9%
/
T T - £ o £
S a h n e Ş n n n u P e ş in d e
Memleketimizdeki tiyatro şühmundan
bahsetmek üzere ele kalem alınca ne söy - lemeli ? Herşeyden önce devletin Ankara- da bir sahne kurması lüzumundan bahse - derdim ama, buna dair o kadar çok yazdım ve bu yazılarım, tabiîdir ki imzamın kıy - metsizliğinden dolayı çölde nutka o kadar benzedi ki, yüz kere söylediğim şeyleri tekrardan çekiniyor ve bu haklı arzu ve temenniye avdet etmiyorum. Fakat eğer duyduğum doğru ise ve tasavvur tahakkuk ederse, kuruluşundanberi epey de zaman geçen tiyatro mektebinin son yıl talebesine mahsus birnevi tatbikat sahnesi olmak ü- zere Ankara’daki büyüık Evkaf Apartma tımda, sahnesi mevcut bulunmakla beraber oturacak yerlerden mahrum salon hazırla nıyormuş ve, galiba haftada bir gün, son anııf talebesi burada kışın temsiller vere - çekmiş.. Acaba bu gençlerin sayısı, eşhası pek mahdut olmayan piyesler temsiline de katı gelecek midir ? Bu mevzu üzerinde konuşurken meselâ Paris’in tiyatro Kon - servatuvar ındaki talebenin tekemmül ve uıkışaf hususunda bizimkilere nisbetle ne buyuk imkânlara ve kolaylıklara mazhar bulunduğunu düşünmemek de mümkin mi dir 7 Bir kere onlar isterlerse her gece bir başka tiyatroya gidebilir, güzel piyesler seyredebilir, kuvvetli artistlerin oyunla - rında hazır bulunarak görgü ve bilgilerini artırabilirler. Bizimkiler ise senede birkaç geceye inhisar eden İstanbul şehir tiyatro sunun temsillerinden başka bir oyun gör - üreyecekler ve hocalarından bir ikisi de ecnebi olduğu için bunların derslerinden de tercüman vasıtasiyle istifade etmeğe im - kan bulacaklardır. Ve Paris Konservatuva- rındaki talebenin kuvvetlileri meselâ K o medi Fransez’in temsillerinde küçük roller deruhte ederek sitaj gördükleri halde de- mek ki bizimkiler- oynayacakları her piye- sın bütün yükünü yüklenip karşımıza çıka caklar.. Bu bahise avdet etmemeğe karar vermiştim, ama, acaba tiyatro mektebini Ankara da bir devlet ve hiç değilse bir şe hir tiyatrosıyle yanyana ve ayni zamanda kurmak daha münasip olmaz mıydı, ve o takdirde, tiyatro mektebi daha canlı ve ta lebesi mekteplerini bitirince çalışacakları yeri yanı başlarında hazır görmekten mü tevellit bir itmi'nanla daha ümitli ve he - vesli olmazlar mıydı diye düşünmemek el den gelmiyor. Belki de, kurulacak devlet tiyatrosunu, nihayet yirmi otuz senelik ma zileri bulunduğu için etvâr ve evza'larında ve konuşmalarında M a n a k y a n , A - l e k s a n y a n v e V a h r a m P a p a z - y a n ’dan ve belki daha başkaların - dan izler ve şemmeler kalmış kıdemli
san-atkarlanmıza kapamak ve devlet tiyatrosu na bunlardan ve Ermeni şivesiyle melodram
çeşnisinden birşey sokmayarak hiçbir tesir altında kalmamış hep genç unsurlara tah - sis etmek gibi bir nokta-i nazar ile mi ha reket edildi ? Fakat hiçbir şeyde mazinin tesirlerini ve dünü kat'î olarak kesip atmak kabil olmadığı için, sahneye belki bu kış ve talebe temrini şeklinde çıkışlarını sey redeceğimiz gençlerde İstanbul Şehir Ti - yatrosu’nun kıdemli saıı'atkarlarının tesir leri bulunup bulunmadığına hele şimdiden hükmetmek güçtür. Tiyatro mektebimi - zin, ecnebi hocalardan birinin almanca ola rak iradederek mealleri birbirine çok ben zeyen cümlelerini aynen ve harfiyen türk- çeye naklettirdiği uzun, pek uzun bir
ifti-tafa nutkunu müteakip geçenlerde vermiş olduğu bir temsilde, buna dair kat'î bir hü küm elde edememiş, sade birkaç hakikî is tidadın müjdesini almıştık.
Ankara’ya ait tiyatro şü’ununu pertev - sîzlerle ararken, Cebeci semtindeki bir tu lü at turnesi temsiline de bir iki satır ayır mak isterdim. Çocukluğumuzun Kuşdili tiyatrolarını hatırlatan geniş ve hıncahınç dolu bir açık hava sahnesinin patiska ve basma perdeli sahnesinde, kanto yerini tu tan varyete ve hokkabaz numaralarından sonra galiba ( Dört çihar ) adlı bi vodvi - lin, numaralara ve çalgıya hasredilmiş za mandan artakalan kırk elli dakikaya sığdı rılarak verilen hülâsasını seyrettim. Oyna yanlar arasında kabiliyetleri bu şartlar da hilinde inkişaf edecekler bulunduğunu iddia edecek değilim ama. herhalde bu şart lar dahilinde kabiliyetleri heba ol - muş ve olacaklar muhakkak ki mevcuttu. Memleketin hâtır ve hayâle gelmeyecek köşelerine kadar sokulan bu tulû'atcıları tensik ve himaye etmek yolunda bazı ta - savvurlar hatırlıyorum. Bunların tatbik sa- hâsrna girmeleri elbette temenniye lâyiktir.
İstanbul’da Şehir Tiyatrosu’nun dram ve komedi kısımlarının ne zaman temsillerine başlayacaklarına ve 1939 - 1940 mevsimin de neler oynayacaklarına dair ise yeni bil gilere sahip değiliz. İstanbul Vali ve Be - lediye Reisi’nin yüksek gayret ve himme - tiyle yapılacak asrî ve mükemmel tiyatro binasının küşat resminde bulunmak ise ta hayyülü insanı coşturan bir sevinç olmak tadır. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun adını anmağı vesile bilerek epey zamandır beni düşündüren bir noktaya temas edeceğim. Fransa’da devletin geniş yardımına mazhar ve devlete mensup bulunan Komedi Fran- sez artistlerinin Paris’te herhangi bir sah nede temsiller vermeleri memnu' olduğu gibi, bizim İstanbul Şehir Tiyatrosu için de ayni nevi'de kayıtlar vaz'olunmalıdır. M
e-selâ bu yaz, bir gazetenin i'lân sutununda, bu sahnenin en sevilen bir komedi aktörü nün şehrin bir bucağındaki bir bahçede o- yunu.haber veriliyordu. O bahçeyi, o bah çedeki sahneyi ! ve o bahçenin müdavim lerini bildiğim için okurken âdeta yüzüm kızardı. Ayni san‘atkârı ibir iki sene evvel de Ankara’da, kendisi kadar tanınmış bir arkadaşıyle haklarında balet san’atkârı demek balet san’atkârları için haka - ret olacak bir sürü kız ve kadınla be raber turnede seyredip üzülmüştüm. İstan bul Şehir Tiyatrosu sanatkârlarının mü - reffeh olmalarını istemeyecek kimse yok tur ve kendilerine verilen maaşları biz de kâfi bulmadığımız için onların piyanko ba yiliğinden seyyah tercümanlığına kadar çeşitli faaliyetleri karşısında muaheze ve tenkitten çekinmiş, İstanbul’daki temsil mevsimine hayli kısa bir had tayin edip (kendi hesaplarına çıktıkları turneler için de hiçbir tenkit sözü söylememiştik. Fakat, memleketimizin yegâne medenî tiyatro manzarası arzeden bu teşekkülüne olan sevgi ve saygımız, onun hem de mühim uzuvlarını her türlü san’at kabiliyetinden mahrum birtakım insanlar ortasında ve şu rada burada, isimleri ve mensup oldukları sahne büyük harflerle ilân edilerek celbe- d'ilmiş ve kendilerini kabak çekirdeği yeyip seyredecek seyirciler huzurunda görmeğe lâkayıt kalamayacak kadar ciddidir..
Sahneden bazan uzak kalıp bazan büyük ümitler ve evvelki sene olduğu gibi kuv - vetli yardımlarla teşekküller kurarak fakat bunları bir türlü uzun müddet yürüteme - yen R a ş i t R i z a, bu sefer de E r - t u g r u l S â d i ile birleşip İstanbul’da bir sahne vücuda getirmiş. Bilhassa vod vil oynayacakmış ve oyunlarına Tepeba - şı’ndaki bahçede M a h m u t Y e s a r i - nin bir piyesiyle başlamış . . Kendisini çok sevip beğendiğimiz R a ş i t R ı z a nın kurduğu bu teşekküller o kadar kısa ömürlü mahlûklar oldu ki, E r t u ğ r u l S â d i ’nin arkadaşlığına mazhar bulunsa da resmî muavenetlerden mahrum olarak tesis ettiği bu yeni sahne için uzun is tikbâl vâdetmeğe cesaret etmeyorum, Bi - rinci N a p o l é o n ’un şan ve şerefin şahikasına yükseldiği tarihlerde hemen bü tün çocuklarıyle bir torunu imparator, ki - rai ve kıraliçe iken çektiği çok acı sefalet günleri hatundan çıkmayan annesi Madam L a e t i t i a nın mütemadiyen tekrar et
tiği ( Pourvu que celadure ! ) cümlesi hat- rima geliyor. Evet, inşallah hem devam eder, hem de, gördüğü ’rağbetin nevi’ ken disini vodvil fevkinde eserler oynamağa sevkeder . . .
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi