• Sonuç bulunamadı

Hamidin hayat bahtiyarlığı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Hamidin hayat bahtiyarlığı"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

2

Edebiyat

Yârenliklerinden

J

L

-

---

... ...

. ---=

--

--—

Hâmidin hayat

bahtiyarlığı

Yazan: İsmail Habib Sevük

Yoksulca yaşıyan Fuzuli vebadan cldü, fakir bir müezzinin. oğlu Baki hayatının son devirlerini şeyhülis­ lâm olmak hummalarile kıvranarak geçirdi, koca Nef’i cellâdlarla bo- ğuşa boğuşa öldürülüp denize atıl­ dığı İçin mezardan hile mahrum kaldı, dış şakraklığına rağmen için için kendini kemiren Nedim Pat­ rona ihtilâlinin hafakanları- .içinde can verdi, Şeyh Galib henüz kır­ kını bitirirken toprağa gömülüp kendi başucunda babasını ağlattı. Şinasi beyin hummasından gitti, ömrü yarım asra bile yetişemiyen Namık Kemal ise sürgünlerde ve zindanlarda yaşadı. Halbuki Abdül hak Hâmid?

Dedesi Abdülhak Molla padişahın başhekimidir, babası Hayrullah E - fendi ilk akademimiz olan «Encü­ meni Dâniş» in ikinci- reisi. «Ule­ ma zadegânlığı» nın ön safında parhyan bu ailenin Çamlıeada köş­ kü, Bebek te yalısı var. Hâmidin çocukluğu bu yalı ile o köşk ara­ sında geçer. Beş altı yaşındaki ço­ cuğun iki yanında Hoca Tahsin Efendile Edremidli Bahaeddin E - fendi gibi en ünlü iki allâme ona hususî hocalık yapıyorlar; Yedi se­ kiz yaşında sRobert Kolejde okuyup asbeysi Nasuhi Beyle bir sene Pa- riste kalan Hâmid on iki yaşınday­ ken beş dil bilmektedir: Ortada pü rüzsüz bir nur sütunu gibi yükse­ len halis İstanbul şiveli türkçe, sa­ ğında farsça ile arabca, solunda fransızta ile İngilizce.

Arabca ilim, farsça şiir dili. Kü­ çük Hâmid mademki şair olacak, kader onun farisiyi Tahranda ge­ liştirmesini uygun, buldu- Oraya büyük elçi olan babasile on dört yaşında gidince sefaret münşisi Mirza Haşan Şevket ona en fasih farisiyi öğretir. Çocuk bizim şair­ lerimizden önce Kaânî, Şeyh Sadi, Hafız Şirazî, Şevket Buharı gibi en ünlü İran şairlerini «ruhuna o*ıis» yaptı. Hâmidi bir yıldız gibi keşfe­ dip onu kendi dev şöhretile d es tek­ li ven Namık Kemalin eserlerinde arabca kelimeler farsçadan çok faz ladır, Hâmidde ise farsçalar arab- cadan daha çok. Belli evvelki daha bilgili, İkincisi daha şair.

Babasınm ölümile on dokuzun­ da Tahrandan İstanbula dönüp yir­ misinde evlenerek yirmi birinde ilk em in i neşre baslıyan Hâmidi yir­ mi beşinde sefaret ikinci kâtibliğile Pariste görüyoruz. Kader onun farsç-sı için nasıl Tahranı nasib ettiyse şimdi fransızçasını da Pa­ riste tekâmül ettiriyor. Eri çök tfet- kik ettiei Fransız şairlerinin Cor- neille, Racine, Voltaire, Lamartine, Musset olduğunu söyler. Hem ' siz onun «en çok tetkik ettiğim» de­ diğine pek öyle inanmayınız. Onun tetkiki kafa yormak değil zevk al­ maktı.

Hâmid yalnız şiirden ve şairden değil, hayattan da adamakıllı zevk almayı bildi. Rıza Tevfik onun için: «Hâmid aklen bedbin, kalben nikbin, amelen de zevkperesttir» demişti, doğrudur. Zaten kendi de «vücudünün göbekten yukarısı insan, aşağısı canavardır» diye bu ciheti pervasızca açıklamıştı. Yeni zevcesini götürmediği için onun iki buçuk yıllık bu Paris hayatı nep vur patlasın çal oynaşınla geçti. O zamanki tahassüslerini anlatan «Divaneliklerim» isimli kitabında­ ki şiirler hep aktris, rakkase, mu­ ganniye... gibi kelimelgrle doludur. Ah fettan Pirisin o dillere destan eğlence yerleri. Orada herkes gece gündüz bir sevgiliyle yaşamakta­ dır:

her noksan kalan tarafını tamamla­ mağa memurmuş gibi, hem bu eseri için, hem de İngilizcesi için Bom­ bayı kâfi görmediğinden Hâmidi o- tuz beş yaşında Londra sefareti Başkâtibi görüyoruz- Mademki fars ça için Tahranda, fransızca için Pa­ riste yaşadı, İngilizce için de uzun boylu Londrada yaşılacak.

Sefaret müsteşarı, sefir, hem hep Avrupada yaşamak, hem bu ;aye- .de Abdülh-’mid istibdadının hışmı­

na uğramaktan kurtulmak. Meş­ rutiyetin ilânile bu mahzur ortadan kalkınca İstanbula geldiği vakit â- yan azası oldu. «Mütareke devıı» nde beyhude bir vehme kapüaıak ingilizlerden korkup Viyanaya sı­ ğınmıştı. Yoksulluğa düşerek meş­ hur «Şâir-i azam» şi’rini vazınca Akagündüz «Hakimiyet-i Milli /e» de, bu satırları yazan da «Yer” Gün», de vaveylâyı basınca Büyük Millet Meclisi büyük şaire maaş bağladı. İstanbul Belediyesi Maç­ ka Palasta bir daire verip Cum­ huriyet Türkiyesi de hayatının so­ nuna kadar kendini milletvekili yapmıştı.

Hayatmm hemen hemen tek ka­ ra hâdisesi ilk refikası Fatma F a ­ nımın, bu beş yüz senelik Pirizade

ailesine mensub narin İstanbul kı­ zının, Hindistandaki sert iklime u- vamıyarak: «Ben ölmeğe gelmişim bu Hinde!» diye diye vereme tu­ tulmasından dolayı Hindden evri­ lip dönerlerken Beyrutta vefatı ü- üzCrine Hâmidi şöhretinin zirvesi­

ne çıkaran «Makber» deki o ah­ larla vahlara pek o kadar ehem­ miyet vermemeli. Rıza Tevfiğin yukarıda geçen sözünü hatırlıya- hm: «Zevkperest Hâmid» Çamlıca köşkünde «Makber» i yazarken, bunu Ahmed Cevdet merhumla yaotığı mülakatta kendi söyler, iki dilberle zendostluk eylermiş.

Evet hayatı baştan sona refah içinde geçti, kader her öğrenmek istediği dili ona o milletin merke- kezinde nasib etti, fakat ruhun sa­

adeti ne yalnız refahlı yaşamakta, ne de yabancı dilleri bilmektedir. Asıl saadetimiz sanatın vecdi, meş­ hur olmanın şevki, milletçe se v l- menin mazhariyeti gibi haletlerde görülür. Seksen yedi yıllık uzun ömrünü refah ve huzur içinde ge­ çiren Hâmid en geniş bir şöhretin nurlu hâlesile parlıyarak umumun en sevgili hayranlıklarını göre göre yaşadı. Devrinin Namık Kemal gibi bir devi ona «Hâmid, sana hi- tab için.isminden büyük bir keli­ me bulamıyorum» diyordu.

Hâmidin yalnız Tanzimat dev­ rinde kendi arkadaşları, tarafından değil. Serveti Fünun ve meşrutiyet devirlerinde de ne kadar umumî bir hayranlıkla sevildiğini anlat­ mak için Ruşen Eşrefin «Diyorlar

Arkası Sa. 4, Sü. 2 de

K » n :r herkes anda sevdiğine, Gündüzün gölgelik, gece pürriur!

İlk şöhretini sağlıyan piyesi olup «Hind kızı» manasına gelen «Duh- ter-i Hindu» yu Hindistanda gör­ meden yazmıştı. Eser İngilizlerin oradaki sömürgecilik facialarını an­ latır. Siz kaderin cilvesine bakı­ nız. «Yalnız hayalle eser yazıl­ maz» der gibi kader onu Bombay şehbenderliğile Hindistana gönderi yor. «Eserlerimin en edebî kıyafet­ lisi» dediği «Finteri» in Davalaci- rosu, yani eserin yarısı bu Hindis­ tan sayesindedir. Fakat kader onun

(2)

İdebiyat yârenliklerinden

Hâmidin hayat

bahtiyarlığı

(2 nci sahifeden devam)

i» si ile «Türk Yurdu» nun Hâ- üd için çıkardığı 1913 teki hususî üshadan barı ıjıisalleri vakiile 925 te çıkan «Türk Teceddüd E - ebiyatı Tarihi» ne almıştım. Bazı- ırını okuyuculara hatırlatayım: evfik Fikret «Hâmid» için meş- ur manzumesinde: «Ey dehâ, ey ham semalarının esrarlı güneşi o- ın dehâ, senin tahtını kurduğun er Hâmidin alnı mıdır» diye Hâ­ ildin üslûbuna bürünen ihtişamlı ir tonla haykırıyordu:

ehâ, ey neyyır-i esrarı füshat- zâr-ı ilhamın, enin pişâııi-i Hâmid midir evreng-i aramın? Halıd Ziya: «Sırf edebiyat nok- smdan en yüksek şahika Hâmicl- r» dedi. Cenab Şahabeddinin de- iği: «Edebiyatımızda nazım in- ılâbı Hâmidle başlar ve Makber mkaddemesl ilk edebî nesrimiz- ir.» Hüseyin Cahidin fikri: «Hâ- lid her zaman yaşıyacak bir san- tkârdır, Fikretle Cenabın en bü- ük hocası Hâmiddir.» Rıza Tev- ğifı hükmü: «Hakikî manasiie ehayi şairane Hâmidde var.»

Meşrutiyet devrinde Fuad Köp- ilü: «Şinasi ile Kemal hali temsil ttiler, Hâmid daha ziyade istik- ali gösteriyordu» dedi. Halide E - ibin keşif mahiyetindeki sözü: En çok Hâmidi sevdim. O kalbi- lizin de en samimî aşinasıdır.» elâl Sahirin kanaati: «Abdülhak 'âmid Türklerin en büyük şairidir kri herkes tarafından o kadar »bul edildi ki izahı değil tekrarı le abes bir bedahet oldu.» S a ­ yman Nesib (Sami Bey merhum!: Tarh Hâmidi anladığı gün Tiirk- ri de anlıyaraktır. Ey Türk mil- ti, Hâmid gibi anla ve dehana iven ki dehalar ebedidir». Abdul- h Cevdet: «Hâmidin şân-i şâıri- ıtini bizzat Hâmid tayin ve 'sk- rden âcizdir.» Mithat Cemal: Türkçe lisanı beynelmilel olsaydı âmid dâhi-i beynlelmilel ol,urdu.» ahmetli Yunus Nadi de kanaatini iyle anlatmıştı: «Abdiilhak Hâ-id Türk ve İslâm âleminin maziye ımil, hale müstevli, istikbale hâ- m bir şem-i nevvarıdır.»

İnsan meşhur olur, herkesçe se- lir, refah içinde yaşar, fakat daha îyatında unutulup gittiği için ce- ızesinde kimse bulunmaz. Hâmi- n cenazesindeki kalabalığı ise ko- ı Şişli caddesi almadı. Enine bo- una o en uzun caddemiz bir in­ in nehri halini almıştı. Mithat Ce- lal verdiği konferansta «onun ta- utunu bir tarafından devlet, diğer ırafından millet tutarak taşıdı.» emişti, insanın cenazesi haşmetli labilir, fakat ölüm hastalıkları u- un ve kahredici olduktan sonra leve yarar? Halbuki Hâmidin ö'ü- nü... «Arziler» eserinde kırkıncı ısrı anlatırken medeniyetin terak- :isi sayesinde insanlar o kadar 1 erler ki hastalıktan eser kalma­

mış. insanlar uykuya-varır gibi ö- lüyorlar. Yani ölmek yok kendili­ ğinden tükenme var. Meğer o kır­ kıncı asrı değil bir kehanet gibi kendi ölümünü anlatmış. 1937 nin 12 nisanını 13 e bağlıyan gece kar­ yolasına yatıp uyudu ve bir daha uyanmadı.

İşin asıl garbi ölümünden bir kaç yıl sonra lâhdinin yapılması vesi- lesile kabri açıldığı zaman, toprağın killi olmasından mı neymiş, Hâ­ midin olduğu gibi yatmakta olduğu görülür. Belli hayatının bahtiyarlı­ ğı onu mezarının içinde de bırak­ madı. Ruhu şâd olsun.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

“Eko sistemlerin neredeyse üçte ikisi çok ağır bir şekilde tahrip edildi” diyor, “Dolayısıyla insanlar, tüm canlı türlerini etkileyen ekolojik krizi, -küresel

Burada bir konuşma yapan Tek G ıda-İş başkanı Mustafa Türkel Türk-İş yönetiminin her Cuma yapılan 1 saatlik iş bırakma eylemlerine yeterince destek

 Erken çocukluk döneminde spontan nitelikte olan hareketlilik okul çağında organize sporlar ve düzenli fiziksel aktiviteler şeklinde yapıldığı takdirde, çocuklar spor

Süpersimetri modelinin, madde ve kuvvet parçac›kla- r› için öngördü¤ü kendilerinden daha a¤›r efl parçac›klar, ilk bak›flta karmafl›k gibi görünse de SUSY,

Çünkü parçalı tutulmalarda, Güneş hangi oranda tutulursa tutulsun hava aydınlık olur ve Güneş’in küçük bir bölümü de görün- se ona doğrudan bakamayız..

Özellikle Topkapı Sarayı Çinili Köşk, Bursa, Londra, Victoria and Albert Muséum, Doğu Ber­ lin Staatliche Museen, Paris Museé des Arts Dé­ coratifs ve çeşitli

İlk olarak, sorumlu hemşirenin aylık olarak hazırladığı bu nöbet çizelgeleri, departmanın yasal kuralları, hemşire istekleri ile birlikte elde

Eski Anadolu Türkçesi bir taraftan böylece Eski Türkçenin izlerini taşırken diğer taraftan köklerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları göstermek