TAHRAN NOTLARI
Çeviren: Ö. CENAP ERENÖNSÖZ
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birli~i Ilimler Akademisi Do~u Bilimleri Enstitüsü, albay V.A. KOSOGOVSKI'nin "TAHRAN NOTLA-RI"n~~ yay~mlad~.
Eser, 196o y~l~ nda, Moskova'da, Do~u Edebiyat~~ Yay~nevi taraf~ndan 3000 nüsha olarak bas~ld~~ ve sat~~a ç~kar~ld~.
Kitab~ n yazar~~ G.M. Petrov, önsözde, esere ve NOTLAR'~n yazar~na dair ~u bilgileri vermektedir:
S.S.C.B. ilimler Akademisi Do~u Bilimleri Enstitüsünün elyazmalar~~ bölümünde, ~ah~n Kozak Muhaf~z Tu~ay~~ Komutan~~ (Çar ordusu albaylar~ndan) V.A. Kosogovski'nin "TAHRAN NOTLARI" dosyas~~ da bulunmaktad~r. Iran'~n XIX. yüzy~l~n sonlar~ndaki durumuna dair çe~itli ve çok ilginç bilgileri içeren pek çok say~daki malzemeyi, albay Kosogovski bizzat i~leyerek yay~mlamay~~ dü~ünmü~tür.
Nasreddin ~ah'~ n öldürülmesi, yerine Muzaffereddin ~ah'~ n tahta ç~k~~~~ ve Rusya'n~ n Iran'daki Büyükelçisi A.S. Griboyedov'un katl~~ ile ilgili bölümler hariç tutulursa, ad~geçen eser, k~rk y~ldan fazla bir zaman yay~mlanmadan, oldu~u yerde kalm~~t~r.
(Bu kitab~n yazar~~ G.M. Petrov, 1941 y~l~ nda "Istoriçeskiy jurnal", No: 12. ("Tarih Dergisi, ~~ 2. say~) ve "Uçon~ya Zapiski Instituta Vostokovedeni-ya AN SSSR, t. VIII, Moskva, 1953 (SSCB Ilimler Akademisi Do~u Bilimleri Enstitüsü Bilimsel Raporlar Dergisi" VIII. cilt, Moskova, 1953) adl~~ yay~n organlar~nda bahs~~ geçen konularda iki makale yay~ mlam~~t~r.) Ayr~ca, 1923 y~l~ nda V. Kryajin, "Nov~y Vostok" (Yeni Do~u) dergisinin 3. ve 4. say~lar~nda yay~mlad~~~~ makalesinde de belirtti~i gibi, Genel Rusya ~ark~yatç~lar~~ Bilimsel Birli~i, Kosogovskinin" TAHRAN NOTLARI'm oldu~u gibi ve tamamen yay~ nlamay~~ tasarlam~~~ ise de, bu gerçekle~tirilmemi~tir. (Sovyet-iran ili~kileri aç~s~ ndan yay~mlanmas~~ ilgili Soveyt makamlar~ nca sak~ncal~~ görülmü~~
Kosogovski'nin NOTLARI, özellikle 1896-1898 y~llar~na ait olaylar~~ ve hakikatleri tespit etmektedir.
982 U. A. KOSOGOVSK~~ - 0. CENAP EREN
Tahran'daki görevinin sürdü~ü 1894 ve 1896 dan sondaki 1898 y~llar~nda da albay~n, Iran'da meydana gelen olaylarla ilgili NOTLARI'na devam etmi~~ olaca~~~ dü~ünülürse de, Ilimler Akademisinin Do~u Bilimler Enstitüsünde bu senelere dair malzeme bulunmamaktad~r.
V.A. Kosogovski'ye ait, elimizde ~u biyografik bilgiler mevcuttur: kendisi, 14 Ocak 1857 tarihinde do~mu~tur. Moskova Askeri Lisesinden mezun olduktan sonra, Nikolayev ~ehri Süvari Okulunu, ard~ndan da Nikolayev Harp Akademisi yüksek k~sm~n~~ bitirmi~tir.
Askerlik hizmetine 1874 y~l~nda girmi~~ ve 1894 te Kurmay Albayl~~a terfi etmi~tir.
1894 y~l~nda Iran Süvari Kuvvetlerinin E~itimi ve Talimi ile görevlendirilerek, Tahran'a gönderilmi~~ ve 1903 y~l~na kadar orada kalm~~t~r. ( ~~ May~s 1903 tarihli Rus generallerine ait k~dem çizelgesinde Kosogovski'nin ad~na da rastlanmaktad~r.)
Kendi subaylar~na ve askerine itimat etmeyen ~ah, Kosogovski'nin emrindeki Rus Tugay~m saray~n ve saray mensuplar~n~n güvenli~ini sa~lamada kullanm~~t~r. (Ö.C.E.)
Memleketin en yüksek makam sahipleriyle ve hatta ~ah ile dahi görü~me yetkisi olan Kosogovski, Iran saray~ndaki hayat ve baz~~ devlet ricali hakk~nda ilgi çekici bilgiler vermektedir.
Kosogovski'nin notlar~, Iran'~, kendi emperyalist etkileri alt~na almak üzere, Ingiltere ile çarl~k Rusya's~~ aras~ndaki mücadeleyi ve memleketin o zamanki iç durumunu aç~kça ortaya koymaktad~r. Iran'daki önemli ekonomik ve siyasi mevzileri ele geçirmek için, bu iki devlet birbiriyle rekabet halinde idi.
Bu mücadele safhalar~ndan bir tanesi, Iran'da, Ingiliz ve Rus bankalar~n~n kurulmas~~ ve ~ah~n Kozak Tugay~mn ba~~na Rus subaylar~n~n getirilmesi olmu~tu.
Ingilizler, 1889 senesinde Iran'da ~ahin~ah Bankas~'m kurdular ve Iran topraklar~nda geçerli para basma tekelinden yararlanma~a ba~lad~lar. Bir Iran devlet kurulu~u görevini yapmakla beraber, banka, Iran hükümetinden tamamiyle ayr~~ ve müstakildi.
1890 da, Rus sermayedarlar~ndan Polyakov, Tahran'da bir Ikraz ve Istikraz (Ödünç alma ve ödünç verme) bankas~~ açma hakk~n~~ elde etti.
Bu banka, Çar hükümetiyle s~k~~ i~birli~i halinde ve onun direktifleriyle vazife görmekte idi.
~ah~ n ricas~~ üzerine, daha 1879 senesinde Rus subaylar~ n~ n yönetiminde Iran'da ~ah Kozak Tugay~~ meydana getirilmi~ti.
TAHRAN NOTLAR I 983 Bu Tugay, sadece ~ahin saray~n~~ korumakla kalmayacak, memlekette ba~gösterebilecek ayaklanmalar~~ bast~racak ve Iran'daki hâkim s~n~flar~n ihtiyaç duyduklar~~ "asayi~i" de sa~layacakt~.
Tugay, ayn~~ zamanda Iran ordusunun subay kadrolar~n~~ da Rus askeri talimnamelerinin ruhunda yeti~tirmekle de görevli bulunuyordu.
Iran'~n ün yapm~~~ birçok askeri lideri, Kozak Tugay~nda yeti~mi~lerdir. Nitekim, R~za ~ah da, Kozak Tugay~nda kendisiyle birlikte hizmet etmi~~ Iran% subaylara dayanarak, iktidar~~ Kacar sülâlesinin elinden alarak, Iran taht~na oturmu~tu.
Rus Tugay~mn Tahran'da görevlendirilmesi, Çarl~k Rusyas~na ~ahin saray~~ ile ve bizzat ~ah ile do~rudan do~ruya temas imkan~n~~ sa~lam~~~ ve Iran hükümetinin her türlü icraat ve faaliyetinden haberdar olma ve gerekti~inde hükümete bask~~ yapma yolunu da açm~~t~.
Ancak, 1917 Ekim ihtilâlinden sonra, Sovyet hükümeti, Çal-11k Rusyas~~ zaman~nda Iran'la aktedilmi~~ bulunan ve onu küçük dü~üren andla~ma ve anla~malar~~ geçersiz saym~~, Rus imtiyaz sahiplerinin haklar~n~~ iptal etmi~~ ve bunlara ait her türlü ta~~n~r ve ta~~nmaz mallar~~ Iran'a b~rakarak, kapitülasyon rejimini kald~rm~~t~.
Kosogovski'nin, Iran'~n 1896 ve 1898 y~llar~~ aras~ndaki ekonomik ve siyasi durumunu anlatan Notlar~~ çok ilgi çekicidir. Bu devrede meydana gelmi~~ bulunan belli ba~l~~ olaylar~~ incelemek, 1905 ve 1911 ihtilallerinin sebeplerini anlamada büyük önem ta~~r.
Bu y~llarda, Ingiliz ve Rus sermaye sahipleri aras~nda, Iran pazarlar~ndan daha çok ham madde elde etmek yar~~~, Iran tar~m~nda istihsalin artmas~na yol açm~~, tar~mla u~ra~an çiftlik ve toprak sahiplerinin say~s~~ artm~~t~. Tacirler, din adamlar~~ ve memurlar, ileride zengin olmak hayaliyle, toprak elde etme~e ba~lam~~lard~.
Feodal-çiftlik sahipleri, yabanc~~ sermayenin arad~~~~ ürünleri yeti~tirme gayreti içine girmi~lerdi. Ancak, büyük toprak sahipleri, tar~mda modern bir tekni~in tatbiki suretiyle de~il, tarlalara daha çok say~da ucuz i~çi sokmakla istihsali artt~rma yolunu benimsemi~lerdi. Bu da, esasen istismar konusu olan köylülerin durumunu dayan~lmaz bir kerteye getirmi~ti.
Memleketin en büyük feodali ~ahin kendisi idi. Mültezim (vergi toplama hakk~n~~ sat~n alma) usulü, bütün devlet te~kilât~n~~ devasa bir zorbal~k makinesi yapm~~t~. Vergi tahsilât~nda çal~~an memurlar~n rü~vet, h~rs~zl~k ve her çe~it ahlaks~zl~klar~~ tarifi imkans~z ölçülere varm~~t~.
984 U. A. KOSOGOVSKI - O. CENAP EREN
Saray mensubu prensler, bakanlar, baz~~ yüksek görevlere vekalet edenler ile eyalet valileri, bu kötülükleri rekor seviyeye ç~ kartan kimselerdi. Her ~eye ra~men, gene de para kâfi'gelmiyordu.
Daha fazla para elde edebilmek için, ~ah hükümeti, eyalet valilerini y~lda iki defa de~i~tirme yoluna ba~vurdu ise de, devletin mali durumu düzelmedi. (Atanabilmek için valiler devlete para ödüyorlard~. Sonra da, verdikleri paran~ n birkaç kat~n~~ halktan al~yorlard~ ).
Bu tedbir, köylüler üzerindeki bask~y~~ ~iddetlendirmi~~ oldu. Çünkü, vergi tahsildarlar~, halktan gelecek y~llara mahsuben vergi toplama~a giri~tiler.
Kosogovski'nin Notlar~'nda, feodallerin ve ~ah hükümetinin haydutça taktikleri bütün ç~plakl~~~~ ile ortaya konulmakta, devletin hazinesi tamtak~r oldu~undan, ordu ve polis te~kilat~~ mensuplar~~ ile devlet memurlar~ n~ n y~llarca ayl~k alamad~ klar~~ görülmektedir.
Memleketin içine dü~tü~ü bu zor mali durum kar~~s~nda, ~ah hükümeti, XIX. yüzy~l~n ilk y~llar~ nda din adamlar~n~ n gelirlerine el atma~a ba~lad~. (Evvelce noter tasdikleri, belge suretlerinin tasdiki gelirleri din adamlar~ na aitti). Bu gelirlerden mahrum b~ rak~lmalar~, onlar~, devletin içindeki rollerinden de uzakla~t~rm~~~ oluyordu.)
Fakat, yüksek mevkilerdeki din adamlar~n~n durumu, a~a~~dakilerden farkl~~ idi. Bunlar, vak~f mülklerinden muazzam gelirler sa~l~yor, ta~~ nmaz mallar~ n sat~~lar~ndan kendilerine hisse ay~r~yorlard~. Din i~lerini yürüten yüksek s~ n~f mensuplar~~ da geni~~ toprak sahiplerinden farkl~~ de~illerdi.
Feodallerin lüks hayat~~ ve debdebesi fakir halk~n sefaleti ile tam bir tezat halinde idi.
~aha, onun hükümetini yöneten yüksek makam sahibi memurlara ve feodal toprak a~alar~n~n rejimine kar~~~ halk kütleleri aras~ nda geni~~ çapta memnuniyetsizlikler ba~gösterdi. Memleket topraklar~~ parça parça sat~l~yor, Iran, yabanc~~ sermaye taraf~ndan kölele~tiriliyordu.
Bu dönemde, memlekette yabanc~~ emperyalizme destek sa~layan Kacar mutlak~yet idaresine kar~~, mücadeleye giri~me fikri, halk~ n aras~nda yer etme~e ba~lad~.
Bu y~llardaki kayna~ma ve geli~meler, Iran'da ~~ 905 ve ~~ 911 senelerinde patlak veren ihtilallerin arefesini te~kil etmekte idi.
1896 senesinde Iran'daki en önemli siyasi olaylardan bir tanesi, Nasreddin ~ah~ n öldürülmesi idi.
V.A. Kosogovski bu olay~~ teferruat~~ ile anlatmakta ve ~ahin katili Mirza R~za Kermani hakk~nda da gayet etraf~~ bilgi vermektedir.
TAHRAN NOTLAR! 985 Bu olay, halk kütlelerinin sefaletinin ve idarenin bask~s~n~n halk~n sabr~n~~ ta~~rd~~~n~n bir delili idi.
V.A. Kosogovski'nin Notlar~'nda, Muzaffereddin ~ahin tahta ç~k~~~~ etraf~~ bir biçimde anlat~lmaktad~r.
Çar idaresinin diplomatlar~, yeni ~ahin, tasavvur ettikleri gibi, fevkalade istidatl~~ ve kabiliyetli bir adam olmad~~~ n~~ hayretle mü~ahede etmi~lerdir. Bu i~te, ~ahin en yak~n adam~~ olan Ferman-Ferma, devletin siyasetinde Rus tarafl~s~~ olarak bilinen Emin-us-Saltana'y~~ görevinden istifa ettirmeyi ba~arm~~t~r.
Yeni ~ahin hareket tarz~~ ve onun ard~nda, Ferman Ferma ile birlik halinde bulunan bir avuç saray mensubunun tutumu, albay Kosogovski'yi bir hayli üzmü~tür.
Eserde, Babflere ve bunlar~n örgütlenmelerine dair bir tak~m bilgiler de verilmektedir. Bu y~llarda, bunlar~n faaliyet merkezinin Bakü ~ehrinde bulundu~u, bu ~ehrin Emniyet Müdürü Deminski ile albay Kosogovski aras~nda teati olunan mektuplardan anla~~lmaktad~r.
1844-1852 y~llar~~ aras~nda Babflerin Iran'da muazzam bir etkisi oldu~u görülüyor. Ancak, daha sonraki y~llarda, yüksek s~mflar~n görü~~ ve menfaatlerini temsil eden Bahaner, Babi'lerden kopmu~lard~r.
XIX. yüzy~l~n ortalar~ nda, Babi'lerin ayaklanmalar~n~~ hükümet ~iddetle bast~ rm~~~ olmakla beraber, Kacar rejiminden memnun olmayan herkes, yüzy~l~n sonlar~na kadar, devlet makamlar~~ ve emniyet kuvvetlerince hep Babilerden addolunarak, takibata u~ram~~ t~r.
Bu senelerde, Iranl~~ münevverler ve uyan~k din adamlar~~ aras~nda bir tak~m liberal dü~ünceler ve grupla~malar meydana gelmi~~ ise de, bunlar~n aras~nda düzenli bir ba~lant~~ ve te~kilâtlanma yoktu. Bunlar, kendilerini, yurt d~~~nda bulunan Cemaleddini Afgani' nin taraftar~~ say~yorlard~.
Cemaleddini Afganf (1839-1897), XIX. yüzy~l~n son 20-30 senesi içinde, müslüman memleketlerin içtimai hayat~nda büyük etki yapm~~~ bir siyaset adam~d~r. Faaliyetlerinde, karma~~k ve tezatlarla dolu bir ~ahsiyet olarak ortaya ç~kmaktad~r. Do~u memleketlerinde, emperyalist geli~me ve temayüle kar~~~ yapt~~~~ mücadeleyi, islâmiyetin bayra~~~ alt~nda yürütme~e çal~~m~~~ bir kimsedir. Taraftarlar~~ da, idaresinden memnun olmad~klar~~ ~ahin devrilmesini, yerine, daha "adil" bir ~ahin gelmesini istemekten öteye gidememektedirler.
V.A. Kosogovski'nin, SSCB Ilimler Akademisi ~ark~yat Enstitüsünde-ki Tahran Notlar~'ndan maada, SSCB Devlet Merkez Harp Tarihi
986 U. A. KOSOGOVSKI - Ö. CENAP EREN
Ar~ivinde de (521 dosya içinde) çok say~da ~ahsi evrak~~ ve mektuplar~~ bulunmaktad~ r.
V.A. Kosogovski'nin Tahran Notlar~, dört büyük dosya halinde tasnif edilmi~tir.
Birincisi- 6 ~ubat-12 Kas~m 1896 dönemine ait olup, en önemli belgeleri içermektedir.
~ kincisi- 13 Kas~ m-28 Aral~ k 1896 dönemidir. Bunda, Emin-us-Saltana'mn Ba~bakan görevinden azli ve Kum ~ehrine gidi~i; Harbiye Naz~ r~~ Ferman Ferma'mn Kosogovski'ye ve Kozak Tugay~na kar~~~ tutumu ve Muzaffereddin ~ah~ n ve Ferman-Ferma'n~ n, Emin-us-Saltana'mn akrabalar~~ tarafindan takibi anlat~lmaktad~r.
Üçüncüsü- 1897 y~l~ nda meydana gelen olaylarla ilgilidir. Bunda, Tugay mensuplar~ndan Oranovski'nin ve Tugay~ n Kurmay Ba~kan~~ Ermeni as~ll~~ Martiros Han~ n notlar~~ yer almaktad~r. (Bu subay, Moskova'daki Lazarev Enstitüsünde okumu~, Türkçe, Farsça ve Arapça bilen, Tugay~ n en ya~l~~ ve k~demli subay~~ idi).
Bu dosyadaki evrak aras~nda Enzeli-Re~t-Kazvin-Tahran yolunun teferruatl~~ bir tarifi de bulunmaktad~r.
Dördüncüsü- 1898 olaylar~~ ile ilgilidir. Kapa~~nda "Çe~itli günlük notlar" kayd~~ vard~ r.
Bu dört dosyan~n içinde (34,2 X 2 2 cm. boyunda) 3684 yaprak bulunmaktad~ r. Yaz~lar, siyah mürekkeple, bazen de kur~un kalemle yaz~lm~~t~r.
Evrak aras~ nda ~~ 88 mektup bulunmaktad~r. Bunlar~n ~~ 37-si Rusça, 42-si Farsça, 9-u da Frans~zcad~r.
Biz bu malzemenin içinden, ~ ran'~ n 1896-1898 y~llar~ndaki sosyal-ekonomik geli~melerini gösteren k~s~mlar~ndan yararland~k.
Metinde bir de~i~iklik yapmad~ k. Sadece iranl~lar~n adlar~nda gördü~ümüz yanl~~~ yaz~l~§ tarzlar~n~~ düzelttik.
Kosogovski, Notlar~'mn baz~lar~na ba~l~klar koymu~. Biz de bu ba~l~klar~~ t~rnak içinde aynen muhafaza ettik.
Tarih Bilimleri Doçenti G.M. PETROV
TAHRAN NOTLAR I 987 8 .9 6
(Haydut Abbas-Han Çinari Ile kar~ila~mam.)
16 ~ubat- ...Bir konu ile ilgili olarak Sadrazam~~ (Ba~bakan~) görme~e gittim. Hiç kimsenin içeriye girmesine müsaade edilmedi~i halde, ben kimseye ald~rmadan, Ba~bakan~n ~ehirdeki evinin bahçesine girdim. Kendisini görünceye kadar, burada dört saat beklemek zorunda kald~m.
Bir talih eseri, burada, Iran'~n ün yapm~~~ haydutlar~ndan Abbas-Han Çinari ile kar~~la~t~m. (Soyad~n~, Hamedan'~n 60-70 kilometre yak~n~ndaki kendine ait köy olan Çinari köyünden alm~~t~r).
Yakalanmas~~ için hükümet tarafindan gönderilen müfrezeleri yenilgiye u~ratmakla kalmam~~, sarbazlar~~ (hükümet askerlerini) peri~an ederek, orduya ait iki topu da ele geçirmi~tir. Onunla sohbue dald~k, zaman anlamadan geçiverdi.
Abbas-Han Çinari, Hamadan (Ekbatan) eyaletindeki Af~ar kabilesi-nin reislerindendir. Ilk zamanlarda, Çinar!, bundan önceki Harbiye Naz~r~~ zaman~nda, Af~ar Süvari Kuvvetleri saflar~nda dürüst ve namusluca hizmet etmi~tir.
Naib-us-Saltana Harbiye Naz~rl~~~na getirilince, bunun elindeki tiyülleri (Hamadan bölgesinde kendisine ait olan köy ve topraklar~) elinden alabilmek için, bunu Tahran'a davet etmi~ler. Maksad~n bu oldu~unu anlay~nca, Çinari Tahran'dan kaçm~~~ ve yakalanmas~~ için ard~ndan gönderilen askeri müfrezeleri de darmada~~n etmi~.
Hamadan Genel Valisi Âmir Nizam, e~k~yal~~~~ b~rak~rsa, kendisini af ettirece~ini ve devlet hizmetine alaca~~n~~ bildirmi~. Çinari, buna raz~~ olmu~~ ve hakikaten, Ekbatan havalisindeki karasuren (silahl~~ yol muhafizlann~n) lerin ~efli~ine atanm~~~ ve kendisine ayl~k ba~lanm~~.
Dürüst bir devlet görevlisi olarak i~e ba~lad~ktan sonra, üç ay süre ile Çinarrye maa~~ verilmi~, ard~ndan maa~lar~, iki-üç ayda birer ayl~k verilme~e ba~lanm~~, sonunda da büsbütün kesilmi~~ ödenmez olmu~.
O zaman, Çinari, bir ba~ka bölgede bulunan, Âmir Nizam'~n o~luna giderek, ona olup bitenleri aç~k kalplilikle anlatm~~.. Ve burada, Çinari, Âmir Nizam'~n kendisine kar~~, en akla gelmeyecek tuzaklar~~ haz~rlad~~~n~~ ö~renmi~.
Çinari, vatan haini ilan edilmi~~ ve yakalay~p, kendisini zincire vurulmu~~ olarak Tahran'a getirmeleri için, emrinde hizmet eden karasurenlere hükümetçe emir verilmi~.
988 U. A. KOSOGOVSK~~ - O. CENAP EREN
Amir Nizam'~ n o~lunun bulundu~u bölgeyi derhal terk eden Çinari, gizlice Tahran'a gelerek, Ingiltere Sefaretine girmi~. Tercüman arac~l~~~~ ile Ingiliz Büyükelçisi Sir Mortimer Durand'a "Kendini tan~ tarak", Ingiltere Sefaretinde güvenlik içinde kal~p kalamayaca~~n~~ sormu~. Kalabilecekse, bunu ~aha derhal bildirmesini rica etmi~, kalamayacaksa, derhal ç~k~p, geldi~i yere gidece~ini bildirmi~.
üç saat dü~ündükten sonra, Ingiliz Büyükelçisi, ona, Sefarette emniyet içinde kalabilece~ini bildirmi~, sefaret binas~nda kendisine yer ayr~lm~~, Büyükelçi de bu konuda ~ahla görü~mek üzere, saraya gitmi~.
Sonunda, Çinari ile ilgili olarak, ~ah, ~una karar vermi~: "Çinari, aile fertleriyle birlikte Tahran'da oturacak. Hamadan eyaletindeki emlaki devletçe al~narak "Halise" (devlet mülkü) ilan olunacak; kar~~l~~~nda da, kendisine, Tahran civar~ nda iki (?) köy verilecektir.
Devlete kar~~~ gelmekten ve kaç~p kovalanmaktan yorgun dü~en Çinari, ~imdi de sabahtan ak~ama kadar Sadrazam~ n pe~inde ko~turmakta, kendisinin can güvenli~ini sa~layacak ve onu yeni köylere sahip k~lacak, ~ah ferman~n~~ alma~a çal~~maktad~r. (Bu devrede, Emin-us-Saltana Iran'~n Ba~bakan~~ idi).
~ahin saray~ nda Nevruz "Yeni y~l" merasimi.
8 Mart -Sabah~n saat 7- sinde Martiros Hanla birlikte büyük selam merasimi için saraya gittik. (Bu, Ruslardaki yeni y~l merasimine kar~~l~k te~kil ediyor.)
Askeri ~ahsiyetler, beyaz ceketli Avusturya ordu k~yafetleri giymi~lerdi. Devlet büyükleri ise, kendilerine ~ah taraf~ndan hediye edilen hil'atlar~~ giymi~, p~rlantal~~ köstekler tak~nm~~lard~.
Bu merasime, müslüman olmayanlar kat~lamazlard~. Fakat, bize kar~~~ olan güven ve teveccühlerinin ni~anesi olarak, iki üç ki~iye, bu arada bana da özellik tan~m~~lard~.
Selam merasimi, saray~n büyük salonlar~ndan birinde yap~l~yordu. Taht~n iki yan~nda yüksek rütbeli din adamlar~~ ve seyitler yer alm~~lard~. Bunlar~n ard~nda ~ahin çocuklar~, karde~leri ve yak~n akrabalar~; bunlar~n arkas~nda Kacarlar *, yüksek rütbe sahibi asiller, bunlar~ n berisinde de Sadrazam ve askeri erkân bulunuyordu.
* Kararlar, ~~ 795 ten 1925 y~l~na kadar ~ran't idare etmi~~ bir Türk kabilesinin ad~d~r.
TAHRAN NOTLAR I 989 ~ah, saat ~~ o'da salona girdi. Ba~müneccim, duraklaya duraklaya ve çirkin bir sesle kur'andan, y~lba~~~ merasimiyle ilgili baz~~ dualar okuyor ve y~lba~~n~ n hangi anda ba~layaca~~n~, yani "öküzün bir boynuzunda duran dünyan~ n, hangi anda öbür boynuzuna aktar~laca~~~ an~" belirleme~e çal~~~yordu.
Toplant~da haz~r bulunan ve itikat sahibi olmayanlar da, olup bitenlere surat as~yor, dinsizli~i ile bilinen I timad-us-Saltana ve birçoklar~~ kutularda ta~~d~klar~~ "Mübarek Kerbelâ topra~~n~" yüzlerine gözlerine sürüyorlard~. (Kerbelâ, müslümanlar~n ziyaretgâh~d~r. Ziyarete giden her müslüman, ayr~l~rken, oradan bir avuç toprak al~r).
Salona girince, ~ah, haz~r bulunanlar~~ ~öyle bir tefti~~ etti ve geçerek, alt~n taht~na oturdu.
O anda, Ba~müneccim, çirkin sesiyle gene bir tak~m dualar okuma~a ba~lay~nca, onun bu haline, haz~r bulunan müslümanlar bile kendilerini gülmekten tutamad~lar.
Sonunda, yeni y~l~n ba~lad~~~~ Ba~müneccim taraf~ndan ilân olundu. Salonda bulunanlar aralar~nda öpü~me~e ba~lad~lar.
Iki~er defa öpü~üyorlar. Makam ve rütbeleri e~it olanlar, birbirlerinin yanaklar~ n~~ öpüyorlard~. Astlar ise, üstleri olan büyük komutanlar~n (serdarlar~n ve hatta emir-tûmenlerin) elini öptükten sonra, yanaklar~n~~ öpüyorlard~.
Salona herkes, Martiros Han dahil, çorapla girmi~ti. Sadece Avrupal~lardan 5-6 ki~i ayakkab~~ ile veya terlikle gelmi~lerdi.
C~ pü~me merasimi tamamland~ktan sonra, ~ah, selâm merasiminde haz~r bulunanlara para da~~tma~a ba~lad~. Geçmi~~ y~llarda alt~n da~~t~l~rm~~, sonralar~~ gümü~~ ve alt~n da~~t~lma~a ba~lanm~~, ~imdi ise, darphaneden yeni gelmi~, zarif keseciklere konmu~~ 5 ~ay de~erindeki gümü~~ paralar da~~t~llyordu. (Her kesecikte 2.5-3 Tümen de~erinde para vard~ ). Kesecikler, alt~n bir tepsi içinde duruyor, ~ah, s~ra ile yakla~an herkese, kendi eliyle birer kese uzat~yordu.
Ba~ta, yüksek makam sahibi din adamlar~, bunlar~n ard~ndan ~ah ailesinin mensuplar~, asiller, askeri erkân s~ray~~ takip ediyordu.
~ah~ n do~um günü 9 Mart- Bu senenin 24 Nisan~nda, ~ah, tahta ç~k~~~n~n 50. y~ldönümünü kutlayacak. Bugünkü hükümetin bask~s~~ alt~nda ezilen millet, yönetimden hiç memnun de~il.
990 U. A. KOSOGOVSKI - O. CENAP EREN
~u s~ rada, ~ah~ n biricik ümidi ve dayana~~~ ordudur. Fakat, ordu mensuplar~~ da iki-üç y~ld~r maa~~ alm~yorlar.
Kutlamalar s~ras~nda ç~kmas~~ muhtemel herhangi bir olay~~ veya ayaklanmay~~ önlemi~~ olmak için, ~ah, geçmi~~ y~llara ait maa~lar~~ ödemek suretiyle, ordu mensuplar~n~~ tatmine karar vermi~~ ve bu i~~ için ~~ 30.000 Tümene ihtiyac~~ oldu~unu hesaplam~~. Bu paray~, ~ahin~ah Ingiliz Bankas~~ Müdürü Rabino'dan borç almak istiyor.
(Asl~ nda, ~ah~n 50. y~ l jübelesinin tarihi 1898 y~ l~ na rastlamakta ise de, ~ah, bunu iki y~ l önce kutlamak istiyor).
Ekmek S~ k~ nt~s~~ 5 Nisan- Ortal~kta ekmek darl~~~~ var. Ba~kentin etraf~ ndaki yollarda e~k~ya türemi~. Bu yüzden, tacirler ~ehre bugday göndermekten korkuyorlar.
Zargâr A~a Hüseyin sülâlesinden olan ba~~ e~k~yan~n yakalanmas~~ için Hesame askeri yollanm~~. Haydutu yakalay~p anbara kapatm~~lar. ~ah gelince, her halde kafas~ n~~ keseceklerdir.
NASREDDIN ~AHIN ÖLDÜRÜLMESI
(Albay V.A. Kosogovski'nin, Kaf-kasya Askeri Bölge Komutanl~~~~ Genelkurmay ~ubesi Ba~kan~na 27 Nisan 1896 tarihinde gönderdi~i rapordan al~ nm~~t~r.)
19 Nisan 1896 günü saat ikiyi ondört dakika geçti~i s~ rada ~ah Hazretlerinin yaverlerinden General Gulam Hüseyin Han at üstünde Karargâh~ma geldi.
Bitkin, toz-toprak içinde, dudaklar~~ kurumu~~ bir halde, firt~ na gibi Tugay Kanç~laryas~ na dald~. Ben orada idim.
Kap~y~~ s~ms~k~~ kapad~ktan sonra, General, s~ k s~ k kesilen bir sesle bana ~unlar~~ söyledi:
TAHRAN NOTLAR! 991
"~ah-Abdül-Azim'den* Sadrazam~n emriyle at üstünde do~ruca size geldim. Bugün, cuma olmak hasebiyle, ~ah Hazretleri ~ah Abdül-Azim'e ibadete gitmi~ti. Azizin mezar~~ ba~~nda namaz k~larken, ~ah Hazretlerinin hayat~ na kar~~~ suikastte bulunuldu.
Tabanca kur~unu ile ~ah' hafifçe (?) yaralad~lar. Hamdolsun bir tehlike yok. ~u anda, ~ah' ay~ltma~a ve kan~~ durdurma~a çal~~~yorlar. Bir müddet sonra, ~ah, ~ehre dönecektir.
~ah~ n ~ehre dönü~ ünden önce, Sadrazam, büyük bir s~ r olarak bana ~unu emretti: ~ehirde karga~aya ve heyecanl~~ dedikodular~ n yay~lmas~ na meydan vermemek üzere, asayi~~ nizam~n~n ve sükünetin korunmas~~ için üç ki~iye: ~~ ) Serdar~-ekreme*, 2) Nizam-ud-Devle'ye**, ve 3) Rus albay~na (yani "size") ~u emirleri verdi.
Bu sözlerden hemen sonra, General, deh~et içinde ve büyük bir samimiyetle, bütün yaverlerin, tabanca sesinin ard~ ndan, ~ah~n orac~kta yere y~k~ld~~~n~~ görünce, onu Sadrazama, karde~i Saab-Cem'e ve daha sad~k iki üç soyluya b~rakarak, bir anda sa~a sola kaçt~klar~n~~ söyledi.
Sözlerini bitirir bitirmez, yaver (General) emirleri Serdar~-ekreme ve Nizam-ud-Devle'ye bildirmek üzere, at~na binece~i s~rada, at üstünde gelen bir haberci, bana, Sadrazam~n el yaz~s~~ ile yaz~lm~~~ ~u mealdeki mektubu verdi:
"~ah~n yak~ n~~ Kozak Albay~!
Size dü~en görev, bütün Kozaklar~~ (yani erleri) toplad~ktan sonra, bunlar~, ~ehrin muhtelif semtlerine göndererek, asayi~i ve süküneti sa~lamakt~r.
in~allah ak~ama ~ehre dönece~iz. Hamdolsun, bir kötülük yok ve mes'ut varl~k tamamiyle s~hhattedir".
Mektubu verdikten sonra, haberci, bana, a~~zdan "~ahin destihatt~m (emirnamesini) tevdi etmek üzere, Sadrazam~n karde~i Saab-Cem'in beni sarayda bekledi~ini ve derhal saraya gitmem icap etti~ini söyledi.
Abdül-Azim, Tahran'~ n 10-15 kilometre kadar güneyinde, Imam-zade ~ah-Abdül-Azim'in mezar~n~n bulundu~u bir ibadet yeridir.
Serdar~-ekrem, Iran'~n en ya~l~~ ve en nüfuzlu generallerindendir. En güvenilir say~lan 10-15 Azerbaycan Alay~ na komuta etmektedir. ~ah~n teveccühüne mazhar olmu~~ bir kimse olup, Sadrazam~n da damad~d~r.
** Nizam-ud-Devle-Topçu Kuvvetleri Komutan~~ ve Askeri Fabrikalar Ba~komutan~d~r. ~ah~ n güvendi~i komutanlardand~ r. Çok ya~hd~ r. Herat'~ n zapt~ nda Alay~n Komutan~~ idi.
*** Saab-Cem- Mekkâre (hayvanla çekilen) Kuvvetlerin Komutan~~ ve Devlet Mallar~~ Bakan~~ olup, Sadrazam~n karde~idir.
992 U. A. KOSOGOVSK~~ - Ö. CENAP EREN
~u anda, Tahran'da, ne ~ahin, ne Sadrazam~ n, ne de Bakanlardan hiç birinin bulunmad~~~~ bu kritik anda, ~ehirde karga~aya ve tehlikeli ~ayialar~ n yay~lmas~na meydan vermemek üzere, bölük komutanlar~ n~n ve erlerin derhal k~~laya dönmelerini haber vermek üzere, her tarafa emirberler sald~ m. (Cuma olmak hasebiyle, devlet büyüklerinden bir k~sm~, ~ahla birlikte, bir k~sm~~ da özel olarak ibadet maksad~yla ~ehir d~~~ndaki çe~itli mübarek yerlere ziyarete gitmi~, ya da pikni~e ç~km~~~ bulunuyorlard~).
Tugay~ n subay ve erlerini toparlamak üzere yollad~~~m postalar~n eline de ~u mealde birer yaz~~ verdim:
"Rus Tugay~ n~ n bütün mensuplar~ na duyuru:
Birkaç güne kadar Tahran'a muvasalatlar~ na intizar olunmakta bulunan Osmanl~~ Devleti Büyükelçisi Ekselâns Münif Pa~a Hazretleri bir saate kadar ~ehri ~ereflendireceklerdir.
~u anda Tahran'da, Osmanl~~ Devleti Büyükelçisi Ekselans Münif Pa~a Hazretlerine kar~~~ ç~ kacak haz~r ~eref K~ tas~~ bulunmad~~~ndan, emrime tevdi edilmi~~ bulunan Kozak Tugay~n~ n erleri, topçu bataryalar~~ ve bandosu ile derhal Say~ n Büyükelçiyi kar~~lama merasimine ç~kmam, ~ah Hazretleri taraf~ ndan emir buyurulmu~tur", diye yazd~m.
Tugay~ n Kurmay Ba~kan~~ olan Martiros Hana bunlar~~ yazd~r~ rken, kendim de beri tarafta, Tahran'daki Rusya Büyükelçili~ine ~u raporu gönderdim:
"~u dakikada ~ah-Abdul-Azim'den at üstünde yan~ma gelen ~ahin yaveri, büyük bir s~r olarak bana ~unu bildirdi: "~ah Abdül-Azim'de ~ah'a tabanca ile ate~~ edilmi~, ~ah yere y~k~lm~~. Bunun üzerine, Sadrazam, ~u üç ki~iye emirler göndermi~:
) Serdar~-ekreme, 2) Nizam-ud-Devle'ye ve 3) Bana. ~ehirde asay~~~ n ve sükünetin korunmas~~ için Tugay mensuplar~n~ n hakiki mermilerle teçhiz edilmeleri emrolunuyor.
Bu durumda, kat'i olarak benim kimden emir alaca~~m~~ yavere sordum. Yaver, "Sadece Sadrazamdan emir alacaks~ n~z" dedi.
Bunun üzerine, bu acil durum kar~~s~ nda, bu seferki ~ifahi emirlerini yerine getirece~imi, ancak bundan sonras~~ için sadece Sadrazam~n yaz~l~, imzal~~ ve mühürlü olan emirlerine ba~l~~ kalaca~~m~~ yavere bildirdim.
Kar~~~kl~klar ç~kmas~~ halinde, benim, Harbiye Naz~r~mn da emrine tabi olmam gerekecek mi, yoksa, sadece Sadrazam'dan gelecek emirlere mi uymam icap edece~ini, bana bildirmenizi itaatkâr duygular~ mla rica ederim.
TAHRAN NOTLARI 993
~u anda, Sadrazam~ n karde~i Saab-Cem at üstünde ~ah-Abdül-Azim'den yan~ ma geldi ve benim derhal saraya gitmerni bildirdi.
Bu raporumu Rusya Büyükelçili~ine yollad~ ktan sonra, ~ehre da~~lm~~~ bulunan erlerin, habercilerin yard~m~~ ile k~~lada toplanma~a ba~ad~klar~~ bir s~rada, ben at~ma atlayarak, saraya gittim.
Vard~~~mda, ~ah', ~ah-Abdül-Azim'den saraya getirmi~~ bulunuyor-lard~. Anla~~lan, bana olay hakk~ ndaki emri getiren yaver generalin karargâha var~~~ndan birkaç dakika sonra, ~aln, saltanat arabas~~ içinde ~ah-Abdül-Azim'den saraya getirmi~lerdi.
Saraya yakla~t~kça, ~a~k~nl~~~ n gittikçe artt~~~~ görülüyordu. Ne saray kalesinin kap~s~nda, ne de esas giri~~ kap~lar~ nda nöbetçiler yoktu. ~lk dakikalarda, saray, Mazenderan fevci (Mazenderan Taburu) adlanan "Savadkuh" ve ~ahin en yak~n akrabas~~ tarafindan korunuyordu.
Buraya geli~imden az sonra, k~~laya ilk gelen erlerden meydana getirilen bir süvari bölü~ü saraya geldi. Bölü~ün bir k~sm~ n~~ olaylar ç~kmas~~ halinde, Rusya Büyükelçili~ini korumakla görevlendirerek, oraya gönder-dim.
Bir müddet sonra da, devlet büyükleri ard~~ ard~na saraya ak~n ettiler. Yabanc~~ misyonlardan ilk gelen ~ ngiltere Sefareti tercüman~~ ve Doktor Scally oldu.
Sadrazam~n ikinci ve kat'i emri, saray~n bütün giri~~ kap~lar~n~n s~ms~k~~ kapat~larak kilitlenmesi, olmu~tu. Sadece, esas giri~~ kap~lar~ n~ n bir tanesi aç~k b~rak~ld~. Buradan avluya girenler, audience (Huzura kabul) salonuna al~n~yorlard~. Nadir ~ahin ganimet olarak Hindistan'dan getirdi~i mermer taht, bu salonda idi.
Ba~bakanl~k ve D~~i~leri Bakanl~~~~ binalar~n~n ve Huccetud-Devle (~ahin emniyet ve hizmet te~kilât~)n~ n bulundu~u, demir parmakl~kl~~ kap~larla ayr~lm~~~ k~sma, bizzat Sadrazam~n ve onun öz iki karde~inin (Emin-ül-Mülk ve Saab-Cem'in) ~ahsi emir ve müsaadeleri olmadan, hiç kimsenin girmesine müsaade edilmiyordu.
Daha görür görmez, Sadrazam, beni kenara çekti ve ~ehrin güvenlik ve asay~~~ n~n ve huzurunun sa~lanmas~~ ile ilgili olarak bana ~ahsi emirler verdi. Kale muhaf~zl~~~mn ise, eskiden oldu~u gibi, gene Serdar~-ekreme b~rak~ld~~~n~~ bildirdi.
Serin kanl~l~~~m, ak~l ve zekâs~n~~ ve sükünetini hayret verecek derecede koruyabilmi~~ olan Sadrazamla konu~urken, saray~ n iç dairelerinden ç~kan Harbiye Naz~r~~ Naib-us-Saltana Hazretleri, bitkin, benzi uçmu~, erimi~, gözlerinin fen i sönmü~, ac~nacak bir halde, yan~m~za geldi.
994 U. A. KOSOGOVSK~~ - Ö. CENAP EREN
~ lk olarak kendisi, bana "Müthi~~ bir ~ey, tam kalbine rastlam~~" dedi. Yarat~lan intiba sars~c~~ idi. Fakat bir an bile kaybedecek vaktim olmad~~~n~~ bildi~im için, sarayda hüküm süren bu merasimli süküneti bozarak, Sadrazam'a:
"Demek oluyor ki, Zat~devletlerinin imzal~~ ve mühürlü emirleri olmad~kça, ben ba~ka hiç bir kimsenin emirlerini yerine getirmek mecburiyetinde de~ilim", dedim.
O anda yan~ m~zda bulundu~u için, Sadrazam, (nezaket icab~ ) Naib-us-Saltana Hazretlerinin talimat~n~~ da nazar~~ itibare al~rs~n~z, dedi.
Bu son ifadesiyle Sadrazam~n yaratt~~~~ durum, buhran~n devam etti~i sürece, benim için en büyük üzüntü kayna~~~ olmu~tu.
Ancak, durumun ciddiyetini müdrik oldu~umdan ve ~ahin sa~l~~~nda bile, Sadrazamla Harbiye Naz~r~~ Naib-us-Saltana aras~nda nas~l bir nefret ve geçimsizli~in bulundu~unu bildi~im için, ve ~ahsen de Naib-us-Saltana'ya itimad~m olmad~~~ndan, tereddüt göstermeden, Satdrazam~n bu son sözlerine itiraz ettim ve:
"Efendimiz, içinde bulundu~umuz ~artlarda, ben iki ki~iden emir alamam. Bu sebepten, gerekti~inde, emir almak üzere, kime ba~vuraca~~m~~ bana katiyetle belirtmenizi hassaten rica ediyorum", dedim.
Naib-us-Saltana bu ifademle neyi kastetti~imi anlad~~ ve:
"~drakiniz ve mülâhazalar~n~z ne yapman~z~~ gerektiriyorsa, onu yapars~n~z; ac~dan ölmü~~ durumday~m, hiç bir ~ey tasavvur edemiyorum... En iyisi (?) Sadrazam Hazretlerine ba~vurursunuz dedi ve ard~ndan da sallana sallana kap~ya do~ru yürüdü, orada beklemekte olan makam faytonuna binerek, ~ehrin bat~~ ucunda yer alan, Emiriye ad~ndaki malikânesine gitti.
Naib-us-Saltana'n~n salondan ç~k~~~ndan hemen sonra, Sadrazam kula~~ma e~ilerek: "Size güveniyorum; e~er talimat almak lüzum ve ihtiyac~n~~ duyarsan~z, sadece bana ve ~ahsen ba~vurunuz", dedil
Bu s~rada, Tahran'daki Rusya Sefareti Maslahatgüzar~~ ~çeglov, yan~ nda ba~tercüman~~ mösyö Grigoroviç oldu~u halde saraya girdiler.
Sefarete göndermi~~ oldu~um rapordan sonra, aradan geçen zaman içinde olup bitenler hakk~nda da Say~n Maslahatgüzara k~saca bilgi verdim. Sadrazamla da görü~tükten sonra, mösyö ~çeglov, ba~kentin güvenli~ini sa~lamak görevini üstlenmemi ve gerekti~inde sadece Sadrazam'dan emir ve talimat almam~~ teyid etti.
TAHRAN NOTLAR! 995 Bundan sonra, sarayda daha yar~m saat kadar kald~m ve bu süre içinde ~unlar~~ ö~remi~~ oldum:
Cuma günü olmak hasebiyle, ~ah Hazretleri, ~ah-Abdül-Azim'e gitmi~; gitmeden önce, sarayda kahvalt~~ etmemi~. Yak~nlar~, kahvalt~~ etmesini tavsiye etmi~ler, o da, namaz, on dakikada biter, sonra gelir, kahvalt~ m~~ yapar~ m, demi~. O zaman, Sadrazam, içinden gelen sese uyarak, ~aha, siz içeriye girmeden, camideki müslümanlar~~ d~~anya ç~ karal~ m, demi~. Buna kar~~l~k, ~ah da, onlarla bir arada k~lmak istedi~ini söylemi~. ~ahin, camide, Azizin mezar~~ ba~~ nda bulundu~u s~ rada, bol ~ ran cübbesi giymi~~ bir adam, sol elinde bir dilekçe ile ~aha sokulmu~~ ve sa~~ kolunun içinde saklad~~~~ tabancas~yla ate~~ etmi~.
O anda, ~ah, sadece: "Yakalay~n, yakalay~n!" diyebilmi~~ ve yan~ndaki yaverlerden birinin kuca~~na dü~mü~~ ve nefesi kesilmi~.
~ah', biti~ikteki, ~ mam-zade Seyid Hamza ad~ n~~ ta~~yan odaya götürmü~ler. ~ahin. genç ya~ta ölen sevgili ilk kar~s~~ Ceyran Han~m Farruh-us-Saltana'n~n mezar~~ da orada bulunuyormu~. Oraya girince, ~ahin vücudu bir daha titremi~~ ve bundan sonra art~k vücutta hayat kalmam~~. Yap~lan muayenede, ~ahin kalbinin normalden çok daha büyük oldu~u anla~~lm~~. Büyük çapl~~ olan mermi, alt~ nc~~ ve yedinci kaburgalar~ n aras~ndan geçmi~, kalbin alt k~sm~n~~ delmi§ ve bel kemi~ine saplanm~~. E~er, ~ahin kalbi normal büyüklükte olsa imi~, mermi, kalbe zarar vermeyecekmi~.
~ahin ölüsünü, birbuçuk saat kadar ~ah-Abdül-Azim'de tuttuktan sonra, Tahran'a getirme~e karar vermi~ler. ~ahin cesedini dayal~~ vaziyette saltanat arabas~na yerle~tirmi~ler, yan~na da Sadrazam~~ oturtmu~lar. ~ahin bedenini dik tutma~a çal~~arak, yol boyunca, Sadrazam, mendiliyle onu yelleyerek, ay~ltma~a çal~~~yor gibi davranm~~. Saltanat arabas~, ~ehirden olanca h~z~yla geçerek, saraya varm~~.
~aha ate~~ ettikten sonra, katil, ikinci mermiyi de, Sadrazam'a s~kmak istemi~, fakat ~ahin yaverleri ve camideki müslümanlar ve özellikle kad~nlar adam~~ yere y~km~~lar ve ~ahin yaverlerinden biri olan Muin-ud-Devle, di~leriyle katilin bile~ini ~s~rarak, tabancay~~ elinden güçlükle al~p, yana f~rlatm~~. (Bu tabanca kaybolmu~~ ve bugüne kadar bulunamam~~t~r.)
Camideki kad~nlar, katilin üzerine öylesine hiddetle çullanm~~lar ki, bedenen güçlü bir adam olan Sadrazam, yan~nda kalm~~~ olan bir iki yaverle (zira, o anda di~erleri sa~a sola kaç~~m~~lard~) adam~, sorgulamak üzere, kad~nlar~n elinden güçlükle alabilmi~ler. Bu mücadelede, kad~nlar, t~rnaklanyla, Sadrazam~n ellerini de bir hayli yaralam~~lar.
996 U. A. KOSOGOVSKT - O. CENAP EREN
Yakalanan katil, makam faytonu içinde saraya getirilmi~ti *.
Yukar~da da belirtildi~i gibi, ~ahin cesedini saltanat arabas~nda Tahran'a getirirken, Sadrazam, ölünün vücudunu dik tutarak, yol boyunca yüzünü mendiliyle yelleme~e devam etmi~. Onun bu halini gören ~ehir halk~, ~ahin hayatta oldu~u kan~s~na vard~~~~ gibi, Tophane meydan~ndaki esas nöbetçiler ile saray~n kale kap~s~ndakiler de, ~ah geliyor, diye selâm durmu~lar; Tophane kap~s~ndaki Topçu Kuvvetleri bandosu de, milli mar~~~ çalmak suretiyle ~ah' selâmlam~~t~r.
Saraya her dönü~ünde, saltanat arabas~, genellikle gelir ve Haremin giri~inde dururdu; bu sefer, arabay~, saray~n ba~~ kap~s~ndan Ali-Kami (Sublime porte, Bab~-Mi)den içeriye sokmu~lar. Bu yoldan, saray~n "Divanhanei-Taht~-Mermer" adlanan avlusuna geçilir. Burada, atlar~, saltanat arabas~ndan çözmü~ler ve hizmetkârlar~n yard~m~~ ile, arabay~~ iterek "Ba~" ad~~ verilen, saray~n üçüncü avlusuna alm~~lar. Buradan da, portakal bahçesi diye bilinen, caml~~ seradan geçirerek, ~ahin cesedini tekerlekli bir koltu~un üzerine uzatm~~lar; "P~rlantal~~ salona" götürmü~ler. (Bu salonun duvarlar~~ ve tavan~~ kristallerle ve aynalarla kapl~~ oldu~undan bu ad~~ ta~~maktad~r.)
~ahin cesedini burada yap~lan bir yer yata~~na yat~ rm~~lar, yan~ na da ya~l~~ ve dini bütün prenslerden biri say~lan Hac~~ Feridun Mirza'y~~ koymu~lar. Bu zat, bütün gece kur'an okumu~~ ve ölüyü y~kama merasimini yapm~~).
Birlik ve müfreze komutanlar~n~~ belirledikten ve görevlileri ~ehrin çe~itli semtlerine yerle~tirdikten sonra, ben, gene saraya, Sadrazam~n yan~na geldim.
Sadrazam, ~ah Hazretlerinin telgraf odas~nda idi. Yan~nda da Rusya Sefareti Maslahatgüzari ve ~ngiltere Büyükelçisi ve bunlar~n tercümanlar~~ vard~. Tebriz'de bulunan Veliaht Hazretleriyle telgrafla görü~üyorlard~.
Halk~n kar~~s~nda bütün gücünü ve iradesini kullanm~~~ olan Sadrazam, bu müthi~~ günün olaylar~ndan sonra, ak~am~n bu saatinde bitkin bir halde idi. Hastalanm~~t~; mide kramplar~, bay~lmalar, ay~lmalar, histeri nöbetleri, birbirini takip ediyordu.
Saraydaki ~a~k~nl~k ve peri~anl~k o derecede büyüktü ki, ~ngiliz Büyükelçisi, kendine çay koymak için, kalkt~~ barda~~n~~ ve ka~~~~n~~ kendi eliyle y~kad~, çay~n~~ koydu, ~eker gelecek diye de uzun uzun bekledi, durdu. * Câni, Kerman ~ehri halk~ndan Mirza Muhammet R~za ad~nda biri idi. Kendisi, vaktiyle, Nasreddin ~ah tarafindan Iran'dan kovulmu~~ bulunan ve halen Istanbul'da ya~ayan malum Seyit Cemaleddini Afganrnin gayretke~~ ve sad~k taraftarlanndan biri idi.
TAHRAN NOTLARI 997 Rusya ve Ingiltere temsilcilerinin huzurunda Tebrize Veliaht'a çekilen ilk telgrafta (~ahin tabanca ile yaraland~~~) bildirilmi~ti. Bu konudaki e~ nirlerinin ne olaca~~, ~eklindeki soruya, Muzaffereddin ~ah:
"~u anda, saray telgrafhanesinde yan~n~zda kimler bulunuyor? diye sordu.
Kar~~l~k olarak, Sadrazam, odada bulunanlar~n her birini adlar~~ ile sayd~.
Bunun üzerine Muzaffereddin ~ah: ""Naib-us-Saltana yok mu? diye sordu.
Naib-us-Saltana'mn Emiriye'de malikânesinde oldu~u bildirildi. Bu konu~madan tahminen bir saat sonra, Sadrazam ad~na, fevkalade mant~kl~~ bir ~ekilde kaleme al~nm~~, a~a~~daki mealde bir telgraf geldi:
"Ald~~~n~z tertip ve tedbirler için Zat~alilerine te~ekkür ederim. Bundan sonra da, Zat~aliniz Iran'~n yöneticisi bulunuyorsunuz. Bütün yüce makam sahiplerine, prenslere, bakanlara, valilere, din adamlar~na ve di~erlerine teveccühlerimin ve her birine tevdi edilmi~~ bulunan göreve devam etmeleri hususundaki irademin bildirilmesini rica ederim.
Hiç kimse lütufkarl~~~mdan mahrum b~rak~lmayacakt~r. Bütün ihtiyaçlar ve idari konular ancak ve sadece Zat~alileri tarafindan taraf~ma ula~t~ r~lacakt~r.
Bundan maada, ~ah gelinceye kadar, her ne sebeple olursa olsun, Sadrazam~n saraydan bir ad~m bile uzakla~mamas~, emrolunmu~tu.
Haz~r bulunanlar~n her biri, bu durumda, Naib-us-Saltana'n~n nas~l bir tav~r tak~naca~~~ ve ne dü~ündü~ü konusunda tereddüt ve endi~e içinde idiler.
O zaman ben, bu konuda yard~mc~~ olabilece~imi ve gidip Naib-us-Saltana ile görü~ebilece~imi kendilerine bildirdim.
Evvelemirde, onun hilekar huyunu, di~erlerinden iyi biliyordum; ikinci olarak da, malikânelerinin bütün giri~~ kap~lar~n~~ bildi~im gibi, kap~~ nöbetçileri ve u~aklar da beni tan~yor ve bana kar~~~ sayg~l~~ davramyorlard~. Sadrazamla beraber, Rusya Sefareti Maslahatgüzar~~ ve Ingiltere Büyükelçisi, yapt~~~m bu teklifi uygun bularak, görü~mek üzere, benim, Naib-us-Saltana'ya gitmeme karar verildi.
Bundan önce ise, garnizon hakk~ nda emir ve talimat almak için, serdar~-afham Vekil-ud-Devle saraya davet edilmi~ti. Bu zat, küçük bir rütbe sahibi iken, Naib-us-Saltana taraf~ndan yüceltilmi~, onun taraftar~~ ve
998 U. A. KOSOGOVSKI - Ö. CENAP EREN
tuttu~u adamlardan biri idi. Tam benim gidip Naib-us-Saltana ile görü~meme karar verildi~i s~ rada saraya gelmi~ti.
Ben, serdar~-afham~ n da benimle birlikte gelmesini teklif ettim. ~ahtan al~ nan telgrafin Farsça yaz~lm~~~ bir suretini serdar~n eline verdiler ve biz gece saat onda Naib-us-Saltana'n~ n Emiriye'deki malikânesine do~ru yola ç~ kt~k. Naib-us-Saltana'y~~ ac~kl~~ ve zavall~~ bir halde buldum: korkudan o derecede sinmi~~ ki, kesik kesik konu~uyor, konu~urken de Farsça ve Frans~zca kelimeleri kar~~t~ r~ yordu.
Beni birdenbire kar~~s~ nda görünce, korkmu~tu. Fakat, ben, onun nezdine, kendisine ~ahin telgraf~n~~ tevdi eden serdar~-afhamla gönderildi~i-mi söyleyerek, onu sakinle~tirdim. Bilindi~i gibi, bu telgrafta, Sadrazam~n, iran~n idareci ve yöneticisi olarak göreve devam etti~i ve bütün makam ve rütbelerin, bakanlar~ n ve sairenin ona tabi bulunduklar~~ ve ~ah Hazretlerine yap~lacak her türlü ba~vurular~ n Sadrazam~ n eliyle yap~lmas~~ gerekti~i belirtilmekte idi.
Naib-us-Saltana'n~n telgrafi ba~~ndan sonuna kadar üç kere okuyup bitirmesini bekledikten sonra, kendisine k~sa ve kat'i ~ekilde, saraydakilerin her birinin, kendisinin saraydan alel-acele uzakla~mas~ndan üzüntü duyduklar~ n~~ ve üstelik telgrafta da belirtildi~i gibi, yeni ~ah~n da:
~~ ) Naib-us-Saltana'n~ n da devletin a~~ r ve tela~l~~ anlarm~da saraydan ayr~lmamas~ n~,
2) Kat'l bir tutum içine girmesini,
Kay~ ts~z ~arts~z Sadrazama tabi olmas~ n~~ istedi~ini söyledim. Bu dediklerime kar~~l~k olarak, Naib-us-Saltana, bana:
"Yeni ~aha bir telgraf gönderdi~ini, inanm~yorsam, ~imdi telgrafhane-nin makbuzunu gösterebilece~ini, söyledi.
Sonra da, kula~~ma yakla~arak, ~unlar~~ f~s~ldad~:
"Benim için art~ k her ~ey bitmi~~ say~l~r... Sadrazam~n bana kar~~~ nas~l bir tav~r tak~ naca~~n~~ biliyorum. Benim nas~l bir can dü~man~m oldu~unu siz bilmezsiniz... ~imdi, benim biricik ümidim Rusya'da... Rusya'n~n himayesine s~~~ nd~~~m~~ Maslahatgüzara bildiriniz. Bundan sonra kendimi tamamiyle Ruslara teslim ediyorum; benim, aile efrad~m~n ve mallar~m~n emniyetini vars~ n, onlar sa~las~n"... dedi.
Ben susuyordum. Naib-us-Saltana, tamamiyle bitkin bir halde, sonunda bana:
— Neye susuyorsunuz? Söyleyin, ben ne yapabilirim? dedi. Kar~~l~k olarak kendisine:
TAHRAN NOTLARI • 999
"Bana emrolunanlar~~ Zat~alilerine bildirmi~~ oldum. Burada benim ~ahsi mülâhazalar~ ma yer yok. E~er nam~ n~ za bir ~ey yapmam~~ istiyorsan~ z, arzu ettiklerinizi bir ka~~da yaz~ n, bunu Zat~alileri nam~ na, götürüp Rusya Misyonuna veririm, dedim.
"Hay~r, ben bu i~te sizin fikrinizi almak istiyorum... Akl~ m ba~~ mda de~il," dedi.
O zaman, kendisine ~u kar~~l~~~~ verdim:
"Sadece yeni ~ah de~il, Rusya ve ~ ngiltere temsilcileri de Sadrazam~, ~ ran'~ n yöneticisi olarak tamm~~lard~ r; Zat~ alileri ve Zill-us-Sultan hakk~ nda söz dahi edilmemi~tir. Bunda ~üphe ve tereddüde yer yoktur.
Vakit geçirmeden, Sadrazam~ n arac~l~~~~ ile ~aha bir telgraf yaz~ n. Bu suretle ~ah Hazretlerine ve bütün di~erlerine Sadrazama ve yeni ~ahin bütün emirlerine uydu~unuzu göstermi~~ olursunuz. Nitekim, ~ah Hazretlerinin ilk icraat~~ da, Sadrazam~~ ~ ran'~ n idarecisi olarak atamak olmu~tur. Münasip görürseniz, telgraf~ mz~~ hemen ~imdi al~r, Sadrazama götürürüm, dedim.
Bu sözleri söyledikten sonra, aya~a kalkarak, gitmek üzere, Naib-us-Saltana'y~~ selâmlad~ m.
Naib-us-Saltana, beni kolumdan yakalad~~ ve bana: "Bugün peri~an bir haldeyim... Bedenimde can yok... Bir ~ey dü~ünecek halde de~ilim... Fakat, yar~n sabah bu telgraf~~ gönderirim", dedi.
Emiriye'den, ben, do~ruca Rusya Maslahatgüzar~ na gittim ve Naib-us-Saltana ile aram~zda geçen konu~may~~ harfiyen kendisine anlatt~m.
Naib-us-Saltana'n~n bütün bu istikbal korku ve endi~esinde bir dereceye kadar belki de hakl~~ oldu~unu kaydetmeyi de vazife sayar~m. Çünkü, ~ahin ölümü ile onun evlatlar~~ tamamiyle sahneden uzakla~t~ r~lmakta ve yerlerini, yeni ~ahin evlatlarma, yani ye~enlerine b~ rakmaktad~ rlar.
Ve e~er, ölen ~ahin o~lu, yani, yeni ~ahin ye~eni hayat~ nda dürüst davranm~~sa, yeni ~ah onu mevkiinden uzakla~t~ r~ r ve k~smen de edindi~i mal ve mülkten mahrum eder, böylelikle onu zay~f ve etkisiz bir hale dü~ürür.
Bu durum, ye~enler tam manas~yla zarars~z ve manen ve maddeten peri~an bir hale getirilinceye kadar devam eder, sonunda da, yeni ~ah için tamamiyle tehlikesiz bir hale geldikleri anla~~l~nca, kendilerine, ikinci derecede valilik görevleri verilir.
Fakat, e~er, hayat~nda yeni ~aha kar~~~ bir tutum içinde bulunmu~sa, o zaman kendisini ac~kl~~ bir son bekleyebilir.
'000 U. A. KOSOGOVSKI - O. CENAP EREN
Halbuki, Zill-us-Sultan ve Naib-us-Saltana babalar~~ Nasreddin ~ah'~ n sa~l~~~ nda, amucalar~ na (yani yeni ~aha kar~~ ) aç~ ktan aç~~a dü~man gibi davranm~~lard~. Bunu gizlemek lüzumunu duymad~klar~~ gibi, sürekli olarak, kendileri Veliaht olmak çabas~~ içinde idiler.
Iran'da, her yeni ~ah~n tahta ç~k~~~nda, Kacar sülâles~ nde karde~ler, amucalar taraf~ ndan isyanlar ve ayaklanmalar ç~ kar~l~r, has~m taraftakilerin gözleri oyulur, ya da bunlar kur~una dizilirler; ve her halükarda bunlar~ n akrabas~n~ n bütün mallar~n~n da devletçe müsadere olundu~unu iyi bilen Naib-us-Saltana, yeni ~ah~n kendisine kar~~~ ideal bir alicenapl~k gösterece~inden emin olmas~~ halinde ancak huzura kavu~abilirdi. Fakat, yeni ~ah~ n kendisine kar~~~ bu ~ekilde davranaca~~na dair Naib-us-Saltana'n~ n elinde bir teminat var m~~ idi? Acaba, çevresindekiler yeni ~ah'ta Naib-us-Saltana'ya kar~~~ ~üphe ve nefret duygular~~ uyand~rmazlar m~~ idi? ...~ah~ n öldürüldü~üne dair haberi ald~~~nda, yukar~da s~ralanan sebeplerden dolay~, Naib-us-Saltana bu tutum içine girmi~ti. ~ahin vuruldu~u gün, kendisi, ~ah-Abdül-Azim'e gitmemi~ti. Orada, ~ahla birlikte bulunan akrabas~ ndan biri, olay~n hemen ard~ndan, at üstünde gelerek, ~ah~n tabanca kur~unu ile yaraland~~~~ haberini Naib-us-Saltana'ya getirmi~ti. Bu s~rada kendisi, malikânesinde, kutlanmas~~ tasarlanan ~ah~n jübilesindeki ziyafetle ilgili davetiyeleri haz~rlamakla me~guldu.
Haberi al~r almaz, hemen Harem dairesi k~sm~ na ko~turdu. (~ah~ n saray~nda oldu~u gibi, Naib-us-Saltana'n~n malikânesinde de Haremlik ve Selâml~k vard~). Her halde oradaki ziynet ve mücevherlerini toplama~a gitmi~ti.
Yar~m saat sonra da, at üstünde, damad~~ Mecd-ud-Devle gelip, ~ah~n öldü~ünü haber verince, Naib-us-Saltana, faytonuna atlayarak, saraya bir daha ad~m atmamak üzere, Haremlik taraf~ ndan selâml~k k~sm~na gelmi~tir. Saraya dönmesi ise, ard~~ ard~na iki habercinin gelerek, ~ah~n hayatta oldu~una ve ~ehre geldi~ine dair kendisine teminat vermi~~ olmalar~ ndand~... Zill-us-Sultan ise, ~ah~ n ölümünden çok daha önceleri, belki de otuz seneden beri, ihtiyar ~ah zaman~ nda ve babas~n~n saltanat~~ y~llar~nda, yabanc~~ temsilciliklerde, Sadrazam'da ve genellikle Iran halk~n~n her tabakas~nda tehlikeler yaratm~~~ bir kimse idi. Fakat, büyük bir talih eseri ve fevkalade zekas~~ ve cereyan eden olaylar~n lehinde geli~mesi sayesinde, Zill-us-Sultan, paças~n~, Naib-us-Saltana'dan daha kolay kurtarabilmi~tir.
— 19 Nisan günü, Zill-us-Sultan'a oldu~u gibi, Veliahte ve Naib-us-Saltana'ya, ~ah~n öldü~ü haberi birdenbire duyurulmam~~, sadece yaraland~~~~ bildirilmi~tir. Buna kar~~l~k olarak, Zill-us-Sultan, birçok kimseye samimi üzüntülerini bildiren mektuplar göndermi~tir.
TAHRAN NOTLARI 1001
Saraydakilere, yani en yak~n ve sadakat~ndan emin bulundu~u kimselere, Sadrazam, ~ahin öldü~ünü, ayn~~ gün ö~le üzeri saat dörtte bildirmi~tir *.
Ayn~~ gün, ak~am~n geç saatinde Veliaht'a ve Zill-us-Sultan'a ikinci birer telgraf gönderilerek, ~ahin yaraland~~~~ de~il, öldürüldü~ü haberi ula~t~r~lm~~t~r.
Ölüm haberini al~r almaz, her türlü tehlikeyi göze alarak, Sultan, Tebrize, yeni ~aba bir telgraf göndererek kendisi, (yani Zill-us-Sultan) ~ah~~ ölmü~~ saym~yor, sadece ~ah~ n ad~ n~ n ~imdiye kadar Nasreddin ~ah oldu~unu, bundan sonra da Muzaffereddin ~ah olaca~~ n~~ bildiriyor ve Muzaffereddin ~ahin tahta ç~kt~~~~ dakikadan itibaren, her türlü akrabal~ k haklar~ ndan ve ili~kilerinden sarf~ nazar etti~ini, kendisini bir ye~en ve prens de~il, Zat~~ahanelerinin vefakâr bir kulu saymalar~n~; Isfahan'da ikamete devam etmesi emir buyurulursa orada kalaca~~n~; Tebriz'e gitmesi emrolunursa oraya gidece~ini; Tahran'a gelmesi emrolunursa gelece~ini; bütün görevlerinden istifas~~ tensip buyurulursa istifa ederek, itaatkârane bir tarzda bo~ta kalaca~~n~, bildirmi~tir.
Bunlar~~ yazmakla beraber, Zill-us-Sultan, yeni ~ahtan, kendisini Isfahan Genel Valili~inde b~rak~p b~rakmayaca~' ~m ve yeni ~ahin kendisine hil'at gönderip göndermeyece~ini de sormakta ve Muzaffereddin ~ah zaman~ nda lütuf ve teveccühe mazhar zevattan bulundu~unu belirtmekte-dir.
Sadrazama gönderdi~i mektupta da, Zill-us-Sultan, Sadrazam'~n emirlerine tamamiyle tabi bulundu~unu ve kendisinin bir prens de~il, ~ahin en itaatkâr hizmetkarlar~ndan biri ve Sadrazam'a tabi bir kul say~lmas~ n~~ rica etmektedir.
Ba~ka türlü de~il de, Zill-us-Sultan~~ bu ~ekilde davranma~a sevk eden sebepler nelerdir? Tahta geçmi~~ olsa bile, uzun zaman tutunamayaca~~n~~ ona bildiren f~ tri zekas~~ ve kanaati m~; Ruslar~n ve Ingilizlerin yeni ~ah~~ tan~ m~~~ olmalar~~ m~; mevcut ahval ve ~erait alt~nda devletin yeni ba~kan~na itaat etmesi için, Ingilizlerin el alt~ndan ona yapm~~~ olabilecekleri telkin ve tavsiyeler mi, bunlar, ~imdiye kadar bilinmeyen birer konu olarak kalmaktad~r.
~u, ya da bu ~ekilde de olsa, Zill-us-Sultan, bu takti~i ve aç~ k seçik hareket tarz~~ ile, hem yeni ~ah', hem de Sadrazam~~ bir süre için bile olsa, kendi lehine çevirmeyi ba~arm~~t~r.
1002 U. A. KOSOGOVSK~~ - C~. CENAP EREN
Söylediklerine göre, Zill-us-Sultan, yeni ~aha, sad~ k bir bendesi s~fat~yla, Tebriz'den Tahran'a yapaca~~~ seyahatinde sarfedilmek üzere, 50.000 Tümen para göndermi~tir.
Ölen ~ah~ n geride b~rakt~klar~~ (Feth-Ali ~ah~n o~lu olan) çok ya~l~~ Cans~z-Mirza, karde~leri (Mülkara, Rükn-ud-Devle, ve Ezz-ud-Devle) ile çocuklar~~ (Salar-us-Saltana, Rükn-us-Saltana ve dört ya~~ nda biri) ölen ~ah~ n bütün ailesinin (erke~in ve kad~ n~n soyundan olanlar~n) hepsi, birer nesil geriye çekilmi~~ olup, kabiliyetleri itibariyle, yeni ~ah için bir tehlike te~kil etmemektedirler.
Yeni ~ah~n o~ullar~~ ve k~zlar~, ölen ~ah~n evlâtlar~ndan bo~alan mevkileri, unvan ve s~fatlar~~ almaktad~rlar.
...~ehirde durum genellikle sakin. Hatta, ölen ~ah~ n ve Naib-us-Saltana'n~ n valili~i zaman~ndakinden de sakin ve suistimal hadiseleri daha az. Kim bilir, belki de polisler Kozak askerlerden, makam sahipleri ve komutanlar da Sadrazam'~n ~iddetinden korkuyorlar...
Asl~nda, Harbiye Naz~ r~~ görevini de bizzat Sadrazam görmektedir. Garnizonla ilgili emirleri Sadrazam do~rudan do~ruya serdar~-ekreme (kanat~ mca bu zat Harbiye Naz~rl~~~na en muhtemel namzettir) ve bana vermektedir.