta Çağ'da halyan tüccarlar ve denizciler ise şehri Candelor, Calandros, Scalandros, Calandres, bazen Castel Ubaldo ya da kısaca Baldo isimleri altında zikretmektedirler; Bkz. Sissouan ou l Armeno -Cilicie, p. 370. Aynı eserde Calondras ile Ermeni dilindeki Calonores arasındaki ben- zerliğe dikkat çekilmekte; ayrıca. Daniel Heguemon adlı bir Rus seyyahın 1106-7'de kaleme al- dığı eser_inde, şehrin adının Galinoros veya Ganinoros şeklinde verildiği belirtilmektedir. Sis- souan ... , p. 370-371.
13
--..
bugün hala mevcut olan bazı eserrer, şehrin bu dönemde imar edildiğini gös- termektedir. lçkale'deki kilise, "Arap Evliyası" denilen şapel ve Cilvarda Burnu'nun üzerindeki manastır harabeler ile Orta Hisar'dan lçkale'ye doğru devam eden yuvarlak kuleli sur kalıntıları Bizans döneminden kalma eserlerdir.
13. yüzyıla gelindiğinde·Kalonoros'un, Kir Fard (Kir Vart) (1 O) adlı bir Grek (11) ya da Ermeninin (12) hakimiyetinde olduğu görülmektedir.
Ç>te
yandan 1 071'den itibaren Anadolu'yu yurt tutmaya başlayan Türklerin hakimiyet sa- haların ı devamlı genişiettikleri .de gözlenmektedir. Özellikle ı. Alaeddin Key- kubad (1220-1236) döneminde, önemli fetihler gerçekleştiritmiş ve Kırım'a kadaruzanılmıştır. Güçlü bir devlet adamı olan Keykubad, kuzeyde Karadeniz kı
yıtarına ulaştıktan sonra. güneyde de önemli limanları ete geçirmeyi düşünerek Kalonoros'un fethine girişir. lbni Bibi ve Yazıcızade Ali'nin Selçuknamelerinde
ayrıntılı olarak tanımlanan kuŞatmadan sonra, Kir Fard, kateyi Ataeddin Key- kubad'a teslim eder (1221) (13). Kendisine ikta olarak Akşehir verilir. (14).
Şelçuktu fethiye birlikte, şehrin en parlak dönemi başlamıştır. Bu tarihten itibaren Kalonoros, fatihinin adına izafeten "Aiaiyye" (15) olarak anılmaya ·baş
lamış ve Cumhuriyet'e kadar da ismini muhafaza etmiştir.
Keykubad, şehrin eski surtarını yeniden tahkim ettirdikten başka yeni sur- lar ilavesiyle kaleyi güçlendirmiş; ayrıca kıyıda bir tersane, bunu korumak ama- cıyla "Kızıl Kule" adı veriten bir kule ve lçkale'de bii de saray inşa ettirmiştir (16).
Bugün hala mevcut olan dış surlar, Orta Hisar. Ehmedek ve lçkale'nin büyük bir bölümü Selçuklu dönei7linden kalmadır. Bunlardan başka, aynı dö- nemde Akşebe Mescidi, Andızlı Cami, Setçuk Hamamı, Aşağı Kale Hamarnı gibi eserler meydana getirilmişti. Yukarı Kale'deki, bugün Süleymaniye Camisi diye
anılan yapının da bu d~nemden kaldığı ve sonradan Osmanlı döneminde ona-
rıldığı anlaşılmaktadır (17).
Alanya, Anadolu Se~çukluları'nın çök~ş döneminde, 1293 yılında (18) Ka-
ramanoğulları'nın eline geçmiştir. Şehirde, bu döneme ait kitabeti eserler mev- cuttur. Sonradan 1427 yılında, Karaınanlılar tarafından 5000. Dinar karşılığında
10. Sissosuan ... , p. 371; Konyalı, I.H., a.g.e., s. 68, Lloyd, S. -Rice, O.S .• a.g.e .• s.4.
11. CAHEN, CL., Osmanlılardan Önce Anadolu'da Türkler, Çev. Yıldız Moran, Istanbul. 1979, s. 133.
12. Uoyd, S.-Rice, D.S. a.g.e., s.4.
13. Konyalı, I.H., a.g.e .• s. 65.
14. Konyalı, I.H., a.g.e., s. 65; CAHEN, CL., a.g.e., s. 133.
15. Turan, 0., Selçuklular ve lslamiyet, Nakışlar Yayınevi, Istanbul. 1980, s. 100; Turan, 0., Sel- çuklular Tarihi ve Türk -Islam Medeniyeti, Oergah Yayınları, Istanbul. 1980 (3), s. 298. · 16. Turan, 0., Selçuklular ve lslamiyet, s. 100; Turan, 0., Selçuklular Tarihi ve ...• s. 298; Sevgen,
N., Anadolu Kaleleri, C. 1, Ankara 1959, s. 37.
17. Konyalı, I.H., a.g.e., s. 293.
18. Uzunçarşılı, 1. H .• Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, T.T.K. Yayınları, T.T.K. Basımevi. Ankara, 1984 (3), s. 92.
Memlüklara satılan şehir (19), bu tarihten sonra Memlük Sultaniarına tabi Ala- iyye Be.ylerince yönetilmiştir (20). 1471 yılında isş, Gedik Ahmet Paşa tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır (21 ). Yukarı Kale'deki han ve aras- ta, Osmanlı döneminden kalan önemli eserler arasında sayılabilir.
Osmanlılar döneminde, özellikle lçkale'deki sarnıçlar, fonksiyonlarından dolayı, diğer bölümlere göre, daha iyi korunmuşlardır.
Hellenistik döneminden Osmaniriara kadar birçok eserleri ve kalıntıları ih- tiva eden surların hala ayakta oluşu, ayrıca Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dö- neminden eserlerin mevcudiyeti ve daha da önemlisi lçkale'nin zengin bu- luntular verebilecek bir "saray" bölümüne sahip olması, Alanya'yı Ortaçağ Türk- lslam Arkeolojisi'nde önemli kılmaktadır.
ARAŞTIRMA, INCELEME VE YÜZEY ÇALIŞMALARI
1985 yılında yapılan araştırmalarda, surların ve diğer yapıların mevcut du-
rumlarını tesbit etmek amacıyla tüm kale gözden geçirilerek belgelenmiş; özel- likle kalenin güneybatı tarafındaki dış surlara ait mazg.alların ve Cilvarda Burnu'na inişi sağlayan kapının üstünde~i bölümterin kısmen harap 'olduğu gö-
rülmüştür.
Yüzey araştırmaları sırasında, Tophane semtinde, duvarlarında freskler bulunan, beşik tonozlu küçük bir kilise tesbit edilmiştir. Kilisenin duvar ve tonoz yüzeylerini tümüyle kaplayan fresklerde, başları haleli figürler dikkati çeker: Ya- pılan araştırmalar, Tophane semti ve civarında. yine yayınlara .Qeçmemiş birkaç küçük kilisenin daha mevcut olduğunu göstermiştir (22) Fakat, sözkonusu ya-
pılar, mimari ve tezyini açıdan dikkate değe( bir özellik taşımamaktadırlar. Bun- lardan başka, arasıanın güneyindeki geç döneme ait bir sarnıcın temelinde M.
1239-40 tarihli bir kitabe bulunmuştur. Alanya'da ll. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)'in adını taşıyan tek kitabe olması nedeniyle tarihi açıdan büyük
değer taşıyan bu kitabe, çerçeve formu ve yazı türünden anlaşıldığı kadarıyla
kaledeki burçların birisine ait. olmalıdır.
. 1985'teki çalışmalar sırasında, kazılara lçkale'den başlanması dü- şünülmüş; lçkale'de hal-i hazırda "Saray" diye anılan bölümün öncelikle ele alı- · narak, burasının bütünüyle ortaya çıkarılması kararlaştırılmıştır. "Saray", şimdiki
19. Uzunçarşılı, I.H., a.g.e., s. 92.
20. Uzunçarşılı, I.H., a.g.e., s. 92.
21. Uzunçarşılı, I.H., Osmanlı Tarihi, C. ll, T.T.K. Yayınları, T.T.K. Basımevi, Ankara 1983 (4), s. 92.
22. lçkaledeki kilise, freskli kilise ve bu yapılar, XIX. yüzyılda Alanya'ya da uğrayan Cuinet'nin zik- rettiği kiliseler olmalıdırlar. Şehirde'32 cami, birkaç tOrbe ve 9 medrese sayaı:ı Cuinet; Ortodoks Rumiara ait 5 kilise, bir TOrk hamam ı. seyyahlar için Oç han ve güzel bir kışladan söz eder. Bkz.
Cuinet, V. La Turquie d'Asie. Geographie Administrative, T.I.,Paris. 1892, P. 869.
15
halde, lçkale'nin güneydoğu köşesine yerleştirilmiştir ve etrafı muhtelif yapı ka-
lıntıları tarafından çevrilen geniş bir düzlükten ibarettir (Pian.1}. Buna göre, gü-
neydoğudan sur duvarı, güney-doğu köşede freskli bir burç, kuzeydoğudan yine sur duvarı ve buna sonradan bitiştirilen tuğla. ayaklı ve haç tonozlarla örtülü fevkiıni bir yapı, kuzey-batıdan da karşılıklı olarak yerleştirilmiş yapı kalıntıları ile çevrili- olan bu düzlük, güney-batı kenan boyunca bir teras meyd~na ~etirecek şekilde uzanan bir duvarla, lçkale'nin diğer bölümlerinden kesin suretle ay-
rılmıştır. Burasının, öteden beri, çeşitli kaynaklarda bahsedilen, Keykubad ta- rafından inşa ettirilmiŞ ve "Kışlık Saray" olarak kullanılmış "Saray" olduğuna
şüphe yoktur. Hatta, yakın zamanlara kadar buradan toplanarak müzeye ge- tirilen çini fragmanları, haklı olarak, bu sarayın da, Kubadabad Sarayı gibi zen- gin çinilerle süslü olması gerektiği yolunda düşüncelerin uyanmasına neden ol-
muştur (23}. Kanımca, vaktiyle Keykubad tarafından inşa ettirilen ve günümüze
yalnızca harabe halinde ulaşan bu görkemli saray, büyük bir ihtimalle 13. yüz-
yılın ortalarından sonra giderek yıktimaya yüz tutmuş; 14. yüzyılda ise yıkılıp, bir harabe haline gelerek tamamen hafızalardan silinmiş olmalıdır.
Nitekim, 14. yüzyılın ikinci çeyreğinde şehre gelen ünlü seyyah lbn-i Bat- tuta'nın lçkale'nin yakınlarına kadar gelmiş olmasına rağmen sarayın varlıQından söz etmemesi ve şehri yöneten Karaman Beyi'ni şehir dışındaki sarayında zi- yaret etmesinin (24} nedeni de, lçkale'deki ~arayın hemen bütünüyle ortadan
kalktığına işaret eder. Daha sonraki dönemlerde de, şehri dolaşan seyyahların
notla~ı arasında lçkale'deki saray !<onusunda bir bilgiye rastlanmaz.
KAZlLAR Mimari
lçkale'nin güney-doğu köşesine yerleştirilen sarayın, vaktiyle nasıl bir plana sahip olduğunu ve .. iç taksimatını anlamak üzere yürütülen kazı çalışmaları ilerledikçe, bunun çok katlı bir bina olduğu, çeşitli fonksiyonlarda ve ahşap asma katlarla bölüntülü odaların bulunduğu, ayrıca 13. yüzyıl içinde büyük ölçüde elden geçirilerek asli plan özelliklerinin değiştirildi9i anlaşılmıştır.
Buna göre, sarayın "kabul salonu" olmasi muhtemel geniş düzlüğünün kuzey-batısında yer· alan (Fot.1) .ve bugün iki kenarında adeta porta! kalintısı iz- lenimi veren birer açıklık vasıtasıyla hem gerisindeki geniş düzlük ve hem de lç- kale'nfn orijinal kapısının bulunduğu kısım ile irtibatlanan bir koridorun .ku-
23. Konyalı, mavi renkli çini parçaları bulunduğundan söz etmektedir. Konyalı, I.H., a.g.e., s. 197;
Öney, G., Türk Çini Sanatı, lst. 1976, s. 48; Öney, G., Anadolu Selçuklu Mimarisinde Süsleme ve El Sanatları, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Ankara. 1978, s. 102.
24. lbn Batula Seyahatnamesi'nden Seçmeler, Haz. ı. Parmaksızoğlu, KOltür Bakanlığı Yayınları:
485, Ankara, 1981 (2), s. 3.
zeydoğu ve güneybatı kenarları boy~nca karşılıklı olarak diziimiş üçer oda, inşa
tekniği ve dilatasyon itibariyle, sonraki bir inşaat aşamasına işaret ederler.
Büyük bir ihtimalle, vaktiyle sarayın kabul salonuna ulaşan ve törensel nitelikli bir avlu gibi işlev gören bu bölüm, herhalde, zamanla bu işlevini kaybetmiş ve . 13. yüzyılın ortalarından itibaren yeni bir işlev kazanarak bu defa sarayın iç hiz-
metlerinin görüldüğü ve hizmetkarlara tahsis edilen mutfak .. kiler, tuvalet. gibi bölümleri bulunan bir "seNis ünitesi" olarak kullanılmaya başlamış olmalıdır.
Buna göre, koridorun kuzey-batı köşesindeki odanın (planda lll no. ile gös-
terilmiştir) mutfak olarak kullanıldığı, odanın hemen arkasındaki sarnıcın da (planda ll no. ile, gösterilmiştir) mutfağın su ihtiyacını karşılamak üzere inşa edil-
diği anlaşılmıştır. Mutfağın pis suyu ise, bir kanal vasıtasıyla, koridorun ku-
zeydoğu köşesindeki iki katlı odanın (planda VI no. ile gösterilmiştir) alt katına boşaltılıyor idi. Bu odanın iki basamakla çıkılan üst katının, tuvafet olarak işlev gördüğü anlaşılıyor. Böylelikle hem üst kattaki tuvale! ve hem de koridorundiğer köşesindeki mutfaktan gelen pis suyun toplandığı bir bölümle (foseptik) kar-
şılaşmaktayız ki, beşik· tonazla örtülü olan bu bölümde toplanan pis su, bir delik
vasıtasıyla sur dışına tahliye ediliyordu.
Gerek mutfak ve gerekse tuvale! bölümlerine bitişik iki odanın (planda IV ve VII no. ile gösterilmiştir) ise kiler bölümleri olduğu, bunların da ahşap asma
katıara sahip bulundukları anlaşılıyor.
Koridorun güney-batı ve güney-doğu köşelerindeki iki odanın (planda V ve VIII no. ile gösterilmiştir) hangi işlevi gördükleri tam anlamıyla ay-
dınlatılamamıştır. Buna karşılık güney-doğu köşedeki odanın (Fat 2) (planda VIII no. ile gösterilmiştir) kare tuğlalardan oluşan düzgün döşemesi, zemindeki küçük havuzu (Fat 3) hayli heyecan verfci in-situ vaziyetteki treskieri ile bir tür
"köşk oda" gibi kullanıldığı söylenebilir.
Koridorun güneyinde uzanan diğer bölümlere gelince:
Sarayın "kabul salonu" olması muhtemel geniş düzlüğün kuzey köşesinde
yer alan mekan (planda X no. ile gösterilmiştir). düzlüğü kuzey-doğudan sı
nırlandırılan sur duvarından dışa doğru taşan ve düzgün olmayan bir plana sa- hiptir. Biçiminden de anlaşıldığı kadarıyla; vaktiyle burç olarak inşa edilen ·bu mekan, ihtimal, yukarıda değindiğim ve sarayın kuzey-batışındaki bölümde işle~
değişikliğine neden olan inşaat aşaması ile aynı dönemde elden geçirilmiş; bu işlem sırasında köşelere, duvarların ve mekanın ortasına tuğla ayaklar yapılarak, mekan kare plana çevrilmiş ve tonazla örtülmüştür. Bu örtüden günümüze yal-
nızca, mekanın doğu köşesinde duvara bitişik bir kalıntı ulaşabilmiştir. Ayaklar
arasındaki sahada, duvar dipleri boyunca sağlam olarak kalmış tuğlalar ise,
mekanın zemininin vaktiyle tuğla döşemeli olduğunu düşündürmektedir.
17 F: 2
Sarayın, lçkale'nin güneydoğusunda kalan bölü'münde yürütülen ~azılar, henüz tamamlanmamış olmakla birlikte, bu bölüm ile ilgili şu sonuçları vermiştir:
Sarayı kuzeydoğudan sınırlandıran sur duvarı, güneydoğu köşede dik- dörtgen bir burç halinde dönmekte ve sarayı güney yönünde sınırlandırarak devam etmektedir. Sur duvarının kuzeydoğu kenarına, bu kenardaki mazgal pencereler kapatılıp iptal edilmek suretiyle, sonraki bir dönemde, dıştan, iki katlı
bir bina bitiştirilmiş (planda Xl no. ile gösterilmiştir); bu bina ile köşedeki' burç (planda XIII no. ile gösterilmiştir). arasında kalan bölüme de bir sarnıç (planda XII no. ile gösterilmiştir) ilave edilmiştir. Bu sarnıcın çok sonraları inşa edildiği muhakkaktır. Nitekim, sarnıç inşa edilmeden önce, sur duvarına açılmış düz at- kılı dikdörtgen bir kapı ve her halde dıştan çıkılan bir merdivenle ulaşılmakta iken, sarnıç inşa edildikten sonra merdiven kaldırılarak, kapı da iptal·edilmiştir.
Söz konusu ettiğimiz iki katlı binanın, sarayıri iç taksimatında mimari boyut de- ğişikliğine neden olan bir onarım sırasında ekfendiğine şüphe yoktur. Nitekim, bu binanın, sur duvarına bitiştiği kuzeybatı köşede, sur duvarının üst kolunda mevcut bir örtü kalıntısı, (Fat. 4) burada vaktiyle güneybatı yönüne doğru arkad
sırası gibi uzanan bir dizi tonoz bulunduğuna işaret eder. Dolayısıyla, bu to- nozların yükünü karşılamak üzere, ·sur duvarının kuzeydoğu kenarına iki katlı bina bitiştirilmiş; güneybatı kenarına ise dış yüzü testere dişine benzer girinti ve çıkıntılara sahip anıtsal bir tuğla duvar inşa edilmiştir (Fat. 5 ).
Bu suretle ön yüzü sivri tonozlar halinde "kabul salonu"na açılan saray ünitesi, çeşitli odalar ve bunları birbirine bağlayan koridorlar vasıtasıyla, gerideki özel bölümlerle irtibatlandırılmıştır. Nitei\im bu müdahale sırasında, sarayı gü- neyden sınırlandıran sur duvarının doğu ucundaki burç (planda XIII no. ile gös- terilmiştir), tıpkı daha önce X no.lu mekanda olduğu gibi, içinde Roma devrine ait seramik, kiremit parçaları ve sikkeler ile sarayın ilk inşaatından kaldığını dü- şündüğümüz çini ve çini mo~ayık parçalarından oluşan artık malzeme ile zemini tesviye edilerek üzerine tuğla bir döşeme yapılmak suretiyle oda haline dö- nüştürülmüş burcun batı cephesindeki mazgal pencere ise genişletilip bir kapı haline getirilerek, sur duvarının dış. yüzüne sonradan bitiştirilmiş tonozlu bir mekan ile (planda xıy no. ile gösterilmiştir) irti~atlandırılmıştır .. Bu mekanda ya- pılan kazılar, söz konusu yerin, uzun kenarları boyunca yerleştirilen 25x25x5 cm. ölçülerindaki tuğla sekilere oturan ve fakat şimdi ortadan kalkmış ahşap bir döşemeye sahip olduğunu göstermiştir. Mekanın güneydoğu duvarında döşeme seviyesinin· üstünde, vaktiyle çinilerin tutturulduğu in-situ alçı tabakalar bu- lunmaktadır. Diğer duvarlarda da yer yer izlerine rastladığımız bu alçıların üze- rine, anlaşıldığı kadarıyla, 20x20 cm. ölçülerinde kare formlu çiniler tutturulmuş olmalıdır. Zeminin şaplı ve kuzey köşeden itibaren güney köşedeki bir deliğe
dôğru ~ği m yapması, eğimin buradaki pis. suyu bir delik vasıtasıyla dışarı atmaya . yaradığını, dolayısıyla söz konusu mekanın da bir tuvafet veya gusülhane gibi
fonksiyon gördüğünü düŞündürüyor.
Bu mekana bitişik, (Fot. 6) yüksek ve derin bir hacim özelliğine sahip bö- lümün de (planda XV no. ile gösterilmiştir) XIV no.lu mekanla aynı tarihte ya-
pıldığı anlaşılıyor. Çok zengin çini, çini mozayık ve alçı buluntu veren bu bö- lümde bir kapının varlığına rastıanmaması, burasının ancak sarayın "üst katıyla"
bağlantısı olabilecek özel bir kuruluş için inşa edildiğini kanıtlamaktadır. Do- layısıyla şimdi sadece yüksek ve derin bir hacim olma özelliği gösteren bu temel duvarlarının üzerinde, vaktiyle Akdeniz ve Alanya manzarasına hakim ve tıpkı Konya Köşkü'ne benzer şekilde bir "cihannüma" (seyir köşkü)'nın yükseldiğini
hayal edebiliriz. Sur duvarından taşan bu mekana, geride tonozların üzerindeki teras katında~ girildiği muhakkaktır.
lleriki kazı çalışmaları, her yıl bir parçasını daha gün ışığına çıkarttığımız bu görkemli sarayın bütün gizemli yanlarını biraz daha anlamamızı sağ
layacaktır.
Küçük Buluntu/ar
Kazı çalışmaları sırasında ele geçirilen saraya ait zengin dekorasyon ör- nekleri, bir hayli çeşitlilik göstermektedir.
Bunlar arasında en yoğun grubu çini ve çini mozayıklar oluşturmaktadır.
Sıraltı tekniğindeki çini örnekleri, kare, sekiz köşeli yıldız ve haç form- ludur. Kare ve yıldız formlu çinilerde, insan, hayvan (Fot. 7) ve fantastik ya-
ratıklardan oluşan figür konularına yer verilirken, daha az sayıdaki örnekte ge- ometrik yazı ve bitkisel süslemeye (Fot. 8) rastlanmaktadır.
Sekiz köşeli yıldız formundaki çinilerden biri, Alaeddin Keykubad'ın adını ve Ünvaniarını vermesi bakımından özel bir öneme sahiptir. Bu örnek, sadece sarayın lçkale'de bulunduğunu göstermekle kalmıyor; aynı zamanda Selçuklu çini sanatında da ünik kalıyor. (Fot. 9)
Çiniler arasında yine dikkat çekici iki tür görülüyor ki, küçük boyutlu haç ve sekiz köşeli yıldız formundaki bu örneklerin en yakın benzerlerine Konya
Köşkü ile Akşehir'deki kimi Selçuklu eserlerinde rastlanmaktadır.
Bunlardan başka, lüster tekniğinde çiniler de ele geçirilmiştir.
Çini mozayıklar, bazen düz türkuaz sırlı, bazen de sıraltı tekniğindeki çini revhalardan kesilerek elde edilen geometrik parçalar halinde oldukça zengin bir
çeşitlilik gösterirle(.
Seramik buluntu az, fakat önemlidir. Sıgraffito, champleve, slip ve bazen de tek renk sırlı örnekler halinde ele geçen kullanma seramiklerinde kase ve
19
tabak formu yaygındır. Kadeh ve kandillere de rastlanmıştır.
Cam buluntu bir hayli fazla olmasına karşılık, bunlar çok fahrip olmuşlardır ve kesin bir fikir vermeleri zordur. Buna rağmen, bazı parçalardan anlıyoruz ki,
bunların büyük bir kısmı, çok zengin renkleriyle, adeta vitray gibi sarayın gör- kemli havasına çarpıcı boyutlar kazandıran pen~ere camları olmalıdırlar.
Buluntular arasında alçı parçalar, bir hayli heyecan vericidir. Çeşitli alçı buluntular arasında, yazılı
•
(Fot. 1 O) ve bitkisel (Fot. 11) süslemeli örnekler ol- duğu gibi, boyalı alçıla~a da rastlanmıştır (Fot. 12). Bildiğimiz kadarıyla, bu türboyalı alçı örnekleri Selçuklu sanatında yoktur.
Kazıların belki de en önemli buluntusu, sikke ve mühürler olmuştur. Bakır ve gümüş sikkelerin hemen hemen tamamı Alaedin Keykubad'a aittir. Aynı şe
kilde ihraç malların üzerine vurulduğunu düşündüğür:nüz kurşun mühürler de Keykubad'a ait olup, bunların benzerlerini Selçl:Jklu sanatında görmek mümkün
değildir.
Plan 1
21
Fat. 1
-~~ ~-··---~---~~-·~----~-r~---~--·--·--T--~
·'
Fot. 3
Fot. 4
23
Fot. 5
Fot. 6
Fot. 8
25
Fet. 9
Fet. 10
Fot.12
27