M U R A T A Ğ A ' D A -
'i ıKıbrıslı Rumıtn kahrına yıllarca dayanmış
Suçsuz kadın, erkek ve çocuklar sıralanmış
Bir zeytinin altında dururken dökülüşle; Vurdukça zafer seslerinin yankısı dağda, Türk ordusu gelmiş diye yüzlerde gülüşle Gitmişler öiünı semtine sessiz
Muratağ’da---Göz yummadan öldürme, demek, Rumca kaza mı? Bir millete on yıl süren işkence revâı mı? ■
Baksan ne hicap duygusu vardır, ne de mantık, Şefkat gibi kardeşliği yok; sağ duyu yoktuk; Onlardaki açgözlülüğün bir sonu yoktur; Azgınlığı gemlenmemiş, insanlığı noksan, Hep kin dolu, hiddet doludur çevrene baksan; Bir tek dili anlar: Kaba kuvvet, sıkı yumruk-■ ■
Mut yok ve umut yok, var olan sade cefâ mı? Bir millete on yıl süren işkence revü mı?
Geçmişlere gitmekte gerek yok, daha surda, Zeytinlerin altında kazılmış şu çukurda, Kıbrıslı Rumun marifetinden bir eser var: Soydaşlarını iistüste uzanmış yatıyorlar. Türk ordusunun gözlere vurdukça sevinci,
Sessiz gidecek kabrine tüm yaşlısı, genci- ••
Toprak benim olsun diye öldürme deva mı? Bir millete yıllar süren işkence revü mı?
Y U R T Ö Z L E M İ
Süngü harbinde şahlanıp kuduran Y iğ it asker nasıl dönerse geri; V e nasıl dalgalarla çenginden Sonra dönm üşse yaslı yelkenli, Ö y le dönsem vekarlı toprağına!.. Nabzı hızlandıran senin sevgin, Yüce ufk un , güze lliğin engin, H er uçan martı çığlığındaki sen, Yaprağın titreşimlerinde gülen Denizin m avisinde gül çehren! Gözyaşım sende son bulur, tükenir, Çeşmeler sende paklaşır, yıkanır; Kararan yaslı gönle n û r sensin! Derde derm an olan h u zû r sensin!
KOCATAŞ YALISI
Mediş'e
Gönlün dilerse geçmişi tatmak yudum yudum, Rıhtımda bağlı çektiriden yelken açmalı; Gittim yazın ziyarete, düştüydü bir yolum : Hâlâ bir ihtişamı sürükler sönen yalı. Hiç yok tanıklık ettiği şeylerden öyle iz : Sünnet, nikâh törenleri, eğlence âlemi; Biz burda sözde hâtıralar beldesindeyiz; Dalgın gözüm seçer gibi balkonda annemi. Taşlıkta sanki yorgun adımlar gezinmemiş, Camdan hayâl meyâl görünen baş kimin başı? Hülyalı merdivenleri hiç kimse inmemiş; Olmuş beşik, yatak bugün artık mezartaşı... Sapsız durur bütün kapılar, teknesiz hamam; Hem nerde yaşlılar çevirip süsliyen lâfı! Her kuytudan belirmede müşfik büyükbabam? Düşmüş mü annemin o gelinlik fotoğrafı?.. Yok şimdi eski kahkahalar, hisli şarkılar, Yerlerde yılların dolaşır sade tozları; Çökmekte ihtiyar yalı, çatlak bütün duvar, Nur yüklü bembeyaz boyalar kirli bir sarı... Yalnızlığın rutubeti işler kemiklere;
Dinmiş duyulmuyor kapının, pancurun sesi; Damlarda durmadan kuğurur yaslı kumrular, Tüm bahçe boş; kalır mı limonlukta orkide? Gür çeşmenin kırılmış ucundan kitabesi, Var göçmeden fısıldayacak sırrı belki de.. Sessizliğin rehaveti sarmış bütün yeri, Çoktan unutmuş olmalı mâzîyi, herkesi; Artık, umursamaz kapısından geçenleri, Yansır meraklı gözlere hep kendi gölgesi...
Y U S U F M A R D İ N
15
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Ta h a T o ro s Arşivi