• Sonuç bulunamadı

Farklı gelir gruplarındaki ailelerde anne-babaların ve çocukların yaşadıkları sorunlar ve birbirlerinden beklentileri (Eskişehir İli Örneği)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Farklı gelir gruplarındaki ailelerde anne-babaların ve çocukların yaşadıkları sorunlar ve birbirlerinden beklentileri (Eskişehir İli Örneği)"

Copied!
111
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

AİLE EKONOMİSİ VE BESLENME EĞİTİMİ ANABİLİM DALI

FARKLI GELİR GRUPLARINDAKİ AİLELERDE ANNE-BABALARIN

VE ÇOCUKLARIN YAŞADIKLARI SORUNLAR VE

BİRBİRLERİNDEN BEKLENTİLERİ

(Eskişehir İli Örneği)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Selma ERTÜRK

Danışman: Yrd. Doç. Dr. Nedime ŞANLI

Ankara Şubat, 2013

(2)

Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’ne

Selma ERTÜRK’e ait Farklı Gelir Gruplarındaki Ailelerde Anne-Babaların ve Çocukların Yaşadıkları Sorunlar ve Birbirlerinden Beklentileri (Eskişehir İli Örneği) başlıklı tezi ………..tarihinde jürimiz tarafından Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir.

Adı Soyadı İmza

Üye (Danışman) Yrd. Doç. Dr. Nedime ŞANLI

Üye Prof. Dr. Tayyip DUMAN

(3)

i

Farklı gelir gruplarındaki ailelerde anne-babaların ve çocukların yaşadıkları sorunlar ve birbirlerinden beklentilerini belirlemek amacıyla yürütülmüş bu çalışmada; tüm çalışma boyunca her türlü desteğini ve yardımlarını esirgemeyen danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Nedime ŞANLI’ya, çalışmama verdikleri destek ve yardımlardan dolayı Sayın Prof. Dr. Tayyip DUMAN’a ve Sayın Prof. Dr. Işıl ŞİMŞEK’e, verilerin değerlendirilmesi aşamasında yardımlarını esirgemeyen Sayın Doç. Dr. Gürcü ERDAMAR (KOÇ)’a, çeviri konusunda yardımlarını esirgemeyen arkadaşım Gülin AYDIN’a, okullarda anket formlarını uygulamamda yardımcı olan bütün öğretmenlere, anket formlarını dolduran öğrencilere ve anne-babalarına, yüksek lisans eğitimim süresince benden maddi ve manevi desteğini esirgemeyen babalarım İsmail KÖSE ve Osman ERTÜRK’e, annelerim Hülya KÖSE ve Gülümser ERTÜRK’e, kardeşlerim Samet ve Semih KÖSE’ye ve eşim Erdal ERTÜRK’e teşekkür eder saygılarımı sunarım. Ayrıca tezimin son halini aldığı dönemde sağlıkla kucağıma aldığım canım kızım Gülsena ERTÜRK’e de sevgilerimi sunarım.

Selma ERTÜRK Ankara- 2013

(4)

ii

ÇOCUKLARIN YAŞADIKLARI SORUNLAR VE BİRBİRLERİNDEN BEKLENTİLERİ

(Eskişehir İli Örneği) ERTÜRK,Selma

Yüksek Lisans,Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Anabilim Dalı Tez Danışmanı:Yrd.Doç.Dr.Nedime ŞANLI

Şubat-2013, 111 Sayfa

Farklı gelir gruplarındaki ailelerde anne-babaların ve çocukların yaşadıkları sorunlar ve birbirlerinden beklentilerini belirlemek amacıyla yapılan bu araştırmanın örneklemini, Eskişehir il sınırı içinde yer alan 9 ortaöğretim kurumunda 2010-2011 Eğitim-Öğretim yılında öğrenim gören, anketi cevaplamayı kabul eden toplam 700 öğrenci ve 700 anne-baba oluşturmuştur.

Bu araştırmada veri toplama aracı olarak, ilgili araştırmalar ve yazılı kaynaklar taranarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formları kullanılmıştır. Toplanan veriler kontrol edilmiş, SPSS (Statistic Packets For Social Sciences) Paket İstatistik Programından yararlanılarak değerlendirilmiştir. Anne-babaların çocuklarıyla yaşadıkları sorunlar ve beklentilerinin aylık gelirleriyle karşılaştırılması için ki-kare testi uygulanmıştır.

Bulgularda, ailelerin ortalama aylık gelirlerine göre anne ve babaların çocuklarıyla yaşadıkları ev dışında geçirdiği zaman (p=.027), ev dışı etkinlikleri (p=.025), arkadaş seçimi (p=.035), giyim tarzı (p=.024) konusundaki sorunlara ilişkin görüşlerinde gözlenen farkın anlamlı olduğu görülmektedir. Ailelerin ortalama aylık gelirlerine göre annelerin çocuklarından beklentilerine ilişkin görüşlerinde gözlenen farkın anlamlı olmadığı görülmektedir. Ailelerin ortalama aylık gelirlerine göre babaların çocuklarından, çocuğunun daha başarılı olması(p=.010),babasının istediği şekilde giyinmesi(p=.037), ev işlerine yardım etmesi(p=.044), makyaj yapmaması(p=.049) şeklindeki beklentilerine ilişkin görüşlerinde gözlenen farkın ise anlamlı olduğu görülmektedir. Annelerin %52,6’sı, babaların %45,4’ü çocuklarının

(5)

iii

Bu bulgular ışığında anne-baba ve çocuk ilişkilerini iyileştirebilecek öneriler sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Aile, iletişim, aile ilişkileri, aile içi sorunlar, anne-baba tutumları, ergenlik.

(6)

iv

DIFFERENT INCOMES AND THEIR EXPECTATIONS FROM EACH OTHER (The Example in Province Eskişehir)

ERTÜRK,Selma

Master,“Aile Ekonomisi ve Beslenme Eğitimi Anabilim Dalı” Thesis Consultant:Yrd.Doç.Dr.Nedime ŞANLI

February-2013,113 Page

This study which is made to determine the problems parents and children face in the families with different incomes and their expectations from each other.The sample of study consists of total 700 students who studied in 9 high schools in Eskişehir in 2010-2011 education year,who are volunteered to answer the questions and 700 parents.

In this study,questionnaires which were made by searcher by scanning related searches and written sources were used as tools for collecting information.These collected information were controlled and evaluated by the help of SPSS program (Statistic Packets for Social Sciences).The test of ki-kare was made in order to compare the problems that parents live with their children and their expectations with their monthly income.

In the findings,according to families’ average monthly income,the difference which was observed in their views for the problems in the topics of time parents and children spend together outside the home which they live (p=.027),their outside activity (p=.025),the choose of friends (p=.035),wearing style (p=.024) was meaningful. According to families’ monthly average income,the difference which was observed in the views of mothers about their expectations from their children wasn’t meaningful. According to families’ monthly average income,the difference which was observed in the views of fathers’ about their expectations from children like:their children should become more successful (p=.010),their children should wear according to his/her fathers’ want (p=.037),their children should help in house works (p=.044),their children shouldn’t make-up (p=.049),was meaningful.The 52,6% of mothers want their children

(7)

v

In the light of these findings,some advises were presented which can improve the relations between parents and children.

Key Words:family,communication,family relationships,the problems in family, the attitudes of parents,bachelorhood.

(8)

vi ÖN SÖZ...i ÖZET...ii ABSTRACT...iv İÇİNDEKİLER...vi TABLOLAR LİSTESİ...viii 1.GİRİŞ 1.1.Problem………...1 1.2.Araştırmanın Amacı...………...5 1.3.Araştırmanın Önemi………..5 1.4.Araştırmanın Sınırlılıkları………..6 1.5.Varsayımlar………...…....6 1.6.Tanımlar……….6 2.KAVRAMSAL ÇERÇEVE 2.1.Aile………....8 2.2.İletişim………...9 2.2.1.Anne-Baba-Çocuk İletişimi………....11

2.3.Aile İçi Sorunlar………..17

2.3.1.Aile İçi Çatışmalar………..18

2.3.1.1.Anne-Baba-Çocuk Çatışması……...……….18

2.3.2.Ailede Kuşak Çatışması………..19

2.3.3.Olumsuz Aile Tutumları……….22

2.3.3.1.Otoriter Aile Tutumu……….22

2.3.3.2.İlgisiz Aile Tutumu………23

2.3.3.3.Dengesiz ve Tutarsız Aile Tutumu………24

2.3.3.4.Ayrımcı Aile Tutumu………25

2.3.3.5.Suçlayıcı Aile Tutumu………..25

2.3.4.Aile İçi Şiddet……….…………26

2.3.4.1.Aile İçi Şiddetin Nedenleri………27

2.3.4.2.Çocuğa Yönelik Şiddet………..27

2.3.4.3.Aile İçi Şiddetin Önlenmesi………..29

(9)

vii

3.2.Evren ve Örneklem...33

3.3.Veri Toplama Teknikleri...33

3.4.Verilerin Analizi...34 4. BULGULAR ve YORUM ...35 5. SONUÇ ve ÖNERİLER 5.1.Sonuç………..…84 5.2.Öneriler………..….86 KAYNAKÇA...87 EKLER Ek-1.Anne-Baba Anketi………91 Ek-2.Öğrenci Anketi………..95

(10)

viii

Tablo 1. Ankete Katılan Çocukların Yaşlara Göre Dağılımı.…...………..35 Tablo 2. Çocukların Okullara Göre Dağılımı.………..……….35 Tablo 3. Çocuklara Göre Anne-Babalarıyla Yaşadıkları Sorunların Dağılımı…...…....36 Tablo 4. Çocukların Beklentilerinin Anne-Babaları Tarafından Karşılanma

Durumu...………38

Tablo 5. Çocuklara Göre Anne-Babalarının Beklentilerini Yerine Getirmediklerinde

Anne-Babaların En Çok Gösterdikleri Tepkilerin Dağılımı...……….….41

Tablo 6. Çocuklara Göre Anne-Babaları Beklentilerini Yerine Getirmediklerinde En

Çok Gösterdikleri Tepkilerin Dağılımı.………...…….42

Tablo 7. Ankete Katılan Anne ve Babaların Demografik Özelliklerine Göre

Dağılımı……….………...43

Tablo 8. Ailelerin Ortalama Aylık Gelirlerine Göre Dağılımı.……..………44 Tablo 9. Anne ve Babanın Birlikte Yaşama Durumuna Göre Dağılımı.………44 Tablo 10. Anne-Babalara Göre Çocuklarıyla Yaşadıkları Sorunların Dağılımı...……..45 Tablo 11. Anne ve Babaların Çocuklarından Beklentilerinin Dağılımı....……….47 Tablo 12. Anne ve Babalara Göre Çocukları Beklentilerini Yerine Getirmediğinde En

Çok Gösterdikleri Tepkilerin Dağılımı.………..50

Tablo 13. Anne ve Babalara Göre Çocuklarının Beklentilerini Yerine

Getirmediklerinde Çocuklarının En Çok Gösterdikleri Tepkilerin

Dağılımı………..51

Tablo 14.1. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla Ders

Çalışma Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………...……….52

Tablo 14.2. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla Ödev

Yapma Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları……….……….53

Tablo 14.3. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla Eve

Geliş Gidiş Saatleri Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları……….……...54

Tablo 14.4. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla

Çocuğunun Ev Dışında Geçirdiği Zaman Konusunda Yaşadıkları

(11)

ix

Bulguların Ki kare Testi Sonuçları.………..……56

Tablo 14.6. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla

Arkadaş Seçimi Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları.………...….……57

Tablo 14.7. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla

Harçlık Kullanma Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları.……….……….….58

Tablo 14.8. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla Giyim

Tarzı Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları……….….…59

Tablo 14.9. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla Evde

Sorumluluk Alma Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları.………..….60

Tablo 14.10. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Anne ve Babaların Çocuklarıyla Aile

İçi İletişimsizlik Konusunda Yaşadıkları Sorunlara İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları……….…...………..61

Tablo 15.1. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Ders

Çalışması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………..62

Tablo 15.2. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Başarılı

Olması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi

Sonuçları………..………63

Tablo 15.3. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Ödev

Yapması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi

Sonuçları………..64

Tablo 15.4. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Kendisinin

İstediği Şekilde Giyinmesi Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………65

Tablo 15.5. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Arkadaşlarını

Kendisinin Seçmesi Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları……….………..……..…66

(12)

x

Sonuçları.……….………67

Tablo 15.7. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Ailesine Daha

Fazla Vakit Ayırması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………...…………..68

Tablo 15.8. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Kendisinin

İstediği Meslekte Çalışması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………69

Tablo 15.9. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Erkek/ Kız

Arkadaşının Olmaması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………...………..70

Tablo 15.10. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Kafe vb.

Yerlere Gitmemesi Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………...………71

Tablo 15.11. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Annelerin Çocuklarından Makyaj

Yapmaması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………72

Tablo 16.1. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Ders

Çalışması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları...……73

Tablo 16.2. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Başarılı

Olması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi

Sonuçları………...…..……….74

Tablo 16.3. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Ödev

Yapması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi

Sonuçları………..………75

Tablo 16.4. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Kendisinin

İstediği Şekilde Giyinmesi Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………..……..…………76

Tablo 16.5. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından

Arkadaşlarını Kendisinin Seçmesi Konusunda Beklentilerine İlişkin

(13)

xi

Testi Sonuçları………….………...………78

Tablo 16.7. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Ailesine

Daha Fazla Vakit Ayırması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları……..………..…………79

Tablo 16.8. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Kendisinin

İstediği Meslekte Çalışması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………..………..………80

Tablo 16.9. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Erkek/Kız

Arkadaşı Olmaması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………..………..……….81

Tablo 16.10. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Kafe vb.

Yerlere Gitmemesi Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………..82

Tablo 16.11. Ailelerin Gelir Düzeylerine Göre Babaların Çocuklarından Makyaj

Yapmaması Konusunda Beklentilerine İlişkin Bulguların Ki kare Testi Sonuçları………...……….83

(14)

BÖLÜM I GİRİŞ

1.1.Problem

Aile, bireylerin korunduğu, barındığı, beslenmelerinin sağlandığı (Kulaksızoğlu, 1998:75); anne, baba ve çocuklardan oluşan ve toplumun en küçük birimi olan toplumsal bir kurumdur (Çiftçi ve Biçici, 2005:14).

İnsanoğlu doğduğu günden itibaren çevresiyle sürekli etkileşim içerisindedir. Bilerek ya da bilmeyerek birçok kavram ve davranışı çevresinden edinmektedir. Kişinin dünyaya gözünü açtığı andan ölünceye kadar geçen süreçte en çok etkilendiği çevre ise ailedir (Yağbasan ve İmik, 2006:228; Erbil vd., 2006:8).

Aileyi oluşturan bireyler arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Ailenin sosyoekonomik düzeyi, anne-babanın eğitim durumu, anne-babanın kendini geliştirme isteğinin olması, aile çevresinin aileye verdiği destek gibi etkenler ailedeki tutum ve davranışları belirler. Aile içinde olumlu bir etkileşimin olması aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin düzeyi ile gerçekleşir (Bekir Şimşek, 2009:9-10).

Ailede bireyler bu sürekli etkileşimi sağlamak için iletişim kurarlar. İletişim, insanlar arasında anlamları ortak kılma sürecidir (Özgüven, 2001:18).

İki insanın birbiriyle konuşması, bakışması, birbirine gülümsemesi vb. birer iletişimdir. İletişim insanlar arasında ilişkilerin kurulmasını sağlar ve bu ilişki olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir.

Aile üyeleri arasındaki etkileşim, aile bireylerinin tümünü etkilediği gibi üyelerden birinin yaşadığı bir durum da sadece o kişiyi değil ailenin bütününü etkiler. Aile etkileşimini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen pek çok etken vardır. Bunlar arasında psikolojik, ekonomik, sosyolojik, kültürel, biyolojik, çevresel etkenler sayılabilir.

(15)

İletişim, insan ilişkilerinin, günlük yaşantılarının temelidir. Aile bireyleri arasındaki ilişkiler, karı-koca ilişkileri, arkadaş ilişkileri, öğrenci öğretmen ilişkileri, işyerindeki ilişkiler, çevre ve toplumla olan ilişkiler şeklinde birçok yönde görülebilir. Aileyi oluşturan bireylerin iletişimi üzerinde durulacak olursa;

Çocuğun kişiliğinin oluşumu, karakterinin biçimlenmesi ve benlik saygısının gelişimi büyük ölçüde örnek aldığı anne-babanın kişilik yapılarına bağlıdır. Anne ve baba, birbirleriyle olan ilişkilerinde sevgi, saygı ve hoşgörü içinde olmalı ve çocuklarına örnek olmalıdırlar. Çocuklar anne-babalarının kendi aralarındaki ilişkilerine çok duyarlı olarak dikkat ederler ve iyi birer gözlemcidirler. Huzursuz bir aile ortamı, eşlerin sürekli birbirleriyle geçimsizliği, kavga etmeleri çocuğu olumsuz yönde etkiler, böyle gergin bir ortamda yetişen çocuklarda uyum ve davranış bozukluklarının gelişme olasılığı yüksektir. Sağlıklı anne-baba ilişkilerinde, bireylerin birbirlerini sevmeleri, saymaları, birbirinin düşüncelerini hoşgörü ve saygıyla karşılamaları, birbirlerine güven duymaları ve desteklemeleri gerekir (Özgüven, 2001:86; Bekir Şimşek, 2009:10; Dönmezer, 1999:71).

Anne-baba-çocuk iletişiminde özellikle ergenlik dönemi önemli bir dönemdir. Ergen, insan gelişimindeki bebeklikten sonraki en hızlı gelişim dönemini yaşayan bireydir. Ergenlik dönemindeki yaş sınırları kuramcılara göre farklılık göstermekle birlikte en geniş yaş aralığı 11-21 olarak kabul edilebilir (Ertem ve Yazıcı, 2006:8).

Genç, aile içinde uyarılan, yönetilen, neyi yapmaması ve neyi nasıl yapması gerektiği söylenen bir kişi olmak istemez. Nasıl giyineceğine, ne okuyacağına, kimlerle arkadaşlık edeceğine vb. kendisi karar vermek ister. Ailesinden ayrı olarak sinemaya, tiyatroya, pikniğe vb. gitmek ve arkadaşlarıyla özgürce eğlenmek ister. Bir yere giderken kendisine ailesinden birinin eşlik etmesinden, gözetim altında tutulmaktan hiç hoşlanmaz (Altınköprü, 2003:203).

(16)

Aile içinde duygusal ve sosyal ilişkiler açısından iyi bir etkileşim içinde olan gençler, sorunlarının üstesinden daha kolay gelebilirler. Çocukluk yıllarından itibaren çocuklarıyla arkadaşça bir diyalog kurmayı başarabilen anne ve babalar, bu diyaloğu, ergenlik döneminde de devam ettirirlerse, çocukları için gerekli olan rehberlik işlevini sağlamış olurlar. Aksi halde, iletişim problemlerinin yaşandığı bir ailede aile içi sorunların yaşanılması kaçınılmazdır.

Aile içi sorunlar temel olarak gruplandırılacak olursa;

Maddi Sorunlar. Aile birliğinin karşılaştığı tehlikelerin en önemlilerinden

birisidir. Kişi başına düşen gelir düzeyinin düşük olduğu ülkemizde, bir ailenin, geçimini rahatça sağlayabilecek bir gelire sahip olmaması ya da mevcut gelirin kesilmesi gibi durumlarda aile içinde büyük huzursuzluklar doğabilmektedir (Çiftçi ve Biçici, 2005:26-27).

Çevresel Sorunlar. Aile üyelerinin iş hayatı ve komşuluk ilişkileri gibi faktörler

de aile içinde bazı sorunların doğmasına yol açabilmektedir. Çalışma hayatındaki iş yükünün ağırlığı, çalışma saatlerinin düzensizliği gibi faktörlerden kaynaklanabilen stres, yorgunluk ve benzeri durumlar ile eve geç gelmeden kaynaklanan sorunlar aile içinde eşle ve çocuklarla olan iletişime yansıtıldığı ölçüde aile içinde sorunlar yaşanabilmektedir (Çiftçi ve Biçici, 2005:34).

İletişim Sorunları. İnsanlar arası ilişkilerde yaşanan sorunların çoğunun

iletişimsizlik ya da bozuk iletişimden kaynaklandığını kabul etmek gerekir. İletişim sorunu eşler arasında yaşanabileceği gibi ebeveynler ile çocuklar arasında ya da evli çiftler ile ebeveynler arasında da yaşanabilir (Çiftçi ve Biçici, 2005:27).

İletişim sorunlarının yaşandığı ailelerde aile içi çatışmaların olması kaçınılmazdır.

Çatışma, en az iki insan arasında olumsuz duyguların eşlik ettiği psikolojik gerginlik durumudur (Önder, 2007:121).

(17)

Aile içi çatışmalar; eşler arası, anne-baba-çocuk arasında ve kardeşler arasında vb. yaşanabilmektedir. Anne-baba-çocuk arasında yaşanan çatışmada dikkati çeken kavram kuşak çatışmasıdır.

Kuşaklar arası çatışma, iki kuşağın sağlıklı ilişkiler içinde olmaması, arasında anlaşmazlık bulunması anlamına gelmektedir. Kuşaklar arası çatışma, içerik olarak, konuşma biçimi, beğeniler, giyim-kuşam gibi davranış ve durumlardan başlayıp, dünya görüşü, yaşam felsefesi, siyasal tutum, ideolojik inançlar gibi değer ve tutumlarla ilgili oldukça geniş konuları kapsar (Özgüven, 2001:268).

Kuşak çatışması hiç kimsenin birbirinin kopyası olmamasından kaynaklanmaktadır. Her bireyin sosyal kültürel özellikleri, yaşadıkları çevre ve zaman dilimi farklıdır. İşte tüm bu sebeplere bağlı olarak da herkesin anlayışı, düşünceleri, olaylara karşı verdikleri tepkiler farklı olacaktır. Bu farklılıklar içinde en önemli etkiye sahip olan da yetişme dönemlerinin farklılığıdır. Yetişme dönemlerinin farklı olması nedeni ile kuşaklar arası çatışmanın yaşanması kaçınılmazdır. Kuşaklar arası çatışmalarda herkes kendini haklı görmektedir (Abalı, 2004:34).

Kuşaklararası çatışmaya, aile içi iletişimsizliklerin yaşanmasına vb.ne sebep olan başka bir konu da olumsuz aile tutumlarıdır. Otoriter, ilgisiz, dengesiz, tutarsız, ayrımcı ve suçlayıcı gibi aile tutumları çocuk ile anne-babası arasında iletişimsizliklerin yaşanmasına sebep olduğu gibi aynı zamanda çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

Aile içi sorunlar içinde önemli bir nokta da aile içi şiddettir.

Şiddetin bir türü olarak “aile içi şiddet” ile kastedilen, kendini aile olarak tanımlamış bir grup içerisinde, zorlamak, aşağılamak, cezalandırmak, güç göstermek, öfke, gerginlik boşaltmak amacıyla eşlerden birine, çocuğa ya da yaşlıya yöneltilen her türlü şiddet davranışıdır (Işıloğlu, 2006:4; Türküm, 2008:203; Kitiş ve Şanlıoğlu Bilgici, 2007:7; Yazıcıoğlu ve Kayhan, 2007:296).

(18)

Kısaca, aile içerisinde yaşanan tüm bu sorunların ve aile bireylerinin birbirlerinden beklentilerinin öğrenilmesi ailede yaşanabilecek olası problemlerin çözülmesine ışık tutmak adına önemlidir.

1.2.Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın genel amacı, farklı gelir gruplarındaki ailelerde anne-babaların ve çocukların yaşadıkları sorunları ve birbirlerinden beklentilerini ortaya koymaktır. Bu genel amaca ulaşmak için aşağıdaki alt amaçlara cevap aranmıştır:

1.Araştırmaya konu olan öğrencilerin, anne ve babaların demografik özellikleri nelerdir?

2.Çocukların anne ve babalarıyla yaşadıkları başlıca sorunlar nelerdir? 3.Anne-babaların çocuklarıyla yaşadıkları başlıca sorunlar nelerdir? 4.Çocukların, anne ve babaların birbirlerinden beklentileri nelerdir? 5.Beklentilerin gerçekleşmemesi durumunda verilen tepkiler nelerdir?

6.Anne, baba ve çocuklar arasında yaşanan sorunlar ailelerin gelir düzeylerine göre anlamlı farklılık göstermekte midir?

7.Anne, baba ve çocukların birbirlerinden beklentileri gelir düzeylerine göre anlamlı farklılık göstermekte midir?

1.3.Araştırmanın Önemi

Toplumların çekirdeğini oluşturan aile, neslin devamı, çocukların bakımı ve yetiştirilmesi, yeni nesillere kültürel kimliğin, dini ve ahlaki değerlerin kazandırılması, tarihsel ve toplumsal bilincin aktarılması, sevgi, saygı ve hoşgörü esasına dayanan tutum ve değerlerin yerleştirilmesi gibi temel fonksiyonları üstlenen ve yerine getiren evrensel bir kurum olma özelliğiyle, her çağın ve her toplumun en temel sosyal bir kurumu olarak varlığını sürdürmektedir (Özdoğan, 2006).

İnsanoğlu doğduğu günden itibaren çevresiyle sürekli etkileşim içerisindedir. Bilerek ya da bilmeyerek birçok kavram ve davranışı çevresinden edinmektedir. Kişinin dünyaya gözünü açtığı andan ölünceye kadar geçen süreçte en çok etkilendiği çevre ise ailedir (Yağbasan ve İmik, 2006:228; Erbil vd., 2006:8).

(19)

Ailedeki iletişimin, etkileşimin sağlıklı olması bu kurumun ve bireylerin sağlıklı olmasını sağlar. Fakat çeşitli sebeplerle olumsuzluklar yaşanıyorsa o ailede aile içi sorunların yaşanması kaçınılmazdır. Aile içerisinde yaşanan sorunların, anne-babanın çocuklarından, çocukların da anne-babalarından beklentilerinin ve bunların karşılanıp karşılanmadığının ayrıca beklentilerin karşılanmaması durumunda verilen tepkilerin öğrenilmesi ailelerde yaşanabilecek sorunların çözülmesine ışık tutmak ve ailelerin bu konulardan haberdar edilmeleri açısından görüşlerinin alınması önemlidir.

1.4.Araştırmanın Sınırlılıkları

1. Araştırma 14-19 yaşlarındaki çocuklarla ve onların anne-babalarıyla sınırlıdır. 2.Araştırma Eskişehir merkez ilçelerinde bulunan liselerle sınırlıdır.

1.5.Varsayımlar

Anne-babalar ve çocukların anket sorularına samimi cevap verdikleri varsayılmıştır.

1.6.Tanımlar

Aile. Aile; anne, baba ve çocuklardan oluşan ve toplumun en küçük birimi olan

toplumsal bir kurumdur (Çiftçi ve Biçici, 2005:14).

Çocuk. Evlat, bir kimsenin oğlu ya da kızı (Türk Dil Kurumu, 1969:255).

Ergen. Ergen, insan gelişimindeki bebeklikten sonraki en hızlı gelişim dönemini

yaşayan bireydir. (Ertem ve Yazıcı, 2006:8).

Ergenlik. Ergenlik; bireyin içinde bulunduğu toplumun onu artık bir çocuk gibi

görmeyi bıraktığı, fakat ona henüz yetişkin statüsünü, rolünü ve işlevini tümüyle vermediği yaşam dönemi olarak tanımlanabilir (Özyavru, 2008:9).

İletişim. İletişim, herhangi bir davranış değişikliği meydana getirmek amacıyla,

bireylerin fikir, bilgi, haber, tutum, duygu ve becerilerini akla gelebilecek türlü yollarla bir başkasına aktarma, iletme ve paylaşma sürecidir (Özgüven, 2001:18).

(20)

Çatışma. Çatışma, en az iki insan arasında olumsuz duyguların eşlik ettiği psikolojik

gerginlik durumudur (Önder, 2007:121).

Şiddet. Aile içi şiddet; aile üyelerinden biri tarafından aynı ailedeki diğer üye ya da

üyelerine yönelik, bireylerin yaşamını, fiziksel veya psikolojik bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit eden, kişiliğine veya kişilik gelişimine ciddi boyutlarda zarar veren eylem veya ihmal olarak tanımlanmaktadır (Kitiş ve Şanlıoğlu Bilgici, 2007:8; Yazıcıoğlu ve Kayhan, 2007:296).

İstismar. Dünya Sağlık Örgütü çocuk istismarını "Bir yetişkin tarafından bilerek ya da

bilmeyerek yapılan ve çocuğun sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen davranışlar" olarak tanımlamaktadır (Aktaran Bahar vd., 2009:52).

(21)

BÖLÜM II

KAVRAMSAL ÇERÇEVE 2.1.Aile

Aile, bireylerin korunduğu, barındığı, beslenmelerinin sağlandığı (Kulaksızoğlu, 1998:75); anne, baba ve çocuklardan oluşan ve toplumun en küçük birimi olan toplumsal bir kurumdur (Çiftçi ve Biçici, 2005:14).

Bir başka tanımla aile, farklı iki cinsiyetteki insanın, tek başına yetersizlik duygusunu aşmak için oluşturduğu, çocuk açısından, sosyal yaşama katılmak için hazırlıkların yapıldığı ve deneyimlerin kazanıldığı bir ortam; yetişkinler açısından ise mutluluğun hakim olduğu, şiddetli gerilim ve sıkıntılar karşısında dayanışmanın en iyi şekilde elde edildiği bir sığınma yeri anlamlarını ifade etmektedir (Şentürk, 2008:9).

Aile; içinde insan türünün belli bir biçimde üretildiği, topluma hazırlanma sürecinin belli bir ölçüde ilk ve etkili biçimde oluştuğu, eşler ve anne-babalarla çocuklar arasında belli bir ölçüde içten, sıcak, güven verici ilişkilerin kurulduğu, yine içinde bulunulan toplumsal düzene göre ekonomik etkinliklerin az ya da çok ölçüde yer aldığı bir toplumsal kurumdur (Çayboylu, 2002: 7).

Toplumların çekirdeğini oluşturan aile, neslin devamı, çocukların bakımı ve yetiştirilmesi, yeni nesillere kültürel kimliğin, dini ve ahlaki değerlerin kazandırılması, tarihsel ve toplumsal bilincin aktarılması, sevgi, saygı ve hoşgörü esasına dayanan tutum ve değerlerin yerleştirilmesi gibi temel fonksiyonları üstlenen ve yerine getiren evrensel bir kurum olma özelliliğiyle, her çağın ve her toplumun en temel sosyal bir kurumu olarak varlığını sürdürmektedir (Özdoğan, 2006).

İnsanoğlu doğduğu günden itibaren çevresiyle sürekli etkileşim içerisindedir. Bilerek ya da bilmeyerek birçok kavram ve davranışı çevresinden edinmektedir. Kişinin dünyaya gözünü açtığı andan ölünceye kadar geçen süreçte en çok etkilendiği çevre ise ailedir (Yağbasan ve İmik, 2006:228; Erbil vd., 2006:8).

(22)

Çocuğun kişiliği ve davranışları, içinde büyüdüğü aile tarafından etkilenir. İnsanlarla ilişkiler, ahlak ve görgü kuralları, topluma uyum anne-baba ve yakın aile bireyleri tarafından öğretilir. Çocuğun yetişmesinde ve kişiliğin gelişmesinde önce anne, sonra baba, kardeşler, büyük anne ve babanın rolleri sırayla etki eder. Bunların yanı sıra ailenin kültürel, sosyo-ekonomik durumu, aile bireylerinin kişilikleri ve aralarındaki ilişkiler, tek evlat olup olmaması, kaçıncı çocuk olduğu, ailenin büyük ve küçük oluşu da çocuğun kişilik oluşumunu etkileyen diğer etmenlerdir (Çayboylu, 2002: 7).

Aileyi oluşturan bireyler arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Ailenin sosyoekonomik düzeyi, anne-babanın eğitim durumu, anne-babanın kendini geliştirme isteğinin olması, aile çevresinin aileye verdiği destek gibi etkenler ailedeki tutum ve davranışları belirler. Aile içinde olumlu bir etkileşimin olması aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin düzeyi ile gerçekleşir (Bekir Şimşek, 2009:9-10).

Ailede bireyler bu sürekli etkileşimi sağlamak için iletişim kurarlar. İletişim, insanlar arasında anlamları ortak kılma sürecidir (Özgüven, 2001:18).

2.2.İletişim

Her insanın kendine özgü bir dünyası vardır. Birey kendi koşulları içinde kendine bir dünya oluşturur ve bu dünyanın içinden diğer insanlara uzanarak onlarla iletişim kurar. İnsanlar ancak ilişkiler içinde varolabilen bir varlık olduğu için, düşünebilme, düşündüğünü karşısındakine anlatabilme yeteneği, toplumsal yaşamın temelini oluşturur (Gültekin, 2001:232).

İletişim, insan ve insanın karşılaştığı, ilişki kurduğu her yerde, her durumda ayrı bir dil biçiminde kodlanmış bir süreçtir. Bu süreç dış görünüş, jest ve mimiklerle de olabilmektedir (Yağbasan ve İmik, 2006:230).

Bir başka tanımla iletişim, herhangi bir davranış değişikliği meydana getirmek amacıyla, bireylerin fikir, bilgi, haber, tutum, duygu ve becerilerini akla gelebilecek türlü yollarla bir başkasına aktarma, iletme ve paylaşma sürecidir (Özgüven, 2001:18).

(23)

Genel olarak iletişim, bireyler, gruplar ve toplumlar arasında söz, yazı, görüntü ile el-kol hareketleri vb. simgeler aracılığı ile duygu ve düşüncelerin karşılıklı olarak iletilmesini sağlayan (Sünbül, 2005:175); kaynağını ve hedefini insanların oluşturduğu bir etkileşim sürecidir (Özmen, 2007:21). İletişim, en az iki kişi arasındaki mesaj alış verişi olarak da nitelendirilebilir (Çayboylu, 2002: 23).

İki insanın birbiriyle konuşması, bakışması, birbirine gülümsemesi vb. birer iletişimdir. İletişim insanlar arasında ilişkilerin kurulmasını sağlar ve bu ilişki olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir.

Toplumların yapılarının niteliği, kendilerini oluşturan ailelere bağlıdır. Toplumun sağlığı ailenin sağlığıyla doğrudan ilişkilidir, bu nedenle, Anayasamızın 41.maddesinde “Aile Türk toplumunun temelidir, devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle annenin ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimiyle uygulamasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmü yer almıştır (Kargı ve Akman, 2006).

Sağlıklı ailede, ailedeki düzen ve etkileşim biçimi, aile bireylerinin her türlü gereksinimlerini, doğal yaşantı içinde karşılar ve aile üyeleri ailelerin bir parçası olmaktan mutludurlar. Üyeler, görev ve sorumluluklarını doğal olarak yerine getirirler, aralarında olumlu duygusal bağlar vardır ve kişiler birbirinden bağımsız olarak ve isteyerek karşılıklı yardım içindedirler. Aile kendi üyelerini değerli bulur, aralarında karşılıklı destek, uyum ve iletişim vardır. Uyum ve desteğin temeli olan iletişim, toplumlardaki temel düzeni sağladığı gibi, aile sistemi içinde de sağlıklı bir düzenin oluşmasına katkıda bulunur. Böylece sağlıklı ailenin oluşması gerçekleşir. Bu düzen içinde aile üyeleri arasındaki sınırların oluşturulması, herkesin, kendi sınırının nerede başlayıp nerede bittiğini doğru algılaması mümkün olur. Tüm bunlar sağlıklı iletişim ile gerçekleşir (Özgüven, 2001:87).

Aile üyeleri arasındaki etkileşim, aile bireylerinin tümünü etkilediği gibi üyelerden birinin yaşadığı bir durum da sadece o kişiyi değil ailenin bütününü etkiler. Aile etkileşimini olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen pek çok etken vardır. Bunlar arasında psikolojik, ekonomik, sosyolojik, kültürel, biyolojik, çevresel etkenler sayılabilir.

(24)

İletişim, insan ilişkilerinin, günlük yaşantılarının temelidir. Aile bireyleri arasındaki ilişkiler, karı-koca ilişkileri, arkadaş ilişkileri, öğrenci öğretmen ilişkileri, işyerindeki ilişkiler, çevre ve toplumla olan ilişkiler şeklinde birçok yönde görülebilir. Aileyi oluşturan bireylerin iletişimi üzerinde durulacak olursa;

Çocuğun kişiliğinin oluşumu, karakterinin biçimlenmesi ve benlik saygısının gelişimi büyük ölçüde örnek aldığı anne-babanın kişilik yapılarına bağlıdır. Anne ve baba, birbirleriyle olan ilişkilerinde sevgi, saygı ve hoşgörü içinde olmalı ve çocuklarına örnek olmalıdırlar. Çocuklar anne-babalarının kendi aralarındaki ilişkilerine çok duyarlı olarak dikkat ederler ve iyi birer gözlemcidirler. Huzursuz bir aile ortamı, eşlerin sürekli birbirleriyle geçimsizliği, kavga etmeleri çocuğu olumsuz yönde etkiler, böyle gergin bir ortamda yetişen çocuklarda uyum ve davranış bozukluklarının gelişme olasılığı yüksektir. Sağlıklı anne-baba ilişkilerinde, bireylerin birbirlerini sevmeleri, saymaları, birbirinin düşüncelerini hoşgörü ve saygıyla karşılamaları, birbirlerine güven duymaları ve desteklemeleri gerekir (Özgüven, 2001:86; Bekir Şimşek, 2009:10; Dönmezer, 1999:71).

Etkili bir iletişim kabiliyetine sahip olmayan anne-babalar, çocuklarıyla ya bitmez tükenmez bir çatışmaya girecekler; ya da sadece oturup “en iyisinin olması için beklemeyi” yeğleyeceklerdir (Sünbül, 2005:176).

2.2.1.Anne-Baba-Çocuk İletişimi

Ailede anne ve babanın çocuk üzerindeki etkileri farklıdır. Anne, çocukla biyolojik ve psikolojik olarak derin bir ilişki içindedir. Özellikle ilk yıllarda, çocuk üzerindeki etkisi daha çoktur, anne iki yaşına kadar çocuk için en önemli sosyal çevreyi oluşturur. Babanın etkisi daha sonraki yaşlarda, özellikle okul döneminde daha çok önem kazanır. Özellikle ilköğretim döneminde çocuklar babalarını ve mesleklerini birbiriyle karşılaştırıp onlarla övünürler. Çocuk, babasının toplum içindeki saygınlığından kendi hesabına pay çıkarmaya çalışır. Baba, gelişim döneminde çocuğun gözünde bir örnek, bir modeldir. Baba çocuğu yaşamın güçlüklerine karşı koruyan destekleyen ona yön veren bir rehberdir (Özgüven, 2001:194).

(25)

Sağlıklı bir iletişimin olduğu ailelerde yetişen çocukların kişilikleri daha gelişmiş, sosyal uyumları daha iyi; sürekli olarak büyük anlaşmazlıkların yaşandığı, huzursuz aile ortamlarında yetişen çocukların ise kişilikleri az gelişmiş sosyal uyumları bozuk ve okul başarılarının da daha düşük olduğu görülmektedir (Özmen, 2007:8).

Sağlıklı ailede, her çocuğun kendine özgü bir kişiliği olduğu bilinir ve kabul edilir. Çocuklar belli bir kalıba sokulmak için zorlanmazlar. Her bireyin farklı uğraşları ve ilişkileri vardır. Kuşaklar arasında düşünce farklılığına saygı duyulur. Çocuklar başkalarıyla karşılaştırılmazlar ve karşılaştırmanın doğru olmadığını öğrenirler. Bireyler arasında, özellikle anne-baba ile çocuklar arasında sağlıklı bir iletişim ve diyalog vardır. Çocukların her türlü duygu ve düşüncelerini açıklamalarına izin verilir. Aileyi ilgilendiren her konuda çocuklara bilgi verilir. Sağlıklı ailelerde herkesin hem mekansal, hem de psiko-sosyal yönden bir yeri vardır. Sağlıklı ailede koşulsuz bir sevgi vardır (Sünbül, 2005:174).

Buna karşın, ailelerin çocukları ile olan iletişimlerini, tek yönlü olarak baskı ve emredici bir tutumla sürdürmeleri, sık ve şiddetli cezalar vermeleri, onlara çocukça davranmaları, arkadaşlarının yanında küçük düşürmeleri, gücünün üstünde işlere zorlamaları, gücünün üstünde başarı beklemeleri, sevgilerini koşullandırmaları çocukların gelişimlerini başarılarını olumsuz yönde etkilemektedir. Anne ve babalar çocuklarının başarıları ile ilgili talep ve beklentilerinde daha ölçülü davranmalı, başarının ancak, dengeli ve sağlıklı bir kişilik ve benlik yapısı ile birlikte bir anlamı olabileceğini unutmamalıdırlar (Özgüven, 2001:194-195).

Sağlıksız ailelerde, her çocuğun kendine özgü bir kişiliği olduğu; kapasitesi, yetenekleri, doğal eğilimleri ve ilgileri yönünden farklı olabileceği; gelişiminin ve yönlendirilmesinin bu doğrultuda olması gerektiği bilinmez ve kabul edilmez. Bu nedenle de, önceden belirlenmiş kalıplar içine sokulmaya çalışılır. Anne-babalar çocuklarının daha önce kendilerinin edinemediği mesleğe yönelmelerini isterler ve çoğu zaman bu konuda çocuklarına baskı yaparlar. Çocuktan beklenen, anne-babanın isteklerine koşulsuz itaat etmesidir. Çocuk kendi düşünce ve duygularının, ilgi ve eğilimlerinin önemli olmadığını öğrenir. Sağlıksız ailelerde, gerçek isteklerini kendinden bile gizlemeye çalışan, karşısındakinin çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün tuttuğunu savunan bir aile bireyi vardır. Bu genellikle anne ya da babadır. Korkutularak,

(26)

utandırılarak, küçümsenerek, suçlu hissettirilerek eğitilen çocuklar, beceriksiz, çekingen, alıngan olurlar; kendilerini başkalarına beğendirmek için sürekli çabalarlar; nefret ve saldırganlık duyguları baskın bir özellik gösterir. Sağlıksız ailelerde bireyler arası ilişkiler korku ve nefret temeline dayanır. Bireyler arasında sevgi ve bağlılık yoktur, içten pazarlıklıdırlar. Sağlıksız ailelerde koşullu sevgi vardır. Çocuk, anne-babasından “istediğim şekilde davranırsan seni severim, yoksa sevmem” mesajı alır (Sünbül, 2005:174).

Çocuklarla iletişimin açık ve etkili olması için anne-babalar, samimi bir ilgiyle çocuklarını dinlemeyi istediklerini onlara hissettirmelidirler. Eğer çocuklar anne-babalarıyla konuşma girişimlerinin nutuk çekme şeklinde olacağından ya da eleştiri yağmuruna dönüşeceğinden korkuyorlarsa, hiçbir şekilde anne-babalarıyla iletişim kurmak istemezler.

Toplumumuzda anne-baba çocuk iletişiminin daha çok olumsuz iletişime dayandığı söylenebilir. Örneğin, anne-babalar daha çok özsaygı zedeleyici dili, sen dilini, öğüt vermeyi vb. kullanmaktadırlar (Çayboylu, 2002: 23-24).

Anne-baba, çocuk arasında rahat ve özgürce fikir alışverişinde bulunma, her iki tarafın huzur içinde ilişkilerini yürütmesini kolaylaştırır. Çocukların belirli ölçüler içinde belirli bir konu ya da davranışla ilgili konuşmasını yetişkinler, kendilerine dönük eleştiri kabul eder ve karşı tavır takınırlarsa iletişim yollarını tıkar ve çocuklarını olumsuz davranışlara iterler. Çocuklardan saygı ve anlayış bekleniyorsa, anne-babanın bunu öncelikle kendisinin çocuğa vermesi gerekir. Çocukların anne-babayla paylaşmak istemediği sırları, mektupları, hatıra defteri, resimleri olabilir. Bunlar onların özel haklarıdır. Bu haklara saygılı davranmak anne-babayı çocukların gözünde büyütür ve böylece doğruyu yanlışı öğrenmesi sağlanmış olur (Bilen, 2004: 252-253; Elmacıoğlu,2000:91).

Çocuklar oldukça güçlü adalet duygusuna sahiptirler. Anne-babanın haklı olduğuna inanırlarsa sert disiplin kurallarını bile hoşgörüyle karşılarlar. Bunun için onların kişiliklerine saygı gösterilmesi gerekir. Odasının kapısını vurmak, bir şey isterken rica etmek, mümkün olduğu kadar kendisine emir vermekten kaçınmak onlara ve haklarına saygılı davranmanın yollarındandır. Gence bir davranışı öğretmenin en iyi

(27)

yolu ondan beklenileni ona vermektir (Bilen, 2004:253). Yani anne ve babalar çocuklarından anlayış ve saygı bekliyorlarsa, öncelikle bu saygı ve anlayışı anne ve babalar çocuklarına göstermeli ve model olmalıdırlar (Elmacıoğlu, 2000:91).

Anne-baba ve çocuk iletişiminde istenmedik davranışlar için, her şeyden önce sevgi temeline dayanan, herkesin birbirine yeterli zamanı ayırdığı bir iletişim ortamı, karşı tarafa söz hakkı veren ve onu anlamaya çalışan bir yaklaşım, tutarlı, örnek olan, soğukkanlı ve özenli bir tavırla birleştiğinde, çok daha olumlu sonuçlar elde edilmesini sağlayabilir. Böylece daha mutlu ve uyumlu üyeleriyle, içinde yaşadığı toplumun gerçekten temelini teşkil eden bir ailenin varlığı devam edebilir (Önder, 2007:79).

Anne-baba-çocuk iletişiminde özellikle ergenlik dönemi önemli bir dönemdir. Ergen, insan gelişimindeki bebeklikten sonraki en hızlı gelişim dönemini yaşayan bireydir. Ergenlik dönemindeki yaş sınırları kuramcılara göre farklılık göstermekle birlikte en geniş yaş aralığı 11-21 olarak kabul edilebilir (Ertem ve Yazıcı, 2006:8).

Gelişimin en önemli dönemlerinden olan ergenlik dönemi; ergenin hızla oluşan biyolojik ve psikolojik değişmelere sağlıklı uyum yapmakta zorlandığı, çocukluk döneminin sona ermesiyle gerçek yaşam beklentileri ile baş etme çabasına giriştiği bir kimlik arayışı dönemidir (Aşık, 2006:14; Koç, 2004:233; Aras vd., 2007:186; Erbil vd., 2006:8). Bireyin kendini ve toplumdaki rollerini tanıdığı ve rol karmaşası yaşadığı fırtınalı bir dönem olan ergenlik; bireyin vücut imajı, aile ve arkadaş ilişkileri, mali sorunlar ve gelecek kaygısı gibi yoğun stres yaşadığı bir yaşam dilimidir (Arslantaş vd., 2007:78).

Ergenlik çocukluktan erişkinliğe geçilen bir ara dönem olmakla birlikte, bu dönem çoğu kez hem ergenin kendisi hem de aile ve çevresi için zorlu bir sınav gibi yaşanır. Ergenlik yalnızca büyümek demek değildir. Ergenlikte aynı zamanda bir başkalaşım, bir dönüşüm de yaşanır. Ergenlik döneminde birey için bedensel, ruhsal, toplumsal alanlarda değişim ve dönüşüm söz konusudur (Devecioğlu, 2008:70).

(28)

Bir başka tanımla ergenlik; bireyin içinde bulunduğu toplumun onu artık bir çocuk gibi görmeyi bıraktığı, fakat ona henüz yetişkin statüsünü, rolünü ve işlevini tümüyle vermediği yaşam dönemi olarak tanımlanabilir. Ergen, toplumda statü sahibi olmaya gereksinim duyar. Toplumsal uyum, geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır. Ergenlik yılları, toplumsal gelişim ve uyum yılları olarak da nitelenebilir (Özyavru, 2008:9).

Ergenin çocukluk döneminden itibaren ailede anne-babanın çocuğa karşı tutum ve davranışları, çocuğun gelecekteki yaşantısı açısından önemli olduğu kadar, çocuğa ailenin bir üyesi olduğu bilincini de aşılamakta ve topluma uyum temelini atmaktadır. Aynı zamanda, ergen ailede bir birey olarak sosyal deneyimlerini edinmekte, tercihler yapmakta ve kararlarda etkin rol alarak karar vermeyi de öğrenmektedir (Erbil vd., 2006:8).

Milli Eğitim Bakanlığı’nca yapılan tanıma göre, gençlik; “buluğa erme sebebiyle, biyolojik ve psikolojik bakımdan çocukluğun sonu ile toplum hayatında sorumluluk alma dönemi olan 12-24 arasında kalan yaş grubudur” (Aktaran Şener, 1997:16; Aktaran Dinçel, 2006:14).

Gençlik dönemi, kimlik arayışının olduğu, risk alma davranışlarının daha sık görüldüğü bir süreç olarak sigara, alkol içmenin daha kolay ortaya çıkabildiği bir dönemdir. Bu dönemde huzurlu ve sorunsuz aile ortamı gencin ruhsal gelişimini daha sağlıklı tamamlamasını sağlayacaktır, aksine sorunlu bir aile ortamı sigara ve alkol içme için bir risk oluşturacaktır (Kolay Akfert vd., 2009:46).

Anne-babanın kız erkek arkadaşlığı konusundaki kuruntuları da genci sıkar. “Kimle geziyordun, neden geç kaldın?” tarzında sıkıştırmaları ve güvensizlik verici sözleri gençte öfke patlamalarına, ağlamalara ve inadına davranışlara sebep olur (Yörükoğlu, 2000:138).

Genç, aile içinde uyarılan, yönetilen, neyi yapmaması ve neyi nasıl yapması gerektiği söylenen bir kişi olmak istemez. Nasıl giyineceğine, ne okuyacağına, kimlerle arkadaşlık edeceğine vb. kendisi karar vermek ister. Ailesinden ayrı olarak sinemaya, tiyatroya, pikniğe vb. gitmek ve arkadaşlarıyla özgürce eğlenmek ister. Bir yere

(29)

giderken kendisine ailesinden birinin eşlik etmesinden, gözetim altında tutulmaktan hiç hoşlanmaz. (Altınköprü, 2003:203).

Gençlerle ilişkileri kolaylaştıran yetişkin tutumları;

-Yetişkinler, gençlerle olan iletişimlerinde, söz konusu olan durumla ilgili önyargılarla yaklaşmamalı, çok konuşmak yerine çocuklarını anlamayı ve dinlemeyi tercih etmelidirler.

-Anne-babalar, çocuklarını, bir değerlendirme yapmaksızın, onları oldukları gibi kabul etmeli, empatik bir anlayışla duygularını paylaşmalı, onların karşısında yer almak yerine, onların yanında olmalıdırlar.

-Gençler, başkalarının önünde eleştirilmemeli ve davranışları başkalarının davranışları ile karşılaştırılmamalıdır.

-Yetişkinler, genç karşısında her zaman tarafsız olmaya çalışmalı, ergenin hak ve sorumlulukları, davranışlarının olası sonuçları, duygusallığa kaçmadan, sakin ve akılcı bir ortamda birlikte konuşulmalıdır.

-Gençler, yetişkin yaşamına katılmak, kendilerini denemek ve kanıtlamak, yetişkinlerin sahip oldukları olanaklardan yararlanmak isterler. Alınacak kararlara katılmak, düşünceleri alınmak, sorumluluklar yüklemek, gençlerin kendilerine olan güvenlerini arttırır ve yetişkinler dünyasına katılımını kolaylaştırır.

-Ergenler ve gençler toplumsal değerleri, arkadaş grubu içinde yaşayarak öğrenirler. Anne ve babalar arkadaş ilişkilerini engellememeli, olanaklar sağlayarak destek olmalıdırlar (Özgüven, 2001:283).

Aile içinde duygusal ve sosyal ilişkiler açısından iyi bir etkileşim içinde olan gençler, sorunlarının üstesinden daha kolay gelebilirler ve çocukluk yıllarından itibaren çocuklarıyla arkadaşça bir diyalog kurmayı başarabilen anne ve babalar, bu diyaloğu, ergenlik döneminde de devam ettirirlerse, çocukları için gerekli olan rehberlik işlevini sağlamış olurlar. Aksi halde, iletişim problemlerinin yaşandığı bir ailede aile içi sorunların yaşanılması kaçınılmazdır.

(30)

2.3.Aile İçi Sorunlar

Aile, bireylerini koruyan, sevgi ve güven duygusu veren ve onları topluma hazırlayan vazgeçilmez bir kurumdur. Ailenin temel fonksiyonlarını yerine getirememesi ya da parçalanması durumunda toplumda da ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır (Kitiş ve Şanlıoğlu Bilgici, 2007:8).

Aile içi sorunlar temel olarak gruplandırılacak olursa;

Maddi Sorunlar. Aile birliğinin karşılaştığı tehlikelerin en önemlilerinden

birisidir. Kişi başına düşen gelir düzeyinin düşük olduğu ülkemizde, bir ailenin, geçimini rahatça sağlayabilecek bir gelire sahip olmaması ya da mevcut gelirin kesilmesi gibi durumlarda aile içinde büyük huzursuzluklar doğabilmektedir (Çiftçi ve Biçici, 2005:26-27).

Çevresel Sorunlar. Aile üyelerinin iş hayatı ve komşuluk ilişkileri gibi faktörler

de aile içinde bazı sorunların doğmasına yol açabilmektedir. Çalışma hayatındaki iş yükünün ağırlığı, çalışma saatlerinin düzensizliği gibi faktörlerden kaynaklanabilen stres, yorgunluk ve benzeri durumlar ile eve geç gelmeden kaynaklanan sorunlar aile içinde eşle ve çocuklarla olan iletişime yansıtıldığı ölçüde aile içinde sorunlar yaşanabilmektedir (Çiftçi ve Biçici, 2005:34).

İletişim Sorunları. İnsanlar arası ilişkilerde yaşanan sorunların çoğunun

iletişimsizlik ya da bozuk iletişimden kaynaklandığını kabul etmek gerekir. İletişim sorunu eşler arasında yaşanabileceği gibi ebeveynler ile çocuklar arasında ya da evli çiftler ile ebeveynler arasında da yaşanabilir (Çiftçi ve Biçici, 2005:27).

İletişim sorunlarının yaşandığı ailelerde aile içi çatışmaların olması kaçınılmazdır.

(31)

2.3.1.Aile İçi Çatışmalar

Çatışma, en az iki insan arasında olumsuz duyguların eşlik ettiği psikolojik gerginlik durumudur (Önder, 2007:121).

Çocuğun sevgi ve güven ortamında sağlıklı yetişmesi, çocuğa yol göstermek, davranışlarına yön vermek, kurallara uyumunu sağlamak, ailenin görevleri arasındadır. Ayrıca ailenin, güç durumlarda, çocuğun yanında olması, gerektiğinde desteklemesi gerekir. Çocuğun kişilik gelişimi, cinsel kimliğini kazanması da aile ortamında sağlanır. İnsan ilişkilerini belirleyen anlaşma, uzlaşma, bağlılık, işbirliği gibi olumlu nitelikleri, çocuk aile ortamında kazanır. Anlaşmazlık, çekişme ve çatışma gibi olumsuz durumlarda takınacağı tutumlar da yine aile içinde kazanılır (Özgüven, 2001:194).

Özellikle bir aile ortamında ilişkiler süreklidir, yani yıllar boyunca devam eder. Böyle olunca da aile üyeleri arasında gelişen çatışmalar da varlığını sürdürür ve ilişkileri yıpratır. Eşler arasında sevgi giderek yok olur. Çatışmalı ortamlarda çocuklar da huzursuz olurlar. Okul performansları olumsuz yönde etkilenir. Bu nedenle kişilerarası çatışmalar konusunda bilinçli olmak ve doğru biçimde davranmaya çalışmak tüm ailenin mutluluğu için önemlidir (Önder, 2007:122).

2.3.1.1.Anne-Baba-Çocuk Çatışması

Yapılan bir araştırmaya göre gençlerin anne-babalarıyla çatışma alanları şunlardır: Okul ve öğrenim sorunları, siyasal konular, gece dışarı çıkma, belirli saatlerde eve dönmek ve evde bulunmaya zorlanış, beslemek üzere bir hayvanın eve alınışı, yetişkinlerin bir konuyu gereksiz yere uzatması, kardeşlerle ilişkiler, beslenme konusu ve biçimi, gencin üzerine fazla düşülmesi, sağlığa dikkat etmemek, boş zaman uğraşları, arkadaş seçme, karşıt cinsle arkadaşlık, geleneklere önem vermeme ve ev işlerine yardım gibi (Tezcan, 2003:33).

Anne-baba-çocuk çatışmalarını önlemek için; -Anne-baba, çocuğunu yakından tanımalıdır.

-Anne-baba, kendini tanımalıdır.

-Çocuğa daima alternatif çözümler sunarak, çocuğunun kendisinin alternatiflerden birini seçmesini sağlamalıdır.

(32)

-İstenmeyen davranışlar için çocuğa açıklama yapılmalı ve kararlı olunmalıdır. -Anne-babanın çocuktan beklentileri gerçekçi olmalıdır.

-Çocuğun duygularını sözlü ya da sözsüz olarak yaşamasına izin verilmelidir. -Anne-baba çocuğa tutarlı davranmalıdır.

-Çocuğun yapamadıklarından çok yapabildiklerine odaklanmalıdır. -Anne-baba çocuğunu başka çocuklarla karşılaştırmamalıdır. -Anne-baba çocuğuyla inatlaşmamalıdır.

-Çocuk sorumluluk alması için teşvik edilmelidir (Önder, 2007:128-130).

Anne-baba-çocuk çatışmasında üzerinde durulması gereken bir konuda kuşak çatışmasıdır.

2.3.2.Ailede Kuşak Çatışması

Sosyolojik anlamda, nesil veya kuşak yaklaşık 25-30 yıllık yaş farkı olan bireylerin oluşturduğu gruplar için kullanılır (Özgüven, 2001:268; Kandır, 2002:21). Çatışma kavramı ise iki ya da daha fazla kişinin ya da grubun birbirlerini reddetmeleri, umursamazlık göstermeleri ya da iletişimlerindeki bozukluk, anlaşmazlık olarak tanımlanabilir. Kuşaklar arası çatışma ise, iki kuşağın sağlıklı ilişkiler içinde olmaması, arasında anlaşmazlık bulunması anlamına gelmektedir. Ailede sözü edilen kuşaklar, yetişkin kuşak anne-baba ve genç kuşak çocuklardır. Kuşaklar arası çatışma, içerik olarak, konuşma biçimi, beğeniler, giyim-kuşam gibi davranış ve durumlardan başlayıp, dünya görüşü, yaşam felsefesi, siyasal tutum, ideolojik inançlar gibi değer ve tutumlarla ilgili oldukça geniş konuları kapsar (Özgüven, 2001:268). Kısacası kuşak çatışmasının nedeni çocukların ve gençlerin yetişkinlerden farklı olmaları, farklı davranmaları, farklı değer yargılarına sahip olmaları ve hatta kişilerarası iletişimde farklı sözcükler kullanmalarıdır (Özgüven, 2001:269).

Yetişkinler ile gençler arasındaki bu farklılaşmanın bir sonucu olarak, taraflar birbirlerini iyi anlayamaz duruma gelmektedirler. İnsan ilişkilerinde ve her türlü toplumsal ilişkide, tarafların kendilerini birbirlerine anlatabilmeleri için, ortak bir dil kullanmaları ve beklentileri açık bir biçimde ortaya koyabilecekleri ve etkileşimi sağlayacakları ortak değerleri olması gerekir. Genç bu ortak değerleri toplumsallaşma sürecinde kazanır (Özgüven, 2001:269).

(33)

Toplumsallaşma sürecini yaşayan genç, kendi değerleriyle toplumsal değer ve beklentiler arasında denge kurmaya çalışırken, bir arada bulunduğu yetişkinlerle çatışmalara girmektedir. Toplumsallaşma; insanların toplumsal gruplarının kurallarını ve uygulamalarını öğrendikleri kültürün aktarılması sürecidir. Birey, başkalarıyla iletişim yeteneğini kazandığı, başkalarını etkilediği zaman toplumsallaşmış demektir (Kandır, 2002:21).

Gençler, ergenlik döneminde ailesinde gördüğü geleneksel davranış biçimlerini, arkadaş grubu ve yakın çevrenin farklı davranış biçimleriyle uzlaştırmaya ve uyarlamaya çalışmaktadırlar. Zamanla, kuşaklar arasındaki, duyuş, düşünüş ve davranış tercihleri farklılaşmaya başlar. Böylece anne-baba ve genç arasında yeterli düzeyde dostça bir ilişki kurmak zorlaşır. Ailesinden farklı olan davranışları nedeniyle eleştirilen ya da çocuk muamelesi gören gencin, yer yer bu duruma isyan etmesiyle kuşaklar arası çatışma başlar (Özgüven, 2001:268).

Kuşak çatışması insanoğluyla birlikte her yerde ve zamanda yaşanarak günümüze kadar gelmiştir (Abalı, 2004:34). Hemen hemen her toplumda anne-baba ve çocuk ilişkilerinde gözlenen bir süreçtir (Özgüven, 2001:269). Kuşak çatışması ülkemizdeki gençlerin anne-babalarından ya da yakın çevrelerinden daha okumuş olmalarından, aile içindeki kuşak ve görüş farklılığından vb. nedenlerden kaynaklanmaktadır (Kulaksızoğlu, 1998:83).

Kuşak çatışmasında ailenin gençten beklentilerinin duruma göre değişiklik göstermesi de etkilidir. Anne-babalar çocuklarının büyüdüklerini gördükleri halde, ona hala çocuk gibi davranırken, gencin yetişkin gibi davranmasını istemektedirler. Bu durum gençte gerginlik yaratmaktadır (Kandır, 2002:21).

En önemli anlaşmazlık nedenlerinden birisi de, ailenin disiplin anlayışından kaynaklanmaktadır. Anne-babaların gence uyguladıkları sert disiplin yolları, kısıtlamalar, yasaklar, çocuksu cezalar onun ailesine karşı isyan etmesine ve anlaşmazlıkların doğmasına neden olmaktadır. Anne, baba ve eğitimciler gencin iyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı ayırabilecek yaşta olduğunu kabul ettiklerinden, yaptığı kötü ve yanlış davranışları bilerek yaptığına inanarak, onları cezalandırmak isterler. Gençler

(34)

cezalandırılmanın yanı sıra takdir edilmeyi beklerler. Bu dönemde en iyi disiplin yolu konunun tartışılması ve iyice açıklanmasıdır (Kandır, 2002:21-22).

Gencin, anne-baba ve kardeşlerine karşı aşırı eleştirel bir tutum geliştirmesi de başka bir anlaşmazlık kaynağıdır. Genç, kendisi alıngan davranıp eleştiriyi hiç kabul etmezken, yerli, yersiz anne-babasını eleştirmeye başlar. Onların düşünceleriyle, inançlarıyla, beğenileriyle alay edip, karşı çıkabilir (Kandır,2002:22; Yörükoğlu, 2000:136). Bu arada küçük kardeşlerin yaptıkları da hep hatalı ve gülünç bulunurken, büyük kardeşler de kıskanılmaktadır. Ayrıca aile içinde en ciddi çatışmalar üvey anne ve üvey babanın varlığı durumunda ortaya çıkmaktadır. Gencin yeni toplumsal yaşantısı, arkadaşları, eve dönüş saati, giyinişi gibi faktörler de önemli çatışma sebeplerindendir (Kandır,2002:22).

Gençlerin anne-babaları ile çatışmalarındaki amaç sınırsız bir özgürlük ve kendi başına buyruk olmak değildir. Topluma baş kaldırmak için de bağımsız olmak istemiyorlar. Gençlerin amacı toplumdan kopmak değil, toplumda kendine bir yer edinmektir. Bağımsız olmayı kendilerini kanıtlamanın aracı olarak görmektedirler. Güvenilmek, beğenilmek ve kabul edilmek isterler. Onların sabırsızlığı, gençlik çağının belirsizliğinden bir an önce kurtulmak çabasından kaynaklanmaktadır (Özgüven, 2001:269-270).

Kuşaklararası çatışma nedenleri konusunda, gençlerle yapılan araştırmalarda, gençlerin değerlendirmelerine göre, kuşaklararası iletişimi engelleyen ve çatışmalara götüren nedenler;

-Gençler ve yaşlılar arasında değer yargılarının farklı oluşu,

-Yaşlanma ile birlikte, sağlığın bozulması, güçten düşme ve ruh halinin değişmesi, -Gençlerin, yetişkinlerin yaşam ve geçmişleri ve yaşlılık hakkında bilgisiz olmaları, -Köyden şehre göç etmiş ailelerde, yaşlıların şehir hayatına uyum sağlayamamaları (Özgüven, 2001: 280).

-Karşıt cinsle arkadaşlıklar, -Siyasal görüş farklılıkları,

-Serbest zaman uğraşları ve bu konudaki görüşlerin farklılığı, -Para, harçlık yetersizliği ve harcanma biçimleri,

(35)

-Geceleri sokağa çıkmanın kısıtlanması ve izinsiz çıkışlar,

-Sürekli ders çalışmaya zorlanma, başarısızlık, devamsızlık gibi okul sorunları, -Kardeş geçimsizlikleri ve ayrıcalıkları,

-Kendilerini başka çocuklarla, özellikle zayıf yönleriyle karşılaştırmaları, -Uygun olmayan bir davranışta bulunduklarında kendilerini dövmeleri,

-Karar gerektiren bir konunun tartışılmasında çocukların görüşlerine önem vermemeleri, -Saygısızlık, giyim-kuşam, kötü alışkanlıklar vb. toplumsal kurallara ters düşen davranışlar (Özgüven, 2001:272).

Kuşak çatışması hiç kimsenin birbirinin kopyası olmamasından kaynaklanmaktadır. Her bireyin sosyal kültürel özellikleri, yaşadıkları çevre ve zaman dilimi farklıdır. İşte tüm bu sebeplere bağlı olarak da herkesin anlayışı, düşünceleri, olaylara karşı verdikleri tepkiler farklı olacaktır. Bu farklılıklar içinde en önemli etkiye sahip olan da yetişme dönemlerinin farklılığıdır. Yetişme dönemlerinin farklı olması nedeni ile kuşaklar arası çatışmanın yaşanması kaçınılmazdır. Kuşaklar arası çatışmalarda herkes kendini haklı görmektedir (Abalı, 2004:34).

Kuşaklararası çatışmaya, aile içi iletişimsizliklerin yaşanmasına vb.ne sebep olan başka bir konu da olumsuz aile tutumlarıdır.

2.3.3.Olumsuz Aile Tutumları

Anne-baba tutumları genel olarak çocuğun yaşından, cinsiyetinden, ailenin sosyo-ekonomik durumundan, anne-babanın yetişme biçiminden, anne-baba arasındaki ilişkilerden, kültürel özelliklerden ve kişilere has özelliklerden etkilenir (Özmen, 2007:19).

Aile içi sorunlara sebep olan olumsuz aile tutumlarına bakılacak olursa;

2.3.3.1.Otoriter Aile Tutumu

Otoriter davranış, anne-babanın sadece birisinde ya da her ikisinde birlikte görülebilmektedir. Bu aileler çocuklarının mutlaka itaat etmesini, isteklerini anında, tartışmasız yerine getirmesini beklerler. Çünkü onlar için otoritenin her durumda korunması önemlidir. Bunun için, çocukların kendileri ile ilgili kararlarda bile ona söz hakkı vermezler (Gökdağ, 2008:109; Tuzcuoğlu, 2003:32; Demiriz ve Öğretir,

(36)

2007:107). Çocukların kişilik özellikleri, ilgi ve gereksinimleri dikkate alınmaz. Anne-babanın çocuktan beklentileri, onların çocuğa sunduklarından daha fazladır (Dönmezer, 1999:54). Otoriter aile tutumu, çocuk üzerindeki denetimin aşırı; ancak çocuğa karşı duyarlılığın düşük olduğu tutumdur. Çocukla ilişkilerinde hep mesafelidirler. Çocuğa candan, içten davranmak onlara göre yüz göz olmaktır. Meselelere çocuğun gözüyle değil kendi değer yargıları açısından bakarlar (Gökdağ, 2008:109). Bu yüzden çocuğun istekleri engellenir ve bastırılır, karşı gelindiğinde de çekinmeden cezalandırılır. Verilen ceza da suçla orantılı değildir. Cezanın türü değişmekle beraber sıkça korkutma, dayak, ayıplama, suçlama şeklinde olabilmektedir (Gökdağ, 2008:109; Özmen, 2007:16; Demiriz ve Öğretir, 2007:107).

Otoriter anne-babalar çocuklarını seviyorlardır. Ancak onların sevgileri şarta bağlıdır. Çocuk onların istediği gibi davranırsa sevgi görür. Uslu durursa, ders çalışırsa, notları iyi olursa sevilir. Kimi ailelerin otoriter davranışlarının altında yatan; çocuğu kendini yönetecek, kendisiyle ilgili kararları alabilecek güçte görmemeleridir (Gökdağ, 2008:109).

Otoriter anne-babaların çocukları ya aşırı isyankar ya da ezik, boyun eğici bir tip olarak ortaya çıkarlar. Sürekli baskı altında yetişen çocuk nazik, dürüst, dikkatli olmasına karşılık çekingen, kolayca etki altında kalabilen, aşırı duyarlı bir yapı geliştirebilir. Bunun tam tersine isyankar, saldırgan ve aşağılık duygusu da geliştirebilir (Gökdağ, 2008:109; Gelir, 2009:27-28).

2.3.3.2.İlgisiz Aile Tutumu

İlgisizliğin en önemli belirtisi; anne, baba ve çocuk arasındaki iletişimin olmayışıdır. Hem çocuğun denetimi, hem de ilgi ve ihtiyaçlarına olan duyarlılık son derece düşüktür. Bu tutum içindeki aileler çocuklarını ihmal, hatta reddederler. Çocuklarının ilgi ve ihtiyaçlarından habersiz oldukları gibi; nerede olduğu, kimlerle olduğu ve ne yaptığı ile de ilgilenmezler. Çocuklarına zaman ayırmaz, onu yapacakları işe engel olarak görür ve elden geldiğince kendilerinden uzak tutarlar (Gökdağ, 2008:110-111; Özmen, 2007:18). İlgisiz aile çocuklarında okula karşı ilgisizlik, zamanı iyi değerlendirememe ya da boşa harcama, arkadaşlarını yanlış seçme, içki ve sigara alışkanlığı gibi eğilimler görülür. Gençlik yıllarına geldiklerinde engellenmeye karşı

(37)

hoşgörüsüz oldukları, suç işledikleri, uzun vadeli planlar yapamadıkları görülür. Anne-babası her bakımdan özensiz olan çocuk; asi, söz dinlemeyen, kaba, anne-babaya öfke dolu, korkak, kendini ifade etmede beceriksiz biri olarak ortaya çıkabilir (Gökdağ, 2008:110-111).

2.3.3.3.Dengesiz ve Tutarsız Aile Tutumu

Tutarlılık; konulan kuralları ve onların sonuçlarını takip etmek demektir. Eğer anne-babalar bir kural koydularsa ve bunun etkisini görmek istiyorlarsa, söylediklerini uygulamalıdırlar. Anne-babalar kurallarını uygulamada başarısızlarsa çocuklarda o kurallara uymamayı çok iyi öğrenirler (Steede, 2003:59). Ayrıca anne-babanın tutarsız olması çocuklarının kişiliğinin yanlış gelişmesine sebep olur (Tarhan, 2004:41).

Bu tutumun temelinde, anne-babanın çocuğa karşı değişken, tutarsız tutumları yatmaktadır. Örneğin anne-babadan biri demokratik, öteki otoriter tutum sergileyebilir ya da çocuğun bir davranışını bir gün ödüllendirirken ertesi gün cezalandırabilirler (Gökdağ, 2008:111-112; Dönmezer, 1999:58; Demiriz ve Öğretir, 2007:109). Yani anne-babanın dengesiz ve tutarsız tutumu, anne-baba arasındaki görüş ayrılığından ileri gelebileceği gibi, anne ya da babanın kendi içinde gösterdiği değişken tutumdan da ileri gelebilir (Özmen, 2007:17; Demiriz ve Öğretir, 2007:109; Gelir, 2009:30).

Çocuğuna sözünü dinletmek için uğraşan annenin istediğini yaptırmak için önce yumuşak olurken, ardından sesini yükseltmesi fakat çocuk istediğini hala yapmadığında özür dilemesi, tutarsız bir davranışa örnektir. Bunun dışında babanın normalde hatalı kabul edeceği bir davranış karşısında morali yerinde olduğu için çocuğuna kızmaması, bir başka gün sinirli olduğu için benzer davranışa aşırı tepki göstermesi de tutarsızlığa verilecek örneklerdendir (Gelir, 2009:30).

Bu tür ailelerde yetişen çocuk, davranışlarına kılavuzluk edecek bir değerler sistemi geliştiremez. Anne-babasıyla ilişkilerinde çatışmalara neden olur. İç çatışmaları içinde bocalayan huzursuz, kararsız ve tutarsız bir kişilik geliştirebilir (Gökdağ, 2008:111-112).

(38)

2.3.3.4.Ayrımcı Aile Tutumu

Her ne kadar çocuklarını birbirinden ayırmadıklarını, hepsini aynı derecede sevdiklerini söyleseler de, kimi anne-babaların çocuklarını farklı düzeylerde sevdiklerine sıkça tanık olunmaktadır. Bilmek gerekir ki sevginin farklılığı çocukları çok üzer. Çünkü çocuk sevgiyle büyür, sevginin çocuk gelişiminde özel bir yeri ve önemi vardır. Sevmek sevilmek, özellikle anne-baba için değerli olmak çocuk için son derece önemlidir (Gökdağ, 2008:112).

Eğer bir ailede anne-baba, çocuklar arasında ayrım yapıyorsa yani çocuklarına karşı eşit tutum ve tavırlar sergilemiyorsa, bu çocuklar tarafından hemen fark edilir. Bu da aile içi iletişimin zarar görmesine sebep olur. Eğer anne-baba çocuklardan birine farklı davranıyorsa, bunun nedeninin bütün kardeşler tarafından kabul edilebilir olması gerekir ve benzer durum diğer çocuklar için de söz konusu olduğunda aynı ayrıcalık diğer çocuklara da tanınmalıdır. Anne-baba sürekli çocukları arasında ayrım yaparsa çocukların anne-babalarına karşı olan inançları sarsılır. Aile içi iletişim ve dayanışma kopar (Altınköprü, 2003:214).

Sağlıklı bir kardeş ilişkisi için de karşılıklı empati, ebeveynlerden görülen eşit ilgi ve iki kardeşin kendine özgü kişilik yapıları geliştirebilmeleri gerekir (Özyavru, 2008:4). Anne-babaların çocuklarına farklı davranması, kardeş ilişkileri içinde taraf tutmaları ya da çocukların anne-babalarının tutumları ile ilgili algıladıkları farklı muamele duygusu kardeş ilişkilerini de olumsuz etkilemektedir.

Anne-babanın çocuklar arasında ayrım yaptığı bir konu da kız ve erkek ayrımıdır. Kız erkek ayrımı yapılan ailelerde kızlarla erkeklerin sahip olduğu haklar farklıdır. Erkeklere haklar tanınmakta, kızlara da sorumluluklar yüklenmektedir. Oysaki insanlar kadın ve erkek olarak değil, insan olarak değer görmelidir (Söylemez, 2004:125-126).

2.3.3.5.Suçlayıcı Aile Tutumu

Suçlayıcı anne-babaların temel hedefi, çocuğun, anne-babasının daha büyük, bilgili ve haklı olduğunu anlamasını sağlamaktır. Suçlayıcı anne-babalar çocuklarına kendi görüşlerini uygulatmak isterler ve bazen çocuklarına alaylı ve aşağılayıcı sözler kullanırlar. Bu sözler anne-babayı üstünmüş gibi gösterip gencin de kendisini

Şekil

Tablo 1 incelendiğinde, ankete katılan çocukların %69,7’sinin 14-16 yaş  aralığında oldukları görülmektedir
Tablo 3.Çocuklara Göre Anne-Babalarıyla Yaşadıkları Sorunların Dağılımı
Tablo 4.Çocukların Beklentilerinin Anne-Babaları Tarafından Karşılanma  Durumu  Beklentiler Beklentileri  karşılama  durumu  Anne Baba Sayı %  Sayı %
Tablo 5. Çocuklara Göre Anne-Babalarının Beklentilerini Yerine
+7

Referanslar

Benzer Belgeler

Pyoderma Gangrenozum, Akne, Psoriasis, Artrit, Hidraadenitis Süpürativa (PAPASH)- Sendromu : Otoinflamatuar Sendrom Spektrumunda Yeni Bir Antite. Pyoderma Gangrenosum, Acne,

Anababalık yetkinlik inancı farklı araştırmacılar tarafından nasıl tanımlandığı, okul öncesi eğitimi ve ailenin önemi, okul öncesi eğitime devam eden çocukların

Kent merkezi içinde faaliyetlerini sürdürmekte olan hizmetler sektörüne, tarımdan gelen yeni sermaye birikiminin katkılarıyla birlikte, Eskişehir MİA fiziksel olarak yeniden

Bu çalışmada, Conrad’ın Casus adlı romanında var olan tüm politik düzenleri reddeden bir politik görüş olan anarşizmin acı yıkıcılığını ironik bir tarzda ele

Aracın Hatay da hareket ettikten belli bir süre sonra gördüğü tabelaya göre aradaki mesafeler,... Aracın gideceği yere saat 20.00 de varması

Örnek olarak geçmişte ato­ mun yapısı ile ilgili birçok model belirli bir zaman kabul görmüş, fakat daha sonra atomun yapısı hakkında yapı­ lan çalışmaların

Neyzen, m ey’ini alsalar bile ney’i ve heyhey’i ile tımarha nede de delilerden bir impara torluk kuruyor, kendi insanları arasında olduğunu hissederek serbest

(3)Nurse’s Assistant members had better caring knowledge of patients’ daily activities after using the Balanced Score Card; and were statistically significant.. (4)The job