• Sonuç bulunamadı

TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİNDE ATABEGLİK

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİNDE ATABEGLİK"

Copied!
114
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK TARİHİ ANABİLİM DALI ORTA ÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI

TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİNDE ATABEGLİK

( YÜKSEK LİSANS TEZİ )

MUSTAFA ÖZMEN

İSTANBUL-2007

(2)

T.C

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ TÜRK TARİHİ ANABİLİM DALI ORTA ÇAĞ TARİHİ BİLİM DALI

TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİNDE ATABEGLİK

( YÜKSEK LİSANS TEZİ )

MUSTAFA ÖZMEN

Tez Danışmanı: YRD. DOÇ. DR. SADİ S. KUCUR

İSTANBUL-2007

(3)

İÇİNDEKİLER

ÖZET VI ABSTRACT VII

ÖNSÖZ VIII

KISALTMALAR X GİRİŞ

1. Konunun Tesbiti ve Önemi 1

2. Kaynaklar ve Araştırma Eserler 2

I. BÖLÜM

ATABEG TERİMİNİN ANLAMI, ORTAYA ÇIKIŞI VE DİĞER SELÇUKLU DEVLETLERİNDE ATABEGLİK

1. Atabeg Teriminin Anlamı ve Ortaya Çıkışı 7 2. Türkiye Selçuklu Devleti Hariç Selçuklu Devletlerinde Atabeglik 9

3. Orta Çağ Devletlerinde Atabeglik 11

II. BÖLÜM

TÜRKİYE SELÇUKLU ATABEGLERİNİN MENŞE’LERİ, TAYİNLERİ VE LALALIK

1. Ğulâm Sistemi ve Atabeglik 14

2. Atabeglerin Menşe’leri 16 3. Atabeglik ve Lalalık 28

4. Atabeglerin Tayini 30

(4)

III. BÖLÜM

TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİNDE ATABEGLİĞİN ÖZELLİKLERİ

1. Atabeglerin Görev ve Yetkileri 33

2. Atabeglerin Ünvanları 35

3. Atabeglerin Protokoldeki Yeri 39

4. Atabeglerin Gelirleri 41

5. Atabeglerin Görev Süreleri ve Akıbetleri 43 IV. BÖLÜM

TÜRKİYE SELÇUKLULARI ATABEGLERİNİN BİYOGRAFİLERİ

1. Humartaş es-Süleymanî 52

2. Bozmış 53 3. İl-Arslan 54

4. Tuğrul Arslan’ın Adı Bilinmeyen Atabegi 55

5. Belek 55

6. “Atapakos” (Süleyman) 55

7. Bedrüddin Atabeg Ebu Mansur Şâhenşâh Bin Arslan Doğmuş 58

8. Kamerüddin Lala 58

9. Yarınkuş 59

10. Esedüddin Ayaz 59

11. Bedrüddin Gevhertaş 60

12. Seyfüddin Ay-aba 60

13. Şemsüddin Erdemşah 61

14. Mübârizüddin Ertokuş 62

15. Şemsüddin Altun-aba 64

16. Cemâlüddin Ferruh Lala 66

17. Seyfüddin Sungur Lala 67

18. Mübârizüddin Armağanşah 68

19. Esedüddin Ruzbe 68

20. Celâlüddin Karatay 71

21. Bahâüddin Tercüman 74

22. Âmid Sipehdârı Şemsüddin Altun-aba 75

23. Emir Bedrüddin Muslih Lala 76

24. Fahrüddin Arslan Doğmuş 77

25. Kadı Izzüddin 80

(5)

26. Mecdüddin Ebu’l-Hâmid Muhammed el-Hasan (Hüseyin) el-Erzincanî 81

27. Bahâüddin Rûzgerdî 84

28. Yavlak Arslan 85

29. Mecdüddin Muhammed Karahisarî 85

SONUÇ 87

BİBLİYOGRAFYA 89

EKLER 94

EK-1: Tablo 1 Tesbit Edilebilen Atabegler 95

EK-2: Tablo 2 Bâni Vezirler 97

EK-3: Tablo 3 Bâni Atabegler 98

EK-4: Atabeglik Fermanı (Anonim, Takârîru’l-Menâsıb)) 99 EK-5: Atabeglik Fermanının Osman Turan Tarafından Neşri

(Anonim, Takârîru’l-Menâsıb) 100 EK-6: Atabeglik Makamına Tayin Fermanının Türkçe Tercümesi

(Anonim, Takârîru’l-Menâsıb, Türkçe Tercümesi) 101

EK-7: Atabeglere Hitâb (Gunyetü’l-Kâtib) 103 EK-8: Atabeglere Hitâb (Kavâidu’r-Resâil) 104

(6)

ÖZET

Atabeglik, Türkiye Selçuklu Devleti teşkilâtı içerisinde vezâretten sonra en önemli memuriyettir. Görev ve yetkileri açısından bakıldığında da bu durum görülmektedir. Ayrıca atabegin protokoldeki yeri de bu görüşü doğrulamaktadır. Bu müessese devletin kuruluşundan yıkılışına kadar kesintisiz bir şekilde var olan bir kurumdur. Atabeglik hakkındaki genel kanaat, kurumun öneminin Moğol döneminde arttığı yönündedir. Fakat bu araştırmada atabeglik müessesesinin devletin kuruluşundan itibaren önemli görev ve yetkilere sahip olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bununla beraber bir diğer önemli husus da “lala” ıstılahının zaman zaman tek başına zaman zaman da “atabeg” ünvanı ile beraber kullanılmasıdır. Bu durumun temel nedeni Farsça “lala” kelimesi ile Türkçe “atabeg” kelimesinin eş anlamlı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle lala ünvanı ile anılan kişiler de konu içerisinde incelenmiştir. Lalalık, Türkiye Selçuklu Devletinde resmî bir memuriyeti ifade etmemektedir. Bu terim ancak Osmanlı imparatorluğu’nda bir memuriyet olma özelliği kazanmıştır.

Türkiye Selçuklularında sultan atabegi (atabeg-i mu‘azzam) ve melik atabegi (atabegü’l-melikî) olmak üzere iki ayrı atabeg bulunmaktadır ve bu iki memuriyetin görev alanları farklılık arzetmektedir. Yani sultan atabeglerinin çoğu melik (şehzade) mürebbîliği yapmamıştır ve yapması da gerekmemektedir. Ğulâm sistemi içerisinden yetişen ve devlet tecrübesi olan her emir bu göreve pekâlâ atanabilmektedir. Dolayısı ile sultan atabegliği melik mürebbilîğinden farklı olarak merkezde önemli bir memuriyetdir. Bu açıdan bakıldığında merkezdeki atabeglerin, atabeg teriminin ifade ettiği anlamın tamamıyla dışında kalan bir görev alanı olduğu görülecektir. Melik atabegleri ise bilindiği üzere sancaklarda meliklerin yetiştirilmesine memur edilen kişilerdir. Türkiye Selçuklu Devleti tarihi incelendiğinde her iki anlamda atabeglik müessesinin çok önemli bir tarihi role haiz olduğu görülmektedir.

(7)

ABSTRACT

The institution of atabeg in Anatolian Seljuks was the second important official position of the State’s general organisation after the institution of viziers. The situation is the same as for atabegs responsibilities and authority. Atabeg’s special position in state protocol is a main indicator of his importance. This institution had been a continuation from the beginning to the fall of the state. According to the main commentators of this subject, during the period of Mongol oppression, the importance of Atabeg was more clear than the other periods. However, our studies indicate that the institution of atabeg had already been important responsibilities and authority at the beginning of the state. Moreover there is one another important point that sometimes the term of lala had been used alone and sometimes with the title of atabeg. The main reason of this situation is the word of lala in Persian was the synonym of the word of Atabeg in Turkish. Thus, the people that used the title of lala is also one of the main subjects of this thesis. Until the Ottoman period, the title of lala had never been an official position among Turkic state organisations.

There are two kinds of atabeg in Anatolian Seljuks was called by atabeg of sultan (atabeg-i a’zam) and atabeg of malik (atabeg al-malikî). The Atabeg who was together with the sultan in the center of the state had not been assigned as a tutor (murebbî) of the shahzades (melik). Because of this, they had a very different position than the other atabegs.

Every emir but only who was growth in ghulam system and had an experience of statesmanship could be appointed to this important official position. As for melik atabegs, they would been appointed as the tutors of shahzades in sanjaks.

(8)

ÖNSÖZ

Türkiye Selçuklu Devleti hakkında yayınlanan birçok araştırma bulunmakla beraber bunların büyük kısmı siyasi tarih, mimarî ve sanat tarihi ile ilgilidir. Müstakil teşkilât tarihi çalışmaları ise az miktarda olup, siyasî tarih çalışmalarının sonunda bulunan teşkilât tarihleri ise yetersizdir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yazdığı Osmanlı Devlet Teşkilâtına Medhal isimli eser hâlâ Tükiye Selçuklu Devlet teşkilâtı için de başvuru kaynağı olma özelliğini taşımaktadır. Yeterli çalışmalar yapıldığı takdirde gerek Türkiye Selçuklu Devleti, gerekse Osmanlı İmparatorluğu devlet yapısının daha iyi anlaşılabileceği kanaatindeyiz.

Tezde mevcut kaynaklardan hareketle atabeglik müessesesi farklı açılardan ele alınarak devlet yapısındaki yeri ve önemi incelenmiş, kesin çizgilerle olmasa da müessesenin özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Aydın Taneri’nin “Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda Vezîrlik” isimli çalışması metod açısından bizim için önemli bir örnek olmuştur. Eldeki malzeme nisbetinde müesseseyi dört ana başlık altında inceledik. Birinci bölümde atabeg kelimesinin anlamı, müesesenin Büyük Selçuklu ve diğer devletlerdeki durumları incelenmiştir. İkinci bölümde ise Türkiye Selçuklu Devleti’nde atabeglerin nasıl yetiştirildiği, menşe’leri, eğitimleri ve tayinleri gibi hususlar ele alınmıştır. Bununla beraber konunun önemli bir sorunu olan atabeglik ve lalalık ele alınmıştır. Üçüncü bölümde atabegliğin müessese olarak görev ve yetkileri, devlet bürokrasisindeki yeri ve önemi ile mevcut verilerle gelirleri incelenmiştir. Ayrıca belirleyebildiğimiz ölçüde atabeglerin akıbetleri de bu bölümde ele alınmıştır. Son bölümde ise atabeglik makamına atanan devlet adamlarının biyografileri tesbit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızda transkripsiyon konusunda Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin kurallarına riayet ettik.

Bu araştırma boyunca benden desteğini esirgemeyen, gerek konu tesbiti gerekse kaynaklar noktasında bana yardımcı olan ve bütün hatalarımı büyük bir sabırla düzelten tez danışmanım Yrd. Doç. Dr. Sadi S. Kucur’a teşekkür ederim.

(9)

Atabeglik fermanının yazma nushadaki kopyasını veren ve fermanın tercümesi konusunda yardımlarını esirgemeyen Yrd. Doç. Dr. Osman Gazi Özgüdenli’ye ve bu konuda yaptığı henüz yayınlanmamış makalesini istifademe sunan Yrd. Doç. Dr.

Emine Uyumaz’a da teşekkür ederim. Çalışmamın her noktasında büyük bir özveri ile bana yardım eden Gülseren Ceceli’ye, yine bu suretçe adetâ ikinci bir evim haline gelen İSAM Kütüphanesine ve çalışanlarına da teşekkür ederim.

Ayrıca Egemen Mızrak, Vahdettin İnce, Sedat Bıçak’a yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ederim. Bu çalışma esnasında benden maddi ve manevi hiçbir desteğini esirgemeyen babama ve tüm aile fertlerime ve yine bana her anlamda yardımcı olan eşim Yeliz Özmen’e de ayrıca teşekkür ederim.

(10)

KISALTMALAR

a.g.e. : Adı geçen eser.

a.g.m. : Adı geçen makale

AÜİF : Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi.

b. : Bin

bkz. : Bakınız.

DİA : Diyanet İslam Ansiklopedisi.

EI² : Encyclopedia of Islam. (2. Edisyon) Haz. : Hazırlayan.

İA : Milli Eğitim Bakanlığı İslam Ansiklopedisi.

nr. : Numara.

nşr. : Neşreden.

öl. : Ölüm tarihi.

s. : Sayfa

SBE : Sosyal Bilimler Enstitüsü trc. : Tercüme eden.

vr. : Varak.

yy. : Yüzyıl

(11)

GİRİŞ

1. Konunun Tesbiti ve Önemi

Yakın zamana kadar Selçuklu tarihçiliğinin daha çok siyasî tarih araştırmalarına ağırlık verdiği, devlet teşkilâtı ve müesseselerine ise yeteri derecede eğilmediği görülür.

Bu konuda müstakil monografiler çok azdır; siyasî tarih çalışmalarının sonundaki teşkilât tarihi bölümleri ise genellikle bilinenleri tekrar etmekten ibarettir. Teşkilat tarihi ile ilgili tatmin edici genel bir monografi de henüz yazılmamıştır. Hatta İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın bu dönemi de incelediği Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal 1adlı klasik eseri, aradan yıllar geçmesine rağmen birçok yönüyle hâlâ aşılabilmiş değildir. Ancak bununla birlikte son zamanlarda devlet teşkilatı ile ilgili bazı konular ayrı ayrı çalışılmaya başlanmıştır. Biz de bu nedenle hakkında müstakil bir araştırma yapılmamış bulunan atabeglik müessesesinin Türkiye Selçuklu Devletindeki durumunu araştırarak bu alana bir katkı sağlamak istedik.

Atabeglik, Selçuklu tarihi boyunca belirli bir alanda sabit kalmamış, zamanla ve değişen şartlar doğrultusunda farklı pozisyonlar üstlenmiştir. Büyük Selçuklu İmparatorluğundan Türkiye Selçuklu Devletine kadar olan süreçte atabeglik memuriyetinin görevi ve devlet teşkilatındaki yerinde değişikliklere rastlanır. Bu memuriyet Selçuklu devletlerinden başka birçok komşu devlette de görülmektedir.

Mesela Memlûk Devletinde atabegliğin fonksiyonu ve görev alanı değişikliğe uğramıştır.

Aslında eski Türklerde de mevcut olduğunu düşündüğümüz bu müessesenin Göktürklerden başlayarak, Memlûklere kadar bütünlük içerisinde, hatta hiç olmazsa

1 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilatına Medhal, Ankara 1988, 4. baskı.

(12)

bütün Selçuklularda incelenmesi, sistematik ve metodolojik açıdan daha sağlıklı olurdu.

Ancak süremizin kısıtlı, incelenmesi gereken coğrafyanın çok geniş ve kaynaklarının farklı olması gibi sebepler, konuyu Türkiye Selçuklu devleti ile sınırlamamıza neden olmuştur.2

Türkiye Selçuklu Devletinin komşuları olan Gürcü Krallığı, İznik Rum Devleti veya takipçisi olan Osmanlı İmparatorluğunda atabegliğin aynı adla veya değişerek mevcut olması da konunun önemini artırmaktadır. Bu nedenler bizi bu konu hakkında çalışmaya iten temel amiller olmuştur.

2. Kaynaklar ve Araştırma Eserler

Selçuklu devlet teşkilatı tarihini anlatan müstakil kaynak eserler mevcut değildir.

Bir istisna olarak Nizam’ül-Mülk’ün Siyaset-name’si akla geliyor ise de, aslında bu eserin Selçuklu devlet teşkilatını anlatmak maksadı ile yazılmadığı malumdur. Konuyla ilgili faydalanabileceğimiz eserler inşâ kitapları, münşeat mecmuaları, vekâyinameler, kitabeler ve vakfiyelerdir. Atabegligle ilgili müstakil bir araştırma eser de bulunmamaktadır.

a) Vakâyinameler

İbn-i Bibi, El-Evâmirü’l-Alâ’iyye fi’l-Umûri’l-Alâ’iyye; Türkiye Selçukluları Tarihi’nin en önemli kaynağıdır. Müellif eserini Moğollar adına Bağdat valiliği yapan ünlü devlet adamı Alâüddin Ata Melik Cüveynî’nin3 teşviki üzerine kaleme almıştır. İbn- i Bîbî’nin ailesi, I. Alâüddin Keykubâd döneminde saraya girmiştir. Babası tercümanlık ve münşîlik görevinde bulunmuştur. İbn-i Bîbî ölen babasının yerine darü’l-inşâ-yı saltanat veya dîvân-ı tuğra reisliğine atanmıştır.4 Dolayısı ile eser resmî tarih niteliğini taşımaktadır. Farsça yazılan eser Türkiye Selçukluları siyasî ve sosyal tarihi hakkında en güvenilir kaynak olma özelliğini taşımaktadır. Zira yazar I. Alâüddin Keykubâd döneminden II. Mesud dönemine kadar olan olayları bizzat müşahade etmiştir. Türkiye Selçuklularının 1192-1280 yılları arasındaki tarihi anlatılmaktadır. Kaynak bu özelliğine dikkat edilerek incelenmelidir. Eserin muhtasarı Nuri Gençosman, Feridun Nafiz Uzluk

2 Büyük Selçuklu İmparatorluğunda Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra, özellikle XII. Yüzyılın başlarında şehzade mürebbîleri olan bu kişiler nüfuzlarını kullanarak müstakil devletler kurmaya başladılar. İşte bu döneme “atabegler asrı” denildi. Bu durum atabeglik müessesesinin bir bütün olarak incelenmesinin ne kadar güç olduğunu ortaya koyan bir örnektir.

3 Ata Melik Cüveyni hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Alaaddin Ata Melik Cüveynî: Tarih-i Cihangûşa, trc. Mürsel Öztürk, Ankara, 1998, s. 2-3.

4 İbn-i Bîbî, El-Evâmirü’l-Ala’iyye fi’l-Umûri’l-Ala’iyye, trc. Mürsel Öztürk, I,I. baskı, Ankara, 1996, s. 3.

(13)

ve Mükrimin Halil Yinanç tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Ayrıca Adnan Sadık Erzi tarafından mufassalının bir kısmının tıpkıbasımı yayınlanmıştır. Biz Mürsel Öztürk’ün mufassal tercümesinden faydalandık ve atabeglerin çoğunu bu eserden tesbit ettik. Gerek onların siyasî faaliyetleri, gerekse biyografileri açısından mühim bilgiler içeren eser bu araştırmanın da en önemli kaynağıdır.

Kerimüddin Mahmud bin Aksarâyî, Müsâmeretü’l-Ahbar ve Müsayeretü’l-Ahyar;

eser, Emir Çoban’ın oğlu ve İlhanlılar’ın Anadolu valisi olan Timurtaş adına yazılmıştır.

Aksarâyî’nin Anadolu’da dîvân hizmetlerinde bulunan ve Moğol dönemi olaylarını müşahede eden bir müellif olması onun eserinin önemini arttırmaktadır. Dolayısı ile eser, İbn-i Bîbî’nin Selçuknâmesini tamamlar bir mahiyettedir. Eserinin bizi ilgilendiren kısmı dördüncü bölümüdür. Süslü ve edebî bir üslûpla Farsça yazılmıştır. Eserin neşrini Osman Turan yapmış, M. Nuri Gençosman5 ve Mürsel Öztürk6 tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir. Biz Mürsel Öztürk’ün tercümesini esas aldık. Bu eser özellikle Moğol dönemi Türkiye Selçuklu tarihini aydınlatması bakımından ve son dönem atabeglerin biyografilerinin hazırlanmasında çok faydalı olmuştur. Ayrıca atabegin protokoldeki yerini belirlememiz açısından bu eserde çok sarih örneklere rastlamaktayız. Bu eser de bir kalem sahibi7 tarafından yazıldığı için resmî tarih özelliğini taşımaktadır.

Anonim Selçuknâme; muhtasar bir Selçuknâme özelliği taşır. Eser 765 (1363) yılında Farsça kaleme alınmıştır. İbn-i Bîbî ve Aksarâyî’den sonra en erken dönem Selçuknâme olması açısından önemlidir. Türkçe tercümesi Feridun Nafiz Uzluk tarafından 1952 yılında yapılmıştır.8 Eserde tarihlerin açık bir şekilde verilmiş olması eserin bizim için önemini daha da arttırmaktadır.

Osmanlı döneminde yazılan Ahmed b. Mahmud’un Selçuknâme’si faydalandığımız diğer bir kaynaktır.9 Eser bizim için bazı orjinal bilgiler ihtiva etmektedir.10 Bu eserlerin yanında bir Memlûk kaynağı olan Baybars Tarihi; Sultan Baybars’ın Anadolu’ya yaptığı sefer nedeni ile Moğol dönemi Selçuklu tarihi açısından

5 Kerimüddin Mahmud b. Muhammed Aksarâyî, Müsameretü’l-Ahbar, haz. Feridun Nazif Uzluk, trc. M.

Nuri Gencosman, Ankara 1943.

6 Kerimüddin Mahmud b. Muhammed Aksarâyî, Müsameret ül ahbar ve Müsayeretü’l Ahyar, trc, Mürsel Öztürk, Ankara 2000.

7 Aksarâyî eserinde devletin resmî görevlisi olduğunu bu kelimelerle ifade etmiştir. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz.; Aksarâyî, a.g.e., s. 85.

8 Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi, III, trc. Feridun Nafiz Uzluk, Ankara 1952.

9 Ahmed b. Mahmud, Selçukname, haz. Erdoğan Merçil, I-II, İstanbul 1977.

10 Örneğin; diğer Selçuklu kaynaklarında adına rastlanmayan Atabeg Yarınkuş’tan bu kaynakta zikredilmektedir

(14)

önemli bilgiler ihtiva etmektedir.11 Bir erken dönem Türkiye Selçuklu tarihi kaynağı olan Süryani Mihail Vekayinamesi ise ilk atabegler bakımından önemlidir. Eserin 2. kısmı doktora tezi olarak Hrant D. Andreasyan tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.12 Yararlandığımız bir başka kaynak da Abû’l-Farac Barhebraeus’un Abû’l-Farac Tarihi olarak bilinen süryanice eseridir. Bu eser İngilizce tercümesinden Ömer Rıza Doğrul tarafından Türkçeye çevrilmiştir.13 İbn-i Bîbî’nin bir tekrarı gibi görünen fakat içeriğinde ondan farklı bazı bilgilerin olduğu bir diğer eser ise Câmiu’d-Düvel’dir. Bu eser yazarının adından dolayı daha çok Müneccimbaşı Tarihi olarak bilinmektedir. Arapça olan eser, umumi İslam tarihi ve Türk tarihi niteliğini taşımaktadır. Bu kaynak XVII.

yüzyılın sonlarında te’lif edilmiş, kısa zamanda önemi anlaşılarak Damat İbrahim Paşa’nın çabası ile Şâir Nedim’in başkanlığında bir heyet tarafından Sahâifü’l-Ahbâr adı ile Türkçeye tercüme edilmiştir. Eserin II. cildi Türkiye Selçuklu tarihi açısından önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Biz çalışmamızda Ali Öngül’ün tercümesini kullandık.14

Bizans kaynakları ise Türkiye Selçukluları tarihinin erken dönemi açısından önemlidir. Işın Demirkent’in tercüme ettiği kaynak eserlerden İonnes Kinnamos’un Historia15 ile Niketas Khonites’in Historia (İoannes ve Manuel Komnenos devirleri)16 adlı eserlerinden erken dönem teşkilat tarihi açısından istifade ettik.

b) İnşâ ve Münşeât Mecmuaları

İlim dünyasına Osman Turan tarafından tanıtılan Tekârîrü’l-Menâsıb isimli mecmuada bir atabeglik fermanı bulunmaktadır.17 Fermanın orjinaline Sayın Osman Gazi Özgüdenli sayesinde ulaştık.18 Ferman atabegin protokoldaki yeri hakkında önemli bilgiler vermekle beraber ona ayrılan bir tahsisat bulunduğuna dair malumât da vermektedir. Fermandaki bilgiler yeri geldikçe kullanılmıştır. Ferman metninin fotokopisi ve tercümesi ekler kısmında verilmiştir.

11 Rükneddin Baybars el-Mansuri en-Nasıri ed-Devadar Baybars, Zübdetü’l-Fikre fî Tarihi’l-Hicre, haz. D.

S. Richards, Beyrut, 1998; Melikü'z-Zahir Rükneddin el-Bundukdari Baybars, Baypars tarihi, II, trc. M. Şerefettin Yaltkaya, ttk, Ankara 2000.

12 Süryani Mihail, Süryani Patrik Mihail'in Vakainamesi,(2.kısım: 1042-1195), trc. Hrand D. Andreasyan, İstanbul Üniversitesi, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 1944.

13 Abû’l-Farac Barhebraeus Yuhanna İbnü'l-İbri, Abû’l-Farac Tarihi, trc. Ömer Rıza Doğrul, I-II, Ankara, 1999.

14 Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Câmiu’d-Düvel, yay. Ali Öngül, II, İzmir 2001, s. IX.

15 İonnes Kinnamos, İoannes Kinnamos’un Historiası (1118-1176), haz. Işın Demirkent, Ankara 2001.

16 Niketas Khonites, Historıa (İoannes ve Manuel Komnenos Devirleri), trc. Fikret Işıltan, Ankara 1995.

17 Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, Ankara 1988.

18 Bu metni Osman Turan’ın neşri ve orijinal yazmasını mukayese ederek kullandık.

(15)

Hasan b. Abdülmü'min Hoyi’nin Gunyetü'l-Kâtib ve Munyetü't-Tâlib ile Rusumü’r-Resâil ve Nücûmü’l-Fazâ’il isimli inşâ kitapları atabeglerin protokol açısından yerlerini ve ünvanlarını belirlememizde en önemli kaynaklar olmuştur.19 Bu eserlerin neşirlerini orjinalleri ile karşılaştırarak kullandık.20 Ayrıca mecmuanın ilgili kısımlarının fotoğrafları ve tercümeleri eklerde yayınladık.

c) Vakfiyeler, Kitâbeler ve Türbeler

Türkiye Selçuklularında hemen hemen bütün atabeglerin yaptırdıkları vakıflara veya onlara ait türbelere rastlanmaktadır. Atabeglere ait türbe ve vakıfların ekler bölümünde listesi verilmiştir. Kitâbeler konusunda yapılan ilk araştırma Uzunçarşılı’nın Kitâbeler isimli eseridir..21 Kezâ İbrahim Hakkı Konyalı’nın Abideleri ve Kitâbeleri ile Konya adlı eseri de bu hususta geniş çaplı bir araştırma olup sık sık başvurduğumuz kaynaklar arasındadır.22 Yine aynı müellifimizin çeşitli yerel tarih çalışmalarından da istifade ettik. Bunun yanında diğer kitâbe incelemesi yapan araştırma eserlere de zaman zaman başvurulmuştur.

d) Araştırma Eserler

Büyük Selçuklu İmparatorluğunda Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra, özellikle XII. Yüzyılın başlarında nüfuzlarını kullanarak müstakil devletler kurdular. İşte bu döneme “atabegler asrı” denildi. Bu dönemi inceleyen eserler de müessesenin tarihi açısından önemlidir. Müstakil olarak bu dönemi inceleyen çalışmalar I. Bölümde yararlandığımız araştırma eserlerdendir.

Erdoğan Merçil’in Fars Atabegleri (Salgurlular) isimli eseri, atabeglerin devlet olarak ortaya çıkması ve yine devlet teşkilatı içerisinde bu kurumun olması açısından önemlidir.23 Coşkun Alptekin’in The Reign of Zangi (521-541/1127-1146)24 ve Dimaşk Atabegliği (Tog-teginliler) isimli eserleri de siyasî bir monografi olmasının yanında bu

19 Hasan b. Abdülmü'min Hoyî, Gunyetü'l-Kâtib ve Munyetü't-Tâlib; Rusumü’r-Resâil ve Nücumü’l-Fazâ’il ,yay. Adnan Sadık Erzi, Ankara,1963.

20 Hasan b. Abdülmü'min Hoyî, Gunyetü'l-Kâtib ve Munyetü't-Tâlib; Rusûmü’r-Resâil ve Nücumü’l- Fazâ’il, Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Nr: 5406.

21 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Türk tarihi vesikalarında İkinci Kitap, Afyon Karahisar, Sandıklı, Bolvadin, Çay, İsaklı, Manisa, Birgi, Muğla, Milas, Peçin, Denizli, Isparta, Atabey ve Eğirdir’deki KİTABELER ve Sahip, Saruhan, Aydın, Menteşe, İnanç, Hamit Oğulları hakkında malûmat, İstanbul, 1929.

22 İbrahim Hakkı Konyalı, Abideleri ve Kitâbeleri ile Konya Tarihi, Konya 1964.

23 Erdoğan Merçil, Fars Atabegler : Salgurlular, Ankara 1975.

24 Coşkun Alptekin, The Reign of Zangi, Erzurum 1978.

(16)

konuda önemli araştırma eserlerindendir.25 Yine bölgede Selçukluların tamamlayıcısı olarak karşımıza çıkan, Musul Atabegliğine bağlı olarak gelişen Erbil Begliği26 Gülay Öğün Bezer tarafından kaleme alınmış mühim eserlerden biridir.27

Hüseyin Alyari’nin Azerbaycan Atabegleri İl-deniz Oğulları isimli doktora tezi,28 Z. M. Bunyadov’un Azerbaycan Atabegleri Dövleti adlı eseri,29 Hüseyin Ali al- Dakuki tarafından yapılan Kuzey Irak’ta Atabegler Hakimiyeti isimli doktora tezi,30 Murat Öztürk’ün Irak Selçuklu Atabegleri isimli yüksek lisans tezi31 Türkiye Selçukluları dışındaki Selçukluları dışındaki Selçuklu ve onun uzantısı olan devletlerde atabeglik ve atabegler hakkında yapılan araştırmalardır. Bunlardan I. Bölümde yararlandık.

Türkiye Selçuklu Devleti teşkilat tarihi ile alâkalı müstakil eserler yok denecek kadar azdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal isimli klasik eserinin Türkiye Selçuklu Devleti ile alâkalı bölümleri hâlâ aşılamamıştır. Eserde atabeglik hakkında verilen bilgiler bizim için çok mühim olmakla birlikte müessese kitabın amacı gereği bütün yönleri ile incelenememiştir. Refik Turan’ın Türkiye Selçukluları’nda Vezirlik Müessesesi isimli doktora tezi 32 ve Türkiye Selçuklularında Hükûmet Mekanizması: Vezir ve Dîvân 33 adlı kitabı bu alanda son yıllarda yapılan araştırmalardan ise de atabeglik müessesesi hakkında yeterli bilgiler içermemektedir. Emine Uyumaz’ın Türkiye Selçuklularında Atabeglik Müessesesi isimli yayınlanmamış bir makalesi ise bu alanda yapılan müstakil bir araştırmadır. 34

25 Coşkun Alptekin, Dımaşk Atabegliği (Tog-Teginliler), İstanbul 1985.

26 Erbil Begliği’nin kurucusu olan Ali Küçük’ün Mücahidüddin Kaymaz’ı oğullarına atabeg olarak ataması nedeni ile bu devlet Erbil Atabegliği olarak da adlandırılmaktadır (Gülay Öğün Bezer, Begteginliler,

İstanbul 2000, s. X.).

27 Gülay Öğün Bezer, a.g.e, s.11.

28 Hüseyin Alyari, Azerbaycan Atabegleri İl-deniz Oğulları (1146-1225), İstanbul 1966. Doktora tezinden ayrı basım.

29 Z.M. Bunyadov, Azerbaycan Atabegleri Dövleti, 1136-1225, Azerbaycan Sovyet Akademisi, Bakü 1983.

30 Hüseyin al-Dakuki, Kuzey Irak’ta Atabegler Hakimiyeti, İstanbul Üniversitesi Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 1975.

31 Murat Öztürk, Irak Selçuklu Atabegleri, İstanbul Üniversitesi SBE, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2004.

32 Refik Turan, Türkiye Selçukluları’nda Vezirlik Müessesesi, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1983.

33 Refik Turan, Türkiye Selçuklularında Hükûmet Mekanizması: Vezir ve Dîvân, Ankara 1995.

34Emine Uyumaz, Türkiye Selçuklularında Atabeglik Müessesesi (yayınlanmamış makale). Tez konusunu çalışırken bu konuda Emine Uyumaz’ın bu araştırmasından haberimiz oldu. Ancak bu çalışma makale formatında yazıldığı için müessesesinin bazı problemleri açıklığa kavuşmuş değildir ve bu araştırmada tesbit ettiğimiz bazı atabegler de mevcut değildir.

(17)

I. BÖLÜM

ATABEG TERİMİNİN ANLAMI, ORTAYA ÇIKIŞI VE DİĞER SELÇUKLU DEVLETLERİNDE ATABEGLİK

1. Atabeg Teriminin Anlamı ve Ortaya Çıkışı

Atabeg şehzadeleri eğitip yetiştirmekle görevli olan tecrübeli devlet adamlarına verilen bir ünvandır. Bu ünvan, ata ve beg kelimelerinden oluşan Türkçe bir ıstılahtır.

Bilindiği üzere ata kelimesi baba, dede, ced anlamında kullanılmaktadır.35 Eski Türklerde halk içinde itibar ve kudsiyet kazanmış kişilere verilen bir ünvandır. İslamiyetten sonra da benzer kullanımları ile devam etmiştir. Atabeg ünvanına ise ilk defa Büyük Selçuklu İmparatorluğunda rastlamaktayız.36

Selçukluların çağdaşı müslüman Türk devletlerinde atabeg ünvanına rastlamamaktayız. Karahanlılarda ve Gaznelilerde böyle bir memuriyetin mevcudiyeti hakkında bir bilgimiz yoktur. Ayrıca daha geriye gittiğimizde Oğuzlarda da atabeglerle karşılaşmıyoruz.37 Karahanlılar sülalesi ve bilhassa bunların doğu şubesi için kaynakların azlığı bilgisizliğe sebep olmakta isede, Gazneliler hakkında yeterli derecede malûmatımız olduğundan, onlarda bu müessesenin bulunmadığını söyleyebiliriz. Gazneli Devleti Türk memlûkleri tarafından kurulan, Sâmâni idârî teşkilatı ananelerine dayanan bir devlet olduğundan, bu devlette Türk idare ve siyaset ananelerinin, Karahanlılarda yahut Selçuklularda olduğu derecede kuvvetli ve açık bir şekilde bulunmaması kolayca

35 Ata kelimesinin anlamı için ayrıca bkz. Fuad Köprülü, “Ata”, İA, I, s. 711-712.

36 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e., s. 47; Fuad Köprülü, a.g.m., s. 712; Coşkun Alptekin, “Atabeg”, DİA, IV, s. 38; Claude Cahen, “Atabak”, Encyclopaedia of Iranica, II, s. 878; Claude Cahen, “Atabak”, Encyclopaedia of Islam (2. edisyon), I, s. 731-732.

37 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 712; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 38.

(18)

anlaşılır. Oğuz ananelerine sadık büyük boylara dayanarak bir imparatorluk kuran Selçuklulara, atabeglik müessesesinin İslâm öncesi Türk devletlerinden intikal ettiği yahut eski devirlerden kalan bir ananeyi bu suretle devam ettirmiş olabilecekleri ihtimali önemle düşünülebilir. Aksi takdirde bu müessese Büyük Selçukluların ilk dönemlerinden itibaren kendi kendine ve birden ortaya çıkan bir müessese olarak kabul edilmesi gerekmektedir.38

Türklere ait en eski yazılı metin olan Orhun abidelerini inceleyen Rus tarihçi Kozmin abidenin yazarı olan Yolluğ Tigin’in kendisi için kullandığı “Kültigin’in atısı”

lâkabının atabeg ıstılahı ile aynı anlama geldiğini iddia etmektedir. Orhun abideleri üzerinde önemli araştırmalar yapan Radloff, Thomsen ve Melioranskiy gibi Türkologlar atı kelimesinin hanedan üyeleri arasında yakınlığı ifade eden bir anlama geldiği hususunda hem fikirdirler. Radloff’un tesbitine göre bu kelime yukarıdan aşağıya doğru inen bir akrabalık zincirinin ifadesidir ki; bu takdirde kastedilen kişi Bilge ve Kül Tigin’in üçüncü kardeşi olması gerekmektedir ama böyle bir zat mevcut değildir.

Melioranskiy ise akrabası demekle yetinerek kelimenin tam ve açık bir şekilde anlamını vermekten kaçınmıştır. Thomsen ise tamamen Radloff’a iştirak ederek kelimenin yeğen, kuzen veya sonradan evlatlık olarak alınan bir kardeş dahî olabileceğini ifade etmiştir.

Abidelerin daha sonraki tercümelerinde kelimenin tam manasını çözebildiklerinden emin olamayan Radloff ve Thomsen atı (veya ata) kelimesinin yanına bir soru işareti koyarak iddialarının kesin olmadığı hususunu belirtmişlerdir. Bütün bu iddialarla beraber kitâbeyi tertib eden, hazırlayan ve çeşitli yerlerinde künyesine rastladığımız Yolluğ Tigin’in yaşlı biri olduğu anlaşılmaktadır. Küçük kardeş, yeğen veya kız kardeş çocuklarından birisinin bu ünvanla kitâbenin muharriri olması, ihtiyatla karşılanması gereken bir husustur. Daha sonraki taht değişiklikleri bize Yolluğ Tigin’in hanedan üyesi olduğuna dair bir intiba meydana getirmemektedir. 39

Kafkasya topluluklarında aile hayatı hususunda araştırmalar yapan bazı tarihçiler bazı Türk boylarının, çocuklarını daha küçük yaşta iken yabancı bir ailenin yanına terbiye ettirmek amacıyla gönderdiğini ve bu ailenin reisine de “atalık” adı verildiğini belirtmektedirler. Osset ve Çerkezler gibi bazı kavimlerin de Türklerin bu adetini uyguladıkları ve tıpkı Türkler gibi bu atalık ismini verdikleri görülüyor. Kırım

38 Fuat Köprülü, a.g.m., s. 713.

39 N. N. Kozmin, “Orhun Âbideleri Muharriri Atısı Lakaplı Yollığ-Tigin”, trc. Ahmet Caferoğlu, Ülkü, X/53 (Ankara, 1937) , s. 353-355.

(19)

hanlarının ise bu ananeyi yaşattıkları ve şehzadeleri için uyguladıkları bilinmemektedir.

40

Ayrıca geç bir dönem olmasına rağmen atabeglik müessesesinin etki alanını ifade etmek amacıyla şu bilgiyi burada ifade etmek yerinde olacaktır; İlhanlı veziri Reşîdüddin Fazlullah’ın XIV. yüzyılın başlarında Tebriz’in kuzey doğusunda, Sohrab’da yaptırdığı Rab-ı Reşîdî adını verdiği külliye içinde de bir yetimhaneye rastlanmaktadır.

Yetimhanenin vakfiyesine göre yetimlere bakan görevliye atabeg denilmektedir.41 Bu görevli bize Türklerdeki atalık müessesesini hatırlatmaktadır. Atabeg ünvanlı bu görevlide bir takım vasıflar aranmaktadır.42

Selçuklu mirası üzerinde İran’da kurulan İlhanlılar’da bu ünvanın yetimhane görevlisi için kullanılması, bu müessenin farklı bir alanda da olsa etkisini devam ettirdiği söylenebilir.

2. Türkiye Selçuklu Devleti Hariç Selçuklu Devletlerinde Atabeglik

Atabeglik ünvanının ilk defa Büyük Selçuklu İmparatorluğunda görüldüğünü söylemiştik. Bu ünvanı taşıyan ilk kişi de meşhur Selçuklu veziri43 Nizamülmülk’tür.44 Daha sonra bu müessese bütün Selçuklu devletlerinde ve komşu devletlerde de görülmektedir. Hatta komşu devletlerden Hıristiyan Gürcü ve İznik Rum devletlerinde dahî bu müesseseye rastlanmaktadır.

Kirman Selçuklularında atabeglik müessesesi şehzade mürebbîliğinden sultan atabegliğine dönüşmüştür ve babadan oğula geçen bir memuriyet halini almıştır.

Bozkuş’un yerine daha sonra oğlu Kutbüddin Muhammed geçmiştir. Kutbüddin’e aynı zamanda dadbeglik ve şahnelik görevleri de yüklenmiştir. Yine Kirman Selçukluları

40 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 714; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 38.

41 Osman G. Özgüdenli, “XIV. Yüzyıl başlarında Tebriz’de İki Yetimhane”, Savaş Çocukları Öksüzler ve Yetimler, Editör: Emine Gürsoy Naskali, İstanbul 2003, s. 160-178. Moğol istilasının ardından ağır bir tahribata uğrayan İran coğrafyasında bilhassa tahta Gazan Han’ın geçmesiyle İlhanlı ülkesinde imar ve bayındırlık faaliyetlerine hız verildi. Bunlardan biri de Gazan Han’ın yaptırdığı içinde öksüz ve yetimlerin barındığı büyük bir külliyedir (a.g.m., s. 160-178).

42 Bu kişiler yaşlı, tecrübeli, güvenilir, şefkatli ve evli olmalıdırlar. Okuma-yazma öğrenecekleri mektebe götürmek, banyo yaptırmak, elbiselerini giydirmek ve çamaşırlarını yıkamak atabegin görevleri arasındaydı. O çocuklarla birlikte mektepte hazır bulunur, onların yaramazlık yapmasını engellerdi.

Mektep çıkışında ise ellerinden tutarak yetimhaneye götürürdü. Çocukların iaşesi mütevellî heyeti tarafından ona teslim edilirdi. Ayrıca mütevellî heyeti atabegi devamlı kontrol ederdi (Osman G.

Özgüdenli, a.g.m, s.179).

43 Büyük Selçuklularda vezirlik için bkz. Aydın Taneri, “Büyük Selçuklularda Vezaret” Tarih Araştırmaları Dergisi, VIII (Ankara 1967), s. 75-189.

44 İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Tarih, trc. Abdülkerim Özaydın, X, İstanbul 1987, s. 83.

(20)

döneminde müessese için lalabegi ünvanı da kullanılmaktadır. Kirman Selçuklularında atabegin çok geniş görev ve yetkilerinin olduğu ve ona bağlı bir dîvânın bulunduğu müşahade edilmektedir.45

Suriye Selçuklu Devleti’nde atabeglik memuriyetinin nüfuzu Tâcüddevle Tutuş’un ölümüyle hissedilmeye başlamıştır. Onun ölümünden sonra Vezir Ebu’l-Kasım Selçuklu hanedanına karşı düşmanca tutumu tehlikeli bir boyuta ulaşınca, Melik Rıdvan’ın atabegi Cenâhüddevle Hüseyin tarafından tutuklanarak hapsedildi. Bu olaydan sonra Melik Rıdvan atabeginin yardımıyla tahta geçmiştir (Rebîulevvel 488/Nisan 1095).

Ayrıca atabeg sultanın annesi ile evlenerek nüfuzunu arttırmıştır. Bu olaylardan da anlaşılacağı üzere atabeglik müessesesi karakterini Suriye Selçuklu Devletinde de korumuştur.46

Büyük Selçukluların vassali Hârezmşahlar Devletinde de bu müessese mevcuttur. İl-Arslan taht mücadelesinde kardeşi Süleymanşah’ı tevkif ettirmiş, atabegi Oğul-beg’i ise öldürmüştür.47 Bu bize atabegin durumunun Hârezmşahlarda da değişmediğini göstermektedir. Ayrıca onlarda atabeglere “ulug lala” da denilirdi.48

Irak Selçuklularında ise atabeglik müessesesi mahiyet değiştirmiştir. Irak Selçuklu hükümdarı Arslanşah Mahmud’un oğlu Alp Arslan’ın atabegi olan Imâdüddin Zengî daha sonra devletin içinde bulunduğu buhrandan faydalanarak bağımsız hareket etmeye başladı. Kendisine iktâ edilen Musul’da Zengî, yani Musul Atabegleri Devletini kurdu.49 Bu duruma diğer bir örnek de Sultan Arslanşah ve III. Tuğrul döneminde yaşanmıştır. Muhammed İldeniz’in nüfuzunun artması ile atabeglik, babadan oğula geçen bir memuriyet halini almıştır. Müstakil bir hükümdar gibi hareket etmeye başlayan Pehlivan ailesi daha sonra İldenizliler adı ile Azerbaycan bölgesinde devletlerini kurmuşlardır.50

Büyük Selçuklu Devletinden doğan Kirman, Suriye, Irak Selçuklu devletlerinde bu memuriyetin ortak bir hususiyeti dikkatimizi çekmektedir. Bu devletlerin inhitata uğradığı dönemlerden itibaren sultan atabegliği müessesesi ihdas edilmiştir. Hatta bu

45 Erdoğan Merçil, Kirmân Selçukluları, Ankara 1989, s. 155-157.

46 Ali Sevim, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, Ankara 1983, s. 162-163.

47 İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 2000, s. 73.

48 Fuad Köprülü, “Atabeg”, İA, I, s. 714.

49 Coşkun Alptekin, “Atabeg ”, DİA, IV, s. 38

50 Ravendi, Râhat-üs-Sudur ve Âyet-üs-Sürur, terc. Ahmed Ateş, II, Ankara 1999, s. 268-344.

(21)

atabegler umumiyetle atabeg-i a‘zam ünvanını taşımakta idi.51 Büyük Selçuklularda atabegler ya eski nüfuzlu Oğuz beyleri arasından ya da sultanın güvenini kazanmış, yüksek rütbeli ve önemli askerî başarılar göstermiş kişiler arasından seçilirdi.52 Aynı durum Kirman ve Irak Selçuklularında da görülmektedir. Atabeglerin asker menşeli olmalarının onların kolay nüfuz kazanmasına ve müstakil hareket edebilmelerine neden olduğu söylenebilir.

Daha önce belirttiğimiz gibi atabegler, sultanın tecrübeli ğulâmları arasından seçilmektedir. Ayrıca askerî tecrübe bu memuriyette önemli bir liyakat özelliği olarak gözümüze öne çıkmaktadır. Bununla beraber Selçuklulardaki diğer memuriyetlerde görüldüğü gibi atabeg ünvanını taşımayan kişilerin de şehzade mürebbiliği yaptığını görüyoruz.53 Aynı zamanda atabeg ünvanı taşıyan birçok emirin de görevleri dışında olan pek çok işi mevkilerinin nüfuzundan faydalanarak yapabilmekte ve güçlerini bu sayede arttırmaktadırlar. Türkiye Selçuklularında devlet adamlarının görev ve yetkilerini belirlemek oldukça zordur, çünkü ğulâm sisteminde devlet adamının görev ve yetkilerini onun sultanla olan ilişkisi belirlemekte idi. Yani görevler çoğu zaman güven esasına dayalı olarak verilmekte idi.54

Özellikle Irak ve Suriye Selçuklu atabegleri arasında, elde ettikleri nüfuzdan istifade ile devlet kuranlar oldu. Bu atabeglerin kurdukları devletlerden en meşhurları:

Dımaşk Atabegliği (Toğtiginliler), Zengiler (Musul Atabegliği), İldenizliler, Salgurlular, Begtiginliler (Erbil Begliği)'dir. Meselâ Irak Selçukluların Fars hakimi Melikşah’ın atabegi olan Muzafferüddin Sungur, 1148-1286 yılları arasında İran’ın Fars bölgesinde hüküm süren Salgur Atabegliğini kurdu. Salgurlular önce Selçuklular’a, daha sonra Hârezmşahlar ve Moğollar’a tâbi oldular. Fars Atabegleri Moğol hakimiyetine girene kadar varlıklarını devam ettirdiler.55

51 Irak Selçuklularında Muhammed Pehlivan, Türkiye Selçuklularında Celâlüddin Karatay gibi atabegler bu ünvanı taşıyanlar arasındaki en önemli örneklerdir.

52 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 712; Uzunçarşılı, a.g.e., s. 47; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 38.

53 Aksarayî, III. Gıyasüddin Keyhüsrev’e Pervâne Muinüddin’in çok iyi bir eğitim verdiğine ve onun eğitimi ile ilgili olarak dönemin en mükemmel bilginlerinden Kadı Nurüddin Yenbu‘i’yi tayin ettiğini nakletmektedir. Fakat ne Pervâne ne de Kadı Nurüddin Yenbu‘i atabeg ünvanını taşımamaktadır.

Aksarayi, a.g.e, s. 66.

54 Sadi S. Kucur, “Nizâmü’l-Mülk’ün Siyâsetnâmesine Selçuklu Devlet Teşkilâtı Açısından Bir Bakış, Emîr-i Hares ve Emîr-i Dâd Örneği”, Türklük Araştırmaları Dergisi, İstanbul 2002., s. 67-68; Aynı yazar, “Vekîl-i Hâsslık ve Selçuklu Saraylarında Üstâdü’d-Dârlık ,Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, 14, İstanbul 2006, s. 9-10; Aynı Yazar, “Nâib-i Saltanat”, DİA,XXXII, s. 313-314.

55 Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 39.

(22)

3. Diğer Orta Çağ Devletlerinde Atabeglik

Atabeglik müessesesi, Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile onun vassal devletlerinde müşahade ettiğimiz bir kurum olmakla beraber dönemin bazı komşu devlet teşkilatında da yer aldığı görülür.

Selçuklu devlet geleneğini devam ettiren Eyyübîler’de de atabeglik müessesesine rastlanır. Salâhüddin Eyyûbî’nin oğlu el-Melikü’l-Fâzıl Ali, el-Melikü’l- Mansur Muhammed b. Aziz’in atabegi idi. Atabeglik Yemen Eyyubîleri tarafından da askerî bir vazife ve ünvan olarak kullanılmıştır. Sonraları Eyyubîlerde ayrıca askerî bir memuriyet olan atabeg-i cüyûş müessesesi ortaya çıkmıştır. Aynı durumu Memlûklülerde de görmekteyiz Memlûkler zamanında atabeglik saltanat nâibliğinden sonra devletin en yüksek ve nüfuzlu makamı olarak varlığını sürdürmüştür.56

Gürcü kraliçesi Thamara’nın protokol itibariyle vezirden sonra gelen atabeglik müessesesini ihdas etmesi, İznik Rum Devletinde “beg” ünvanlı bir Türk lalanın bulunması bu Türk müessesesinin Ortaçağ Hıristiyan devletleri tarafındanda benimsendiğini göstermektedir.57

İlhanlılarda da bu müessese vardır. Olcaytu, oğlu Ebu Said’e Emir Sevinç’i atabeg tayin etmişti.58 Fakat atabegliğin zamanla, İlhanlı ve Altınorda devletlerinde beylerbeği ünvanının tesiri altında kalarak “emirlerin babası” anlamında kullanıldığını görüyoruz.59

Timur devletinde Sultan Hüseyin Baykara’nın oğlu Bedîüzzaman Mirza’nın, Emir Şeyh Ali Togay’ın atalığı olduğunu biliyoruz. Hindistan’da Tarhan kabilesine mensub Tarhan emirleri ve sultanları arasında bu anane yine atalık ismi altında mevcuttu.

Babürlerin meşhur emirlerinden Bayram Han, hân-ı hânân (hanlar hanı) ünvanı ile beraber han baba ünvanını da taşımaktaydı ki bunun da atalık veya atabegliğin muadili olduğu görülmektedir.60

Akkoyunlular ve Safeviler tarafından da bu müessese devam ettirilmiştir. Küçük yaştaki şehzadelerini ülkenin sınır vilayetlerinin idaresine tayin eden Şah İsmail o

56 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 715; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 39.

57 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 716-717; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 39.

58 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 716; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 39.

59 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 715; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 39.

60 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 717.

(23)

bölgenin tecrübeli ve büyük kumandanlarını nâib ve mürebbî sıfatıyla ve lala ünvanıyla onların yanında görevlendiriyordu.61

İran’ı yöneten son Türk hanedanı olan Kaçarlar’da dahî atabeglik veya lalalık müessesesine rastlanmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğunda ise atabeglik müessesesinin yerini lalalık almış, sancaklara tayin edilen şehzadelerin yanına tecrübeli devlet adamları verilerek bu memuriyet önemini devam ettirmiş, ancak sancağa çıkma adeti kaldırıldıktan sonra memuriyet de ortadan kalkmıştır.

Atabeglik müessesesi XV. yüzyıldan sonra eski önemini kaybetmiştir. Bu dönemde onun yerine daha çok lala tabiri tercih edilmiştir. Ayrıca müessesenin mahiyeti değişmiş ve önemi azalmıştır. Lalalık siyasî bir görevden ziyade şehzade öğretmeni niteliğini almıştır.

Devlet idaresinin istikrarlı olduğu zamanlarda faydalı olan atabegler, aynı zamanda şehzadenin yönetme kabiliyetinin gelişmesi açısından da rehber olma konumundadırlar. Fakat merkezi otoritenin zafiyete uğradığı dönemlerde ise yönetimdeki boşluklardan istifade ile idarelerindeki vilayetlerde, şehzadeler adına değil kendi başlarına hareket etmişlerdir.

61 Fuad Köprülü, a.g.m., s. 716; Coşkun Alptekin, a.g.m., s. 39.

(24)

II. BÖLÜM

TÜRKİYE SELÇUKLU ATABEGLERİNİN MENŞE’LERİ, TAYİNLERİ VE LALALIK

1. Ğulâm Sistemi ve Atabeglik

Türkiye Selçuklularında atabeglik müessesesinin önemini ve kurumun işlevini tesbit etmek için öncelikle ğulâm sistemini bilmemiz gerekmektedir. Çünkü Türkiye Selçuklularında da atabegler diğer devlet adamları gibi ğulâm sistemi içerisinden gelmekteydi. Ğulâm, sözlük te erkek çocuk, delikanlı, âzat edilmiş köle anlamına gelmektedir. İslam devletleri idârî sisteminde ise ğulâm, sarayda, hükûmette ve orduda görev alan köle ve esirlerdir. Çeşitli şekillerde bu sisteme dahil edilen kişiler, girdikleri sarayda yükselerek çok önemli yerlere gelebilmektedirler. İslâm dünyasında ilk olarak Emevilerde görülen bu sistem, Osmanlı dahil birçok İslam devletinde tatbik edilmiştir.

Bilindiği üzere ğulâmlar; esir alma, satın alma, hediye, vergi karşılığı veya kaçakların gönüllü olarak din değiştirmesi gibi yollarla elde ediliyordu.62

Ğulâmların sisteme dahil olduktan sonra nasıl bir eğitime tabi tutuldukları hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Bu konu hakkında ki bilgileri Nizâmülmülk’ün Siyâset- nâme’sinde vermektedir. Fakat bu bilgileri aktaran Nizâmülmülk, teşkilatın Sâmâniler’deki durumu hakkında rivayetlerde bulunmaktadır. Şüphesiz ki Büyük Selçuklu İmparatorluğu ğulâm sistemini oluştururken Sâmânilerden etkilenmiştir. Bu yüzden bu bilgiler Selçuklu İmparatorluğu ğulâm sistemi hakkında büyük önem taşır.

Tabiatı ile Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun Anadolu’daki bir uzantısı olan Türkiye

62 Mustafa Zeki Terzi, “Gulâm ”, DİA, XIV, s. 178-183.

(25)

Selçukluları için de bu bilgiler önemlidir. Nizâmülmülk ğulâmın derecesinin hizmeti, mahareti ve liyâkati ölçüsünde arttığını belirtir. Ğulâm 7 yıllık bir eğitim süreci içerisinde her yıl bir derece elde etmekteydi. Her eğitim yılı sonunda farklı alâmetlerle ödüllendirilir, bu alametler de onun derecesini gösterirdi.63

Ğulâmların farklı çevrelerden tedarik edilip saraya getirilmesi ve burada istenilen şekilde eğitim ve terbiyeye tabi tutulması, onların devletin aslî unsuru olan Türkmenlerden daha sadık ve itaatkar olmasını sağlıyordu. İyi bir eğitim ile dirayetli bir yönetici ve asker haline gelen ğulâmın hayat gayesi efendisinin selameti ve saltanatının devamı idi. Şair bu durumu şu veciz ifade ile gayet sarih bir şekilde belirtir:

“Sâdık bir hizmetkâr yüz çocuktan daha iyidir;

İkinciler babaların ölümünü bekler, İlki ise uzun yaşamasını arzular”

Türkiye Selçuklularında ğulâm sistemi hakkında da bilgilerimiz çok azdır. İbn-i Bîbî devlet adamları arasındaki mücadele nedeniyle ğulâmhanelerden bahsetmektedir.

Ona göre vezirin sarayının çevresinde bulunan bu ğulâmhanelere (hücrelere) sıradan ve seçkin insanların girmesi mümkün değildir. Bu durum onların özel bir statüsünün olduğunu göstermektedir.64 Ğulâmlar burada “babalar” denen öğretmenler eşliğinde eğitime tabi tutulup yetiştirilmektedir.65 Büyük devlet adamlarının da ğulâmları vardır.66 Türkiye Selçuklularında sisteme Türklerde dahil edilmekle beraber ğulâmlar çoğunlukla Rum asıllıdırlar. Bunun yanında Ermeni ve az da olsa Gürcü asıllı ğulâmlara rastlanmaktadır.67

Daha önce belirttiğimiz gibi atabegler de ğulâm sistemi içerisinde yetişmiş devlet adamları arasından seçilirdi. Atabeglerin ayrıca tâbi tutulduğu farklı bir eğitim yoktu. Ğulâm sistemi içerisinde yer alan, devletin çeşitli kademelerinde vazife yapmış, sultanın itimadını kazanmış, askerî ve idârî tecrübe sahibi her devlet adamı atabeg olabilirdi. Türkiye Selçuklu Devletinde atabeglik iki şekilde tezahür etmiştir. Bunlar;

sultan atabegliği ve melik atabegliğidir. I. Alâüddin Keykubâd’ın, oğlu Gıyâsüddin Keyhüsrev’e güvenilir ğulâmlarından Mubârizüddin Ertokuş’u ataması bunu

63 Nizâmü’l-Mülk, Siyâset-nâme, trc. Mehmet Altay Köymen, Ankara 1999, s. 74.

64 İbn-i Bîbî, a.g.e., I, s. 92.

65 Speros Vryonis, “Selçuklu Ğulâmı ve Osmanlı Devşirmesi”, Söğüt’den İstanbul’a Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, İstanbul 2000, s. 526.

66 Speros Vryonis, a.g.m., s. 518-537.

67 Speros Vryonis, a.g.m., s. 523; Erdoğan Merçil, “Gulâm”, DİA, XIV, s. 183.

(26)

göstermektedir. Ertokuş uzun yıllar Antalya valiliği yapmış yaşlı bir devlet adamıdır.68 Sultan atabegliği bir ğulâmın gelebileceği en yüksek mevkilerden biridir. Merkez teşkilâtı içerisinde vezirden sonra en yetkili kişi olan sultan atabeginin de aynı şartları taşıması gerekirdi.

Atabeg olan kişilerin ğulâm sistemi içerisinde hemen hemen en alt kademeden başlayarak pek çok mevkide vazife yaptıktan sonra bu göreve atandıkları görülmektedir.

Genel olarak birçoğunun hükümdarın çevresinde bulunan emirler arasından seçildiğini görmekteyiz. Bunun yanında atabegliğe atanan kişilerin bu görevden önceki vazifelerine baktığımızda camedârlık,69 çâşnigîrlik,70 saltanat nâibliği,71 üstadü’d-darlık,72 valilik, isfehsâlârlık(sipehsâlâr),73 tercümanlık, müstevfilik,74 kadılık ve beglerbegliği gibi vazifelerden sonra bu memuriyete atandıkları görülmektedir.

2. Atabeglerin Menşe’leri

Kaynaklarda rastladığımız ilk atabeg Humartaş es-Süleymanî’dir. Lâkabından da anlaşıldığı gibi o Süleymanşah’ın ğulâmıdır.75 Humartaş, atabegi olduğu I. Kılıç Arslan’ın doğu seferine katılmıştır. Kılıç Arslan onu Meyyâfârikîn’e vali olarak atamış ve orada bırakarak Musul’a hareket etmiştir (499/1106). Daha sonra bu şehir Ahlat hakimi Sökmen el- Kutbî tarafından bir aylık kuşatma sonucu Şevval 502 (Mayıs/Haziran

68 İbn-i Bîbî, a.g.e., I, s. 119.

69 Câmedar: Hükümdarın elbiselerini muhafaza eden kişiye câmedâr denilirdi. Atabeglik yapan câmedâr Esedüddin Ruzbe’dir (İbn-i Bîbî, II, s. 94). İsmail Hakkı Uzunçarşılı’ya göre câmedarlar ümerâdan olmayıp, onların vazifelerinin daha aşağı bir memuriyet olduğunu ifade etmektedir (Medhal, s. 84). Fakat İbn-i Bîbî Esedüddin Ruzbe’den bahsederken “Câmedar Emir, Esedüddin Ruzbeh” demektedir(İbn-i Bîbî, II, s. 94).

70 Emir Çaşnigir: Türkiye Selçuklu saraylarında çaşnigirlik sultanın sofrasından ve amirlerine de Emir-i Çaşnigir denmektedir. Çaşnigir iken atabegliğe getirilen devlet adamı Şemsüddin Altun-aba’dır (İbn-i Bîbî, II, s. 20.).

71 Saltanat Nâibliği: Hükümdar devlet merkezinden ayrıldığı zaman hükümet işlerine bakmakla görevli devlet adamıdır. Saltanat nâibliği yapan atabeg Celâlüddin Karatay’dı.

72:Üstadü’d- dâr: Abbasiler, Harezmşahlar ve Memlûklerde de bulunan bu memuriyet, Türkiye Selçuklularında sarayın bütün hizmetlerinden sorumlu en yetkili emire verilen ünvandır. Atabegler arasında daha önce bu vazifeyi yapmış olan kişi Cemalüddin Ferruh’tur. (Sadi S. Kucur, “Vekil-i Hâslık ve Selçuklu saraylarında Üstâdü’d-dârlık”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, XIV.

73 İsfehsâlâr (Sipehsâlâr): Sipehsâlârlık Türkiye Selçuklularında ordu komutanı ve askerî bir rütbedir. Bu görev için kaynaklarda zikredilen ünvanlar; Sipehsâlâr, Emir Sipehsâlâr/ İsfehsâlâr, Emîrü’l-kebir Sipehsâlâr, Emir İsfehsâlâr, Emir-i isfehsâlâr-ı Ecellülkebir veya sadece Melikü’l-ümerâ’dır. (Medhal, s.

104) İsfehsâlârlık yapmış olan atabeg Bedrüddin Şahenşah’tır. Bu unvan onun türbe kitâbesinde bulunmaktadır (Halit Çal , Niksar Kitâbeleri, s. 37-39).

74 Müstevfî: Devletin bütün malî işlerine bakardı, dîvânı vardı. Ona Sahib-i Dîvân-ı İstifa da denirdi.

(Medhal, s. 95). Türkiye Selçuklularında bu görevde iken atabegliğe getirilen Mecdüddin Muhammed Erzincanî’dir (İbn-i Bîbî, II, s. 175 ).

75 İbn’ül-Ezrak, Mervanî Kürtleri Tarihi (Diyarbakır ve Amed Tarihi), trc. Mehmet Emin Bozarslan, İstanbul 1975, s. 232; Osman Turan, a.g.e, s. 108; Claude Cahen, a.g.e., s. 179; Faruk Sümer, Türk Devletleri Tarihinde Şahıs Adları, II, İstanbul 1999, s. 714.

(27)

1109) tarihinde ele geçirilmiştir.76 Adını dikkatle alacak olursak Türk olduğu tahmin edilebilir.

I. Kılıç Arslan’ın Şâhenşâh (Melikşâh), Mesud, Arab, Gök Arslan ve Tuğrul Arslan olmak üzere beş oğlu olduğu bilinmektedir.77 Onun çocuklarına atabeg tayin edip etmediği hususunda kaynaklarda açık bir rivayet yoktur. Babası, Büyük Selçuklu komutanı Çavlı’ya karşı hareket etmeden önce yanına bir askerî birlik ve işlerini idare edecek bir emir tayin ettiği Şahenşâh’ı Musul’daki hükûmet konağına (Dâru’l-Emâre) bırakmıştır.78 İşte Sultan I. Kılıç Arslan’ın oğlunun yanında bıraktığı bu kişi Emir Bozmış’tır.79

Osman Turan ve Işın Demirkent sultanın Çavlı üzerine yürümeye karar vermesinden sonra 11 yaşındaki oğlu Şâhenşâh’ı (Melikşah) melik ünvanıyla Musul’a gönderdiğini ve Emir Bozmış’ı da onun atabegliğine atadığını ifade etmektedirler.80 Kılıç Arslan’ı mağlup eden Emir Çavlı Musul üzerine yürüdü ve Emir Bozmış’ın Melik Şahenşâh’ı teslim etmesi şartı ile Musul’u terk etmesine izin verdi. Ona karşı koyacak gücü olmayan Emir Bozmış ise mukavemetsiz bir şekilde Melikşâh’ı bırakarak sultanın eşi Ayşe Hatunu ve akrabalarını yanına alıp Malatya’ya gitti. Kılıç Arslan ölünce de Malatyalılar Melik Tuğrul Arslan’ı sultan ilan edince81 Emir Bozmış da onun atabegliğine getirildi.82

Onun menşei hakkında herhangi bir bilgimiz olmamakla beraber isminden Türk asıllı oduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra Kılıç Arslan’ın eşi Ayşe Hatun, İl-Arslan isimli bir emir ile evlenerek Bozmış’ı öldürtmüştür.83

İl-Arslan’ın da küçük yaştaki Tuğrul Arslan’ın atabegliğini yaptığı söylenebilir.

O halka baskı yaparak ağır vergiler toplamaya başlayınca, Konya’ya gitmek üzere iken

76 İbn’ül-Esir, a.g.e., X, s. 377; Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul, 1993, s. 88 ; Aynı yazar, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 109.

77 Bazı yayınlarda onun dört oğlu olduğu ifade edilerek Gök Arslan’dan bahsedilmemektedir (Ali Sevim- Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, Ankara 1995, s. 433). Fakat Osman Turan, sultanın bu dört oğlunu saydıktan sonra Süryani Mihail’e atıf yaparak onun Göksun meliki olan bir oğlu daha olduğunu söylemektedir (s. 111).

78 İbnü’l-Esir, a.g.e., X, s. 344; OsmanTuran, a.g.e, s. 109.

79 Abû’l-Farac, a.g.e, II, s. 346; Emine Uyumaz, a.g.m., s. 2.

80 Osman Turan, a.g.e, s. 149; Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, Ankara 1996, s. 56-57.

81 Süryani Mihail, a.g.e., s. 57. Abû’l-Farac’a göre ise Tuğrul Arslan’ı sultan ilan eden kişi Emir Bozmış’tır (Abû’l-Farac, a.g.e, II, s. 349).

82 İbnü’l-Esîr, a.g.e , X, s. 344-345; Süryani Patrik Mihail, a.g.e., s. 57; Abû’l-Farac, a.g.e, II, s. 346-347;

Emine Uyumaz, a.g.m., s. 2.

83 Abû’l-Farac Tarihi, II, s. 349; Süryani Mihail, a.g.e., s. 54.

(28)

sultan ile annesi anlaşarak onu tutukladılar ve bir yıl sonra da Muhammed Tapar’a göndediler.84 İl-Arslan’ın da adından Türk olduğu anlaşılmaktadır.

Ayşe Hatun, ikinci atabegi de ortadan kaldırdıktan sonra bu defa adını bilmediğimiz birisi ile evlenerek onu oğluna atabeg olarak tayin etmiştir. Bu atabegin önemli askerî başarıları olmuş ve o Frankların elindeki Ceyhan havalisine düzenlediği sefer neticesinde bölgeyi ele geçirmiştir (1111).85

Ayşe Hatun oğlu Tuğrul Arslan’ı atabege emanet ederek Emir Belek’in86 gücü ve şöhretinden dolayı Palu’ya (Bula) gitmiş, onun yardım ve himayesini talep etmiştir.

Hatun’un bu talebi üzerine Belek onunla evlenmiş ve Malatya’ya gelmiştir (1113). Belek Malatya’ya gelince Tuğrul Arslan’ın atabegini kovdu. Dolayısı ile atabeglik mevkiine kendisi geçti.87 Mükrimin Halil Yınanç’ın kaydına göre Belek, damadı olan Konya Sultanı I. Mesud’un da atabegidir.88 Artuklu hanedanına mensub olan Emir Belek aynı zamanda Haçlılara karşı önemli zaferleri olan ünlü bir Türk beyidir.

II. Kılıç Arslan (1155-1192) döneminde Atapakos ünvanı ile anılan, ancak adını bilmediğimiz bir atabege rastlamaktayız.89 Abdülhaluk Çay, ünlü Türkmen komutanı Süleyman’ın II. Kılıç Arslan’ın atabegi olduğunu iddia etmektedir. O, Bizans kaynaklarında adı Atapakos olarak geçen kişinin muhtemelen Süleyman olması gerektiğini düşünmektedir. Bu varsayım üzerinden hareket edecek olursak Atabeg Süleyman, Sandıklı ovasına yerleşmiş olan Türkmenlerin reisi olması gerekmektedir.

Süleyman Rumcayı iyi bilen, bu dil ile hitâb etme hususunda mahir olan birisidir. Ayrıca dönemin en önemli askerî simasıdır. Kaynaklarda Süleyman’ın ismine atabeg ünvanı ile birlikte rastlamasak da Miryokefalon Savaşından sonra emrine 24.000 seçme asker teslim edilebilecek kadar mahir bir komutan herhalde Süleyman’dan başkası değildir.90

84 İbnü’l-Esîr, a.g.e., X, s. 344-346; Süryani Mihail, a.g.e., s. 54; Abû’l-Farac, a.g.e., II, s. 349; Osman Turan, a.g.e., s. 110; Claude Cahen, a.g.e., s. 19.

85 Süryani Mihail, a.g.e., s. 60; Abû’l-Farac, a.g.e., s. 350.

86 Belek Gazi hakkında bkz: Mükrimin Halil Yinanç, “Belek”, İA, II, s. 468-472; Coşkun Alptekin, “Belek b. Behrâm”, DİA, V, s. 402-403.

87 Süryani Mihail, a.g.e., s. 60; Abû’l-Farac, a.g.e., s. 351; Osman Turan, a.g.e., s. 153; Claude Cahen, a.g.e., s.19; Emine Uyumaz, a.g.m., s. 3.

88 Mükrimin Halil Yinanç, a.g.m., s. 468-472.

89 Niketas Khonites, Historia (İoannes ve Manuel Komnenos Devirleri), trc. Fikret Işıltan, Ankara 1995, s.

133-134

90 Abdülhaluk Çay, II. Kılıç Arslan, Ankara 1989,.s. 53

(29)

Claude Cahen’e göre Atapakos ünvanını taşıyan bu kişi Niksar’da medfun bulunan Arslan Doğmuş oğlu Emir Sipehsalar Atabeg Bedrüddin Şâhenşâh’tır.91 Ancak bu bilginin kitâbedeki tarih itibarı ile doğru olması mümkün görünmemektedir. Çünkü Atapakos 1177 yılında çıktığı batı seferinde ölmüştür. Halbuki kitâbede türbenin yapılış tarihi 578 (1182-1183)’dir. Niksar’da Hacı Çıkrık Türbesi kitâbesinde şöyle yazmaktadır:“Bu mübarek türbenin yapılmasını beşyüz yetmiş sekiz senesinde âdil ve âlim ve şanı yüce Büyük Emîr İsfehsâlâr Bedrüddin Atabeg Ebû Mansûr Şâhenşâh bin Arslan Doğmuş es-Sultanî emretti” (H.578/ M. 1182-1183). Kitabedeki bu ifadelere dayanarak Atabeg Şâhenşâh’ın Sultan II. Kılıç Arslan’ın çocuklarına veya kendisine atabeglik yaptığını söyleyebiliriz. Atabegin önceki görevi isfehsâlârlıktır ve taşıdığı

“sultanî” lâkabından onun ğulâm olduğu anlaşılmaktadır.92

İbn-i Bîbî’nin Emir Kamerüddin adı ile geçen,93 Osman Turan’ın ise Lala Kamerüddin diye zikrettiği94 şahsın lala olduğu hususuna bir açıklık getiremedik. I.

Alâüddin Keykubâd döneminde adına Ermeni seferi dolayısı ile rastladığımız Emir Kamerüddin’e bu sefer neticesinde Ermenilerden alınan İçel bölgesinin idaresi verilmişti (622/1225).95 Konya’da türbesi bulunan Kamerüddin’in96 hakkında bilgilerimiz sınırlıdır.97 Bu bölgenin Karamanlılara kadar Kamerüddin ili98 adı ile anılmasından onun burada uzun yıllar idarecilik yaptığını düşünebiliriz. 99

II. Kılıç Arslan’ın 1192’de vefatı üzerine tahta onun küçük oğlu I. Gıyâsüddin Keyhüsrev geçti. Kardeşi Rüknüddin Süleymanşah’ın giriştiği saltanat mücadelesinde Konya’yı terke mecbur kalan Sultan I. Gıyâsüddin Keyhüsrev şehri kardeşine bırakmıştır.

Sultan, Konya’yı terk ederken yeğenleri Melik Izzüddin Keykâvus ve Melik Alâüddin Keykubad’ı yanına çağırarak her ikisine şefkat ve merhamet göstermiş, Konya’da yanında kalmaları durumunda canından aziz tutacağına dair vaadlerde bulunmuştur.

91 Claude Cahen, a.g.e., s. 42.

92 Halit Çal, Niksar’da Türk Eserleri, Ankara 1989, s. 37-39.

93 İbn-i Bîbî, a.g.e., s. 353.

94 Osman Turan, a.g.e, s. 345.

95 İbn-i Bîbî, a.g.e., s. 353; Claude Cahen, a.g.e., s. 203.

96İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre bu isim Heratlı seyyah Herevî’nin seyahatnamesinde de bulunmaktadır.

Konya’da Kamerüddin bostanından bahsetmektedir ve bu durum Kamerüddin’in II. Kılıç Arslan döneminde yaşadığı anlamına gelmektedir. Onun menşei hakkında herhangi bir biligiye sahip değiliz.

Ayrıntılı bilgi için bkz. İbrahim Hakkı Konyalı, a.g.e., s. 10.

97 İbrahim Hakkı Konyalı, a.g.e., s. 868.

98 Kamerüddin ili adının anlamı hakkında bilgi için bkz. Kerim Türkmen “Kamerüddin İlinin Adının Nereden Geldiği”, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakultesi Dergisi 8 ( 1992), s. 203-206.

99Osman Turan, a.g.e., s. 345.

Referanslar

Benzer Belgeler

Selçuklu İmparatorluğu (1040-1157) Türklerin kurmuş olduğu yüze yakın siyasi teşekkül arasında yer alan dört büyük imparatorluk (Hun, Göktürk, Selçuklu,

1071'deki Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türkler'in yerleşmeye başladığı Anadolu toprakları, 1308'e kadar varlığını sürdüren Anadolu Selçuklu Devleti'nin

Kayseri'nin tarihi camilerinden olan Ulu Cami (Camiikebir), Lale (Lala) Camii ve Hunat (Huand) Camilerinde, kündekan tekniğinde Sel- çuklu ahşap minherleri

Türkiye Selçuklu Devleti kurulduktan sonra bu istikrarı sağlayan sultanlar, dünya ticaret yollarının geçiş noktası üzerinde yer alan Anadolu’yu

Mu„izzî‟nin, Dîvân‟da adına övgüde bulunduğu ve kaynaklarda hakkında çok fazla bilginin olmadığı şahsiyetlerden biri de Sultan Melikşâh ile

A) Bizans’ın Anadolu’yu Türklerden geri alma ümidi kırılmış- tır. C) Türkler yeni fetihlerde bulunmuştur. Haçlı Seferi’nden sonra başlayan karışıklık devri sona

durumu da fiilen ortadan kalkmıştır. Togayürek’in ardından ise Hasbeg b. Belengirî bu göreve tayin edilmiştir. Sultan Mesʻûd’un himâyesine girdiği

Anadolu Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti‟nin Malazgirt Savaşına müteakip olarak Anadolu‟ya ayak basmasından 6 yıl sonra İznik‟e kadar ilerleyen Selçuklu komutanı